Garip07

Garip07

Üye
25.07.2006
Yarbay
47.009
Hakkında

  • Hücrenin Yapısı Hücrenin Özellikleri Hücre Çeşitleri

    HÜCRE ÇEŞİTLERİ

    1. Zarla Çevrili Çekirdeği Bulunmayan Hücreler - Prokaryotlar

    Bakteriler ve mavi-yeşil alglerdeki hücre tipleri bu gruba girer. Bunların çekirdek zarı ile çevrili çekirdekleri yoktur. Sitoplazmalarında mitokondri gibi zarlı organeller yoktur. Kalıtım maddesi olan DNA sitoplazma içerisine dağılmış durumdadır. Ribozomları vardır. Bu hücrelerin hayati faaliyetleri sittoplazmada ve hücre zarında gerçekleşir.
    Prokaryot hücre

    prokaryotik hücreler hayvansal hücrelerdir aynı zamanda bitkilerde ve insanlarda bulunur.

    2. Zarla Çevrili Çekirdeği Bulunan Hücreler - Ökaryotlar

    Ökaryotlar (Lat., Eukaryota), organel zarı bulunduran dolayısıyla çekirdek materyali hücrenin sitoplazmasına dağılmamış olduğundan da gerçek çekirdeğe sahip organizmaları kapsayan canlı âlemidir. Karyon Latincede çekirdek anlamını verir eu ön takısı da gerçek demektir.
    Prokaryot hücre

    Kalıtsal materyal, hücre içerisinde belirli bir zarla çevrilmiş çekirdeğin içinde bulunur. Kromozomlar DNA'dan ve proteinden oluşmuş olup, mitozla bölünürler. Sitoplazmalarında karmaşık organeller bulundururlar.

    Prokaryotlara göre çok gelişmişlerdir. Hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve protistler âlemlerini kapsar.



    Hücre —> Doku —> Organ —> Sistem —> Organizma
#26.04.2009 16:02 0 0 0
  • Hayvansal hücre çeşitlerinin araştırılması - Hayvan hücresi

    Hayvan hücresi, hayvanların dokularını oluşturan bir ökaryotik hücre tipidir. Hayvan hücreleri, diğer ökaryotlardan (özellikle bitki hücrelerinden) belirgin bir farklılık gösterir, hücre duvarı ve kloroplastları yoktur ve kofulları daha küçüktür. Hücre duvarı esnek olduğundan hayvan hücreleri çeşitli şekillere girebilir ve fagositik bir hücre başka cisimleri içine alabilir. İnsan hücreleri biyolojik olarak ökaryotik hücrelerle aynı kategoriden sayılırlar.

    noimage

    Hücre biçimleri

    Hücreler çok çeşitli biçimlerde olabilirler. Büyük bir çoğunluğu alyuvarlar gibi yumurta biçimli ya da küreseldir. Bunun yanısıra, mide hücreleri ya da meyve kabuğundaki hücreler gibi silindir biçimli; kas hücreleri gibi uzun; sinir hücreleri gibi dallı, deri ve çiçeklerin yapraklarındaki hücreler gibi yassı biçimli hücreler de vardır.Son yapılan araştırmalarda kare biçiminde hücrelerin olduğu tespit edilmiştir.

    Hücrenin boyutları genellikle birkaç mikronluk büyüklüğe ulaşabilir. Bir mikron milimetrenin binde birine eşittir.

    noimage

    noimage
#26.04.2009 15:57 0 0 0
  • Yağlar - yağların kimyasal özellikleri - yağların yapı görevi

    YAĞLAR

    Yağlar insan vücudu için gerekli olan enerjinin en önemli kaynaklarından biridir. her bir gram yağda 9 kalori bulunur. Diğer kalori kaynakları olan karbonhidrat ve proteinlerin bir gramında 4 kalori, alkolün ise bir gramında 7 kalori bulunur.
    Vücudumuz beslenme ile aldığı yağı depolar ,( vücudun yağ depolama kapasitesi sınırsızdır) enerjiye gereksinimi olduğu zaman bu depoları kullanır. Yağlar ayrıca A, D, E, K vitamini gibi yağda eriyen vitaminlerin emilimini sağlar, vücut ısısının korunmasını ve organların dış darbelerden korunmasını sağlar.
    Ancak yağın fazlası obezite, kalp hastalıkları ve kansere neden olabilir. Önerilen günlük yağ alımı günlük gereksinim duyulan kalorinin % 25-35 ini karşılayacak miktarlarda olmalıdır.
    Yağlar yağ asitleri denilen temel ünitelerden oluşur. Yağların tipleri çeşitli farklı özellikleri olan yağ asitlerinin değişik karışımı ile oluşur:

    1)YAĞLARIN KİMYASAL YAPI VE GÖREVLERİ

    Yapılarında karbon(c),hidrojen(h),oksijen(o)elementlerinden oluşur.Ayrıca yapılarında fosforve azot da buluna bilir.İçerdikleri karban miktarı,oksijene göre daha fazla oldugundan , yağlar vücutta yakıldığı zaman karbonhidrat ve proteine göre daha fazla enerji verirler. Yağ asitleri,nötralyağla(trigliserit, fosfolipit ve steroidler
    trigserit üç molekül yağ asitive birmolekül gliserinin(gliserol) ester bağları ile birleşesinden oluşur.Bu olaya esterleşme de denir.
    Yağların canlı vücudunda çeşitli görevleri vardır.Yağ çeşitlerinden olan fosfolipidler,hücre zarının önemli bir bileşenini oluşturur.Yağlar glikozla birleşerek glikolipidleri ,proteinle birleşerek lipoproteinleri oluşturur.
    Yağlar vucudun en ekonomik enerji kaynağıdır.yagların verdiği enerji , aynı miktarda karbonhidrat ve proteinden sağlanan enerjinin yaklaşık iki katıdır.

