Papatya çayı unutuldu ama halen kullananlar memnun
İşte yapılan araştırmalara göre hangi dertlere doğal çare
1. Uyku bozukluğu
2. Mide rahatsızlığı
3. Soğuk algınlığı
4. Romatizmal hastalıklar
Nasıl hazırlanır: 3-4 yemek kaşığı aktardan aldığınız kurutulmuş papatya çayını yarım litre kaynamış su ile 20-25 dakika beklettikten sonra süzün ve içime hazır. Şekeri az kullanın kullanılan her katkı maddesi besin değerini arttırıyor gibi gözükse bile bitkiler aslında ayrı ayrı kısa aralıklarla ve sık tüketilmelidir. Birinin içerisindeki diğer madde diğerinin içerisindekini sizler bilmeden aslında öldürüyor olabilir. Yüksek derecede fosfor içermektedir. İçerisinde antioksidan özelliği bulunduğundan sinir sisteminin korunmasına kadar çok geniş bir kullanım alanına sahip olduğu söylenebilmektedir. Doğal bir sakinleştiricidir. Mide bulantısı, mide ekşimesi ve baş ağrısını azaltır. Adet kasılmalarına engel olur.
Eğer kan inceltici ilaç kullanıyorsanız kesinlikle alerji testi yaptırdıktan sonra kullanın. Bebekler üzerinde etkisinin araştırıldıktan sonra hekim tavsiyesi ile kullanılmalıdır. Papatya çayı uyku vermesi nedeni ile dozunu zamanla arttırabilir ve ya azaltabilirsiniz.
Yağmur birden yağmaz
önce hava kararır, şimşek çakar
Sonra gök gürler...
Ve sağnak başlar
Toprak birden doymaz suya
önce damlaları yüz sürer yanağına
ve sonra yavaşça süzülür
rahmet dokusuna
Birden yaşlanmaz insan
yıllar çizer çizgiyi
emek verir tablo gibi
ne bir yıl tam, ne de bir yıl noksan
Öyle birden açmaz gül dalı
bir kere önce suya kanmalı
Güneşle aşka varmalı
İlkin tomurcuk olur
sonra kokar renkli yaprakları
Birden sevmez insan
bir elbise gibi dener
bedenine aşkı
Sevdaya susamışsa
kalbi de ritimsiz çarpmalı
Uymazsa giyemez üstüne
Ola ki oturmuşsa acısı
biber gibi yüreğine
Kimse engelleyemez sevdayı
Fersah fersah öldürse de
Hiçbir şey birden olmaz hayatta
Satılık değil sabır mezatta
Ya dişini sıkar beklersin inatla
Ya da gidene kostüm olarak
"yol" yakışır bu dünyada
Desensiz bir gökyüzünün altında
Nedensiz bir ayrılık
Ellerim boşlukta asılı...
Gözlerimde hüznün hiç görülmemiş fasılı
Çimlerin üstünde geceden kalan ölü yıldızlar
Boynu bükük bir güneş altında
Ayrıldık
Oysa dün etmek vardı yarınları
Gözlerle öpüşmek
Sevişmek, bedensiz
Sen kahkahalar doğuracaktın bakire dudaklarında
Ben büyütecektim onları
Mutluluğumun sana açtığım odalarında
Dokunmak bu kadar suç
Sevmek ya da sevilmek bu kadar güç olmasa
Yapamadık
Yapmadık
Saygıdandı;
Kurallara inandık.
Belki de aldandık!
Gözlerimde daimi hüzün
Hüznümün içinde saklı gül yüzün
Bütün duyduklarımı unuttum
Asıl olan ve kalan
Sadece senin son sözün
"Gün, gecesiz
Gece günsüz
Yarın dünsüz
Dün yarınsız olmaz ey yar
Farzet ki;
Ben dünüm sen bugün
Sen güneşsin ben ay
Ben ışığınla parlayayım
Sen hap aydınlık kal
Ben seninle ayakta durayım
Sen benden beni al
Seninle vuslat
En güzel hayal
*Önce hayaller ölür*, ben de hayallerim öldüğünde ölürüm"
Demiştin ve gitmiştin
Hangi neden bitirebilir sana olan sevdamı
Sen benim ezelim, sen benim ebedim
Sen benim ruhumun yemini.
