CA-CHALLENGE

CA-CHALLENGE

Üye
13.07.2007
Üsteğmen
23.964
Hakkında

#17.08.2007 15:54 0 0 0
  • İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

    Madde 1- İnsan haklarına saygı yükümlülüğü

    Yüksek Akit Taraflar, kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.

    Bölüm I - Haklar ve Özgürlükler

    Madde 2- Yaşama hakkı

    1) Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.

    2) Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu Maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz :

    a- Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;

    b- Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;

    c- Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.

    Madde 3- İşkence yasağı

    Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.

    Madde 4- Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı

    1) Hiç kimse köle ve kul halinde tutulamaz.

    2) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.

    3) Aşağıdaki haller bu Maddede sözü geçen "zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma"dan sayılmazlar :

    a- Bu Sözleşmenin 5. Maddesinde öngörülen koşullar altında tutuklu bulunan kimseden tutukluluğu veya şartlı salıverilmesi süresince olağan olarak yapılması istenen çalışma;

    b- Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;

    c- Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz ve afet hallerinde istenecek her hizmet;

    d- Normal yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren her türlü çalışma veya hizmet.

    Madde 5- Özgürlük ve güvenlik hakkı

    1) Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

    a- Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;

    b- Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;

    c- Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;

    d- Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;

    e- Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu Madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;

    f- Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonulmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;

    2) Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.

    3) Bu Maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.

    4) Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

    5) Bu Madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.

    Madde 6- Adil yargılanma hakkı

    1) Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

    2) Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.

    3) Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir :

    a- Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

    b- Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

    c- Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;

    d- İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;

    e- Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

    Madde 7- Cezaların yasallığı

    1) Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

    2) Bu Madde, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.

    Madde 8- Özel hayatın ve aile hayatının korunması

    1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

    2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.

    Madde 9- Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü

    1) Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.

    2) Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.

    Madde 10- İfade özgürlüğü

    1) Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu Madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.

    2) Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.

    Madde 11- Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü

    1) Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.

    2) Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu Madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.

    Madde 12- Evlenme hakkı

    Evlenme çağına gelen erkek ve kadın, bu hakkın kullanılmasını düzenleyen ulusal yasalar uyarınca evlenmek ve aile kurmak hakkına sahiptir.

    Madde 13- Etkili başvuru hakkı

    Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.

    Madde 14- Ayırımcılık yasağı

    Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.

    Madde 15- Olağanüstü hallerde askıya alma

    1) Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Akit Taraf, ancak durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu Sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.

    2) Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında, 2. Madde ile 3. ve 4. Maddeler (fıkra 1) ve 7. Maddeyi hiçbir suretle ihlale mezun kılmaz.

    3) Bu Maddeye göre aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Akit Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Akit Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir.

    Madde 16- Yabancıların siyasal etkinliklerinin kısıtlanması

    10, 11 ve 14. Maddelerin hiçbir hükmü, Yüksek Akit Tarafların yabancıların siyasal etkinliklerini sınırlamalarına engel sayılmaz.

    Madde 17- Hakların kötüye kullanımının yasaklanması

    Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.

    Madde 18- Hakların kısıtlanmasının sınırları

    Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.

    Bölüm II- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

    Madde 19- Mahkemenin kuruluşu

    Bu Sözleşme ve protokollerine, Yüksek Akit Taraflarca kabul edilen yükümlülüklere uyulmasını sağlamak için; aşağıda "Mahkeme" olarak anılacak bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulur. Mahkeme devamlı görev yapar.

    Madde 20- Yargıç sayısı

    Mahkeme, Yüksek Akit Taraflar sayısına eşit sayıda yargıçtan oluşur.

    Madde 21- Görev için aranan koşullar

    1) Yargıçlar üstün ahlaki vasıflara ve yüksek bir hukuki gö-reve atanmak için gerekli niteliklere sahip veya ehliyetleriyle tanınmış hukukçu olmalıdırlar.

    2) Yargıçlar Mahkemeye kendi adlarına katılırlar.

    3) Görev süreleri içerisinde, yargıçlar bağımsızlıkları, tarafsızlıkları ve daimi görevin gerekleri ile bağdaşmayan herhangi bir görev üstlenemezler; bu fıkranın uygulanmasından doğan sorunlar Mahkeme tarafından karara bağlanır.

    Madde 22- Yargıçların seçimi

    1) Yargıçlar, her Yüksek Akit Taraf için, o Yüksek Akit Taraf tarafından gösterilen ve üç aday içeren bir liste üzerinden Parlamenterler Meclisi tarafından oy çokluğu ile seçilirler.

    2) Yeni Yüksek Akit Tarafların bu Sözleşmeye katılmaları halinde Mahkemeyi tamamlamak ve boşalan üyelikleri doldurmak için aynı usul izlenir.

    Madde 23- Görev süreleri

    1) Yargıçlar altı yıl için seçilirler. Tekrar seçilmeleri mümkündür. Bununla beraber ilk seçilen yargıçlardan yarısının görev süresi üç yıl sonunda sona erecektir.

    2) İlk üç yıllık sürenin sonunda görevleri sona erecek olan üyeler, ilk seçimlerin yapılmasından hemen sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından kura çekmek suretiyle saptanır.

    3) Yargıçların imkan ölçüsünde yarısının her üç yılda bir yenilenmesini sağlamak için, Parlamenterler Meclisi bir sonraki seçime geçmeden önce seçilecek yargıçlardan bir veya birkaçının görev süresinin veya sürelerinin üç yıldan az veya dokuz yıldan çok olmamak şartı ile, altı yıl dışında bir süre olmasına karar verebilir

    4) Birden fazla üyenin görev süresinin söz konusu olduğu durumlarda ve Parlamenterler Meclisi'nin yukarıdaki fıkrayı uygulaması halinde, görev sürelerinin üyelere dağılımı, Genel Sekreterin, seçimden hemen sonra yapacağı kura sonucu belirlenir.

    5) Görev süresi bitmemiş bir yargıcın yerine seçilen yargıç, selefinin görev süresini tamamlar.

    6) Yargıçların görev süreleri 70 yaşında sona erer.

    7) Yargıçlar, yerlerine başkası seçilinceye kadar görev yaparlar. Yerlerine başkası seçildikten sonra da kendilerine havale edilmiş olan davalara bakmaya devam ederler.

    Madde 24- Görevden alınma

    Bir yargıç ancak, artık gerekli koşulları taşımadığına ilişkin diğer yargıçların üçte iki çoğunluk ile alacakları kararla görevden alınabilir.

    Madde 25- Yazıişleri ve hukukçular

    Mahkemede, görev ve kuruluşu Mahkeme içtüzüğünde belirlenen bir Yazıişleri bulunur. Mahkemeye, yazıişlerinde görevli hukukçular yardım eder.

    Madde 26- Mahkemenin genel kurul halinde toplanması

    Genel Kurul halinde toplanan Mahkeme,

    a- üç yıllık bir süre için Başkanını ve bir veya iki Başkan Yardımcısını seçer, bunların tekrar seçilmeleri mümkündür;

    b- belirli süreler için Daireler kurar;

    c- Mahkeme, Dairelerinin başkanlarını seçer, bunların tekrar seçilmeleri mümkündür;

    d- Mahkeme içtüzüğünü kabul eder;

    e- Yazıişleri Müdürü ve bir veya birden fazla Müdür Yardımcısı seçer.

    Madde 27- Komite, Daireler ve Büyük Daire

    1) Mahkeme, önüne gelen başvuruları incelemek üzere üç yargıçlı Komiteler, yedi yargıçlı Daireler ve on yedi yargıçlı bir Büyük Daire şeklinde toplanır. Mahkemenin Daireleri belirli bir süre için Komiteleri oluşturur.

    2) Başvuruya konu olan Taraf Devlet adına seçilmiş yargıç Daire ve Büyük Dairede vazifeten (ex officio) yer alır; bu yargıcın yokluğunda veya katılması mümkün olmayan durumlarda, anılan Devletin belirleyeceği bir kişi yargıç sıfatıyla Daire ve Büyük Dairede yer alır.

    3) Büyük Daire ayrıca Mahkeme Başkanı, Başkan Yardımcıları, Daire Başkanları ve Mahkeme içtüzüğüne göre seçilecek diğer yargıçlardan oluşur. 43. Madde uyarınca Büyük Daireye sevk edilen başvuruların incelenmesi sırasında, Daire Başkanı ve başvuruda konu edilen Devletin yargıcı dışında, bu kararı veren Daire yargıçları Büyük Dairede yer alamazlar.

    Madde 28- Komitelerin kabul edilemezlik kararları

    Bir Komite, 34. Madde uyarınca yapılan kişisel başvurunun, daha fazla incelemeyi gerektirmediği hallerde, oybirliği ile kabul edilemezliğine veya kayıttan düşürülmesine karar verebilir. Bu karar kesindir.