    2)YAĞLARIN ÇESİTLERİ

    Değişik yağ asitlerinin kullanılması çeşitli yağların oluşumunu sağlar.
    Yağ asitleri, karbon atomlarının oluşturduğu uzun zincire hidrojen atomlarını bağlanıması ile oluşur.
    Zincirin bir ucunda karbaoksil(COOH)grubu yer alır . Zinciri oluşturan diyer karbon atomlarınahidrojen bağlanmışdır.Yağlar doymuş ve doymamış olmak üzere iki kısımdan icelenir.

    a)Doymuş Yağlar:

    Genel olarak hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağlar fazla alındığında kolesterol düzeyini yükseltir, kalp hastalıkları, kanser ve şişmanlık için risk faktörleri oluşturur.Doymuş yağ asitlerinde yağ asidi zincirini teşkil eden karbonların zincir haricinde olan bağlarının hepsi Hidrojenle bağlanmıştır.Doymuş yağ asitleri insan vücudunda sentez edilirler.Hiç yağ yenmese bile bu tip yağ asitleri karbonhidrat ve protein metabolizması ile oluşan moleküllerden sentez edilebilir.
    Et, tam yağlı mandıra ürünlerinde (peynir, süt ve dondurma), kümes hayvanlarının derisinde ve yumurta sarısında bulunur. Hindistan cevizi, hurma yağı ve kakao yağı gibi bazı bitkisel besinler de doymuş yağ bakımından zengindir. Doymuş yağlar oda sıcaklığında katı haldedirler. Ancak zeytinyağ, ayçiçek yağı, kanola yağı, soya yağı, yerfıstığı yağı gibi sıvı yağlar da çok küçük miktarlarda olsa bile doymuş yağ içerirler.
    Doymuş yağlar vücutta hem toplam kolesterol, hem de kötü kolesterol olarak bilinen LDL (düşük yoğunluklu kolesterolün) yükselmesine neden olur.Bu da kalp hastalığı riskini arttırır.
    Günlük alınan toplam kalorinin en fazla % 7 sinin diyetteki doymuş yağlardan gelmesi önerilmektedir. Örneğin günlük 2000 kalori alan bir kişi en fazla 140 kaloriyi diyetindeki doymuş yağlarla alabilir. Yağın her bir gramında 9 kalori olduğu düşünülürse günlük alınacak maksimum doymuş yağ miktarı 15-16 gr civarında olmalıdır.

    b)Doymamış Yağlar:

    Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır.Oda sıcaklığında sıvı haldedirler ve büyük çoğunluğu bitkisel kaynaklıdır.Doymamış Yağ asitlerinde bir veya daha fazla karbonun birer bağı hidrojenle bağlanmamıştır.
    Doymamış yağlar tekli (monoansatüre) ve çoklu (poliansatüre) yağlar olarak ikiye ayrılırlar.Tekli doymamış yağ asitleri insan vücüdunda sentez edilebilir.Tekli doymamış yağların günlük kalori gereksiniminin maksimum % 15 ini, çoklu doymamış yağ asitlerinin ise maksimum % 10'unu karşılayacak şekilde alınması önerilmektedir.
    Tekli doymamış yağlar Zeytin ve kanola yağları, kabuklu yemişler ( fındık, fıstık, ceviz), kabuklu yemiş yağları (yer fıstığı ve badem yağları), avokado tekli doymamış yağları çok miktarda içerir. Bu yağlar oda sıcaklığında sıvı halde kalırken buzdolabına konduğunda yavaşça katılaşır.Çoklu doymamış yağlar gibi oksidasyona yatkın değildirler. Doymuş yağların yerine tekli doymamış yağların konması HDL kolesterol azalmasına karşı koyarken hem total hem de LDL kolesterolü azaltacaktır.
    Çoklu doymamış yağlar: Diyette doymuş yağ asitlerinin yerine çoklu doymamış yağların konmasiyle LDL'de düşme sağlanabilir. Çoklu doymamış yağ asitlerinin omega-3 ve omega-6 yağ asitleri olmak üzere iki ana grup vardır.

    Omega-6 yağ asitlerinden (major omega-6 yağ asidi Linoleik Asittir) zengin bitkisel yağlar mısır özü, ayçiçeği, soya fasülyesi yağıdır.Vücutta Linoleik asit araşidonik aside metabolize olur, bir kısmı da gamma linoleik aside dönüştürülür. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna yatkın olduğundan, diyette alınan linoleik asit miktarı total kalorinin %10'unu geçmemelidir.
    Omega-3 yağ asitlerinin major yağ asidi Alfa Linoleik Asittir. Alfa linolenik asit vücutta eikosapentaenoik aside (EPA) ve dokosahexaenoik aside (DHA) metabolize olur. Eikozapentanoik asit ve dokosahegzanoik asit soğuk su balıklarında ( somon, sardalya, uskumru, ton balığı vs.) bol miktarda bulunmaktadır. Balıklardaki bu yağ asidinin kaynağı beslendikleri deniz yosunlarıdır. Omega-3 yağ asitleri trigliserid düzeyini düşürürler ve yemek sonrası trigliserid artışını da engellemekte çok etkindirler. Bu etki LDL- ve VLDL yüksekliği gösteren kombine hiperlipidemilerin tedavisinde yararlı olabilir. Bunların kalp koruyucu etkisi, ayrıca, koagülasyon eğilimini, aritmileri ve ani ölümü azaltmalarına bağlıdır . Omega-3 yağ asitlerini tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur . Yapılan çalışmalarda etkili bulunan omega-3 yağ asidi dozu 850 mg ile 1.5 g'dır. Günde yağlı bir porsiyon balık yenmesi ile yaklaşık 900 mg omega-3 yağ asidi alınabilmektedir. Bu nedenle haftada en az 2 defa balık yenilmesi (300 g) önerilmektedir. Diğer bir omega-3 yağ asidi, alfa-linoleik asitin de MI riskini azalttığını gösteren çalışmalar vardır. Bu nedenle omega-3 yağ asitlerinin diyetle alınımı arttırılmalıdır. Omega-3 yağ asitleri yağlı deniz balıklarından başka bazı bitkilerde keten-tohumu ve yağında, kanola yağında, soya yağında ve fındıkta bulunmaktadır. Günde 5-6 adet gibi az miktarda fındık yenmesinin küçük bir yararı sözkonusu olabilecekken, total kaloriyi ve omega-6 yağ asitleri alımını da arttıracak şekilde daha fazla tüketilmesinin bir itiyat haline gelmesinden, kaçınılmalıdır.
    Omega-6 ve Omega-3 yağ asitlerinin ne oranlarda alınması gerektiği konusunda henüz tam bir görüş birliğine varılmamıştır. Son zamanlarda diyetle alınacak Omega-6/Omega-3 oranının 3/1 olması gerektiği konusunda yoğunlaşılmıştır. Ancak 1/1 olması konusunda da görüş bildiren çalışmalar vardır. Kaba olarak diyetle alınan omega-3 ü arttırmak, omega-6 yı ise sınırlamak akılcı olacaktır.

