DarkAngel

DarkAngel

Üye
04.03.2006
Uzman Çavuş
5.810
Hakkında

  • Konu: Gelsin
    Hakkın emriyle dört kitap indi
    Muhammed Mustafa elçi seçildi
    İman ışığı parladı, küfür kesildi
    Nuru Muhammedi görenler gelsin

    İnançla inşa edildi hak din İslam
    Birden aydınlandı şu küçük dünyam
    Gamı beladan beri canım ona kurban
    İslamın yoluna canın koyanlar gelsin

    Server-i Kainat ki en hakiki mürşit
    İlmi noksansız, buna Mevlamız şahit
    Kalemle cihat ediyor binlerce müceddit
    İslamın yoluna cihat edenler gelsin

    İmam Hüseyinin başı kesildi bu yolda
    Nice erenler, dervişler asıldı bu yolda
    Nice İslam bülbülü yakıldı bu yolda
    İslamın yolunda şehit olanlar gelsin

    Gelsinler şu gönlüme, saadeti bulayım
    Hakkı batıldan ayırıp hakikate ereyim
    Bilmiyorum ki ben bir alperen miyim
    Allah için doğruyu söyleyenler gelsin

    Deniz Efe
#27.08.2006 21:05 0 0 0
#27.08.2006 21:04 0 0 0
  • Konu: TEVAZU
    Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine:
    - İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin, dedi.
    Müritlerinden biri:
    - Efendim, sizde büyük bir ayıp var, diye cevap verdi.
    Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiç kızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:
    - Söyle dedi, kardeşim, o ayıbım nedir?
    Talebe gözleri dolu dolu:
    - Bizim gibilerin size talebe olması, dedi.
    Bu söz gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece;
    - Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım diyebildi.

    Evet, keşke insanlar tabi olanlara bakıp, tabi olanlarda, tabi olunanı aramasalardı... Zira hem dün, hem bu gün o altın halkayı temsil eden büyüklerin etrafındaki insanlar, ne denli nezih olurlarsa olsunlar, onları gösterebilmekte çok acizdirler. Bugün dahi, bir büyük gönül erinin yanına gelip giden insanlar; idareciler, gazeteciler, din adamları, "Talebelerinin ufku hocalarının çok gerisinde." demektedirler. Zaten, o cevher farkıdır ki, sair madenleri kirlerinden arındırır.

    KAYNAK: AKAR, Mehmet; Mesel Denizi, Nil Yayınları, İstanbul 2001
#27.08.2006 20:41 0 0 0
  • Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyledi.

    Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

    Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.

    Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı:

    'Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı.'

    Kral gülümseyerek cevap verdi:

    'O altınlar sana ait delikanlı.'

    'Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.'

    'Evet' dedi kral. 'Bu altınları sen kazandın, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir.'

    Murat Çiftkaya İlham Öyküleri
#27.08.2006 20:41 0 0 0
  • İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.'in arkadaşlarından, o dönemin hadis ve kıraat âlimlerinden Süleyman A'meş, bir gece evinde eşiyle tartışmış ve hanımını biraz incitmişti. Buna rağmen tartışmadan hemen sonra hanımıyla tekrar konuşmak istemiş, ama hanımı kocasına kırgın olduğu için, adamın sözlerini cevapsız bırakmıştı.
    Adam öfkeyle:
    -Niçin bana cevap vermi yorsun? diye hanımını bağırıp, azarladı. Fakat bir cevap alamadı.
    A'meş'in kızı babasına:
    -Bu gece olmasa da, yarın sabah konuşur seninle, dediyse de adamın öfkesi dinmedi:
    -Eğer bu gece benimle konuşmazsa, benden kesin boş olsun, dedi.
    Kızcağız da annesini konuşması için ikna etmeye çalıştı. Ama annesi inat etti, konuşmamakta direndi.Karısının konuşmamakta kararlı olduğunu gören A'meş'in ise az önce öfkeyle ettiği yeminin ciddiyeti aklına geldi, söylediğine pişman oldu. Eşiyle boş olmaktan kurtulmak için care düşünmeye başladı. Gecenin bir yarısında giyinip evden cıktı. Doğru Ebu Hanife Hazretlerinin evine gitti. Ebu Hanife onu içeri alıp derdini sordu. A'meş karısıyla olan hadiseyi anlattı, dert yandı:
    -Bu kadın bu tavrıyla benden kurtulup kaçmak istiyor. Beni sıkıntıya sokmasından korkuyorum. Kendisi çocukların annesidir. Onu boş olmaktan kurtarıp beni rahatlatacak bir care var mı? diye sordu.
    Ebu Hanife:
    -Üzme kendini. Allah'ın izniyle bir care bulunur, dedi.
    Ebu Hanife, A'meş'in oturduğu yerdeki mescidin müezzinine haber gönderip yanına çağırdı. Bu gece sabah ezanını henüz vakti girmeden okumasını tenbihledi. A'meş de evine dönüp, ezanı beklemeye başladı. Daha sabah olmadan okunan ezanı duyan A'meş'in hanımı, sabah oldu da boşanması gerçekleşti zannederek konuştu:
    -Oh be! dedi. Senden kurtuldum, kötü huylu herif!
    A'meş ise kıs kıs gülerek cevap verdi:
    -Henüz sabah olmadı. Sen de konuşup yeminimi bozdun. Bize çare gösterenden Allah razı olsun.