    Madde 29- Dairelerin kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin kararları

    1) 28. Madde çerçevesinde karar verilmediği takdirde, bir Daire, 34. Madde uyarınca yapılan kişisel başvuruların kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir

    2) Bir Daire, 33. Madde uyarınca yapılan devlet başvurularının kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir.

    3) Mahkemenin istisnai hallerde, aksine kararları hariç, kabul edilebilirlik konusundaki kararları ayrı olarak alınır.

    Madde 30- Yargılanmanın Büyük Daireye gönderilmesi

    Daire önünde görülen dava, bu Sözleşmenin ve protokollerinin yorumu konusunda ciddi sorunlar doğuruyorsa ya da sorunun çözümü Mahkeme tarafından önceden verilmiş bir karar ile çelişkili olacak ise, Daire, hüküm vermediği süre içerisinde, taraflar itiraz etmedikçe, yargı yetkisinden Büyük Daire lehine vazgeçebilir.

    Madde 31- Büyük Dairenin yetkileri

    Büyük Daire,

    a- Daireler tarafından 30. Madde uyarınca kendisine gönderilen veya 43. Madde uyarınca önüne gelen, 33. veya 34. Maddeler uyarınca yapılan başvuruları ve,

    b- 47. Maddede öngörülen görüş bildirme taleplerini inceler.

    Madde 32- Mahkemenin yargı yetkisi

    1) Mahkemenin yargı yetkisi, 33., 34. ve 37. maddeler uyarınca kendisine intikal eden, bu Sözleşmenin ve protokollerinin yorumu ve uygulanmasına ilişkin tüm konuları kapsar.

    2) Mahkemenin yargı yetkisinin olup olmadığı hakkında ihtilaf durumunda, karar Mahkemeye aittir.

    Madde 33- Devlet başvuruları

    Her Yüksek Akit Taraf bu Sözleşme ve protokolleri hükümlerine vâki ve kendisinin diğer Yüksek Akit Tarafa isnat edilebileceğine kanaat getirdiği herhangi bir ihlalden dolayı Mahkemeye başvurabilir.

    Madde 34- Kişisel başvurular

    Bu Sözleşme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek Akit Taraflardan biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi grupları Mahkemeye başvurabilir. Yüksek Akit Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.

    Madde 35- Kabul edilebilirlik koşulları

    1) Uluslararası Hukukun genel olarak kabul edilen prensiplerine göre, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve kesin karardan itibaren altı aylık süre içinde Mahkemeye başvurulabilir.

    2) Mahkeme, 34. Madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu aşağıdaki hallerde kabul etmez:

    a- Başvuru imzasız ise veya;

    b- Başvuru Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş veya uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine sunulmuş başka bir başvurunun konusuyla esas itibariyle aynı ise ve yeni olaylar içermiyorsa,

    3) Mahkeme, 34. Madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu bu Sözleşme ve Protokolleri hükümleri dışında kalmış, açıkça dayanaktan yoksun veya başvuru hakkının suistimali mahiyetinde telakki ettiği takdirde, kabul edilemez bulur.

    4) Mahkeme bu Maddeye göre kabul edilemez bulduğu her başvuruyu reddeder. Yargılamanın her aşamasında bu karar verilebilir.

    Madde 36- Üçüncü tarafın müdahalesi

    1) Daire ve Büyük Daire önündeki tüm davalarda, vatandaşlarından birinin başvuran taraf olması halinde, Yüksek Akit Tarafın yazılı görüş sunma ve duruşmalarda bulunma hakkı vardır.

    2) Mahkeme Başkanı, adaletin doğru sağlanabilmesi amacıyla, yargılamada taraf olmayan herhangi bir Yüksek Akit Tarafı yazılı görüş sunma veya duruşmalarda taraf olmaya davet edebilir.

    Madde 37- Başvurunun kayıttan düşmesi

    1) Yargılamanın herhangi bir aşamasında, Mahkeme, aşağıdaki sonuçlara varılması halinde başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir.

    a- Başvuru sahibi başvurusunu takip etme niyetinde değilse; veya;

    b- Sorun çözümlenmişse veya;

    c- Başka herhangi bir nedenden ötürü, başvurunun incelenmesine devam edilmesi hususunda artık haklı bir gerekçe görmezse.

    Ancak bu Sözleşme ve Protokollerinde tanımlanan insan haklarına riayet gerektiriyorsa, Mahkeme başvurunun incelenmesine devam eder.

    2) Mahkeme koşulların haklı kıldığı kanısına varırsa, bir başvurunun eski haline döndürülmesini kararlaştırabilir.

    Madde 38- Davanın incelenmesi ve dostane çözüm süreci

    1) Mahkeme, kendisine gelen başvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,

    a- olayları saptamak amacıyla, tarafların temsilcileriyle birlikte başvuruyu incelemeye devam eder ve gerekirse, ilgili Devletlerin, etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları sağlayacakları bir soruşturma yapacaktır;

    b- bu Sözleşme ve Protokollerinde tanımlanan şekliyle İnsan Haklarına saygı esasından hareketle, davanın dostane bir çözüm ile sonuçlandırılması için ilgili taraflara hizmet sunmaya hazır olacaktır.

    2) "1.b" hükümlerine göre yürütülen süreç gizlidir.

    Madde 39- Dostane çözüme varılması

    Dostane çözüme varılırsa, Mahkeme olaylarla ve varılan çözümle sınırlı kısa açıklamayı içeren bir karar vererek başvuruyu kayıttan düşürür.

    Madde 40- Duruşmaların kamuya açık olması ve belgelere ulaşabilme

    1) Mahkeme istisnai durumlarda aksini kararlaştırmadıkça, duruşmalar kamuya açıktır.

    2) Mahkeme Başkanı aksine karar vermedikçe, Yazıişleri Müdürüne emanet edilen belgeler kamuya açıktır.

    Madde 41- Hakkaniyete uygun tatmin

    Mahkeme bu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Akit Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.

    Madde 42- Dairelerin kararları

    Dairelerin kararları, 44. Maddenin 2. fıkrası hükümleri uyarınca kesinleşir.

    Madde 43- Büyük Daireye gönderme

    1) Bir Daire kararının verildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, dava taraflarından her biri, istisnai durumlarda, davanın Büyük Daireye gönderilmesini isteyebilir.

    2) Büyük Daire bünyesinde beş yargıçtan oluşan bir kurul, dava Sözleşme ve protokollerinin yorumuna ya da uygulanmasına ilişkin ciddi bir sorun doğuruyorsa ya da genel nitelikli ciddi bir konu teşkil ediyorsa, istemi kabul eder.

    3) Kurul istemi kabul ederse, Büyük Daire bir hüküm ile davayı sonuçlandırır.

    Madde 44- Kesin hükümler

    1) Büyük Dairenin kararı kesindir.

    2) Bir Dairenin kararı aşağıdaki durumlarda kesinleşir.

    a- Taraflar davanın Büyük Daireye gönderilmesini istemediklerini beyan ederlerse veya;

    b- Karardan üç ay içerisinde davanın Büyük Daireye gönderilmesi istenmezse veya;

    c- Kurul 43. Maddede öngörülen istemi reddederse,

    kesin karar yayınlanır.

    Madde 45- Hükümlerin ve kararların gerekçeli olması

    1) Hükümler, başvuruların kabul edilebilirliğine veya kabul edilemezliğine ilişkin kararlar gerekçelidir.

    2) Hüküm, tamamen veya kısmen yargıçların oybirliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtmek hakkına sahiptir.

    Madde 46- Kararların bağlayıcılığı ve uygulanması

    1) Yüksek Akit Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.

    2) Mahkemenin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir.

    Madde 47- Görüş bildirme

    1) Mahkeme, Bakanlar Komitesinin istemi üzerine, Sözleşme ve protokollerinin yorumlanması ile ilgili hukuki meseleler üzerinde görüş bildirebilir.

    2) Ancak, bu görüşler, ne Sözleşmenin 1. bölümünde ve protokollerinde belirlenen hak ve özgürlüklerin içeriği veya kapsamı ile ilgili sorunlara, ne de Mahkeme veya Bakanlar Komitesinin Sözleşmede öngörülen bir başvuru sonucunda karara bağlamak durumunda kalabileceği diğer sorunlara ilişkin bulunabilir.

    3) Bakanlar Komitesi'nin Mahkemeden görüş bildirme talep etmek kararı Komiteye katılmak hakkına sahip temsilcilerin çoğunluğuyla alınır.

    Madde 48- Mahkemenin görüş bildirme yetkisi

    Bakanlar Komitesi tarafından yapılan talebin, 47. Maddede belirtilen görüş bildirme yetkisine girip girmediğini Mahkeme kararlaştırır.

