KOVALENT BAĞLAR
Hidrojenin ametallerle ya da ametallerin kendi arlarında elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturulan bağa kovalent bağ denir. Değerlik elektronları elementin simgesi çevresinde noktalarla gösterilerek elektron ortaklaşması gösterilir. Bu tür formüllere elektron nokta formülleri denir.
. Periyodik cetvelin A gruplarında değerlik elektron sayısı grup numarasına eşit olduğundan grup numarası, simge çevresine konulacak elektron sayısını gösterir.
. İki atom arasına konulan noktalar her iki atom için de sayılır ve kararlı moleküller de atomların simgeleri çevresinde toplam nokta sayısı 8 'dir.
Moleküllerin elektron nokta formülleri yazılırken;
. Molekülü oluşturan atomların değerlik elektronları belirlenir.
. Yapacakları bağ sayıları saptanır, çok bağ yapanlar merkez atomu olarak alınır.
. Merkez atomu birden fazla ise merkez atomları birbirine bağlanacak şekilde yazılır.
. Değerlik elektronlar, atomların çevresine oktet kuralına uyacak şekilde dağıtılır.
a.Apolar Kovalent Bağ: Kutupsuz bağ, yani (+), (-) kutbu yoktur. İki hidrojen atomu elektronları ortaklaşa kullanarak bağ oluştururlar. İki atom arasındaki bağ H-H şeklinde gösterilir. Flor atomunun son yörüngesinde 7 elektronu vardır ve bir tane yarı dolu orbitali vardır. 2 flor atomu arasında elektronlar ortaklaşa kullanılarak bir bağ oluşur. Oksijenin son yörüngesinde 6 elektronu vardır. 2 tane yarı dolu orbitali vardır. Buna göre 2 tane bağ oluştururlar.
b.Polar Kovalent Bağlar: Farklı ametaller arasında oluşan bağa polar kovalent bağ denir. Elektronlar iki atom arasında eşit olarak paylaşılmadığından kutuplaşma oluşur.
Hidrojen ve Flor elektron ortaklığı ile bileşik oluşturmuş durumdadır. Florun elektron alması yani elektronu kendisine çekme gücü hidrojenden daha fazla olduğundan elektron kısmen de olsa Flor tarafındadır. Dolayısıyla Flor kısmen (-), Hidrojen ise kısmen (+) yüklenmiş olur. Bu olaya kutuplaşma denir. Bu tür bağa polar kovalent bağ denir.
Not: Bazı hallerde ortaklaşılan her iki elektron da bir atom tarafından verilir. Böyle bağlara koordine kovalent bağ denir.
İyonik Bağlar
İyonik bağlar, metaller ile ametaller arasında metallerin elektron vermesi ametallerin elektron almasıyla oluşan bağlanmadır. Metaller elektron vererek (+) değerlik, ametaller elektron alarak (-) değerlik alırlar. Bu şekilde oluşan (+) ve (-) yükler birbirini büyük bir kuvvetle çekerler. Bu çekim iyonik bağın oluşumuna sebep olur. Onun için iyonik bağlı bileşikleri ayrıştırmak zordur. Elektron aktarımıyla oluşan bileşiklerde, kaybedilen ve kazanılan elektron sayıları eşit olmalıdır.
. İyonik katılar belirli bir kristal yapı oluştururlar.
. İyonik bağlı bileşikler oda sıcaklığında katı halde bulunurlar.
. İyonik bileşikler katı halde elektriği iletmez. Sıvı halde ve çözeltileri elektriği iletirler.
Kimyasal Bağlar
Kimyasal bağ, moleküllerde atomları bir arada tutan kuvvettir. Atomlar daha düşük enerjili duruma erişmek için bir araya gelirler. Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı olmalıdırlar. Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler. Atomlar bağ yaparken, elektron dizilişlerini soy gazlara benzetmeye çalışırlar. Bir atomun yapabileceği bağ sayısı, sahip olduğu veya az enerji ile sahip olduğu veya az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısına eşittir. Soy gazların bileşik oluşturamamasının sebebi bütün orbitallerinin dolu olmasıdır. Elektron yapıları farklı olan atomlar değişik biçimlerde bir araya gelerek kimyasal bağ oluştururlar;
. Bir atomdan diğer bir atoma elektron aktarılmasıyla
. İki atomun ortak elektron kullanmasıyla
Not: Elektron alış verişi ya da elektron ortaklaşmasının nedeni; atomların kararlı hale gelebilmek için elektron düzenlerini, soy gazlarınkine benzetme isteğidir. Soy gazların 8 değerlik elektronuna sahip oldukları için elektron sayısı 8'e tamamlanır. Buna oktet kuralı denir.
Erozyon olayı - Erozyonun Tanımı - Erozyonun Çeşitleri
EROZYON:
Toprağın bulunduğu yerden; yağışlar, sel suları, rüzgar, çığ vb. etkenlerle taşınması olayıdır..
Erozyon, topraklarımızın yok olmasına sebep olan etkenlerin başında gelmektedir. Ülkemizdeki erozyon Avrupa'dan 12, Afrika'dan 17 kat daha fazladır. Ülkemiz topraklarının %14'ünde hafif, %20'sinde orta ve %63'ünde şiddetli ve çok şiddetli derecede erozyon tehlikesi mevcuttur. Sadece %3'lük kayalık alan ise erozyona maruz bulunmamaktadır.
Erozyon sebebi ile toprağın verimi azalmakta, besin maddeleri yok olmakta, sular kirlenmekte, ürünlerde verim ve kalite düşmektedir. Ülkemizde erozyon sonucu her yıl 500 milyon ton verimli toprağımız kaybolmaktadır.
Erozyon, nedenlerine göre şöyle sınıflandırılır:
1. Su Erozyonu:
Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkilisidir. Eğimli arazilerde, vejetasyonun (bitki örtüsünün) zayıfladığı veya tamamen yok olduğu bölgelerde; yere düşen yağmur damlaları darbe etkisi ile bir kısım toprak parçasını yerinden kopararak parçalar. Böylece yüzeysel akışa geçen yağmur suları, bu toprak parçalarını sürükleyerek aşağılara taşır. Yüzeysel akış halindeki sular aşağılara indikçe, diğer yüzeysel akış suları ile birleşerek güçlenir ve giderek taşıma gücü de artar. Böylece akış sularının beraberinde taşıdığı toprak ve iri materyal miktarı çoğalarak, taşkın şeklinde akan ve büyük zararlara sebep olan seller meydana gelir.
Su erozyonunun ileri boyutlarında büyük derelerin ve yarıkların oluşumu görülmektedir. Bu olayın diğer bir sonucu da, taban sularının yeteri kadar beslenememesi ve kuraklığa sebep olmasıdır.
Yüzey toprağı besin maddeleri yönünden çok zengindir. Su erozyonu sonucu yüzey toprağının kaybolması, toprağı fakirleştirmekte ve toprağın verimini düşürmektedir. Bu erozyon çeşidi bütün ülkelerde görülmekte olup, erozyonla kaybolan toprak verimliliğinin yeniden kazanılması mümkün değildir. Rüzgar erozyonu ile mücadelede başarı sağlanmasına rağmen, su erozyonu ile mücadele çalışmalarında henüz yeterli mesafe alınamamıştır.
2. Rüzgar Erozyonu:
Kurak ve yarı kurak iklime sahip bölgelerde yaygın olan rüzgar erozyonu; yeterli bitki örtüsü bulunmayan oldukça düz ve geniş arazilerde, gevşek yapıdaki kuru ve ince bünyeli toprağın şiddetli rüzgarların etkisi ile parçacıklar halinde yerinden oynatılarak, toz bulutları şeklinde yer değiştirmesi olayıdır.
Rüzgar erozyonu ile toprakta yer yer çukurlar oluşur. Bu çukurlardan çıkan toprak, başka yerlerde toplanarak kum tepeleri meydana getirir. Rüzgar erozyonu; yolları, binaları ve su yollarını etkileyebilir, ayrıca tarımsal alanlarda hasara sebep olabilir.
3. Çığ Erozyonu:
Çığ; yamaç üzerinde toplanan kar kütlesinin, yeni yağan karlarla aşırı yüklenmesi veya yamaçla bağlantısının zayıflaması halinde, herhangi bir etki ile dengesini kaybederek dağ yamacından aşağıya doğru kayması ve yuvarlanması olayıdır.
Çığlar önlerine gelen engelleri tahrip eder, beraberinde toprak, taş ve ağaçları söker götürür. Bu şekilde meydana gelen aşınma ve taşınma olayına çığ erozyonu denir.
4. Yerçekimi Erozyonu (Kitle Hareketleri):
Kitle hareketleri, genellikle ayrışma ürünü olan ve sağlam kaya üzerine oturmuş bulunan örtünün, esas itibariyle yerçekimi etkisi ile küçük veya büyük kitleler halinde yamacın aşağısına doğru yer değiştirmesi olayıdır.
5. Buzul Erozyonu:
Yüksek dağlık arazilerdeki derelerde, çeşitli zamanlarda oluşmuş buzulların parça parça aşağılara doğru kayması sırasında, beraberinde moren (buzultaş) denilen çeşitli büyüklükteki materyal kitlelerini sürüklemesi ile meydana gelen aşınma ve taşınma olayına buzul erozyonu denir.
ÇÖLLEŞME:
Kurak, yarı kurak ve az yağışlı alanlarda iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere, çeşitli faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasıdır.
Toprağın aşırı kullanımı, aşırı otlatma, sağlıksız sulama yöntemleri, ormanların tahribi ve özellikle son yıllarda ekolojik dengenin bozulması sonucunda meydana gelen iklim değişiklikleri, çölleşmeyi meydana getiren en önemli etkenlerdir.
Çölleşme ve kuraklık sorunları küresel bir nitelik taşımakta ve dünyanın bütün bölgelerini etkilemektedir. Bu sebeple çölleşmeyle mücadele etmek ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, uluslararası ortak bir eyleme ihtiyaç duyulmaktadır.
Erozyon ve Çölleşmeyi Önlemek İçin Alınabilecek Tedbirler
* Erozyon riski yüksek olan, yetersiz toprak özelliklerine sahip, ıslaklık ve iklim şartları dolayısıyla işlenmeye uygun olmayan arazilerde tarım yapılmaması, bu tip arazilerin mera olarak ayrılması veya orman örtüsü altına alınmasının sağlanması,
* Yanlış toprak işlenmesi, yanlış ekim ve sulamanın önlenmesi,
* Çayır ve mera alanlarının tahribinin önlenmesi ve mevcut alanların geliştirilmesi,
* Orman tahribatına son verilmesi, ağaçlandırmanın hızlandırılması ve orman yangınlarına karşı gerekli tedbirlerin alınması,
* Su kaynaklarının kaybolması sonucu taban suyunun düşmesiyle toprak tuzlanması oluşmakta, bu yüzden su kaynaklarının korunması gerekmektedir.
Madenlerin teknolojik hammadde olarak önemi - madenlerin teknolojik ham madde olarak önemi
MADENCİLİĞİN TEKNOLOJİK HAM MADDE OLARAK ÖNEMİ
ÜLKE KALKINMASINDA MADENCİLİĞİN ÖNEMİ
Doğal kaynakların insan ve toplum yaşamındaki önemi bilinmektedir. Yaşamı fonksiyonel hale getiren araç ve gereçlerin % 99'u doğal kaynaklardan, özellikle de madenlerden sağlanmaktadır. Toplumların refah ve gelişmişlik düzeyleri ile madencilik faaliyetleri arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. İnsanlar ilk çağlardan itibaren madencilik faaliyetlerine ve madenlerden yararlanmaya başlamışlar, bu faaliyetlerin sonucunda da medeniyetin doğuşunu sağlamışlardır. Uzay çağı ve sanayi ötesi bilgi toplumunun doğuşu da, maden ürünlerinden sağlanan özel metal, alaşım ve malzemeler sayesinde gerçekleşmiştir.
Günümüzde gelişmişliğin göstergeleri olarak nitelendirilen Demir-Çelik, enerji ve tarım ürünleri üretimindeki devamlılık büyük ölçüde madencilik ürünleri ile sağlanmaktadır. Bilindiği gibi Demir-Çelik'in hammaddeleri, demir cevheri ve kömür, enerji hammaddelerinin % 75-80'i maden ürünleri olan, kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar ve uranyum'dur. Tarım'ın ana girdisi olan gübre üretiminde kullanılan hammaddelerin % 90'ı madencilik faaliyetleri sonucunda elde edilmektedir. Ayrıca, tüm sanayi dallarının ürünlerinde veya kullandıkları araç ve gereçte, doğrudan veya dolaylı olarak maden ürünlerine ihtiyaç vardır. Seramik, metalurji, cam refrakter sanayileri ve inşaat sektörü başta olmak üzere; dolgu maddeleri, doğal boyalar, süzücüler, aşındırıcılar, değerli taşlar, sondaj çamurları, gübre, elektronik ve kimya endüstrilerinin en önemli girdisi madenlerdir.
