CaNıMıN İnCiSi

CaNıMıN İnCiSi

Üye
11.04.2008
Er
370
Hakkında

  • emeğine sağlık çok güzel bir çalışma olmuş
#18.04.2008 21:08 0 0 0
  • teşekkür ederim ben bu hızla bir iki gün içinde bundan daha iyi olan bir flashı yaparım diye sanıyorum :) bir sonrakinin bundan iyi olacağı kesin bir de resim ve müzik sıkıntımı atlatırsam eğer
#18.04.2008 21:05 0 0 0
  • Yirmi yaşındayken dünyanın bir ucundan öteki ucuna, telleri kullanmadan sinyal göndermeyi düşlüyordu. Yirmi üç yaşındayken, bunu başarmıştı. Çok az bilimsel eğitim sahibi olan bu genç adam, evinin tavan arasında çalışarak, döneminin en önemli bilim adamlarının yapamadıklarını yaptı. 1895 yılında, elektriğin kullanımı henüz yeniydi. Yalnızca on dört yıl önce, evleri aydınlatmak için kullanılmaya başlanmıştı. O yıllarda mesajlar, telefon ve telgrafla kolaylıkla gönderilebiliyordu. Ama her iki haberleşme sisteminin de yarattığı sıkıntılar vardı. Elektrik akımı geçerken mesajın iletilebilmesi için tellere ve kablolara gereksinim duyuluyordu. Marconi'nin telsiz mesaj iletme düşüncesi, başkalarına bilimkurgu gibi görünüyordu.

    İlk başarıyı elde ettikten sonra Marconi, deneylerini bir büyük kararlılıkla sürdürdü. Önce tavanarasından mesaj gönderdi. Sonra bahçeden, daha sonra vadiden ve sonunda okyanustan... Bugün televizyon uyduları, ticari radyolar, lazer haberleşme sistemleri ve artık " küresel köy " haline gelen dünyadaki tüm harikalar, onun merakı ve inadı sayesinde gerçekleşti.

    İtalyan bilim adamı Guglielmo Marconi 12 Aralık 1901'de, İngiltere'deki Cornwall'dan Kanada'ya bağlı Newfoundland'e ilk Atlantik ötesi radyo sinyalini göndermeyi başarmıştı. Bu tarihî sinyalle, bugünün teknoloji uzmanlarının dillerinden düşürmedikleri 'kablosuz iletişimin' ilk büyük adımı da atılmış oldu.

    Mors alfabesinde 's' harfini temsil eden üç noktadan oluşan mesaj 2.700 km mesafeyi katederek radyo sinyallerinin uzun mesafeleri kat edebileceğini ve dünyanın yuvarlaklığına rağmen uzun mesafelerden yakalanabileceğini kanıtladı. Bu buluş radyo, televizyon ve modern iletişim araçlarına uzanan teknolojik gelişmenin öncüsü oldu. Aradan geçen yüz senenin ardından aralarında Marconi'nin oğlunun da bulunduğu bilim severler mesajın gönderildiği Cornwall'daki Poldhu noktasında biraraya geliyorlar.

    Marconi'nin giriştiği deneme 20. yüzyılın ilk günlerinde diğer bilim adamları tarafından macera olarak değerlendiriliyordu. Dönemin bilim dünyası, elektromanyetik dalgaların düz dalgalar halinde ilerledikleri ve bu nedenle dünyanın eğimi tarafından emilecekleri ya da uzayda kaybolacakları gerekçelerini savunarak, uzun mesafeler arasında kablosuz iletişimin imkansız olduğunu savunuyorlardı.

    Zamanının bilimsel tabularını yıkan Marconi hayatı boyunca hayali olan radyo istasyonlarının dünyayı birbirine bağladığı günleri yaşayarak gördü. Ancak muhtemelen kendisi de, elde ettiği başarının, bir gün Poldhu noktasına gelecek habercilerin haberlerini fax, telefon, e - posta ve sms yoluyla kablosuz olarak geçecekleri günleri getireceğini tahmin etmemişti.
#18.04.2008 21:00 0 0 0
  • Konu: A La Munite
    noimage
    Geçmişi günümüze bağlayan nostaljik körüklüler...