    Madde 49- Bildirilen görüşün gerekçeli olması

    1) Mahkemenin verdiği görüş gerekçelidir.

    2) Mütalaa, tamamen veya kısmen yargıçların oybirliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtmek hakkına sahiptir.

    3) Mahkemenin mütalaası Bakanlar Komitesine bildirilir.

    Madde 50- Mahkemenin masrafları

    Mahkemenin masrafları, Avrupa Konseyi tarafından karşılanır.

    Madde 51- Yargıçların ayrıcalık ve dokunulmazlıkları

    Yargıçlar vazifelerinin ifasında Avrupa Konseyi Statüsünün 40. Maddesinde ve bu Madde uyarınca akdedilen anlaşmalarda öngörülen ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

    Bölüm III- Çeşitli Hükümler

    Madde 52- Genel Sekreter tarafından yapılan incelemeler

    Her Yüksek Akit Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'nin istemesi üzerine, bu Sözleşmenin bütün hükümlerinin fiilen uygulanmasının kendi iç hukukunca nasıl sağlandığı konusunda açıklamalarda bulunur.

    Madde 53- Tanınan insan haklarının korunması

    Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi bir Yüksek Akit Tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşmeye göre tanınabilecek insan haklarını ve temel özgürlüklerini sınırlayamaz, ya da onlara aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz

    Madde 54- Bakanlar Komitesi'nin yetkileri

    Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Avrupa Konseyi Statüsünün Bakanlar Komitesi'ne tanıdığı yetkileri olumsuz yönde etkilemez.

    Madde 55- Diğer çözüm yollarının dışlanması

    Yüksek Akit Taraflar, bu Sözleşmenin yorum veya uygulamasından doğan bir anlaşmazlığı, başvuru yoluyla bu Sözleşmede öngörülenlerin dışında bir çözüme bağlamak hususunda aralarında mevcut anlaşma, sözleşme veya bildirilerden, özel uzlaşma halleri dışında yararlanmaktan karşılıklı olarak vazgeçmeyi kabul ederler.

    Madde 56- Ülkesel uygulama

    1) Her devlet, onaylama sırasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne göndereceği bir bildirimle bu Sözleşmenin, uluslararası ilişkilerinden sorumlu bulunduğu bütün ülkelere veya bunlardan herhangi birine, bu Maddenin 4. fıkrası saklı kalmak kaydıyla, uygulanacağını beyan edebilir.

    2) Sözleşme, bildirimde belirtilen ülke veya ülkelerde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'nin bu bildirimi aldığı tarihten itibaren otuz gün sonra uygulamaya konur.

    3) Bu Sözleşmenin hükümleri sözü geçen ülkelerde yerel şartlar dikkate alınarak uygulanır.

    4) Bu Maddenin birinci fıkrası uyarınca bildirimde bulunmuş olan her devlet, sonradan herhangi bir zamanda, bildiriminde belirtmiş olduğu ülke veya ülkelerdeki gerçek kişilerin, hükümet dışı kuruluşların veya kişi gruplarının başvuruları konusunda bu Sözleşmenin 34. Maddesine uygun olarak Mahkemenin yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.

    Madde 57- Çekinceler

    1) Bu Sözleşmenin imzası ve onaylama belgesinin sunulması sırasında her devlet, Sözleşmenin belirli bir hükmü hakkında, o sırada kendi ülkesinde yürürlükte olan bir yasanın bu hükme uygun olmaması ölçüsünde bir çekince kaydı koyabilir. Bu Madde genel nitelikte çekinceler konmasına izin vermez.

    2) Bu Maddeye uygun olarak konulacak her çekince, sözü edilen yasanın kısa bir açıklamasını içerir.

    Madde 58- Feshi ihbar

    1) Bir Yüksek Akit Taraf, bu Sözleşmeyi ancak Sözleşmeye taraf olduğu tarihten itibaren geçecek beş yıllık bir süre sonunda ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne altı ay önceden haber verilecek bir ihbarla feshedebilir. Genel Sekreter bunu, diğer Yüksek Akit Taraflara bildirir.

    2) Bu fesih işlemi, feshin geçerli sayıldığı tarihten önce işlenmiş ve yükümlülüklerin ihlali niteliğinde sayılabilecek olan bir fiil dolayısıyla, ilgili Yüksek Akit Tarafın bu Sözleşmeden doğan yükümlülüklerinden kurtulması sonucunu doğurmaz.

    3) Aynı şartlarla, Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkan her Yüksek Akit Taraf, bu Sözleşmeye de taraf olmaktan çıkar.

    4) Sözleşme, 56. Madde gereğince uygulanacağı beyan edilmiş olan ülkelerle ilgili olarak, yukarıdaki fıkraların hükümleri uyarınca feshedilebilir.

    Madde 59- İmza ve onay

    1) Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyelerinin imzalarına açıktır. Sözleşme onaylanacaktır. Onaylama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne verilecektir.

    2) Bu Sözleşme, on onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir.

    3) Sözleşmeyi daha sonra onaylayacak olan imzacılar için Sözleşme, onaylama belgesinin verilmesinden itibaren yürürlüğe girecektir.

    4) Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Sözleşmenin yürürlüğe girdiğini, Sözleşmeyi onaylayan Yüksek Akit Tarafların adlarını ve daha sonra gelecek olan onaylama belgelerinin veriliğini bütün Avrupa Konseyi üyelerine bildirecektir.


