ERKEK: Tanrı kaplumbağanın yavaşlığını boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı; kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini, onlara ekledi. Bunların üzerine bukalemunun şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı.
Yarattığı erkeği, ıslah etsin diye kadına verdi.
KADIN: Tanrı yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı. Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadını yarattı.
New York`tan Los Angeles`e giden ucakta cingoz bir avukat ile güzel bir Kadın yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlasmak hem
de hosca vakit gecirmek icin bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu
anlatıyor:
-Size bir soru soracagım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar
vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar verecegim.
Ve ilk soruyu soruyor:
-Ay ile dunya arasındaki uzaklık ne kadardır?
Kadın tek söz söylemeden cantasından 5 dolar cıkarıp adama uzatmıs.
Soru sorma sırası kadına gelmis:
-Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla asagı inen sey nedir?
Adam dakikalarca düsünmüs... Yanıtı bulamamıs... Cüzdanından 50 dolar
cıkarıp kadına uzatmıs. Kadın parayı kibarca alıp cantasına koyarken avukat
merakla sormus:
-Cevap ne?
Kadın tek kelime etmeden cantasını acmıs ve 5 dolar cıkarıp adama uzatmıs...
Dün gece yine ölümle burun
buruna geldim. Kendime bir zarar geleceğinden değil ama karım
Cemile ne
yapar sonra. Biz akşam yemeğimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik,
ama ev
sahiplerimizin misafiri geldiğinden geç vakitlere kadar oturup
yatmadılar.
Neyse ki konukların gitmesiyle birlikte uykuya
daldılar.
Bir süre ortalığın
sakinleşmesini bekleyip, yiyecek toplamaya başladım. Bugün
misafirler geldiği için menü çok zengindi. Pasta ve börek
kırıntılarına
bayılırız.
Her neyse ben nevaleyi toplarken
birden mutfağın ışığı yandı ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses
duydum.
Salak adam, ben bir erkeğim Fatma da nereden çıktı. Benim adım
İsmail.
Böyle şeyler
delikanlıyı bozar. Hadi
beni karımla karıştırdın diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsın.
Benim
kaç katım büyüklüğünde olmana rağmen bu bağırış da ne böyle? O
korkunç
sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmışım gibi
beni
kovalamaya başladı. İnanın o kadar da dikkat ediyorum, tabak,
çanak bardak
üzerinde dolaşmamaya çünkü bu dingilin karısı çok
titiz.
Bazen diyorum ki bu gıcıkların
misafiri geldiğinde git ortalarda dolaş böylelikle utanılacak
duruma
düşsünler. Ama yapamıyorum işte. Ne olursa olsun, ekmek yediğin
tekneye
kötü gözle bakmamak gerekir.
Ben eve geldiğim ilk yılları
hatırlıyorum da ne güzeldi o
günler.
Rahmetli kayınbabam ve kayınvalidem
beni evlerine kabul etmişlerdi. O zamanlar rahattık, çünkü ev
sahibimiz
Rıza amca kördü. Bu sebeple evin her
yerinde serbestçe
dolaşabiliyorduk.
Hatta Rıza amcayla aynı sofrada yemek yediğimiz günlerde oldu.
Gerçi
bizleri görebilseydi nasıl davranırdı bilmem ama o hep yüreğimizde
yaşayacak.
Rıza amcanın durumu pek iyi
sayılmazdı, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli karısınınmış, bu
yüzden
yiyecek konusunda bu kadar fazla seçeneğimiz yoktu. Ama daha mutlu
ve
huzurluyduk. Rıza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti. Gerçi
onun
için bütün kazalar görünmezdi. Rıza amcanın toprağa verildiği gün
biz de
oradaydık. Karşı komşusu Osman Zeki bey bize geldiğinde ceketini
asmıştı.
Biz de bunu fırsat bilip ceketin cebine girdik. Ardından Osman
Zeki beyle
birlikte mezarlığa doğru yola koyulduk.
