DeRDeST

DeRDeST

Üye
14.03.2012
Korgeneral
89.524
Hakkında

  • Direnmeyi,yavrumun kokusundan
    Umudu, kader arkadaşımdan
    Öğrendim
    Biliyor musunuz?
    Bir an görebilseydim
    Bir yavrumun gözlerine,
    Bir de, annemin yüzüne
    Bakmak isterdim
    Çünkü;
    Biri bana hayat verdi
    Diğeri,beni hayata bağladı

    AHMET KARA
#26.05.2012 19:38 0 0 0
  • Bana engelli diyorlar..

    Görmüyormuşum hiçbir şeyi !
    Beyaz asam ile sendeleyerek yürürken yolda,
    Duyuyorum nasıl da gülüyorlar bana
    Bana engelli diyorlar..
    Duymuyormuşum kimseyi!
    Ne olur birkaç defa tekrarlasalar aynı cümleyi?
    Duyamıyorum ama görüyorum bana sıkıntıyla bakan gözleri.
    Bana engelli diyorlar.
    Düşünemiyormuşum herkes gibi !

    Ama bilmiyorlar ki annemin her damla göz yaşının içime işlediğini..
    Bana engelli diyorlar.
    Yürüyemiyormuşum insan gibi !
    Ama unutuyorlar,
    Sürünerek te olsa daha zor şartlarda yapabildiğimi her işimi.
    Bana engelli diyorlar.
    Konuşarak anlatamıyormuşum derdimi !
    Ah bir bilseler !
    Su isteyemediğim için susuz uyuduğum geceleri.
    Bana engelli diyorlar
    Halbuki beni görmemek için;
    Gözlerini kapatıyorlar,
    Kulaklarını tıkıyorlar,
    Yollarını değiştiriyorlar
    Ben konuşmak isteyince;
    Susuyorlar !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
    Ama bana engelli diyorlar!!!!!!
    Sizler verin cevabını;
    Ben engellerimi aşmak için azimli davranırken,


    Bana yeni engeller koymaya ve beni etiketlemeye,
    Kimin var hakkı

    Yazar:Sevil ÖNAL / Zihin Engelliler öğretmeni
#26.05.2012 19:37 0 0 0
  • Yarınlardan güven içinde olan var mı?
    Kim diyebilir ki yarın benim elimde,
    Bu gün ne ve nasıl isem yarında aynı,
    Eğer engelli değiller ise beyinde.

    Kim demiş bedensel engeller için özür,
    Bilmeli ki özür onun kendi beyninde,
    En kısa zamanda dilemelidir özür,
    Yarın engel kim bilir kimin önünde.

    Bir uzvun eksik olması kusur değildir,
    Kusur, asıl onları anlamayanlarda,
    Bilse ki kendisi engelli adayıdır,
    Bilinmez kimler ne olacak yarınlarda.

    Düşünmüyoruz, empati de yapmıyoruz,
    Onları anlamaktan oldukça uzağız,
    Onların durumlarını anlamıyoruz,
    Makul anlayıştan yoksun, çorak toprağız.

    Her kesin yapabileceği bir şey vardır,
    Onları da bizim gibi bilmemiz gerek,
    Hayatın dışına itmek asıl zarardır.
    Olması gereken, onları kabullenmek.

    Sinan Karakaş
#26.05.2012 19:34 0 0 0
  • Bana kırmızıyı anlat anne.
    Yeşili,sarıyı,maviyi
    Anlat ki,
    Hapsedeyim yüreğime bütün renkleri.

    Bana gökyüzünü anlat anne.
    Bulutları, yıldızları,Güneş'i...
    Anlat ki,
    Ay'da soluklanayım bir gece vakti.

    Bana ağaçları anlat anne.
    Kuşları, kelebekleri
    Anlat ki, kulaklarımda yankılansın,
    Kanat sesleri

    Bana dağları anlat anne.
    Dağlarda açan çiğdem çiçeklerini
    Anlat ki,
    Ilık bir rüzgâr okşasın tenimi.

    Bana kendini anlat anne.
    Ve bana, beni
    Ayağım takılıp düşmeyeyim diye,
    Hayatı anlat bana.

    Sen anlatırken bütün bunları,
    Bir kuşun kanatlarına bırakacağım gözlerimi.
    Yüreğim bende kalacak anne.
    Çünkü görebilmek için,
    Bir de yürek gerekli

    Söylesene anne,
    Kim diyor bana görme engelli?
    Oysa kimsenin göremediğini görüyor,
    Yüreğimin gözleri.


    Ülkü Duysak
#26.05.2012 19:33 0 0 0
  • BİZ ENGELLİYİZ:

    Zorlu yaşamın isyansız yürüyüşlerinde kendimizi anlatırız biz...
    İnfilak eden duyguların gökkuşağındaki rengiyiz biz...
    Yolları eze eze geçemesek de o yollara yüreğimizi koyanlarız biz...
    Alâimisemanın her rengini göremesek de semada rengârenkiz biz...
    Hayallerimiz çok farklıdır bizim...
    Ulaşılmaz sevdaları yüreğimizde taşıyanlarız biz...
    Umut türkülerinin kırılmış sazıyız biz...
    Yüce dağların zirvesindeki volkanla alev alır yüreğimiz...
    Harlanarak kor olan bedenimizi buz dağlarında eritiriz...
    Yola devam... Mücadelede kutsallığa inanan...
    Hayata tutunan... Hayatla barışık olan...
    Görmeyen gözlerindeki ışığın şavkıyla hedefe varan
    Yere basmayan ayaklarımızın iziyle yol bulan
    Hayattan vazgeçenlere hayat olan
    Özüyle sözüyle candan yaşayanlarız biz...
    Biz engelliyiz...
    Biz yürekliyiz...
    Biz yürekteniz...

    Yazar: Eshat
#26.05.2012 19:32 0 0 0
#26.05.2012 18:45 0 0 0
  • Seni seven yüreğime sor beni
    haydi sor beni bilmiyorsan
    daha iyi tanımak istiyorsan
    nasıl biri olduğumu öğrenmek istiyorsan
    haydi beni seni seven yüreğime sor
    beni seviyormu de ona
    onun söyleyeceği çok şey var sana
    ben dilimle söyleyemedim ama
    yüreğim seni ne kadar çok sevdiğimi anlatır
    merak etme korkma çekinme sor
    çok seviyor dediğinde sende seviyorsan ona söyle
    o seni en güzel yürine alır ömür boyu
    bu yürek duruncaya kadar orada kalırsın
    haydi sor seni ne kadar çok sevdiğimi yüreğime sor
    belki sana inanılmaz gelecek anlatacakları
    belki seni şaşırtacak söyleyecekleri
    belki duymak istediklerini öğreneksin
    ama tek şey gerçekleri sana o söyle
    haydi yürekten sor yüreğime
    beni seviyormu diye ?
    bana aşıkmı diye ?
    alacağın cevap seni belki sevindirecek
    belkide çok üzecek
    ama tek gerçek varki
    bu yürek seni ömür boyu sevecek...

    YAZAR=====Şair_SaLih
#26.05.2012 17:35 0 0 0
  • Engelliliğin önlenmesine yönelik SHÇEK Genel Müdürlüğü, Engellilere ve ailelerine hukuki, sosyal, ekonomik, psikolojik açıdan her türlü yardımların ve rehberliğin yapıldığı ve aile eğitiminin örgütlendiği engelli danışma merkezleri ve Hızlı toplumsal değişme, kentleşme ve göçün yarattığı sorunlar doğrultusunda, bireylerin, grupların, ailelerin ve toplumun sorunları ile baş edebilmeleri ve bireylerin katılımcı, üretken ve kendine yeterli hale gelmesi amacıyla; koruyucu-önleyici, eğitici geliştirici, rehberlik ve rehabilite edici işlevlerini, bir arada ve en kolay ulaşılabilir biçimde, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve gönüllüler ile işbirliği ve eşgüdüm içinde sunma görevini üstlenmiştir.

