Çay Kaşığım

Çay Kaşığım

Üye
04.02.2008
Genel Kurmay Başkanı
165.440
Hakkında

#11.03.2009 12:50 0 0 0
#11.03.2009 12:49 0 0 0
#11.03.2009 12:49 0 0 0
#11.03.2009 12:48 0 0 0
#11.03.2009 12:42 0 0 0
#11.03.2009 07:01 0 0 0
#11.03.2009 06:57 0 0 0
#11.03.2009 06:49 0 0 0
  • bu tür müzikleri bende çok severek dinliyorum,
    hatta bir ara yedikaranfil koleksiyonum vardı tavsiye ederim dinlemediysen
    yedi karanfil serilerini..
    hızıma gelince sen anladın sen:D
    teşekkürler ablacığım yorumların için
#11.03.2009 06:44 0 0 0
#11.03.2009 06:34 0 0 0
  • işte o anda - tam o anda - o an görüntüleri

    noimage

    Bu heyecanlı fotoğraflar ya olay anında çekilmiş, ya da olaydan bir saniye önce...

    noimage

    bunun birde kartopu olduğunu düşünün..:ph34r:

    noimage

    kısmet geliyor derler dur kaçma....:ph34r:


    noimage

    Çin'de Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 57'inci yıldönümü kutlamaları sırasında Sichuan bölgesindeki Huang Longxi Kenti'nde çekilmiş bir fotoğraf... Maytapların ışığı... O sırada nehirden geçen teknedeki adamın kutlamaların hengamesinden gölge halinde sakladığı günlük geçim derdini açığa vuruyor.

    *******************************************************************

    noimage

    Özliben Keskin'in bir çalışması daha... İstanbul Zeyrek'te bir yaşlı kadın ve ağzında ekmek olan bir köpek. Köpek yaşlı teyzenin. Aldıkları ekmeği evlerine götürüyor. Fotoğrafta kompozisyonun genelinde rengiyle ekmek öne çıkıyor. Dünya yorgunu yaşlı teyze ve o'nun hayatına uyan köpeği bakıp da göremediklerimizi göstermeyi amaçlayan Özbilen Keskin'in hatırına 'o' an'da renklerine saklandıkları sokağın dokusundan çıkıveriyor.

    ********************************************************************


    noimage

    Yunuslu tedavi
    Yunusların spastik ve otistik çocukların tedavisine yardımcı olduğu ne zamandır konuşulan bir konu. Hollandalı çocuk spastik. Antalya'da hizmet veren bir tedavi merkezinde Agence France Presse'ten Mustafa Özer'in fotoğrafı yunuslarla spastik ya da otistik çocuklar arasındaki harika "o" anlardan birini gösteriyor.

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage
#11.03.2009 06:28 0 0 0
  • Fon müziğini bölümden seçtim ablacığım 237 ;)
#11.03.2009 06:19 0 0 0
#11.03.2009 06:17 0 0 0
  • boğaziçi köprüsü yapımı - boğaz köprüsü yapılırken

    BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ VE İETT KÖPRÜNÜN İNŞAAT AŞAMALARI VE AÇILIŞI

    Avrupa'yı Asya'ya bağlayan "1. Boğaziçi Köprüsü"nün temeli Beylerbeyi ayakları şantiyesinde; 20 Şubat 1970'de törenle atıldı. Kabataş ve Kadıköy'den kalkan 2 adet şehirhatları vapuru, davetlileri taşıyarak tören alanına getirdi. 21 pare top atışıyla çalışmalar başladı...
    20 Şubat 1970: Temel atma töreni (Beylerbeyi)

    noimage

    Mart 1970'de Ortaköy ayaklarının kazısı başladı. Hemen ardından da Beylerbeyi ayaklarının kazısı başladı.

    noimage

    4 Ağustos 1971: Kule montajı

    noimage

    17 Ağustos 1971: Kule montajı

    noimage

    anda çekilerek, ilk birleşim sağlandı (Ocak 1972).


