eyLem_güzeLi

eyLem_güzeLi

Üye
13.08.2007
Uzman Onbaşı
3.368
Hakkında

#12.02.2009 20:44 0 0 0
#12.02.2009 20:02 0 0 0
#12.02.2009 19:58 0 0 0
  • sana başka bir konu ile cevap verecektim ama anlaşılamayacağını düşündüm..

    Newsweek Türkiye; şuan Türk muhabirler ve editörler tarafından hazırlanan bir dergi..
    ayrıca dergiyi tanıtır veya destekler gibi bir tavrımız yok;
    haberin teması ve işleyişi güzel olduğu , başarılı bir haber olduğu için yer verdim veya verildi..
    ama her yerden bir kulp kulak takacaksınız tabi.. (=
#12.02.2009 18:48 0 0 0
  • Yeni Osmanlıcılık Solun Geyiği Olursa! - Kemal Okuyan

    Bakalım Türkiye solunda şu Yeni Osmanlı hezeyanlarına nasıl tepki verilecek? Tahmin etmesi zor değil ama bir yandan da merak etmiyor değilim. Neler yazılacak, neler söylenecek, ortalığa ne tür güzellikler, inciler saçılacak...

    Bir bölüm illa ki, umursamayacak, umursayanları gündem saptırmakla suçlayacak. "Yeni Osmanlı değil, TKP'nin yeni oyuncağı" diye yazmış bir okur, sağ olsun! Ortalıkta bir oyun olduğu açık da, kimin neyle oynadığı meselesi biraz karışık...

    Hiç kuşku yok, liberalizmle düşüp kalkanlar olup bitenlere "demokratikleşme" penceresinden bakacaklar. Nasılsa entelektüel geyiklerin esaslı bir parçasıdır "Osmanlı'yı hafife almayın, akil bir sistem oturtulmuş, hoşgörü yerleşmişti" saptaması. "Ötekine saygı" ile başlayıp biten bir liberal dünyada ceberrut Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı ademi-merkeziyetçi Osmanlı!

    Neden olmasın?

    Sonra, bu ülkedeki bütün kötülüklerin kaynağı olan elitist diktatörlerin kökeni var. Asker ve CHP, öncesinde İttihat Terakki ve elbette Genç Türkler... Zaten işler Genç Osmanlıların Jön Türklere dönüşmesiyle bozulmaya başlamamış mıydı? Son demokrat Prens Sabahattin'in elenmesiyle Türkiye'nin faşizme yolculuğu da hızlandığına göre... Mutlaka soğukkanlılık önerecek, "Osmanlı İmparatorluğu'na nasılsa geri dönülmez, konuya daha geniş bir mercekten bakılmalı" denecektir. Farklı kimliklerin daha özgür hale gelmesi... Fena mı? Zaten bağımlı bir coğrafyada savaş ve çatışmaların yerini din faktörü ile birarada tutulan özerk birimlerin alması... Kötü mü? Yerel idarelerin sözünün olması... Tercih edilmez mi?

    Daha yüzsüzleri, tıpkı Avrupa Birliği konusunda olduğu gibi, "bu bir süreç, bundan demokrasi ve insan hakları için yararlanalım" diye savunacaklardır pozisyonlarını, küreselleşme çağının şark cephesini keşfetmenin heyecanıyla...

    Ve elbette Kürt meselesi var. Hani başka her şeyi belirleyen, Türkiye solunun varoluş paradigması haline gelen konu... E bu açıdan bakıldığında... Mükemmel çözüm! En azından mükemmele yakın! Geniş bir Kürt sancağı, kuzeyi ve güneyi birleştirmiş, özerkliğini elde etmiş. "Bizimkiler" çoğunlukta, ortada ne Barzani kalır ne Talabani, Osmanlı'nın sol kanadı haline geliverir Amediye.

    İşte burada devreye ulusalcılıkla halvet halinde olanların "acaba" sorusu girecektir. Acaba, Yeni Osmanlı bir ABD projesi olmaktan çıkar da, bir "Doğu" seçeneği olarak Türkiye'nin eksen değişimine yardım edebilir mi? Büyüyen, bölgesel bir Türkiye'yi Avrupa'nın Amerika'nın kontrol etmesi zorlaşacağına göre... Varsın "Yeni Osmanlı" hayalleriyle avunsun gericiler, Türkiye Cumhuriyeti yaşayacaksa, genişlemelidir. Dikkatli olalım, cumhuriyet düşmanlarının ekmeğine yağ sürmeyelim ama bu fırsatı da kaçırmayalım. Türkiye'yi küçültmeden birileri, biz onu büyütelim!

    Derler, mutlaka böyle derler...