#17.08.2007 14:54 0 0 0
  • PAYLAŞIM İÇİN TEŞEKÜR EYFEL KULESİ HAKINDA BİLGİLERE SAHİPTİM AMA BİR EKSİĞİMİ SAYENDE TAMAMLADIM
#17.08.2007 14:46 0 0 0
  • ARKADAŞLAR UZAYDA TUHAF CANLILAR VAR ZATEN NASA YETKİLERİ BUNU BİRAZ GEÇ ÖĞRENMİŞLER NEDEN Mİ KİTABIMIZ KURANDA ZATEN BELİRTİLMİŞTİR. BİR DE ARKADAŞLAR GERÇEKMİ YALANMI BİLMEM AMA AMERİKADA GİZLİ BİR ÜSTE UZAYLILARA AİT ARAÇLAR VE CESETLER BULUNMAKTADIR BUNLARA O DÖNEMİN AMERİKA BAŞKANI REGAN DA TANIK OLMUŞTUR.
#17.08.2007 14:41 0 0 0
  • ELERİNE SAĞLIK.UMARIM KISA ZAMANDA SU BULURLARDA ORADAN DÜNYAYA GETİRİRİZ YADA BİZ İNSANLAR ORAYIDA YOK ETMEYE GİDERİZ
#17.08.2007 14:36 0 0 0
  • Konu: Sanal Gitar
    ELERİNE SAĞLIK BU SANAL GİTAR;ÇIPLAK KRALA YAPILAN ELBİSEYİ AKLIMA GETİRDİ
#17.08.2007 14:34 0 0 0
#17.08.2007 14:32 0 0 0
  • Konu: İSİLİK
    Kaşıntılı bir döküntudur veya genellikle sirtta veya göguste meydana gelen kuçuk, kirmizi noktalarin oluSturdugu lekelerdir. Vucut fazla isinip bir sure terden islak kaldigi zaman olur. Dökuntu geniS bir alani kaplayabilir ve aSiri derecede kaSinti yapar. Bir kaç gun veya haftalarca surebilir. AteSli iken veya ateSiniz duStukten sonra isilik dökebilirsiniz. isilik bulaSici degildir, fakat bir kere oldunuzsa yeniden olabilirsiniz.|iki yaSindan kuçuk çocuklar isilik olmaya meyillidirler, ancak teShisleri zordur. Bebeginizin isilik oldugu kanaatindeyseniz bir doktora muracaat edin.|Tedavi:|KaSintiyi geçirmek için kalamin losyonu surun. Vucudun hava alabilmesi için hafif giysiler giyin. Derinin uzerinden geçen hava akimini arttirmak için bir havalandirici (pervane-vantilatör) yakinina oturarak cildin kurumasina yardimci olun. Evin serin yerlerinde kalmaya çaliSin. Açik havada çaliSmaniz Sart ise bu iSi, gunun daha serin bir zamanina birakin, gölgelerden faydalanin ve duzenli araliklar verin.|onlemler:|isilik olmaya egilimli iseniz, kisa sureli serin duSlar yapin. Sicak duS yapmaktan kaçinin ve normalde isilikten etkilenen gögus ve sirt bölgelerine sabun surmeyin. Plastikten yapilmiS bir yere kisa sure için bile olsa oturmayin ve yatmayin.
#17.08.2007 14:23 0 0 0
  • ELLERİNE SAĞLIK. ARKADAŞLAR BAŞINIZI UFAK YADA BÜYÜK YARALANMA YADA ÇARPMA OLURSA MUHAKKAK DOKTORA GÖRÜNÜN İLK ZAMANLAR SORUNLAR ÇIKMAYA BİLİR İLERKİ YAŞLARDA PROBLEMLER ÇIKARMAKTADIR...
#17.08.2007 14:17 0 0 0
  • ELERİNE SAĞOL.BENDE BU KONU HAKINDA DEĞİNMEK İSTİYORDUM.SİZ ERKEN DAVRANMIŞSINIZ. İNSANLAR TARIMDA TEKNOLOJİYİ YANLIŞ KULLANDIKLARI İÇİN BAZI TARIM ÜRÜNLERİNİ BOZMUŞLARDIR. MESELA GÜBRE YANLIŞ KULLANIMI YADA AÇ GÖZLÜLÜK OLSA GERK GÜBREYİ YANLIŞ KULLANARAK TADI TUZU OLMAYAN ÜRÜNLER ÇIKMIŞTIR. DOĞAL VE MEVSİMİNDE ÜRETİLEN ÜRÜNLERİ YEMEK DAHA SAĞLIKLIDIR.
#17.08.2007 14:13 0 0 0
  • Konu: VARİS
    BİRŞEY DEĞİL! AMA NEDENSE MAİN_BOARDA GEREKLİ OLACAK BİLGİLERE UZAK DURUYOR GİBİYİZ
#17.08.2007 14:05 0 0 0
  • ELERİNE SAĞLIK SHAG.EĞER DÜŞÜNECEK OLURSAN BUGÜN DOĞRU DEDİĞİMİZ YARIN YANLIŞ, VE YANLIŞ DEDİĞİMİZDE DOĞRU DİYE DEĞİŞEBİLİYOR. MESELA DARVİNİN TEORİSİ YÜZYILLARDIR DOĞRU SANILIYORDU ŞİMDİKİ SONUÇ İSE BELLİ. BİZ O BASETMİŞ OLDUĞUN MİLLETVEKİLLERİNİN İŞ ADAMLARI OLMADIĞINI NE BİLELİM. ŞUNU SÖYLEYEYİM ÜLKEMİZDE ÇERNOBİL PATLAMSI OLDUĞU ZAMANLARDA ÇAY DA RATYASYON YOK DEMEDİLERMİ AMA BAK ŞİMDİ KAREDENİZİN DURUMUNA HEP KANSER VAKALARIİLE BERABER O CENNET TOPRAKLARINDA AĞAÇLAR KURUMAYA BAŞLADI DEĞİL Mİ?
#17.08.2007 13:32 0 0 0
  • Konu: Birgün
    BİR KASABADA ÜÇ KOVBOY VE BİR KIZILDERELİ YOLDA DURUYORLARMIŞ KIZILDERELİ CIRCIR BÖCEĞİNİN SESİNİ DUYAR VE ÜÇ KOVBOYA CIRCIR BÖCEĞİNİN SESİNİ DUYUYORUM DİYE SÖYLER. ÜÇ KOVBOY ALAYLI BİR ŞEKİLDE GÜLMEYE BAŞLARLAR. SEN BU KALABALIKTA BU GÜRÜLTÜ İÇİNDE NASIL DUYABİLİRSİN Kİ...
    YİRMİ METRE İLERİ GİDERLER BİR KENERDA BİR AVUÇ OTUN İÇİNDE GERÇEKTEN CIRCIR BÖCEĞİNİ GÖRÜRLER. O ÜÇ KOVBOY BU NASIL OLUR DİYE SORARLAR. KIZILDERELİ CEBİNDEN BİR AVUÇ BOZUK PARA ÇIKARIR VE HAVAYA ATAR. YERE DÜŞTÜĞÜNDE KALABALIKTA Kİ HERKES YERE DÜŞEN PARA BENDEN Mİ DÜŞTÜ DİYE YERE BAKARLAR. KIZILDERELİ O ÜÇ KOVBOYA ŞU SÖZLERİ SÖYLER.
    HERKES GÖRMEK ve DUYMAK İSTEDİĞİ ŞEYLERİ DUYAR VEDE GÖRÜR.
#17.08.2007 13:23 0 0 0
  • SİZİ KORKUTMAK İSTEMEDİM. SADECE KISA BİR ZAMAN ÖNCESİ OLAN OLAYLARDAN DERS ÇIKARAMADIĞIMIZI SÖYLEMEYE ÇALIŞIYORUM. KAREDENİZE KURULACAK OLAN NÜKLEER SANTRALİN PATLAMASI SONRASINDA OLACAK SONUÇLAR HİROŞİMAYA ATILAN ATOM BONMASININ ETKİLERİ GİBİ SONUÇLAR BIRAKACAKTIR
#17.08.2007 13:09 0 0 0
  • ARKADAŞLAR YAZMAYA GEREK BIRAKMAYAN BİR KONU DAHA SİZLERE; BAŞLIĞI OKUYARAK RESİMLERE BAKARSANIZ ANLATILMAK İSTENENİ DAHA İYİ ANLIYACAKSINIZDIR.

    noimagenoimagenoimage
#17.08.2007 13:03 0 0 0
  • noimagenoimageİnsanlık tarihindeki ilk atom bombası, 6 Ağustos 1945 tarihinde Hiroshima'ya atılmıştır. Bombalamanın ardından zeminde ayakta kalan Genbaku Kubbesi, şimdi nükleer silahların neden olduğu korkunç yıkımı anımsatmaktadır.

    2. Dünya Savaşı'nın son safhasında, Japonya'nın Nagazaki kentine atom bombasını atan ABD'li pilot Frederick Ashworth, 93 yaşında kalp krizinden öldü. Onbinlerce insanın ölümüne yol açan 4.5 tonluk bombayı Japon kentine atan B-29 tipi uçağı kullanan ve sonradan koramiralliğe kadar yükselen emekli subayın, Arizona'nın Phoenix kentinde öldüğü bildirildi.

    Hiroşima'dan 3 gün sonra, 9 Ağustos 1945'te Nagazaki'ye atılan atom bombası, 100 ila 150 bin kişinin ölümüne neden olmuş, Japonya 6
    gün sonra teslim olarak savaştan çekilmişti.


    ATOM BOMBASININ KISA TARİHİ

    1939
    1939 yılı, atom fiziği için bir atılımı gördü. Sürgün Yahudi fizikçi Lise Meitner, Hahn ve Strassman'ın Berlin'de yapmış oldukları, ama atomu bölmüş olduklarını fark etmedikleri deneyin imalarını kavradı.
    Haberler, Nazi rejiminden kaçan diğer Yahudi bilimcilerin sığınma istediği Amerika Birleşik Devletleri'nde hareketlilik kıvılcımı saçtı. Mart'ta Macar Leo Szilard, içinde parçalanan bir atomun bir diğerinin parçalanmasına neden olduğu zincirleme bir reaksiyonun mümkün olduğunu deneysel olarak gösterdi. Ağustosta bilimciler liderleri olarak Einstein ile birlikte, Franklin D. Roosevelt'e yazarak onu, Hitler'in atom bombası yapabileceğine dair uyardılar.

    1941
    Mart 1940'ta Albert Einstein, atom bombasının mümkün olabilirliği hakkında Başkan Roosevelt'e bir daha yazdı. Amerikan Savunma Dairesi o zaman, hiçbir askeri adamın inanmadığı süper silahın geliştirilmesi için 6 bin Dolar yatırdı.
    Mart 1941'de Kaliforniya'da bir grup fizikçi, uranyumu platunyuma dönüştürmeyi başardı. Yarım mikrogram ürettiklerinde, onu yavaş nötronlarla bombardımana tabi tutmaya başladılar ve parçalanabildiğini gördüler. Bir İngiliz-Amerikan ekibi oluşturuldu ve 6 Aralık 1941'de, Pearl Harbor'un bombalanmasından önceki gün Birleşik Devletler, atom bombasına dönmeye karar verdi.

    "Fermi ile tokalaştım ve bu günün insanoğlunun tarihine en karanlık gün olarak geçeceğini düşündüğümü söyledim."

    1942
    Ağustos 1942'de Almanya yayılmasının en üst noktasındaydı, Birleşik Devletler'de Manhattan Projesi'nin ilk adım atıldı. Westinghouse, 3 ton saf uranyum teslim etti. Enrico Fermi ve Leo Szilard, bir reaktör inşa etmeye başladılar. 2 Aralık 1942, saat sabah 3.30'da reaktör ilk zincirleme reaksiyonu becerdi. Szilard: "Fermi ile tokalaştım ve bu günün insanoğlunun tarihine en karanlık gün olarak geçeceğini düşündüğümü söyledim."
    Yine de Szilard ve meslektaşları, Hitler'in bilim adamlarının hedefe kendilerinden önce varabilecekleri korkusuyla, çalışmaya devam ettiler. Ama Almanya'nın kırılması yaklaştı ve Hitler'in süper silaha sahip olmadığı çok açık olarak anlaşıldı. Durum değişmişti. Szilard, eğer bombasını kullanırsa gelecekteki karşılıklı dehşet konusunda Roosevelt'e yazarak onu uyardı. Roosevelt, mektup kendisine ulaşamadan bir gün önce öldü.