    noimage

    Taşıtıcı çelik halatların çekimi

    noimage

    Ardından, tellerin gerilim ve büküm işlemleri 10 Haziran 1972'de başladı ve köprünün açılışına kadar sürdü.
    İtalya ve İngiltere'de hazırlanan, içi boş kutular şeklindeki 60 adet tabliyeyi oluşturacak olan paneller, demonte vaziyette denizyoluyla getirilerek, Göksu birleştirme şantiyesine bırakıldı ve burada montajları yapılmaya başlandı...


    noimage

    Tabliyeler; Köprü'nün üzerindeki trafik akışını sağlayacak olan yolu oluşturan, içleri boş ve her iki uçlarındaki dikey taşıyıcı halatlar yardımıyla, kulelerdeki gerili çelik halatlara salıncak gibi asılan ve birbirlerine lego oyuncakları gibi bağlanan, rijitleştirilmiş taşıyıcı bloklardı.

    21 Şubat 1972: Kılavuz halatlar çekildi
    noimage


    Kuleler (henüz tabliyesiz)

    noimage
    Kulelerden birinin içi

    noimage

    Aralık 1972'de ilk tabliye köprüye gerilen çelik halatlara, salıncak sistemiyle monte edilmeye başlandı. Kulelerin tepesindeki vinçler yardımıyla ve palangalar vasıtasıyla içi boş tabliyeler askı halatlarına bağlandılar. Tabliyelerin yukarı çekilmesine köprünün ortasından başlandı ve sırasıyla iki uca doğru eşit sayıda çekildi.
    Tabliyelerin orta kesimden başlayan montajı

    noimage

    Tabliye montajı devam ediyor

    noimage

    26 Mart 1973'de son tabliye de montajlandı. Ardından 60 adet tabliye birbirine kaynaklandı. Böylece, ilk kez yürüyerek Asya'dan Avrupa'ya geçildi...
    26 Mart 1973: Son Tabliye denizden montaja getirilirken


    noimage

    26 Mart 1973: Son Tabliyenin Montajı tamamlanmak üzere

    noimage

    Nisan 1973'de kauçuk alaşımlı çift kat asfaltının dökümüne başlandı.
    1 Haziran 1973'de asfalt döküm işlemi tamamlandı.
    Köprü üzerinde kauçuk menşeili Asflatlama

    noimage

    Kulelerin altındaki geçiş noktalarına, köprüdeki genleşmeye uyum sağlaması amacıyla dönen-levhalar (rolling leaf) monte edildi.
    23 Temmuz 1973: Rolling leafların montajı

    noimage


    Yaklaşım viyadüklerinin inşasına (Ortaköy ve Beylerbeyi üzerinden geçen) Şubat 1973'de başladı ve Mayıs 1973'de bitirildi.
    Yaklaşım viyadüğü inşaatı

    noimage

    Ortaköy Yaklaşım viyadüğü inşaatı (Lido'nun yanı)

    noimage

    20 Temmuz 1973: Yaklaşım viyadüğü inşası

    noimage

    8 Haziran 1973'de ilk defa araçla geçiş tecrübesi yapıldı.
    Yaklaşım viyadüğü inşaatı

    noimage

    (Bu arada; 15 Mart 1974'de Çevreyolu'nun önemli geçişlerinden olan; Haliç Köprüsü'nün iki yakası birleştirildi ve yaya olarak geçildi. 10 Eylül 1974'de de Haliç Köprüsü açıldı).

    (Haliç Köprüsü'nün inşaatı (henüz bitirilmiş ve Çevre yolunun bağlantısı tamamlanmış) 1973 sonları)

    noimage

    Tüm çalışmalar tamamlandı ve köprü açılışa hazırlandı...İnşaat bitmek üzere


    noimage


    Ve Köprü 30 Ekim 1973'de törenle açıldı... (Cumhuriyet'in 50. Yıldönümü)