    "Devrimcileri" de unutmayalım. "Ha Osmanlı, ha TC" en popüleri olabilir. "Ne fark eder, değiştirirsiniz, adınızı OKP yaparsınız" yılışıklığı da gelecektir arkasından. "Fena mı, yıkılıyor burjuva diktatörlük, akıllı ol kendine fırsat yarat" diyenler de çıkacaktır. En güzeli, "Ortadoğu devrimci çemberi" tezlerinin hortlaması olur. Hazır Erdoğan popülerken eski defterleri piyasaya sürmenin tam zamanı değil midir?

    Sözün kısası, "korkmamamız" öğütlenecektir, "Sen çok yaşa Sultan Abdülhamit" pankartlarından rahatsızlık duymamamız, halifeliğin yeniden tesisi tartışmalarına "başka" bir açıdan bakmamız önerilecektir.

    Ama biz korkuyoruz. Gelişmelerden korkuyoruz. Bu gelişmelere karşı yeterince direnç örgütleyememekten korkuyoruz. Türkiye solundan Yeni Osmanlıcılığa vize verenlerin çıkmasından korkuyoruz.

    Korkuyoruz çünkü Yeni Osmanlıcılığın Türkiye Cumhuriyeti'nin tasfiyesi ve bununla birlikte emperyalizmin bölgesel planları için inanılmaz derecede etkili bir ideolojik güce dönüştüğünü görüyoruz. İslamcılara gereksindikleri meşruiyeti, milliyetçilere aradıkları çıkış için doğrultu veren bu açılımın Türkiye'de solu hazırlıksız yakaladığını düşünüyoruz.

    Korkuyoruz, açığı kapatamamaktan...

    Korku, her zaman teslimiyete götürmez!

    Korkun, Yeni Osmanlıcılıktan korkun, bu sürecin sonuçlarından, aktörlerinden ve boyutlarından korkun. Korkun ki, kanıksamayın ve mücadele edin.


#12.02.2009 18:27 0 0 0
  • noimage
    noimage


    Alman oymabaskı sanatçısı ve heykeltraş Käthe Kollwitz (1867-1945), Doğu Prusya'da Dresden yakınlarında Königsberg'de (bugun Kaliningrad) doğdu. Hıristiyan ama sosyalist dünya görüşüne sahip olan bir aileden geliyordu. Kızının yeteneğini daha küçük yaştayken keşfeden babası onun ünlü resim ve grafik ustalarından ders almasını sağladı. Sanat eğitimine 1884'te Berlin'de başlayarak, 1888-1889 yıllarında Münih'te sürdüren Käthe, 19. yüzyılın sonunda işçilerin ve halkın içinde bulunduğu olumsuz koşullardan, toplumsal adaletsizliklerden derinden etkileniyor, yapıtlarında gerçek yaşamda tanık olduğu insanlara ve olaylara yer veriyordu. Büyükbabasının "yetenekli olmak insana sorumluluk yükler" sözlerini aklından çıkarmayan ve "sanatçıyı çağının yarattığını" düşünen sanatçı, daha sonra ki çalışmalarında hep açlık çekenlerin, ezilmişlerin, horlananların yanında oldu.

    1894'te bir tıp öğrencisi olan Karl Kollwitz'le evlendi. Aynı yıl başladığı Silezyalı dokuma işçilerinin başkaldırışını konu alan Dokumacıların İsyanı adlı bir dizi oymabaskıyı 1898'de tamamladı. Bu çalışmasından dolayı kazandığı altın madalya ödülünün verilmesini kayzer engelledi. Bunu Köylü Savaşı dizisi izledi. Karl Kollwitz'in Berlin'in yoksul bir mahallesinde açtığı kliniğe başvuranlar, Käthe'nin oymabaskılarının, grafik ve heykel çalışmalarının başlıca modelleriydi. Käthe Kollwitz'in yapıtlarında kadınların, ana ve çocukların özel bir yeri vardır. Kadınların toplumsal mücadeledeki rolü sık sık vurgulanır. ' Käthe ve Karl'ın iki oğullarından Peter, 18 yaşındayken I. Dünya Savaşı'nda yaşamını yitirdi. Savaşa tüm benliğiyle karşı olan Käthe Kollwitz, oğlunun ve oğlu gibi yüz binlerce gencin acısını yıllarca üzerinde çalıştığı yaslı anne ve baba heykellerinde dile getirdi. Bu iki heykel şuan Belçika'da, Flandre'daki meçhul asker mezarlığının kapısındadır. Bundan sonraki yapıtlarında ölüm teması bir karabasan gibi peşini bırakmadı. Yaşamının çeşitli evrelerinde yapmış olduğu kendi portreleri sanatındaki gelişmeyi göstermesi açısından önemlidir.


#12.02.2009 17:11 0 0 0
  • noimage

    Asıl adı Eugen Berthold Brecht şair, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve kuramcıdır.