    Geçmişteki yaşamı belgeleyen, körüklü kutu makinalar günümüzde antika niteliği taşıyor. Günümüzde teknoloji ve iletişim kaynakları öylesine hızla değişip gelişiyor ki bazı meslek dalları bu değişimden büyük ölçüde etkileniyor. Örneğin, daha birkaç yıl önce aldığınız araç, hemen demode olabiliyor. Hatta, kısa zamanda antika kimliğine kavuşuyor. Bu bilgisayar ve müzik setlerinde daha da belirgin görülüyor. Yaşı 40-50 arasında olanlar ve tabi ki daha büyükler vesikalık fotoğraf çektirmek için mutlaka a la minute denilen, üç bacaklı sehpa üzerinde duran körüklü kutu makinaların karşısına geçmişlerdir. Hele çocuk yaşta bu makinanın karşına oturmuşsa fotoğrafçının objektifi açıp filme poz verirken "Dikkat et buraya! Şimdi kuş çıkacak..." sözlerini anımsayacaklardır.

    O yıllarda, askerlerin birbirlerine sarılarak poz vermeleri ya da bir ailenin üzerinde, örneğin "İstanbul Hatırası" yazılı siyah perde önünde çektirdikleri fotoğraflar, hafızalarda canlanıverir. Poloraid filmlerin henüz icat edilmediği dönemlerde a la minute fotoğrafçılar çektikleri filmi makinanın içinde bulunan, küçük çekmecelere şişelerden döktükleri ilaçlı banyolarla yıkar, karta basar ve 5-10 dakikada içinde teslim ederlerdi. Genellikle zamandan büyük kazanç sağlayan a la minute fotoğrafçılara, okul, adliye ve emniyet gibi resmi binaların önünde daha sık rastlanırdı.

    İstanbul'da eski bir makinayla meslek yaşamını sürdürmeye çalışan Abdullah Usta, bir anlamda böyle bir nostaljinin temsilcisi gibidir.

    Abdullah Usta, kendisinden yaşlı makinasıyla baba mesleğini sürdürürken şöyle diyor: "Bu makina bana babamdan kaldı. Makinanın kaç yaşında olduğunu ben de bilmiyorum. Ama bu makinayla I.Dünya savaşında çekilmiş fotoğraflar var. Yanılmıyorsam Türkiye'deki en eski faal makine bendedir. "Abdullah Usta bu yaşlı makinanın turistlerin de ilgisini çektiğini söylüyor. Turistler büyük bir hayranlıkla seyrettikleri, zaman zaman da fotoğrafını çektikleri bu makineyi satın almayı da önermişler. Hatta bir Japon, 15 bin mark teklif etmiş. Ama Abdullah Usta baba yadigarı bu makinenin manevi değerinin ölçülemeyecek durumda olduğunu düşünerek satmamış.
#18.04.2008 20:59 0 0 0
  • noimage

    Beynin bir yüzü tanıması için 170 milisaniye yetiyor. Görünüşte son derece basit görünen bu işlemin gerisinde aslında son derece hassas bir mekanizma söz konusu. Bunu üç oyunla gösteriyoruz.

    Yan yana iki nokta çizin. Daha sonra altta, ortadan küçük bir dikey, yine daha altında da yatay bir çizgi ekleyin. Bu bir mucize: Karşınızda bir surat var! Niçin? Çünkü bütün yüzlerin genel hatları aynıdır. Dünyada tam 6 milyar farklı yüz olduğu için bu gerçeği unutuyoruz. Bu yüzlerden her biri kendilerine özgü özellikleriyle beynimiz tarafından tanınmalarını sağlıyor.

    Nasıl mı? Beynimizin her yüzü algıladığı şekilde depoladığını savlayan "büyükanne hücreleri" teorisi uzun süre geçerli oldu. Buna göre bir grup nöron Ayşe anneye, bir başka grup Ahmet babaya, bir bölümü ailenin diğer üyelerine, arkadaşlara v.s. adanmış oluyor...