İnsan ve toplum hayatında bu denli ve vazgeçilmez bir yer tutan madencilik, gelişmiş ülkelerin bugünkü teknoloji ve refah düzeyine ulaşmalarında en etkin rolü oynayan faktördür. Nitekim, doğal kaynaklarından yeterince yararlanamayan toplumlar bu gün geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler gibi sıfatlarla tanımlanmaktadır. Özetle, maden varlıkları, ülkelerin en önemli ekonomik güçleri olup, kalkınmanın dayandırılacağı gerçek kaynaklardır.
2. TÜRKİYE'NİN MADEN POTANSİYELİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Türkiye'nin maden kaynakları, bir kıtanın kaynakları kadar çeşitli ve büyüktür. Nitekim, yetersiz olan aramalara karşın, bor, mermer, toryum ve nadir topraklar, trona, zeolit, pomza, selestit gibi madenlerde Dünya'nın sıralı büyük rezervleri ülkemizde bulunmaktadır. Krom, manyezit, felsdpat, barit, kil, kömür, altın, gümüş ve bazı endüstriyel hammaddelerin üretimi ve rezerv varlığında Dünya'nın söz sahibi ülkeleri arasında yer almakta ve 40'ın üzerinde maden çeşidine sahip bulunmaktayız. Nitekim, Anadolu'ya Küçük Asya isminin verilmesi ve çok sayıda medeniyetin bu topraklar üzerinde kurulması rastlantı olmayıp, doğal kaynaklarla yakından ilgilidir
İTÜ Maden Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü, Cevher ve Kömür Hazırlama Anabilim Dalı Başkanı Tel: 0212 285 63 46 Fax: 285 63 23
İTÜ Ayazağa Kampüsü 80626 Maslak/İSTANBUL
Ülkemizde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide hammadde olarak tüketilmektedir. Bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, pomza, feldspat gibi madenler büyük oranda ihraç edilmekte, yılda yaklaşık 60 milyon ton mertebesinde üretilen kömür ise, büyük çoğunluğu termik santrallarde olmak üzere, yurt içinde tüketilmektedir. Görüldüğü gibi sahip olunan potansiyel yanında; maden üretim düzeyi son derece düşüktür.
3. MADENLERİN KALKINMA VE EKONOMİDEKİ ÖNEMİ; TÜRKİYE'DEKİ DURUM
Dünya'da ülkeler arasında acımasız bir rekabet ve zenginleşme yarışı hüküm sürmektedir. Kalkınmasını ve sanayileşmesini tamamlayan ülkeler refah düzeylerini daha da arttırma ve sanayi ötesi (bilgi) toplum olma yolunda, henüz kalkınmakta olan ülkeler ise, bir an önce sanayileşmelerini tamamlayıp gerilere düşmeme çabası içindedirler. Bu yarışta, ülkeler, sahip oldukları her türlü avantajı kullanmaktadırlar. Bu avantajlardan bazıları, Dünya'daki hızlı değişim nedeniyle, zamanla önemini yitirebilmektedir. Örneğin, jeopolitik, tarihi, siyasal veya ekonomik kutuplaşmaların yarattığı avantajlar gibi. Bu nedenle; kalkınma modellerini, öncelikle öz kaynaklarına dayandıran ve eksiklerini dış kaynaklarla destekleyebilen ülkeler; kalkınma sürecini, sancısız, istikrarlı ve güvenli bir şekilde aşabilmişlerdir.
Ülkelerin kalkınma ve ekonomik gelişiminde önemli yeri olan madencilik ve entegre üretim sanayii, en büyük katma değeri yaratmaktadır. Gelişmiş ülkelerde halen, GSMH'da madenciliğin payı; ABD'de % 4.2, Federal Almanya'da % 4.0, Kanada'da % 7.5, Avustralya'da % 8.7, BDT'da 20 ile 25 arası, Türkiye'de ise % 1.2 düzeyindedir. Türkiye'deki bu durum toplumun refah düzeyine ve ekonomiye yansımış bulunmaktadır. Ülkemizde, özellikle planlı ekonomi döneminde, katma değer yaratılmaması sonucunda, bütçe sürekli açık verdiğinden dış ve iç borçlanmaya gidilmiş bu durumun sonucu olarak enflasyon artmış ve ekonomik dengeler bozulmuştur. Bütün bu olumsuzluklar, sürekli ekonomik krizlere ve Türk insanının mutsuzluğuna yol açmaktadır.
Ülkemizde madenciliğin GSMH'daki payı, 1940'lı yıllarda % 44 düzeyine kadar yükselmiş, 1950'den sonra giderek azalmaya başlamış, planlı ekonomi dönemine geçişten sonra bu azalma hızlanarak 2000 yılında % 1.2 düzeyine inmiştir. Bu durumun ortaya çıkmasında; gerçek olmayan kaynaklara dayalı ve dışardan empoze edilen, kalkınma modelinin, plan felsefesi olarak benimsenmesinin oynadığı rol inkar edilemez.
Yukarıdaki mevcut durumun ışığı altında sanayinin ana girdilerini oluşturan hammaddelerden yalnızca 8'inin (petrol eşdeğeri kömür, demir-çelik, alüminyum, çinko, bakır, kurşun, kükürt, soda) bu günkü talebini karşılamak için 4.3 milyar dolar kaynağa ihtiyaç vardır. Dünya ortalamasında tüketim yapacak bir Türkiye'nin, bu hammaddelerin temini için ayıracağı kaynak 9.2 milyar dolar'a yükselecektir. Sanayi ülkeleri (OECD) düzeyine gelecek bir Türkiye'nin bu hammaddelere ayıracağı kaynak 26 milyar dolar mertebesinde olacaktır. Diğer hammadde ve yarımamüller de göz önüne alındığında bu meblağın 40 milyar dolar olacağı hesaplanmaktadır. (Çizelge 1). Nitekim planlı kalkınma dönemi istatistikleri incelendiğinde, daima ihracaatın 2 katına yakın düzeyde ithalat yapıldığı gerçeği ortaya çıkmaktadır ki, buda yukarıdaki saptamayı kanıtlamaktadır.
Ülkemizin önemli sosyal sorunlarının başında, bölgeler arası gelişmişlik farkı ve bunun yarattığı iç göç ile işsizlik gelmektedir. Bu açıdan da bakıldığında madencilik sektörünün, yöresel istihdam için zorunlu ve katmadeğeri en yüksek bir iş kolu olduğu gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Türkiye'nin maden kaynakları, bir kıtanın kaynakları kadar çeşitli ve büyüktür. Bu günkü verilerle 2 trilyon USD'nin üzerinde maden varlığına sahip bulunmaktayız. Madenlerin insan yaşamı ve ülkelerin ekonomisi için nedenli önem taşıdığı bilinmektedir. Türkiye, zengin doğal kaynaklara sahip olan, ancak bunları ülkenin yararına sunamayan, nadir ülkelerden birisidir. Yıllardır ekonomik sıkıntı ve darboğazları aşamamanın en önemli nedeni, katma değeri yüksek olan, madenciliğin geri kalmış olmasıdır. Türkiye'nin gelişmesi ve periyodik ekonomik krizlerden kurtulması için madenlerin üretime alınması ve bu yolla sanayinin ham ve ara madde ihtiyacının karşılanması gerekmektedir.
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı, madenciliğin 10 ve 20 yıllık sürelerde ülke ekonomisine katkısını, genel stratejileri ve başlıca 20 maden için öngörülen gelişmeleri irdeleyen bir çalışma yaptırmış ve sonuçları rapor olarak yayınlanmıştır.
Bu çalışmada, bugün GSMH'da % 1.2 olan madencilik payının ilk 10 yılda % 3'e, ikinci 10 yılda % 5'e yükseleceği, yıllık kalkınma hızının % 6 olacağı, kabul edilmiştir. Buna göre, ilk 10 yılda toplam 8 milyar USD yatırım yapılarak, madencilik üretimi 62 milyar USD'a yükselmekte, bunun 21 milyar doları ihracat geliri olmaktadır (Çizelge 2). İkinci on yılda ise, toplam 21.9 milyar dolar yatırım ile madencilik üretimi 216 milyar USD yükselmekte, bunun 103 milyar doları ihracat geliri olmaktadır (Çizelge 3). Diğer bir deyişle ilk on yıl sonunda 4.6 milyar USD ihracat olmak üzere yıllık gelir 11 milyar USD'a, 20 yıl sonunda ise 17.3 milyar USD ihracat olmak üzere, yıllık madencilik geliri, 34.2 milyar USD'a yükselmektedir.
SONUÇ
Madencilikle ilgili yasal, teknolojik ve idari önlemler ile özendirmelerin gerçekleşmesi halinde, madencilik kesimine, önemli yerli ve yabancı sermaye akışı olacak ve maden ürünleri üretimi artacaktır. Sonuç olarak maden ürünlerinin iç ve dış satışından, on yıl sonunda 11 milyar USD/yıl, 20 yıl sonunda ise, 34 milyar USD/yıl düzeyinde bir gelir sağlanması ve ülkemizin sağlam kaynaklara dayalı bir ekonomik yapıya kavuşması mümkün olacaktır.
Madencilik, genellikle kırsal alanda sürdürülen bir faaliyettir. Ülkemizde yaşanan çeşitli olumsuzlukların temel nedenlerinden biri, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkıdır. Geri kalmış yörelerde yapılacak madencilik yatırımları, arama döneminden başlayarak bölgeye dinamizm getirecek, aramaların olumlu sonuçlanması halinde açılacak işletmeler, yeni çekim alanlarının çekirdeğini oluşturacaktır. Üretilecek ham veya yarımamül maddeler, yine bu bölgelerde, ilgili sanayinin kurulmasına katkıda bulunacaktır. Böylece; oluşturulacak istihdam alanları, iç göçün önünü alacaktır.
Alıntı
Ses Dalgaları Neden Maddesel Ortamda Yayılır - Bilim ve teknolojide sesin yansıması olayından yararlanılması
SESİN MADDE İLE ETKİLEŞİMİ :
Ses kaynağından çıkan ses dalgaları bir engele çarptığında yani madde ile karşılaştığında ışıkta olduğu gibi maddeden yansıyabilir, madde tarafından soğrulabilir veya maddeden geçebilir.
1- Sesin Yansıması :
Seste ışık gibi yansıma özelliğine sahiptir. Ses kaynağından çıkan ses dalgalarının bir yüzeye çarpıp geldiği ortama geri dönmesine sesin yansıması denir. Sesin yansıması için kullanılan yüzeyin ışıkta olduğu gibi düzgün ve pürüzsüz olması gerekir. Fakat yansımanın olabilmesi için yüzeyin parlak olmasına gerek yoktur.
Sesin yansıması olayında, ışığın yansıması olayında olduğu gibi yansıma kanunları geçerlidir. Yani yansıtıcı yüzeye gelen ses dalgası, yüzeyin normali ile eşit açı yapacak şekilde yansır. Yansıma olayında daima gelme açısı yansıma açısına eşittir.
Yansıma olayında ses kaynağından çıkan ses dalgalarının çarptığı yüzeyin düzgün veya pürüzlü olması, yüzeyden yansıyan ses dalgasının miktarını değiştirmez. Yüzey düzgün ve pürüzsüz ise yansıma düzgün olacağı için ses dalgaları aynı doğrultuya gönderilir ve o doğrultuda ses şiddeti artar ve ses daha net duyulur. Yüzey pürüzlü ise yansıma dağınık olacağı için ses dalgaları farklı doğrultulara gönderilir ve (bir doğrultudaki örneğin kulak doğrultusundaki) ses şiddeti azalır.
(Yansıtıcı yüzey olarak düzgün ve pürüzsüz yüzey kullanıldığında sesin daha net duyulmasının nedeni, sesin o yüzeyde düzgün yansımaya uğramasıdır).
NOT :
1- Metrodaki trenin sesinin uzaktan duyulması sesin yansıması ile ilgilidir. Trenin sesi
trenden daha hızlıdır ve trenin sesi metronun duvarlarından yansımıştır.