    Augsburglu bir kağıt fabrikası müdürünün oğlu olan Brecht, 1898 yılında Augsburg'da doğdu.
    Edebiyat ve tiyatroya ilgi duymasına rağmen 1917'de liseyi bitirdikten sonra Münih'te tıp okumaya başladı.1918 sonbaharında tıp öğrenimini yarıda bırakarak hastabakıcı olarak I.Dünya Savaşı'na katıldı.

    1919'da Münih'e dönünce başarısızlığa uğrayan demokrat ihtilalinde yer aldı.

    Tıp öğrenimini bırakarak tiyatro eleştirileri yazdı.1920'de Münchner Kammerspiele'ye dramaturg olarak girdi ve oyunlarını sahnelemeye başladı.

    "Gecede Davullar" adlı oyunu 1922'de Kleist ödülü'nü kazandı.

    Bavyera halk güldürüsünün temsilcisi Karl Valentin'le dostluk kurdu.1924'de Berlin'e geçerek Deutsches Theater'da Max Reinhardt'ın yanında yönetmenlik yaptı.

    1928'de Kurt Weili'la tanışarak epik opera ürünleri vermeye başladı.Marxçı felsefe ve ekonomiyle uğraşı sonucunda öğreti oyunları ortaya çıktı.Bu oyunları için Hindemith ve K.Weill'den sonra H.Eisler'le çalışmaya başladı.

    1932'de Brecht 'in senaryosunu yazdığı, yönetmenliğini S.Dudow'un yaptığı "Kuhle Wampe "filmi yasaklandı.

    27 Şubat 1933 'teki Berlin Parlamento yangınından sonra Viyana'ya kaçmak zorunda kaldı ve 1935'de Nazi yönetimince Alman vatandaşlığından çıkarıldı.

    İsveç'e ve Finlandiya'ya göç etti, Sovyetler Birliği üzerinden ABD'ye gitti.Hollywood için senaryolar yazdı.Bu arada H.Eisler, P.Dessau, Piscator ve H.Mann'la buluştu, Charlie Chaplin ve E.Bentley'le dostluk kurdu.

    Amerikan Alehtarı Etkinlikleri Soruşturma Kurulu tarafından sorgulanmaya uğradı ve İsviçre'ye gitmek zorunda kaldı.Zürih Schauspielhaus'ta çalışmalar yaptı, C.Neher'le iş birliğine girişti.1948'de Doğu Berlin'e yerleşti.

    Karısı Helene Weigel'le birlikte Berliner Ensemble'ı kurdu.Burada dramaturg ve yönetmen olarak görev aldı.Berliner Ensemble'ı "epik tiyatro okulu" ve dünyanın en iyi tiyatrolarından biri yaptı.

    1950'de Berlin Sanatlar Akademisi üyesi, 1953'te PEN kulüb başkanı olan Brecht'e, ününün uluslar arası boyutlara ulaşması üzerine 1955'te SSCB Stalin Ödülü verildi.Bunların yanı sıra Doğu Alman Devlet Ödülü'nü ve Paris Uluslararası Tiyatro Şenliği 1.Ödülü'nü aldı.

    Diyalektik maddeci tiyatroyu kurdu.Sosyalist, hümanist ve devrimci dünya görüşü doğrultusunda kapitalist dünya sisteminin dönüşüme uğratılmasına çalıştı.

    Öğretisel oyunları ile müzikli oyunlarında kapitalist toplum düzeninin, para ahlakının, sömürü sisteminin iç yüzünü ortaya sermeye yöneldi.Küçük burjuva ideolojisine yıkıcı darbeler indirdi.İşçi sınıfının ve toplumcu dünya düzeninin açık savunuculuğunu yaptı.

    Oyunlarına tarihsel ve toplumsal sürecin ve gelişim yasalarının bilincine varılması, eleştirilmesi ve yargılanmasını başlıca öğretisel aracı kıldı.Marxçı dünya görüşünü yaşamın diyalektik akışına uygun eleştirel yaratıcı bir eylem olarak gördü.

    Epik tiyatro estetiğini yarattı, eleştirel toplumcu gerçekçi tiyatroyu ve çağdaş maddeci devrimci tiyatroyu kurdu.

    Epik oyun, epik müzik(opera) ve epik oyunculuk anlayışını, yabacılaşma ilkesini getirerek Aristotelesci olmayan, metafizik olmayan tiyatroyu temellendirdi.

    Benzetmeci dramatik tiyatroya karşı göstermeci tiyatroyu geliştirdi böylece hem öğretici hem de eğlendirici çok biçimli bir tiyatro yarattı.

