Ewrem

Ewrem

Üye
24.02.2006
Er
144
Hakkında

  • Hint Mitolojisine göre ERKEK ve KADIN

    ERKEK: Tanrı kaplumbağanın yavaşlığını boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı; kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini, onlara ekledi. Bunların üzerine bukalemunun şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı.

    Yarattığı erkeği, ıslah etsin diye kadına verdi.


    KADIN: Tanrı yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı. Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadını yarattı.

    Yarattığı kadını erkeğe armağan etti.
#10.07.2006 20:56 0 0 0
#18.06.2006 22:33 0 0 0
#15.06.2006 00:03 0 0 0
#30.05.2006 00:01 0 0 0
#06.05.2006 15:46 0 0 0
  • Sen çok düşünceli bir insanmışsın canım tebrik ediyorum seni

    Kimse senin kadar annesini düşünmez ya ne söyleyeceğimi bilemiyorum

    ama çok etkilendim

    "Her şerde bir hayır varmış" dilerim yaşayacakların yaşadıklarından daha güzel

    olur....
#06.05.2006 13:20 0 0 0
  • New York`tan Los Angeles`e giden ucakta cingoz bir avukat ile güzel bir Kadın yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlasmak hem
    de hosca vakit gecirmek icin bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu
    anlatıyor:

    -Size bir soru soracagım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar
    vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar verecegim.


    Ve ilk soruyu soruyor:

    -Ay ile dunya arasındaki uzaklık ne kadardır?

    Kadın tek söz söylemeden cantasından 5 dolar cıkarıp adama uzatmıs.

    Soru sorma sırası kadına gelmis:

    -Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla asagı inen sey nedir?

    Adam dakikalarca düsünmüs... Yanıtı bulamamıs... Cüzdanından 50 dolar
    cıkarıp kadına uzatmıs. Kadın parayı kibarca alıp cantasına koyarken avukat
    merakla sormus:

    -Cevap ne?

    Kadın tek kelime etmeden cantasını acmıs ve 5 dolar cıkarıp adama uzatmıs...
#06.05.2006 12:57 0 0 0
  • BİR KARAFATMA'NIN GÜNLÜĞÜ


    Dün gece yine ölümle burun
    buruna geldim. Kendime bir zarar geleceğinden değil ama karım
    Cemile ne
    yapar sonra. Biz akşam yemeğimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik,
    ama ev
    sahiplerimizin misafiri geldiğinden geç vakitlere kadar oturup
    yatmadılar.
    Neyse ki konukların gitmesiyle birlikte uykuya
    daldılar.


    Bir süre ortalığın
    sakinleşmesini bekleyip, yiyecek toplamaya başladım. Bugün

    misafirler geldiği için menü çok zengindi. Pasta ve börek
    kırıntılarına
    bayılırız.


    Her neyse ben nevaleyi toplarken
    birden mutfağın ışığı yandı ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses
    duydum.

    Salak adam, ben bir erkeğim Fatma da nereden çıktı. Benim adım
    İsmail.


    Böyle şeyler
    delikanlıyı bozar. Hadi
    beni karımla karıştırdın diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsın.
    Benim
    kaç katım büyüklüğünde olmana rağmen bu bağırış da ne böyle? O
    korkunç
    sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmışım gibi
    beni
    kovalamaya başladı. İnanın o kadar da dikkat ediyorum, tabak,
    çanak bardak
    üzerinde dolaşmamaya çünkü bu dingilin karısı çok
    titiz.


    Bazen diyorum ki bu gıcıkların
    misafiri geldiğinde git ortalarda dolaş böylelikle utanılacak
    duruma
    düşsünler. Ama yapamıyorum işte. Ne olursa olsun, ekmek yediğin
    tekneye
    kötü gözle bakmamak gerekir.


    Ben eve geldiğim ilk yılları
    hatırlıyorum da ne güzeldi o
    günler.


    Rahmetli kayınbabam ve kayınvalidem
    beni evlerine kabul etmişlerdi. O zamanlar rahattık, çünkü ev
    sahibimiz
    Rıza amca kördü. Bu sebeple evin her
    yerinde serbestçe
    dolaşabiliyorduk.
    Hatta Rıza amcayla aynı sofrada yemek yediğimiz günlerde oldu.
    Gerçi
    bizleri görebilseydi nasıl davranırdı bilmem ama o hep yüreğimizde
    yaşayacak.