Ölüm ne ki ey gülüm
Ben Kerem, sen Aslı
Ben Mecnun, sen Leyla
Ben Ferhat, sen Şirin
Yanayım, çölde kalayım, dağlar deleyim
Umurumda olmaz yar
Her sabah gözlerinde bir kez doğayım
Her akşam gözlerinde bin kez öleyim
Yeter ki unutmadığını
Unutulmadığımı bileyim
Sunu;
Vuslatsız sevdalarda
Zordur sevdalı kalmak
Oysa kavuşamamanın imkânsızlığında
Sevdalı kalabilmektir
Gerçekten sevdalı olmak
Emzirmenin hem anne hem de bebek açısından faydaları saymakla bitmiyor.
Liv Hospital Yenidoğan ve Çocuk SağlığıHastalıkları Uzmanı Dr. Gülnihal Şarman "Son 20 senede tekrar emzirmeye ve bebeklerimizi anne sütüyle büyütmeye yöneldik. Aslındaemzirme anne ile bebek arasında tamamen doğaçlama gelişmesi gereken bir süreç. Bebeği eğitmek için 'saatli emzirmek' doğru değil. Ayrıca bebeğini emziren annenin parfüm sürmesi anne sütünün ve annenin ten kokusunu engelliyor " diyor.Emzirmenin yönetmeni bebek olmalı
Sağlık problemi olmadıkça emzirmenin yönetmeni bebek olmalı. Yani bebek istediği süre boyunca ve istediği dozda annesinin memesini emebilmeli. Emzirme süreci anne ve bebeğe kaldığında, bu konunun kendiliğinden çözümlendiğini, yoluna girdiğini görüyoruz.
Emziren anne parfüm sürmesin
Anne sütünün ve annenin ten kokusunun önemi, değişik yöntemlerle hem hayvan hem de insandavranışları gözlemlenerek araştırılmış. Değişik sonuçlar ortaya çıkmış: Yenidoğan bir bebek sadece mamayla beslense bile anne sütü koklatıldığında ona çok daha fazla ilgi duyuyor. Bebekler emziren ve emzirmeyen kadınlardan alınan ten sürüntüleri koklatıldığında emziren annelerin kokularını tercih ediyorlar. Tavşan yavrularında bu erken dönemdeki koku duyarlılığı haftalar içinde azalıyor. Tüm bu bilimsel veriler doğar doğmaz bebeklerin annelerinin tenlerine yerleştirilmelerinin ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Emziren annenin tenindeki doğal çekicikokuların kaybolmaması için anneler parfüm sürmemeli ve emzirme öncesi memelerini silerek süt kokusunu almamalılar. Emziren annenin günde bir kere duş yapması yeterli.
Bebeği eğitmek için 'saatli emzirmek' doğru değil
Yenidoğan bebekler, son derece muhtaçtır ve en gelişmiş duyuları da temastır. Bunu en iyigiderebilecekleri anlar ise annelerinin kokusunu aldıkları emzirme seanslarıdır. Bebekleri sürekli bir programa sokma telaşı içindeyiz. Oysa bu durum oluşması gereken doğal süreçleri bozuyor. Örneğin 'Bebeği yerinde bırakalım, kendi yerini bilsin' diyoruz. Ancak bebekler, buna karşı çıkıyorlar. Çünkü onların doğal gelişim süreçlerinde özellikle ilk aylarda bol bol temas var. Bebekler ancak üç aydan sonra sosyal temasa geçiyorlar, kendi kendilerine 5-10 dakika oynuyorlar, sonra küçük bağırışlarla yanlarına annelerini çağırıyorlar. Çünkü yalnızlığa katlanamıyorlar.
Bebek ağlayarak annesini çağırdığında aslında ne diyor?
Bebeğin annesini yanına çağırarak aslında anlatmak istediği şu: 'Ben de varım. Bakın beynim nasıl hızla gelişiyor! Anneciğim senin kokun, temasın, sütün bana çok lazım!' Çünkü ağlayan bebek kucaklandığında susuyor, hele aç olup emzirilirse bir 'süt sarhoşluğu' içinde uyuyor. Annenin emzirme ve ten teması yapması ve bebeğiyle 'annece' konuşması çok önemli. İnişli-çıkışlı vurguları olan bu konuşmaların, sık sık yapılması gerekiyor. Genç anneler, bu konuşmayı saçma bulsalar da bu tarz konuşmalar bebeği dinlemeye yöneltiyor, bebek de kendi bebekçe dilini kullanarak annesiyle konuşmaya çalışıyor.
