ŞAHTERE OTU:Egzama ve sedef hastalarının tercihidir.
MİNE ÇİÇEĞİ:Kan temizleyici özelliği vardır.
EĞİR KÖKÜrostat hastaları için kullanılır.
DULAVRA OTUaç dökülmelerine iyi gelir.
HİNDİBA,ZERDACAL OTU:Karaciğer rahatsızlıklarında kullanılır.
ÇUHA OTU,MELİSSAakinleştirici özelliği vardır.
BALLI BABA:Böbrek ve diyaliz hastalarına önerilir.
HAVLICAN:Alkciğer ve solunum problemlerine,nefes darlığı çekenlere iyi gelir.
ZENCEFİL:Astım ve bronşit hastalarına önerilir.
ISIRGAN:BAğışıklık kuvvetlendirir.
KUŞBURNU:Kanamayı durdurduğu için kan basıncı önemli olan kalp ve tansiyon hastalarında kullanılır.
FESLEĞEN,DEFNE OTU:Baş ağrılarına iyi gelir.
MEYAN KÖKÜ:Ülsere iyi gelir.
ADA ÇAYI,IHLAMUR VE NANEoğuk algınlığında tedaviye yardımcıdır.
REZENE VE ANASON:Kabızlık sorunu çekenlere bire birdir.
EKİNEZYA:Grip hastalarına önerilir.
BİBERİYE:Romatizma,düşük tansiyon,safra kesesi taşı gibi şikayetleri olanlar için öneriliyor.
Uzun süre bilgisayar karşısında çalışan kişilerde göz kırpmanın azalması, gözde kuruluğa neden oluyor.Gözyaşı görme fonksiyonunun tamamlanması için hayati önem taşıyor.İşte uzmanların uzun süre bilgisayar kullanmak zorunda kalanlara tavsiyeleri
Bu nedenle göz kuruluğu bulunanlara, damlalarla suni gözyaşı kullanmaları tavsiye ediliyor.Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, uzun süre bilgisayar karşısında iş yapanların daha az göz kırpmalarının gözlerde kuruluğa neden olduğunu söyledi. Uluslararası Gözyaşı Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Uğurbaş, göz kuruluğunun yaş, kullanılan bir ilaç, beslenme ve vitamin eksikliğine bağlı olabileceğini vurguluyor.
10 SANİYEDE BİR GÖZ KIRP
İnsanların gözlerini 10 saniyede bir kırptığını belirten Doç. Dr. Uğurbaş şöyle konuştu: Ancak bilgisayar ekranına odaklandığında kişi göz kırpmayı unutuyor. Uzun süre bilgisayar karşısında çalışanların göz kırpmayı unutması, gözyaşının buharlaşarak kuruluk oluşmasına neden oluyor. Bu gözde yanma, kızarıklık ve batma hissi yaratıyor.
Gözyaşının görme fonksiyonunun tamamlanması için hayati önem taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Uğurbaş, Gözyaşı, gözü dış etkenlerden korur. Göz kuruluğu bulunanlara damlalarla suni gözyaşı kullanmalarını tavsiye ediyoruz dedi.
Resulullah (s.a.s) efendimiz " içkiye devam eden, sihre inanan, hısımlarından ilgisini kesen kimse cennete giremez." buyurmuşlardır.
İslam hukukçularının bir kısmı sihri küfür saymışlar, bir kısmı da kapısını araladığını söylemişlerdir. Kur'an-ı Kerim'de, sihirbazların şerrinden Allah'a sığınmamız emredilmektedir. Zira sihirbaz ve büyücüler düğümlere üfleyerek karı kocayı birbirinden ayırmaya çalışırlar, ayrıca bazı insanlara kütülükte bulunmayı tasarlarlar. Cinlerin ve düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden emin olmak için (Nas ve Felak) surelerinin okunması tavsiye edilmiştir.
Hz. Aişe (r.a)'dan şöyle rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.s), akşam olup yatağına uzanmak istediği zaman hemen her gece iki avucunu birleştirip onlara üfleyerek ihlas, nas ve felak surelerini okur, üfler, önce başına ve yüzüne sürmeye başlar, sonrada iki elini bedeninden dokunabilecek her yerine sürer ve bunu üç defa tekrar ederdi. Resulullah (s.a.s) efendimiz: "Göz Değmesi Haktır" buyurmuşlardır.
Nazarı değen kimse, hatta herkes, beğendiği bir şeyi görünce Maşaallah demeli, ondan sonra o şeyi söylemelidir. Nazan değen kimseye şifa için: Ayetel Kürsi, Fatiha, Felak, Nas ve Nün süresinin son ayetinin okunması zikredilmiştir.
Bugüne kadar hiçbir din adami, hiçbir bilim insani, hatta CIA bile, Evet Nuhun Gemisini bulduk demedi. Oysa, yeryüzünün her yani kesfedilmisken ve artik savaslar bile uydulardan yönetiliyorken, bilim ve teknolojinin ulastigi bu düzeyle, Nuhun Gemisi de çoktan bulunmus olmaliydi.
Dünya üzerindeki birçok kültür, Nuhun Gemisinin, kendi cografyalarinda yer alan bir dagin tepesine oturduguna inanir. Örnegin, bu kutsal dag Grekler için Parnassus, Babilliler için Nimus, Asurlular için Nizar, Hindular için Himavat, Inkalar için And Daglarinin zirvesi, Aztekler ve Toltekler için Colhuacan, Hiristiyanlar için Ararat (Agri Dagi), Müslümanlar için Cudidir. Nuhun Gemisi söylencesine ve onun bulundugu yere iliskin, Tevrat ve Kurandaki anlatimlar en yaygin inançlar olarak kabul edilmekle birlikte, Nuhun Gemisi ve Tufan söylencelerinin, yalnizca Ortadogu kökenli olduklarini öne sürmek dogru degildir. Tufan, yani insanlarin günahlarindan ötürü Tanri tarafindan cezalandirildiklari ve bir zamanlar yeryüzünün bir bölgesini ya da tümünü sularin basip tüm yasamin sona erdigine, sonra yeniden baslatildigina iliskin inanç, gelmis geçmis tüm uygarliklarin söylencelerinde yer alan bir inanistir. Iskandinavlardan Mayalara, Çinlilerden Hopi kizilderililerine, Sümerlerden Alaskada yasayan Tlingitlere dek, degisik adlarla anilmakla birlikte, tüm insan topluluklarinin bir Nuhu, hayvan çiftleri, bir Gemisi ve tabii ki bir dagi vardir. Bu seçilmislerin yolculugunun süresi ise 6 gün 6 gece ile 60 gün 60 gece ya da 52 yil arasinda degismektedir.
Hiristiyanlar, Geminin Ararat (Agri) Daginda, Müslümanlar ise Sirnak ve Silopi kentleri arasinda yer alan 2114 metre yüksekligindeki Cudi Daginda olduguna inaniyor. Çünkü Tevratta ve Kuranda böyle yaziyor. Ne var ki, Ararat sözcügünün Urartu sözcügünden bozma oldugunu öne sürenlerden ötürü Cudi olasiligi biraz daha yüksek gibi görünüyor. Çünkü, Cudi Daginin bulundugu bölge Urartularin bölgesi. Ayrica, 40 gün 40 gece süren yolculugun sonunda Nuhun karaya gönderdigi kusun, agzinda bir zeytin daliyla geri dönmesi de bu görüsü oldukça destekliyor. Çünkü Agri Daginda hiç zeytin agaci yok. Oysa Cudi Daginin güney kesimleri zeytinliklerle dolu.
