3) Askerlerin ve emniyet mensuplarının kendilerinden bir üst rütbedekileri selamlamak zorunda olmaları, hangi sosyal hayat kuralının, hukuk kuralına dönüşmesine örnek teşkil eder?
A) Objektif ahlak kuralları
B) Subjektif ahlak kuralları
C) Görgü kuralları
D) Din kuralları
E) Ekonomi kuralları
6) Tazminat ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
A) Bir yaptırım türüdür.
B) Maddi veya manevi olabilir.
C) Sadece haksız fiillere uygulanır.
D) Sözleşmeye aykırılık halinde de uygulanır.
E) Sözleşmeyi geç yerine getiren kimse, tazminat ödemek zorunda kalır.
7) Aşağıdakilerden hangisi çekişmesiz yargının alanına girer?
A) Vakıfların mahkeme siciline tesciline karar verilmesi
B) Bir kimsenin alacağının ödenmesine karar verilmesi
C) Evli bir çiftin boşanmasına karar verilmesi
D) Kiralanan bir yerin boşaltılmasına karar verilmesi
E) Bir eşyanın mülkiyetinin kime ait olduğuna karar verilmesi
10) Ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı altında işletmek maksadıyla kurulan ve şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlanBu kelimeyi kullanmak yasakdırılmamış, diğer ortakların sorumluluğu belli bir sermaye ile sınırlandırılmış olan şirket aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kollekif
B) Komandit
C) Anonim
D) Limited
E) Kooperatif
15) Kanunlar ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
A) Kanunlar, yürürlüğe girmeden önceki olaylara da uygulanabilirler.
B) İstisnai olarak belli bir kişi için çıkarılabilirler.
C) Kanunları çıkaracak merciiyi Anayasa gösterir.
D) Bütçe kanunları sürekli değildir.
E) Yürürlük tarihinin kanunda gösterilmesi zorunlu değildir.
25) Aşağıdakilerden hangisi doktrine göre kişilik hakları arasında yer almaz?
A) Maddi bütünlük üzerindeki haklar
B) Manevi bütünlük üzerindeki haklar
C) İktisadi bütünlük üzerindeki haklar
D) Konut dokunulmazlığı üzerindeki haklar
E) Miras üzerindeki haklar
İnsanlarım
15. yıl
New York, Paris, Kopenhag, Stokholm, Moskova, Selanik, Sydney, Melbourne, Bielefeld, Berlin, Arnhem, Amsterdam, Hamburg, Anvers, Frankfurt, Duisburg, Viyana, Innsbruck, Giessen, Stuttgart, Zürich, Basel, Augsburg, Toronto, Mağusa, Utrecht ve Türkiye'de 120 yerleşim merkezinde 15 yılda 300 kez sergilenen;
İNSANLARIM - Nazım Hikmet
Uyarlayan, Yöneten ve Oynayan : Genco Erkal
Sahne tasarımı : Duygu Sağıroğlu
Genco Erkal'ın, Nazım Hikmet'in yapıtlarından uyarladığı İnsanlarım, ozanın Bursa Cezaevinde geçirdiği yılların öyküsünü anlatıyor.
Oyunun kurgusu içinde, Memleketimden İnsan Manzaraları, Kuvayı Milliye Destanı, Şeyh Bedreddin Destanı, Taranta-Babu'ya Mektuplar'dan bölümler ve gene o dönemde yazılmış şiirler, mektuplar yer alıyor.
Bir ozanı dört duvar arasına kapatabilir misiniz? Belki bedeniyle tutukludur, kilit altındadır, yalnızdır, ama kafası ve yüreğiyle özgürdür. Bir bakarsınız XIV. yüzyılda, Karaburun'da Börklüce Mustafa'nın ve Bedreddin yiğitlerinin peşine takılmış, Osmanlı'ya karşı savaşıyordur. Bir bakarsınız Afrika'da, Taranta-Babu'nun yanındadır. Ya da Kurtuluş Savaşı'ndadır, Karadeniz'de, Arhavili İsmail'le birlikte Mustafa Kemal Paşa'ya silah taşıyordur, ya da Şoför Ahmet'in kamyonetinde Akşehir üstünden Afyon'a gidiyordur. Düş gücünün sınırı olabilir mi?
İnsanlarım, umutsuzluğun kol gezdiği bir dönemde, tüm ütopyaların yıkılıp, çöktüğü bir karanlık çağda, en zorlu koşullarda bile "gelecek güzel günlere olan inancını" yitirmeyen bir büyük ozanın soluğunu duyurmak istiyor.