Emen bebekler geceleri daha sık mı uyanıyor?
Anne sütüyle beslenen ve büyümesi iyi giden bebekler ilk haftalarında geceleri de gündüz gibi 2-3 saatte bir emmek isterler. İkinci aylarına doğru 'gece uyku kıyakları' başlar. Giderek uzayan saatlerle gece uykularının süresi artar. Ancak her dönemde farklılıklar gösterebilirler. Örneğin dokuz aylık bebekler geceleri daha sık uyanır, annelerini daha fazla yanlarında görmek, emmek isterler. Adeta çevrelerini kontrol ederek 'En güvendiğim insanlar yanımda mı?' diye bakınırlar. Önceki aylara göre beyinleri daha iyi çalışır. Anne ya da babalarını yanlarında bulurlarsa korkularını yenip huzurlu olurlar. Çocuk büyüdükçe zaten anne babasını istemez olur.
İnanç, yumurtanın içerdiği protein açısından oldukça besleyici bir gıda olduğunu belirterek, yumurtanın beyazı ve sarısındaki besin ögelerinin türü ve miktarının farklılık gösterdiğini söyledi.
Yumurta sarısında etteki kadar demir olduğuna dikkati çeken İnanç, "Demir kan yapımı için gereklidir, yetersiz alındığında anemi oluşur. Ayrıca demirin büyüme, gelişme, hastalıklara karşı korunmada da rolü vardır. Bu nedenle yumurta tüketimi gebe kadınlar ve çocuklar gibi demir gereksinimi fazla olan bireyler için çok önemlidir. Çayda bulunan tanenler yumurtadaki demirin emilimini olumsuz yönde etkileyeceğinden dikkatli olunmalıdır. Yemeklerden en az 45 dakika önce ya da sonra tüketilmelidir" şeklinde konuştu.
Yumurtanın, çocuk beslenmesinde özellikle büyüme-gelişme ve bağışıklık sisteminde önemi olan çinko minerali açısından da zengin bir besin olduğuna dikkati çeken İnanç, çinkonun üreme ve yaraların iyileşmesinde de etkili olduğunu vurguladı.
Yumurtanın sarısında A vitamini bulunduğunu kaydeden İnanç, şunları söyledi:
"A vitamini gözün iyi görmesi, kemik gelişimi ve deri sağlığı için gereklidir. Yumurtada yalnızca C vitamini bulunmaz. Bu nedenle domates, maydanoz, yeşil sebzeler, turunçgiller gibi sebze ve meyvelerin yumurta ile birlikte tüketilmesi hem C vitamininin alınmasını hem de yumurtanın yapısındaki demirin vücut tarafından daha iyi kullanılmasını sağlar. Yumurta kolin için önemli bir kaynaktır. Kolin beyin gelişimi ve fonksiyonlarının yerine getirilmesinde etkindir. Yine sinir iletiminde rolü olan asetil kolin için iyi bir kaynaktır. Gebelik ve emzirme döneminde kolin gereksinmesi artar. Bu dönemde kadınların diyetine günde bir yumurtanın eklenmesi hem anne hem de bebeğin sağlığına katkıda bulunur."
Mental ve fiziki yönden hızlı bir büyüme ve gelişme döneminde olan bebek ve çocukların protein gereksinmesinin daha fazla olduğunu belirten Prof. Dr. İnanç, besinlerle tüketilen proteinin en az yarısının hayvansal kaynaklı olmasının önerildiğini, bu nedenle çocukların beslenmesinde yüksek kaliteli protein kaynağı olan yumurtaya önem verilmesinin gerektiğini dile getirdi.
Özellikle kış aylarında sürekli ayakkabı ve çorapla sıkışan ayakların bakıma daha fazla ihtiyacı var.
Kış aylarının en büyük sorunlarından biri kuruyan, susuz kalmış ve çatlama tehlikesiyle karşı karşıya kalan ayaklar oluyor. Haftada bir kez mutlaka ayak bakımı yapmak gerektiğini ifade eden Ayak Sağlığı Uzmanı Mukaddes Öz, topuk çatlaklarına karşı uyarıda bulundu.