    Ancak her şey bu kadar basit olsaydı, örneğin Ayşe annenin yüzünün depolandığı bölgeyi etkileyen bir kaza ya da lezyonun ardından beyin başkalarını tanımaya devam ederken Ayşe'yi tanıyamayacaktı. Beyinlerine elektrod yerleştirdikleri sara hastalarını inceleyen araştırmacılar bir kişide "Beatles nöronu", bir diğerinde "Clinton nöronu" v.s. belirlediler.

    Bu hipotez hala tartışılıyor ve kuşkusuz yetersiz. Bir başka teze göre de, beynimiz yüzümüzdeki her unsuru Ğ çizgi, kırışıklık, renk... her defasında bir yüz gördüğünde tanıdıklarıyla "karşılaştırmak" amacıyla kullanıyor. Yani biraz robot-bilgisayarların yaptığı gibi. Beynimiz bu amaca yönelik çok net, belirli stratejiler geliştiriyor.
    Küresel ana hatlar

    İnsan suratları tüm dünyada homojen gibi gözükür ama bizler her birini kendilerine özgü ana hatlarıyla tanırız. Bir surat bizim için yalnızca iki göz, bir burun, ağız, çene v.s.'nin toplamından ibaret olmayıp kendisine özgü bir çizgidir.

    Örneğin, Giuseppe Arcimboldo'nun resimlerinde bedenler, hayvanlar, çiçekler, meyveler ve hatta kitaplar yüz hatlarını oluştururlar: Birinde armut bir burundur, bir diğerinde fil yüzü yanak ve kulağı oluşturur v.s. Ve tüm bunlara rağmen bir insan ortaya çıkar!

    Alışılmamış özellikler

    Yüz eğer pek yaygın olmayan bir özelliğe sahipse bu durumda küresel ana hatlardan yararlanmak en iyi çözüm değil. Nitekim Cyrano de Bergerac'ın büyük burnunu, Salvador Dali'nin kabarık bıyığını, Monica Bellucci'nin seksi ağzını, Paul Newman'ın mavi gözlerini ya da Emmanuel Chain'in kalın kaşlarını gördüğümüzde onları hemen tanırız! Ancak binlercesi arasından yalnızca birkaç yüz onları tanımamızı sağlayan bu tür ayırt edici çizgiler içerir.


    Uzaysal frekanslar

    Bir yüz gördüğümüzde, alçak uzaysal frekanslarını (şişkin yerler ve yatay unsurlar) ve yüksek uzaysal frekanslarını (hatlar ya da çizgiler) algılarız. Bunlardan ilki, kişinin cinsiyetini belirlememizi sağlayan kabaca, global bir görüntü sunar. Yüksek frekanslar bir resmin ayrıntılarına ulaşıp yüzü tanımamızı sağlar. Yalnızca alçak uzaysal frekansları algılasaydık yüzler flu gözükecekti. Nitekim bebekler böyle görür: İlk başlarda yüzleri ve dünyayı flu algılarlar.
    İç ve dış hatlar

    Gözler, burun ve ağız iç hatlar olarak kabul edilir: Saç, alın, çene, kulaklar, yüz şekli ve çevresi dış hatlardır. Şöyle bir deney yapın: Bir maskeyle gözleri, burnu, ağzı örtün, kişiyi tanımakta zorlanacaksınız. Tersine, saç, alın ve çene bir örtünün altında saklansa bile o kişiyi hemen tanıyacaksınız.

    bunlari biliyormusunuz,bunları biliyormusunuz,bunlari biliyor musunuz,bunları biliyor musunuz,bunları biliyormuydunuz,bunları biliyormusun,bunları biliyormusunuz com,bunları biliyormusunuz net,www bunları biliyormusunuz,bunlari biliyormusun,bunlari biliyormuydunuz,bunları biliyormusun com,www bunları biliyormusun,bunları biliyormusun net,



    Kaynak:Hürriyet...
#18.04.2008 20:56 0 0 0
  • usta sayılmam nazlıkız yavaş yavaş öğreniyorum bunu da flashlar gibi
#18.04.2008 20:05 0 0 0
  • Bir gün...