2- Sınıfta iken koridordaki ses dalgaları havada ilerlerken koridorun duvarlarına çarpar. Bu ses dalgalarının bir kısmı duvara girer ve onun içinde yol alır. Duvarda ilerleyen ses, duvardan çıkar ve tekrar sınıftaki havada ilerleyerek kulağa gelir. Duvar sesin bir kısmını soğurduğu için sesin şiddeti sınıf içerisinde azalır.
3- Koridorda bağıran bir kişinin sesinin hem kendisi doğrudan hem de duvarlarda yansıması yayılır.
4- Boş odada çıkarılan ses şiddetlenmiş olarak duyulur. Şiddetli duyulan sesler, odaya eşya yerleştirildiğinde aynı şiddetle duyulmaz. Çünkü boş odada ses dalgalarının bir kısmı odanın duvarlarına çarpar ve tekrar odanın içindeki havada yansır. Bu yansıma tıpkı bir lastik topun duvara çarpıp geri dönmesi gibidir.
5- Yansıma olayında kullanılan yansıtıcı yüzey konumu değiştirilerek;
• Ses istenilen yöne yönlendirilebilir.
• Sesin daha uzaktan duyulması sağlanabilir.
• Sesin yansıma yönü değiştirilince duyulma mesafesi değiştirilir.
6- Banyo gibi bölümlerde yansıtma özelliği fazla olan malzemeler kullanıldığı için ses daha fazla yansır.
7- Spor salonlarında ses yansıması fazla olur. Salondaki sert ve düz yüzey ses enerjisinin büyük bir kısmını yansıtır.
8- Ses 340 m/sn hızla yayılır. Bir binanın önünde oluşan sesin binanın arkasında duyulmasının nedeni, sesin yan binalardan yansımasıdır.
9- Sesin yayılma özelliğinden yararlanılarak okyanusların derinliği ölçülebilir.
10- Tahta, üzerine düşen ses dalgalarının tamamına yakınını yansıtabilme özelliğine sahiptir.
2- Yankı Olayı :
Ses dalgalarının sert bir yüzeye çarpıp kaynağına geri dönmesine yankı denir. Yankı olayının gerçekleştiğinin anlaşılabilmesi için ses kaynağı ile sesin çarptığı engel arasındaki uzaklık hava ortamında en az 17 m olmalıdır.
Ses kaynağından yayılan ses dalgaları hem doğrudan hem de bir yüzeyde yansıma yani yankılanma sonucu kulağa gelir. Ses kaynağı ile yüzey arasındaki uzaklık 17 m' den daha az olursa kaynaktan yayılıp kulağa gelen ses ile yankılanma yani yansıma sonucu kulağa gelen ses birbirinden ayırt edilemez.
NOT :
1- Yankı olayı genellikle büyük duvarlar ve vadilerde gerçekleşir.
2- Yankı olayının gerçekleşmesi için kullanılan yüzeyin sert yüzey olması gerekir.
2- • İnsan kulağı 20 hertz lik frekanstaki sesleri algılayabilir.
• x = V.t = 340 . 1/20 = 17 m
SORU : 1- Ses yankılanmasında cisimlerin uzaklıkları nasıl ölçülür? (Uzaklık ölçen
cihaz engele ses dalgası gönderir. Engelden yansıyan sesin tekrar cihaza dönmesi arasında geçen süreden engelin uzaklığı belirlenir.)
3- Sesin Soğrulması :
Ses kaynağından çıkan ses dalgaları katı bir yüzeye (engele) çarptığında ses dalgalarının bir kısmı yüzey tarafından soğrulur, bir kısmı iletilir, bir kısmı da yüzey tarafından yansıtılır. Ses dalgaları katı yüzeye çarptığında bir kısmı soğrulduğu için yüzeyin diğer tarafına iletilen ses dalgalarının şiddeti azalır.
Maddelerin sesi soğurma özellikleri farklıdır. Sert yüzeyli katı cisimlerin sesi soğurma özelliği olmayıp bu cisimler sesi yansıtırlar. Yumuşak ve pürüzlü yüzeyler sesi daha fazla soğurabilirler.
NOT : 1- Yan odadaki TV sesinin duyulması, sesin soğrulup iletilmesi nedeniyledir.
4- Ses Yalıtımı :
Ses dalgalarının maddeler tarafından (maddelerin ses dalgalarını) iletilme özelliği sayesinde çevremizdeki sesler duyulabilir. Ancak aşırı gürültülü ortamlarda ses dalgalarının şiddeti fazla olduğu için bu ortamlar sağlık sorunlarına neden olur. Bu nedenle aşırı gürültülü ortamlarda ses yalıtımına ihtiyaç duyulur.
Sesin yayılmasının önlenmesine ses yalıtımı denir. Gürültü, şiddetli ses olduğu için sesi geçirmeyen veya daha az geçiren yani sesi fazla soğuran yalıtım malzemelerinin kullanılması gürültüyü önler yani ses yalıtımı sağlar.
NOT : 1- Kar yağdığında ortam daha sessiz olur. Bunun nedeni sesin kar tarafından
soğrulmasıdır. Kar sayesinde sesin yansıması azalır. (Kar yokken asfalttan yansıyan ses etrafa yayılır. Kar varken kar sesi soğurduğu için yansıma azalır).
2- Sesin kontrol edilebilmesi için yansımasının, iletiminin ve soğrulmasının nasıl gerçekleştiğinin bilinmesi gerekir.
3- Binalar yapılırken ses yalıtımının sağlanması için duvarlar sıvanır ve duvarların arasına sesin soğrulmasını sağlayan ses yalıtım malzemeleri (köpük) konur.
4- Araba egzozlarındaki susturucular motor sesinin şiddetini azaltmak için kullanılır. Susturucularda art arda odacıklar yapılır veya sesi soğurcu maddeler kullanılır.
5- Ağaçlar, ortamdaki sesin soğrulmasını sağlar.
6- Odadaki eşyaların yumuşak ve pürüzlü yüzeye sahip olması sesi dağınık yansımaya uğrattığı için sesin daha fazla soğrulmasını sağlar.
SORU : 1- Ses kayıt stüdyolarında tavan niçin pürüzlü şekilde yalıtım malzemeleri " kullanılarak yapılmıştır?
ÖRNEKLER :
1- Aralarında 850 m uzaklık bulunan iki noktadan birinden gönderilen ses diğer noktaya kaç saniye sonra ulaşır?
x = 850 m
V = 340 m/sn
t = ? sn
2- Dağın önünde duran kişi bağırdığında 4 saniye sonra kendi sesini tekrar duyuyorsa kişi ile dağ arasındaki uzaklık kaç m dir?
t = 4 sn
V = 340 m/sn
x = ? m
• Kişi kendi sesinin yankısını duyduğu için sesin aldığı yol kişi ile dağ arasındaki uzaklığın iki katı olur.
F- SESİN MADDESEL ORTAMLARDA YAYILMASI :
1- Ses Dalgalarının Maddesel Ortamlarda Yayılma Nedeni :
Ses bir enerji türüdür ve dalgalar halinde yayılır. Ses dalgalarının yayılabilmesi için ses dalgalarının kaynağından çıktığı ortamda maddeyi oluşturan taneciklerin (moleküllerin veya atomların) olması gerekir. Bu nedenle ses dalgaları katı, sıvı ve gaz gibi maddesel ortamlarda yayılabilir.
Boşlukta, maddesel ortam yani tanecikler olmadığı için ses boşlukta yayılmaz. Bunun nedeni de ses kaynaklarının titreşimleri sonucu yaydıkları titreşim enerjilerinin yayılabilmesi için taneciklere ihtiyaç vardır. Boşlukta tanecik olmadığı için ses kaynağının titreşim sonucu yaydığı titreşim enerjisi taşınamaz ve ses yayılamaz.
Bir kaynaktan çıkan ses dalgaları, etrafımızdaki hava moleküllerinin titreşmesi sonucu kulağımıza gelir.
ÖRNEKLER :
1- Sesin yayılması yan yana dizili madeni paralara benzetilebilir. Baştaki paraya kuvvet uygulanınca bu paranın enerjisi sırasıyla diğer paralar tarafından en sondaki paraya iletilir.
2- İki pet bardak ve bunları birbirine bağlayan iple sesin yayılması sağlanabilir. Ses bu olayda katı ve gaz halindeki maddelerde yayılmıştır.
• Ses, 1. kişinin ağzından çıkar ve hava tarafından 1. pet bardağa ulaşır.
• Ses, 1. pet bardaktan ipe ve ikinci pet bardağa ulaşır.
• 2. pet bardaktan havaya yayılır ve 2. kişiye ulaşır.
3- Bir yüzücünün su altında çıkardığı ses, su altındaki diğer kişiler tarafından duyulabilir.
4- Diyapazona lastik tokmağı ile vurulunca, tokmağın enerjisi diyapazona aktarılır. Diyapazonun titreşen kolu, kendisine değen hava moleküllerini titreştirir. Bu hava molekülleri titreşirken (ileri - geri hareket ederken) etrafındaki diğer hava moleküllerini de titreştirir ve havada görünmez bir dalga hareketi oluşur.
5- Bir hoparlörden ses yayılırken hoparlördeki kağıt (koni) ileri - geri titreşir. Bu kağıt ileri (dışa) doğru hareket ettiğinde önündeki hava moleküllerini iterek sıkıştırır. Hoparlördeki kağıt geriye (içeri) doğru hareket ettiğinde önündeki hava moleküllerinin arasını açar. Bu şekilde sürekli sıkışan ve ayrılan hava molekülleri ses dalgalarını oluşturur.
2- Ses Dalgalarının Yayılmasına Maddenin (Katı-Sıvı-Gaz) Halinin Etkisi :
Çevreden gelen ses dalgaları genellikle hava molekülleri sayesinde kulağa taşınır. Sesin iletilmesinde ortamdaki molekül ve atomların arasındaki boşluk önemlidir.
Katı maddeyi oluşturan molekül ve atomlar arasındaki boşluk sıvılardan, sıvı maddeyi oluşturan molekül ve atomlar arasındaki boşluk ta gazlardan daha azdır. Bu nedenle katı haldeki maddeler sıvı haldeki maddelere göre, sıvı haldeki maddeler de gaz halindeki maddelere göre sesi daha iyi iletirler.
Sesin yayılmasında yani iletilmesinde olduğu gibi sesin soğrulmasında ve yansımasında da katı haldeki maddeler, sıvı ve gaz halindeki maddelere göre sesi daha iyi soğururlar ve yansıtırlar.
Ses dalgaları maddesel ortamla karşılaştığında maddeden geçme, madde tarafından soğrulma ve maddeden yansıma olaylarını gerçekleştirebilir ve sesin madde ile etkileşim oranı maddenin cinsine bağlı olarak değişir.
3- Akustik ve Önemi :
Sesin özelliklerini inceleyen ses bilimine akustik denir. Akustik, gürültünün azaltılmasını, yankılanmanın önlenmesini, sesin yansıması ve soğrulması arasındaki uyumsuzluğun ortadan kaldırılmasını yani sesin kontrol altında tutulmasını sağlar. Akustik biliminin kullanılabilir olması için farklı cisimlerin sesle nasıl etkileştiğinin bilinmesi gerekir.
Akustik düzenlemeler sayesinde gürültü azaltılabilir yani gürültüye neden olan ses titreşimleri kontrol altında tutulabilir. (Gürültü nüfus artışı sonucu ortaya çıkar ve insanları rahatsız eder. Bunun için binalar inşa edilirken akustik özelliklerinin iyi olmasına dikkat edilir). Akustik özelliğin olmadığı veya zayıf olduğu ortamlarda gürültü kirliliği olur ve bu da insan sağlığına zarar verir.
ÖRNEKLER :
1- Antalya'da ki Aspendos Antik Tiyatrosunun akustik özelliği vardır.
2- Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye Camisinin akustik özelliği vardır.
3- Sinema, tiyatro ve konser salonlarının akustik özelliği vardır.
4- Ultrasonik Ses :
Saniyedeki titreşim sayısı 20.000 den fazla olan ses titreşimlerine ultrasonik (ses üstü) ses denir. Ultrasonik ses, günlük hayatta ve teknolojide kullanılır. Ultrasonik ses insan kulağı tarafından duyulamaz.
• Ultrasonik sesler, bazı hayvanlar tarafından (kedi, köpek, yunus) duyulabilir. Bu hayvanların eğitiminde ultrasonik ses çıkartan düdükler kullanılır.