    Oyunları: Baal, Gecede Trampet Sesleri, Kutsal Kitap, Düğün, Dilenci ve Ölü Köpekler, Şeytan Kovma, Karanlıktaki Işık, Balık Avı, Ova, Kentlerin Vahşi Ormanında, İngiliz Krali II.Edvard'ın Yaşamı, Adam Adamdır, Üç Kuruşluk Opera, Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü, Lindberghlerin Uçuşu, Anlaşma Üzerine Badem Öğreti Oyunu, Evet Diyen Hayır Diyen, Önlem, Mezbahaların Kutsal Tohanna'sı, Kural ve Kural Dışı, Analyze That, Yuvarlak Kafalılar Sivri Kafalılar ,Küçük Burjuvanın Yedi Ölümcül Günahı, Horasyalılar Kuriasyalılar, Carrar Ananın Silahları, III.Reich'in Korku ve Sefaleti, Galrlei'nin Yaşamı, Dansen, Demirin Fiyatı Nedir, Cesaret Ana ve Çocukları, Lukullus'un Sorgulanması, Sezuan'ın İyi İnsanı, Purtla Ağa ve Uşağı, Matti, Arturo Ui'nin Önlenebilir Yükselişi, Simone Machard'ın Düşleri, Schweyk, Malfi Düşesi, Kafkas Tebeşir Dairesi, Sofokles'in Antigone'si, Komün Günleri, Lenz'in Saray Danışanı, G.Haurptmann'ın Kunduz Kürkü ve Kırmızı Horozu, Corriolaus, Rouenli Jeanne D'Arc'ın Davası, Turandot veya Aklayıcıların Kongresi, Moliere'in Don Juan'ı, Ziller ve Davullar.

    Kuramsal Yapıtları: Tiyatro İçin Küçük Organon, Deneysel Tiyatro, Epik Tiyatro Üzerine, Hurda Alımı, Sosyalist Açıdan Bir Sanat Kuramı, Sosyalist Gerçekçilik ve Toplum.

#12.02.2009 17:08 0 0 0
  • noimage
    Paul LeRoy Bustill Robeson, (d. 9 Nisan 1898, Princeton - ö. 23 Ocak 1976, Philadelphia), ABD'li oyuncu, atlet, bas - bariton ses sanatçısı, yazar, sivil haklar savunucusu.

    Köle kökenli bir ailenin çocuğu olarak doğan Robeson, yoksullukla geçen çocukluk yıllarında ilkokuldayken ırkçılıkla karşılaştı. Okuldaki iki zenci çocuktan biriydi. Kuvvetli yapısı ve çalışkan olması nedeniyle ırkçı davranışlara direnerek okulunu başarıyla bitirdi. ABD tarihinde o zamana kadar hiçkimseye verilmeyen "Onurlu aile" belgesi kazanan Paul, fiziksel yatkınlığı nedeniyle okul takımına seçildi. Daha sonra atletizm ve Amerikan futbolunun önemli isimlerinden biri oldu. İlerleyen yıllarda Colombia Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girerek mezun oldu. Baroya kabul edilen ilk zenci avukat Paul Robeson'dur. Irkçılıkla mücadelesini sürdüren Robeson, okul yıllarında ilgi duyduğu tiyatro ilgisi, avukatlığı bırakmasına neden oldu. Müzikal koroya girdi. 1921 yılında New York şehir hastanesinin tek zenci kadın kimyageri Cardozo Goode ile evlendi. Aynı yıl kendi müzik grubunu kurdu.

    Bir yandan Ku Klux Klan tehditleri almaya devam eden Paul Robeson, yeniden oyunculuuğa dönerek birçok oyun ve filmde rol aldı. Shakespeare'in Othello'sunda oynayan ilk zenci oyuncu olmasıyla başarıları zirveye çıktı. 1931 yılında Londra'ya yerleşti. 1932'de ilk eşinden ayrılarak beyaz bir kadınla evlendi. 1933 yılından itibaren sinema filmlerinde başarılı roller oynadı. 1934'te Sovyetler Birliği'ni ziyaret eden sanatçı, sosyalizmden etkilenerek bu doğrultuda çalışmalar yaptı. 1939 yılında ABD'ne döndü.

    İnsan hakları, yoksullukla mücadele, ırkçılık gibi konularda seri konferanslar verdi. 4 Eylül 1949 tarihinde Newyork'un Prekskill kentinde şarkıcılığa veda konseri sırasında Ku Klux Klan saldırısında linç edilmekten son anda kurtarıldı. Afrika halkları konseyi başkanı seçildi. Paul Robeson; Nazım Hikmet'in serbest bırakılması için dünya çapında kampanya başlatarak, şairin "..balık tuttum yiyen ölür / elimize değen ölür / bu gemi bir kara tabut / lumbarından giren ölür" şiiri ile birlikte dört şiirini besteledi. Nazım Hikmet'le birlikte Dünya Barış Konseyi ödülünü paylaştı. Amerikan Komünist Partisi üyesi olduğunu, Truman delegasyonunda açıkladığı için yurt dışına çıkışı yasaklanınca Freedom (Özgürlük) adında bir gazete çıkardı. İsrail'li şair Itzik Feffer'le birlikte "Anti-faşist Yahudi Komitesi"ni oluşturdular. Robeson, ırkçıların dışında FBI'nda sürekli gözetimi altında yaşadı, hakkında soruşturmalar açıldı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden içlerinde Ramsey Clark, Pete Seeger, Angela Davis, Dolores Huerta, Dizzy Gillespie, Odetta, Leon Bibb, Sidney Poitier, Harry Belafonte, James Earl Jones, Zero Mostel, Roscoe Lee Browne, Ossie Davis, Ruby Dee, ve Coretta Scott King gibi sanatçılarla, Tanzanya, Jamaica, Guyana, Zambia devlet başkanlarıyla, Indira Gandhi, Arthur Ashe, Linus Pauling, George W. Crockett, Leonard Bernstein gibi isimlerin de olduğu 3000'in üstünde kişi, Paul Robeson'un 75. doğum gününü ünlü Carnegie Hall'da kutladılar. Paul Robeson, 1976 yılında yaşadığı bir felcin ardından Philadelphia'da yaşamını yitirdi.