    SHÇEK Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak hizmet veren Engelli Danışma Merkezleri ile Toplum Merkezlerinde ailelere yönelik olarak engelliliğin önlenmesine ilişkin çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çalışmalar dahilinde şunlar yapılmaktadır.

    Kadın sağlığı

    Sağlıklı çocuğa sahip olmaya yönelik eğitim çalışmaları (akraba evliliğindeki riskler, sigara ve alkol kullanımı vs.)

    Aile planlaması

    Doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası, anneyi bebekte oluşabilecek engele ilişkin olarak bilgilendirmek.

    Hamilelik ve emzirme döneminde beslenme

    Anne ve çocuk sağlığına yönelik bilgilendirme ve duygusal gelişimine yönelik aileyi bilgilendirme ve yönlendirme

    Broşür, el ilanı ve afişlerle engelliliğin önlenmesine yönelik toplum bilinci oluşturmak

    ENGELLI ÇOCUK DOĞUMUNU ÖNLEMEK İÇİN BİLGİ, ENGELLI OLMAMAK İÇİN ÖNLEM VE DİKKAT GEREKİR TOPLUMUN VE HER AİLENİN BUNLARI BİLMEYE HAKKI VARDIR

    Sağlıklı aileleri sağlıklı eşlerin kuracağını, Kalıtımsal hastalıkların etkisini, Doğumların zamanlanması, Güvenli annelik için tıbbi takip önemini, Aşı ile doğuştan gelen veya edinilen bozuklukların erken tedavi ve rehabilitasyonunun, bulaşıcı hastalıklardan korunulacağını.

    Öğrenmek, önlem almak ve dikkatli olmak sizin görevinizdir.

    EVLENMEK İSTİYORSUNUZ

    Evlendikten sonra doğacak çocuğunuzun engelli olmasını istemiyorsanız;

    Yakın akraba evliliği yapmayın. Birlikte en yakın sağlık ocağı yada ana- çocuk sağlığı merkezine gidin. Kan grubu ve RH uyuşmazlığı sonuçları, Genetik olarak çocuklarınıza geçme olasılığı olan hastalıklar, Şeker Hastalığı, yüksek tansiyon, kalp ve kan Hastalıkları, kızamıkçık ve kabakulak gibi hastalıklar ve sonuçları, İstenmeyen gebeliklerden korunma, Cinsel ilişkiyle bulaşan AİDS, Bel soğukluğu, Frengi, Sifilis gibi hastalıkların kontrolü ve tedavisi, konularında bilgi edinin, alacağınız tavsiyelere uyun.

    Tavsiyelere uymakta doğacak çocuğunuzun bedensel veya zihinsel bir engelle doğmasını engellemiş olursunuz.

    ÇOCUK İSTİYORSUNUZ

    Her çocuk düşündüğünüzde :Onu sosyal ve ekonomik koşulların iyi olduğu bir ortamda yaşatmak için aile planlaması bilgileri edinin. 18 yaşından küçük olmanın, 35 yaşından büyük olmanın, 2 yıldan daha sık hamileliğin, 4'den fazla çocuk sahibi olmanın, yüksek tansiyon veya ciddi bir hastalığın gebelik için tehlikeli olduğunu unutmayın.

    ANNE BABA ADAYISINIZ

    Baba adayı olarak : Ev işlerinde eşinize olan yardımlarınızı arttırın. Ona Karşı daha anlayışlı davranın. Açık havada birlikte yapacağınız küçük gezintilere zaman ayırın. Tehlikelerden korunması için ona yardımcı olun. Annenin fiziksel ve ruhsal sağlığının doğacak çocuğun sağlıklı olmasıyla ilişkisini asla unutmayın.

    Anne adayı olarak : Hamileliğiniz süresince Düzenli olarak sağlık kontrollerine gidin. Sigara, alkol ve uyarıcıları kullanmayın. Bulaşıcı hastalıklardan korunun. Beslenmenize ve dinlenmenize dikkat edin. Zararlı etkiye sahip ilaçları kullanmayın. Radyasyon yükleyici araçlardan uzak durun. 15- 49 yaş arasında ve özellikle gebeyseniz tetanoz aşısı olun.

    Anne olarak çocuğunuzu bir yaşına kadar hatta daha uzun süre emzirin. Bu arada kendi beslenmenize de özen gösterin. Çocuğunuza altı aydan sonra anne sütü ile birlikte ek gıdalar verin. Çocuğunuzun gelişim takiplerini yaptırın Soba, ocak, fırın ve tüp gaz gibi araçları çocuklar için tehlike yaratmayacak şekilde yerleştirip, koruma önlemi alın. Merdiven, pencere ve balkonlarda çocuklar için koruma tedbirleri alın. Çocukların ağzına, kulağına sokabileceği küçük şeyler ile kesici ve delici araçlardan uzak kalmasını sağlayın. Akrep, yılan ve diğer zehirli böceklerin sokması halinde serum tedavisi, köpek ve diğer ısırmasında ise kuduz aşısı için zaman geçirmeden en yakın sağlık kuruluşuna gidin. Çocuklarınıza en erken yaşta trafik kurallarını ve trafik işaretlerini öğretin. Kazalarda hayat kurtarma ve engelliliği önlemek için basit ilk yardım kurallarını öğretin. Bir çok hastalığın nedeni ağızdan alınan mikroplardır. Bu nedenle çocuğunuzun beslenmesinde kullandığınız biberon, kaşık vb. araçların temizliğine önem verin. Çocukla ilgilenirken ellerinizin temizliğine dikkat edininiz. Su ve yiyecekleri temizledikten sonra tüketin. Özellikle şebeke suyunu kaynatarak kullanın. Sıtma, verem, tifo, kolera gibi hastalıkları yayan sinek, böcek gibi hayvanların ve mikrobun oluşmaması için çöpleri kapalı tutun. Çocuğunuzun aşılarını tam ve zamanında yaptırın, özellikle bir yaşını doldurmadan verem, çocuk felci, difteri, tetanos, boğmaca ve kızamık gibi hastalıklara karşı aşılatın Kazalara karşı önlem alın. Bu yolla engelli kalmayı engelleyebilirsiniz. Bunun için : İlaç vb. zehirli maddeleri çocuğun ulaşamayacağı yerde saklayın. Gıda maddelerinden uzak tutun.

    HERŞEYE RAĞMEN, ÇOCUĞUNUZ ENGELLI OLABİLİR

    Kendinizi ve engelli bireyinizi toplumdan soyutlamayın, ondan utanmayın ve onu saklamayın Engel aileyi bütünüyle etkiler. Ancak, Engelin bireye özgü olduğunu ve onu daha fazla örselediğini bilin. Aile içi ilişkilerinizde birbirinize destek olun. Gerek engel konusunda, gerekse ne yapılması konusunda özenli ve doğru bilgiler edinin. Onun tıbbi, mesleki, sosyal rehabilitasyonu ve eğitimini ihmal etmeyin, en erken yaşlarda başlanması için koşullarınızı zorlayın. Ancak bu yolla gelecekle ilgili kaygılarınızdan kurtulabilirsiniz.

    Alıntı...
#26.05.2012 09:24 0 0 0
  • Gözlerim kapalı, sadece ve sadece evimden çıkıp, arabama kadar yürüyecektim. Evet, bunu yapabilirdim...

    Topu topu 20 saniyelik bir süreçti bu ve her zaman yaptığım şeydi. Çantamın içinden anahtarlarımı aradım bir süre ve ardından sokak kapısının tokmağını. Ayağım apartmanın girişindeki paspasa takıldı ve tökezledim.

