Sevda köprüsü, incedir Sırat Köprüsü'nden,
Hiç yakmayacaksın ya gönlündeki ateşi sevgili,
Ya "Allah!" deyip yürüyeceksin geçip her şeyden,
Ya korkup kaçacak, ya kucaklayacaksın ateşi.
Almayacaksın ya güllerin âhını sevgili,
Ya vuracaksın kendini dikenine güllerin,
Kalmayacak ellerinde öksüz bir sevdanın izleri...
Ve kulakların duymayacak çığlıklarını bülbüllerin.
Âh sevgili, yüreğimde yaktığın ateşle şimdi ben,
Bir yangının tam ortasında, bir kıyâmetteyim,
Sen olmuşken kalp atışlarım, her nefesin sen,
Yansa da ruhum, ben sevdanın ateşiyle titremekteyim.
Dağlamışken bir deli hasretle ben yüreğimi,
Gözlerimde öksüz bir sevdanın ağıtları var,
Sen yoksun ya, gelmiyorsun ya sevgili,
Mahzun kalmış şiirlerim, gizli gizli ağlar.
Ellerini uzat da hasretle korkusuz bir sevgiye,
Yak yüreğini, yak da yanmasın umutlar,
Susuz kalmasın menekşeler, dönsün maviye,
Gönüller yeşersin, seninle gelsin bahar.
Tutuşsun yürekler, tutuşsun aldırma sevgili,
Seni sorar uçan kuş, saksıda karanfil seni sorar,
Kaskatı kesilmiş boğazımda bir yumruk gibi
Duâ olmuş adın, muttasıl dudaklarım seni sayıklar.
Yitik sevdaların ozanıyım ben, bir "yaramaz şâir",
Yakmışım gemileri, yelken açmışım saadete,
Boş vermişim gayrısına ne varsa hayata dâir,
Demir almışım, ya sana varırım, ya kıyâmete.
Işıksız kalmışım, bir köprünün başındayım,
Uykuda bir akşam vakti, bir rüyâ âleminde,
Altımda azgın sular, bense başka havalardayım,
Müjdeler olsun sevgili, sana varmaktayım.
"Lâ tâhzen!" diyor Yaradan sevgili, "Lâ tâhzen!",
Umutlarını al eline, yoldaş et cesareti yanına,
Sevgiyle yarattıysa Rab bu âlemi mâdem,
Ne Mecnun olmak yakışır bana, ne Leylâ sana.
Düşmesin güzel yüreğine sakın bir hüzün,
Sakın sitemle dolmasın âhu gözlerin,
Bir bayram sabahı bir heyecanla büsbütün,
Çocukça bir sevinçle gülsün hep yüzün.
Ilık bir meltem eser ya bir akşam vakti,
Bir neşe dolar insanın gönlüne sebepsiz,
Bir sevinci muştular ya insana İlâhi,
Sen de bana muştulandın hiç habersiz.
"Zambaklar, en ıssız yerlerde açar"mış sevgili,
En olmadık anda yetişirmiş Hızır kula,
Önce cânana düşermiş sevda dedikleri
Ve sonra, can, pervâne olurmuş bir muma.
Nereden başlasam nasıl anlatsam
Seni anlatmaya bir ömür yetmez
Bir tek bakışına roman yazarım...
Yarım kalır öykü, inan ki bitmez
Seni anlatmaya bir ömür yetmez
Bir ece, bir sultan, sanki gelişin
Bir ab-ı hayattır, tatlı gülüşün
Canımdan can alır, nefes alışın
Hayalin karşımdan ne etsem gitmez
Seni anlatmaya bir ömür yetmez
Nergiz'in, lale'nin, her öbeğinde
Aşk rengini bulmuş cam göbeğinde
Sevdamı görürüm göz bebeğinde
Sanma ki leblerin gözümde tütmez
Seni anlatmaya bir ömür yetmez
Gelipte karşımda, duruşun var ya
Canım diye diye, sarışın var ya
Yanaktan bir buse verişin var ya
Hele görsün seni kalp nasıl atmaz
Seni anlatmaya bir ömür yetmez
Üzüm karasıdır, ahu gözlerin
Ballardan tatlıdır, özge sözlerin
Saymakla biter mi, benli hazların
Cemalin görünce, ay nasıl batmaz
Seni anlatmaya bir ömür yetmez
Bir fincan kahveyi koysan önüme
Eda, işve ile, gelsen yanıma
Değiyorsa eğer, tenin, tenime
Sanmayın bedende deprem yaratmaz
Seni anlatmaya bir ömür yetmez
Bir inci tanesi, parlayan son zer
Busesi alevden, bal gibi anzer
Lüzümsuz Dünya'da yok ona benzer
Kainat güzeli, yerini tutmaz
Seni anlatmaya bir ömür yetmez