    noimage


    Açılış sabahı

    noimage


    30 Ekim 1973-Açılış Günü Hazırlıkları-Mobil Şeref Tribünü Araçları gidiyorlar.


    noimage

    Açılış töreni. Yeni alınan Büssingler misafirleri getirmişler ve beklemedeler...
    Köprünün açıldığı gün halk o kadar yoğun bir ilgi gösterdi ki, onbinlerce kişi aynı anda köprünün üzerinde Asya'dan Avrupa yakasına doğru ve bir süre sonra da her iki yakaya doğru karşılıklı yürümeye başladı (Köprüyü ertesi günü çalacaklar (!) ya, onun endişesi herhalde, "Aman köprünün başına bir şey gelmeden, bir an önce ben de üzerinden bir kere geçeyim bari" psikolojisi). Açılış şerefine araç yolundan da yayalara yürüme izni verilince, köprünün üzerinde yaya adımlarının çokluğu ve bu yoğunluğun homojen olarak köprünün tüm yüzeyine yayılması sonunda rezonans artışı had safhaya girerek, köprü salıncak gibi sallanmaya başlayınca, daha ilk günden köprümüz çökmesin korkusuyla, derhal yaya geçişine son verildiğini gazeteler günlerce yazdılar...(Gerçekten de lastik tekerlekli araçların geçişleri yerine onbinlerce adımın aynı anda zemine yaptığı darbesel etki, lastik tekerlekten çok daha fazla tehlikeye yol açar, salınım artmaya başlayınca da bunun sönümlenmesi oldukça zordur, hızla sallanan salıncağın uzun süre sonra yavaşlayarak durması gibi)... Hatta yanlış hatırlamıyorsam, gazetelerde şu örnek verilmişti: "Köprüden arka arkaya tanklar geçse o derece risk oluşturmaz ama, bir tabur asker uygun adımla köprüyü geçmeye çalışırsa, bu daha büyük tehlikedir." Ayakların aynı anda yere vurması yüzünden...

    30 Ekim 1973: Tören Alanı-Yayaların yürüyüşü Başladı...


    noimage

    30 Ekim 1973: Yoğun Yaya Geçişi

    noimage


    İlk 24 saat içinde; 28.126 motorlu araç köprüden geçti. Bu rakam; 402 araba vapurunun taşıyacağı araç adedine eşitti. Köprü 440 milyon liraya maloldu.



    noimage


    Köprünün açıldığı hafta
    Köprüden yayalara (iki kenardaki yaya yollarından geçmeleri şartıyla) geçiş; 2 Mayıs 1974'de verildi (Geçiş ücreti 1 lira). Köprünün taşıyıcı ayaklarının (daha doğrusu kulelerinin) dördünde de yayaları yukarıya taşıyan dev asansörler mevcuttu ve yayalar bunları kullanarak köprüye çıkarlar, yürüyerek karşıya geçince de, yine buradaki kulelerin asansörlerini kullanarak aşağıya inerlerdi. Ancak köprüden aşağıya atlayanların sayısının artması yüzünden birkaç yıl sonra yayalara yasak geldi ve bundan böyle köprü, günümüze kadar yaya özürlü olarak hizmetine devam etti


    noimage
#11.03.2009 06:13 0 0 0
  • noimage
    noimage

    noimage

    Hasretin bir yangın avuçlarımda
    Ayrılıp gittiğin o günden beri
    Ararım gölgeni boş duvarlarda
    Ayrılıp gittiğin o günden beri

    Sensiz diken oldu başımda yastık
    Mutluluğu hangi dolaba astık
    Odamda ne varsa yüzleri asık
    Ayrılıp gittiğin o günden beri

    Bu nasıl bir duygu bilemiyorum
    Kimseye ayrıldık diyemiyorum
    Adını kim sorsa eziliyorum
    Ayrılıp gittiğin o günden beri

    noimage

    Ahmet Selçuk İlkan


    noimage

    [main-arkaplan-muzik]237[/main-arkaplan-muzik]
#11.03.2009 05:52 0 0 0
#11.03.2009 05:38 0 0 0