Rıza amcanın üç tane oğlu vardı ama bugüne kadar sadece
nüfusta gözüküyorlardı. Hayırsızlar daha ilk günden evi satışa
çıkardılar.
Evi şu anda oturan adam ve karısı satın aldı. Eve ayak
basmalarıyla kayınbabam ve kayınvalidemi öldürmeleri bir oldu.
Adam sonra
iğrenerek cansız bedenleri kağıda sararak çöpe attı. Sanki kendisi
çok
temizmiş gibi. Halbuki tuvaletten çıktıktan sonra ellerini
yıkamadığına
defalarca şahit oldum.
Şimdilerde kendine üzerinde rahmetli
kayınvalidemin resmi olan bir ilaç almış, durmadan üzerimize sıkıp
duruyor. Kayınvalidem Sultan hanım gençliğinde fotomodel olduğu
için bu
tür ilaçların üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam
filminde de
oynamıştı. Ama evlenince mecburen bıraktı. Çünkü kayınbabam tam
bir
Osmanlı erkeğiydi.
Bugüne kadar rahmetli Rıza amcanın
anısına bu evde oturduk, artık daha fazla
dayanacak halimiz kalmadı. Eşe dosta haber saldık. Kendimize göre
bir ev
bulur bulmaz taşınacağız buradan.
Belki de sizin evinize yerleşiriz,
hayat bu belli mi olur
O gün hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı, küçük kızı az ilerdeydi.. minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.....
Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu:
"Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun?" Küçük kız cevap verdi:
"Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor..."
Sevgili evli bayanlar ! Eşinizi mutlu etmenin yollarını öğrenmek ister misiniz? Yanıtınız " evet " se, sabırla okuyun lütfen....... Yalnız unutmayın ki bu öğütler ukalâca değil, naçizane.
* Eğer ev hanımı iseniz, eşinizi kapıda güler yüzlekarşılayınız. "Hoş geldin hayatııııııım!" falan deyiniz. Ekşimiş yoğurt gibi bir suratla kapıyı açıp, adamcağızın moralini sıfırlamayınız.
* Eşinizi güzel giysilerle karşılayınız. En güzel giysilerinizi eşiniz için giyiniz. Evin içinde eski, buruşuk, - ne bileyim - öyle gelişi güzel giysilerle dolaşmayınız.
* Eşinizin yanında umacı gibi, saçlarınızda bigudilerle dolaşmayınız. Gece yatarken, yüzünüze maske uygulamayınız.
* Eşinize ikide bir kayınvalidenizi şikâyet etmeyiniz. İleride kendinizin de kayınvalide olacağınızı hiç unutmayınız. Eşinize; " Kayınvalide pamuk ipliği olup raftan düşse, gelinin başını yarar," dedirtmeyiniz.
* Falancanın kocası şöyle yapıyor, böyle yapıyor diyerek; başka erkekleri eşinize örnek vermeyiniz. O erkeklerle evli olan kadınların kimbilir ne dertlerinin olduğunu düşününüz. " Dertsiz baş, bir tek bostan korkuluğunda bulunur," atasözünü anımsayınız.
* Adamcağız kapıdan içeri girer girmez; yok " Musluk su damlatıyor," yok " Şu dolabın kapağını bir türlü tamir etmedin, " yok " Ayakkabımı tamirciden almayı gene mi unuttun yoksa? " demeyiniz. Bunları söylemek için, uygun bir zamanı bekleyiniz.
* Her doğum gününüzde, evlenme yıldönümünüzde, anneler gününde, sevgililer gününde, yılbaşında; eşinizden illâ ki bir hediye beklemeyiniz.......Bu devirde zırt- pırt ne hediyesi öyle! Eşiniz evi nasıl geçindireceğini düşünürken, sizin ondan ikide bir hediye beklemeniz biraz insafsızlık olur. " Keçi can derdinde, kasap para derdinde," derler sonra. Eşiniz, " hediye yardımı " almıyor ki devletten. Hem unutmayın ki, " Bir akçe ile, dokuz kubbeli hamam yapılmaz" mış.