Yazan: Behiç Ak
Yöneten: Genco Erkal
Sahne tasarımı: Barış Dinçel
Giysi: Zerrin Tekindor
OYNAYANLAR:
Kadın (Sibel): Sumru Yavrucuk
Adam (Ahmet): Genco Erkal
Komşu (Murat): Erdem Akakçe
Müteahhit (Yücel): Serdar Bordanacı (görünmez, telefonda konuşur)
Yönetmen yardımcısı: Serdar Bordanacı
Efekt tasanmı: Suat Erim - Erdem Akakçe
Işık: Halit Yazıcı
Ses: Fatih Kılıç
Sahne amiri: İlker Geyik
Teknik: Bülent Yıldız
Müdür: Ahmet Kaya
Gişe: Sevda Met
OYUN AFİŞİ
Yaratıcı yönetmen: Uğurcan Ataoğlu
Sanat yönetmeni: Elif Yaİçınkaya
Afiş fotoğrafı: Serdar Tanyeli
"FAY HATTI" ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ
Oyunda, sadece konut sahibi olarak ya da para biriktirerek, yalnız kalarak ya da çekirdak aile kurarak güvence sahibi olmaya çalışan, hiçbir şeyle gerçek anlamda yüzleşmemiş, hayatı sorgulamamış, kendi içine kapanmış günümüz insanının eleştirisi yapılıyor. 17 Ağustos depreminden sonra deprem bekleyen İstanbulluların "verili güvenlik kavramına" sığınarak, telaş içinde kendilerini güvenceye almaya çalışmaları, gerçek tanıklıklara dayanılarak anlatılıyor.
Oysa günümüz toplumunun bize önerdiği "güvenlik kavramı" son derece sahtedir, güvenceyle "ekonomik güvenceyi" özdeşleştlrfr. "Ekonomik güvence" kavramı insanları yalnız ve bencil hale getirerek, toplumcu hayatın "paylaşımcı güvencelerinden" yoksun bırakır. Paranın, mülkün tamamen geçersizle ştigi büyük doğal felaketlerde, birbirleriyle daha Önce hiç karşılaşmamış, belki de karşılaşmamaya özen göstermiş, aynı apartmanda t. yaşayan insanlar, birbirlerine sığınmak zorunda kalırlar. Ortaklaşa ne yapmaları gerektiğini pek bilmemektedirler. Bu konuda hiçbir tecrübeleri yoktur. Oyundaki komşular da öyledir,. Hatta yıllardır birlikte yaşayan çiftte, o zamana kadar paylaştıkları çok az şey vardır. Bir anlamda "güvenlik" kavramının eleştirisi üzerine odaklanır. "Güvence" için yaptığımız her hareket, tam tersi bir etkiye sahiptir. Para kazanmak ve biriktirmek için yaptığımız faaliyetler bizi asosyai[eştirir ve aslında hakiki "sosyal güvenceden" yoksun bırakır. Yangından kaçmak için yapılan merdivenden hırsı* girer. Hırsızdan korunmak için yaptığımız demir kapı, deprem esnasında sıkışır ve dışarı çıkmamızı engeller. Son model bir cipteki son derece sofistike bilgisayarlı güvenlik sistemi bize bir hırsız gibi davranmaya başlayabilir ve bizi içine sokmayabilir. Evinizi soymaya gelen hırsız, deprem esnasında "keşke içeri girse de şu demir kapıyı açsa" deyip beklediğimiz bir "kurtarıcı" haline gelebilir. Ailemizi korumak için eve aldığımız silah, bir gün bize dönebilir ya da biz onu aile fertlerimizden birinin üzerine doğrultabiliriz. Güvenceli bir ilişki için kurduğumuz evlilik ilişkisi, "dünyanın en güvencesiz ve tehlikeli ilişkisi" haline dönüşebilir. Evimizi çürük yapan müteahhit ya da buna engel olmamış devlet, güvence ihtiyacımıza sığınarak bize depremi parayla sarmaya çalışabilir. Gelişmenin bir ürünü olarak gördüğümüz bilgisayar, elektrikler kesülnre, virüs kapınca ya da İşletim programı eskiyinre çalışmayabilir. Hem virüs kapmayan, hem elektriksiz çalışan, hem de işletim programını ikide bir ~ güncelleştirmek zorunda olmadığımız daktilo, bir felaket esnasında daha gelişmiş bir alet haline gelebilir.
Toplumsal sistemin bizi sürüklediği bu ters mantık, her olayı ve nedenini tamamen ters bir şekilde algılamamıza neden olabilir. Depremi, adaletsizliği ortadan kaldıracak, sivil toplum örgütlerinin artmasına neden olacak, enflasyonu düşürecek, demokrasiyi geliştirecek, daha iyi evler yapmamıza neden olacak, fazla nüfusu ortadan kaldıracak bir "kurtarıcı" olarak görmeye çalışmamız gibi. Felaketlerin kurtarıcı olarak görüldüğü, güzelliklerin ise felaket olarak algılandığı bir toplum bireylerinin içine düştüğü çaresizlik, durumun "Absürd"lüğü sergilenerek daha kolay anlaşılabilir. "Fay Hattı" oyunu bu saçmalığa neden olan çelişkileri sergilemeye çalışmaktadır. Bu çelişkiler, bir "şifre kinci" tavrıyla yaklaşüırsa son derece kolay çözülebilir. Sanırım bu "şifre kinci" mizahın kendisidir. "Fay Hattı" oyununu yazarken, bu çelişkileri mizah yoluyla vurgulamak yerine, bu çelişkilerin oluşturduğu kendiliğinden mizahı ortaya çıkarmaya çalıştım. Sevgiler.