    Trans Yağlar:

    Trans yağlar, sıvı bitki yağlarının hidrojenizasyonu ile oluşan yağlardır.Yağ ne kadar hidrojene ise oda sıcaklığında o kadar katı olacaktır.
    Hidrojenize bitkisel yağlar ile pişirilen yiyeceklerde bulunurlar. Krakerler, margarinler, patates cipsleri, patlamış mısır, kremalı-karamelli bisküviler, şekerlemelerde bulunur. Trans yağları bazı et ve mandıra ürünlerinde de doğal olarak bulunabilir.
    Trans yağlar en tehlikeli yağlardandır. Vücuttaki LDL(kötü kolesterol) düzeyini yüksellttiği gibi HDL (iyi kolesterol) düzeyini de düşürür.Ayrıca kanser riskini (özellikle göğüs kanseri) arttırdığı düşünülmektedir. Kaçınılması gereken yağlardır.

    3)YAĞLARIN İNSAN VÜCUDU İÇİN ÖNEMİ

    Yağlar hücrede yapı ve enerji maddesi olarak kullanılır. Enerji kaynağı olarak öncelikle karbonhidratlar ikinci derecede de yağla kullanılır.Yağlar fazla alındıkarında kolayca yağ dokusu içinde depolanır.Deri altında ve iç organların çevresindeki depo yağlar, canlıyı soğuktan ve darbelerden korur.Kadınlar, erkeklerden daha kalın bir yağ tabakasına sahip olma eyiliminde olduklarından soğuya karşı daha dayanıklıdırlar
    Yağlar,yağda eriyen vitaminlerin(A,D,E,K) vücuda alınmasında kullanılır.
    Bazı yağların birleşiminde vücut tarafından yapılamayan büyüme,gelişme ve derinin sağlığı için gerekli olan yağ asitleri bulunur.
    vücuda fazla alınan karbonhidrat ve proteinler yağa dönüşerek vücutta depolanır.Aşırı yağlı ya da yağa dönüştürülebilen besinlerle beslenme damarlarda tıkanmalara yol açabilir;bunu sonucunda da kalp hastalıkları ve dolaşım bozuklukları ortaya çıkabilir.Ayrıca,şişmanlığa neden olabilir.

    4)YAĞ BAKIMINDAN ZENGİN BESİNLER

    Bitkisel ve hayvansal kaynaklı yiyeceklerden az ya da çok miktarda yağ bulunur.En çok yağ bulunduran bitkisel besinler,ayçiçegi ,zeytin,susam,pamuk çekirdeği,soya fsulyesi, ceviz,fıstıktır.
    Sebzeve meyveler de az miktarda yağ bulunur.Hayvanlarda yağlar, yağ dokuda bulunduğu gibi etin içinde de vardır.Diğer yağ kaynakları tereyağı,kuyrukyağı,içyağıdır.Süt ve yumurtada da yağ bulunur.Yumurtanın yağı daha çok sarı kısmındadır.
#26.04.2009 15:47 0 0 0
  • Hücrenin Keşfi Hücre Teorisi
    Canlıların yaşayan en küçük birimi hücredir.Hücre ilk defa 1665 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Robert Hooke tarafından keşfedilmiştir.Robert Hooke şişe mantarında aldığı kesiti mikroskopta incelemiş ve oda şeklinde yapılar görmüştür.Gördüğü yapılara hücre adını vermiştir.Leevwenhoek kendi yaptığı mikroskopla kirli sularda hareketli organizmaları gördü.Yaklaşık 200 yıl sonra Brown (1831) bitki hücrelerinde çekirdeği buldu.Purkinje ,Schwann ve Mohl gibi araştırmacılar hücre içindeki canlı yapıya plazma adını verdiler.Daha sonra hücreyi dış ortamdan ayıran bir zarın olduğu bulundu.Böylece yavaş yavaş canlıların hücrelerden yapıldığı fikri yayılmaya başladı.Bütün bu gelişmelere dayanılarak 19. asrın başında botanikçi Scleinden 1838 ve zoolog Schwann 1839 da bütün canlıların hücrelerden meydana geldiğini söyleyerek hücre teorisinin ilk temellerini attılar. Bu teori, biyoloji'de yapılmış genelleştirmelerin en geniş ve en temel olanlarından biridir. bir yıl sonra, 1939'da, Theodore schwann'ın (1810-1882) kıkırdak dokusunu inceleyerek, zamanın en önemli bilim adamı olan schleiden'in etkisi altında, hayvan dokularının da hücrelerden yapıldığını söylemesi üzerine schleiden'in görüşü kuvvetlenmiştir. schleiden'in hücrelerin çoğalmasında çekirdeğin merkez rolü oynadığını söylemesi Schwann tarafından da kabul edilmiş ve çekirdekli hücrenin canlı maddenin yapısal birimi olduğu görüşü genelleştirilmiştir. Schwann'a göre, bütün canlı organizmalar bir veya daha çok sayıda olan çekirdekli hücrelerden oluşurlar ve hücre canlı organizmanın görevsel birimidir. Bilim tarihi yazarları hücre teorisinin kurucusu olarak bu iki bilim adamını birlikte gösterirler.
    Bugünkü anlamda hücre teorisi;
    -Bütün organizmalar bir ya da daha fazla hücreden meydana gelir.
    -Hücreler bütün organizmaların yapı ve işlevlerinin temel taşıdır.
    -Yeni hücreler var olan hücrelerin çoğalmasıyla oluşur.
    -Canlının kalıtım maddeleri hücrelerde bulunur.