    İki saniyeliğine hile yapıp açtım gözlerimi ve hafızama kaydettim sağımda solumda önümde ne var ne yoksa. Tekrar yumdum gözlerimi ve arabama giden o 20 saniyelik yolu zor zanaat kat etmeye çalıştım. Ayağım tökezledi, kaldırımdan sekerek önce bir sendeledim, ardından da gözlerimi yine bir kaç saniyeliğine isten dışı açmak zorunda kaldım. Baktım ki adımlarımı atacağım yerler hep düzayak, tekrar yumdum gözlerimi...

    Cep telefonumun ağırlığı yoktu çantamda... "Eyvah eyvah! Evde mi unutmuştum acaba? Evet, unutmuştum ve tekrar gozlerim kapalı geri dönüp, o tökezlediğim kaldırımdan çıkıp anahtarımı çantamda bulmaya çalıştım. Bir müddet arandıktan sonra, el yordamıyla anahtarı çıkardım. Şimdi bütün iş anahtar deliğini bulmaya kalmıştı.

    Parmaklarımla yoklaya yoklaya anahtarı deliğine soktum ve içeri girdim. Yaklaşık otuz basamaklı merdiveni tek tek dikkatlice çıkıp, sola evimin kapısına doğru birkaç adım attım. Yine aynı işlemi gerçekleştirip anahtarla kapıyı açtım ve çok şükür evdeydim. İki saniyede olsa gözlerimi açmam ve yolumun üzerinde neler var, bakmam gerekiyordu. Kendi evim olmasına rağmen, yabancılık ve korku hissi ile karışık bir hal belirmişti bende.

    Anlık hafızama kaydettim her şeyi. Kapının oradan beş adım koridor, sağa dönüş, oradan odama gidiş derken iyi de cep telefonumu nasıl bulacaktım? Yatağın oraya gelirken ayağım sandalyeye çarptı ve irkildim. Uyur gezer modunda kollarımı öne doğru uzatıp, sağı solu yoklaya yoklaya yatağın bir kenarına oturdum. Yatağıma dokuna dokuna anladım ki telefonum orada değil. Şimdi tekrar ayağa kalkıp, salona gitmek ve orda aramak zorunda idim. Nasıl yapacaktım ki?

    Koltuk takımları, sehpalar, yemek masası ve bir sürü ıvır zıvırın arasında iki gözüm kapalı, ben nasıl bulacaktım ki bu telefonu? Odamın kapısının önünde bir kez daha açıp gözlerimi ve hemen ardından tekrar yumup, emin adımlarla koridora kadar geldim Duvarları yoklaya yoklaya salonun kapısından içeri girdim.

    Eee sonrası? Yine açmam gerekli idi gözlerimi ve nitekim öyle yaptım. 0Açıp kapama esnasında telefonumu televizyon sehpasının kenarına bırakmış olduğumu gördüm ve bir iki adım attım, almayı denedim. Sağa sola ellerimi oynatıp, iyice cebelleştikten sonra telefonu o hızla yere düşürdüm. Eğildim lakin dengem bozuldu. Bir kez daha mızıkçılık yapıp açtım ve yumdum gözlerimi. Telefonu emin bir hamle ile alıp, gözlerim kapalı geri dönüp, el yordamıyla kapıya vardım.

    Aynı hengâmeli ve tedirgin adımlarla arabamın yanına kadar geldiğimde, oyun bitmişti. Buradan sonrası için gören gözlerime ihtiyacım vardı.

    Sanki ilk kez bakıyormuş gibi dünyaya, yavaşça açtım gözlerimi... Durdum, oracıkta durdum. Haziran ayında, güneşi kokladım ve çiçeklerle ısındım. Bir başka geldi, her gün gördüğüm şeyler bir anda... Ellerime baktım, kollarıma, yüzüme, kirpiklerime dokundum.

    Alt tarafı evden arabaya kadar yürümeye çalışmıştım. Olmamıştı. Korna sesiyle irkilip, yeni gelen güne Besmele çekip... Bindim arabama... Aldı mı beni bir düşünce...

    Bizim memlekette özürlü olmak zor iş... Gâvur elin bir tek bu ayrıcalığına özenmişimdir zaten. Kaldırımından, yoluna, sinemasından, stadyumuna kadar her şey, onlar için ulaşıma daha kolay hale getirilmiştir.

    Peki ya gerçekten görme özrüne sahip olanlar ne yapıyorlardı? Ya da, tekerlekli sandalyeye mahkum olanlar?

    Kaldırımlara çıkıp, inmek nasıl bir eziyet farkında mısınız onlar için? Eğimden eser yok!

    Ben bile zorlanırken o daracık, eğri büğrü kaldırımlarda, onlar nasıl gidebilecek ki bir yerden diğer bir yere?

    Engelli, bilhassa yürüme engelli insanlarımız için çalışmak, gezmek, alışveriş yapmak ve etrafta faaliyet belirtisi göstermek inanın neredeyse mümkün değil. Bizler için çok basit gibi görünen hatta rutin hayatımızı yürütmek için farkına varmadan yaptığımız şeyler onlar için hayat memat meselesi ve neredeyse imkânsız.

    Onlara yapılan haksızlıkları ya da onlar için yapılabilecek güzel şeyleri küçücük bir yazıya sığdırmam mümkün değil.

    Ama en azından kendimi onlardan birinin yerine koydum ve görme özürlü kardeşlerimizin dili olmaya çalıştım. Yollarda ve üstgeçitlerde bulunan merdivenlerin korkuluksuz yapılmamalarını ve basamak aralıklarının tehlikesiz mesafelerle sabitlendirilmelerini öneriyorum.

    Muhakkak tekerli sandalye eğiminin olmasını da şiddetle arzu ediyorum. Konuşan trafik lambaları da bir başka yardımcı çözüm. Her sokak başına telefon, ve engelli kardeşlerimiz için yardım isteyebilmek adına bedava arama hakkı istiyorum

    "EN BÜYÜK ENGEL SEVEMEMEKTİR!" diyor, sizlerden de öneriler bekliyorum.

    Bu defa eleştirmeyin... Çözümler yazın bana...

    Taner Ünsal
#26.05.2012 09:23 0 0 0
  • Engelli - Toplum - Engelli Ve Toplum - Engelli Ve Toplum Hakkında
    Engellilik, artık saklanıp gizlenecek bir durum olmaktan kurtulup; tartışılan, konuşulan ve çözüm önerileri sunulan bir olgu haline dönüşmüştür. Yani gündemdeki bir toplumsal olgu olarak sosyal bilimlerin temel ilgi alanlarından biri haline gelmiştir. Bireyler tek başlarına değil çevreleriyle birlikte var olur. Kendisinin toplum içinde kabul gördüğünü, önemsendiğini hissettiği anda var olur.

    Sosyoloji için engelliler önemlidir. Çünkü engelliler toplumun bir parçası olmasına rağmen dışlanan kesimi oluşturmaktadır. Kimi zaman dışlanmakta kimi zaman da yok sayılmaktadır. Ama şu bir gerçektir ki engelliler vardır ve bizlerden biridir.

    Modern toplumla birlikte, sosyal çevreye kendini kabul ettirme önemli hale gelmiştir. Yine modernlikle birlikte tek tip insan yaratılmıştır. Böylece gerek televizyon, gerek gazete, gerekse diğer tüm haberleşme araçlarıyla birlikte dış görünüşün çok önemli olduğu bir dünya yaratılmış oldu. Sürekli göz önünde ve çok değerli olan kusursuz bedenler, onlar için bir yıkım ayrıcalık kaynağı oldu.

    Hem ekonomik gücü çok az olan ve hem de eğitim seviyeleri düşük olduğu için dışlanan engelliler, modern toplumun "kusursuz bedene" değer veren anlayışıyla başka bir açıdan da dışlanmayla karşı karşıya kalmıştır.