    1945
    Roosevelt'in varisi Harry Truman, bilim adamlarının uyarılarını dikkate almadı. Almanya yenildi. Dışişleri Bakanı Byrnes'in, Szilard'a söylediği gibi; atom bombası Japonya ile olan savaşa son verecek ve "Rusya üzerinde derin etki bırakacaktı".
    Ama Şikago bilim adamları direndiler. 11 Haziran 1945'te atom bombasının kullanılmasına güçlü bir şekilde karşı çıkan Franck Grup Raporu çıktı: "Birleşik Devletler, insanoğlu üzerinde ayrımsız yıkımın bu yeni silahını ilk piyasaya çıkaracak olursa, dünya çapındaki kamuoyu desteğini kurban edecek, silahlanma yarışını hızlandıracak, böyle silahların gelecekte kontrolü üzerine bir uluslararası anlaşmaya ulaşma imkanına karşı ön yargılı yaklaşımı doğuracaktı."
    Truman, bombanın nasıl kullanılacağı sorununu Savunma Bakanı Stimson başkanlığındaki bir komiteye devretti. Komite, Japonların uyarılmaması ve saldırının sivil bölgelere karşı değil, ama "büyük miktarda işçi çalıştıran ve yakın etrafındaki işçi evleriyle, hayati önemdeki savaş sahalarının" hedef alması gerektiğini önerdi.
    Öneri kendi kendisiyle çelişkiliydi, çünkü meskun bir bölge, sivil bölgesi olarak tanımlanır ve gerçekçi değildi, çünkü bombanın etkileri şehrin saptanacak parçasıyla sınırlandırılamazdı. Gerçekte ise hedefin merkezi, şehrin sivil göbeğiydi.

    17 Temmuz'da ilk atom bombası denemesi New Meksiko'da yapıldı. Atom bombasını mümkün hale getirmiş olan Leo Szilard ve diğer 69 bilim adamı, sonraki gün Truman'a gönderdikleri dilekçede, karşıt uyarılmadan atom bombasının kullanılmamasını istediler. Askerler, mektupla ilgilendi ve Truman'a asla ulaşmadı.

    26 Temmuz'da, Birleşik Devletler ve Büyük Britanya'nın eğer koşulsuz teslim olmazsa Japonya'yı "derhal ve tam yıkım"la tehdit ettikleri Potsdam Deklarasyonu çıktı. İmparatorun rolü ve atom silahı üzerine hiçbir şey söylenmiyordu.

    28 Temmuz'da beklendiği gibi Japonlar, Müttefiklerin muhtırasını reddetti, ama aynı zamanda son birkaç aydır, müzakere masasına oturmak için Müttefiklere ulaşma meyvesiz girişimleri devam ediyordu.


    Gerçek boyutunda görmek için tıkla!



    HİROŞİMA, saniye, saniye
    6 Ağustos 1945 sabahı, saat 8'i 16 dakika iki saniye geçe, süper silah rüyası gerçek oldu. İlk atom bombası, Hiroşima'nın üzerinde uyarı yapılmadan 12500 ton trotyl (TNT) gücüyle patladı. Yeni çeşit savaş başlamıştı. Olaylar, bu yeni savaşın ilk saniyesinde böyle gelişti:


    0.00
    Bomba Hiroşima merkezindeki Shima Hastanesinin yaklaşık 600 metre yukarısında, sabahın en işlek saatinde patlatıldı. Patlama noktasında sıcaklık, bir saniyenin milyonda biri süresinde birkaç milyon dereceye yükseldi.




    0.01
    300 bin derece sıcaklığındaki ve 15 metre çapında bir ateş topu oluştu. Aynı zamanda nötronlar ve gamma ışınları yere ulaştı ve yaşayan organizmalar üzerinde doğrudan tahribata neden oldu.






    0.15
    Ateş topu yayıldı ve patlama dalgası daha hızlı bile yayıldı, hava parıldayana kadar ısındı.



    0.2-0.3
    Muazzam miktardaki kızılötesi enerji oluştu ve insanlarda doğrudan yanma yaralarının çoğuna neden oldu.






    1.0
    Ateş topu maksimum boyutlarına, yaklaşık 200-300 metre çapına ulaştı. Ateşi yayan patlama dalgası ses hızıyla ilerledi.



    Günün geç saatlerinde kurtarma ekipleri bölgeye vardıklarında, kurtaracak çok şey kalmamıştı. Görevleri esas olarak on binlerce cesedi toplamak ve kaldırmaktan oluşuyordu. Hemen ölmüş olanlar yıkıntıların içine bırakıldılar. Birkaç dakika ya da birkaç saat yaşamış olanlar, köprülerin üstündeki ve nehrin kenarındaki yığınların içine bırakıldılar ya da kendilerini ateş fırtınasından kurtarmaya çalıştıkları suda sürüklenmeye bırakıldılar.

    Takriben 95 bini sivil olan 100 bin insan derhal öldü. Yine çoğunluğu sivil olan bir diğer 100 bin, radyasyonun etkisiyle yavaş yavaş ve uzayan bir ölümle öldüler.



    İki gün sonra, 8 Ağustos'ta, Sovyetler Birliği, ABD'nin isteği üzerine Japonya'ya karşı savaşa girdi.

    Bir gün sonra ABD, Nagasaki'ye bir atom bombası attı.




    14 Ağustos'ta Japonya teslim oldu.

    Ertesi gün, savaş boyunca uygulamada olan askeri sansür kaldırıldı, ancak bir istisna ile: Atom bombasının etkileri üzerine hiçbir şey yazılamazdı.


    TRUMAN: "HİROŞİMA ASKERİ ÜS"
    Amerikalılara, atom silahının 6 Ağustos 1945'te Hiroşima'da patlamasını ilk duyuran, Pearl Harbor'un bombalanma gününden 44 ay sonraki Başkan Truman'ın duyurusuydu: "16 saat önce bir Amerikan uçağı, önemli bir Japon askeri üssü olan Hiroşima üzerine bir bomba attı."

    Truman, Hiroşima'nın sadece bir askeri üs değil, ama aynı zamanda 400 bin sivilin şehri olduğundan ve bombanın sadece üssü değil, aynı zamanda şehrin kalbini hedeflediğinden bahsetmeyi unuttu.

    Ertesi gün Truman açıklamayı genişletti. Saldırı için bir askeri üs seçilmişti, "çünkü ilk saldırıda sivillerin öldürülmesini mümkün olduğu kadar önlemeyi arzuladık" dedi. Fakat eğer, onları isimlendirdiği gibi, "Jap'lar" teslim olmasalardı, bu dikkat kısa süre sonra kenara atılması gerekecekti ve "maalesef binlerce sivilin yaşamı kaybolacaktı."

    Bu, Hiroşima'da binlerce sivil yaşamın kaybolmamış olduğu intibasını bıraktı. Truman'ın çok iyi bildiği gibi, bu bir yalandı.

    Birkaç yıl sonra Truman'ın 1945 yazındaki Potsdam Konferansı'ndan kalan günlüğü, karısına yazdığı mektuplarla birlikte bulundu. İşte Truman'ın bombanın politik değeri konusunda tümden net olduğunun ispatı: Truman, Japonya'nın teslim olmak istediğinin bilincindeydi ve Sovyetler Birliği'nin savaşa girişinin Japonya'nın sonu anlamına geldiğini fark etmişti. Bombayı attığında, başka sözlerle vurgulanırsa, savaşı sona erdirmek için bombanın gerekli olmadığını biliyordu.


    HİROŞİMA'DAN MANZARALAR
    "Birleşik Devletlerde eğitim gördüm. Batı uygarlığına inanıyorum. Hıristiyan değilim. Fakat Hıristiyanlar burada yapılmış olanı nasıl yapabilirler? En azından, bu korkunç hastalığı durdurabilmemiz için, bunun ne olduğu bilen bazı bilimcilerinizi gönderin."




    Sadece bir gazeteci, Avusturalyalı Wilfred Burchett, kuralları delmeyi ve Hiroşima'dan sansürsüz haber geçmeyi başardı. 6 Eylül tarihli London Daily Press'in ön sayfasını dolduran haberi, sonradan kağıda basılarak dünya çapında yayılır. "Hiroşima'da, şehri yıkan ve dünyada şok etkisi yaratan ilk atom bombasından 30 gün sonra bile hala insanlar ölüyor, hem de esrarengiz ve dehşet verici şekilde - felakette yara almayanlar, ancak atom vebası olarak tanımlayabileceğim meçhul bir şey oluşturuyorlar."