    Yusuf Yavuz
#27.08.2006 20:40 0 0 0
  • noimage

    National Geographicin düzenlediği Uluslararası Fotoğraf Yarışmasında, bir Türk sanatçı birinciliği elde etti. Erdal Kınacının çalışması, İnsan kategorisinde en iyi yapıt seçildi.National Geographic tarafından yerel edisyonların işbirliği ile düzenlenen Uluslararası Fotoğraf Yarışmasının sonuçları belli oldu. Doğa-Yaban Hayatı, Gezi-Kültür ve İnsan olmak üzere 3 kategoride düzenlenen yarışmanın İnsan kategorisinde, Türkiyeden Erdal Kınacı birinci oldu.National Geographic fotoğrafçısı Jodi Cobb, görsel yönetmen David Griffin ve fotoğraf editörü Susan Welchmanın jüri üyeliği yaptığı yarışmanın sonucu, 11 Ağustos Cuma günü Washingtonda açıklandı.



    NG TÜRKİYENİN BİRİNCİLERİ...

    Türkiye ayağı Yalçınların sponsorluğunda gerçekleşen yarışmada, İnsan ve Doğa-Yaban Hayatı kategorilerinde Erdal Kınacı ile Gezi-Kültür kategorisinde Mehmet Doruk, NG Türkiyenin birincileri oldu.

    İNSAN KATEGORİSİNDE DÜNYA BİRİNCİSİ ERDAL KINACI

    NG lokal edisyonlarının da katılımıyla, en iyi fotoğrafın yarıştığı büyük finalde, İnsan kategorisinde birinciliğe Türkiye finalinin birincisi Erdal Kınacı layık görüldü.
#25.08.2006 12:11 0 0 0
#25.08.2006 12:09 0 0 0
#25.08.2006 12:09 0 0 0
#25.08.2006 12:08 0 0 0
  • noimage


    "Bilimsel Ağrı Envanteri"ne göre, Türkler'in yüzde 69'u yani 48 milyon kişi ağrıyla yaşıyor. En çok baş ağrısının yaşandığı Türkiye'de, kadınlar erkeklere göre daha çok ağrı hissederken, ağrılardan dolayı Türkiye'de yüzde 10'luk kesim cinsel ilişkiye giremiyor.

    Klinik Farmakoloji Derneği, Türkiye Baş Ağrısıyla Savaş Derneği ve Türkiye Baş Ağrısı Derneği'nden oluşan konsorsiyum, sağlık alanında bir ilke imza atarak Türkiye'nin en kapsamlı "Bilimsel Ağrı Envanteri"ni çıkarttı. Klinik Farmakoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay tarafından açıklanan sonuçların, "ağrısız bir Türkiye"ye ışık tutması hedefleniyor.

    Türkiye'nin 7 bölgesinde 4 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmayla ağrı çeşitlerinin bölgelere, cinsiyete ve yaşlara göre dağılımı, ağrının yaşam standartlarına ve sosyal hayata etkisi, tedavi yöntemleri, ekonomik maliyeti gibi noktalar aydınlığa kavuşturuldu. Bugüne kadar Avrupa'nın en gelişmiş 16 ülkesinde çıkartılan "Ağrı Haritası"nın Türkiye'de ağrı problemlerinin çözümünde önemli bir rol oynaması bekleniyor.

    Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Tulunay, Türkiye'nin yüzde 69'unun, yani yaklaşık 48 milyon kişinin ağrıyla yaşadığını ve bunların büyük kısmının kadınlar olduğunu açıkladı. Türkiye'den en çok yaşanan ağrı çeşidinin baş ağrısı olduğunu belirten Tulunay, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en çok ağrı çeken bölge olduğunu kaydetti. Yaşlandıkça ve gelir seviyesi düştükçe ağrıların kronikleştiğine dikkat çeken Tulunay, kentli ve genç insanların ise akut ağrıdan muzdarip olduğunu ifade etti. Ağrıların şiddetli ve sık olduğunu vurgulayan Tulunay, Türkiye'de ağrı yaşayanların yüzde 85'inin ilaca başvurduğunu açıkladı. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye'de en sık kullanılan ağrı kesicinin 'Asprin' olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tulunay, Asprin'in tercih edilmesinin en önemli sebebinin ağrıları hızlı kesmesi, diğer ilaçlara göre daha etkili olması ve daha ekonomik olmasından kaynaklandığını dile getirdi.

    Ağrılara maruz kalanların teşhis ve tedavi için en az 3 doktor değiştirdiğini belirten Tulunay, kronik ağrı yaşamasına karşın hala doktora gitmeyenlerin oranının ise yüzde 21 olduğunu ifade etti. Ağrının tedavisi için alternatif yöntemlerin de denendiğine değinen Tulunay, tedavi yöntemleriyle ilgili medyanın önemli bir bilgi kaynağı olduğunun da araştırmayla ortaya çıktığını bildirdi.

    Ağrının sosyal yaşamı olumsuz etkileyen önemli bir faktör olduğunun altını çizen Tulunay, "Kronik ağrı yaşayanların yüzde 52'si kendini sürekli yorgun hissediyor, yüzde 11'i yürüyemiyor, yüzde 10'u ise ağrılarından dolayı artık cinsel ilişki yaşayamıyor. Ağrı araştırmasına göre kronik ağrı çekenlerin yüzde 36'sı tedavi için tüm parasını harcamaya hazır. Kronik ağrı çekenlerin yüzde 25'i ise bazen ölümü bile düşünecek kadar şiddetli ağrı yaşıyor. Hissettikleri ağrı ve konsantrasyon sağlayamadıkları için kronik ağrı yaşayanların yüzde 21'i işini kaybediyor" diye konuştu.

    Ağrının insanlar için doğanın bir lütfü olduğunu ve birçok hastalığın teşhisi ve tedavisinin kökeninde yattığını belirten Prof. Dr. Cankat Tulunay, araştırma sonuçlarıyla ağrıya karşı bilinçli bir yaklaşım geliştirilebileceğini vurguladı. 2006 yılının "ağrıyla savaş yılı" ilan edildiğini açıklayan Prof. Dr. Tulunay, 'Bilimsel Ağrı Araştırması' verilerinin Türkiye'de yaşam kalitesini artıracağını ve ağrıların tedavisini daha etkin hale getirerek, maliyetleri önemli ölçüde düşüreceğini de sözlerine ekledi.
#25.08.2006 12:07 0 0 0
  • SAMSUN (İHA) - Çocukların sağlıklı gelişimi için sevgi ne kadar gerekliyse oyun ve oyuncakların da o kadar gerekli olduğu, oyunun çocuğun bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve dil gelişiminde önemli rol oynadığı ve hayal gücünü genişlettiği bildirildi.


    Sosyal Hizmet Uzmanı Hicran Karadoğan Kınık, 0-6 yaş grubu çocukların gelişiminde oyun ve oyuncakların önemine dikkat çekerek, çocuk için yaşamı öğrenme aracı olan oyunun büyük öneme sahip olduğuna işaret etti. Oyun oynarken çocukların mutlu olduğunu, çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için beslenme, sevgi, bakım ne kadar gerekli ise oyun ve oyuncakların da o kadar gerekli olduğunu, oyunun çocuğun bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve dil gelişiminde önemli rol oynadığını belirten Hicran Karadoğan Kınık, oyun oynamanın çocuğun gelişimindeki etkileri hakkında da bilgi verdi.