Çaglar boyunca dinsel inançlar ile çatisan bilimsel anlayis da bugün artik yeryüzünde büyük bir tufanin meydana geldigini kabul ediyor. Bilim aslinda mitolojik bir kavram olarak kabul ettigi Nuhun Gemisi ile degil de, daha çok Tufan ile, yani binlerce yil önce yasanmis büyük bir taskin felaketi ve nedenleri ile ilgileniyor. Tufanin, yani tüm zamanlarin en büyük su baskininin nerede oldugu açik biçimde belirlenirse, bu, yeryüzünün jeolojik, arkeolojik hatta antropolojik tarihi açisindan önemli yeni bilgilere ulasilmasi anlamina gelecek.
En son öne sürülen yaklasimlara göre, günümüzden yaklasik 10 bin yil önce, buzul çaginin sonlarinda, buzullarin erimesiyle deniz düzeyi yükselmeye ve Akdenizin sulari, o sirada bir göl olan Karadenize akmaya basladi. Bir düsleyin: Bogazlar askida, bugünkü Istanbul Bogazi, örnegin 100 metre yükseklikte. Akdenizin sulari Marmara ve Istanbul Bogazi üzerinden bir selale gibi ve akil almaz bir su kütlesi durumunda Karadenize bosaliyor. ABDli iki bilim adami Dr. William Ryan ve Dr. Walter Pitmanin ortaya attiklari bu Karadeniz kuramini destekleyen, jeoloji Profesörü Naci Görüre göre bu selale, bugün yeryüzünün en büyük selalesinden birkaç yüz kat daha büyük ve güçlüydü. Selale Karadenizde büyük bir buharlasmaya neden oluyordu. Ortaya çikan ses ise kilometrelerce uzakliktan isitilebiliyordu. O çaglarda Karadeniz kiyilarinda avcilik, balikçilik ve tarimla geçinen insan topluluklari yasiyordu. Bu insanlar, bu olayi ve gürültüyü yasadi. Karadenizin sulari çok hizli bir biçimde yükseldi ve bir günde kilometrelerce yol alarak kiyilardaki tüm yasami sona erdirdi. Felaketten kaçabilenler göç yollari üzerinden Mezopotamyaya geldiler. Çünkü bu bölgenin kosullari, geldikleri bölgenin kosullarina çok benziyordu. Bu görülmemis ve unutulmaz olayi da yanlarinda getirdiler ve olay zamanla bir söylenceye dönüserek kavimden kavime aktarildi ve Tufan ve Nuhun Gemisi inanisi ortaya çikti.
Peki bu durumda Alaskada, Hindistanda ya da Güney Amerikada da bir Karadeniz ve bir Istanbul Bogazi var miydi? Galiba bunu arastirmak da o yörelerin bilim insanlarina düsüyor...
Agri Dagina çikan ilk kisi olarak bilinen Hollandali gezgin Jan Struys, 1670 yilinda, dagin eteklerinde inzivaya çekilmis bir Hiristiyan kesise rastlamasaydi, Nuhun Gemisi belki de hâlâ kutsal kitaplarin satirlari arasindaki yerini sürdürüyor olacakti. Kesis, gezgin Struysa, Nuhun Gemisine girdigini söylemis hatta Geminin parçalarindan kopardigini iddia ettigi bir ahsap parçasindan oyulmus küçük bir haç bile vermisti.
Resmî kayitlara göreyse, Nuhun Gemisini aramak üzere 20 Agustos 1829da Agri Daginin zirvesine ulasan ilk kisi Alman bilim adami Frederic Parrot oldu. Parrot, Padisah 2. Mahmud ile görüserek, Nuhun Gemisinin Agri Daginda bulundugunu öne sürdü. Padisah biraz da saskinlikla gerekli izni verdi ve Parrot, biri Rus alti Alman arkadasi ile zirveye tirmandi. Dönüste, Gemiyi bulamadigini ama izlerine rastladigini açiklamasi Avrupada ve Hiristiyan âleminde büyük heyecan yaratti.
Daha sonra, 1835te, 1845te ve 1846da Rus dagcilar tirmandi Agriya. 10 Agustos 1883 tarihli Chicago Tribune gazetesinde, bir Istanbul gazetesine dayanilarak, Nuhun Gemisinin bulunduguna iliskin bir haber yayimlanmasi yine ortaligi karistirdi. Amerikada birbirine ardina Nuhun Gemisi kulüpleri kurulmaya ve Amerikadan Agriya *** *** ekipler gelmeye basladi.
1890da zirveye ulasan ve yine bir Rus olan Milo Koseviç ise Agriya tirmanin ilk kadin olma unvanini elde etti.
1916da Vladimir Roskovski adli bir Rus pilot, Agri üzerinden geçerken bir gemi kalintisi gördügünü iddia edince gözler bir kez daha Agriya çevrildi.
O yillarda Agriya tirmananlar, gelecekte ne tür sorunlara ve tartismalara yol açacaklarini kuskusuz ki bilmiyorlardi. Aslinda, 1921de Sovyetler Birligi, Dagin kuzey yamaçlarindaki haklarini Türkiye Cumhuriyetine devretmese, 1932de Türk-Iran sinir düzeltme islemiyle Küçük Agri Türkiye sinirlarina alinmasaydi, gelecekteki sorunlar yalnizca bir ülkeyi degil, üç ülkenin yöneticilerini, basinini ve kamuoyunu, diplomatik, siyasal ve dinsel açilardan oldukça mesgul edecekti.
Milo Koseviç, Büyük Agrinin zirvesine tirmanan ilk kadindi ama zirveye ulasan tek devlet baskani olma unvani ise Türkiye Cumhuriyetinin besinci cumhurbaskani Cevdet Sunaya aitti. Sunay, kurbay binbasi oldugu 1937 yilinda bir ekiple zirveye çikmisti.
Adi pek duyulmamis, ansiklopedilerde ya da biyografi sözlüklerinde yer almayan bir kisi daha vardir ki, Nuhun Gemisi arastirmacilari (onlara gemici, gemi avcisi ya da Ingilizcedeki ark sözcügünden ötürü arkolojist deniliyor), gerçekten de ona çok sey borçludurlar. 11 Eylül 1959da, Harita Umum Müdürlügünde görevli harita mühendisi Yüzbasi Ilhan Durupinar, Büyük Agrinin havadan çekilmis fotograflari üzerinde incelemeler yaparken Nuhun Gemisine çok benzeyen bir olusum kesfetmisti. 135 metre uzunlugunda, 50 metre genisliginde ve 6 metre derinligindeki olusum, Tevratta sözü edilen Nuhun Gemisine iliskin ölçülerle büyük bir uyum gösteriyordu. Fotograflarin ayni yil içerisinde Hayat Dergisinde yayimlanmasi dünya çapinda, günümüze dek sürecek olan bir tartismayi baslatti. (O yillarda Hayatta çalisan ünlü fotograf sanatçisi Ara Güler, yillar sonra, 1980lerde astronot James Irwin ayni olusumu ikinci kez kesfettiginde, Amerikalilara da ne oluyor? Eger bu, Nuhun Gemisi ise onu ilk kez biz Türkler bulduk diyecekti.)
Ankaradaki ABD Büyükelçiligi araciligiyla Türk Hükümetine basvurarak, Nuh Gemisini iliskin kalintilari satin almak istediklerini resmen bildirmislerdi.