"HIZLI KİLO ALIP VERMEK ETKİLİYOR"
Genellikle iki ayak topuğunda da görülen bu sorunun, özellikle bayanlar için kozmetik olarak rahatsızlık verdiğini, bazen de ağrı problemine neden olduğunu belirten Öz, "Topuk çatlağı pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir bunlar dış nedenler olabileceği gibi bazı hastalıklardan kaynaklı da topuk çatlakları ortaya çıkabilir. Ayrıca kadınlarda menopoz dönemine girildiğinde menopoz döneminin olumsuz birçok etkisinden biri de cilt kuruluğu ve kilo alımıdır. Bunlar da topuk çatlaklarına sebep olabilmektedir. Hızlı kilo alıp vermek vücuttaki diğer çatlaklar gibi topuk çatlağının da en büyük nedenlerinden biridir" şeklinde konuştu.
"SİNİR UÇLARI, AĞRI HİSSEDİLMESİNE SEBEP OLABİLİR"
Derideki çatlaklar şişkin kuru ve yağ eksikliği olan nasır tabakaları sonucu da oluşabileceğinin de altını çizen Mukaddes Öz, "Çatlakların ilerlemesi burada bulunan damarlar sayesinde mikroorganizmaların çatlaklardan vücudun içine ulaşma riski nedeniyle tehlikeli olabilmektedir. Ayrıca burada bulunan açık sinir uçları, çok fazla ağrı hissedilmesine ve enfeksiyonlara sebep olmaktadır. Bunları düzeltmek için ilk önce fazlalık olan nasırlaşmış tabaka belli sürece yayılarak, canlı doku tahribatı yapmadan alınmak suretiyle basınç azaltılmalıdır. Ardından uygun içerikte ve dozda krem sürülmekte ve bazı durumlarda alt deri tabakasına kadar ulaşan çatlakların onarılması için düzenli bakımlar ile kontrol altına alınmaktadır" şeklinde konuştu. Mukaddes Öz, ayak ve tırnak sorunlarının yanı sıra sağlıklı vücut için gerekli, her bireyin fayda bulabileceği cilt bakımı, refleksoloji (ayak masajı), vücut masajı hizmetlerinin başladığını ifade etti.
Sen kaderimsin aşkın ta kendisisin
İçimde kocaman bir dünya kurdun
O dünyanın kalbisin.
Sen kaderimsin aşkın ta kendisisin...
İçimde kocaman bir dünya kurdun
O dünyanın kalbisin.
Yazılmıştım aşk türküleri sanadır sana
Bu yangınlar bu yağmurlar sanadır sanadır
Sana bir şey söylemek istiyorum kulak ver bana.
Seni çok ama çok ama çok seviyorum, seviyorum
Ve bunu bağıra çağıra söylemekten hiç utanmıyorum
Sevdiğini söylemekten utanan insan korkağın biridir
Sen benim yanımdayken hiçbirşeyden korkmuyorum
Seni çok ama çok ama çok seviyorum, seviyorum
Ve bunu bağıra çağıra söylemekten hiç utanmıyorum
Sevdiğini söylemekten utanan insan bizden değildir
Sen benim yanımdayken hiçbirşeyden korkmuyorum...
Sodyum ve potasyum nitrit gibi gıda katkı maddelerinin kullanıldığı işlenmiş et ürünlerinden günde 50 gram tüketildiğinde, bağırsak kanseri riskinin yüzde 21 arttığı belirtildi.
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Gültekin, katkı maddelerinin, gıda üretiminde kullanılmadan önce birçok toksikolojik araştırma yapıldığını söyledi.
Ürünlerin içindekiler bölümünde yer alan bu maddelerin, gıdaların renk, tat, koku, besin değeri ve raf ömrünü iyileştirmek amacıyla kullanıldığını belirten Gültekin, bunların bitkisel, hayvansal ve sentetik kaynaklardan elde edildiğini ifade etti.
Gültekin, katkı maddelerinin ürünlerde ne kadar kullanılacağının Türk Gıda Kodeksi'nce belirlendiğine işaret etti.
Gültekin, gıdalarda izin verilen oranların üzerinde kullanıldığı zaman zararlı, çok düşük miktarda kullanıldığında ise zararsız olduğunun veya hastalık yapma risklerinin çok azaldığının, bilimsel olarak ortaya konulduğunu dile getirdi.
Gültekin, katkı maddelerinin yüksek miktarda tüketildiklerinde bir kısmının kanserojen olduğunu, bir kısmının da kanserojenlerin etkinliğini artırdığını vurguladı.