    Oyun yoluyla çocukların düşünmeyi ve kendi başına karar vermeyi, sorumluluk almayı, işbirliği yapmayı ve paylaşmayı öğrendiğini, hayal gücünü, becerilerini geliştirdiğini, dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi öğrendiğini ifade eden Kınık, "Çocuk oyun oynayarak kendini tanır. En güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan, saldırganlık dürtüsünü boşaltma olanağı bulur. Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa vurma imkanını elde eder ve başka nesneler ya da insanlarla ilişkilerini inceler. Oyun, kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir. Çevresini araştırma, objeleri tanıma ve problem çözme imkanı sağlar. Kendisini ifade etmeyi, sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir, yeni sözcükler kazanır. Çocuk toplu yaşam için gerekli olan kuralları öğrenir" dedi.


    Anne-babanın çocukla birlikte oyun oynarken karşılıklı gülümseyerek ve mümkün olduğunca göz göze gelerek, neşeli bir atmosfer oluşturmaya çalışması gerektiğini de kaydeden Hicran Karadoğan Kınık, bebeğin el ve ayak parmaklarıyla oynayarak, vücudundaki organlara dokunarak ismini söylemesi gerektiğini vurguladı. Kınık, "Çocuğun, aynada kendini ve anne-babayı görmesi sağlanmalı. Anne-baba çocuğun farklı şekiller, renkler görmesini ve sesler duymasına yardımcı olmalı. Eşyalara dokunmasına fırsat verip, anlayabilmesi için zaman bırakıp ve daha sonra da tanıyabilmesi için ne olduğunu tekrarlamalı. Bebeğin elinde tutması için, mandal, plastik bardak, kaşık, çıngırak gibi değişik şekillerde eşya ve oyuncaklar vererek, ellerini bol bol kullanmasını sağlamalı. Yumuşak ses tonuyla konuşup, nazik hareketlerle yaklaşıp, şarkılar söylenmeli. Çocukla birlikte resimlere, kitaplara bakıp, kitap okuyup, müzik dinletip, el çırptırırsa çocuk için en iyi oyun ortamını oluşturmuş olur. Oyun oynarken geçen zamanın mutlu, neşeli ve öğretici olmasına yardımcı olur. Oyun düşünceler, duygular ve ilişkiler içinde, beceri ve kontrol kazanmanın önemli yoludur. Oyuncak ise çocuğun beş duyusu ve duygularını uyaran, değerlendirme ve uygulama yetilerini geliştiren, hayal gücünü zenginleştiren, bedensel ve sosyal gelişimini hızlandıran oyun aracıdır" diye konuştu.


    Çocuğun yaş, ilgi ve gereksinmelerine göre oyun ve oyuncak tercihlerinin de değiştiğini ifade eden Kınık, yaş gruplarına göre seçilmesi gereken oyuncaklar hakkında şu bilgileri verdi:

    "0-6 aylık dönemde:
    İlk 6 ayında çocuk ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır. Bu dönemde görsel ve işitsel duyulara yönelen hareketli oyuncaklar çocuğun dikkatini çeker ve neşelendirir. Çocuk yeni ve ilginç olan her şeye bakmak, dokunmak, seyretmek ister. Bu çocuğun öğrenme yoludur. Yatağının üzerine asılabilen, sallanınca ses çıkaran, canlı renkleri olan objeler ve rahatça tutulabilen çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Bu aylarda yine müzik kutuları, renkli halkalar, kumaştan ve plastikten kucaklanacak bebekler tercih edilebilir. 4. ayından sonra çeşitli boylarda toplar, tutmalı çıngıraklar, bez bebekler, lastik ve plastik sıkmalı oyuncaklar, diş kaşıyıcı halkalar, iç içe geçen kutular seçilebilir ve radyo-teyp dinletilebilir.