* Eşinize ikide bir; " Sigaranın külüne dikkat et,", " Onu şuraya koyma," , " Bunu şuraya atma," deyip durmayınız. Ağır ceza reisi gibi olmayınız. Bırakın, adam rahat etsin evinde.
* Şu altın, gümüş merakınızdan vazgeçiniz. "Ayranı yok içmeye....." misali ; eşiniz para sıkıntısı çekerken, bir de siz onu masrafa sokmayınız. Bu tutkunuzu yenmeye çalışınız. Daha da olmazsa, kendinize imitasyon takılar alınız. Herkes sarraf değil ya, kimse anlamaz.
* Bir isteğinizi on defa söyleyip, eşinizi bıktırmayınız. Nerede öyle " Lak deyince ekmek, lık deyince su!"....Sabırlı olmayı öğreniniz.
* Eşinizi iş yerinden sık sık telefonla aramayınız. " Çok naz, aşık usandırır" mış.
* Eşinizle birlikte iş yemeğine çıkan bayanları kıskanmayınız.
* İkide bir ekmek için, peynir için, bilmem ne için eşinizi markete zırt pırt gönderip durmayınız. Etraflıca düşünüp listenizi öyle hazırlayınız. Adamcağızı her gün markete gitmek zorunda bırakmayınız.
* Eşinizi; izlediği dizilerdeki güzel bayanlardan, okuduğu gazetedeki yarı çıplak bayan fotoğraflarından kıskanmayınız. Siz hiç, izlediğiniz dizideki bir aktöre aşık oldunuz mu?......... İşte bu kadar basit!
* Doğum gününüzü arada bir unutan eşinize surat asıp durmayınız. Eşinizin, yoğun işleri nedeniyle unutmuş olabileceğini düşününüz. Umutla bir sonra doğum gününüzü bekleyiniz." Rüya ile hülya olmasa, züğürtlerin canı çıkar" mış zaten. Hem hayal kurmanın kime zararı var ki!
* Ama siz kendisinin doğum gününü asla unutmayınız. Ona küçük de olsa bir hediye alınız.
* Eşiniz tv'de maç izlerken, " Ben illâ ki magazin programı izleyeceğim,"
diye tutturmayınız. Hele hele " Bıktım senin şu futbol merakından," demeyiniz.
* Zaman zaman eşinize hoş sürprizler hazırlayınız. Bu konuda biraz kafa yorunuz. Magazin programı izleyeceğinize, güzel sürprizler hazırlama konusunda yoğunlaşınız.
* tv'de izlediğiniz güzel mankenlere, sunuculara benzemek için kilo
vereceğim diye aç gezmeyiniz. Sağlığınızı kaybedebileceğinizi düşününüz..Unutmayın: " Komşu varlığı, koca sağlığı severmiş. " Yani, önce sağlık!
* Arada bir eşiniz, dışarıda yemek yediğinde, arkadaşlarıyla buluştuğunda; eve gelir gelmez " Nerde kaldın? " diye üzerine atlamayınız. Böyle yapacağınıza; " Nasıldı yemek? İyi vakit geçirdin mi
hayatım? " diye sorunuz.
* Eşiniz tamirat işlerinde cımbızını kırdı, bıçağınızı köreltti diye homurdanıp durmayınız. Evde eşiniz için yedek bir cımbız, yedek bıçak, yedek tırnak törpüsü bulundurunuz.
* Eşiniz tv izlerken dırdır edip durmayınız. Bırakın, rahat rahat izlesin. Söylemek istediklerinizi, reklâm arasında söyleyiniz.
* Eşinizin çayını, içine şeker atıp öyle eline veriniz. Bir şeker atmakla ölecek değilsiniz ya!