• Ultrasonik seslerin yan etkisi bulunmadığı için hamile bayanların bazı hastalıklarının teşhis ve tedavisinde kullanılır. (Kalp problemi, tümör, böbrek taşı, safra kesesi taşı tespitinde ve böbrek ve safra taşlarının kırılmasında kullanılır).
• Ultrasonik ses, titreşim sayısı fazla olduğu için duyulabilen sese göre 100 bin kat daha fazla enerjiye sahiptir. Bu sesler duyulabilen seslere göre daha kolay yönlendirilir ve bu nedenle de teknolojide kullanılır. (Borunun kalınlığı veya çatlak olup olmadığı kontrol edilebilir).
• Ultrasonik ses, dezenfekte işlemi için kullanılır. (Gözlük ve takıların temizlenmesi için kullanılır).
• Heterojen karışımların karıştırılması için kullanılır.
• Beton blokların delinmesi için kullanılır.
• Katı maddelere şekil vermek için kullanılır.
• Anne filin çıkardığı ultrasonik ses, yavru filleri bulmak için, erkek filin çıkardığı ultrasonik ses diğer filleri uzaklaştırmak için kullanılır.
• Karanlık ortamlarda uçabilen yarasalar ultrasonik sesler çıkartarak bu seslerin yansıması sonucu yönlerini bulurlar veya avlanırlar.
• Ultrason cihazı, ultrasonik sesin üretilmesi prensibine göre çalışır. Ultrason cihazı sayesinde iç organlara ultrasonik sesler gönderilir ve bu ses dalgaları iç organlara tarafından yansıtılarak bilgisayarlar sayesinde görüntü halinde ekrana düşürülür.
NOT :
1- Kapalı mekânlarda yankı oluşumunun engellenmesi için sesi yalıtan yalıtım
malzemeleri kullanılmalıdır.
2- Sesin yansıma özelliğinden yararlanılarak maden yataklarının yeri belirlenebilir, deprem fayları belirlenebilir, deniz derinliği ölçülebilir.
3- Ses dalgaları kullanarak sudaki cisimlerin yerini ve derinliğini ayrıca denizlerin derinliklerini ölçmek için kullanılan cihaza sonar denir. Sonar cihazı ses dalgalarını gönderir ve ses dalgaları engele çarpıp yansıyarak tekrar cihaza ulaşır. Ses dalgalarının gönderildikten sonra tekrar geri gelmesi süresi hesaplanarak uzaklık ölçülebilir.
4- İnsan kulağı saniyede 20 - 20.000 titreşim arasındaki sesleri duyabilir.
Salınım Hareketi ve Özellikleri
Belirli bir sürede bir hareketin tekrarlanmasına salınım hareketi (basit harmonik hareket) denir. (Bir cismin yaptığı gidip gelme hareketine salınım hareketi veya basit harmonik hareket denir).
Bir ipe bağlanarak asılan cismin sallanma hareketi, yatay düzlemdeki yayın ucuna bağlanan cismin çekilmesi ya da itilmesi sonucu yaptığı hareket, düşey düzlemde bir noktaya asılan yayın ucundaki cismin çekilmesi ya da itilmesi sonucu yaptığı hareket salınım hareketidir (basit harmonik harekettir). Salınım hareketleri, bir çeşit titreşim hareketidir.
a) Denge Noktası :
Salınım hareketi yapabilen bir cismin hareketsiz kalabildiği konuma denge noktası denir. (Kinetik enerjisinin sıfır olduğu konuma denge noktası denir).
b) Genlik :
Salınım hareketi yapan bir cismin denge noktasından itibaren bir yönde ulaşabildiği en büyük uzaklığa genlik denir.
c) Frekans :
Salınım hareketi yapan bir cismin 1 saniyede yaptığı salınım sayısına (sıklığına) frekans denir.
d) Periyot :
Bir tam salınım hareketinin sapılabilmesi için geçen süreye periyot denir.
▪ Başlangıç Noktası : A noktası
▪ Denge Noktası : O noktası
▪ Genlik : AO veya BO arasındaki uzaklık
▪ Bir Salınım : A'dan başlayıp, O ve B'den geçip tekrar A'ya gelmesi
▪ Periyot : A'dan başlayıp tekrar A'ya gelme süresi
▪ Frekans : 1 sn'de yaptığı salınım sayısı
Ses - Ses Kaynağı ve Sesin Oluşması
Katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerin oluşturduğu maddesel (tanecikli) ortamlarda dalga şeklinde yayılabilen enerji türüne ses denir. Ses, maddeyi oluşturan taneciklerin titreşimlerinden dolayı oluşan bir enerji türüdür. Ses, madde değil bir enerji türüdür.
Ses üreten varlıkla (madde ya da cisme) ses kaynağı denir. Ses kaynakları esnektir.
Titreşim, bir cismin ileri geri gidip gelme hareketidir. Ses kaynakları titreşerek ses oluşturur ve ses veren her şey titreşir. Ses kaynağı titreşim hareketi yaptığında, bulunduğu maddesel ortamdaki tanecikleri titreştirir ve titreşen tanecikler ses oluşturur. Oluşan ses her yöne yayılır.
Yani ses madde moleküllerinin titreşimi ile oluşan bir dalga hareketidir.
Hazırlayan: Murat ÜSTÜNDAĞ
Kayseri Mithatpaşa İlköğretim Okulu Fen ve Teknoloji Öğretmeni
Ses Dalgası ve Sesin Özellikleri
SES
Ses kaynakları titreşerek ses meydana getirir. Titreşim, bir cismin ileri geri gidip gelme hareketidir. Ses veren her şey titreşir. Titreşen cisimler ses oluşturur. Ses veren cisimler esnektir. Esnek olan cisimler ses dalgaları meydana getirebilir ve ses dalgalarını iletebilir.
Ses üreten varlıklara ses kaynağı denir.Ses madde değil, enerjidir
SESİN OLUŞMASI VE YAYILMASI
Ses dalgaları titreşim kaynağından enerji taşırlar. Bu enerji, çeşitli ortamlar tarafından iletilir. Bu esnada ortam yer değiştirmez, hareket eden madde değil, hareket enerjisidir.Su yüzeyindeki dalgalar ile havada yayılan ses dalgaları farklıdır. Su dalgalarını gördüğümüz halde, ses dalgalarını göremeyiz. Ses dalgaları havada küresel olarak yayılır. Cisimlerin titreşmesi ile meydana gelen sesin kulağımıza kadar gelebilmesi için ses kaynağı ile kulağımız arasında katı-sıvı-gaz gibi esnek bir ortamın bulunması gerekir.
Yani ses boşlukta yayılmaz. Sesin farklı ortamlarda yayılma hızı da farklıdır.
Sesin yayılma hızı bazı etkenlere bağlı olarak değişir.Bunlar;
1- Sesin yayılma hızı ortamın sıcaklığına bağlıdır.
Sesin 0ºC de havada yayılma hızı 331m/s olduğu halde 20ºC de 344 m/s 'dir. Sıcaklık artıkça sesin o ortamdaki yayılma hızı da artar.
2- Sesin yayılma hızı ortamın cinsine bağlıdır.
Ses katı maddelerde en hızlı, gaz maddelerde ise en yavaştır.
3-Sesin yayılma hızı ortamın yoğunluğuna bağlıdır.
Ortamın yoğunluğu arttıkça sesin yayılma hızı da artar.
Ses oluştuğu ortamlarda dalgalar halinde yayılır.
Titreşen her madde ses oluşturur.Fakat bu oluşan ses dalgaları aynı değildir. Ses dalgalarının bazı özellikleri vardır.Bunlardan biri genliktir. Bir dalga tepesi ile dalga çukuru arasındaki mesafenin yarısına genlik denir.Bir çukur ve birde tepeden oluşan ( bir dalga boyu) dalgaya da periyot denir.
YANKI: Ses dalgalarının bir engele çarptıktan sonra yansıyıp geri dönmesi olayına yankı denir.
Bir engele ses dalgalarını gönderip engelden yansıyan sesin, tekrar geri dönmesi arasında geçen süreden engelin uzaklığı tespit edilir.
Gemilerde deniz derinliğinin saptanması, balık sürülerinin izlenmesi,batık gemilerin yerinin saptanması için sonar cihazları kullanılır. Sonar cihazları suyun sesi iletmesi sayesinde çalışır.
Yankı olayının gerçekleşmesi için gerekli en küçük uzaklık 20ºC de yaklaşık 17 metredir. Engelle aramızdaki uzaklık 17 metreden küçük ise, yansıyıp geri dönen ses dalgalarını ayırt edemeyiz.
REZONANS:Bir ses kaynağından yayılan ses dalgaları çevredeki bazı ses kaynaklarını etkileyerek titreştirebilir.
Frekansları aynı olan kaynaklardan biri titreştirildiğinde, diğer ses kaynağının etki ile titreşmesi olayına rezonans denir.
SESİN ÖZELLİKLERİ
Bir sesi, başka bir sesten ayıran özellikler vardır.Sesin özellikleri şunlardır:
1-Sesin şiddeti
2-Sesin yüksekliği
3-Sesin tını
1-SESİN ŞİDDETİ:
Sesin uzaktan veya yakından duyulabilme özelliğidir.Uzaktaki birine sesimizi duyurabilmemiz sesin şiddetine bağlıdır.Ses dalgalarında genlik ne kadar büyük olursa sesin şiddeti de o kadar büyük olur. Ses şiddetine gürlük de denir.
Ses şiddeti birimi desibeldir(dB).Yani sesin bir dalga boyundaki gücüdür.
GÜRÜLTÜüzensiz frekanslı sesler gürültü olarak adlandırılır. Bir sesin gürültü olup olmadığı ses düzeyine bakılarak belirlenir. Ses düzeyi, ses şiddeti ile ilgilidir.
İşitilebilen en hafif şiddetindeki ses 0 (sıfır) desibel olarak kabul edilir. Buna işitme eşiği denir. Normal konuşma sesi 30-60 dB arasındadır.
Bazı seslerin şiddeti şu şekilde belirtilebilir.
0db İnsanın duyabildiği en düşük ses şiddeti
60 dB Normal konuşma veya daktilo sesi
90 dB Kamyon sesi veya çim biçme makinesi sesi
100 dB Asfalt delme makinesi
115 dB Konser veya barlarda yüksek sesli müzik
140 dB Jet uçağı sesi
Genel olarak 85 dB üzerindeki sesin kulağa zararlı olacağı kabul edilir
2-SESİN YÜKSEKLİĞİ:
İnce sesi kalın sesten ayıran özelliktir.Bir sesin ince veya kalın olması, o ses kaynağının titreşim sayısına bağlıdır.
Bir ses kaynağının bir saniyedeki titreşim sayısına frekans denir.Frekans birimi hertz'dir. Hz ile gösterilir. Ses kaynakları çok hızlı titreşirlerse ince (tiz), az titreşirlerse kalın(pes) ses verir.Yani frekansı büyük olan ses, frekansı küçük olan sesten daha incedir.
Titreşen bir telin frekansı;
1- Telin boyuna (Telin boyu arttıkça frekansı küçülür, ses kalınlaşır)
2- Telin gerginliğine (Telin gerginliği arttıkça frekans büyür, ses inceleşir)
3- Telin kesitine (Tel kalınlaştıkça frekans küçülür, ses kalınlaşır)
4- Telin cinsine bağlıdır.
İnsanların duyabileceği ve üretebileceği seslerin belli frekans değerleri vardır.Normal bir insan kulağı 20Hz ile 20000 Hz arasındaki sesleri duyabilir. Frekansı 20000 Hz'nin üstünde olan sese ultrasyon denir.
3- SESİN TINI:
Her ses kaynağı kendine özgü ses çıkarır.Keman sesini mandolinden, kaval sesini flütten ayıran özelliktir. Aynı yükseklikte ve aynı şiddette başka başka müzik aletlerine ait sesleri kulağımız ayırt edebilir.İşte sesin bu özelliğine sesin tını adı verilir.
SES YALITIMI: Gürültüyü oluşturan ses olduğuna göre sesi geçirmeyen ve daha az geçiren maddelerin kullanılması gürültüyü önler.
Günümüzde ses yalıtımı sağlayan malzemeler üretilmektedir. Lastik, pamuk, yün, keçe ve halı gibi maddeler sesi az iletir, yansıtmaz, söndürür.Tahta, demir, bakır, alüminyum, taş ve beton gibi maddeler ise sesi iyi iletir.