Gemi avcilari ile kesif gezilerinin sayisi 1960larda artmaya devam etti. Özellikle Amerikan kökenli çok sayida arastirma grubu, Türk hükümetinden Agriya çikmak için izin istiyordu. Çikma iznini alanlar ise genellikle eli bos dönüyordu. Bu arastirmacilardan biri olan Erly Cummings, denildigine göre, konuyla ilgili, dünyadaki en iyi bireysel arsive sahipti. Cummings, yüzbasi Durupinarin kesfettigi olusuma ancak 1974te ulasabilmisti. Ayni yil tüm gemi avcilarini kötü bir sürpriz bekliyordu. Çünkü Türk yetkililer artik Agri Daginin bulundugu yeri, ulusal güvenlik nedeniyle yasak bölge ilan etmisti. O yildan sonra gemi meraklilari, bir süreligine Agri Daginin uydudan çekilmis fotograflarinin analiziyle yetinmek zorunda kaldilar. 1984te bölge turizme açilinca on yil boyunca oldukça birikim olusturan gemi avcilari birbiri ardina Türkiyeye gelmeye basladilar. Bunlarin içinde en ilginç kisi kuskusuz ki Aya ayak basan astronotlardan biri olan James Irwin idi. Astronot Irwin, daha önceleri de, Aydayken gizemli ilâhî sesler duydugunu söylemesiyle kamuoyunda büyük bir ilgi odagi olmustu. Simdi de , birbiri ardina yaptigi basin toplantilarinda Gemiyi kesinlikle bulmaya kararli oldugunu söylüyordu. Fakat asil gürültüyü, bir diger ABDli avci Marvin Steffins koparmisti. Steffins, Gemiye ait oldugunu iddia ettigi parçalari, gizlice yurtdisina çikarinca, bu kez dönemin Kültür ve Turizm Bakani Mükerrem Tasçioglu bir açiklama yapmak zorunda kalmisti. Kaçirilan parçalarin Agrinin tasindan topragindan ibaret oldugunu söyleyen Tasçioglu, 30 Agustos 1984te söyle konusmustu: Irwin Aya inerken üsütmüs olabilir!.. Steffins ile öteki arastirmacilar ise para amaciyla senaryo yazmislar...
1986da bu kez baska bir Amerikali, David Fasold daha etkileyici bir iddia ortaya atti: Herkes yaniliyor! Gemi, Agrida oldugu söylenen yerde degil, daha asagida, Üzengili köyü yakinlarinda... Fasold, iddiasini, yine dev bir gemiye benzetilen olusum ile de destekliyordu.
Astronotlar, CIA ajanlari, arkolojistler (gemiciler), batik gemi çikarmada uzman olanlar, herkes yüzyili asan bir süredir Nuhun Gemisinin pesinde. Peki ne olacak gemi bulundugu zaman? Bunun, Akdenizde 500 yil önce korsanlar tarafindan batirilan herhangi bir geminin bulunmasi gibi bir bulunma olmayacagi açik.
Örnegin David Fasold, Üzengili (eski adiyla Mesar) köyü yakinlarinda Nuhun Gemisine ait oldugunu iddia ettigi olusumu kesfettiginde, bakin neler olmustu: Nuhun Gemisinin varligina iliskin hiçbir somut kanit olmamasina karsin Agri Valiligi olusumun bulundugu yere turistik bir kafeterya yaptirmaya baslamisti. Üzengili köyü, Nuhun Gemisi sayesinde hemen bir yola kavusmustu. Bir de küçük çapli bir arazi anlasmazligi yasanmisti: Iki Üzengili, geminin kendi arazileri içinde oldugunu iddia ederek yetkililere ayri ayri basvurmuslardi. Ayni aileden olan bu kisiler onun degil, benim! biçiminde birbirlerine de düsmüslerdi. Sonunda devlet olaya el koymus ve üzerinde hiçbir bitki örtüsünün bulunmadigi kayalik arazinin, Yapilan tahkikat sonucunda bu arazinin, vergi kayitlari kapsaminda bir yer olmadigi anlasildi ve maliye adina tesciline karar verildi... denilerek Hazineye ait oldugunu saptanmisti.
1987de ise Agriya tirmanmak, Türk yetkililerce tekrar yasaklandi. Yasagin kaldirilacagina iliskin söylentiler olmakla birlikte, en azindan Bütün Dünyanin bu sayisinin yayina hazirlandigi siralarda yasak hâlâ kalkmamisti.
Yüzbasi Durupinarin Hayat dergisine verdigi ve yayimlanmasini sagladigi fotograflar, yalnizca Hiristiyanlarin, Müslümanlarin ve gemicilerin degil, bir baska kesimin daha ilgisini çekecekti: Gizli servislerin. Dünya üzerinde olup biten herseyden haberi olan CIAin, Nuhun Gemisi gibi bir olaya kayitsiz kalmasi beklenemezdi. Ancak uzun yillar sonra, CIAin, Agri Dagi Anomalisi baslikli bir dosya açtigi, 1959dan beri Agri Dagindaki bu olusum ile ilgilendigi ve havadan, uzaydan, uydularla, U2 casus uçaklariyla türlü açilardan çekilmis binlerce fotograflik bir arsivi oldugu ortaya çikacakti.
CIAin sirri 1995te açiklandi. Önce Gemiyi bulduk, sonra da 1997de, Agrida gemi yok! dediler. Belki de türlü nedenlerle, belirsizligin sürmesi gerekiyordu! Tüm bunlar Yüzbasi Durupinarin kesfettigi olusuma iliskin fotograflardan kaynaklanmisti. Ancak daha 1986da, Jeomorfoloji Dergisinde Yilmaz Güner imzasiyla yayimlanan bir makaleyle; bir gemiye çok benzetilen sözkonusu kabartinin, jeolojide yer akmasi (earthflow) adiyla anilan ve buzullarin kaymasiyla ortaya çikmis, son derece dogal bir olusum oldugu öne sürülmüstü. Bir anlamda son nokta islevi tasiyan bu yaklasimin Nuhun Gemisine iliskin simdiye dek yapilmis en ayrintili ve bilimsel çalisma oldugu kabul edildi.
Nuhun Gemisine iliskin en taze haber ise 1999 Kasiminda Amerikan gazetelerinde yayimlandi. Merkezi ABDde bulunan Nuhun Gemisi Derneginin duyurusu söyleydi: Türkiyede Agri Daginin çevresinde düzinelerce arastirma yapildi ama kesif kanitlanamadi. 31 Aralik 2000e dek Nuhun Gemisini kesfedene 1 milyon dolar ödül verecegiz.
Kesin olan bir sey daha var ki, o da, bu Nuhun Gemisi isinden birilerinin oldukça zengin oldugu. ABDde birçok dernek ve kulüp bulunuyor. Ülkede siradan bir Nuhun Gemisi konferansina, yalnizca girmek için, en düsük tarifeden 10-15 dolar ödemek gerekiyor. Konusmacilar, her konferansin sonunda genellikle, Mutlaka Agriya gitmeli, tirmanmali ve Gemiyi bulup, kutsal kitabimizda yazilani dogrulamaliyiz demekte ve dindar insanlar da bu ugurda para bagisinda bulunmaktan kaçinmamaktadir. Gemi avcilari her seferinde Türkiyeye geliyorlar, fotograf ve filmler çekiyorlar, sonra dönüp bunlari parali konferanslarda gösterip, Bu kez bulamadik ama gelecek yil mutlaka... diyorlardi. Gemi de, dogaldir ki bir türlü bulunamiyordu.
Agriya çikisin yasaklandigi 1987den buyana, bu sektörde etkinlik gösterenlerin, geçimlerini nasil sagladiklarini insan gerçekten merak ediyor! Nuhun Gemisine iliskin anlatimlarin temeli büyük dinlerin kutsal kitaplarina dayaniyor. Gemi bulundugu zaman, dinler arasindaki çatismalar sona mi erecek? Yeryüzünde belki de ilk kez, büyük dinlerin izleyicileri ortak bir hac yeri mi belirlemis olacaklar?
Tüm kesimlerin görüs ve inanislarindan söyle bir ortak payda çikartmak olasi: Ortada öyle ya da böyle kötü bir olay var: Bir dinin izleyicisi olanlar, insanlarin çok günah isledikleri gerekçesiyle Tanri tarafindan cezalandirildiklarini; bilim ise o yörede büyük bir sel felaketi yasandigini, ve binlerce insanin öldügünü savunuyor.