    Hücre teorisi 1858 yılında Rudolf Virchow ' un eklediği yeni maddelerde aşağıdaki şeklini almıştır:

    -Hücreler canlının en temel yapısal ve fonksiyonel birimidir.
    -Hücreler kendinden önceki hücrelerin bölünmesiyle oluşur.
    -Stilojideki son çalışmalar ve yüksek yapılı canlılar dikkate alındığında bu maddelere ek olarak iki yeni maddenin daha ilave edilmesi öngörülmektedir.
    -Çok hücreli canlıların farklı gruplar altında bir araya gelerek tek bir bilim gibi işlemektedir.
    -Çok hücreli canlıların hücreli,bölünme,hareket,kendine özgü şekil almak,gerekli fonksiyonları gerçekleştirebilmek için birbirine ve ya katı bir yüzeye temas etmek zorundadır.

    Hücre yapısı ve çeşitli hücreler; Canlıların en küçük ve fonksiyonel yapı taşı olarak tanımlanmaktadır.Hücre teorisinde de anlatıldığı gibi bütün canlılar hücrelerden meydana gelir.Fakat hücreler canlının yaşadığı ortama ve canlılar alemindeki yerine göre tek hücreliler ve çok hücreliler olmak üzere 2 ana gruba ayrılır.Tek hücreli canlılar hayatın devamı için gerekli bütün görevleri kendi başlarına gerçekleştirirler.Çok hücrelilerde ise bir iş bölümü vardır ve hücreler bu fonksiyonlarını gerçekleştirmek üzere özelleşmişlerdir.Hücre şeklinin oluşumunda, yüzey gerilimi, komşu hücrelerin mekanik etkileri, stoplazma yoğunluğu, görev ve kalıtsal faktörler etkilidir.Amip, cıvık,mantar ve akyuvarlar gibi bazı hücrelerin belirli bir şekli yoktur.Bu hücreler şekilden şekile girebilirler.Serbest yaşayan alg, polen ve spor hücreler küre birbirine bağlı hücreler genellikle küp, prizma, silindir ve ya iki ucu sivri lif şeklinde bulunurlar.Hücrelerin büyüklükleri çok farklı olup en küçük hücreler gametler, bakteriler ve parazit tek hücreli canlılardır.Bu hücrelerin büyüklükleri 0,2-0,5 mikron çapındadır.En büyük hücre ise devekuşu ve tavuk yumurtalarının sarı kısmıdır.En uzun hücre ise 1 metre boyunda olan sinir hücreleridir.Hücreler yapılarına göre prokaryot ve ökaryot olmak üzere ikiye ayrılır.Prokaryotik hücre, tek hücreli canlılarda görülen ve organize bir çekirdeği olmayan hücre tipidir.Ökaryotik hücrelerde organize olmuş halde stoplazma içerisine dağılmış durumdadır.

    Hücre canlının en küçük yapı , üreme ve işlev birimidir.Bir hücrenin genel yapısı incelendiğinde içi yaşamsal olayların gerçekleştiği organel adı verilen yapısal bölümlerin bulunduğu görülür.Bu yapılar inorganik ve organik moleküllerden oluşur.

    Canlıların incelenmesi morfoloji, görev ve davranış bakımından farklı dört milyon civarında canlı türü olduğunu göstermektedir. Bunlar çeşitli bakteriler, mantarlar, tek hücreliler, bitkiler ve hayvanlardır. Fakat bu canlıların hücre seviyesinde incelendikleri zaman temel bir organizasyon planı gösterdikleri anlaşılmaktadır. Böylece hücre canlı organizmaların morfolojik ve fizyolojik bir birimi olur. Fakat hücre hakkında bu kavram oldukça yenidir. Aşağı yukarı 19. yüzyılın sonuna doğru, 1830-1880'lerde bu kavram geliştirilerek kabul edilmiş ve hücreyi inceleyen bir bilim dalı olan sitoloji, biyolojinin yeni ve ayrı bir dalı olarak gelişmeye başlamıştır. Son yıllarda sürekli olarak gelişen teknik imkânlar bu bilim dalına yeni görüşler getirmiştir ve böylece bu dalın adı da hücre biyolojisi olarak benimsenmiştir. Hücre biyolojisi kavramı sitoloji'den daha geniş bir kavram olup hücre morfolojisi dışında molekül seviyesinde hücrenin incelenmesi ile ilgili diğer konuları da içine almaktadır. Bu bilim dalının tarihi kısaca şöyledir:

    Daha eski yunan medeniyetlerinde bile, Aristotle (m.ö. 384-322) gibi filozoflar canlıların tekrarlanan birkaç elemandan yapılmış olduğunu söylüyorlardı. Fakat o zaman bu tekrarlanan yapılar bitkiler için yaprak, çiçek; hayvanlar içinse segment, organ gibi yapılardı. Bunlar canlıların mikroskobik yapılarıdır. Bu yapıları oluşturan hücreler bilinmiyordu. Rönesans'ta paracelsus da aynı görüşü paylaşıyordu. Çünkü eskiden teknik imkânları elverişli değildi, mikroskoplar yoktu. Böylece organizmalarda hücrelerin varlığının keşfedilmesi mikroskobun icadına bağlı kalmıştır. Önce optik mercekler geliştirilmiş, sonra bu mercekler bir araya getirilerek ilk önce basit mikroskoplar, daha sonra da bileşik mikroskoplar meydana getirilmiştir. Mikroskobun ilk defa ne zaman icat edildiğini tam olarak tespit etmek güçtür. Küçük cisimlerin büyütülmesini kolaylaştırmak amacıyla büyüteç olarak merceklerin kullanılmasına euclid (m.ö.590) zamanında rastlanır.
    Ondokuzuncu yüzyılın başına kadar bitki ve hayvan hücrelerinin aynı mikroskobik yapıda olduğu araştırıcıların gözünden kaçmıştır. Çünkü bitki hücrelerinin mikroskopta görülen bir duvarı vardır ve hooke ile Grew'in gözlemlerine göre, hücreler bu duvarlarla sınırlanmış canlı madde birimleridir. Hayvan hücrelerinin böyle duvarları ve sınırları görülmediği için bir yapı benzerliği bulunamamıştır. hooke, bitki hücrelerinin duvarlarını hücrenin kendisi olarak kabul etmiş, bu duvarlar arasında kalan esas hücre muhtevası o zaman gözden kaçmıştır.