SES KAYDI: Ses Kaydeden Araçlar İlk ses kaydı "fonograf" denen bir araçla yapılmıştır. (Thomas Edison tarafından 1877'de icat edilmiştir) Zamanla bu alanda çeşitli araçlar geliştirilmiştir. Gramafon, teyp ve modern stüdyolardaki kayıt araçlarıdır. İlk ses kaydı fonografta sesler, mum silindirlere kayıt yapılıyordu. Dönen taş plaklara kaydedilir.
Sesin banda kaydedilmesiyle ses kaydı gelişti. Sesli bir filmde ses, filmin kenarına kaydedilir. Müzik kasetleri, sesin kaset içinde banda kaydedilmesiyle istediğimiz zaman,kaset çalarla tekrar sese dönüştürmemizi sağlar.
SES İSKANDİLİ
Ses iskandili sesi ölçen bir alettir ses yalıtımında ve yankı oluşumunda kullanılan maddelerden oluşur.Ses iskandili sesi ölçtüğü için ses uzmanlıklarında da kullanılır. Sesi algılayarak ölçer.Yankıları algılayabilir.Buda onu daha çok özelleştiren bir özelliğidir. Gece kulüplerinde zabıtalar sesin şiddetini ölçmek için , sinema, tiyatro, konser salonu gibi mekanların ses yalıtımları, akustik düzenleri için kullanılır.Ses yalıtımında ve yankı oluşumunda
kullanılan maddelerden oluşur.
'Ses dalgalarının sert bir yüzeye çarpıp kaynağına geri dönmesine yankı denir. Yankı olayının gerçekleştiğinin anlaşılabilmesi için ses kaynağı ile sesin çarptığı engel arasındaki uzaklık hava ortamında en az 17 m olmalıdır.
(Ses kaynağından yayılan ses dalgaları hem doğrudan hem de bir yüzeyde yansıma yani yankılanma sonucu kulağa gelir. Ses kaynağı ile yüzey arasındaki uzaklık 17 m' den daha az olursa kaynaktan yayılıp kulağa gelen ses ile yankılanma yani yansıma sonucu kulağa gelen ses birbirinden ayırt edilemez).
NOT :
1- Yankı olayının gerçekleşmesi için kullanılan yüzeyin sert yüzey olması gerekir.
2- • İnsan kulağı 20 hertz lik frekanstaki sesleri algılayabilir.
• x = V.t = 340 . 1/20 = 17 m
ÖRNEKLER :
1- Aralarında 850 m uzaklık bulunan iki noktadan birinden gönderilen ses diğer noktaya kaç saniye sonra ulaşır?
x = 850 m
V = 340 m/sn
t = ? sn
sn
2- Dağın önünde duran kişi bağırdığında 4 saniye sonra kendi sesini tekrar duyuyorsa kişi ile dağ arasındaki uzaklık kaç m dir?
t = 4 sn
V = 340 m/sn
x = ? m
• Kişi kendi sesinin yankısını duyduğu için sesin aldığı yol kişi ile dağ arasındaki uzaklığın iki katı olur.
x = V . t = 340 . 2 = 680 m
Hazırlayan: Murat ÜSTÜNDAĞ
Kayseri Mithatpaşa İlköğretim Okulu Fen ve Teknoloji Öğretmeni
Bugün tabiatla ilgili herhangi bir soru soracak olsanız ,bunun gerçek ve bilimsel cevabını beklersiniz. Fakat eski zamanlarda insanlar bazı soruları efsanelerle cevaplandırır,tabiattaki bazı olguları gene efsanelerle açıklamaya çalışırlardı. Nitekim eski Yunanlılar da aynı şeyi yapmış, sesle ilgili yankı olayını gerçekten çok ilginç fakat masal olmaktan öteye geçmeyen bir efsaneyle açıklamaya kalkışmışlardı.
Bu efsaneye göre bir zamanlar son derece güzel olan bir orman perisi varmış. Adı Echo (Eko) olan bu perinin tek kusuru çok konuşmasıymış. Öyle ki, Tanrıça Hera günün birinde onu cezalandırmak zorunda kalmış. Eko kendine bir şey söylenmeden konuşmamak, sadece kendine söyleneni, yani işittiğini tekrarlamak cezasına çarpılmış. Ormanda dolaşan
Eko bir gün genç ve yakışıklı Narcissus (Narkis)'u görüp ona aşık olmuş. Ne yazık ki, Narkis kendine hayranmış. Kendinden başka kimseyi beğenmezmiş. Dolayısıyla Eko'nun aşkına da karşılık vermemiş. Kederinden eriyip giden Eko'dan geride sadece sesi kalmış. Bugün konuşup da aynı kelimeleri işittiğiniz zaman,söylediklerinizi aynen tekrarlayan ses iste onun sesiymiş.
İlginç, o oranda da hüzünlü efsanenin yankı olayını gerçek ve bilimsel anlamda açıklamadığı muhakkak. yankı olayını açıklayabilmek için,ses hakkında bilimsel bazı gerçekleri öğrenmek gereklidir. Ses, açık havada, saniyede yaklaşık olarak 352 metre hızla yol alır. Havada yol alan sesin hareketi,durgun bir suya atılan taşın, suyun yüzende meydana getirdiği iç içe dairelerin hareketini andırır. Ayrıca,belirli bir kaynaktan çıkan ses,tıpkı bir elektrik ampulünün ışığı gibi her yönde yayılır.
Bu yayılma düzeninde ses dalgalarının karşısına herhangi bir engel çıktığı zaman, engele çarpan ses yansıyacak, geri dönecektir. Sözkonusu yansıma da,bir tekrar niteliğindeki "yankı" yı meydana getirir. Tabii,bazı engeller yankıya sebep olmayabilirler. Bazı maddeler sesi yansıtacakları yerde onu absorhe eder, emerler. Bu durumda ses yansımaz. Yankı da olmaz. Fakat genellikle,düzgün yüzeyler,yüksek duvarlar, kayalıklar,bir evin cephesi,kendine çarpan sesi yansıtır.Yani yankının meydana gelmesine sebep olur.
Bu bakımdan en ilginç gerçek,bulutların da sesi yansıttığı, dolayısıyla yankı meydana getirdiğidir, Gökgürültüsü, ilk keskin ve patlama halindeki sesin bulutlara çarparak tekrar tekrar işitilmesidir.
yankı olayının bu bilimsel açıklaması belki eski Yunanlıların efsanesi kadar ilginç ve renkli değildir ama gerçeğin ta kendidir.
Işık, yüksek derecede ısıtılan cisimlerin ya da çeşitli biçimleriyle uyarılan cisimlerin yaydığı, gözle görülen ışımaya denir. Işık çevremizdeki cisimleri görmemizi sağlayan enerjinin özel bir şeklidir.
Güneş ve diğer yıldızlar gibi kendiliğinden ışık vererek çevresini aydınlatan cisimlere doğal ışık kaynağı denir. Mum, elektrik ampulü, kandil ve ateş gibi kaynaklar da yapay ışık kaynaklarıdır. Belirli koşullar sağlandığında bu maddeler, ışık kaynağı hâline gelir. Isıtılan demir akkor hâline geldikten sonra, çevresine parlak bir ışık yayar. Yanmakta olan mum ve petrol alevi çevreyi aydınlatır.
Maddeler, ışığı geçirip geçirmeme derecesine göre üç grupta toplanır. Üzerine düşen ışığın büyük bir kısmını geçiren maddelere "saydam madde" denir. Hava, su ve cam gibi maddeler saydamdır. Gazlar genellikle ışığı geçirir. Benzin, gaz yağı, kolonya ışığı geçirir. Bazı maddelerse ışığın bir kısmını geçirip bir kısmını geçirmez. Böyle maddelere "yarı saydam madde" denir. Buzlu cam, mika ve yağlı kâğıt gibi maddeler yarı saydamdır.
Üzerine düşen ışık ışınlarının tümünün geçişini engelleyen maddelere "saydam olmayan (opak) madde" adı verilir. Kâğıt, odun, taş ve metaller saydam değildir. Cıva, süt, fuel-oil gibi sıvılar da ışığı geçirmez. Bu yüzden saydam olmayan maddeler, bir ışık kaynağı önüne konulursa, cismin arkasında koyu karanlık bir bölge oluşur.
Kalınlığı artan maddelerin saydamlığı azalır. Su, saydam bir maddedir. Oysa, denizlerde derinlere inildikçe suyun saydamlığı azalır ve ışığı daha az geçirir.
Işığın Yansıması
Işık kaynağından çıkarak çevreye yayılan ışın demetleri, bir yüzeye çarpınca yön değiştirerek geldiği ortama geri döner. Bu olaya "yansıma" denir. Çevremizdeki cisimleri, gözümüze yansıyarak gelen ışınlar sayesinde görürüz. Periskop, mikrodalga fırın, teleskop, ışıldak, deniz feneri, otomobil farı, uydu yayınlarını alan çanak antenler ve dikiz aynaları, yansıma olayından yararlanarak yapılmaktadır.
Yansıma olayında, ışık kaynağından çıkarak bir yüzeye ulaşan ışına "gelen ışın", yüzeyden geldiği ortama geri dönen ışına da "yansıyan ışın" denir. Işığın aynaya düştüğü noktadan aynaya çizilen dikmeye "normal" denir. Gelen ışının normalle yaptığı açıya "gelme açısı", normalle yansıyan ışın arasındaki açıya da "yansıma açısı" denir. Yansıma yasalarına göre, gelen ışın, yansıyan ışın ve ayna normal aynı düzlemdedir. Gelme açısının değeri yansıma açısının değerine eşittir.
Aynalar ve cilâlanmış yüzeyler parlaktır. Üzerlerine düşen ışığı düzenli olarak yansıtırlar. Paralel ışın demeti böyle düzgün yüzeylere düştüğünde, o yüzeylerden yine paralel olarak yansır. Bu tür yansımaya düzgün yansıma denir.
Mikroskop altında incelediğimizde, birçok maddenin yüzeyinde küçük düzensizlikler vardır. Paralel ışın demeti bu çeşit bir yüzeye düştüğü zaman değişik yönlere doğru yansır. Bu olaya ise "dağınık yansıma" denir. Tahta, kâğıt, duvar gibi yüzeylerde dağınık yansıma görülür. Dağınık yansıma sonucu aydınlatılmış cisimleri görebiliriz
1-Gelen ışın , normal ve yansıyan ışın aynı düzlemdedir.
2-Gelme açısı yansıma açısına eşittir.
3-Normal üzerinden gelen ışın kendi üzerinden yansır.
4-Bir düzlem aynaya gelen ışın,aynayla yaptığı açı kadar açı yaparak yansır
5-Bir düzlem aynaya gelen ışınla yansıyan ışın arasındaki açının yarısı gelme açısına veya
yansıma açısına eşittir.
6-Gelme açısı ile,gelen ışının aynayla yaptığı açının toplamı,yansıma açısıyla yansıyan ışının
aynayla yaptığı açının toplamı 90 derecedir.
Isı yalıtımı nedir
Farklı sıcaklıktaki iki ortam arasındaki ısı geçişini azaltmak için yapılan işlemlere ısı yalıtımı denir. Bu işlem binalarda; ısı kaybı olan duvarlara (dış duvarlar), çatıya ve tabana ısı yalıtım malzemeleri tatbik edilmesiyle yapılır.
Isı yalıtımının faydaları nelerdir?
" Isı yalıtımı yapılmasıyla, binadan dışarıya olan ısı kaybı yalıtımsız duruma göre azalır, dolayısıyla ısınma için tüketilen yakıt miktarı da azalmış olur. Bu azalma miktarı, binanızın bulunduğu iklim bölgesine göre değişmekle birlikte %50 - %70 arasındadır. Yani yalıtımsız bir eviniz varsa ve kışın evinizi ısıtmak için ayda 100 birim yakıt tüketiyorsanız, evinizi yalıtarak bu tüketimi 50 birime hatta 30 birime düşürebilirsiniz. Başka bir ifadeyle ayda 100 TL yakıt faturası yerine, ayda 50 TL hatta 30 TL fatura ödersiniz.
" Isı yalıtımlı duvarlarda iç yüzeylerde terleme sonucu küflenmeler, siyah lekelenmeler ve sıva veya boya kabarmaları (kış aylarında çok sık görülen, ama dışarıdan su sızması olarak nitelendirilen durum) oluşmaz.
" Yaşanılan odalar içinde hastalanmaya neden olan bölgesel sıcak-soğuk farkları oluşmaz, dolayısıyla sağlık harcamaları azalır.
" Isı yalıtımlı duvarların içinde difüzyon sonucu su yoğuşması oluşmayacağından, duvarlardaki malzemeler korozyona uğramaz (örneğin inşaat çelikleri paslanıp incelmez).