Ezoterik felsefenin izleyicisi olan daha baska bir kesim daha var ki; buna göre de, bir tufandan kurtulan tüm insanlarin ve tüm canli türlerinin, her birinden birer çift olsa bile, bir gemiye sigmalari düsünülemeyecegine göre, buradaki geminin bir önemli bir sembolden ibaret oldugu savunuluyor.
Eger gerçekten yazildigi gibi bir Tufan yasanmissa ve seçilmisler, yani bizim atalarimiz bir gemi araciligiyla kurtulmus ve yeni bir yasama baslamislarsa, üstelik Nuh da ogullarina Tufandan sonra, Bu gemiyi yok etmeyelim, insanoglu görsün de ibret alsin demisse ve bugün dünyada yaklasik 4 milyar insan da buna inaniyorsa bu gemi, Agrida ya da Alaskada, bu dünyanin bir yerlerinde olmalidir. Üstelik, Gemiye ulastigini iddia eden çok sayida gemici, tahta, beton ya da zift gibi çesitli kanitlara sahip olduklarini öne sürüyorlar. Bugüne kadar hiçbir din adami, hiçbir bilim insani, hatta CIA bile, Evet Nuhun Gemisini bulduk demedi. Oysa, yeryüzünün her yani kesfedilmisken ve artik savaslar bile uydulardan yönetiliyorken, bilim ve teknolojinin ulastigi bu düzeyle, Nuhun Gemisi de çoktan bulunmus olmaliydi.
Kimbilir belki de o, gerçekten içinde bir mesaj barindiran bir simge gemidir. Belki de önemli olan Nuhun Gemisinin bulunmasi degil, Nuhun gemilerine gereksinim olmamasidir
Değişik dinlerde farklı adlarla anılan şeytan genellikle kötü ruhların başı olarak düşünülür. Şeytan hasım yada iftiracı anlamındaki ibranice AŞATAN sözcüğünden gelir. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilikte Tanrıya karşı çıkan şeytan, insanları ondan uzaklaştırmaya çalışır. Müslümanlıkta insanlar arasında kin ve düşmanlığı yayan cinler genellikle şeytan olarak adlandırılır. Ayrıca bu cinlerin başı olan İblisten şeytan olarak söz edilir.
Eskiçağlarda ruhlara inanış ortak bir özellikte. Yıllar önce yazılan mitler ve peri masalları iyi ile kötü arasındaki mücadelenin bir çok örneğine rastlanır. Eski Mısırlılar dünyadaki kötülüklerden Set'i sorumlu tutarlardı. Karanlıklar prensi adını verdikleri Set'in her sabah güneşin doğmasını önlemeye çalıştığına inanırlardı. Zerdüşt dinine bağlı olan eski İran halkı, kendisine hizmet etmesi için şeytanlar ya da cinler ordusu yaratan Ehrimen adlı bir kötülük tanrısının varlığına inanırlardı. Lakabı Druc (yalan) olan bu kötü ruh, ikizi olan iyi ruha karşı savaşırdı. Musevilikteki şeytan düşüncesi bu inançlardan kaynaklanmış olabilir.
Museviler ve Hıristiyanlar tek Tanrı ya ve tek şeytana inanırlar. Onlara göre, şeytan güçlü meleklerden biriyken kendisini Tanrı ya eşit kılmak istemiş ve cenetten kovulmuştur. Kovulmadan önceki adı, IŞIK TAŞIYICI anlamında Lucifer'dir. İngiliz şair John Minton un Kutsal Kitap tan esinlenerek yazdığı ünlü şiiri PARADİSE LOST ta (1667 ; Kayıp Cennet) şeytanın, içinde atıldığı sıvı ateş gönlünden çıkması ve kendisiyle birlikte göle düşen meleklerin de yardımıyla ADEM ile HAVVA yı günaha özendirerek Tanrı dan öç alma tasarısını gerçekleştirmesi anlatılır.
Hıristiyanlık ve Musevilik'te şeytanın insanları ölüm yoluna ve kötülüğe çektiğine, buyruğundaki cinlerle insanların ruhlarını ele geçirerek onlara acı çektirdiğine inanılır.
Bir çok Hıristiyan yazar putperestlerin tanrılarını şeytan olarak tanımlamıştır. Bu tanrıların bazılarında boynuz vardı ya da boynuzlu hayvanlarla bağlantılıydı. Bu nedenle şeytanın boynuzlu, çatal ayaklı ve kuyruklu bir yaratık olduğu düşüncesi gelişti. Bu şeytan tipi özellikle 12 yüzyıldan sonra çeşitli vitraylarda ve dinsel heykellerde işlendi.
KURAN'da ise daha çok İBLİS adıyla anılan şeytan cenneten kovularak lanetlenir ve emrindeki şeytanlar aracılığı ile ansanları Allah'ın yolundan saptırmaya çalışır. KURAN'a göre, öbür meleklerin Allah'ın isteğine uyarak Hz. Adem'in önünde secde etmesine karşılık, İblis kendisinin ateşten yaratıldığını ve çamurdan yaratılmış Hz. Adem den üstün olduğu gerekçesiyle bu buyruğa karşı çıktığından cennetten kovulur. Ardından Havva'yı yasaklanmış meyveyi yemeye özendirerek Adem ile Havva'nın cennetten kovulmasına yol açar. Bundan sonra emrindeki şeytanları kullanarak insanları doğru yoldan saptırmaya, onları Allah'ı anmalarını ve namaz kılmalarını engellemeye çalışır.
Tatil gününüzün süpriz gelişmeler ve sinirinizi bozacak haberlerle zehir olmasını önleyecek tek yöntem bu.
2 - İşi ve evi ayırın :
İşinizin tüm hayatınızı kaplamasına izin vermeyin. Gergin iş toplantılarının olduğu günlerde sevgilinize randevu vermeye de dikkat edin.
3 - 'Hayır' demeyi öğrenin :
Omuzlarınıza taşıyabileceğinizden fazla yük almayın. Yarım yamalak " evet " yerine, nedeni açıklanmış bir " hayır " size saygı duyulmasını sağlayacaktır.
4 - Konuşmayın, yapın :
Bir proje üzerinde uzun süre konuşup tartışırsanız, büyüsü bozulur. Aldığınız olumsuz yorumlarsa, şevkinizi kırar. Bunun yerine konuyu kafanızda planlayın ve zamanı geldiğinde harekete geçin.
5 - Bencil olmayın :
Önemli detayları atlamamak için günlük işler için liste yapmak, yerinde bir hareket. Ancak bu listeye, sevdikleriniz için de yapacaklarınızı da ekleyin. Onlara süprizler hazırlayın.
6 - Kahramanlığı unutun :
Boşuna superman rolü oynamayın; zorlukların üstesinden tek başınıza gelemezsiniz. Eğer kahramanlığa devam ederseniz, akşam kendizi yorgunluktan yatağa yığılmış olarak bulabilirsiniz.
7 - Detayların sihrini kullanın :
Yemek, temizlik, alışveriş... Hepsi sıkıcı işler. Ama detaylar moralinizi yüksek tutar. Bu yüzden evinizi deniz kabukları gibi cezbedici aksesuarlarla süsleyin. Yemeklere çeşitli baharatlar ekleyin. Göreceksiniz moraliniz düzelecek.
8 - Formunuzu koruyun :
Fiziğinizin düzgün olması, özgüveninizi artırır. Kilolardan kurtulun. Ailenizle spor yapın. Böylece çocuklarınız erkenden uyur, eşinize de zaman ayırabilirsiniz.
9 - Öncelikleri belirleyin :
Bırakın faturalarınızı bankanız otomatik ödeme hizmeti ile üstlensin. Geriye kalan işlemlerinizi de internetten yapın. Hayat çok kısa, vaktinizi harcamayın.