    7-12 aylık dönemde:
    Oturmaya başladığı 7. aylarından itibaren çocuk uzanabildiği her şeyi yakalamaya, yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandıkları; bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, kemirebildiği kauçuk nesneler, hırpalandığı zaman bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Tutunarak da olsa ayağa kalkabildiğinde eline geçen her şeyi yere atmaktan zevk aldığından, zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar ilgi odağıdır. Boy boy renkli toplar, iç içe geçebilen kutular, renkli makaralar, bebekler, kitaplar, renkli büyük resimler bu dönemin oyuncakları arasında yer alır. Ayrıca 7. ayından itibaren oynanmaya başlanan, annenin tekrar kendine geri döneceğini öğrenmesini sağlayan "cee e" oyunu çocuğun anneden ayrılma kaygısını kontrol etmesine yarar. Annenin her gözden kayboluşunda duyulan gerginlik, anne görüldükten sonra gerginlikten, memnuniyete dönüşür. 10-12. aylarında tef, davul, kapaklı kutular, düdük, kitaplar, resimler, kalın kalemler, bahçe ve kum oyuncakları, banyo oyuncakları, balonlar, toplar, itilen ya da çekilen tekerlekli oyuncaklar telefon çevirme gibi etkinlik setleri tercih edilebilir. Bu dönemde oynanılabilecek kum ve su, çocuğun dokunma hissinin gelişimini sağlar ve çocuğa büyük haz verir. Deneyim ve keşif olanakları sağlayan kum ve su sayesinde utangaç çocuk uyarılır, saldırgan çocuk sakinleşir.

    13-18 aylık dönemde:
    Bu aylarda itmeli, çekmeli ses çıkaran oyuncaklar, üstüne ve içine oturulabilecek büyüklükte tahta veya plastik büyük hayvan türü oyuncaklar, boş tahta ve mukavva kutuları, küçük sandık, sepet ve tabureler ayrıca oyuncak süpürge, faraş ve bezler, öykü kasetleri, çocuk şiir ve resim kitapları tercih edilebilir.

    19-24 aylık dönemde:
    Bu aylarında çocuk, bütünü parçalara ayırmaktan, kutuyu doldurup boşaltmaktan, kule ve köprü yapmaktan büyük zevk alır. Bu dönemde çocuğun ilgisini çeken oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı büyüklükteki plastik parçalar, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır. Bu dönemin sonuna doğru çocuk, tahta parçasını arabaymış gibi hareket ettirebilir. Bazı hareketleriyle anne-babayı taklit edebilir. Bu dönemde minyatür marangoz oyuncakları (tahta çekiç ve çiviler), mutfak setleri gözde oyuncaklardır. Ayrıca bu dönemde yine tahta, bez veya plastik hayvanlar, evde ve sokakta kurulan salıncaklar, kova, kürek, çocuk şiir kasetleri ve kitapları tercih edilebilir.

    25-30 aylık dönemde:
    Bu dönemde çocuk, hayal gücüne dayanan oyunlardan hoşlanır. Oyuncaklarıyla konuşur, onlara kızıp bağırabilir. Bedensel olarak gelişmiş olduğundan rahatlıkla takla atar, topa tekme atar, çok aktif olduğundan yeni oyunlar yaratır ve bu oyunları uygular. Evcilik, bakkalcılık, postacılık ve doktorculuk oyunlarında çeşitli kıyafetlere girip, canlandırmayı sever. Bu dönemde çocuğun oyun malzemeleri; sorun çözmeyi, yaratıcılığı ve duygularının arıtılmasını, yansıtılmasını destekleyici oyun hamuru, kil ve inşa blokları gibi "yapılandırılmamış" oyun araçlarından oluşabilir. Bu dönemde çocuğun oynaması için; parmak boyası, keskin olmayan makaslar ve kağıtlar, renkli çıkartmalar, öykü ve masal kitapları, teyp ve çocuk şarkı kasetleri, bebek, bebek arabaları gibi itmeli ve çekmeli tekerlekli araçlar, üç tekerlekli bisiklet, basit bilmeceler ve tahmin oyunları (hayvanları, ağaçları, çiçekleri bilmesi gibi), küçük süpürge, faraş, küçük tencere, tabak, fincan gibi ev işi araçları, tahtadan veya plastikten çekiç, kerpeten, tornavida gibi araçlar, hayvanat bahçesi gezileri veya yakın çevre gezileri, su, kum, kil gibi doğal oyun malzemeleri çocuğun dokunma duygusunun gelişimine, deneyim ve keşif olanaklarının sağlanmasına, utangaç çocuğun uyarılmasına, saldırgan çocuğun sakinleşmesine ve çocuğun dikkatini bir konu üzerinde toplamasına yardımcı olduğu için tercih edilebilir.