    Ondokuzuncu yüzyılın başında organların kas, kemik, kıkırdak gibi doku adı verilen yapılardan oluştuğu biliniyordu. Fakat dokuların hücrelerden oluştuğu henüz açıklanamamıştı. Fransa'da, j.j. dutrochet (1776-1847) bitki ve hayvan dokularını karşılaştırmalı olarak incelemeye başlamış ve bu dokuların birtakım yapıştırma kuvvetleriyle bir arada tutulan küçücük hücrelerden oluştuğunu yazmıştır. bu açıklama Hooke'un yayınından 150 yıl kadar sonradır. bu arada, Robert Brown (1773-1858) bitki hücrelerini incelerken, hücre içerisinde daha yoğun yuvarlak bir kısım bulunduğunu gözleyerek buna çekirdek (nükleus) adını vermiştir(1831). Brown, daha sonra, bu gözlemini geliştirerek, 1883 yılında, bütün bitki hücrelerinde bir çekirdek bulunduğunu bildirmiştir. Böylece araştırmacıların dikkati hücre duvarından hücrenin içyapısına yönelmiştir. Hücredeki sıvı muhteva 1830'lara kadar canlı organizmanın esas maddesi olarak tanınmış ve j.e.purkinje tarafından buna, 1840'da, protoplazma adı verilmiştir.
#26.04.2009 15:43 0 0 0
  • Günümüzde Kullanılan Hücre Teorisi

    Günümüzde kullanılan hücre teorisine göre;
    1- Bütün canlılar, bir ya da daha çok hücreden oluşur.
    2- Hücre, canlının en küçük görev ve yapı birimidir.
    3- Hücre, kendinden önceki hücrelerin bölünmesiyle oluşur.
    4- Hücrede, canlıya ait bilgileri taşıyan maddeler (DNA) bulunur.

    1. Alternatif Etkinlik : Mikroskobun Keşfi (Öğretmen Kitabı - 19)
    Amaç : Mikroskobun keşfi ile ilgili verilen bilgilerin değerlendirilmesi ve
    soruların cevaplandırılması.
    Yapılacaklar : • Etkinlikte verilen metin öğrencilere okutulur.
    • Metnin sonundaki sorular öğrencilere yöneltilir.
    • Alınan cevaplarla öğrencilerin düşüncelerini paylaşmaları ve mikroskobun önemini algılamaları sağlanır.

    1. Etkinlik : Canlının En Küçük Yapı Birimi (Ders Kitabı - 19)
    Amaç : 1. Aşamanın amacı bitkilerin hücrelerden oluştuğunun kavranmasıdır.
    2. Aşamanın amacı ağız içi epitel hücresinin temel kısımlarını görerek hayvan hücresini tanımak.
    Yapılacaklar : • I. Aşamada;
    - Öğrenciler gruplara ayrılır.
    - Etkinlik sırasında bistüri kullanılacağı için öğrenciler uyarılır.
    - Soğan bistüri yardımıyla dörde bölünür.
    - Bir parça soğanın bir yaprağı çıkartılır ve pens yardımıyla soğanın bu yaprağından zarı ayrılır. Ayrılan zar büyüteç ile incelenir.
    - İncelenen zar üç parçaya ayrılır ve her biri birer lam üzerine konur.
    - Damlalık yardımıyla birinci lama bir damla su, ikinci lama bir damla yeşil gıda boyası, üçüncü lama bir damla siyah mürekkep damlatılır. Arada hava kabarcığı kalmayacak şekilde üzerine lamel kapatılır.
    - Hazırlanan örnekler mikroskopta incelenir ve gözlemler deftere çizilir.
    - Etkinlik sonunda öğrencilerin hücre duvarı, hücre zarı ve çekirdeği gözlemlemeleri beklenir.
    - Soğan zarında görülen yapıların hayvanlarda bulunup bulunmadığı sorulur.
    • II. Aşamada;
    - Temiz bir lamın üzerine damlalık yardımıyla bir damla su damlatılır.
    - Yanağın üç yüzeyi ya da dilin üst kısmı kürdanla hafifçe sıyrılır
    - Yanak veya dilden örnek alınırken dokulara zarar vermemeleri konusunda öğrenciler uyarılır..
    - Kürdanın ucu ile lam üzerindeki su damlacığı içerisinde bir süre küçük daireler çizilir.
    - Damlacığın üzerine hava kabarcığı kalmayacak şekilde lamel kapatılır ve mikroskopta incelenir.
    - Öğrenciler mikroskopta üst üste binmiş hücre kümeleri görebilir ve bunlardan birine dikkatleri çekilir.
    - Hazırlanan örnekteki lamelin kenarına damlalık yardımıyla metilen mavisi damlatılır ve örnek yeniden incelenerek gözlemler deftere çizilir.
    • Bitki ve hayvan hücrelerine ait gözlemlenen resimler öğrencilere çizdirilir ve kendi resimleriyle gerçek resimler karşılaştırılır.
    • Gözlenen hücrelerin gerçekte üç boyutlu olduğu fakat mikroskopta iki boyutlu göründüğü belirtilir.
    • İnsan hücrelerinin hayvan hücresi olup olmadığı konusunda insanların da memeli hayvan olduğu vurgulanır.
    • Sonuca Varalım Kısmında;
    - Soğan zarı hücresi köşeli, epitelyum hücre dairesel.
    - Soğan zarı hücresinde hücre duvarı bulunur, epitelyum hücrede bulunmaz.
    - Bitki hücreleri ve hayvan hücrelerinde gözlenen yapılardan bazıları ortak olarak bulunur.

    4. Etkinlik : İki Dost Hücre (Çalışma Kitabı - 13)
    Amaç : Hikaye okutularak soruları cevaplamaları istenir. Bu sayede bitki ve hayvan
    hücresinin temel kısımlarını ve bu hücreler arasındaki benzerlik ve farklılıkları öğrenmeleri sağlanır.
    Yapılacaklar : • Tahta iki kısma bölünür. Birinci kısma bitki ve hayvan hücresinin
    benzerlikleri, ikinci kısma da bitki ve hayvan hücresinin farklılıkları öğrenciler sayesinde yazdırılır.
    • Hikayeden faydalanılarak hücrede bulunan yapılar ve görevlerinin neler olduğu açıklanır.
    • Bitki ve hayvan hücreleri arasındaki benzerlik ve farklılıklar açıklanır.