#12.02.2009 17:03 0 0 0
  • noimage


    Ortadoğu'da Osmanlı hayaleti dolaşıyormuş!

    Erdoğan'ın medyatik şovuna medyanın ilgisi de gecikmedi. Basında "Yeni Osmanlı" haberleri sıklaşmaya başladı. Son olarak Newsweek Türkiye "Yeni Osmanlıcılığı" kapak yaptı.

    "Yeni Osmanlıcılık", bu haftaki Newsweek Türkiye dergisine kapak oldu. Dergi, "Yeni Osmanlı mı?" başlığı attığı kapak haberinin temasını da "Ortadoğu'da Osmanlı'nın hayaleti dolaşıyor" olarak belirlemiş.

    Newsweek'in kapak tanıtım yazısı çoğumuza tanıdık gelen bir cümleyle başlıyor: "Ortadoğu'da bir hayalet dolaşıyor, Osmanlı İmparatorluğu'nun hayaleti..." Tarihi tersten okuma konusunda yetenekli olduğunu önceden bildiğimiz medya, sonunda geçtiğimiz yüzyılın "hasta adamı"nı allayıp pullayıp 21. yüzyılda İslam dünyası üzerinde dolaşan hayalet yapıyor.

    Newsweek'in haberine göre, tüm İslam dünyası, Erdoğan'ın Davos'ta yaptığı çıkışı konuşuyor ve bunun üzerinden II. Abdülhamid dönemini hatırlayarak "özlemle" anıyor. "Türkiye dışındaki Müslümanlar pek sık tekrarlamadıkları bir şey yaptılar. Altı yüz yılı aşkın bir süre yaşayıp seksen altı yıl önce ölmüş Osmanlı İmparatorluğu'nun ruhuna övgüler düzmeye başladılar" diye anlatıyor dergi. Dar Al Hayat gazetesinden yapılan halifeliğin hortlatılması çağrısı hatırlatılıyor ve "Kahire, Tunus, Doha, Kuala Lumpur ve hatta Londra'daki Müslüman entelektüeller, Osmanlı İmparatorluğu'nun Erdoğan'ın şahsında ve Türkiye'nin kendi bölgesine ağırlık veren yeni dış politikası kanalıyla, bir zamanlar var olduğu geniş coğrafyaya geri dönme ihtimalinden umutla bahsetti" deniyor.

    Dergi AKP'nin "Yeni Osmanlıcılık" açılımının başarısı konusunda hiçbir endişe duymuyor. Hatta bir kehanette bulunup, bunun Ortadoğu'da "geniş çaplı bir kimlik tartışmasını" ateşleyeceğini de öngörüyor.
#12.02.2009 16:25 0 0 0
  • noimage

    Yeni Osmanlı'ya alışın!


    Yeni Osmanlıcılık büyük bir hızla meşruiyet kazanıyor. İslamcılar memnun, milliyetçiler imparatorluk hayali kuruyor, liberaller ellerini ovuşturuyor. Türkiye güle oynaya felakete sürükleniyor.

    Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta İsrail'e tavır alışının ardından, Müslüman halkların hamisi olarak öne çıkarılmasıyla başlayan süreçte, AKP yönetimindeki Türkiye'ye de muktedir bir devlet imajı biçiliyor. Basında özellikle Ortadoğu halklarının "Osmanlı'ya özlem"inin sık sık dile getirilmesi ve Başbakan Erdoğan'ın icraatleri, kişiliği ve hatta dış görünüşü bakımından başta II. Abdülhamid olmak üzere Osmanlı paşalarına benzetilmesi, bu imaj çalışmasının önemli bileşenleri.