Gültekin, izin verilen miktarlarda tüketildiğinde bile bazılarının kanser oluşturma riskini artırdığını belirtti.
İşlenmiş et ürünlerinde antibakteriyel ve renk tutucu olarak sodyum ile potasyum nitrit kullanılır.
Yapılan araştırmalara göre sosis, salam, sucuk ve pastırma gibi işlenmiş et ürünlerinden günde 50 gram tüketmek, bağırsak kanserine yakalanma riskini yüzde 21 artırmaktadır.
İşlenmiş et tüketimine dikkat!
Dünyada bağırsak kanserinin görülme sıklığı yüzde 2,4 ile yüzde 5 oranında değişir.
Yani her yüz kişiden 5'i bağırsak kanserine yakalanmaktadır. Şayet günde 50 gram işlenmiş et ürünü tüketilirse; risk yüzde 21 artarak, 5 kişi yerine 6 kişi bağırsak kanseri olacaktır.
Bu risklerden korunmak için işlenmiş et ürünleri tüketimine dikkat etmeliyiz.
Özellikle fiyatı düşürmek amacıyla birçok ürüne katılan sentetik tatlandırıcılar, alerji ve migren ataklarını tetikleyici etki gösterebilir.
Böbrek yetmezliği olanlara, mineral dengeyi bozacağı için mineraller bakımından zengin katkı maddelerini çok fazla tüketmemelerini öneriyoruz.
Gültekin, piyasada sayıları az da olsa, mümkün olduğu kadar katkı maddesi içermeyen ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.
Alışveriş sırasında, ürünleri mutlaka "içindekiler" bölümüne bakıp almak gerektiğinin altını çizen Gültekin, sözlerine şöyle devam etti...
Nar ekşisi niyetiyle aldığımız ürünlerin yüzde 90'ından fazlası nar ekşili sostur. İçine renklendirmek için karamel, tatlandırmak için de glikoz şurubu katılır.
Çocuklarda hiperaktiviteye yol açıyor
Katkı maddelerini daha az içeren ürünleri tercih etmeye alışmalıyız. Bu işe çocuklardan başlamak gerekir.
Bazı ürünlerde kullanılan sentetik gıda boyaları çocuklarda hiperaktiviteyi artırıcı etki gösterebiliyor. Onların damak zevkini doğal gıdalara alıştırmamız lazım.
Normalde katkılı ürünler tükettikleri zaman gıdaların tadını o şekilde alıyorlar. Çocuğumuz lezzet artırıcı katılmış cips yediğinde, o tadı sürekli başka ürünlerde de istiyor.
Çocuğunuza doğal pekmez verin, yemeyecektir. Çünkü çikolataya alıştıklarından, o tat daha güzel gelir. Bu konuda çocuklarımıza rol model olmalıyız.
Ebeveynler ürün seçerken ürünlerin etiketine bakıp, 'bu uygun değil, diğeri daha uygun' derse, çocuklar da anne ve babalarının kendilerine yaptığı kısıtlamaları görüp, bu konudaki hassasiyetlerine daha çok uyacaktır.
[h=2]Evde kolayca yapabileceğiniz 5 maske tarifi...
Gözlerinizin güzelliğinin bozulmaması ve her daim çekici görünmesi için sizin de üzerinize düşen bir kaç görev var. Zamanın etkileri ve her gün yaptığınız makyaj, elbette göz çevrenizin deforma olmasına ve bozulmasına yol açıyor. İşte size güzel gözler için 5 maske tarifi...
Kırışılıkları engellemek için
Bir çorba kaşığı badem yağı, bir çorba kaşığı soya yağı ve bir çorba kaşığı avokado yağını karıştırın. Her gece yatmadan önce göz çevrenize yumuşak hareketlerle masaj yaparak karışımdan sürün. Sabah kalktığınızda yüzünüzü yıkayıp yumuşak bir havlu ile kurulayın.
Torbaları yok etmek için
Bir adet patatesi halka şeklinde kesip gözlerinizin üzerine koyun ve 15-20 dakika gözlerinizi bu şekilde dinlendirin. Hem göz altlarınızdaki torbaların giderilmesinde hem de gözlerinizdeki kızarıklıkların geçmesinde yardımcı olacaktır. Ayrıca gözlerinizdeki kızarıklıklar için bir parça pamuğu şekersiz çaya batırıp gözlerinize kompres yapabilirsiniz.