    Rıza amcanın durumu pek iyi
    sayılmazdı, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli karısınınmış, bu
    yüzden
    yiyecek konusunda bu kadar fazla seçeneğimiz yoktu. Ama daha mutlu
    ve
    huzurluyduk. Rıza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti. Gerçi
    onun
    için bütün kazalar görünmezdi. Rıza amcanın toprağa verildiği gün
    biz de
    oradaydık. Karşı komşusu Osman Zeki bey bize geldiğinde ceketini
    asmıştı.
    Biz de bunu fırsat bilip ceketin cebine girdik. Ardından Osman
    Zeki beyle
    birlikte mezarlığa doğru yola koyulduk.

    Rıza amcanın üç tane oğlu vardı ama bugüne kadar sadece
    nüfusta gözüküyorlardı. Hayırsızlar daha ilk günden evi satışa

    çıkardılar.

    Evi şu anda oturan adam ve karısı satın aldı. Eve ayak
    basmalarıyla kayınbabam ve kayınvalidemi öldürmeleri bir oldu.
    Adam sonra
    iğrenerek cansız bedenleri kağıda sararak çöpe attı. Sanki kendisi
    çok
    temizmiş gibi. Halbuki tuvaletten çıktıktan sonra ellerini
    yıkamadığına
    defalarca şahit oldum.


    Şimdilerde kendine üzerinde rahmetli
    kayınvalidemin resmi olan bir ilaç almış, durmadan üzerimize sıkıp
    duruyor. Kayınvalidem Sultan hanım gençliğinde fotomodel olduğu
    için bu
    tür ilaçların üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam
    filminde de
    oynamıştı. Ama evlenince mecburen bıraktı. Çünkü kayınbabam tam
    bir
    Osmanlı erkeğiydi.


    Bugüne kadar rahmetli Rıza amcanın
    anısına bu evde oturduk, artık daha fazla

    dayanacak halimiz kalmadı. Eşe dosta haber saldık. Kendimize göre

    bir ev
    bulur bulmaz taşınacağız buradan.


    Belki de sizin evinize yerleşiriz,
    hayat bu belli mi olur
#06.05.2006 12:48 0 0 0
#04.05.2006 18:00 0 0 0
#19.04.2006 00:13 0 0 0
#15.04.2006 23:38 0 0 0
#15.04.2006 22:54 0 0 0
#15.04.2006 21:29 0 0 0
  • COCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK...

    O gün hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı, küçük kızı az ilerdeydi.. minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.....

    Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu:

    "Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun?" Küçük kız cevap verdi:

    "Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor..."
#01.04.2006 21:50 0 0 0
#01.04.2006 21:38 0 0 0
  • Sevgili evli bayanlar ! Eşinizi mutlu etmenin yollarını öğrenmek ister misiniz? Yanıtınız " evet " se, sabırla okuyun lütfen....... Yalnız unutmayın ki bu öğütler ukalâca değil, naçizane.

    * Eğer ev hanımı iseniz, eşinizi kapıda güler yüzlekarşılayınız. "Hoş geldin hayatııııııım!" falan deyiniz. Ekşimiş yoğurt gibi bir suratla kapıyı açıp, adamcağızın moralini sıfırlamayınız.

    * Eşinizi güzel giysilerle karşılayınız. En güzel giysilerinizi eşiniz için giyiniz. Evin içinde eski, buruşuk, - ne bileyim - öyle gelişi güzel giysilerle dolaşmayınız.

    * Eşinizin yanında umacı gibi, saçlarınızda bigudilerle dolaşmayınız. Gece yatarken, yüzünüze maske uygulamayınız.

    * Eşinize ikide bir kayınvalidenizi şikâyet etmeyiniz. İleride kendinizin de kayınvalide olacağınızı hiç unutmayınız. Eşinize; " Kayınvalide pamuk ipliği olup raftan düşse, gelinin başını yarar," dedirtmeyiniz.

    * Falancanın kocası şöyle yapıyor, böyle yapıyor diyerek; başka erkekleri eşinize örnek vermeyiniz. O erkeklerle evli olan kadınların kimbilir ne dertlerinin olduğunu düşününüz. " Dertsiz baş, bir tek bostan korkuluğunda bulunur," atasözünü anımsayınız.