    "Osmanlı geri gelsin, Erdoğan halife olsun"
    Önceki gün Hürriyet gazetesinde "Ortadoğu'yu Yeni Osmanlı kurtarır" başlıklı bir haber çıktı. Hürriyet muhabiri Metehan Demir'in Gazze'de devlet yetkilileri ve vatandaşlarla yaptığı röportajlara yer verilen haberde, Başbakan Erdoğan'ın ve Türk yardım kuruluşlarının tüm Gazze halkının kalbini kazandığı, Filistinli siyasetçilerin ise kurtarıcı güç olarak artık Türkiye'yi gördükleri belirtiliyordu.

    Başbakan Danışmanı Ahmet Yusuf "Osmanlı'nın dirilişi belki de Ortadoğu'da tüm sorunları çözer" derken, eski bir Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) üyesi de "Davos'ta olanları televizyonda izledim, ağladım. Bana babamın anlattığı Osmanlı'yı hatırladım" ifadelerini kullanıyordu. Bir müteahhit "Başbakan Erdoğan, Müslüman ülkelerin tek devlet başkanı olsun" diyordu.

    Erdoğan'ın Davos çıkışının hemen ardından Türk gazetecilere açıklama yapan Arap gazeteci Cihad el Hazin, "Osmanlı'nın geri gelmesini, Erdoğan'ın da İslam aleminin halifesi olmasını isterim" demişti. Ertesi gün Gazze'de düzenlenen bir mitingde konuşan İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım, "Size Türkiye'deki 70 milyon Abdülhamid'den selam getirdim" diye seslenmişti.

    "Yeni Osmanlı" bir yıldır gündeme getiriliyordu
    Davos sonrası, ABD'de yayımlanan istihbarat ve ekonomi dergisi Stratfor'da çıkan bir yazıda, Türkiye'nin Arap coğrafyası, Balkanlar ve Orta Asya'da etkinlik kazanacağı, hatta Kuzey Afrika'da tutmak üzere bir deniz gücü oluşturabileceği, "yayılmacı bir vizyona" sahip olacağı öngörüsüne yer verilmişti.

    Stratfor'un tanımladığı coğrafyadaki "çalışmalarıyla" bilinen Adnan Oktar, geçen yılın başından beri "Bütün İslam aleminin ileri gelenleriyle görüşüyoruz, onlardan bilgiler alıyoruz. Hepsi aynı şekilde Türkiye'nin liderliğini istiyor", "Dünyanın yeni bir Osmanlı'ya, modern bir Osmanlı'ya ihtiyacı, insanın suya ihtiyacı gibi" açıklamalarında bulunuyordu.

    "Yeni Osmanlı" ifadesi, bu kavramsal çerçeveyle geçen yılın başından itibaren yabancı basında sıkça yer bulmaya başladı. 2008'in Ocak ayında New York Times gazetesinin yaptığı bir değerlendirmede, ABD'nin 2016'da süper güç olma özelliğini yitireceği, Çin ile birlikte güç kazanacak olan AB'nin bir parçası olarak Türkiye'nin "bir tür Osmanlı misyonu ile" kendi bölgesinde etkin güç halini alacağı belirtiliyordu.

    Haziran 2008'de Türkiye'nin Suriye ile İsrail arasındaki dolaylı görüşmelerde arabuluculuk yapması üzerine Fransız le Figaro gazetesinde yer alan bir haberde, Türkiye'nin "Yeni Osmanlıcılık" olarak nitelendirilen yeni dış politikasının kültürel ve tarihi bir gelenekle bağdaştığı, Müslüman ülkelerle iyi ilişkileri güçlendirmeyi amaçladığı ifade ediliyordu.

    Yine geçen yılın ortalarında çeşitli basın organlarında açıklamalarına yer verilen eski MİT ajanı Mahir Kaynak, Türkiye'nin gücünü kaybeden Avrupa Birliği'nden uzaklaşacağını ve ABD ile Rusya'nın etkisi ile Osmanlı'daki gibi "emperyal vizyon" politikasına geri döneceğini söylüyordu. Kaynak, "ulusalcıların bu süreçte tasfiye edileceğini" de ekliyordu.

    "Eski teb'amıza edep vermeye gidiyoruz"
    Dün akşam Meclis'te yapılan oylamayla Somali'ye Türk deniz kuvvetlerinin gönderilmesi kararının alınması da Yeni Osmanlıcı politikalarla yakından bağıntılı. Pazar günkü Bugün gazetesinde Erhan Afyoncu'nun "Eski teb'amıza edep vermeye gidiyoruz" başlıklı yazısında "Aslında bugün bize yabancı olan Somali, bir zamanlar Osmanlı toprağıydı. Adını bile hatırlamadığımız şehit kaptanımız Emir Ali Bey Somali ve çevresini fethederek Somalileri Portekiz zulmünden kurtarmıştı" diyor ve yazısını II. Abdülhamid'den söz ederek bağlıyordu.