10 - Fantezilere yer verin :
Sık sık mola verin. Beş dakika uzanmak yada gözlerinizi kapatıp dinlenmek, psikolojinizi güçlendirir. Ayrıca deniz kıyısında güneşlenmek gibi hoş hayaller, gevşemenizi sağlayacaktır.
Öğrencilerimden biri olan Marion J. Douglas, başından geçen olayı bize şöyle nakletti.
Bize, felaketin başına bir defa değil, iki defa nasıl gelmiş olduğuğunu anlattı. İlk defasında çok sevdiği evladını, beş yaşındaki kızını kaybetmişti. O ve karısı bu ilk kayba tahammül edemeyeceklerini düşünmüşlerdi, fakat onun dediği şekilde: " On ay sonra Allah bizebir küçük kız daha verdi. Ve o da beş günlükken öldü" Bu çifte kayıp hemen hemen tahammül edilmeycek kadar fazlaydı. Bu baba bize: "Buna dayanamadım. Uyuyamıyor, bir lokma yiyemiyordum. Sinirlerim son derece bozulmuş ve kendime olan güvenim kaybolmuştu." diye anlattı.
Nihayet doktorlara gitmişti. Biri uyku hapı, diğeride bir seyahat tavsiye etmişti. İkisinde de dinlenmiş, fakat hiçbirinin bir faydası olmamıştı.
Vücudum sanki zımbayla sıkıştırılmış gibi bir his duyuyordum ve zımbanın dişleri beni gitikçe daha, daha fazla sıkıştırıyordu. Ama Allah'a şükür, geriye bir evladım kalmıştı. Dört yaşında bir oğlum kalmıştı. O benim vaziyetime bir hal çaresi buldu. Bir gün öğleden sonra kendimi üzüntülü hisederek bir kenara oturduğum esnada, Oğlum "Babacığım, benim için bir kayak yapar mısın ? diye sordu. Hiç de kayık yapacak halde değildim. Ama oğlum inatçı bir küçüktür. Kabul etmeliydim.
O oyuncak kayığı yapmak üç saat kadar vaktimi aldı. Bittiği zaman, birden, o kayığı yaparak geçirmiş olduğum üç saatin aylardan beri ilk zihni huzur ve sükun saatlerin olduğunu farkettim.
Sağlıklı saçların sırrı, elbette ki bakımlı olmaktan geçiyor. Çünkü çevre faktörleri, güneş ışınları, sürekli fön veya uygun olmayan şampuan kullanımı, saçları yıpratarak sağlıksızlaşmalarına ve canlılıklarını kaybetmelerine yol açıyor.
Saç dökülmesi, 'Kansızlık, demir ve çinko eksikliği, hormonal düzensizlikler (böbrek bezi üstünden salgılanan hormonlar, testesteron, tiroid hormonları), ilaçlar, uzun süreli geçirilen hastalıklar, stres ve psikoloji' gibi çok değişik faktörlere bağlı olabiliyor.
DÖKÜLEN SAÇLAR
Saç dökülmesi sorunu olanlarda, ilk aşamada bu durumun sebeplerinin araştırıldığını belirten uzmanlar "Kan tahlili, hormon düzeyleri, kullanılan ilaçlar, stres faktörünün olup olmadığına bakılır. Elde edilen sonuçlara göre, ilaçla tedavi şekli ve saç mezoterapisi önerilir. İlaçla tedavide ağızdan verilen ilaçlar sayesinde kıl kökleri vücut tarafından beslenir. Saç mezoterapisinde ise, kıl köklerini besleyen vitaminler ve kan dolaşımını arttırıcı ilaçlar direk kıl köklerine, çok ince uçlu kılcal iğneler vasıtasıyla enjekte edilir. 8 - 10 haftalık tedavi süresince haftada 1 seans uygulanan ilaçlarla saç dökülmesi tamamen engellenir ve yeni saçların çıkması ile birlikte saçlarda dolgunluk, hacim artışı, parlaklık, saç kalitesinde yumuşama görülür. Saç mezoterapisi ile yeni ve canlı saçlara kavuşulur" diyor.
ELEKTRİKLİ SAÇLAR
Uzmanlar, sıcaklık değişimlerinin saç yapısını zorladığını ve bunun neticesinde saçların elektrikle yüklendiğini ifade ederek, bunun belirtisini de, 'saç tellerinin uçuşması ve çıtır çıtır sesler çıkarması' olarak bildiriyor. Uzmanlar, özellikle saçların, fön makinesi ile kurutulduğunda elektriklenme sorunu ile karşı karşıya kalınabildiğini de vurguluyor.
Uzmanlar, saçları elektriklenenlere tavsiyeleri ise şöyle: "Bir miktar şekillendirme kremini avuç içinize iyice yaydıktan sonra saçlarınıza sürün. Gerekirse, bitki özleri içeren saç nemlendirme losyonları da kullanabilirsiniz. Bu tip ürünler, bakım yapmanın yanı sıra saçlarınızdaki elektriği de alır."
Uzun vadeli bakım kapsamında, düzenli olarak 'yapılandırma kürleri' kullanılmasını öneren uzmanlar bu şekilde saçların nem dengesinin düzenleneceğini ve hasarların giderileceğini kaydediyor.Uzmanlar, saçlardaki elektriklenmeye karşı, doğal maddelerden yapılmış fırçalar, kemik, ahşap veya metalden yapılmış taraklar kullanılması gerektiğini de belirtiyor.
YAĞLI SAÇLAR
Hormon düzensizlikleri, irsi faktörler ve stres gibi durumların da yağ bezlerinin fazla çalışmasına yol açarak, saçların çabuk yağlanmasında etkili olduğunu ifade eden uzmanlar şu önerilerde bulunuyor:
"Saçlarınızı ılık suyla ve yağlı saçlara uygun bir şampuan kullanarak yıkayın. Yıkama sırasında saçlı deriye hafif masaj uygulayın ve saçlarınızı ılık suyla iyice durulayın. Saçlarınızı fönün ılık ayarıyla kurutun."
MAT SAÇLAR
Çok sık fön kullanmak, rüzgar ve ısı değişimleri, perma veya boyanın, saç derisinde pürüzlere yol açtığını vurgulayan uzmanlar, "Sonuçta saçlar ışık yansıtmaz, bakımsız ve mat bir hale gelir" diyor.
Uzmanların mat saçlara sahip kişilere önerileri ise şöyle:
"Limon suyunu veya elma sirkesini soğuk suyla konsantre hale getirin. Saçlarınızı yıkadıktan sonra bu karışımla durulayın. Bu tip karışımlar saç yüzeyini düzgünleştirir. Saçlarınızı şampuanlama işleminden sonra çok iyi şekilde durulamaya dikkat edin. Bakım yağları içeren şekillendirme ürünleri kullanırsanız, saçlarınızın daha parlak görünüm kazandığına şahit olabilirsiniz."
HACİMSİZ SAÇLAR
Hacim sorununun, genellikle çok ince ve düz saçlarda görüldüğünü ifade eden uzmanlar bu tip saçlara verilen şeklin çabuk bozulduğunu ve hacimlerinin kaybolduğunu bildiriyor.
Bakım olarak, saçları yıkadıktan sonra sıvı keratin içeren ürünlerle güçlendirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar "Şekillendirme ürünlerini, sadece saç uçlarında kullanmanızda yarar var. Şekillendirme ürününü sürdükten sonra, saçlarınıza ayrıldığı çizginin tersi yönde fön çekin. Sakı'nın, saçları elektrikleçlarınız kısa ise saç tellerinizi parmaklarınızla havalandırın ve spreyle sabitleyin" ifadesini kullanıyor.