........Unutmayın, çok küçük ayrıntılar, bazen çok önemli olabilir.
* Her onarım işini eşinizden beklemeyiniz. Hiç olmazsa duy bağlamayı, conta değiştirmeyi bari öğreniniz. Tamir et diye eşinize yalvaracağınıza, kendiniz yapın gitsin. " Baldırımın etini yerim, gene kasaba minnet etmem," misali.
* Halıya kül döken eşinizi görmezden geliniz. Halı eşinizden daha kıymetli değil ya !.."Kes avrat soğanın birini; malını yiyip de ölmüş var mı," atasözünü hatırlayınız.
* Yaramazlık, huysuzluk yapan oğlunuza kızıp, eşinize "Aynı sen!" demeyiniz.
* Evdeki eşyaların yerini ikide bir değiştirip, eşinizi şaşırtmayınız. Eşinizin, koltuk diye sehpaya oturmasını böylece engellemiş olursunuz.
* Eşinizi kıskanmayı bırakınız. İkide bir, " Telefonda konuştuğun o kadın kimdi? " diye sorup durmayınız.
* Eşinizle birlikte gittiğiniz bir yerde , eşinizin başka kadınlara bakıp bakmadığını kontrol etmeyiniz.
* Temizlik yapacağım, çamaşır yıkayacağım, ütü yapacağım diye eşinizi ihmal etmeyiniz. Kendinizi de ihmal etmeyiniz. Ev işleri nankör.Yap yap bitmez. Biraz da işleri oluruna bırakınız. " Yan gelip yatan da bir, k.çını yırtan da bir." nasıl olsa. Gerçekten!
* Eşinizle alışverişe çıktığınızda, zavallıyı saatlerce dolaştırıp, canından bezdirmeyiniz. Alacağınıza kısa sürede karar vermeye çalışınız. Yazlık alıyormuş gibi, saatlerce dolaşıp durmayınız.
* Eşinize sık sık veya arada bir " Seni seviyorum," deyiniz.
* Yeni bir giysi giydiğinizde, saçınızı kestirdiğinizde veya boyattığınızda eşiniz sizdeki değişikliği farketmiyorsa - ki, genelde farketmezler - hiç bozulmayınız. Kendisine gülümseyerek; " Nasıl olmuşum hayatım, beğendin mi? " diye sorunuz.
* Eşiniz kahvaltıda, yemekte gazete okuyor; sizinle iki lâf etmiyor diye kızmayınız. Gazetenin bir sayfasını isteyiniz ve hemen siz de okumaya başlayınız. Böylece, eşinizin dinlemediği bir konuşma yapmamış olursunuz.
* Eşinizin kaç numara ayakkabı giydiğini, giysilerinin kaç beden olduğunu bir zahmet öğreniniz. Ola ki bir gün gerekebilir.
* Bütçenizin kaldırmayacağı harcamalara girmeyiniz. İçinizden , "Azıcık aşım, kaygısız başım," deyip, kendinizi teselli ediniz... İkide bir " Şunu alalım ! " , yok " Bunu alalım ! " diye eşinizin başını ağrıtmayınız. Huzurunuz kaçtıktan sonra, alınan hiçbir şeyin sizi mutlu etmeyeceğini unutmayınız. " Kan kusana, altın leğenin faydası ne!" diye kendi kendinize sorunuz.
* Eşinizden her gün, her zaman size ilgi göstermesini; hayatınızın her zaman günlük gülistanlık olmasını beklemeyiniz ." Alaca keçi, her zaman püsküllü oğlak doğurmaz," demişler.
* Gittiğiniz misafirlikte, ya da size birileri geldiğinde, eşiniz konuşurken; ağzından lâfı almayınız. Herkesle birlikte siz de eşinizi saygıyla dinleyiniz.
* Akşamdan sonra, tv'nin kumandasını eşinize veriniz. Eşinizin, kesintisiz maç izlemesine engel olmayınız.