    49-60 aylık dönemde:
    Bu dönemde çocuk, grup oyunlarına ilgi duyar. Yavaş yavaş çevresini tanımaya başlar, yaşıtlarıyla arkadaşlık kurar. Oynadıkları oyunların kurallarına saygılı olmayı öğrenir. Bu dönemde çocuğun oynaması için; kesme-yapıştırma, çizim yapma, resim boyama ve öykü, masal kitapları, şekil verebileceği, el becerisini geliştirmenin yanında hayallerini gerçekleştirebileceği oyun hamuru, kum, kil, su gibi malzemeler, 3 tekerlekli bisiklet, tekerlekli patenler, ip atlama, seksek, bilye, körebe, saklambaç, çember çevirme gibi oyunlar, oyun parkları ve doğa gezintileri önerilebilir."
    Kınık, oyuncak seçme konusunda ise şunları söyledi:
    "Çocuğun gelişimine uygun oyuncaklar seçilmelidir. Oyuncağın tüyleri çocuğun ağzına, burnuna kaçmamalıdır. Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı, zehirli maddeler içermemelidir. Yıkanabilir, dayanıklı, sağlam olmalıdır. Yutulacak ve kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı kadar küçük parçaları olmamalıdır. Sivri uçları, kesici kenarları, parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri ve gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalıdır. Çocuğun bedenine uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalıdır. Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar tehlikeli olabilecekse atılmalıdır. Bozuk para, kibrit, çakmak, sigara gibi malzemeler çocuğa zarar verebileceğinden oynaması için verilmemelidir. Oyuncakların oyun değeri olmalı, bedensel, zihinsel, sosyal ve dil gelişim alanlarının tümünü birden destekleyebilecek zengin uyarıcıları içermeli, çok fonksiyonlu olmalıdır."
#25.08.2006 12:06 0 0 0
  • Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...
    Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
    Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
    Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
    İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana...
    Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!
    İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar,
    Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar.
    Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız:
    Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman ecdadınız?
    Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına?
    Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına,
    Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
    Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar?
    Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
    Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi?
    Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan...
    Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!...
    "His" denen devletliden olsaydı halkın behresi:
    Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi!
    Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi.
    Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
    Lakin, aşk olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek,
    Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
    Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
    Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı!...
    Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok:
    Halimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
    Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız;
    Bir bakın: hala mı hala ihtiras ardındayız!
    Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:
    Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
    Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz...
    Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira, halimiz:
    Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme!
    Davranın zira gülünç olduk bütün bir aleme,
    Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam;
    Yerde kalmış, na'şa benzer kavm için durmak haram!...
    Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?
    Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.

    Mehmed Akif 1913
#25.08.2006 12:02 0 0 0
  • Şehit kanlarıyla sulanmış yurtta
    Kuyular kazanı kahreyle ya RAB.!
    İtler rahat durmaz suç var mı kurt ta
    Huzuru bozanı kahreyle ya RAB.!

    Bölücülük yapıp nutuk atarak
    Yıllarca kan emip inde yatarak
    Corc babalarıyla caka satarak
    Sınırlar çizeni kahreyle ya RAB.! .

    Avrupa istermiş diller tutulur
    Hain tuzaklarda neler yutulur
    Vaatler verilir hep avutulur
    Halkımı üzeni kahreyle ya RAB.!

    Bu aziz ülkeden ekmek yiyerek
    Satılmış bölücü postu giyerek
    Acımadan her bedene kıyarak
    Kurşuna dizeni kahreyle ya RAB.!

    Uzaydan duyulur feryatlar sesler
    Ne zaman silinir kulaktan paslar
    Hainler birleşmiş türlü kin besler
    Düşmanla gezeni kahreyle ya RAB.
#25.08.2006 12:01 0 0 0
  • Ah Filistin kurudu dilim yandı yüreğim
    Yolumu kesti eşkıyalar, sabahı neyleyim
    Yel eser alevlenir içimin can baharında
    Yıldızları söndü, harabeye döndü şehrim

    Soldu güllerim, menekşeler girdiler yasa
    Analar kaygılı yüreklerinde bin bir tasa
    Köyüm yıkılmış, talan olmuş bağım bahçem
    Bülbül susmuş, dallarda şarkı söylüyor yarasa

    Hak, hukuk, adalet sayfalarda kaldı
    Nerede insanlık, nerede yüreklerin ağıtı
    Çocuklar öldü toplu mezarlar kazıldı
    Akrepler yağıyor üstümüze, barış adına