    Şehirde ayakta kalan tek bir hastane var, Burchett, fiziki fenalaşmanın çeşitli aşamalarındaki yüzlerce hastayı döşemeye uzanmış gördü. Bir deri bir kemik kalmış vücutları iğrenç bir koku yayıyordu. Pek çoğu korkunç yanıklar almıştı. Burchett, o zaman hastanede çalışan Dr. Katsuba'dan aktarır:




    Başta herhangi diğerleri gibi yanıkları tedavi ettik. Fakat hastalar hemen eriye eriye gidiyor ve ölüyorlardı. Ardından, ... bombanın patladığı yerde olmayan insanlar bile, hastalandılar ve öldüler. Görünmeyen nedenlerden sağlıkları bozulmaya başladı. İştah kaybettiler, kafalarının saçı dökülmeye başladı, vücutlarında mavimsi lekeler görülmeye başladı ve burunlarından, ağızlarından ve gözlerinden kan akmaya başladı.





    Vitamin iğneleri yapmaya başladık, fakat iğnenin açtığı delikten et çürüyüp dökülmeye başladı. Ve her vakada hasta ölür. Bir şeyin kandaki beyaz hücreleri öldürdüğünü artık biliyoruz. Ancak bunun için yapabileceğimiz bir şey yok. Beyaz hücreleri başka bir şeyle değiştirmenin yolu yok. Buraya hasta olarak getirilen herkes ölü olarak götürüldü.

    Hastane bodrumunda otopsileri yapan Japon bilimciler, hastalığın nedenlerini ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği konusunda bilinen hiçbir şeyin olmadığını teyit ettiler.

    "Anlayamıyorum" dedi Dr. Katsuba: "Birleşik Devletlerde eğitim gördüm. Batı uygarlığına inanıyorum. Hıristiyan değilim. Fakat Hıristiyanlar burada yapılmış olanı nasıl yapabilirler? En azından, bu korkunç hastalığı durdurabilmemiz için, bunun ne olduğu bilen bazı bilimcilerinizi gönderin."

    Bombadan bir yıl sonra, John Hersey'in parçası New Yorker'da gözüktü. İşte, ilk defa dünya Hiroşima'nın yaşamda kalan altı kişisiyle karşılaşabiliyor ve onlardan tecrübelerini duyabiliyordu.

    Hiroşima'daki Kızıl Haç Hastanesinde yara almayan tek doktor olan Dr. Sasaki, çoğu korkunç yanıklar içinde olan kötü şekilde yaralı on binlerce hasta tarafından kuşatılır. Onları tedavi etmek için elinde tuzlu eriyik dışında hiç bir şey yoktur. Sasaki, saatlerce uyuşuk bir halde kötü kokan koridorları arşınlar ve halen öfkeli şehir yangınının hafif pırıltısı altında yaraları sarar. Tavan ve iç duvarlar çökmüş, döşemeler kusuntu ve kanla yapışkan hale gelmiş. Sabahın üçüne kadar Dr. Sasaki ve çalışma arkadaşları, tam 19 saattir bu ürpertici işteydiler ve hastane binasının arkasında küçük bir uyku kestirmek için gizlenirler. Bir saat sonra yerleri inleyen hasta yığını tarafından keşfedilir: "Doktorlar! Yardım edin bize! Nasıl yatarsınız!"

    Fakat halkın çok büyük çoğunluğu hastaneye hiç ulaşmaz. Pastor Tanimoto kayıkçı gibi çalışır, yaralıları nehrin yanan tarafından henüz yanmamış tarafına taşır. Kayığa çıkmasına yardım etmek için bir kadının ellerini tutar - kadının derisi "eldiven parçaları gibi kocaman halde dökülür". Boyca küçük olmasına rağmen pek çok insanı kayığa bindirmeyi başarır. Göğüs ve sırtlarındaki derileri zar gibi incelmiş ve tüm gün boyunca görmüş olduğu yanık yaralarını hafif bir titreme ile düşünür - "... başta sarı, ardından kırmızı ve şişmiş, soyulmuş deri ve nihayet akşamleyin irinli ve kokulu." Nehrin öteki yakasında yükseltilmiş bir kum seti vardır, yaşayan, fidan gibi incelmiş gövdeleri oraya, met suyundan öteye kaldırır. Tekrar tekrar kendi kendine hatırlatır: "Bunlar insan."

    Atom bombasının patlamasıyla meydana gelen mantar şeklindeki bulutu Özgürlük Heykeli'nin ikinci uyarlaması olarak gören pek çok Amerikalı, Hersey'in haberini okuyunca ikinci düşünceler edindiler. Albert Einstein derginin bin tanesini satın aldı. Fakat bombayı atma kararını tartışmak, halen çok hassas bir konuydu.

    1965'te Kenzaburo Oe'nin Hiroşima'dan Notlar'ı (Notes From Hiroshima, 1965) ve Masuji ıbuse'nin Kara Yağmur'u (Black Rain, 1965) ile bomba, Japon literatüründe önemli bir tema haline geldi. Kendisi Hiroşima'da olmayan ıbuse, dokümanter gazetecilik malzemelerini kullanır. Kahramanlarından biri olan Shigematsu, bombadan iki gün sonra aynanın önünde durmaktadır:

    Sargıyı yerinde tutan yapışkan sıvıyı parça parça araladım ve dikkatlice kumaşı kaldırdım. Yanmış kirpikler, yanan bir yün parçasından kalan lekeler gibi küçük siyah topaklara ayrılmıştı. Tüm sol yanak siyahımsı-mor bir renk almıştı, yanan deri ondan ayrılmadan et üzerinde kuruyor, böylece tüm yanakta sırtlar oluşturuyordu. Sol burun deliği tarafı sirayet etmişti, üstteki kurumuş sert kabuğun altından taze irin geliyordu. Yüzümün sol tarafını aynaya çevirdim. Bu, benim kendi yüzüm olabilir miydi? Hayret ettim. Kalbim bu düşünceyi vuruyordu ve aynadaki yüz gittikçe garip hale geliyordu.

    Bükülmüş deri parçasının sonundan bir küçük parçayı tırnaklarımın arasına aldım. Hafifçe çektim, biraz incitti, o zaman en azından anladım ki bu benim yüzümdü. Deriyi bir zamandır yaptığım gibi küçük küçük kaldırırken bu gerçek üzerine derince düşünceye daldım. Eylem bana, çıkmayı isteyen gevşek bir dişi hafif bir dürtü ile halletme benzeri, aynı anda acıdan nefret etme ve ondan hoşlanma gibi ilginç bir çeşit zevk verdi. Kıvrılmış bükülmüş tüm deriyi soydum. Sonunda, burun deliğimin yan tarafında yapışmış sertleşmiş irin topağını tuttum ve çektim. Önce tepeden başlayarak söküldü, ardından birden temiz oldu ve sarı akıcı irin bileğimin üstüne damladı.

    Milyonlarca Japon kendilerini Ibuse'nin aynasında gördü. ıbuse'nin şahaseri İngiltere'de 1971'de çıktı, fakat 14 yıl sonraya kadar Birleşik Devletlerde çıkmadı. Nobel Ödülü sahibi Oe'nin Notes From Hiroshima'sının Japon ve Amerikan basımları arasında üç onyıl vardı.


    AMERİKAN'ıN YALAN PROPAGANDASI
    Amerikan otoriteleri, Burchett'in raporunun çıktığını biliyorlardı ve aynı gün tam da böyle bir vesile için yedekte tuttukları bir hikayeyi yayınladılar. Raporları, Japonların savaş esirlerine karşı işlediği, kanibalizm ve canlı gömmeyi de içeren 200 gaddarlığı tarif ediyordu. Bu rapor, Japonların hak ettiklerinden fazlasını almadıklarına dair düşünceyi teşvik etmeyi amaçlıyordu.

    Ayrıca aynı gün yine aynı amaçla muhafaza edilen bir rapor daha yayınlandı. Devlet gazetecisi William Laurance tarafından yazıya alınan bu rapor, Nagasaki'nin bombalanmasının nasıl şahane bir şey olduğu hakkındaydı. Atom bombasını yazıyordu: "Onu yaratan heykeltıraşın ürününden dolayı gurur duyacağı tarzda onu böyle enfes şekilde yaşayan bir nesne haline getirilirken görmek ve ona yakın olmakla; insan, gerçekle gerçek-ötesi arasındaki çizgiyi biraz aşıyor ve kendini mucizeliğin varlığında hissediyor."

    Ek bir ihtiyati tedbir olarak General Farrell, 11 uysal bilimciyi Hiroşima'ya uçurttu ve bombanın hiçbir şekilde herhangi bir radyoaktif bulaştırma izi bırakmamış olduğunu onlara tasdik ettirdi.