    Abdülhamid hiç bu kadar sevilmemişti
    "Yeni Osmanlı"nın imaj çalışmasına en çok kaynaklık eden kişi süphesiz II. Abdülhamid. Ölüm yıldönümünün düne denk gelmesi, Davos'tan beri gündemden düşmeyen Abdülhamid'e yapılan methiyelerin doruğa ulaşmasına neden oldu. Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi Gençlik Kolları tarafından Abdülhamid'in mezarı başında yapılan bir törende "Hepimiz Abdülhamid'iz" pankartı göze çarparken, dün Divanyolu'ndaki türbesinde yapılan anmada töreninde, "II. Abdülhamid'in siyonistlere Osmanlı tokatı indirdiği" söylendi ve "Abdülhamid'in kafasındaki İslam devletinin kurulması, hilafet bayrağınının tekrar yükseltilmesi" isteği dile getirildi.

    Vakit gazetesinde II. Abdülhamid'in ölümünü konu alan haberde, Abdülhamid devrinde Osmanlı'nın dünyanın dört büyük gücünden biri olduğu ve "her şeye rağmen dimdik ayakta" kaldığı, "çeşitli entrika ve iftiralarla onu tahtından indirip ülke idaresini eline alan İttihatçılar'ın ise Osmanlı Devleti'ni hızlı bir parçalanma sürecine soktuğu" belirtiliyordu.

    Gazete, Abdülhamid'i bu denli öne çıkarmalarının ipuçlarını yazıda açıkça veriyordu: "Bugünkü Ergenekon Terör Örgütü gibi, o dönemde de ülkenin başına bela olan İttihat ve Terakkiciler tarafından 33 yıl süren saltanatının ardından tahttan indirilen Abdülhamid Han, siyonistlerin de korkulu rüyası olmuştu." Ergenekoncuların devirmeye çalıştığı Davos Fatihi Erdoğan ile Sultan Abdülhamid Han arasındaki benzerlik bu kadar açıktı!

    İsrail devletini kurmak amacıyla Filistin'den toprak almak için rüşvet teklif eden Yahudi heyetini kovarak siyonizme karşı mücadele veren Abdülhamid'in İttihatçılar tarafından devrilmesinin, İsrail devletinin kurulması yolunu açtığı ima ediliyor. Başbakan'ın Davos çıkışıyla eşzamanlı olarak piyasaya sürülen "Abdülhamid'in Mirası: Petrol ve Arazi" adlı kitapta, II. Abdülhamid'in ileri görüşlülüğü sayesinde Bağdat, Kerkük ve Musul'daki petrol yataklarını devlet çıkarları için satın alarak koruduğu belirtiliyor.

    Hem siyaset hem ticaret
    Yoksul ve mazlum Araplara kahraman pazarlayan Türkiye, zengin ve müreffeh Araplara da ışık yakmaktan geri durmuyor. Türkiye'nin ekonomik krize karşı Suudi Arabistan'dan gelecek sıcak parayı gözüne kestirdiği zaten biliniyordu. Başbakan'ın Davos'tan dönmesinin hemen ardından Suudi Arabistan'a bir gezi düzenleyen Cumhurbaşkanı Gül, beraberinde götürdüğü dev işadamı heyeti ile Suudilere "bize ihale verin" çağrısında bulundu. Gül, bunun yanı sıra Suudi yetkililere "sağlık, turizm ve eğitim için vatandaşlarınızı Türkiye'ye gönderin" dedi.

    [Arap coğrafyasına kültür ihracatı
    Türkiye'nin son bir yıldır Arabistan'a pazarladığı en önemli şeylerden biri ise diziler. Birçok Arap ülkesinde, Türk dizileri izlenme rekorları kırıyor. Dizilerden sonra film ve yarışma programlarını satın alan Arap medyası, Türk-Arap ortak yapımları için kesenin ağzını açmış durumda. Yapımcılar ayrıca, Türk dizilerinin oyuncularını da ülkelerine çağırarak televizyon şovlarına çıkarıyor ve saraylarda ağırlıyorlar.

    Yakın dönemde Yeni Osmanlıcılık etkisinin kültür sanat alanında daha fazla hissedilmesi bekleniyor.


#12.02.2009 16:20 0 0 0
#11.02.2009 23:30 0 0 0
#11.02.2009 23:17 0 0 0
#11.02.2009 22:59 0 0 0
  • TKP: Baykal partisinin adını değiştirmelidir


    Türkiye Komünist Partisi bir açıklama yaparak "Halkla ve cumhuriyetle ilgisi kalmamış olan CHP, adını değiştirmelidir" dedi.

    Türkiye Komünist Partisi CHP'nin son dönem açılımlarını değerlendirdiği açıklamasında "CHP'ye uygun düşen isim "Yedek Parti"dir. Emperyalizmin ve gericiliğin yedek partisi olduklarını ifade etmektedir. Halkın çıkarları ile bağlarını uzun süre önce koparmış bulunan CHP, son dönemde cumhuriyetle de bağlarını koparmıştır" denildi.