" Isı yalıtımlı binalar daha az yakıt yakacaklarından havayı kirletme miktarları azalır.
Isı yalıtımı pahalı mıdır?
Isı yalıtımının da belirli bir maliyeti vardır. Ancak bu maliyet bina inşaat maliyetinin %2 'is ile %5 'i arasındadır. Üstelik ısı yalıtım uygulamasına verilen para, daha az yakıt yakarak ve daha küçük kapasiteli bir ısıtma sistemi kurarak birkaç ısıtma sezonu içinde geri kazanılır (amorti edilir).
Isı yalıtımının yalnızca bireysel kazancı mı var?
Hayır, toplumsal kazançları da vardır; Türkiye, DİE verilerine göre (1996), tükettiği toplam enerjinin %61,5 'ini ithal etmektedir ve toplam tüketimin %29 'u binaların ısıtılmasında kullanılmaktadır.
Bulunduğu ortama göre sıcaklığı fazla (yüksek) olan her madde çevresine ısı aktarır [virgül] yayar. Masa [virgül] insan [virgül] ateş [virgül] buz [virgül] su kendisinden daha soğuk bir ortamda bulunduğunda çevresine ısı aktarır [virgül] yayar. Isı enerjisi [virgül] maddelerde çeşitli yollarla yayılır.
Isı enerjisi iletim [virgül] konveksiyon (taşıma = sıvı ve hava akımı) ve ışıma (radyasyon) yolu ile yayılır.
1- Isı Enerjisinin İletim Yoluyla Yayılması (İletim) (Taneciklerin Çarpışmasıyla Isının Yayılması) :
Maddeyi oluşturan taneciklerin birbirine çarpması ile ısı enerjisinin aktarılmasına ısının iletim yoluyla yayılması denir. Isı enerjisinin iletim yoluyla yayılması bütün maddeler taneciklerden oluştuğu için katı [virgül] sıvı ve gazlarda görülür. Fakat ısının iletim yoluyla yayılması katı maddelerde [virgül] sıvı ve gaz halindeki maddelerden daha kolay gerçekleşir. Katılar ısı enerjisini sadece iletim yoluyla yayarlar.
Katı haldeki maddenin bir ucu ısıtıldığında ısınan uçtaki tanecikler diğerleri ile çarpışarak ısıyı diğer uca aktarırlar.
Katı haldeki madde ısıtıldığında [virgül] ısı enerjisini alan katı madde tanecilerinin hareket (kinetik) enerjisi arttığı için titreşim hızı da artar. Titreşen tanecikler (yerinden ayrılamayacağı için) etrafındaki diğer taneciklere çarparak diğer tanecikleri de titreştirir ve o taneciklerin de titreşim hızını bu nedenle de hareket enerjisini arttırır. Böylece ısı enerjisi bir tanecikten diğerine aktarılarak madde boyunca iletilmiş yani yayılmış olur.
Isıtılan Teldeki Isı Enerjisinin Telde Yayılması
a) Sıcaklıkları Farklı İki Madde Arasındaki Isı Aktarımının İletim Yoluyla Gerçekleşmesi :
Isı enerjisinin iletim yoluyla yayılması [virgül] maddeler birbirine temas ettiğinde de gerçekleşir. Sıcaklıkları farklı maddeler birbirine dokundurulduklarında yani temas ettiklerinde [virgül] sıcaklığı fazla olan madde ısı kaynağı gibi davranarak sıcaklığı az olan maddeye ısı enerjisi aktarır.
Sıcaklığı fazla olan maddeye dokunan soğuk maddedeki tanecikler ısı enerjisini alır ve tanecilerin hareket enerjisi arttığı için titreşim hızı da artar. Titreşen tanecikler (yerinden ayrılamayacağı için) etrafındaki diğer taneciklere çarparak diğer tanecikleri de titreştirir ve o taneciklerin de titreşim hızını bu nedenle de hareket enerjisini arttırır. Böylece ısı enerjisi bir tanecikten diğerine aktarılarak madde boyunca iletilmiş yani yayılmış olur.
ÖRNEKLER :
1- Sobaya konan çaydanlığın kendinin ve metal kulpunun ısınması.
2- Sobadaki tencerenin içindeki metal kaşığın ısınması.
3- Sıcak tavadaki katı yağın erimesi.
b) Maddelerin Isı İletkenlikleri :
Bütün maddelerin ısı iletkenlikleri farklıdır. Bazı maddeler ısıyı hızlı [virgül] bazıları da yavaş iletirler. Isı enerjisinin iletim yoluyla yayılması bütün maddelerde görülür. Bütün maddeler taneciklerden oluştuğu için katı [virgül] sıvı ve gazlar ısı enerjisini iletim yoluyla yayabilirler.
Isı enerjisinin iletim yoluyla yayılabilmesi için maddeyi oluşturan taneciklerin birbiri ile çarpışması ve çarpıştığı taneciği de titreştirmesi (yani ona ısı enerjisi aktarması) gerekir. Bu nedenle ısı enerjisinin iletim yoluyla daha iyi yayılabilmesi için tanecikler arasındaki boşluğun az olması ve taneciklerin düzenli olması gerekir.
Isı enerjisinin iletim yoluyla yayılması katı maddelerde [virgül] sıvı ve gaz halindeki maddelerden daha kolay gerçekleşir. Bunun nedeni ise katı taneciklerinin düzenli ve aralarındaki boşluğun çok az olmasıdır. Sıvı ve gaz halindeki maddenin tanecikleri arasındaki boşluk katılara göre daha fazla ve tanecikler daha düzensiz olduğu için ısı enerjisinin sıvı ve gazlarda iletim yoluyla yayılması katılara göre çok daha yavaş gerçekleşir.
Bütün maddelerin ısı iletkenlikleri farklıdır. Isının bir maddedeki yayılma hızı o maddenin iletken mi yoksa yalıtkan mı olduğunu belirtir.
Isıyı iyi ileten maddelere ısı iletkeni denir. Isı iletkenlerini oluşturan tanecikler arasındaki boşluk çok azdır ve tanecikler düzenlidir. Isı iletkenleri kısa sürede büyük miktarda ısı iletirler. Metaller (Bakır [virgül] alüminyum [virgül] demir [virgül] ) [virgül] diğer maddelere göre ısıyı daha hızlı iletirler ve ısı iletkenidirler.
Isıyı iyi iletemeyen maddelere ısı yalıtkanı denir. Isı yalıtkanlarını oluşturan tanecikler arasındaki boşluk çok fazladır ve tanecikler düzensizdir. Isı yalıtkanları kısa sürede çok az miktarda ısı iletirler. Tahta [virgül] plastik [virgül] beton [virgül] hava ısı yalıtkanıdır. Plastik köpük [virgül] cam yünü [virgül] pamuk [virgül] saman [virgül] asbest [virgül] çift camlı pencerelerdeki hava boşluğu [virgül] termoslardaki iç ve dış yüzey arasındaki havasız ortam (vakum) ısı yalıtımı için kullanılır.
SORU : 1- Isının farklı maddelerde farklı sürelerde yayılmasının nedeni nedir?
2- Tanecikleri arasındaki boşluk miktarı fazla olan sıvı ve gazlarda ısı iletimi hangi yolla olur?
NOT : 1- Elektrik enerjisini iletebilen maddelere iletken [virgül] iletemeyen maddelere yalıtkan denir. Elektrik enerjisini iyi iletebilen maddeler ısı iletkeni [virgül] iyi iletemeyen maddeler ise ısı yalıtkanıdır.
ÖRNEKLER :
1- Ateşin üstündeki üçayak ve onun üstündeki tencerenin ısınması.
2- Ateşin üstündeki tencerenin tutulurken kalın eldiven giyilmesi.
3- Tavaya konan katı yağın erimesi.
4- Bir ucu ateşin içindeki demir maşanın diğer ucunun ısınması.
ÖRNEKLER :
1- Şekildeki K çubuğu ısıtıldığında L [virgül] M [virgül] N noktalarındaki mumlardan (mumlara batırılan iğnelerden) hangisi önce erir (düşer)?
• K çubuğu ısıtılınca ısı [virgül] iletim yoluyla yayılacağı için önce L [virgül] sonra M [virgül] sonra da N mumu erir (iğnesi düşer).
2- Uzunlukları aynı [virgül] iletkenlikleri farklı olan üç cisim birleştirilip ortadan ısıtılıyor. X [virgül] Y [virgül] Z mumlarının erime (düşme) sırası nasıldır? (X [virgül] Y [virgül] Z mumlarından - balmumlarından - hangisi önce [virgül] hangisi sonra erir?)
• Orta iletken madde [virgül] ısıyı uçlarına aynı sürede ileteceği için önce Y mumu erir.
• İyi iletken ısıyı daha hızlı ileteceğinden sonra Z ve en sonra da X erir.
• Y [virgül] Z [virgül] X
3- Birbirlerine perçinlenmiş X [virgül] Y [virgül] Z balmumlarının bulunduğu K [virgül] L ve M çubukları özdeş ısıtıcılarla ısıtıldığında önce X [virgül] sonra Y [virgül] sonra da Z balmumu düşüyor. K [virgül] L [virgül] M metal çubuklarının ısı iletkenliklerini sıralayın.
• 1. ve 2. Çubuklar :
X [virgül] Y' den önce düşüyor. 1. ve 2. çubukta L metali olduğu için 1.' de X' in önce düşmesinin nedeni K metalinin iletkenliğinin M metalinin iletkenliğinden büyük olmasıdır.
• 2. ve 3. Çubuklar :
Y [virgül] Z' den önce düşüyor. 2. ve 3. çubukta M metali olduğu için 2.' de Y' nin önce düşmesinin nedeni L metalinin iletkenliğinin K metalinin iletkenliğinden büyük olmasıdır.
• L > K > M
4- Serin bir günde tahta sırada (bankta) oturan kişinin beton sıraya (banka) geçerse daha fazla üşümesinin sebebi nedir?
• Beton ısıyı tahtaya göre daha iyi iletir. Kişinin ısısını beton daha hızlı çeker ve başka bir yere iletir.
2- Isı Enerjisinin Işıma (Radyasyon) Yoluyla Yayılması (Tanecik Olmadan Isının Yayılması) :
Isı enerjisinin tanecik olmadan ışınlar sayesinde yayılmasına ışıma denir. Işıma yoluyla ısının yayılmasında temas yoktur ve ışıma ile ısının yayılması boşlukta ve saydam ortamlarda gerçekleşir.
Isı kaynağından çıkan ısı enerjisi etrafa enerji dalgaları şeklinde yayılır. Isı [virgül] ışık gibi davranır yani boşlukta veya saydam ortamlarda da yayılır. Isının iletim ve konveksiyon yoluyla yayılması için bir maddeye ihtiyaç olduğu halde ışıma yoluyla yayılması için bir maddeye ihtiyaç yoktur.
Bütün maddeler ışıma yoluyla etrafına az ya da fazla ısı yayarlar ve ışıma her yönde olur.
Koyu renkli yüzeyler [virgül] açık renkli yüzeylere göre hem daha fazla ışıma yaparlar hem de daha fazla ısı soğururlar.
Mat yüzeyler [virgül] parlak yüzeylere göre hem daha fazla ışıma yaparlar hem de daha fazla ısı soğururlar.
SORU : 1- Soğuk günlerde evin içinin sıcak [virgül] camın soğuk olmasının nedeni nedir?
a) Isının Güneş' ten Dünya' ya Ulaşması :
Dünya [virgül] Güneş ışınları sayesinde ısınır. Güneş' ten yayılan ışınlar uzay boşluğunda yayılarak (hareket ederek) ışıma yoluyla Dünya' ya gelirler. Uzay boşluğunda tanecik bulunmadığı için Güneş ışınları Dünya' ya çok kısa sürede gelir.
Dünya [virgül] gündüz Güneş' ten ışıma yoluyla gelen ışınlar sayesinde ısınır. Fakat geceleri [virgül] Güneş' ten ışıma yoluyla ısı alamaz. Gündüz [virgül] Güneş' ten ışıma yoluyla gelen ışınlar sayesinde ısınan Dünya [virgül] etrafına göre daha sıcak olduğu için gece etrafına ışıma yoluyla ısı yayar. Bu nedenle Dünya [virgül] gece ısı yaydığı için ısı kaybeder ve geceleri Dünya yüzeyi (taş [virgül] toprak [virgül] deniz [virgül] göl [virgül] kaya) daha soğuk olur.