    Yani, modern toplumla birlikte toplumun beklentileri de farklılaşmıştır. Engelliler engelsiz gibi olmaya itilmiştir. Zaten modern mimari planlamalar da engelliler düşünülmeden yapılmıştır. Engelliler belli alanlarda kalmaya, yaşamaya mecbur bırakılmıştır. Teknolojinin belki de en büyük yararı üretilen teknolojik araçlarla engelliler toplum içine daha kolay katılabilir olmuşlardır.

    Engellilerden genellikle yapabileceklerinden daha fazlası beklenmektedir. Böylece onlar üzerinde bir baskı kurulmaktadır. Normalleşmeye çalışan engelliler kurumlara bağlı hale gelmişlerdir.

    Sosyoloji'nin birçok bilimle bir ilişkisinin olduğu bir gerçektir. Zaten bilimlerin toplumsal yapı ya da olayları tek başına açıklamasını beklemek yanlış olacaktır. Sosyoloji, birçok alt bilim dalları olan bir bilimdir. Bu alt bilimler Kocacık'ın da belirttiği gibi bilgi, ekonomi, sanayi, kent, ahlak, din, hukuk, eğitim, aile, siyaset, köy toplumbilimi diye gruplandırmak mümkündür.(Kocacık, 2003:17-18) Bu alt dallar insanları ve yaşamlarını farklı açılardan ele alır. Yine Kocacık'ın belirttiği gibi bu alt dallar insanı;Ekonomi ..................üretim ilişkileri içinde,

    Tarih ........................geçmiş içinde,
    Psikoloji....................birey olarak tek başına,
    Sosyal psikoloji.........grup içinde,
    Antropoloji................ kültür içinde,
    Siyaset bilimi..............yönetim biçimi ilişkileri içinde ,
    Sosyoloji.....................örgütsel ve grupsal ilişkileri yönünden toplum içinde ele alır.(Kocacık ,2003 ,s. 21)

    Bu açıdan engelliler konusuna; yani, engellilerin sosyoloji içindeki yerine bakacak olursak özellikle de günümüz de onlara daha çok önem verildiği ortaya çıkacaktır.
    Örneği, din sosyolojisi açısından engellilik, din ve engellilik arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Kula, engellilik konusunu dini başa çıkma açısından ele alarak incelemiştir.
    Kula, " dini başa çıkma bireyin yaşamında karşılaştığı kişisel ya da sosyal problemleri anlamada ve onları çözümlemede kullanılan karmaşık ve değişik bir süreç içerisinde dinin olumlu rolünün vurgulanmasıdır. (Aktaran Kula, 2005, s.60)
    Yani engellilik durumu karşısında bireyin yaşadığı sıkıntılarla başa çıkmada dinin rolü büyük bir etkiye sahiptir. Dini başa çıkmada yapılan ilk faaliyet ise dua etmektir. Çünkü böylece ilahi güçten yardım istenir.
    Kent sosyolojisi açısından engellilik, daha çok engelli bireylerin yaşam alanlarını, sağlanan olanakları, toplumsal ilişkileri açısından ele alır. Hukuk sosyoloji açısından engellilik daha çok onlara verilmiş ya da verilmesi gereken hukuki haklarla ilgilidir. Eğitim sosyolojisi engelli bireylerin daha çok rehabilite içinde olup olmadığı, engellilerin eğitim ve topluma uyum süreçlerini ele alır.

    Sağlık sosyolojisi açısından engellilik, daha çok ülkemizdeki sağlık koşullarının yetersizliği üzerinedir. Cirhinlioğlu'nun belirttiği gibi gelişmiş ülkelerde, tıp bilgilerinin ancak sosyolojik bilgilerle uygulanabilir ya da hedefine ulaşabilir olduğu genel kabul görmektedir.( Cirhinlioğlu, 2001:7) Ancak ülkemizde sağlık konusunda önemli eksiklikler ve boşluklar vardır. Özellikle de engelliler için sağlanan olanaklar hem çok kısıtlı hem de çok yetersiz düzeydedir.

    Sosyologlar son yıllarda engelliler ve engellikle ilgili farklı tartışmalar yapmaktadır. Bu tartışmaların esas konusu ise engellilerin kendilerine özgü kültürünün olup olmadığıdır.

    Bu soruya cevap olabilecek çalışmaların sonucu şöyledir; "engelli bireylerin ℅ 74' ünün kendini toplumun diğer bireylerinden farklı , ℅ 45' inin kendini bir azınlık mensubu olarak gördüğü saptanmıştır. Bazı engelliler ise "engelinin" yaşamı kendini ifade etmede önemli bir etkisi olmadığını ifade etmişleridir. Hatta engelini "yaşamında yapabileceklerinin lezzeti" olarak görenler de vardır." ( Aktaran:Aysoy, 2004:37)

    " Kültür; değerleri, töreleri, adetleri, gelenekleri, dili, tarihi ve deneyimleri, folkloru nedeniyle bir arada olma ruhu ve kimliği olarak tanımlanacak olursa işaret dili, Braille alfabesi, engelliler ile kutlanan özel günler, sol ayağım filmi veya görme engelli sanatçıların yaptıkları resimler gibi sanat eserleri engelli bireylerin günlük yaşamdan hikâyelerini kapsayan arşivler, oluşturdukları politik ve sosyal baskı grupları yapılan araştırmalarda kendilerini genel içinde ayrı hissetmeleriyle farklı bir kültürlenmeden bahsetmek mümkündür."

    Ancak onların kendilerine göre farklı alanlarla uğraşmalarının, kendilerine ait değerlerinin, kültürlerinin vb. olması, onların gereksinimlerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır.

    Toplumun üzerine düşen görev de engellilerin bu farklı gereksinimlerinin farkında olup, ona göre yaşam alanları yaratmaktır. Sosyologların görevi ise topluma, engellilerin toplumun bir parçası olduğu bilincini kazandırmaktır. Toplumun engellilere yönelik ön yargılarını yıkmaktır.

    Toplumun ön yargıları engellilere yapılan ayrımın temelini oluşturmaktadır. Yersiz önyargılarla gereksiz yere engellilere bir " etiket" yapıştırıyorlar. Engelli bireyleri için kullanılan özürlü, kör, sağır, sakat gibi nitelendirmeler onların kişilikleri ile durumları arasında özdeşim kurmalarına neden olur. Bu durum ise ayrı bir yıkım ve soyutlanmaya yol açar. Etiketlenmeye maruz kalan engelliler hem kendileri hem de aileleri açısından bir olumsuzlukla karşılaşır. Hem etiketleme hem de farklı şekildeki nitelendirmeler yaratarak toplumun bütünlüğünü bozar. İşte tüm bu nedenlerden dolayı engelliler sosyoloji açısından önemlidir. Toplumun engellilerin kendi başlarına bir şeyler yapabileceklerini hissettirmesi gerekir. Bu açıdan sosyolojinin bireyleri, dolayısıyla da toplumu bilinçlendirmesi gerekir. Bunun içinde önce olan sorunu ortaya koyup sonra da çözüm önerileri getirilmelidir.

    Not: Alıntı
#26.05.2012 09:15 0 0 0
  • Çağdaşlık - Engelli - Çağdaşlık Ve Engelli Olmak - Çağdaşlık Ve Engelli Olmak Köşe Yazısı
    Çağdaşlık ve Engelli Olmak

    Özürlüler İdaresinin yaptığı bir araştırma sonuçlarına göre Türkiye'deki engelli vatandaşlarımızın %65'i tanımadığı kişilerin alay, aşağılama vb davranışlarından şikayetçiymiş.