    Ey Mescid-i Aksa, kutsalın sönmeyen ışığı
    Utancım büyük koruyamadık onurunu
    Hani benim dağlarım, ırmaklarım, umutlarım
    Gökyüzüne güvercinler uçuran halkım nerede

    Ufuklara bakarak büyür kızlar büyük acılarla
    Her çocuk daha doğmadan ölümün ellerinde
    Hain bir rüzgâr eser, kırılır kolunuz, kanadınız
    Umut hangi dağın ardında söyle ey sevgili

    Çünkü kan damlar yüreğimden, gökyüzü ağlar
    Sabra, Şatilla ve derken yeryüzü kızıla boyanır
    Muhammed Durra bir sancak açar üstümüzde
    Savaşmak şan olur, yenıden bir tarih yazılır

    Şimdi sevdaları çoğaltmanın vaktidir senin için
    Ağlama ceylanım, seviyorum seni, korkma geceden
    Gökten melekler iner, türküler bestelenir Filistin'e
    Selahaddin olur bütün çocukları dünyanın

    Kutsal bir kelime oku, bak yeryüzü sesine hasret
    Kudüs: ayrı düşmüş sevdalıların tarihi
    Musa'nın asasına dayan, göğün maviliğine bak
    Güller açsın kubbesinde , Mescid-i Aksanın.
#25.08.2006 12:01 0 0 0
  • Gerçek mutluluk, huzur,
    iç neşesi ve rahatlık ise, sadece Allah'ın zikriyle mümkündür.
    Allah bu gerçeği ayetinde şöyle bildirir:

    Bunlar, iman edenler ve kalpleri
    Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun;
    kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. Rad/28

    Bu, Allah'ın Kur'an'da bize bildirdiği çok önemli bir sırdır.
    Birçok insan bu gerçekten habersiz,
    yukarıda söz ettiğimiz şekilde yaşar.
    Dünya nimetleriyle tatmin bulmaya çalışır.
    Asla ölmeyecekmişçesine,
    hesap günüyle karşılaşacağını düşünmeden
    hırsla dünyaya ait değerlere sahip olmak için uğraşır.

    Ancak bu, büyük bir aldanıştır.
    Bu insanların sahip oldukları hiç bir şey
    gerçek bir huzur ve mutluluk kazandırmaz.
    Yalnızca Allah'a gönülden bağlanan,
    O'nun şefkatinin, merhametinin,
    kendileri üzerindeki korunmasının şuurunda olan
    müminler mutmain bir yaşam sürebilirler.
    Gördüğü her olayda, duyduğu her konuşmada
    Allah'ı zikreden, Allah'ın yaratışının delillerini görerek
    O'nu anan bir insanın kalbine Allah,
    bu iç rahatlığını verir.
    Dolayısıyla insanların iç rahatlığı veya huzuru ve mutluluğu
    başka yerlerde aramaları boşunadır&&&&



    eKİN..
#25.08.2006 11:34 0 0 0
  • Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

    Adil devlet başkanı,

    Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

    Kalbi mescidlere bağlı müslüman,

    Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

    Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,

    Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

    Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi."


    Hadisten Öğrendiklerimiz

    1. Allah Teala, kullarının sadece kendi rızasına yönelik amellerinden hoşnud olur ve onları, kimseden yardım görme imkanının bulunmadığı yerde himayesine alır.

    2. Hadîs-i şerifte sayılan yedi sınıf insanın vasıflarıve yaptıkları, örnek alınacak üstün nitelikli işlerdir.

    3. Her güzel ve makbul işin temelinde, sevdiğini Allah için sevmek gibi bir üstün meziyet bulunmaktadır.

    4. Gönülleri Allah sevgisi, Allah için sevme, Allah için buğzetme duygusuyla diri tutmak lazımdır.


    eLEMİNAZ...
#25.08.2006 11:33 0 0 0
  • Hasan-ı Basrî Hazretleri şöyle buyurur:


    " Tevbe ederim ümidiyle günah işlemek.

    " İlim öğrenip onunla amel etmemek.

    " Amel ederken ihlâslı olmamak.

    " Allâhü Teâlânın verdiği rızkı yemek fakat ona şükretmemek.

    " Allâhü Teâlânın taksimine râzı olmamak.

    " Ölüleri defnedip ibret almamak.