  • En iyi arkadasim diyen Sila ve Selena, Bizim mahalle'nin Arka sokaklari'inda Binbir Gece geçirdikleri Karinca Yuvasi gibi evlerindeki Sagir Oda'da sürdürdükleri, Aci Hayat'lariyla Ters Köse'lere yatarak Söhret'i yakaladilar.
    Bunu duyan Cennet Mahallesi'nin Maçolar'i Karagümrük Yaniyor zannederek, Çiçek Taksi'ye atlayip Avrupa Yakasi'ndan Köprü'yü geçerek Gönül Yokusu'ndaki Ihlamurlar Altinda'n Firtina Gibi Bizim Mahalle'ye geldiler.
    Bu arada Kirik Kanatlar'i Gümüs renkli Yanik Koza'nin, Kaybolan Yillar'ina Doktorlar, Hayatim Sana Feda Deseler de Kadin Böyle Sever diyen Beyaz Gelincik, Ezo Gelin'e gider.
    Bizim Evin Halleri'ni Hatirla Sevgili arkadasim diyen Candan Öte Iki Dost, çareyi önce Acemi Cadi'ya, ardindan Hirsiz Polise sorar. Ablam Böyle Istedi diyen Kaynanalar, En Son Babalar Duyar diyerek Iki Aile arasina Yalanci Yarim diye bir Yabanci Damat sokarak Yolcu eder.
    Dede Korkut Hikayeleri'ndeki gibi Genis Zamanlar'da Polatlarin cirit attigi mematilerin menekşe topladigi Baronun ebesinin besigini tingir mingir sallarken
    Dökülen yapraklar olmak isterseniz televizyonun karsisina dizilin
#11.03.2009 05:34 0 0 0
  • noimage
    Yasa büründü tüm geceler. Gök kubbe, yıldızlı ihtişamıyla çöktü aşkımın üstüne, aşkın içinde biçare ruhum enkazında kaldı. Senin varlığınla kurduğum ne kadar toz pembe hayal varsa, üzerine siyah boya kutusu ters gelmişçesine siyaha boyandı. Bir an kaçmayı denedim buralardan, sensizlik alıştığım bir durumdu, sensizliğimde hayalin bir avuntu. Şimdi annesinin en sevdiği vazoyu kırmış bir çocuk gibi suçlu hissediyorum kendimi; seni sevdiğimi söylemekte keşkelerim olmasaydı derken kendi kendime, içim buruluyor. Düşünmeden yapamıyorum; bütün servetlerini ayaklarının altına dökerek sana sahip olmayı düşünen insanlar, sırf kendi egolarını tatmin etmek uğruna her şeyi yapmayı göze alanlar, sana mutluluğu da satın alabilirler mi? Gözlerin cezbedici zenginliğin rengarenk görüntüsüyle boyanır, sen ideallerinden vazgeçip, aşkını üç kuruşa satabilir misin ya da sattırırlar mı? Nasıl canım yanıyor bilemezsin, çakıl taşlarıyla dolu bir alanda top oynarken düşen bir çocuğun derisi yüzülen diz kapağından akan kan gibi yüreğim kanıyor. Yakamozlu gecelerde bir başka hayal ederdim seni, yakamozlu geceler bile şaşkın halime, hayallerim siyahı kadife gibi emdi, korkularım aydınlığa kavuştu, bu gece yarısı sabah olmak bilmez. Olsa ne değişir ki sevgili, sensiz olan her sabah sensizliğin üstüne doğan her güneş, ay benim için.

    Başlamadan son bulacak sanırım bu aşk hikayesi... Tamamlanamamış bir beste, yarım kalmış bir şiir gibi olmasından iyidir sevgili, başlamadan bitmesi belki her ikimiz içinde en hayırlısıdır. Bunları ben söylüyorum. Savaşmadan yenilgiyi kabul etmeyen bir adamdım halbuki, maneviyatın maddiyata yenilmesine izin vermezdim ben, bana ne oldu böyle bilemiyorum. Bu belirsizlik her geçen gün, yüreğimde daha da şiddetlenen fırtınanın benden bir şeyleri koparıp götürmesine sebep oluyor. Senden, varlığından, gerçekliğinden ve beni hayata bağlayıp, hayallerde seni yaşamamı sağlayan bakışlarından birazcık cesaret alsam belirsizliğe sebep olan bulutları, karanlık dünyanın üstüne güneş gibi doğan o gülüşünle dağıtsan, canımı bile ortaya koyarak savaşacağım ama yoksun işte ve yaşananlardan bihabersin. Şu an yorgun bedeninle masum bir çocuk gibi, melekler gibi uykudasındır, rüya görüyorsun belki de, merak ediyorum sevgili, sende rüyalarında yer veriyor musun naçiz siluetime, sende sevmelerinin en yücesini, aşkların en temizini yaşıyor musun? Seninle yalnız kaldığım o an söyleyebilseydim seni sevdiğimi, sonunun yıkım olacağını bile bile söyleseydim, şimdi böylesine seni kaybetmekten korkuyor olmazdım sevgili. Düşlerime giriyor kaç zamandır; ellerinde paradan oraklarıyla yüreğimde aşkının can suyuyla yeşeren sarı saçlı başaklarındaki her tanesinde aşkımızı gösteren ekinlerimizi yoluyorlar, ikimizi karşılıklı bağlayıp; sıcaklığını bile bilmediğim o pamuk ellerine tütünden bulaşan kolaları alıp gözlerime sürüyorlar, resmen seni bir daha görmemen için gözlerimi dağlıyorlar sevgili.