* Eşinize sık sık ; " - örneğin - Osmancığım! Akşama, pişirmemi istediğin bir yemek var mı? Sana ne pişireyim canım? " diye sorunuz.
* Zaman zaman saç modelinizi, saç renginizi değiştiriniz. "Alan almış, satan satmış nasıl olsa," deyip, kendinizi bırakmayınız. Tombul, bakımsız bir kadın olmayınız.
* Eşinizin akrabaları geldiğinde, onları güler yüzle ağırlayınız. Kendilerini memnun etmenin, aslında eşinizi de memnun etmek olduğunu unutmayınız. " Hanımın hısımı gelince oklavalar şıkır şıkır; beyin hısımı gelince dişler şıkır şıkır," atasözünün uygulayıcısı ve doğrulayıcısı olmayınız.
* Herhangi bir nedenden dolayı eşinizle küstüğünüzde,barışmak için ilk hareketi eşinizden beklemeyiniz. Barışma hareketini siz başlatınız. Ne kaybedersiniz ki!
* Eşiniz sabahleyin saat kaçta evden çıkarsa çıksın, mutlaka kendisine kahvaltı hazırlayınız. Onu güler yüzle uğurlayınız.
* Akşam eşiniz eve geldiğinde; kendisine sorunlarınızı anlatmadan önce; " Eeeee! Bugün ne yaptın hayatım? Günün nasıl geçti? " diye sorunuz.
* Eşinize , hiçbir zaman başka kadınların aldıklarından, yaptıklarından söz etmeyiniz. Yok " Hülya Hanım çok güzel bir takı almış", yok "Aslı'ya eşi, evlenme yıldönümlerinde bir yüzük hediye etmiş," gibi. Nenize lâzım elin on koyunu, beş keçisi! Kim ne yaparsa yapsın.....Unutmayın ki en büyük varlık, mutluluk ve sağlıktır.
Not: Yukarıdaki önerileri ciddiye almak, uygulamak zorunda değilsiniz.Bazı konularda herkesin doğruları farklı olabilir. Ne demiş atalarımız: "Herkesin aklı bir olsa, sürüyü güdecek çoban bulunmaz."
Bunları uygulaya bilmek için bayan mükemmel olmak şart ama bunların yapılacağı eşinde bay mükemmel olması lazım
Olumsuz düşünen insanları duymayın... Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar...
Günlerden bir gün ...
kurbağaların yarışı varmış.
Hedef, çok yüksek bir
kulenin tepesine çıkmakmış.
Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını
seyretmek için toplanmışlar.
Ve yarış başlamış.
Gerçekten seyirciler arasında
hiçbiri yarışmacıların kulenin
tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.
Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!"
Yarışmaya başlayan kurbağalar
kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker
yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden
sadece bir tanesi inatla yılmadan
kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.Seyirciler
bağırıyorlarmış:
"...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.."
Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin
ümitleri kırılmış ve bırakmışlar.
Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele
ederek kulenin tepesine çıkmayı basarmış. Diğerleri hayret
içinde bu isi nasıl başardığını öğrenmek istemişler.
Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş..
Bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki,
kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
Olumsuz Düşünen İnsanları duymayın... Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar
TELESEKRETER
Temel, bir gün arkadaşına telefon etmiş.Karşısına sekreter çıkmış.
Temel: '' Pen telesetreçere nok pirakacaktum.
- Notunuzu bana bırakabilirsiniz demiş sekreter kız.
Temel uzunca bir süre beklemiş.Ses çıkmamış.Hala bir şey söylemediniz diye sekreter sorunca ,
Temel'in cevabı:
- Sinyal vermedinuz da
MASAL KİTABI
Adamın biri bir gün bir kitapçıya girer.bayan tezgahtara:
-Hanımefendi sizde erkek evin reisidir isimli kitap varmı?
Tezgahtar bayan:
-Üzgünüm beyefendi masal kitabı satmıyoruz