    * Adamcağız kapıdan içeri girer girmez; yok " Musluk su damlatıyor," yok " Şu dolabın kapağını bir türlü tamir etmedin, " yok " Ayakkabımı tamirciden almayı gene mi unuttun yoksa? " demeyiniz. Bunları söylemek için, uygun bir zamanı bekleyiniz.

    * Her doğum gününüzde, evlenme yıldönümünüzde, anneler gününde, sevgililer gününde, yılbaşında; eşinizden illâ ki bir hediye beklemeyiniz.......Bu devirde zırt- pırt ne hediyesi öyle! Eşiniz evi nasıl geçindireceğini düşünürken, sizin ondan ikide bir hediye beklemeniz biraz insafsızlık olur. " Keçi can derdinde, kasap para derdinde," derler sonra. Eşiniz, " hediye yardımı " almıyor ki devletten. Hem unutmayın ki, " Bir akçe ile, dokuz kubbeli hamam yapılmaz" mış.


    * Eşinize ikide bir; " Sigaranın külüne dikkat et,", " Onu şuraya koyma," , " Bunu şuraya atma," deyip durmayınız. Ağır ceza reisi gibi olmayınız. Bırakın, adam rahat etsin evinde.

    * Şu altın, gümüş merakınızdan vazgeçiniz. "Ayranı yok içmeye....." misali ; eşiniz para sıkıntısı çekerken, bir de siz onu masrafa sokmayınız. Bu tutkunuzu yenmeye çalışınız. Daha da olmazsa, kendinize imitasyon takılar alınız. Herkes sarraf değil ya, kimse anlamaz.

    * Bir isteğinizi on defa söyleyip, eşinizi bıktırmayınız. Nerede öyle " Lak deyince ekmek, lık deyince su!"....Sabırlı olmayı öğreniniz.

    * Eşinizi iş yerinden sık sık telefonla aramayınız. " Çok naz, aşık usandırır" mış.

    * Eşinizle birlikte iş yemeğine çıkan bayanları kıskanmayınız.

    * İkide bir ekmek için, peynir için, bilmem ne için eşinizi markete zırt pırt gönderip durmayınız. Etraflıca düşünüp listenizi öyle hazırlayınız. Adamcağızı her gün markete gitmek zorunda bırakmayınız.

    * Eşinizin ceplerini karıştırmayınız, gömlek yakalarında ruj izi aramayınız.

    * Eşinizi; izlediği dizilerdeki güzel bayanlardan, okuduğu gazetedeki yarı çıplak bayan fotoğraflarından kıskanmayınız. Siz hiç, izlediğiniz dizideki bir aktöre aşık oldunuz mu?......... İşte bu kadar basit!

    * Doğum gününüzü arada bir unutan eşinize surat asıp durmayınız. Eşinizin, yoğun işleri nedeniyle unutmuş olabileceğini düşününüz. Umutla bir sonra doğum gününüzü bekleyiniz." Rüya ile hülya olmasa, züğürtlerin canı çıkar" mış zaten. Hem hayal kurmanın kime zararı var ki!

    * Ama siz kendisinin doğum gününü asla unutmayınız. Ona küçük de olsa bir hediye alınız.

    * Eşiniz tv'de maç izlerken, " Ben illâ ki magazin programı izleyeceğim,"
    diye tutturmayınız. Hele hele " Bıktım senin şu futbol merakından," demeyiniz.

    * Zaman zaman eşinize hoş sürprizler hazırlayınız. Bu konuda biraz kafa yorunuz. Magazin programı izleyeceğinize, güzel sürprizler hazırlama konusunda yoğunlaşınız.

    * tv'de izlediğiniz güzel mankenlere, sunuculara benzemek için kilo
    vereceğim diye aç gezmeyiniz. Sağlığınızı kaybedebileceğinizi düşününüz..Unutmayın: " Komşu varlığı, koca sağlığı severmiş. " Yani, önce sağlık!

    * Arada bir eşiniz, dışarıda yemek yediğinde, arkadaşlarıyla buluştuğunda; eve gelir gelmez " Nerde kaldın? " diye üzerine atlamayınız. Böyle yapacağınıza; " Nasıldı yemek? İyi vakit geçirdin mi
    hayatım? " diye sorunuz.

    * Eşiniz tamirat işlerinde cımbızını kırdı, bıçağınızı köreltti diye homurdanıp durmayınız. Evde eşiniz için yedek bir cımbız, yedek bıçak, yedek tırnak törpüsü bulundurunuz.