    Bir günüm daha olsaydı
    Yaşamak için...
    Herşeyimi verirdim
    verebilseydim...

    noimage

    Bir gün
    Bir gün daha kalabilseydim yanında...
    Herşeyimi verirdim
    Seçebilseydim...

    noimage

    Sadece 1 gün istedim
    Daha fazlası değil
    Uyanma, kalkma, gitme yanımdan
    Bugün son günüm
    Doya doya bakayım sana derdim...

    noimage

    Bir gün,
    Sadece 1 gün
    Çok fazla değil ki

    noimage

    Hadi son bikez sarıl bana

    noimage

    Bak bu benim son günüm...

    noimage

    Birgün, sadece 1 günüm olsaydı


    noimage


    Yaşayabilmek icin
    noimage

    Herşeyimi verirdim
    Yanında uyuyabilmek için...

    noimage


    1 gün
    Sadece 1 gün verin bana

    noimage

    Sonra dönerim karanlığa
    Çok değil 1, sadece son 1 gün
    Yaşamak için bana....


    [main-arkaplan-muzik]050[/main-arkaplan-muzik]
#18.04.2008 18:43 0 0 0
  • teşekkür ederim atesilter hocam.ilk denememde böyle bir şeyi çıkartabileceğimi bende tahmin etmemiştim aslında :) sadece duygularımı serbest bıraktım.burada seyredince eksiklerimi de farkettim.Bir dahaki çalışmamda eksikleri gidermek için elinden geleni yapacağım.
#18.04.2008 18:27 0 0 0
#18.04.2008 17:55 0 0 0
  • Günlerdir öğrenmeye çalışıyorum.Kaç taneyi yarım yarım bıraktım olmayınca.Bu gün tekrar denedim.Umarım bu sefer olmuştur.

    Şiir : Seni Bir Severim

    [swf1]white_angel-seni-bir-severim.swf[/swf1][swf2]600[/swf2][swf3]450[/swf3][swf4]white_angel-seni-bir-severim.swf[/swf4]
#18.04.2008 17:21 0 0 0
#18.04.2008 14:17 0 0 0
#18.04.2008 13:14 0 0 0
#17.04.2008 15:35 0 0 0
  • noimage



    Parmak uclarinda yasadim hep aski

    Hic yükselemedim gökyüzüne

    Ha uctu ha ucacak

    Ha oldu ha olacak

    Oysa dilerdim kaybolabilmek

    Bulutlarin üstünde, engin maviliklerde

    Hep ucabilmek istedim özgürce

    Cebimdeki soru isaretleri

    Agirdi; ucamadim.....


    noimage



    Namlu ucunda yasadim hep ask


    Hic sevemedim delicesine


    Ha bitti ha bitecek


    Ha gitti ha gidecek


    Oysa dilerdim hissedebilmek


    Bakislariyla yok


    Dokunuslariyla var olmak


    Hep sevebilmek isterdim gönlümce


    Kalbimdeki yaralar


    Agirdi; sevemedim.....




    noimage


    Diken ucunda yasadim hep aski

    Hic tutamadim kadifemsi yapraklarini gülün

    Ha döküldü ha dökülecek

    Ha kurudu ha kuruyacak

    Oysa dilerdim koklayabilmek

    İcime cekmek mis kokusunu

    Hep avuclamak isterdim

    Hissetmek güllerin kirmizisini

    Cig düstü yapraklarima

    Agirdi; tasiyamadim........


    noimage








    Dudak ucunda yasadim hep aski

    Hic söyleyemedim icimden gecenleri

    Ha bildi ha bilecek

    Ha anladi ha anlayacak

    Oysa dilerdim anlatabilmek

    Yüregimdeki firtinalari

    Hep yasamak isterdim

    Askin basdöndüren bugusunu

    Korkular girdi yüregime

    Agirdi; yasayamadim...............



    [main-arkaplan-muzik]098[/main-arkaplan-muzik]

#17.04.2008 15:30 0 0 0
#17.04.2008 13:21 0 0 0
#17.04.2008 06:50 0 0 0
#17.04.2008 00:05 0 0 0
#17.04.2008 00:01 0 0 0
  • öyle bir yer var mıdır ki.dertten,tasadan uzak,
    ya da biz şehre alışmış şehirsiz yapamayan insanlar
    orada hayatımızı geçirebiliyor miyiz ki Turgay
    bence çok zor.
#16.04.2008 23:07 0 0 0