Kışın güneşli günlerde evin güneş alan kısımlarının ısınmasının nedeni Güneş' ten Dünya' ya ışıma yoluyla ısının yayılmasıdır.
SORU : 1- Sıcak veya kışları soğuk geçen bölgelerde yaşanacak evler nasıl tercih edilmelidir?
2- Geceleri Dünya neden soğuk olur?
3- Neden havanın açık olduğu geceler bulutlu gecelerden daha soğuk olur?
ÖRNEKLER :
1- Soğuk bölgelerde Güneş gören ev ve işyerlerinin tercih edilmesinin nedeni [virgül] ışıma yoluyla gelen Güneş ışınları sayesinde ısınabilmek içindir.
2- Güneşli bir günde evin veya arabanın içinin ısınması fakat camın soğuk kalmasının nedeni cam gibi saydam maddelerin ışığı geçirdikleri için ısınmaması fakat cam ışığı geçirdiği için evin veya arabanın içinin ısınmasıdır.
3- Isı [virgül] yanan şömine [virgül] fırın ve lambadan ışıma yoluyla yayılır.
4- Güneş' ten Dünya' ya ısının gelmesi ışıma yoluyla gerçekleşir.
5- Topraktan yapılan cerelerin kullanılması.
b) Sera Etkisi :
Dünya'nın etrafını saran ve Dünya ile birlikte dönen hava tabakasına atmosfer denir. Güneş' ten Dünya' ya gelen ışınların bir kısmı atmosfere çarparak uzaya geri dönerken büyük bir kısmı da atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşır. Atmosfer bu nedenle yeryüzünün fazla ısınmasını engeller. Ayrıca atmosferi oluşturan gazlar [virgül] yeryüzüne gelen ışınların bir kısmının uzaya yayılmasını engeller (engelleyen perde oluşturur).
Atmosfer [virgül] Güneş ışınlarının bir kısmının yeryüzüne ulaşmasına ve yeryüzüne ulaşan ışınların bir kısmının yeryüzüne çarparak uzaya geri dönmesine izin verirken yeryüzüne ulaşan ışınların bir kısmının da uzaya yayılmasını engeller ve bu ışınların yeryüzünde kalmasını sağlar. Atmosferin yeryüzüne çarpan ışınların tamamının uzaya yayılmasını engellemesine sera etkisi denir. Böylece Dünya [virgül] atmosfer sayesinde canlıların yaşamasına elverişli sıcaklığa sahip olur.
c) Küresel Isınma :
Atmosferi oluşturan bazı gazlar Güneş ışınlarının bir kısmının yeryüzünde kalmasını sağlar. Fakat atmosferdeki karbondioksit ve karbon monoksit gibi bazı gazların miktarının artması nedeniyle uzaya yayılması gereken ışınlar yayılamazlar ve Dünya normalden fazla ısınır yani sera etkisi artar. Bu olaya küresel ısınma denir. Küresel ısınmaya neden olan karbondioksit gazı [virgül] sanayileşmenin artması [virgül] araçlardan çıkan egzoz gazları [virgül] yeşil bitkilerin azalması ve petrol [virgül] kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtların çok kullanılması sonucu artar.
NOT : 1- 1950' den bugüne kadar atmosferdeki zararlı gaz miktarı artmıştır.
2- Bulutsuz gecelerin [virgül] bulutlu gecelere göre daha soğuk olmasının nedeni sera etkisinin azalmasıdır.
3- Güneş ışınlarının zararları;
• Güneş yanığı yapar.
• Geçici olarak bağışıklık sistemini baskılar.
• Güneş ışınına duyarlı cilt hastalıklarının ortaya çıkmasına eden olur.
• Derinin destek dokularına zarar vererek deride kırışıklılığa yol açar.
• Gözde katarakt oluşumuna yol açar.
• Deri kanserlerine yol açar.
• Güneş ışınları tüm cilt kanserlerinin %90' ınından sorumludur.
• Çocuklukta karşılaşılan Güneş yanıkları cilt kanseri riskini arttırır.
4- Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için;
• Güneşli günlerde 11.00 - 16.00 arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamalıdır.
• Bulutlu havalarda Güneş görünmemesine rağmen ışınları yine etkiler.
• Gölgelerde [virgül] Güneş ışınlarının %60' ı engellenebilir.
d) Gece - Gündüz Arasındaki Sıcaklık Farklılığı :
Dünya' da geceleri gündüzlerden daha soğuk olmasına rağmen gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı en fazla 10 - 15 0C olur. Gece ve gündüz arasında sıcaklık farkının fazla olmamasının nedeni [virgül] gece Dünya tarafından ışıma sonucu etrafa yayılan ısı enerjisinin atmosfer tarafından uzaya yayılmasının engellenmesidir. Atmosfer olmamış olsaydı gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı daha fazla olurdu.
Bazı gezegenlerde ve uydularda atmosfer olmadığı için gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı fazla olur. Dünya'nın uydusu olan Ay'da da atmosfer olmadığı için gece ve gündüz arasında sıcaklık farkı fazla olur (gündüzleri 120 0C [virgül] geceleri -155 0C). Bu nedenle atmosferi olmayan gezegenlerde ve uydularda gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı fazla olduğu için canlıların yaşaması mümkün olmaz. Atmosfer sayesinde yeryüzü sıcaklığı yaşanabilir derecede olur.
e) Işın Soğurma ve Işın Yansıtmanın Maddenin Rengine ve Parlaklığına Bağlılığı :
Maddelerin [virgül] üzerine düşen ışınları tutmasına soğurma (ışın yutma = ışın emme = ışın tutma) denir. Farklı renkteki yüzeyler üzerine düşen ışınları farklı miktarlarda tutarlar.
Koyu renkli yüzeyler üzerine düşen ışınların çoğunu soğururken çok az kısmını yansıtırlar. Açık renkli yüzeyler üzerine düşen ışınların çoğunu yansıtırken çok az kısmını soğururlar. Bu nedenle koyu renkli yüzeyler daha fazla ışın soğurduğu için açık renkli yüzeylere göre daha fazla ısınırlar.
Mat (parlak olmayan) yüzeyler üzerine düşen ışınların çoğunu soğururken çok az kısmını yansıtırlar. Parlak yüzeyler üzerine düşen ışınları yansıtırlar. Bu nedenle mat yüzeyler daha fazla ışın soğurduğu için parlak yüzeylere göre daha fazla ısınırlar.
Parlak ve yansıtıcı yüzeyler [virgül] üzerine düşen ışınları yansıttığı için ısınmazlar. Bu nedenle parlak ve yansıtıcı yüzeyler [virgül] ısı yalıtımı gerektiren yüzeylerin kaplanmasında kullanılır.
SORU : 1- Sıcak bölgelerdeki evler niçin beyaza boyanır?
NOT : 1- Kışları koyu renkli kıyafetler giyilmesinin nedeni [virgül] ışınları daha fazla soğurabilmesi
içindir.
Yazları açık renkli kıyafetler giyilmesinin nedeni [virgül] ışınları daha az soğurması [virgül] büyük bir kısmını yansıtmasıdır.
2- Termosun içinin parlak olmasının nedeni [virgül] içindeki maddenin ısısını emmeyip geri yansıtmasıdır. Böylece içindeki sıcak maddenin soğuması önlenmiş olur.
Termosun dışının parlak olmasının nedeni [virgül] dışarıdan gelen ısıyı emmeyip geri yansıtmasıdır. Böylece içindeki soğuk maddenin ısınması önlenmiş olur.
3- Güneş enerjisinin siyah renge boyalı paneli [virgül] ışıma yoluyla gelen Güneş ışınlarını daha fazla soğurarak siyah renge boyalı panelin içindeki borularda bulunan suyun ısınmasını sağlar.
Güneş enerjisinin panelindeki cam saydam olduğu için Güneş ışınlarını geçirir ve ısınmaz.
Güneş enerjisinin panelindeki siyah renge boyalı borular ışıma yoluyla gelen ışınlarla ısınırken iletim yoluyla ısıyı suya aktarırlar.
4- Ayna cepheli binaların yapılmasının nedeni ısı yalıtımını sağlamak içindir.
SORU : 1- Fırında pişirilen yemeklerin folyo ile kaplanması ne fayda sağlar?
2- Fırından çıkartılan yemeğin üstündeki folyo niçin soğuktur?
3- Isı Enerjisinin Konveksiyon (Taşıma = Hava ve Sıvı Akımı) İle Yayılması (Taneciklerin Yer Değiştirmesi İle Isının Yayılması) :
Isı enerjisinin hava veya sıvı akımı ile yani taneciklerin yer değiştirmesi ile yayılmasına ısının konveksiyon yolu ile yayılması denir. Isının konveksiyon yoluyla yayılması sıvı ve gazlarda olur [virgül] katılarda olmaz.
Sıvılar ve gazlar akışkan özelliktedir yani tanecikleri öteleme hareketi yapabilirler. Sıvı ve gaz halindeki madde ısıtılınca (daha fazla yer kaplayacağı için) yoğunluğu azalır (genleşir [virgül] hacmi artar ve yoğunluğu azalır). Yoğunluğu küçük olan madde daima üstte [virgül] yoğunluğu büyük olan madde de daima altta olacağı için yoğunluğu azalan sıcak madde [virgül] yoğunluğu fazla olan soğuk madde ile yer değiştirir yani yukarı çıkar. Yoğunluğu azalan sıcak madde yukarı çıkarken tanecikler ısıtılma sırasında aldıkları ısı enerjisini de beraberinde taşırlar. Böylece ısı enerjisi taneciklerin hareketi ile maddenin her tarafına taşınmış olur.
a) Konveksiyon Yoluyla Bulut Oluşumu :
Yeryüzünde bulunan sular [virgül] Güneş' in ısı etkisiyle buharlaşarak su buharını oluştururlar. Yeryüzü ısındıkça ısınan hava taneciklerinin yoğunluğu azalır. Yoğunluğu azalan bu hava tanecikleri konveksiyon olayı ile yoğunluğu fazla olan soğuk hava tanecikleri ile yer değiştirir. Bu sayede sıcak hava tanecikleri yükselir. Sıcak hava tanecikleri yükselirken içindeki su buharı taneciklerini de beraberinde taşır. Hava taneciklerinin su buharı taneciklerini taşıması için havanın su buharına doyması ve ortamın (havanın) sıcaklığının düşmesi gerekir.
Sıcaklığı artan ve yoğunluğu azalan hava tanecikleri yükselirken kendinden daha az yoğun olan bir hava tabakasına ulaşır ve bu sırada yükselirken tekrar soğumaya başlar. (Her 100 m de 1 0C kadar soğur). Hava tanecikleri soğurken içindeki su buharı da soğur ve yoğunlaşarak tekrar su tanecikleri haline dönüşür.
Hava taneciklerinin atmosfere çıkarken içindeki su buharının su tanecikleri şeklinde yoğunlaşmasına bulut denir. Bulutların yeteri kadar soğuması ile yağışlar meydana gelir.
b) Konveksiyon Yoluyla Sıcak Hava Balonlarının Çalışması :
Bir cismin havaya yükselmesi için cismin yoğunluğunun havanın yoğunluğundan daha küçük olması yani cismin ağırlığının havanın ağırlığından (havanın kaldırma kuvvetinden) küçük olması gerekir. Bu düşünceye göre yapılan ilk uçabilen araçlar sıcak hava balonlarıdır.
Balonla ilk uçuş [virgül] 1783 yılında Joseph ve Etienne Montgolfier kardeşler tarafından gerçekleştirilmiştir. Montgolfier kardeşler kağıt bir balonla 1860 m yükselebilmişlerdir.
Balonların çalışma prensibi konveksiyon olayına dayanır. Konveksiyon olayına göre ısıtılan havanın yoğunluğu azalır ve yoğunluğu azalan hava yoğunluğu fazla olan hava ile yer değiştirirken yükselir.
Balonlarda yanmaz kumaşlardan yapılan ana gövde [virgül] bu gövdeye bağlı sepet ve balondaki havayı ısıtmak için kullanılan düzenek bulunur.
NOT : 1- Sıvı haldeki maddelerde tanecikler arasındaki boşluk katı maddelere göre daha fazla
olduğu için sıvılarda iletim yoluyla ısı yayılması katılara göre daha yavaş gerçekleşir.
2- Soğuk su üstte [virgül] sıcak su altta olduğu zaman ısı konveksiyon yoluyla yayıldığı için daha hızlı yayılır.
3- Sıcak su üstte [virgül] soğuk su altta olduğu zaman ısı iletim yoluyla yayıldığı için daha yavaş yayılır.