    CHP'nin kuran kursu açılımına tepki gösterilen açıklamada "Çarşaf açılımı ve kuran kursu açıklamaları ile üzerlerine yapışmış olmasından rahatsız oldukları laiklik etiketinden kurtulan CHP'liler, Brüksel'de açtıkları "Halka İlişkiler" bürosu ile birlikte ulusal egemenlik ve bağımsızlık fikrinin son kırıntılarından da arınmış bulunuyorlar" yazıldı.

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın partisi hakkında oluşan "yanlış" kanaatleri silmek için son bir hamle daha yapması gerektiği belirtilen açıklamada içinde cumhuriyet ve halk kelimelerinin geçmediği bir isim bulunması gerektiği söylendi.

    CHP için yeni isim olarak "Yedek Parti" önerilen açıklamada Böylece hem emperyalizme ve tarikatlara yaranmak için etkili bir hamle yapmış olur, hem de halkımız içinde var olan kafa karışıklıklarına tam bir nihayet verir. Baykal'ın partisi için önerdiğimiz yeni isim "Yedek Parti"dir. Sermaye ve emperyalizm için AKP'nin yedekliğine soyunan Baykal'a ve partisine bu yakışacaktır" denildi.
#11.02.2009 22:57 0 0 0
  • Konu: Behice Boran
    noimage

    Behice Boran ( 1910)- (1987)
    --------------------------------------------------------------------------------
    1910 yılında Bursa'da doğdu.Behice Boran, ortaöğrenimini Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde, yükseköğrenimini Amerika'da tamamladı. Ülkeye döndüğünde sosyoloji öğretmenliği yaptı. 1939 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Sosyoloji Bölümü'ne doçent olarak atandı. 1948 yılında kürsülerin kaldırılması nedeniyle öğretim üyeliğinden ayrılmak zorunda kaldı. 1950 yılında kurucusu ve başkanı oldağu Barışseverler Cemiyeti'nin yayınladığı Kore Savaşı'na karşı bir bildiriden dolayı 15 ay hapis cezası aldı. Türkiye Komünist Partisi ile ilgili davadan da 1953 yılında 3 ay tutuklu kaldı. 1962'de Türkiye İşçi Partisi'ne üye olan Boran, 1965 seçimlerinde Urfa'dan milletvekili seçilerek parlemantoya girdi. Birkaç dönem Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'yi temsil etti. Behice Boran, parti içerisinde Genel Başkan Mehmet Ali Aybar'a karşı tavır aldı. Parti içi hizipleşmelerde aktif rol alan Behice Boran TİP'in 1970 yılındaki 4. Kurultayı'nda Genel Başkan seçildi.

    12 Mart'dan sonra tutuklanarak 15 yıl hüküm giydi. 1974'de af yasasında yapılan düzenleme ile serbest bırakıldı. Daha sonra yeniden kurulan TİP'in başına geçti. Parti içindeki görüş ayrılıkları ve hizipleşmeler yeni dönemde de varlığını sürdürdü. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra partinin kapatılması üzerine Behice Boran yurtdışına çıktı. Yurtdışında çeşitli çabalar içerisinde olduysa da, TİP'i parçalanma ve dağılmaktan kurtaramadı. Yurtdışında TKP ile TİP'in birleşmesi çalışmalarında da yeralan Boran, iki partinin yetkili kurullarının birleşme kararını açıklamalarından iki gün sonra öldü. (1987) Boran'ın cenazesi Türkiye'ye getirildi ve TBMM'de düzenlenen bir törenle toprağa verildi.

    ESERLERİ

    Savunma
    Behice Boran
    Sosyalist Yayınları / Türkiye Sosyalist Hareketi Tarih Dizisi / Belgeler




#10.02.2009 00:10 0 0 0
  • bakan oğulları orda burda yat keyfi, fabrikalarda para babalığı yaparken, siz orada yarasın derken; özlleştirmelerden dolayı işten çıkarılanların krizden etkilenen kapatılan fabrikaların işsiz kalanların evsizlerin sayısı gittikçe artıyor..
    biz bunları protesto ettiğimizde de adımız bölücüye teröriste çıkıyor değil mi? gerçi yorum bile yapmazsınız çoğunuzun haberi bile yoktur bu zor koşullardan..
    ohh ne ala memleket..
    sizin dilinizden konuşayım; yarasın demeyi iyi bilirsiniz siz
    oturduğunuz yerden devam edin yarasın demeye bakalım..

#09.02.2009 21:55 0 0 0
  • şişşşş.. bakan oğullarına laf yok
    emekçi adamlar hepsi, yapmayın ya..
    kolay mı sanıyorsunuz (((=
    yazık bakın son yatırımıyla unakıtanın oğlu milleti keklemeye çalışıyor..
#09.02.2009 21:30 0 0 0