    Sevgili dostlar, bazen etrafımdaki insanların çağdaşlıktan ve medeniyetten bahsederken aradıkları kriterlerin hiç birinde medeniyetin ve çağdaşlığın izlerine rastlayamadığım konuşmalarına tanık oluyorum. Eğer ülkeleri medeni ve çağdaş olarak sınıflara ayıracaksak bunu gelişimlerinin yanı sıra içindeki azınlıklara ve insanlarına verdiği değerle örtüştürmek daha doğru olacaktır. Bu kıstas da bana göre en medeni ve en çağdaş ülke engelli vatandaşlarını en çok görebilen ülkedir. Çünkü o ülke'de empati, o ülke de insan hakları ve o ülke de çağdaşlığı, medeniyeti fazlasıyla görebilmeniz mümkündür.

    Düşünün, eğer bir toplum engelli vatandaşlarını algılayamıyorsa o ülke de nasıl çağdaşlıktan bahsedebileceğiz?

    Çağdaşlık ve medeniyet dediğimiz şey insanları algılayabilmektir.

    Onlarla empati kurabilmek, insan olabilmektir.

    Türkiye'de ve dünya'da engelliler nufusun önemli bir bölümüne tekabül ediyor. Buna rağmen engellilere gereken özen toplum tarafından gerçekten gösterilebiliyor mu?

    Yoksa bu alanda da mı sınıfta mı kalıyoruz.

    Sevgili dostlar, istatistik değerlere ve toplumda ki engelli vatandaşlarımızla yaptığı konuşmalarda malesef toplum olarak engelli vatandaşlara yeteri kadar duyarlı olmadığımızı belirtmek isterim. Evet, herkes bir şekilde duyarlı gibi görünse de toplumda engelli insanların bazı noktalarda hassas olan yüreği ve onların çabuk kırılabileceği gerçeği toplumumuzdaki önemli bir kesiminin gözünden kaçmaktadır.

    Yolda, sokakta ve çarşıda engelli vatandaşlarımıza karşı alaycı tavırlar sergileyen ve onları rahatsız edici, incitici davranışlarda bulunan insanların ki insan oldukları şüphelidir yaptıklarının onaylanabilecek hiç bir tarafı olmadığı gibi yaptıkları korkunç bir suçtur. Bu suç hem insanlığa, hem topluma hem de çağdaşlığa karşı işlenmiş en büyük suçtur.

    Son olarak unutmayalım ki, engelli olmak kimsenin seçimi değildir ve herkes birer engelli adayıdır.

    Anıl YÜCEL
#26.05.2012 09:11 0 0 0
  • Engelli - Engelli Evlat - Engilli Evlada Sahip Olmak - Engelli Evlada Sahip Olmak Hakkında
    Özürlü çocuk aile üzerinde etki yaptığı gibi ailenin tepkisi de çocuğun duygusal gelişimini etkiler.Bu nedenle aileye yapılacak psikolojik destek çocuğun gelişimine yardımcı olur ve aileyi olumlu yönde etkiler.

    Özürlü çocuğa sahip olan anne babalar hayal kırıklığı yaşarlar.Özürlü çocuğu olduğunu öğrenen anne baba da ilk haber şok etkisi yaratır.Önce kabullenmek istemezler.Şokun etkisi ve kabullenme süreci geçtikten sonra depresyon,hayal kırıklığı,üzüntü,özre geçmişte yapılan bir hatanın yol açabileceği düşüncesinden kaynaklanan suçluluk duyguları gibi duygular ortaya çıkar.

    Çocuğun özürlü olmasına karşı anne babalar 3 şekilde tepki göstermektedir. Kabullenme,reddetme ve gizlemedir.

    Kabul eden anne baba çocuğun potansiyelini doğru olarak algılayabilir;çocuğun özrünü gerçekçi bir şekilde görür;mümkün olan en iyi tıbbi,eğitsel ve yeniden kazandırma servislerine baş vurur;diğer çocuklarına gösterdiği sevgiyi özürlü çocuğuna da gösterir;çocuğu reddetmez ya da sevgiye boğmaz.Hem rasyonel hem de duygusal anlamda kabullenir.Bu kabullenme ile çocuk anne baba ile ilişkisinde kendini daha güvenli hisseder.İki tarafta daha rahat sosyal ilişkiler kurar ve evlilikteki anlaşmazlıklar daha az görülür.

    Reddeten anne baba çocuğun özrünü kabul etmez ve doktor doktor gezdirip mucize arar.

    Gizleyen anne babalar çocuklarının özürlerini hem çevreden hem de kendilerinden saklamaya çalışırlar.Çocuğunu hatalı görür,kapasitesini görmezden gelir.

    Çocuğun özürlü olmasının doğurduğu stres durumu bu 3 tepkiden başka anne baba da narsistik duygular,topluma karşı reaksiyon,suçluluk duyguları ve aşırı koruma gibi tepkiler ortaya çıkarır.

    Anne baba çocuğu ile o kadar özdeşleşmiştir ki çocuğun ayrı bir var oluşunu kabul etmez.Kendine başarısızlığa uğradığından üzüntü ve kızgınlık duyar.Kendi imajı ile çocuğununkini karşılaştırır.

    Aile kendini toplumdan soyutlar.Utanç ve suçluluk duyguları artar,çocuğa karşı aşırı koruma ya da reddetme duyguları gelişir.

    Çocuğun özrünü daha önce kendisinin yapmış olduğu bir davranışa bağlı olduğunu hisseder.Suçluluk duyan anne babanın kendisine öz saygısı azalır.Allah'ın kendilerine verdiği bir ceza olarak görürler.

    Pek çok aile de özürlü çocuğa sahip oldukları için değil çocuklara gösterdikleri reaksiyonlardan dolayı suçluluk duyarlar.Ara sıra çocuklarına kızgınlık ve olumsuz duygular besledikleri için suçluluk duyarlar.Suçluluk duyan anne babalar telafi edici davranışlara girebilirler.Çocuğa aşırı koruyucu davranabilir;çocuğa gerekli gereksiz her şeyde yardım eder;çocuğu her şeyin merkezi olarak görür;devamlı çocuğun başındadır,her işine müdahale eder.

    Özürlü çocuğun varlığı diğer kardeşleri etkileyebileceği gibi anne babaların evliliklerinde kopmalar meydana getirebilir.Her anne ya da baba çocuğun durumu yüzünden diğerini bilinçli ya da bilinçsiz suçlarlar.Çocuğa karşı olan duygularını birbirlerine yansıtırlar.Sosyal ilişkilerinde kısıtlama daha fazla anksiyete yaratır.

    Kardeşler, anne babalarının özürlü çocuğa daha fazla ilgi göstermesinden dolayı duygusal ihtiyaçlarının göz ardı edildiğini düşünerek kıskançlık duyabilirler.İlerde de nefrete dönüşebilir.

    Özürlü çocukların anne babalarındaki duygusal problemler o kadar yaygındır ki,tüm özürlü çocuklar anne babaların kendi problemleri ile uğraşabilmeleri için yardıma ihtiyacı vardır.İnsanlar bilinmeyenden korkarlar ve anlamayla birlikte rahatlarlar.Bu tür çocuklara sahip anne babalara doğru bilgi vermek,yanlış bilgiyi düzeltmek yaşanan stresi azaltır.