    * Eşiniz tv izlerken dırdır edip durmayınız. Bırakın, rahat rahat izlesin. Söylemek istediklerinizi, reklâm arasında söyleyiniz.

    * Eşinizin çayını, içine şeker atıp öyle eline veriniz. Bir şeker atmakla ölecek değilsiniz ya!
    ........Unutmayın, çok küçük ayrıntılar, bazen çok önemli olabilir.

    * Her onarım işini eşinizden beklemeyiniz. Hiç olmazsa duy bağlamayı, conta değiştirmeyi bari öğreniniz. Tamir et diye eşinize yalvaracağınıza, kendiniz yapın gitsin. " Baldırımın etini yerim, gene kasaba minnet etmem," misali.

    * Halıya kül döken eşinizi görmezden geliniz. Halı eşinizden daha kıymetli değil ya !.."Kes avrat soğanın birini; malını yiyip de ölmüş var mı," atasözünü hatırlayınız.

    * Yaramazlık, huysuzluk yapan oğlunuza kızıp, eşinize "Aynı sen!" demeyiniz.

    * Evdeki eşyaların yerini ikide bir değiştirip, eşinizi şaşırtmayınız. Eşinizin, koltuk diye sehpaya oturmasını böylece engellemiş olursunuz.

    * Eşinizi kıskanmayı bırakınız. İkide bir, " Telefonda konuştuğun o kadın kimdi? " diye sorup durmayınız.

    * Eşinizle birlikte gittiğiniz bir yerde , eşinizin başka kadınlara bakıp bakmadığını kontrol etmeyiniz.

    * Temizlik yapacağım, çamaşır yıkayacağım, ütü yapacağım diye eşinizi ihmal etmeyiniz. Kendinizi de ihmal etmeyiniz. Ev işleri nankör.Yap yap bitmez. Biraz da işleri oluruna bırakınız. " Yan gelip yatan da bir, k.çını yırtan da bir." nasıl olsa. Gerçekten!

    * Eşinizle alışverişe çıktığınızda, zavallıyı saatlerce dolaştırıp, canından bezdirmeyiniz. Alacağınıza kısa sürede karar vermeye çalışınız. Yazlık alıyormuş gibi, saatlerce dolaşıp durmayınız.

    * Eşinize sık sık veya arada bir " Seni seviyorum," deyiniz.

    * Yeni bir giysi giydiğinizde, saçınızı kestirdiğinizde veya boyattığınızda eşiniz sizdeki değişikliği farketmiyorsa - ki, genelde farketmezler - hiç bozulmayınız. Kendisine gülümseyerek; " Nasıl olmuşum hayatım, beğendin mi? " diye sorunuz.

    * Eşiniz kahvaltıda, yemekte gazete okuyor; sizinle iki lâf etmiyor diye kızmayınız. Gazetenin bir sayfasını isteyiniz ve hemen siz de okumaya başlayınız. Böylece, eşinizin dinlemediği bir konuşma yapmamış olursunuz.

    * Eşinizin kaç numara ayakkabı giydiğini, giysilerinin kaç beden olduğunu bir zahmet öğreniniz. Ola ki bir gün gerekebilir.

    * Bütçenizin kaldırmayacağı harcamalara girmeyiniz. İçinizden , "Azıcık aşım, kaygısız başım," deyip, kendinizi teselli ediniz... İkide bir " Şunu alalım ! " , yok " Bunu alalım ! " diye eşinizin başını ağrıtmayınız. Huzurunuz kaçtıktan sonra, alınan hiçbir şeyin sizi mutlu etmeyeceğini unutmayınız. " Kan kusana, altın leğenin faydası ne!" diye kendi kendinize sorunuz.

    * Eşinizden her gün, her zaman size ilgi göstermesini; hayatınızın her zaman günlük gülistanlık olmasını beklemeyiniz ." Alaca keçi, her zaman püsküllü oğlak doğurmaz," demişler.

    * Gittiğiniz misafirlikte, ya da size birileri geldiğinde, eşiniz konuşurken; ağzından lâfı almayınız. Herkesle birlikte siz de eşinizi saygıyla dinleyiniz.

    * Akşamdan sonra, tv'nin kumandasını eşinize veriniz. Eşinizin, kesintisiz maç izlemesine engel olmayınız.

    * Eşinize sık sık ; " - örneğin - Osmancığım! Akşama, pişirmemi istediğin bir yemek var mı? Sana ne pişireyim canım? " diye sorunuz.