4- Katı maddelerde konveksiyonun gerçekleşmemesinin nedeni [virgül] katı taneciklerinin yer değiştirememesi yani öteleme hareketi yapamamasıdır.
SORU : 1- Volkan patlamaları nasıl gerçekleşir?
2- Bacalardan çıkan duman neden yukarı doğru hareket eder?
ÖRNEKLER :
1- Soba [virgül] kalorifer [virgül] klima havayı ısıtınca [virgül] ısınan hava genleşir ve yoğunluğu azalır. Bu nedenle ısınan hava tanecikleri hareket eder ve hareket ederken ısı enerjisini de beraberinde taşırlar.
2- Banyo kazanı [virgül] termosifon ve konveksiyon borusunda su ısıtılınca ısınan bölgedeki suyun yoğunluğu azalır ve yoğunluğu fazla olan su ile yer değiştirirken yukarı çıkar ve yerine soğuk su gelir.
3- Bir kazandaki su üstten ısıtılırsa konveksiyon akımı oluşmaz. Su kötü iletken olduğu için iletim yoluyla ısıyı iletmez. Suyun alt kısmı bu nedenle ısınmaz.
Teknolojik Gelişmelerin Solunum Sistemi Sağlığına Olumlu Olumsuz Etkileri
eknolojik gelişmelerin solunum sistemi sağlığına olumlu, olumsuz etkileri Solunum hastalıklarına karşı önlemler
Yalnızca beslenmemiz değil, solumamız da bizi biçimlendirir. Solunum
Doku ortamı sürekli olarak oksijenle beslendiğinde, pek çok hastalıklı doku değişiklikleri önlenmiş olur. Kan dolaşımı yoluyla dokulara taşınan oksijenin miktarı ise, öncelikle solumaya bağlıdır.
Değinilen konulara bakıldığında, bu sistem için öngörülecek olan önlemlerin, öncelikle düzenli beden hareketleri yapmak ve doğru solumak olduğu görülür. Solumak, farkına varılmadan gerçekleşen bir işlevdir, ama doğru ve bilinçli solunumun değeri anlatılmakla bitmez.
Tüm hastalıklarda olduğu gibi, burada da geçerli olan başlıca kural şudur: En etkili önlem, doğru yaşam biçimidir. Beslenme, hareketlilik ve yaşam kalitesi, akciğerlerin sağlığını büyük ölçüde etkiler. Akciğerlerin sağlığının korunabilmesi için, kişinin iç dünyası ve dış dünyası uyumlu bir akış içinde olmalıdır. Soluduğumuz hava eğer kirli ise, ormanların yapısında bozulmalar olduğu gibi, akciğerlerin yapısında da bozulmalar başlar. Kimyasal atıklarla, gazlarla ve dumanla kirletilmiş havadan kaçınmak gerekir. Duman konusu açılmışken, sigaradan da söz etmek gerekir. Tütün kullanımı, birey ile çevresi arasında katran ve külden bir katman oluşturarak, akciğerlerin ekolojik işlevini sınırlar. Bu durum, bronşitten kansere kadar uzanabilen çok önemli problemlere yol açabilir. Ayrıca, bedenin geri kalan bölümünün gereksinimi olan oksijen miktarının azalmasından kaynaklanabilecek oluşumları da unutmamak gerekir. Eğer kendimizi ve çevremizi iyileştirmek istiyorsak, sigarayı bırakarak iyi bir başlangıç yapabiliriz.
Ayrıca, tanınması ve kaçınılması gereken daha başka türsel tehlikeler de var. Bir enfeksiyondan (bulaşıcıdan) korunmanın en basit yolu, o enfeksiyon kaynağından uzak kalmaktır. Ama her zaman ve her yerde böyle davranamayacağımıza göre, bedenimizin savunma ve bağışıklık sisteminin hep sağlıklı ve çalışır durumda tutulması kaçınılmazdır. Bu şansa sahip olan beden, dış etkenlere karşı kendini korumada olağanüstü başarılara ulaşabilir. Ama bu düzeye ulaşabilmesi için onu, çeşitli vitaminleri içeren dengeli bir beslenmeyle ve düşüncelerin, duyguların, davranışların dengeli ve sağlığı destekleyici olduğu bir yaşam biçimiyle güçlendirmemiz gerekir. Bu bağlamda, gereksiz yere veya gereğinden fazla antibiyotik kullanımına son verilmesi doğru olur. Gerektiğinde ve gereğince kullanıldığında hayat kurtarabilen bu tür ilaçlar, sağlığımızı korumakla görevli olan savunma ve bağışıklık sistemini tam anlamıyla iflas ettirebilme gücüne de sahiptirler.
Ayrıca, antibiyotikler, uzun süreli kullanımları sürecinde, alışılmışın üstünde dirençli bakterilerin üremesini sağlayabilirler ve bu durum, söz konusu hastalığın tedavisinin giderek zorlaşmasına yol açar. Doktorların gözlemlerine göre, bu tür gelişmeler son otuz yıl içinde giderek endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Doğru bir yaşam biçimi ve uygun şifalı bitkiler seçimi sayesinde, çoğu zaman antibiyotik kullanımına gerek kalmayabilir. yalnızca başka organları ve sistemleri etkilemekle kalmaz, hastalıklara da yol açabilir. Beden bir bütün olduğuna göre, bu etkileşimin ters yönde gerçekleşmesi de olasıdır. Akciğer tedavisinde, dolaşım sisteminin durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Kalp ve dolaşım sistemi hakkında öğrendiklerimiz, akciğerler için de önemlidir. Bu doğrultuda, sindirim sisteminin ve özellikle dışkılama organlarının durumuyla da ilgilenmek gerekir; çünkü akciğerler, bağırsakların, böbreklerin ve derinin görevini, yani bedende oluşan atıkların dışkılanma görevini paylaşır. Bu organlardan herhangi birinde bir problem oluştuğunda, beden, öteki organlara daha fazla görev yükleyerek, dengeyi sağlamaya çalışır. Ama, atıkların dışkılanmasında akciğerlerin rolü sınırlıdır. Örneğin, bağırsaklardaki bir tıkanıklığa akciğerler çözüm üretemez.
Soluk Alıp Verme Mekanizması
Nefes alma sırasında; diyafram kasılarak düzleşir, kaburga kasları kasılır, göğüs boşluğu genişler ve akciğerde ki hava basıncı düşer.
Nefes verme sırasında; diyafram gevşeyerek kubbeleşir, kaburga kasları gevşer. Göğüs boşluğu daralır ve akciğerde ki hava basıncı artar.
Canlılarda çeşitli O2 taşıyıcı pigmentler (hemoglobin, hemosiyanin) bulunur.
İnsanda Solunum Sistemi
İnsanda Solunum Sistemi
Solunum elemanları sırası ile; ağız ve burun-gırtlak-soluk borusu-bronş-bronşcuk-alveol kesesi şeklindedir.
Burun boşluğunu döşeyen zar nemli ve kıllıdır. Hava burada temizlenir ve ısınır.
O2 alveollerden akciğer kılcallarına geçer.
Soluk borusu, yemek borusunun önünde yer alır. Besinler yutulurken epiglottis (gırtlak kapağı) otomatik olarak soluk borusunu kapatır.
Solunum merkezi omurilik soğanındadır.
Diyafram:
Göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran kas tabakasıdır. Memelilerin karakteristik özelliğidir, kuşlarda bulunmaz.
Pleura Zarı:
Akciğerleri saran ince zardır.
Teknolojik gelişmelerin dolaşım sistemi ile ilgili hastalıkların tedavisinde kullanımı
Hastalıklara karşı önlem almak, hastalıkları tedavi etmekten daha kolaydır. Önlem almak, bedensel, zihinsel ve ruhsal rahatlığı sağlamaya çalışmaktır. Hastalık hali ise, aşırı güçsüzlükler nedeniyle bedenin belirtiler vermeye başlamasıdır. Bu belirtilerin oluşması bazen yıllarca sürebilir, çünkü bedenimiz, hemen teslim olmadan, uzun süre savaşabilecek güce sahiptir. Genellikle yavaş, ama süreklilik gösteren bir kötüye gidiştir bu! Kendimizi geçen yılki gibi güçlü ve zinde bulmayız, sağlık durumumuz gerektiğince iyi değildir artık. Bu durum zamanla bir hastalık haline dönüşmeye başlar, ama biz durumumuzu ancak belirtiler açıkça ortaya çıktığında fark ederiz. Burada, kalp ve damar sistemi ile ilgili ayrıntılara değineceğiz. Bu ayrıntılar yalnızca adı geçen sistemlerle ilgili sorunları olanları ilgilendirmiyor. Onlar, yaşamları boyunca bu tür rahatsızlıklardan uzak kalmak isteyen her sağlıklı kişi için de geçerli. Konuyla ilgili dört etken göz önünde bulundurulmalıdır
Hareketlilik
Kullanılması, arada bir de olsa, elden geldiğince zorlanması, sistem için yaşamsal öneme sahiptir. Kalbin ve damar sisteminin gerçekten zorlandığının anlaşılabilmesi, ancak, kalp atışımızın hızlanmasına ve soluk soluğa kalmamıza neden olabilecek kadar yoğun bedensel hareketleri yapmakla mümkün olabilir. Ama bu yöntem, her gün soluksuz kalana kadar koşuşturmamız gerektiği biçiminde algılanılmamalıdır. Doğrusu, rahatlatıcı ve eğlendirici olabilen, belirli bir günlük disiplinle sürdürülen beden hareketleridir. Önemli olan, beden hareketleri de dahil olmak üzere, günlük yaşamın her alanında ölçüyü aşmamaktır.
Beslenme
Dolaşım sisteminin sağlığı, tüm besin maddelerinin içinde öncelikle yağ tüketiminin miktarına bağlıdır ve pek çoğumuz gereğinden fazla yağ tüketiriz. Son yıllarda, öncelikle hayvansal yağların kandaki kolesterol düzeyinin artmasında başlıca etken olduğu ve bu gelişmenin çeşitli dolaşım sistemi hastalıklarına yol açtığı savunuldu. Genel anlamda, hayvansal yağ tüketiminden vazgeçilerek, bitkisel yağ tüketimine geçişin yararları vurgulandı. Ama yapılan son araştırmaların sonuçlarına göre, konu bu kadar basit değil. Pek çok bulgu, bitkisel yağların da kolesterolü arttırıcı etki içerdiğini gösteriyor. Bu durumda seçilebilecek tek güvenli yol, her tür yağın tüketimini kısıtlamaktır. Bunun anlamı öncelikle, görünen yağlardan kaçınmak (et, tereyağı, sıvı yağlar) ve ayrıca, yağ tüketiminde önemli yer tutan, görünmeyen yağlardan da uzak durmaya çalışmaktır (süt, peynir, süt ürünleri, mayonez, pasta ve kurabiye). Bu tür gıdaların yerine, bolca taze sebze ve meyve, kepekli tahıl ürünleri ve baklagiller (fasulye, bezelye, nohut) tüketilmelidir. Özellikle baklagillerin ve yulafın kandaki kolesterol düzeyinin azalmasına yardımcı olabilecekleri ise unutulmamalıdır.
Tütün ve alkol
Sağlığına özen gösteren, öncelikle kalp ve damar sisteminin sağlığı ile yakından ilgilenen herkesin sigarayı bırakması ve alkol tüketimini kabul edilebilir düzeye indirmesi gerekir.
Stres
Günümüzün hızlı yaşam biçiminden kaynaklanan stres, başta kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları ve sinir sistemi rahatsızlıkları olmak üzere, pek çok hastalığa yol açmaktadır. Stres görece bir kavramdır, yani etkileri kişiliklere göre değişebilir. Ama stres etkilerini araştırmak yerine, kişilerin günlük yaşamda stresle nasıl başa çıkabildiklerinin araştırılması herhalde daha doğru olurdu. Stres etkilerinden ve duygusal rahatsızlıklardan korunarak, yaşamımızla ve sağlığımızla ilgili sorumluluklar yüklenebilmemiz için, çağımızın bize sunduğu çeşitli olanaklardan yararlanmayı öğrenmemiz gerekir. Stresten kaynaklanan rahatsızlıklara ve gerginliklere karşı şifalı bitkilerden de yararlanabiliriz. Ama çok daha doğru ve gerçekçi sayılabilecek yaklaşım, bu rahatsızlıklara yol açan nedenleri kendimizde aramak ve değiştirmeye çalışmaktır. Böylesi bir arayışa ve değişikliğe yönelmek için bilinç ve bazen de cesaret gerekir.