    Psikolog Füsun Budak
#26.05.2012 09:08 0 0 0
  • Zihinsel Engelli - Kadın - Gebelik - Etik Sorun - Zihinsel Engelli Kadınlar - Zihinsel Engelli Kadınlarda Gebelik - Zihinsel Engelli Kadınların Gebeliklerine Dair Etik Sorunlar - Zihinsel Engelli Kadınların Gebeliklerine Dair Etik Sorunlar Hakkında Bilgi
    Zihinsel engellilik, gelişme sırasında ortaya çıkan; biliş, dil, motor ve toplumsal yetiler gibi zekânın çeşitli boyutlarında "bozulma" ile belirlenebilen, "zekânın yetersiz gelişmesi" olarak tanımlanmaktadır. Zihinsel engellilik kavramı, zekâ geriliği, zeka azlığı, zekâ yetersizliği, mental retardasyon, oligofreni kavramlarıyla eşanlamlı kabul edilmekte, süreğen psikotik bozukluklar ve bunama gibi durumlar bu kavramın kapsamı dışında tutulmaktadır. Zekâ gerilikleri, tek bir nedeni mekanizması, seyri ve progrozu olmayan ve çeşitli düzeylerde ortaya çıkabilen bir davranış bozukluğu olarak kabul edilmektedir. Hafif, orta, ağır ve çok ağır düzeylerde olmak üzere dört düzeyde zeka geriliği tanımlanmıştır.

    Ülkemizde gebeliğin sonlandırılması ile ilgili yasal düzenlemelerde de bu konuya yer verilmiştir. 2827 sayılı ve 24.5.1983 kabul tarihli "Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun" bilindiği gibi, onuncu gebelik haftasından önce, anne sağlığı açısından tıbbi sakıncanın bulunmaması durumunda, istek üzerine rahim tahliyesine izin vermektedir. Aynı kanun onuncu haftayı geçen vakalarda ancak "gebelik annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu izleyecek kuşaklar için ağır sakatlığa neden olacak durumlar" söz konusu ise gebeliğin sonlandırılmasını onaylamaktadır. Bu durumları yaratan hastalıklar arasında (2 sayılı liste, L alt bölümü) "ruh hastalıklarına bağlı nedenler"e de yer verilmiştir. Bu başlık altında "oligofreni, kronik şizofreni, psikoz manyak depresif, paronaya ve uyuşturucu bağımlılıkları ile kronik alkolizm" onuncu hafta aşılmış olsa bile, gebeliğin sonlandırılmasını gerektiren hastalıklar olarak sınıflandırılmıştır. Aynı düzenlemede gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin izin konusunda "akıl maluliyeti nedeni ile şuur serbestisine sahip olmayan gebe kadın hakkında rahim tahliyesi için kendi rızası aranmaz" ifadesi bulunmaktadır.

    Yasal açıdan konunun bu şekilde değerlendirilmiş bulunması, onun etik açısından ele alınmasına, açılmasına ve tartışılmasına elbette engel değildir.

    Toplum içinde kuşaklar boyunca, zihinsel engelli bireylerin cinsel ilişkide bulunmaları sonucunda zekâ geriliği sıklığında hızlı bir artış olacağı sanılmıştır. Bunu önlemenin yolu olarak da; istenç dışı sterilizasyon, evliliğin yasaklanması, zihinsel engellilerin kaldıkları kurumların cinsiyete göre düzenlenmesi gibi çözümler düşünülmüştür. Bunların sonucu olarak, zihinsel engelli bireyler toplumsallaşma ve karşı cinsle yakınlaşma haklarından genellikle yoksun bırakılmışlardır.

    Ağır zekâ geriliği gösteren bireyler, otoerotizm dışında nadiren cinselliğe karşı bir ilgi gösterirler. Ama hafif derecede zekâ geriliği olanların çoğu, normal ya da normale yakın cinsel ilgi ve cinsel rol özdeşimi gösterebilirler. Hafif düzeyde zekâ geriliği olan adolesan ve genç erişkinlerde ise cinsel işlev, akran gruplarında kendini kabul ettirmenin önemli bir aracıdır. İlişkinin toplumsal yönü, çoğu kez eylemin kendisinden daha önemlidir. Cinsel eğitimi olmayan bireylerde davranışlar yanlış değerlendirilebilir. Ayrıca yoğun bir sevgi gereksinmelerinin olması, yaşadıkları cinsel eylemin ayırdına varamama, anlattıklarına genellikle inanılmayacağının düşünülmesi nedeniyle, zekâ engelli bireyler, özellikle kadınlar cinsel tacize uğrama bakımından risk altında olan bir gruptur.

    Zihinsel engelli bir kadının gebe kalması ve bu gebeliğin doğumla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı tartışmalıdır. Gebeliğin doğumla sonuçlanabilir olması ve bunun zamanında anlaşılması durumunda, doğacak olan çocuğun sağlıklı bakımı ve yetişmesi ile ilgili sorunlar ön plana çıkmaktadır.

    Zihinsel engelli kadınların çocuk doğurmalarının önlenmesi amacıyla kısırlaştırılmaları düşüncesi uygarlık tarihinin en eski sorunlarından birisidir. Günümüzde zihinsel engelli kadınların kısırlaştırılması ETİK AÇISINDAN her zaman uygun bir seçenek olmayabilir. Zihinsel engelin kalıtımsal bir bozukluktan kaynaklandığının ve kalıtılabileceğinin bilinmesi veya zihinsel engelin doğacak çocuğa gerekli destek, eğitim ve bakım sağlayamayacak düzeyde bulunması durumlarında kalıcı çözümler düşünülmelidir. Ne yapılabileceği ve verilecek karar (tüp ligasyonu, ilaç gözetim vb.), olayı çeşitli yönleriyle değerlendirilebilecek geniş katılımlı bir Etik Kurulca belirlenmelidir.

    Genel ilkeler çerçevesinde, etik bakımdan karşı karşıya kalınan her durum tek ve kendine özgüdür. Her tek durumun bütünlüğü ve kendine özgü gerçekliği olduğu unutulmamalıdır. Bu, yapılması gerekenler konusunda sürekli biçimde gözönünde bulundurulması gereken bir ilkedir.

    Ayrıca, zihinsel engelli bireyin kendi eylemlerinin sonuçlarını kavrama derecesi kadar, varsa ana-babasının içinde bulunduğu psikolojik koşullar ve toplumsal konum da önemli olmaktadır.

    Toplumun ve özellikle konu ile ilgili olan herkesin, aydınlatılarak eğitilebilir düzeyde olan zihinsel engelli bireylerin cinsel eğitiminin sağlanması, bu alandaki sorunların çözümlenebilmesinde etkili bir yol olabilir. Böyle bir eğitimde psikiyatrist, psikolog, sosyal hizmet uzmanı gibi meslek elemanlarının danışmanlığı gereklidir.


    Alıntı...
#26.05.2012 09:03 0 0 0
  • İstanbul - Engel - Engelli - İstanbulda Engel - İstanbulda Engelli Olmak
    Metrobüs İstanbul'a geldiğinden beri ulaşım rahatladı. Avcılar'dan kalkıp, Zincirlikuyu'ya kırk dakika gibi bir zamanda nasıl ulaşırdık başka türlü? Gerçekten büyük rahatlık bizler için. Ama düşünülmeyen, eksik kalan çok şey var!!!

    Yine hayat koşturmacası içinde, hızla yol alıyordum. Bir yerlere yetişme çabası!!! Büyükşehirlerde hep bu sorun var sanırım. Hep geç kalıyoruz bir yerlere, birşeylere... Hayat çok hızlı akıyor ve biz yetişemiyoruz sanki hiçbirşeye...

    Konuyu fazla uzatmaya gerek yok. Avcılar'dan çıkmış metrobüse binmiştim. Ve Mecidiyeköy durağında indim. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Şubat ayının o bildik soğuğu burnumuzun ucunu kızartıyordu. Merdivenlere doğru geldiğimde o adamı gördüm. Merdivenlerden aşağı bakan ve garip bir hüzünle ıslanan o adam...

    duruyor ve merdivenlerden aşağı bakıyordu. İnsanlar duyarsız bir telaşla kendi yollarına ilerlerken, adam yalnızlığıyla bilenen engeline bir çare arıyordu!!! Sonra bir genç çocuk yanaştı yanına, sonra bir-iki kişi daha... Aşağı inip görevliye haber vermek istedim. Ama görevli yapabilecekleri birşey olmadığını söyledi.