    5. Etkinlik : Doğru Çıkış Hangisi? (Çalışma Kitabı - 14)
    Amaç : Verilen soru ve cümlelerin doğruluğunun kontrol edilmesini sağlamak.
    Yapılacaklar : • Bu etkinlik ödev olarak verilir.
    • Cümlelerin doğru veya yanlış olması durumuna göre doğru çıkış 1.
    çıkıştır.

    6. Etkinlik : Hücrelerdeki Benzerlik ve Farklılıklar (Çalışma Kitabı - 15)
    Amaç : Bitki ve hayvan hücrelerinin benzerlik ve farklılıklarının belirlenmesini
    sağlamak.
    Yapılacaklar : • Bu etkinlik ödev olarak verilir.
    • Bitki ve hayvan hücreleri arasındaki benzerlik ve farklılıklar yazılır.

    7. Etkinlik : İstasyon Etkinliği (Çalışma Kitabı - 15)
    Amaç : Hücreyle ilgili temel kavramların uygulanmasının sağlanması.
    Yapılacaklar : • Sınıfta üç grup oluşturulur ve gruplara isim verilir.
    • Sınıf içinde bitki ve hayvan hücresine ait üç istasyon kurulur.
    • Hikaye İstasyonu; Birinci istasyonda hücreleri anlatan hikaye yazılır.
    • Resim İstasyonu; İkinci istasyonda hücreleri tanıtan resim çizilir.
    • Slogan İstasyonu; Üçüncü istasyonda hücreyle ilgili slogan yazılır.
    • Her istasyondaki bekleme süresi en fazla 5 dakikadır.
    • Elde edilen ürünler sınıf panosunda sergilenebilir.
#26.04.2009 15:43 0 0 0
  • Hücre Zarından Maddelerin Geçişi - Hücre ve Hücre zarından madde geçişi

    Hücre zarı seçici-geçirgen özelliktedir ve her madde hücre zarından geçemez.
    Hücre zarı ; • Küçük moleküller büyük moleküllere göre,

    • Nötr maddeler iyonlara göre,
    • Yağda çözünenler maddeler, çözünmeyen maddelere göre,
    • (-) iyonlar, (+) iyonlara göre daha kolay geçerler.

    Hücre zarından madde geçişi pasif taşıma ve aktif taşıma olmak üzere iki şekilde gerçekleşir.

    a) Pasif Taşıma :
    Maddelerin taşınmasında hücre enerji harcamıyorsa bu taşımaya pasif taşıma denir. Pasif taşımada madde, çok yoğun ortamdan (çok olduğu yerden) az yoğun ortama (az olduğu yere) geçer. (Arabanın yokuş aşağı inmesi).
    Pasif taşıma osmoz ve difüzyon olmak üzere iki şekilde gerçekleşir.

    • Osmoz : Çözen maddenin (sıvının) çok yoğun ortamdan az yoğun ortama
    geçmesi.
    • Difüzyon : Çözünen maddenin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama geçmesi.

    b) Aktif Taşıma :
    Maddelerin taşınmasında hücre enerji harcıyorsa bu taşımaya aktif taşıma denir. Aktif taşımada madde az yoğun ortamdan çok yoğun ortama geçer. (Arabanın yokuş yukarı çıkması).

    c) Turgor :
    Çok yoğun ortama konan hücrenin su alarak kofulunun büyümesi ve kofulun hücre çeperine basınç uygulamasına turgor, bu basınca da turgor basıncı denir. (Tuzlu suda bekleyen hücrenin saf suya konması).


    ÖRNEKLER :

    1- Şekerin suda çözünmesi, kolonyanın kokusunun etrafa yayılması difüzyondur.
    2- Bir bitki hücresi kendinden daha yoğun tuzlu su veya şekerli su ortamına konursa su kaybederek büzülür. Bu olay osmozdur.
    3- Tuzlu su veya şekerli su ortamındaki hücre, saf suya konursa hücre su alarak şişer. Bu olay osmozdur