Uzmanlar, hacimsiz saçların uzun vadeli bakımını ise şöyle anlatıyor:
"Saçlar, özel arındırıcı şampuanlarla yıkanılmalı ve iyice durulanmalıdır. Düzenli olarak, saçları onaran şekillendirme ürünleri kullanın, böylelikle saçlarınızın güçlenmesini sağlarsınız. Saç telleriniz ince ise, 6 haftada bir uçlarından kestirmenizi öneririz. Hacim ve dalga veren ürünler kullanmanız da saçlarınızı daha gür gösterecektir."
Dişler, insan vücudunun en önemli organlarındandır. Yiyeceklerin sindirim işlemi dişlerden başladığına göre, dişlerin önemi daya iyi anlaşılır. Dişler aynı zamanda konuşurken seslerin düzgün olarak çıkarılmasını sağlar. Dişleri olmayan insan yemeği kolayca yiyemez ve düzgün konuşamaz; sesleri istediği gibi çıkaramaz.
Önemi büyük olan dişlerin bakımından da itinalı bir şekilde yamak gerekir. Diş bakımı, bebelikten başlar. A,C ve D vitaminleri, dişlerin gelişmesinde önemli rol oynar. Anne sütünün yetmediği zamanlarda, çocuğa yüksek kalorili besinler verilmelidir. Çocuğun Kalsiyumlu gıdalarla beslenmesi sağlanmalıdır. Bunlar, çocukta yeni dişlerin düzgün olarak teşekkül etmesi, çıkan dişlerin korunması ve diş etlerinin sağlamlığı yönünden çok önemlidir.
Dişlere Zarar verece şeylerden uzak durulmalıdır. Çok soğuk ve çok sıcak yiyecekler dişlere zarar verir. Dişlerle sert şeyler kırılmamalıdır. Dişler usulüne uygun olarak fırçalanmalıdır. Misvak dişler için çok faydalıdır. Yenilen her yemekten sonra dişlerin fırçalanması, diş sağlığı bakımından önemlidir. Çürüyen diş ya tedavi edilmeli, ya da çektirilmelidir. Çünkü, diş çürükleri çeşitli mikropları barındırdığı için bir çok hastalığı sebep olmaktadır. Diş eti iltihabıda önemli rahatsızlıklardandır.
Normal bir kişi gebeliği boyunca toplam 11 kg.civarında kilo artışı göstermelidir (9-15 kg.lık artışlar normal kabul edilir). Gebelik 3'er aylık 3 bölüme ayrıldığında; ilk 3 ay içinde 1 kg.lık artış olmalıdır. Bu dönemde bazen aşırı bulantı ve kusmalar nedeniyle bu artış olmayabileceği gibi, kilo verebilirsiniz de. Sonraki her 3 aylık dilimde 5'er kilo alınmalıdır. Ortalama aylık kilo artışı 1.5 kg.ı geçmemelidir. Bu ağırlık artışının nasıl olduğunu birlikte görelim:
" Bebeğin ortalama kilosu 3.000 gr
" Plasenta (eş) 500 gr
" Amnion (Bebeğin içinde bulunduğu su) 1.000 gr
" Rahim ağırlığı 1.000 gr
" Meme dokusundaki artış 1.000 gr
" Kan hacmindeki artış 1.500 gr
" Yağ dokusu ve su miktarındaki artış 3.000 gr
TOPLAM 11.000 gr
Şu anda sizin vücut ağırlığınız . . . . kg. olduğuna göre,gebeliği bitirdiğiniz dönemdeki hedef kilonuz . . . . kg olacaktır.
Gebelikte beslenmede esas olan çok yemek değil, dengeli ve çeşitli beslenmedir. Önemli olan sizin ve bebeğinizin ihtiyacını, ihtiyaç ölçüsünde almaktır. Yukarıda izlendiği üzere, alınan her kilonun nereye gideceği bellidir. Çok yemeniz daha iri bebek doğuracağınız anlamına gelmez, sadece doğumdan sonra daha şişman olarak kalacağınız anlamına gelir.
Hamile bir kadının günde 2200-2600 kalorilik enerjiye ihtiyacı vardır. Günlük aldığınız gıdaların %50'sini proteinler, %35'ini karbohidratlar ve %15'ini yağlar oluşturmalıdır. Ayrıca alınan gıdaların kalsiyum ve demirden zengin olmasına dikkat edilmeli ve lifli (posalı) yiyecekler bolca tüketilmelidir. O halde bunlar hangi gıdalarda bulunmakta, bir bakalım:
" Proteinler: Et (tavuk, balık veya yağsız kırmızı et), süt (her zaman için kaymağı alınmış, pastörize veya iyi pişirilmiş), yumurta, baklagiller (kuru fasulye, nohut, bezelye, barbunya, mercimek) ve peynir.
" Karbohidrat: Aşırı alımından kaçınılmalıdır. Ekmek (tercihen kepekli ekmek), makarna, patates, erişte, pilav, mısır.
" Yağlar: Yemeklerle birlikte alınan yağ miktarı yeterlidir. İlave yağa gerek yoktur. Bitkisel kaynaklı sıvı yağlar, hayvansal yağlara tercih edilmelidir.
" Kalsiyum: Özellikle bebeğinizin kemik gelişimi için gereklidir. Süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler.
" Demir: Bir gebe günlük demir ihtiyacını sadece yiyeceklerle karşılayamaz. O nedenle demir içeren ilaçları almalıdır. Kırmızı et, karaciğer ve balık.
" Lifli (posalı) Gıdalar: Gebelikte açığa çıkan kabızlığı önler. Kepekli ekmek, baklagiller, kuru kayısı, kuru üzüm, pırasa, portakal,kabuğu yenebilen meyveler,incir.
Bir gebenin günlük dietinde 6 köfte büyüklüğünde et (Tavuk, balık ya da yağsız kırmızı et), 1 adet yumurta, 2 bardak süt, 1 kase yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar peynir, en az bir porsiyon sebze yemeği, bol çiğ sebze (salata), 2-3 porsiyon meyve, 3 ince dilim (tercihen kepekli) ekmek, 4 kaşık kadar baklagiller ve 8-10 bardak su mutlaka bulunmalıdır.
Örnek bir günlük yemek listesi aşağıda verilmiştir:
Öğle: 3 köfte kadar et, 1 pors. sebze yemeği, 2 yemek kaşığı pirinç pilavı,
1 kase yoğurt, 1 ince dilim ekmek
İkindi: 2 porsiyon meyve
Akşam: 3 köfte kadar et, 1 pors. sebze yemeği, 1 tabak çorba, salata
Bu listeye sıkı sıkıya bağlanmak zorunda değilsiniz,hatta bazen, küçük kaçamaklar da yapabilirsiniz (alışkanlık haline getirmemek kaydıyla). Önemli olan ihtiyaçlarınızı mutlaka almak ve aşırı tüketimden de kaçınmaktır.
Ayrıca aşağıdaki hususları da aklınızda bulundurun:
" Günde 3 dilim ekmeği aşmayın. Pilav, makarna gibi gıdaları 2-3 kaşıktan fazla tüketmeyin.
" Mutlaka 8-10 bardak su için. Kola, gazoz ve şekerli içeceklerden uzak durun. Fazla maden suyu içmeyin. Sıcak günlerde, aldığınız sıvı miktarını artırın.
" Kızartmanın her türlüsünden kaçının.Son zamanlarda, özellikle patates kızartmasının ve cipsin,fetus üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösteren çalışmalar yayınlanmıştır.
" Çikolata, dondurma, bisküvi, kek sizin için hiç uygun olmayan gıdalardır.
" Alkol almayın. Mümkün olduğunca az ve açık çay için. Tercihen kahve içmeyin, ama canınız çok çekerse az miktarda içmenizde de sakınca yoktur.
" Konserve, tatlandırıcı ve hazır gıdaları tercih etmeyin.
" Kendi kendinize tuz kısıtlaması yapmayın. Ama turşu gibi aşırı tuzlu gıdalardan da kaçının.