    General Groves, radyasyonunun hiçbir şekilde kurbanlarına "usule uymayan ağrıya" neden olmadığına dair kongreye güvence verdi, "gerçekte ölümün çok hoş bir yolu, diyorlar."

    Fakat bu hoş ölümün resimleri Amerikalılardan esirgendi. Kurbanların fotoğraflarının gösterilmesine izin verilmedi. Japonların üç saatlik dökümanter Hiroşima filmi müsadere edildi ve yirmi yıl sonrasına kadar gösterilmesine izin verilmedi.


    DAHA FAZLA ATOM İÇİN TÜM HIZLA İLERİ
    Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 24 Ocak 1946'da fikir birliğiyle ilk kararını aldı. Bu kararla, "ulusal silahlanmada atomik silahların ve kitlesel kıyım silahlarına dönüşebilecek diğer bütün temel silahların tasfiyesi" için öne sürülecek teklifleri değerlendirmekle görevli Atom Enerji Komisyonu'nu oluşturuldu.

    Komisyonun çalışması, 14 Haziran'da Baruch Planı'nın sunulmasıyla sonuçlandı. Plan, atomik silahlar üzerindeki mevcut Birleşik Devletler tekelini gerekçelendirdi. Atom bombasını silahlarından arındırabilecek olan tek ülke, plana göre öyle yapmayacaktı. Bunun yerine, düşünce, nükleer teknoloji peşinde olan ülkeleri bundan alıkoymaktı. Birleşik Devletlerin denetimindeki bir uluslararası örgüt, sadece teftiş hakkını değil, aynı zamanda zincirleme tepkiyi yaratabilecek olan tüm ham materyal üzerindeki "yönetimsel kontrolü" de elinde tutuyordu. Hiçbir ulusun, bu örgütün onayı olmadan barışçıl amaçlarla bile olsa nükleer enerjiyi geliştirme hakkı olmayacaktı. Bunu tecavüz hareketleri - net ifade edilmemiş olmasına rağmen - "otomatik cezalandırmalara" eşlik edecekti ve Güvenlik Konseyi üyeleri, veto hakkını kullanamazlardı. Plan tümden gerçek olmadan önce, Birleşik Devletler, atomik silahlarını muhafaza edecek ve yenilerini üretme biricik hakkına sahip olacaktı.

    Eğer Birleşik Devletlerden başka bir ulus atomik silahlar tekelini elinde bulundursaydı, Birleşik Devletler Baruch Planını kabul edecek miydi? Elbette hayır. Tüm dünya halklarının, ölüm ve kalım üzerine karar hakkını, tam bir yıl önce Hiroşima ve Nagasaki'de olanlardan sorumlu bir ulusun eline güvenerek vereceklerini düşünmek tamamen haddini bilmemek olurdu.

    Ancak hakikatte, bu ulusun çoktan bu gücü vardı.

    1946 Mart'ında Stratejik Hava Dairesi (Stratejic Air Command - SAC), Birleşik Devletlerin askeri hizmetleri arasında bağımsız bir dal haline geldi. Aynı yılın Mayıs'ında SAC, dünya üzerindeki tüm hedeflere yönelebilecek atomik saldırıların hazırlanmasıyla görevlendirildi. Hiroşima'nın bombalanmasının yıldönümünde kıtalararası bombalama uçağı B-36'yı uçurdular. ABD artık, sadece bombalara sahip olma tekelini elinde bulundurmuyordu, aynı zamanda bir bombayı dünyada istediği yere dağıtabileceği plana sahipti. Silah naklinin sonraki kuşağı çizim tahtasına konmuştu bile: Sonradan Atlas roketi olarak isimlendirilecek kıtalararası roket.

    1947'de "Kızartaç (Broiler)" denen ilk Amerikan atomik savaş planı çizildi. Sovyetlerin Batı Avrupa'yı işgal etmesi durumunda, 24 Sovyet şehri 34 atom bombası ile tahrip edilecekti.

    Ayrıca İngiltere ve Uzak Doğu'da üsler kuran Strategic Air Command (SAC) 1948'de yeni kıtalararası bombalama uçakları olan B-36 ve B-50'leri hizmete soktu. İlk defadır Amerikan atomik silahları, Sovyetler Birliği'ne büyük ölçekte ulaşabiliyordu. "Truva Operasyonu (Operation Trojan)" denen yeni bir atomik savaş planı benimsendi, buna göre 70 şehir 113 atom bombasıyla tahrip edilecekti. Milyonlarca insan derhal, daha çoğu da ondan sonraki kısa süre içinde ölecekti.

    1949 için savaş planının adı "Damlaatışı (Dropshot)" idi ve bunda SAC, 100 Sovyet şehrine 300 atom bombası atacaktı. Bombalar ayrıca daha etkili olmuşlardı, öyle ki patlayıcı etkisinin sürekli artışıyla şimdi Amerikan atom bombaları, on megatona ya da 800 Hiroşima bombasından daha çoğuna tekabül ediyordu.

    Radyasyonun etkisinden halen her gün yeni yaraların keşfedildiği Hiroşima'dan dört yıl sonra, halen kül içinde olan Japon şehirlerindeki ateş fırtınasından dört yıl sonra - evet dört yıl sonra, 800 yeni Hiroşima planlanmıştı bile.

    Birleşik Devletler, hiçbir zaman bu kadar güçlü olmamıştı. Ve gücün güçsüzlüğü hiçbir zaman bu kadar aşikar olmamıştı.

    Atom bombası, Stalin'i askerlerinin Nazileri kovduğu Avrupa parçasında demir yumruk politikasıyla yönetilen devletlerden oluşan bir imparatorluk inşa etmekten alıkoyamadı.

    Atom bombası, Mao Zedung'u yozlaşmış Kuomintang diktatörlüğünü devirip yerine kendi çok daha etkin diktatörlüğünü koymasını durduramadı. Amerikalıların gözünde sarı ve kızıl şeytanlar şimdi birleşmişti ve yarım milyar insan birden Amerikanın düşmanı olmuşlardı.

    Atom bombası, Amerika'nın atomik silahlar üzerindeki tekelini idame ettiremedi. Çin Halk Cumhuriyeti'nin 1 Ekim 1949'da Tiananmen Meydanında ilan edilmesinden birkaç gün önce, Stalin'in ilk nükleer silahını patlatması sadece dört yıl almıştı. Ruslar, Birleşik Devletlerin silahlarına ulaşmanın henüz herhangi bir aracına sahip değillerdi, fakat iki süper gücün birbirini tümden tahrip edecek güce ulaşmalarının sadece bir zaman sorunu olduğunu herkes fark ediyordu.

    Gücün güçsüzlüğü, Birleşik Devletleri sarstı. Ani tepki: Daha da Büyük bir Bombaya İhtiyacımız Var oldu. Truman, hidrojen bombası için ileri emrini verdi. Hedef, tek başına 3000 Hiroşima'yı taşıma gücünde olan B-52 idi.

    1 Mart 1954'te Amerikan hidrojen bombası "Bravo" patlatıldı. Bomba umulmadık bir şekilde 15 megaton, yani 15 milyon TNT'ye eşdeğer patlayıcı enerji bıraktı. „Bravo", 1200 Hiroşima bombası gücündeydi.

    İki hafta sonra hava gücü, deniz ve kara güçlerini bombayı kullanma niyetinde olduğuna dair bilgilendirdi. Sovyet Blokuna nükleer silahlarla donanımlı 735 uçakla saldırılacaktı. Genel kanı, iki saatın içinde yayılan yıkımla „tüm Rusya'nın sonunda duman haline geleceği"ydi. Üçüncü Dünya Savaşını sonuçlandırmak için otuz günlük bir uzunluğun yeterli olacağını emin şekilde hesaplıyorlardı..

    „Bravo"nun patlatılmasından hemen sonra, Kurchatov ve diğer Sovyet fizikçileri bir çalışma tamamladılar ve bundan çok kısa zaman sonra, „kainatta varolan tüm yaşamı imkansız kılacak koşulları yaratmaya" yetecek kadar nükleer silaha sahip olduklarını açıkladılar. „Bravo" benzeri yüz bomba „yerküre üzerindeki tüm yaşamı bitirmeyi" sağlamaya yeterli olacaktı. Rusya liderleri de iyi bilgilendirilmişti.

    Öyle olsa bile, Khrushchev, hemen hemen aynı dereceye kadar Eisenhower, ülkelerinin savunmasını bu kullanılamaz silahlara dayalı inşa etmeğe devam ettiler. İkisi de güvenliklerinin karşılıklı intihar anlamına gelecek bir silahın kullanımına ilişkin sarsılamaz kararlılığa dayandığını hissediyorlardı.