    RABBİM bizleri böyle kötü fiilerden den korusun


    (AMİN...)
#25.08.2006 11:33 0 0 0
  • Bir kadın çocuktur aslında.....çocuk gibi davranmayı sever.erkeğin
    kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.

    Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını..ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez.söylediği şeyler çocukça da olsa
    dinlenilmesini,dikkate alınmasını ister.
    Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz;
    ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..

    Bir kadın güçlüdür aslında.hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.ama
    bu gücünü herzaman ortaya koymasını sevmez.ister ki,erkeğin gücü
    kendisine huzur versin.kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin
    yapmasını bekler.böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de
    erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.ancak kadın gücünü göstermek istediğinde
    onu engelleyemezsiniz.yapmak istediği birşey
    varsa mutlaka yapar.

    Bir kadın sevgidir aslında.içinde her zaman sevgiyi >taşır.sevdiklerinden
    kolay ayrılamaz.sevdiklerini kolay kolay kıramaz.zor sever;ama,tam
    sever.bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul
    ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.ancak beyninde
    yer
    her an terk edilebilirsiniz.sevmediği halde terk
    etmeyen
    kadınlar da var elbette.bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri
    acımak" >duygusudur.

    Bir kadın yalnızdır aslında.hiçbir zaman kadını bütünüyle
    elde
    edemezsiniz.kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep
    yalnızdır.o
    dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.hiçbir anahtar o dünyanın
    kapısını
    açamaz.yalnızlık onun sığınağıdır.o sığınağa ne zaman gireceğine,ne
    kadar
    kalacağına hep kendisi karar
    verir.sığınaktayken oradan çıkmaya
    zorlarsanız,onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

    Bir kadın çılgındır aslında.neler yapabileceğini erkek aklı hayal
    bile
    edemez.üreticiliğinin sınırı yoktur.ama bunu ortaya çıkartmak için
    hayatının erkeğini bekler.hoyratça harcamaz üreticiliğini.sadece
    erkeğine
    saklar.bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok
    şanslısınız demektir.çünkü hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar olduğunda
    anlam
    kazanıyor.yemek yemek,su içmek bile.bir kadının elinden
    içtiğiniz
    suyla
    kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet >farkını
    anlayabiliyormusunuz?anlıyorsanız ne mutlu size.anlamıyorsanız ne
    yazık ki
    yaşamıyorsunuz

    ............bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!! >
    ....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar.....!!!!

    kadın;erkeğin kaburgasından
    yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!!
    öyle olsaydı ezilirdi......!!! >
    üstün olsun diye başındanda yaratılmadı......!!

    AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI......

    Eşit olsun diye......
    kolun biraz altında...Korunsun diye...!!! >
    KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!
#25.08.2006 11:32 0 0 0
  • Abdullah b. Mesûd'un (r.a.) naklettiğine göre:

    Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Ben Cehennemliklerin Cehennemden son çıkacak, ve Cennetliklerin de Cennete son girecek olanını bilip duruyorum. Bu bir kimsedir ki Cehennemden emekleye emekleye çıkar, Yüce Allah ona: Git Cennete gir, buyurur. O kimse Cennete varır, ona öyle gelir ki Cennet dopdoludur (herkes kendine ait yerlerini alıp, işgal etmiş, açık bir yer bırakmamıştır). Dönüp! Ey Rabbim! Cenneti ben dopdolu buldum, der. Yüce Allah yine ona: Git, Cennete gir, buyurur. O kimse Cennete varır. Yine ona Cennet dopdolu gibi gelir. Dönüp: Ey Rabbim! Cenneti ben dopdolu buldum, der. Allah ona: Git, Cennete gir, dünya kadar ve dünyanın on misli kadar yer senindir (yahut dünyanın on misli senindir), buyurur. O kul: Sen yegâne Melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun (yahut bana gülüyor musun?) der. Ravi der ki: (Bu ilahi vaadi o biçare alay etmek olarak düşündüğünden dolayı) Vallahi Allah Resulü'nün (a.s.) gerideki dişleri belirinceye kadar güldüğünü gördüm. (Ravi der ki, Ashap arasında) Cennet ehlinin en aşağı mertebede olanı işte bu kimsedir," denirdi. (kutsi hadis)


    Eleminaz
#25.08.2006 11:31 0 0 0