Gebelikte Oruç Tutmak: Oruç tutmak sağlıklı insanların yapabileceği bir ibadettir. Gebelik her ne kadar bir hastalık olmasa da, anne vücudunda oluşan değişiklikler, onu normal zamana göre farklı bir duruma getirmektedir. Bu konuda kesinlik kazanmış bir bilgi olmamakla birlikte, şahsi kanaatimi şu şekilde özetlemek isterim: Gebelikde esas olan, bir anda çok yemek değil, kısa aralıklarla sık sık yemektir. Burada amaç, gelişen bebeğiniz için sürekli bir besin akışını sağlamaktır. Yani, meselenin açlığa dayanıp, dayanamama olmadığını bilmelisiniz. Özellikle bebeğinizin hızlı gelişim dönemi olan son üç aylık dilimde uzun süre aç kalmanız doğru olmaz. Benim genelde önerim şu şekildedir: Eğer çok arzu ediyorsanız, aralıklı olarak birkaç kez oruç tutabilirsiniz (tıpkı çocukken tuttuğumuz gibi, örneğin, başında, sonunda ve ortasında J ), ama birkaç şartı da yerine getirmelisiniz:
" Uzun yaz günlerinde oruç tutmayı denemeyin bile.
" Gece mutlaka sahura kalkın (tok karna yatmak mide şikayetlerinizi artıracağından, yemekten sonra biraz oturun ve yüksek yastıkla yatın)
" Sabah olabildiğince geç kalkın ve gündüz 1-2 saat uyuyun
" İftardan sonra birkaç kez ara öğün yiyin.
Ayrıca, İslam dininin gebelere ve lohusalara oruç tutmayı zorunlu kılmadığını da hatırınızdan çıkarmayın.
Dünyanın en büyük elması
Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan'da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi'ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası'nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyanın en büyük elması ve en değerli 22 elması n arasında bulunmaktadır.
Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden "kaşıkçı elması" denildiği hakkında muhtelif hikayeler varsa da, kanımca bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir. Elmasın Osmanlı Sarayı'na nasıl girdiği hakkındaki bilgi de, rivayetten öte değildir. Son yıllarda yeni tartışılmaya başlanan ve doğru olması en muhtemel rivayet şöyledir: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan'ın Madaras Mihracesi'nden satın alıp Fransa'ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon'un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa'da bulunan Tepedelenli Ali Paşa'nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir.
Sultan 2'nci Mahmud zamanında, Tepedelenli Ali paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesi'ne gönderilir. Böylelikle, Napolyon'un annesinden satın alınan "Kaşıkçı Elması" hazineye girmiş olur.
Kaşıkçı elması'nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmaktadır. Bu haliyle elmas, yıldızların ortasında pırıl pırıl parlayıp gökyüzünü aydınlatan bir dolunayı andırır. Pırlantaların, elmasa ışık ve güzellik vermesi için sonradan, 2'nci Mahmud tarafından dizdirildiği sanılmaktadır.
Kaşıkçı elması 86 karattır ve dünya'nın tanınmış 22 elması arasındadır. Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan'da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi'ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası'nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyadaki en büyük ve en değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır.
Güneş'in sıcaklığı derece 6000 dış yüzeyinde, içindeki sıcaklık ise onikimilyon derecedir.
GÜNEŞ
Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır. Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş sisteminin Samanyolunda Oort Bulutundan oluştuğu sanılmaktadır. ( C ile K dönüşümü +/- 273 ile yapılır)
Güneş manyetik bir alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. Güneş, güneş sistemindeki maddenin % 99.85ni içerir. Gezegenler % 0.135, uydular,asteroidler, kuyruklu yıldızlar, meteoritler ve gezegenler arası ortam ise % 0.015ni oluşturur. Güneşin enerjisi, 15 milyon K (Kelvin) sıcaklıktaki ve yeryüzü atmosfer basıncından milyarlarca kez fazla olan çekirdeğindeki, hidrojenin helyuma dönüşmesinden kaynaklanır. Çekirdek tepkimeleri sonucu serbest kalan enerji, yüzeye gelir ve buradan uzaya yayılır. Bu enerjinin sadece 2.2 milyarda biri yeryüzü tarafından soğurulur ve yaşam için gerekli koşulların oluşmasını sağlar. Güneşten, X-ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalga boyunda enerji yayılır. Güneşte ışınım kuvveti ile çekim kuvveti denge halinde bulunur.
700.000 km çapa göre çekirdekte oluşan ışığın hızı da göz önüne alındığında yüzeye yaklaşık 2 sn de gelmesi gerekirken, aşırı hidrojen yoğunluğuna bağlı olarak bu süre 10 milyon yıldır. Aslında biz 8 dakikadan da öte güneşin 10 milyon yıl önce oluşturduğu ışığı görüyoruz.
Güneş ;
Yeryüzü çapının yaklaşık 110 katı,
Yer yüzey alanının 12.000 katı,
Yer kütlesinin 333.000 katı,
Yer hacminin ise 1.306.000 katıdır.
Güneş kendi ekseni etrafında diferansiyel dönme hareketi yapar yani kutuplar ve ekvator farklı hızlarda döner. Ekvatoral bölgenin dönme hızı kutupların dönme hızından fazladır. Yaklaşık 400 km kalınlığında olan ve Işıkküre (fotosfer) denilen güneşin gözle görülen parlak yüzeyi teleskopla incelendiğinde granüler (bulgurcuk) yapıya sahip olduğu görülür. Her biri sıcak bir gaz kütlesinin tepesi olan bu granüllerin sayısı yaklaşık 4 milyon kadardır ve tüm güneşin yüzeyini kapsar. Ortalama ömürleri 7-10 dk arasında olan bu granüllerin boyutu 3001450 km arasındadır ve bu gazlar saatte 0.5 km hızla yükselirler, enerjilerini kaybedince soğuyarak yüzeye doğru düşerler ve granüller arası karanlık çizgileri oluştururlar.
Güneşin kenarı, merkezinden daha karanlık görünür. Bunun nedeni, güneşin merkezine bakıldığında ışıkkürenin derin ve sıcak katmanlarını, kenar kısmına bakıldığında ise daha yüksek ve daha az sıcak katmanlarını görüyor olmamızdır. Işıkkürenin üzerinde, yaklaşık 5.000 km kalınlığında ve renkküre (kromosfer) adını alan bir iç atmosfer vardır. Yapılan araştırmalar renkkürenin kenarlardaki katmanlarının bir çayır yangını görünümünde olduğunu, birbiri üzerine binişen pek çok fışkırtı bulunduğunu belirledi ve bunlara iğnecik (spikül) adı verildi. Bu iğnecikler bulundukları yüzeyden 8.000 km kadar yüksekliğe çıkabilmektedir.
Renkkürenin de üzerinde son derece yüksek sıcaklıklı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı, birkaç güneş yarıçapı uzaklıkta, yaklaşık 2 milyon Klik bir kinetik sıcaklığa sahiptir. Güneş tacının bu kadar sıcak oluşu, ışıkkürede ve renkkürede bulunan bulgurcuk (granül) ve iğneciklerdeki (spikül) kütle hareketleri olduğu sanılmaktadır. Güneş tacının bu yüksek sıcaklık nedeniyle, dışarıya doğru yayılan ve dünyanın ötesine kadar uzanan elektrik yüklü bir tanecik akımı (nötrino) oluşturur. Bu akım, Güneş rüzgarı olarak adlandırılır.