    Hücre
    Hücre ilk defa 1665 yılında Robert Hooke tarafından keşfedilmiştir. Robert Hooke Şişe mantarından aldığı kesiti mikroskopta incelemiş ve oda şeklinde yapılar görmüştür. Gördüğü bu yapılara "Hücre"adını vermiştir.
    Yaklaşık iki yüzyıl sonra Brawn (1831) bitki hücrelerinde "çekirdeği" buldu. Purkinje, Schwann ve Mohl gibi araştırmacılar hücre içindeki canlı yapıya "plazma" adını verdiler. Daha sonra hücreyi dış ortamdan ayıran bir zarın olduğu bulundu. Böylece yavaş yavaş canlıların hücrelerden yapıldığı fikri yayılmaya başladı.
    Bütün bu gelişmelere dayanılarak on dokuzuncu asrın başındaki botanikçi Schleiden 1838 ve zoolog Schwann 1839da "bütün canlıların hücrelerden meydana geldiğini"söyleyerek hücre teorisinin ilk temelini attılar. Daha sonra hücre teorisi,1858 yılında Rudolf Virchow'un eklediği yeni maddelerle aşağıdaki şeklini almıştır.
    • Bütün canlılar bir veya daha çok hücreden meydana gelmiştir.
    • Hücreler , canlıların en temel yapısal ve fonksiyonel birimidir.
    • Hücreler , kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesi ile meydana gelirler.
    Sitolojideki son çalışmalar ve yüksek yapılı canlılar dikkate alındığında ,bu maddelere ek olarak iki yeni maddenin daha ilave edilmesi öngörülmektedir.
    • Çok hücreli canlıların hücreleri farklı gruplar altında bir araya gelerek tek bir birim gibi işlermektedirler(Doku oluşumu)
    Çok hücreli canlıların hücreleri bölünme,hareket ,kendilerine özgü şekil aşabilmek ve gerekli foınksiyonları gerçekleştirebilmek için birbirlerine veya katı bir yüzeye temas edebilmek zorundadırlar.
    Hücre zarından madde geçişi
    Hücre zarı , seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Molekül büyüklüğüne,yağda veya suda çözünmesine, polaritesine , ortamdaki yoğunluğuna veya türüne göre zar üzerinden madde taşınması dört farklı şekilde gerçekleştirilir.
    Hücre zarından madde geçişi
    Pasif taşıma
    Difüzyon
    Kolaylaştırılmış difüzyon
    Osmoz
    Plazmoliz
    Deplazmoliz
    Diyaliz
    Aktif taşıma
    Endositoz
    Fagositoz
    Pinositoz
    Ekzositoz
    1.Pasif taşıma
    Maddelerin enerji harcamadan , yoğunluk farkından dolayı hücre zarındaki porlardan veya fosfolipit tabakadan doğrudan geçmesidir. Hücrelerde pasif taşıma üç şekilde görülür:
    a. Difüzyon
    Difüzyon, bir maddenin konsantrasyonunun yüksek olduğu yerden düşük olduğu yere doğru hareketine denir. Örneğin bir kokunun bütün odaya yayılması veya bir damla mürekkebin bir bardak suya atılınca bütün bardağı boyaması gibi. Aynı kural hücre için de geçerlidir. Örneğin sitoplazmada glikoz sürekli olarak tüketilmekte ve artık maddelerin yoğunluğu artmaktadır.Dış ortamda glikoz arttığında ,iç ve dış ortam arasındaki yoğunluk farkı glikozun enerji
    veya eksi yöndeki bir değişiklik difüzyonu yeniden başlatır.
    Por içinden difüzyonla taşınacak maddenin porlardan geçecek kadar küçük olması ve suda çözünebilir olması gerekir.Büyük moleküller pordan geçemezler. Örneğin glikoz difüzyonla taşınırken ,nişasta taşınamaz. Por sayısının fazla olması difüzyon hızını artırır. Yağda çözülen maddelerin difüzyonla taşınması için büyüklük sınırı veya por kullanma gereği yoktur. Hücre zarı lipit(yağ)yapısında olduğundan , bu maddeler herhangi bir yerinden geçebilirler.
    Kolaylaştırılmış Difüzyon
    Su ve yağda erimeyen maddelerin (klor iyonları) ve glikoz ,galaktoz ,fruktoz gibi şekerlerin zardan geçişi , kolaylaştırılmış difüzyon denilen pasif bir yolla olur.
    Taşınacak madde zarda bulunan taşıyıcı proteinle birleşir. Madde , birleştiği taşıyıcı proteinle "sustrat-enzim"gibi yüzey uygunluğu gösterir(Taşıyıcı protein taşınacak maddelerin yapısına göre şeklini değiştirir.).Madde geçişi gerçekleştikten sonra taşıyıcı protein tekrar önceki şeklini alır. Geçişme yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama
    doğru olur. Por sayısındaki artış kolaylaştırılmış difüzyonu hızlandırır.
    Kolaylaştırılmış difüzyon,taşıyıcı sistemden ötürü aktif taşımaya benzerse de ikisi arasındaki en büyük fark ; difüzyonda enerji kullanılmaması ve yüksek konsantrasyondan düşük konsantarasyona doğru olmasıdır.
    b. Osmoz
    Osmozu tanımlamadan önce yoğunluk kavramını iyi bilmek gerekir. Bir maddenin yoğunluğu , birim hacimde bulunan çözücü içindeki madde miktarıdır. Çözünenin çok olması durumunda ortam çok yoğun ,az olması durumunda ise az yoğun olur. Ortamın yoğunluğu çözücü miktarı ile ters orantılıdır. Yani çok yoğun ortamdaki çözücünün oranı, az yoğun ortamdaki çözücü oranından düşüktür.
    Nişasta porlardan geçemeyecek kadar büyük olduğundan , su molekülleri nişastanın çok, suyun az olduğu ortama doğru geçer. A kolundaki toplam hacim B koluna göre daha fazladır. Buna göre suyun , yarı geçirgen bir zar üzerinde çok olduğu ortamdan az olduğu ortama doğru geçişine osmoz denir.
    Bu olayı canlılarda görmek de mümkündür. Canlılarda , kapalı ortam, hücre zarıyla sınırlandırılmış olan sitoplazmadır. Sitoplazma içerisindeki organik asitler , şekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur(bu maddelerin potansiyel değerine osmotik değer denir.)Sitoplazma ve dış ortamın yoğunluğuna göre her iki ortam arasında su geçişi olur.
    Osmoz sonucu iki değişik olay gözlenir:
    • Plazmoliz:Hücre kendisinden yoğun (hipertonik)bir ortama konduğunda , yoğun ortama su vererek zarın her iki tarafındaki yoğunluğu dengelemek ister. Dolayısıyla su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir .Bitki hücreleri hayvan hücrelerine göre daha yavaş su kaybederler(hücre çeperi bulundurdukları için).Deniz suyu içildiğinde dokular su kaybederek ölür. Bunun sebebi deniz suyundaki tuzun dokulardakine oranla çok fazla olmasıdır.
    • Deplazmoliz:Hücrenin ortamdan su alarak şişmesine deplazmoliz denir. Hücre kendisinden daha az yuğun(hipertonik)bir ortama konursa , ortamdan hücreye su girişi olur.