    On yıl sonra Hiroşima'da halen insanlar, bugün inşa edilen ve denenen bombaların binde biri bile olmayan küçük bir bombadan dolayı acı ölümlerle ölüyorlardı. Terketmenin zamanı değil miydi? Hava umut doluydu.

    An yaklaştı. Vardı. Ve bizler gerçekten geçtiğini anlayabildikten önce, geçti.

    Sonraki yıl artık çok geçti. 1956'da Sovyetler Macaristan'daki başkaldırıyı ezerken, Fransa ve Büyük Britanya Süveyş Kanalını işgal etti. Uluslararası hava, hep olduğundan daha çok soğumaya başladı. Ruslar, ABD'nin kıtalararası jet bombardıman uçaklarına cevaplarını inşa etmeye başladılar ve dört yıl sonra, 1960'ta, Sovyetler Birliği kendi karşıt „ağır misilleme"sini duyurdu.

    Khrushchev, Sovyetler Birliği'nin kara güçlerini kullanımdan çıkaracak, pahalı ve gereksiz hale getirecek olan nükleer kapasiteye sahip olduğunu beyan etti. Bunlar üçte birine indirilecek ve yerlerine daha çok nükleer silahlar yerleştirilecekti. İki süper güç de, şimdi artık kendi savunmalarını tümden karşılıklı topyekün yıkım için söz verme ve bunu önleme yetenekleri üzerine dayandırıyorlardı.

    Kamuoyundan yılmadan savaş hazırlıkları devam etti.

    Amerikan stratejik güçleri komutanı General LeMay, Nisan 1956'da yaptığı açıklamada; savaş durumunda "bu akşamki gün batımı ve yarınki gün doğumu arasında Sovyetler Birliği temel bir askeri güç ve hatta temel ulus olmaktan muhtemelen çıkabilir... Şafak, Çin'den son derece yoksul ve ABD'den daha az nüfusla ve belki de gelecek kuşaklar boyunca tarımsal varlığa mahkum olmuş bir ulusun üzerine doğabilir." LeMay'ın Japonya'da çoktan işlemiş olduğu ve onlardan dolayı ün ve madalya dışında başka bir şey almadığı savaş suçları göz önüne alındığında, tehdidini yapmadan önce savaş yasalarını düşünmemesi doğaldır.

    Amerikan ordu araştırma dairesinin başı General James Gavin, Temmuz 1956'da bir Senato Komisyonunun önünde tanıklık yaptı. Sovyetler Birliğine karşı topyekun bir Amerikan atom saldırısının Japonya ve Filipinler'e kadar tüm Asya üzerine ölüm ve yıkım yayacağını anlattı. Yani, rüzgar diğer yöne esmedikçe. Bu durumda ise, yerine, 100 milyon Avrupalı ölecekti.


    BİNLERCE HİROŞİMA
    1950'lerin sonunda, ABD için nükleer hedefler üç tipe ayrılıyordu: ABD için tehlike oluşturan askeri hedefler, Avrupa için tehlike oluşturan askeri hedefler ve Sovyet askeri gücünün ekonomik tesisleri. Ancak radyoaktif döküntünün her durumda üreteceği genel etkiler, hedeflerin farklı tipleri arasındaki tercihi ilginç olmaktan çıkardı. Bu nedenle 1959'daki bir çalışma, tüm Sovyetler Birliği yüzeyi üzerinde "rasgele silah hedefleri"ni önerdi. Bu, nihai sonuçları olan "alan bombalanması" idi.

    Tahmini ölümlerin sayısı yıldan yıla yükseldi. Yüz milyon ölü artık yeterli değildi. 1960'a kadar insanlar, tüm Doğu Blokunda yarım milyar ölüden çoktan konuşuyorlardı. Bir misilleme artık güç bela ağır olabilirdi. Diğer birkaç milyonu öldürmek tehdidi, caydırıcılığı yok denecek kadar az artıracaktı.

    1960'ta ABD hala dünya nükleer silahlarının ezici çoğunluğunu kontrol ediyordu - bin adedi hidrojen bombası olan 10 bin adet bomba. Bu, Sovyetler Birliği'nin sahip olduğundan en az 10 kat daha fazlaydı. ABD, ayrıca bombardıman uçakları ve diğer silah taşıyıcıların sayısında da ileri üstünlüğe sahipti ve onlardan Sovyetler Birliği'nin herhangi bir yerine rahatlıkla ulaşacağı üsler halkasına sahipti.

    Aynı yıl Eisenhower, uzlaşma ruhuyla karakterize edilen, garnitür yeni bir nükleer hedefler listesini kabul etti. Tam 280 askeri ve politik hedef vardı, artı 131 şehirdeki diğer bin adet hedef.

    Kennedy 1961'de başkanlığı devralınca, ordunun en son ürünü olan Tek Halinde Bütünleşmiş Operasyonlar Planı (the Single ıntegrated Operations Plan, SıOP) hakkında bilgilendirildi. Bu plan, ABD'nin Sovyetler Birliği üzerindeki ezici askeri üstünlüğüne dayanıyordu ve ABD'nin nükleer silahları ilk kullanacağı sanısından hareket ediyordu. SıOP'ta 170'ten daha az olmayan atom ve hidrojen bombası sadece tek başına Moskova'ya doğrultulmuştu. Plan, Çin ya da Doğu Avrupa'daki hedefleri, bu ülkeler savaşa çekilmemiş olsa da, dışarıda tutma olanağı sunmuyordu. 1961'den başlayarak bugüne kadar devamla SAC'ın, havada saatte karşı dönen hidrojen bombalarıyla donanımlı ve SıOP'a tahsise hazırlanmış bir miktar bombardıman uçağı vardı. Objektif bir hesapla, plana göre yerine getirilecek bir saldırı, 360 ile 425 milyon arasında insanın ölümüne neden olacaktı.

    Sovyetler Birliği o zamana kadar olan patlamalardan daha büyük, elli tonluk bir süper bomba patlattı (1962). Bu tek bomba, 4000 adet Hiroşima'yı içeriyordu. 50 megatonluk bomba, ABD ve Avrupa'da çoktan abartılıyor olan Sovyetlerin askeri gücü hakkında yanlış bir intiba yarattı. Yağmaya başlayan satelit fotoğraflarından anlaşıldığı kadarıyla Amerika'nın nükleer silah üstünlüğü evvelce inanılandan bile çok daha da eziciydi.

    Küba füze krizini o kadar tehlikeli yapan da buydu.

    Genelde inanıldığı gibi eğer her süper güç karşıtını imha etme gücünde olmuş olsaydı, Sovyetler Birliği nükleer silahlarını Küba'ya zor yerleştirirdi. ABD şimdi ya da daha önceden Sovyetler Birliğine komşu bütün müttefiklerinin topraklarına - Büyük Britanya, Almanya, Türkiye, İtalya, Japonya, nükleer silahlar konumlandırmıştı. Fakat şimdi ABD ve SSCB eşit güçte değillerdi. Sovyetlerin kıtalararası savaş kapasitesi halen en aşağı düzeydeydi. Sovyetlerin ABD'ye karşı nükleer ateş gücü o kadar güçsüzdü ki, iki katına ve belki de Küba'daki üslerle üç katına çıkarılması gerekecekti.

    Bu üslerin Ruslar için bu kadar önemli olmasının nedeni buydu. Ve ABD'nin bunlara tahammül edememesinin de nedeni buydu. Ekim 1962'de dünyanın imhaya doğru birkaç gün için tam sürüklenmesinin nedeni de budur. Bombardıman uçaklarının kanatlarında taşınan ya da ateş için silolarında hazır bekleyen yüz binlerce Hiroşima'nın hedeflerinden birkaç saat belki de birkaç dakika uzakta havada oldukları düşüncesiyle oturuyor ve titriyorduk.
#17.08.2007 12:47 0 0 0
#16.08.2007 21:59 0 0 0
  • ELLERİNE SAĞLIK BENDE BU KİŞİLİK TESTİNİ ARIYORDUM. 4-5 YIL EVVEL BİR DERGİDE GÖRMÜŞTÜM. BİLMEDİĞİN BİRŞEY DAHA BU BÜTÜN DÜNYADA KİŞİLİK TESTİ OLARAK KULLANILAN BİR TASARIMDIR.
#16.08.2007 21:55 0 0 0
  • Acıtmayan iğne
    Yine Japonlar, yine bir icat! Bu cismi küçük aklı büyük insanlar, acıtmayan iğne icat ettiler.

    Üretilen iğnenin ucunun 0.2 mm kalınlığında. Bu sayede iğne hiç acı vermiyor. Bu, dünyanın en uçlu iğnesi. İlâçlı sıvının iğnenin ucuna akışını kolaylaştıran bir teknikle tasarlanan iğne, özellikle günde birkaç kez iğne olmak zorunda kalan şeker hastalarının kullanımına sunulacak.


#16.08.2007 21:05 0 0 0