    Engelliler için bir platform kurulmuştu ama henüz faliyete geçirmemişti. Bu sırada yukarı baktım o üç kişi sandalyeyle birlikte adamı aşağı indirmeye çalışıyordu. Yukarı çıkıp onlara el uzattım, iki kişi daha katıldı yardıma. Ve sonunda merdivenlerden aşağı inebildi engelli vatandaş...

    Adamın bakışlarında öfke aradım. Ama adamın gözlerinde, yardım eli uzatanlara karşı bir mahcubiyet vardı. O anda içimden neler geçti anlatmam imkansız. Sözcükler; kalbimin parçalanışını anlatmaya, çığlıklar; öfkemi haykırmaya yetmezdi sanırım.

    Bu ülkede biz herşeyi kendimiz için yapıyoruz. Oysa bizimle birlikte yaşayan engelliler var. Onlar için yapmamız gereken, onları sosyal hayatın içine çekmek için geliştirmemiz gereken çok şey var. Biz sadece kendimizden değil, onlardan da sorumluyuz. Ve bir birey olarak bizde ses çıkarmalıyız. Onların sesi az çıkıyorsa, birlik olmalı ve onlarla bağırmalıyız.

    Bu gerçeği unutmadan yaşarsak ve insana sıfatı ne olursa olsun saygı duyarsak, sanırım birçok engeli aşmız oluruz. Daha kaliteli, daha kolay yaşamaya onların da hakkı var... Engelleri aşmak için, lütfen önce vicdanımızdaki engelleri kaldırmayı deneyelim...

    Alıntı...
#26.05.2012 08:57 0 0 0
  • Türkiye - Engel - Türkiyede Engel - Türkiyede Engelli Olmak
    Türkiye'de engelli olmak...

    Hiç düşündünüzmü acaba, engelliler neden hep sorun çıkartırlar?
    Ben söyleyim,

    8.5 milyon engelli var. Bu engelli grubunun yaklaşık % 50 si bedensel, % 15 i spastik, %23 ü işitme ve konuşma, %12 si zihinsel engelli grubu. (tahminim öyle).

    Derlerki veriyoruz veriyoruz, yapıyoruz yapıyoruz yetinmeyi bilmiyorlar vs vs.

    Ne yaptınız acaba merak ediyorum, hatta öyle bir yaptınızki nerdeyse engellinin eğitimine ayrılan parayı bile kesiyordunuz.,
    Neyse konumuza dönelim.
    Hep şuna karşı çıkmışımdır, Engelli deyince neden insanlar hep hemen elini cebine atma ihtiyacı duyuyor, neden acıma duygularıyla yaklaşıyor, neden kendine layık görmüyor neden?
    Herkes görevini yaptığı taktirde bence engellilerin bir sorunu kalmayacak. Nasıl'mı?
    Fabrikalarımız, Şirketlerimiz, Belediyemiz, Devlet makamlarımız işkurumuz, vs vs.
    Çalıştırmak zorunda oldugu engellileri işe almazsa, yolları onlara göre ayarlamazsa, kitapları, sinemaları, otobüsleri, ulaşım araçlarını, eğitim imkanları bunları engellilere göre ayarlamazsak tabiki sorunlu olurlar,
    çünkü engelliler engellerine göre hareket etmeyen, onları duymayan görmeyen kişilere karşı sorunludurlar.
    Peki çözüm ne?
    işte onu siz benden çoookkk ama çok daha iyi biliyorsunuz.
    Sevgili büyüklerim, engellileri duyun biraz duyun.
    Onlar emin olabilirsinizki siz görevinizi yerine getirirseniz onlarda hiç bir sorun yok.

    MURAT KORAL
#26.05.2012 08:53 0 0 0
  • hayatta engellileri unutmamak lazım bir engellinin halinden bir engelli anlar bende bu sitede bunu yapacam engellileri bu forumda unutturmayacam ve burda paylaşım yapacağım
#26.05.2012 08:16 0 0 0
  • ¬Ben ZEYNEP GEZER,
    Gözlerimi dünyaya yirmi üç yıl önce açmıştım.
    İstanbul'un havası dolmuştu ciğerlerime. Yalan dünyaya geldiğimi ciğerlerim yandığı da anlamıştım. Ülkemde tıbbın ilerlememiş olması nedeniyle ana karnında fark edilememişti hasta bedenim. Fark edilmek için dokuz ay beklemişim. Ben burada öğrenmişim sabretmeyi.
    Hastalığımın ismini doktorlardan duymuşum ama anlamamışım. "Morgio sendromu" demişler ismine.
    Hastalığımdan dolayı bağışıklık sistemimin zayıf olması bir çok hastalığı davet etmeme sebep oluyordu. Bu durumum beni ve ailemi psikolojik olarak etkiliyordu. Buna çözüm bulabilmek için o hastane senin bu hastane benim deyip, hastane hastane dolaştık. Son durağımız bir üniversite hastanesiydi. Üniversite hastaneside sekiz yıl ağırlandık,araştırıldık.biz çözüm aradığımızı Sanerken halbuki bir kobay durumuna düşdüğümü . Onlar da bize yardım etmeye başladılar. Fakat yardımları sağlık konusunda olmadı. Biz bunu 11 yıl sonra anladık. Çünkü sağlığımdan daha çok tezlerini düşünmüşlerdi.
    Onlar için tezlerine konu olan bir kobay durumuna düşmüştüm. Tedavi olmayı umudum on bir yıl sürdü.Hep bekledi içindeydik umutlarım vardı , yüreye bilecektim onbir yıl sonra bize söyleyeceklerdi. Yıllar sonra bir hastane odasında doktorlar toplanmış sanki idam kararı verircesine kalemi kırdılar..
    O günü hiç unutmuyorum. Annemle babamın ve benim göz yaşlarımıza hakim olamıyorduk .OLSUN BİZE HAKİM OLAN RABBİM VARDI
    Yüreye biliyordum koşamasamda oyunlar oynamak isterdim oynayasamda, ip atlamayı çok isterdim, istediğimi ben gerçekleştiremedim ablam sağolsun alırdı küçük bedenimi kuçağına gönlüm olsun bana ip atlatırdı.
    Ben hep yüreyeceğimi sanırdım, fiziksel olarak ama doktorlar demişti her geçen gün bir uvuzumu kaybedeceğimi söylemişlerdi ama ben söylediklerini umursamamıştım. Ben hasan dağına odun toplamaya gidiyordum kendimce direniyordum kimseyi dinlemiyordum yalnız dağdan odunsuz iniyordum aynen doktorların dediği gibi oluyordu
    Bu dünyayı artık umutla değil engelle yaşıyorum. İmkansız umudun yerine engelli olmayı tercih ediyorum.
    Çevremdeki insanlar bana bakarak surat ifadelerini değiştiriyorlardı. Önce garipsiyorlar sonrada yapmacık hareketlerle bana ilgi gösteriyorlardı. En çok kızdığım şeyde, bedenimin küçük olması nedeniyle yaşımı kestiremedikleri için bana çocukmuşum gibi davranmalarıydı. Ben kendimi onların yerine koyduğumda mutlu hissediyordum. Fakat onlar kendilerini benim yerime koyduklarında Yarabbi halimize çok şükür diyorlardı.