    Ben seni olduğun gibi seviyorum, bu insanlarsa bedenini, ruhunu bir eşya misali satın almak için çaba sarfediyor, bunları gördükçe canım acıyor, tüm bu yaşananlardan habersiz olduğunu düşündükçe, boğazıma düğümlenen ne kadar asi kelime varsa haykırmak istiyorum. Senin ağırlığınca altın verebilirler. Ya ben? Kalbimi, yüreğimin sınırlarına sığmayıp beni biçare eden aşkımı, sana hasret sevgimi verebilirim şu an ki sefaletimle...Seni koluna takıp bir süs eşyası gibi taşımayı düşünen bu zenginler gibi paraya boğamam belki ama sevgiye doymanı, aşkla sarhoş olmanı, aşk ateşiyle yanmanı sağlayabileceğim gibi o ateşte seninle yanmayı göze alırım sevgili.

    Yoruldum, biliyor musun? Zemheri ayazında kalmışçasına üşüyorum sensizliğimde... Bir tarafım para değer vermeyeceğini söylüyor, bir tarafımda fırtınalar koparıyor isimsiz korkularım ve sen hiç birini bilmiyorsun. Dayanması en güç acı bu; evladını yitirmiş bir anne gibi feryat edesim geliyor içimden, acısını yüreğine gömen bir baba gibi sessizce ağlıyorum, damla damla sen düşüyorsun gözlerimden, incinirsin diye korkuyorum.
    noimage
    Meydan okurum tek başıma,
    Kuşatılsa, aşkımı barındıran yüreğim,
    Kafa tutarım tüm dünyaya,
    Ölüm gelse keskin kılıcıyla üzerime,
    Güler geçerim, sen yanımda oldukça,

    Kalemimden kan damlıyor sanki sensizliğimde seni ölümsüzleştirdiğim şiirlerdeki kelimeler ok olup yüreğime saplanıyor yokluğunda ve ben seni öylesine çok özledim ki, ne zaman özlemimi yazmaya kalksam kelimeler kifayetsizleşiyor. Tıpkı sensiz hayatın kifayetsizleştiği gibi.

    Hayallere bakarsan sevgili; zaman vuslata beş varı gösteriyor, gerçeklere bakarsan vuslatımız imkânsızlaşıp, aşkımız efsaneleşiyor ve şu an ben sensizliğimde; hayalinle, yalnızlığımla, aşkımla gece yarılarının zifiriliğini yaşıyorum. Bir hücrede mahkum nasıl hasretse güneşe, bende gerçekliğine öyle hasretim sevgili. Ne olur gittiğin o uzun yollardan geri dön ve seni göreyim gün yüzüyle, daha fazla sensizliğe dayanamayacak bu yürek...

    Dayanamıyorum, yüreğime gömmek istemiyorum seni, gerçekliğinin başka birine ait olduğunu ve kendini onlara sunduğunu düşünmek istemiyorum. Eğer ki maddiyatı seçerse o yüreğin, işte yıkım o an olur benim için, o an aşkın enkazının altından cesedim çıkar, yatalak olur biçare ruhum, sensizliğimde değil ama bir eşya değerinde başka birine aidiyetinde ben, sen var oldukça yok olurum sevgili. Sessiz feryatlarımı duy gece yarısı, ikimizde uyanığız bak, rüzgar kokunu getiriyor bana, çığlıklarımı da sana getirsin ve yağmur yağsın yarın sevgili, belki o yağmurla bana gelirsin. Seni seviyorum.
#11.03.2009 05:28 0 0 0