Güneş lekeleri ışıkküredeki önemli, değişken, kalıcı olmayan, güneş yüzeyine oranla fazla yer kaplamayan ve çok şiddetli manyetik alana sahiptir oluşumlardır. Bu alan 500 gaussdan başlayıp 4.000 gaussa kadar çıkabilir, bir karşılaştırma yapmak gerekirse dünyanın manyetik alan şiddeti 1 gaussdan küçüktür ayrıca güneşin manyetik alan şiddetinin de birkaç gauss olduğu düşünülmektedir Güneşin merkezinde açığa çıkan enerji radyatif iken yüzeye doğru gittikçe maddesel taşınma (konveksiyon) meydana gelir. İşte bu maddesel taşıma ile güneşin diferansiyel dönmesi etkileştiğinde kara leke meydana gelmektedir. Ortaya çıkan leke grubu hızla büyüyerek birbirinden ayrılır ve güneşin dönme yönünde en öndeki leke genellikle en büyük lekedir ve baş leke adını alır. Lekeler max. büyüklüklerine ulaştıktan sonra genellikle birkaç hafta içinde kaybolurlar, yalnız kalan baş leke de giderek küçülerek o da birkaç hafta içinde kaybolur. Ortalama büyüklükteki bir lekenin gölge çapı 30.000 50.000 km arasındadır, nadiren de 140.000 km ye kadar çıkabilir. Güneş yüzeyinde gözlenen leke sayısı sürekli olarak değişir. Leke etkinliğinin max olduğu iki çevrim arasındaki süre 11 yıldır, buna ilaveten 80 yıllık bir çevrim daha olduğu bilinir.
Genelde renkküre beneklerinde zaman zaman ortaya çıkan ani parlamalar püskürme denir. Küçük püskürmeler birkaç dakika, büyükleri ise birkaç saat sürer. Fışkırmalar, görünüşü çok güzel olan güneş olaylarından biridir. Bunlar güneş yüzeyinde 200.000 km uzunlukta, 40.000 km yükseklikte ve 6.000 km kalınlıkta olabilen şerit biçimli gaz akımlarıdır.
15 milyon K iç sıcaklığa sahip olan güneş, yaydığı enerji (3.86 x 1033 erg/sn) göz önüne alındığında saniyede 4.7 milyon ton kütle kaybetmektedir. Başka bir deyişle güneş yılda kütlesinin 100 milyarda birini kaybetmektedir. Güneşin kütlesinde ve yaydığı enerjide sezilebilir bir değişme ancak 6 milyar yılda ortaya çıkabilir. Dünyanın 4.5 milyar yaşında olduğu düşünülürse, bu da demektir ki güneş, yeryüzü var olduğundan beri hiç değişmemiştir. %60ı hidrojenden oluşan güneşin bu kadar güçlü enerji açığa çıkarması ancak çekirdek tepkimeleri sonucunda oluşabilir. Bu tepkimeler içerisinde en önemlisi proton-proton tepkimesi olarak adlandırılan çekirdek kaynaşması (füzyon) zinciridir. Açığa çıkan enerjinin küçük bir bölümü de tepkimelerde oluşan nötrinolar tarafından taşınmaktadır.
Güneşin bundan sonraki evriminin öteki yıldızların evrimine benzeyeceği söylenebilir. Bütün hidrojen tükendiğinde helyum ile daha ağır atomlar arasında oluşacak tepkimeler başlayacak, böylece güneş, boyutları büyüyüp parlaklığı artarak, bir kırmızı dev yıldıza dönüşecektir. Sonunda bütün nükleer enerji kaynakları tükenince, dış katmanlarını boşluğa fırlatacak ve gezegenimsi bulutsu oluşturacaktır. (Gezegenimsi bulutsular ise daha sonra yeni yıldızların oluşması için ortam hazırlayacaklardır) Gezegenimsi bulutsu oluşturduktan sonra beyaz cüceye dönecek olan güneş, şu anki çapının 1/100üne kadar küçülecek. Güneşin toplam ömrünün 10 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.
Gökyüzü nün mavi görünmesinin tek sebebi kırılma hadisesidir.
Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar.
Fakat kırmız ışık saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.
Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.
Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir.
1. Rahat bir yatak : Yatak seçerken en kalitelisini almaya dikkat etmelisiniz. Ne çok sert ne çok yumuşak olmalı. Bir yatağın ortalama ömrü en fazla 15 yıldır. Bu yüzden senelerce yattığınız yatak bir süre sonra vücudu rahatsız etmeye başlar. Sık değiştirin.
2. Kahveyi bırakın : Kahve, kola, çay geceleri uyku kaçırır. Öğleden sonradan itibaren bu içecekler kesilmeli. Yatmadan önce süt ya da bitkisel çay içmek yararlı olabilir.
3. Spor yapın : Haftada 3 kez 20 dakika spor yapmak geceleri kolay uyumanızı sağlar, enerji verir. Spor yaptıktan sonra vücut ısısı yükselir ve 2 saat sonra düşer. Bu düşüş insanın daha rahat uyumasını sağlar.
4. Meditasyon : Meditasyon yapmak vücudu rahatlatır ve daha çabuk uykuya dalmayı sağlar.
5. Sıcaktan uzak durun : Uyurken odanın çok sıcak olmamasına dikkat edin. ideal oda sıcaklığı 24 derece olmalıdır. Ağır yorganlar yerine, battaniye kullanmayı tercih etmelisiniz.
6. Endişelenmeyin : Gün içinde yaşadığınız sorunları unutmaya çalışın. Sorunlarınızı çözmek için yatakta düşünmeye başlamak, uykunuzu kaçırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
7. Kokulu yağlar : Yatmaya gitmeden önce rahatlamak için bir banyo yapın. Banyo yaparken vücudunuza kokulu yağlar sürün. Bir mendilin üzerine birkaç damla kokulu yağlardan dökün ve yastığınızın altına koyun.
8. Düzenli yiyin : Bazı yiyecekler geceleri iyi uyumanızı sağlar, özellikle bol meyve ve sebze yemek hem sağlığa iyi gelir hem de iyi uyumamızı kolaylaştırır. Yatmadan önce mutlaka bir meyve ya da sebze yiyin.
9. Bitkisel çözümler : Uyku hapı almaktansa eski yöntemleri deneyin. Şifalı bitkiler uyku sorunlarına iyi bir çözüm.
10. Kalkın : Eğer yatağa yattığınızda uyuyamıyorsanız, vaktinizi boşa harcamayın ve kalkın. Kanepeye oturup kitap okumak, müzik dinlemek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Göz kapaklarınız kapanmaya başladığında yatağa gidin.
Uykusuzluk hangi hastalıklara yol açıyor?
Şişmanlama : Yeterli uykuyu almayanlarda şişmanlama riski daha fazla. Gece 4 saat uyuyan erkeklerde, leptin hormonunda azalma meydana geliyor. Leptin az salgılandığında beyne tokluk sinyalleri gitmiyor.
Kalp : Gece 5 saat uyuyan erkeklerin 8 saat uyuyanlara göre kalp krizi riski 2 kat fazla. Hatta atar damar iltihap-lanmalarının bile uykusuzluktan kaynaklandığı sanılıyor.
Seker : Uykusuz kalanların şeker hastalığına direnci yüzde 50 azalıyor.
Hormon bozukluğu : Az uyuyanların hormon dengesi bozuluyor.
R-Wipe & Clean is a complete solution to wipe useless files and keep your computer privacy. Irretrievably deletes private records of your on- and off-line activities, such as temporary internet files, history, cookies, autocomplete forms and passwords, swap files, recently opened documents list, Explorer MRUs, temporary files, etc. and free up your disk space. The utility wipes files and unused disk space using either fast or secure erase algorithms. All files and folders may be combined in wipe lists to erase them in a single procedure. Supports both the FAT and NTFS file systems. All separate wiping and cleaning tasks can be combined in one or more erasing procedures launched immediately or at predefined times or events as a background task.
Protecting from spyware and adware can be easy and effective! 1-2-3 Spyware Free is the award winning solution that will comprehensively scan your PC for unwanted components and will suggest their removal. The Update Option enables you to get an up-to-date version on a regular basis. Use 1-2-3 Spyware Free and be safe