    Halbuki bilmedikleri bir şey var bu dünyada taşıdığımız bu beden bizim elbisemiz. Allah izin ederse diğer taraf da daha iyisini giyeceğim.
    Gerçek anlamda kendimi onlardan daha akıllı hissediyorum. Bazen akıl vermem insanları sıkıyor


    Biz dört kardeşiz en büyüklerimiz ablamız Emel, sonra ben , Fatih ve Zehra Nur. Ablam ben doğduktan sonra küsmüş aileye çünkü bütün ilgi beni üzerimde yoğunlaşmış. Hasta olmam ablama pek yaramamış.
    Hani hasta olursunuzda o dönemlerde ilgi beklersizin ya sonra da ilgi göremezsiniz.Bu ilgi geçicidir. Benim ki uzun sürdü. Benim ki zaruri oldu. Abla hakkını helal et ben istemedim bu ilgiyi, öyle yazılmış alın yazıma.
    Sonrasında Fatih doğdu. Sağlıklı bir erkek çocuğu haberi bizi çok mutlu etmişti. O bizim ailemize moral oldu. Zaten annem oldu olası erkek çocuğu da severdi.
    Yedi yıl sonra doktorlar annemin rahatsız olduğu için doğum yapmasını önerdiler.Annem doğum yapmaya karşıydı.
    Babam annemi ikna etmişti her şey doktorların gözetimi altında idi her şeyin normal olduğunu söylediler.
    Fatih' den sonra Zehra dünyaya geldi. Evet Zehra adı gibi beyaz ve parlak yüzlü doğdu. O da sağlıklı görünüyordu. Fakat iki yaşında onunda bana benzediğini fark ettik. Onun yerine kendimi koydum ve yaşadıklarım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Aynı senaryo kardeşime de yazıldı. İkimizde aynı rolü oynuyorduk. Yine al baştan yapıyorduk. Artık zaruri ilgi ikiye bölünmüştü. İlginin bölünmesinden daha çok kardeşime üzülüyorum ağlıyorum kahroluyorum onun için benim yaşadıklarımın onun yaşamasını istemiyorum. Ama yapacak bir şey yok. olgunlaşmayı bekleyen meyve gibiyiz. Olgunlaşmak için bununla yaşamayı öğrendik.

    Ya Annem her ikimize de zor yetişiyor yıpranıyor. Allah dağına göre kar verirmiş ona da sabır verdi. Annende peygamber sabrı var,beni ve kardeşimi adeta hece hece okuyor Annem için bir şiir yazdım.
    Onun için yapabildiğim tek şey şiir yazmak. Onu ancak duygularıma sığdırabiliyorum. Sizinle paylaşmak isterim.




    ANNEM

    Annem çilekeş güzeli,
    Vefanın tek örneği.
    Sevginin ta kendisi,
    Sözlerin tek anlamı.

    Dağları düze çeviren,
    ömrünü bize veren.
    Kuru yaprağa can veren,
    Benim çöldeki suyum.

    Kanımdaki tek hücrem,
    Yaşamdaki tek dostum.
    Yorulduğunda üzüldüm,
    Yaşlandığında kahrolduğum.


    Sevdiğine yandığım,
    Ağladığında bittiğim
    Üzüldüğünde öldüğüm,


    Engelimi Aşmama Sebep Olan
    Benim canım annem.

    ZEYNEP GEZER

    Alıntı...
#26.05.2012 08:12 0 0 0
  • "18 Kasim 1995 günü keman sanatçisi Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln
    Center'daki Avery Fisher Salonu'nda bir konser vermek üzre
    sahneye çikti. Eger herhangi bir Perlman konserinde bulunmussaniz bilirsiniz ki onun
    için "sahneye çikmak" hiç de küçümsenecek bir basari degildir.
    Çocukluk yillarinda çocuk felcine yakalanmis olan Perlman'in her
    iki
    bacaginda da destekleyici ateller vardir ve ancak kol degnegi
    yardimiyla
    yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasinda sadece bir
    adim
    atabilmek suratiyle aci içinde ve yavas yavas yürüken görmek
    unutulmayacak
    bir bir görüntüdür.
    Agrilar içinde ama ihtisamla yürümektedir, sandalyesine
    erisinceye
    kadar.
    Sonra oturur; yavasça koltuk degneklerini yere koyar,
    bacaklarindaki
    atellerin klipslerini açar, bir ayagini geriye iter, ötekini öne
    uzatir.
    Daha sonra yere egilerek kemanini alir, çenesinin altina koyar,
    orkestra
    sefine basiyla isaret verir ve çalmaya batlar.
    Su zamanda degin, izleyiciler bu ritüele alismislardir.
    O, sahnenin bir ucundan sandalyesine dogru ilerlerken sessizce
    otururlar.
    Bacaklarindaki klipsleri açarken inanilmaz bir sessizlikle
    beklemektedirler.
    Çalmaya hazir olana dek beklerler.
    Ancak o konserde birseyler ters gitti. Daha ilk birkaç satiri
    çalmisti
    ki
    kemanin tellerinden bir tanesi koptu.
    Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna
    tabancadan
    firlayan kursun gibi gitmisti ses. O sesin ne anlama geldigi
    konusunda
    yanilmak imkansizdi. Ve bunun akabinde ne yapilmasi gerektigi konusunda
    da...

    O gece orda olan insanlar kendi kendilerine söyle düsündüler:
    "Anlamistik ki, yeniden ayaga kalkmasi, atelleri yeniden
    takmasi,
    koltuk
    degneklerini almasi, yavas yavas sahne arkasina gitmesi ve ya
    yeni bir
    keman bulmasi ya da yeni bir tel takmasi gerekecekti"
    Ama o öyle yapmadi. Bunun yerine bir dakika kadar
    bekledi,gözlerini
    kapadi
    ve sonra sefe yeniden baslamasi için isaret verdi. Orkestra
    basladi ve
    o
    kaldigi yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemis bir
    tutku, güç
    ve saflikla çaldi. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri
    sadece
    3
    telle çalmak imkansizdir. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin,
    herkes
    bilir.
    Ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmisti. Onu parçayi
    kafasinda
    molüde
    ederken, degistirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz.
    Bir noktada,
    telleri nerdeyse yeniden tonlamisçasina sesler çikarmaktaydi
    kemandan,
    daha
    evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini saglamak için...
    Bitirdiginde salonu olaganüstü bir sessizlik kapladi. Ve akabinde seyirciler ayaga kalkti ve tezahürata basladilar. Oditoryumun her yanindan inanilmaz bir alkis patladi.
    Hepimiz ayaktaydik bagiriyor, islik çaliyor, alkisliyor,
    yaptigini ne
    kadar
    takdir ettigimizi, begendigimizi anlatacak her türlü hareketi
    yapiyorduk.

    Gülümsedi, yüzünden akan terle ri sildi, yayini kaldirarak bizi
    susturdu
    ve
    böbürlen degil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla söyle dedi:
    "Bilirsiniz,
    bazen de sanatçinin görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha
    müzik yapabilecegini bulmak..."

    Bu ne güçlü bir cümledir. Duydugumdan beri aklimdan çikmiyor. Ve
    kim
    bilir? Belki de bu bir yasam tarzidir, - sadece sanatçilar için
    degil
    hepimiz için. Burada, tüm yasamini bir kemanin 4 teli ile müzik
    yapmak
    üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasinda kendini
    sadece 3
    tel
    ile
    bulan bir adam vardir.
    Öyleyse o da 3 tel ile müzik yapmayi seçer, ve o gece yaptigi,
    sadece
    3
    telle yaptigi müzik, daha evvel yaptigi, 4 teli varken yaptigi herseyden
    daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdi...
    O zaman belki de bizim görevimiz, yasadigimiz bu sallantili,
    hizla
    degisen, ürkütücü dünyada kendi müzigimizi yapmaktir; önce elimizde olan
    herseyle;
    ve
    daha sonra bu artik imkansiz oldugunda, sadece elimizde
    kalanlarla..."

    Alıntı...
#26.05.2012 08:09 0 0 0