    * Eşinizin cebine gelen mesajları gizlice okumak hatasına düşmeyiniz. Eşinize güveniniz.

    * Zaman zaman saç modelinizi, saç renginizi değiştiriniz. "Alan almış, satan satmış nasıl olsa," deyip, kendinizi bırakmayınız. Tombul, bakımsız bir kadın olmayınız.

    * Eşinizin kredi kartlarını, kimliğini, sürücü belgesini çamaşır makinesine atmayınız. Pantolonların ceplerini iyice boşaltmadan yıkamayınız.

    * Eşinizin akrabaları geldiğinde, onları güler yüzle ağırlayınız. Kendilerini memnun etmenin, aslında eşinizi de memnun etmek olduğunu unutmayınız. " Hanımın hısımı gelince oklavalar şıkır şıkır; beyin hısımı gelince dişler şıkır şıkır," atasözünün uygulayıcısı ve doğrulayıcısı olmayınız.

    * Herhangi bir nedenden dolayı eşinizle küstüğünüzde,barışmak için ilk hareketi eşinizden beklemeyiniz. Barışma hareketini siz başlatınız. Ne kaybedersiniz ki!

    * Eşiniz sabahleyin saat kaçta evden çıkarsa çıksın, mutlaka kendisine kahvaltı hazırlayınız. Onu güler yüzle uğurlayınız.

    * Akşam eşiniz eve geldiğinde; kendisine sorunlarınızı anlatmadan önce; " Eeeee! Bugün ne yaptın hayatım? Günün nasıl geçti? " diye sorunuz.

    * Eşinize , hiçbir zaman başka kadınların aldıklarından, yaptıklarından söz etmeyiniz. Yok " Hülya Hanım çok güzel bir takı almış", yok "Aslı'ya eşi, evlenme yıldönümlerinde bir yüzük hediye etmiş," gibi. Nenize lâzım elin on koyunu, beş keçisi! Kim ne yaparsa yapsın.....Unutmayın ki en büyük varlık, mutluluk ve sağlıktır.

    Not: Yukarıdaki önerileri ciddiye almak, uygulamak zorunda değilsiniz.Bazı konularda herkesin doğruları farklı olabilir. Ne demiş atalarımız: "Herkesin aklı bir olsa, sürüyü güdecek çoban bulunmaz."

    Bunları uygulaya bilmek için bayan mükemmel olmak şart ama bunların yapılacağı eşinde bay mükemmel olması lazım
#01.04.2006 21:35 0 0 0
  • Olumsuz düşünen insanları duymayın... Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar...

    Günlerden bir gün ...
    kurbağaların yarışı varmış.
    Hedef, çok yüksek bir
    kulenin tepesine çıkmakmış.
    Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını
    seyretmek için toplanmışlar.

    Ve yarış başlamış.
    Gerçekten seyirciler arasında
    hiçbiri yarışmacıların kulenin
    tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.
    Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
    "Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!"

    Yarışmaya başlayan kurbağalar
    kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker
    yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden
    sadece bir tanesi inatla yılmadan
    kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.Seyirciler
    bağırıyorlarmış:
    "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.."
    Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin
    ümitleri kırılmış ve bırakmışlar.

    Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele
    ederek kulenin tepesine çıkmayı basarmış. Diğerleri hayret
    içinde bu isi nasıl başardığını öğrenmek istemişler.
    Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş..
    Bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki,
    kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

    Olumsuz Düşünen İnsanları duymayın... Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar
#01.04.2006 20:49 0 0 0
  • Konu: 2 Fıkra
    TELESEKRETER
    Temel, bir gün arkadaşına telefon etmiş.Karşısına sekreter çıkmış.
    Temel: '' Pen telesetreçere nok pirakacaktum.
    - Notunuzu bana bırakabilirsiniz demiş sekreter kız.
    Temel uzunca bir süre beklemiş.Ses çıkmamış.Hala bir şey söylemediniz diye sekreter sorunca ,
    Temel'in cevabı:
    - Sinyal vermedinuz da

    MASAL KİTABI
    Adamın biri bir gün bir kitapçıya girer.bayan tezgahtara:
    -Hanımefendi sizde erkek evin reisidir isimli kitap varmı?
    Tezgahtar bayan:
    -Üzgünüm beyefendi masal kitabı satmıyoruz
#01.04.2006 20:32 0 0 0