Şişlikler için
Bir parça buzu gözlerinizin altında sabit tutmadan yani gezdirerek 5 dakika kadar bekletin.
Morluklar için
Bir adet salatalığı rendeleyip buzlukta buz kalıplarının içinde dondurun. Daha sonra dondurulmuş bu salatalık küplerini gözlerinizin mor kısımlarında 5 dakika kadar gezdirin.
Bunu mutlaka deneyin!
Bir adet patatesi rendeleyip suyunu çıkartın. Bu suya batırdığınız bir parça pamukla göz çevrenize kompres yapın.
Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, sağlıklı yaşamın ve hastalıklardan korunmanın anahtarının doğru beslenmekten geçtiğini belirterek tere'de ıspanaktan daha çok demir olduğunu söyledi.
Tere'nin A , B2, K,E ve PP vitaminleri içerdiğini kaydeden Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, "A vitamini, güçlü bir antioksidan için iyi bir kaynaktır. Tere'de bulunan K vitamini, bir kadının tavsiye edilen günlük miktarı yaklaşık yüzde 100 sağlar. Sadece 1 su bardağı su teresi damar sertliği önlemek için gösterilmiştir ve güçlü kemikler için gereklidir.Tere, vitamin yönünden özellikle C vitamini yönünden pek zengindir. Ispanak dediğimizde hepimizin aklına demir gelir fakat tere demir bakımından ıspanaktan daha zengindir. İyottan yana da zengin olduğu gibi, fosfor, manganez, bakır gibi diğer madensel tuzları da barındırır. İyi bir kabızlık gidericidir. Kronik bronşit ve diğer göğüs hastalıklarında, balgam sökmeye yardımcıdır. Göğüs anjininde de yararlıdır. Öksürüğü keser. Yalnız bu gibi hastalar suyunu içmelidirler. Damla ve romatizma hastaları için çok şifalı bir bitkidir. Tere aynı zamanda kan şekerini azaltır, vücuttaki zararlı bakterileri öldürür ve bağırsak solucanlarının düşmanıdır. Kilo verilmesine de yardımcı olan bu bitki yağ yakıcıdır ve zayıflamaya yardımcı olur." dedi.
Ispanağında güçlü antioksidanlardan biri olduğunu ifade eden Enç, "A, C, E ve B grubu vitaminleri ile demir, magnezyum, fosfor ve iyot mineralleri ve protein açısından oldukça zengin bir besindir.Yumurtalık, meme ve kolon kanserleri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türleri ile mücadeleye yardımcı olur. Araştırmalarda, ıspanağın yaşlanma ile ilişkili beyin fonksiyonlarındaki düşüşü azalttığı ve kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Ispanak vücudun dayanıklılığını arttırır ve vücuda kuvvet verir. Yorgunluğu giderir. Zihni kuvvetlendirir. Yaşlılığa bağlı öğrenme güçlüklerini iyi gelir. Ispanak, kansızlığa iyi gelmesinin yanında soğuk algınlığı, ağız, boğaz ve göğüs hastalıklarına karşı da faydalıdır. Yüksek tansiyona karşı savaş açar. Sinirleri yatıştırır ve sakinlik verir. Sindirimi kolaylaştırır. İdrar söktürücüdür. Hemoroite (Basur) iyi gelir. Yara ve yanıkların iyileşmelerini hızlandırır. Kemikleri ve dişleri güçlendirir. Diş çürümelerini önler. Kolesterolü düşürür. Şeker hastalarına yararlıdır." şeklinde konuştu.
1 paket baklavalık yufka
200 ml eritilmiş tereyağı (soğumuş)
İç harcı için
2 paket dolgu kreması
5 çay bardağı süt
üzeri için
Yarım su bardağı pudra şeker
File antep fıstığı
İç harcı için, derin bir kapta dolgu kreması ve sütü mikserle iyice çırpın. Fırın tepsisine 25 yaprak baklavalık yufkayı üst üste yerleştirin. Muhallebiyi üzerine yayın. 25 yaprak baklavalık yufkayı üzerine kapatın. Kare şeklinde dilimler kesin. Eritilmiş tereyağını yavaşça baklavanın üzerine gezdirin. önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin. Fırından çıkarın. üzerine pudra şeker serpin. Dinlendirdikten sonra antep fıstığı ile süsleyip servis yapın.
Muhallebili pratik baklava artık hazır, afiyet olsun...