    Osmotik kuvvetler:
    Plazmoliz ve deplazmoliz esnasında osmotik basınç ve turgor basıncı ortaya çıkar.
    • Osmotik Basınç:Hücre içindeki maddelerin yoğunluğundan dolayı sıvıların hücreye girerken zara dıştan basınç şeklinde tanımlanır. Osmotik basıncı oluşturan maddeler çeşitli şekerler , organik asitler , organik ve inorganik tuzlardır. Dolayısıyla hücre içinde bu maddelerin yoğunluğuyla hücrenin osmotik basıncı doğru orantılıdır. Deplamolizden önce hücrenin osmotik basıncı yüksek olup , su hücre içine girer.
    Örneğin bitkinin köklerindeki emici tüylerde osmotik basınç yüksek olduğundan su topraktan kök hücrelerine geçer. Osmotik basınç atmsofer birimiyle ifade edilir .Osmotik basınç , plazmoliz halindeki hücrelerde yüksek deplazmoliz halindeki hücrelerde düşüktür. Hücrenin kendisi ile aynı yoğunluktaki (izotonik) ortama konduğunda osmotik basınç , iç basınçla denge halinde olur.
    • Turgor basıncı:Keplazmoliz esnasında sitoplazma sıvısının zara yaptığı basınçtır (iç basınç). Hayvan hücreleri bu yüksek basınca dayanamaz , parçalanır. Mesela alyuvarlar kendilerinden az yoğun bir ortama konulursa , ortamdan alyuvar hücrelerine su girişi olur. Daha sonra zarları parçalanır, hücre ölür(hemoliz).
    Bitki hücrelerinde selüloz çeper olduğundan turgor basıncından hayvan hücrelerine göre daha az etkilenirler. Ayrıca turgor basıncının bitkilere sağladığı bazı avantajlar vardır. Bu avantajları ;
    • otsu bitkilerde destekliği
    • stomaların açılıp kapanmasını
    küstüm otu gibi bitkilerde hareketi sağlaması şeklinde sıralayabiliriz.
    Emme basıncı , turgor basıncı arasındaki ilişki
    Emme basıncı hücrenin osmotik basıncının oluşturduğu bir çekici kuvvettir. Diper bir deyişle emme basıncı iç basınca üstün olduğu sürece hücreye su girişini sağlayan bir kuvvettir. Osmotik değer , osmotik basıncı meydana getiren eriyiğin çekim gücüne denir. Böyle bir değer her hücrenin kofulunda gizli olarak bulunur.
    Genel olarak emme basıncı (EB) bir hücre için, hücrenin osmotik değeri (OD) ile iç (turgor) basıncının (TB) arasındaki farka eşittir.
    EB=OD-TB
    c. Diyaliz:
    Diyaliz , çözünmüş maddenin seçici geçirgen zardan difüzyonudur. Örneğin içi glikoz molekülleri ile dolu bir bağırsak saf su içerisine konursa glikoz molekülleri , zardan su içerisine iki tarafta yoğunluk eşit oluncaya kadar geçer.
    Bu prensip , suni böbrek aletinde (diyaliz ) kullanılır. Hastanın her seferinde 500Ml kadar kanı bir diyaliz tüpünden geçirilire .Diyaliz tüpünün dışında ,kanda bulunan ve difüzyon olabilen aynı yoğunlukta maddeleri taşıyan bir sıvı bulunur. Bu sıvı sadece uzaklaştırılacak olan maddeyi taşımamaktadır. Böylece kan gerekli olan maddeler dıştaki sıvıya geçmez. Uzaklaştırılması istenen madde ( üre gibi ) dış sıvıda bu bulunmadığından , bu madde kandan dış sıvıya difüzyonla geçer ve kan bu maddeden temizlenmiş olur.
    Moleküllerin pasif olarak taşınmasını etkileyen faktörler
    Canlı hücrelerde hücre zarının her iki yönünde devamlı bir molekül hareketi gözlenir. Bu moleküller hücre zarından doğrudan veya porlar yardımıyla geçerler . Geçiş türü veya hızı aşağıdaki faktörlere göre değişmektedir.
    • Moleküllerin büyüklüğü:Oksijen , su, iyot, karbondioksit gibi küçük moleküller hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Mesela 6 karbonlu glikoz; oksijen , su ve karbondioksitten daha zor geçer.
    • Moleküllerin elektrik yükü:Hücre zarının yapısından dolayı , nötr moleküller iyonlardan daha kolay geçer. Nötr haldeki potasyum (K) iyon haldeki potasyumdan daha lokay geçer.
    • Yağda çözünen maddeler:Hücre zarının yapısında yağ olduğu için yağda çözünen maddeler hücre zarından daha kolay geçebilir. Bu maddelere , yağda eriyen vitaminler (A,D,E,K) örnek olarak verilebilir.
    • Yağı eriten maddeler:Yağı eriten maddeler de hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Örnek ;alkol, eter,kloroform ve benzen gibi kimyasal maddeler.
    • Zardaki por sayısı:Hücre zarında por sayısı ne kadar fazla olursa madde çıkışı o kadar hızlı olur.
    • Konsantrasyon farkı:Yüksek konsantrasyonlu ortamdaki moleküllerin birbirine çarpma hızı , düşük konsantrasyonlu ortamlara göre daha hızlıdır. Bu ortamdaki potansiyel enerji , yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama madde geçişini hızlandırır.
    • Molekül ağırlığı: Moleküllerin ağırlıkları ne kadar düşükse difüzyon hızları o kadar yüksektir. Yani maddelerin difüzyon hızları molekül ağırlıkları ile ters orantılıdır. O halde gazların difüzyonu hızlı, sıvılarınki yavaş , katıların difüzyonu ise yok denecek kadar azdır. Çünkü moleküllerin ağırlıkları ne kadar büyük olursa aralarındaki çekim kuvveti o kadar fazla olur.
    • Sıcaklık:Moleküller sıcak ortamda daha hızlı hareket ederler. Dolayısıyla yüksek sıcaklıkta difüzyon hızlıdır.
    • Hücre zarının deformasyonu:Hücre zarı alkol , eter çeşitli zehirler ve kloroform gibi maddelere karşı aşırı duyarlıdır. Bu maddeler hücre zarına girerken veya çıkarken hücre zarını tahrip ederler.
    2.Aktif taşıma
    Bir maddenin konsantrasyonunun düşük olduğu yerden yüksek olduğu yere doğru , enerji (ATP) harcanarak taşınmasına aktif taşıma denir. Bir başka ifade ile ; aktif taşıma maddelerin yokuş yukarı hareketidir. Aktif taşıma , canlı zarlar üzerinde enzim ve taşıyıcı proteinlerle gerçekleştirilir.
    Aktif taşımada mutlaka enerji harcanır. Enerji yetersizliğinde aktif taşıma duru, pasif taşıma devam eder .Bu durumda bazı maddelerin hücre içi ve hücre dışı yoğunluk farkları ortadan kalkar ve bunun sonucunda hücrede hayatsal faaliyetler durur, yani hücre ölür. Örneğin; büyüme ve protein sentezi için mutlaka gerekli olan potasyum hücre içinde hücre dışına göre 40 misli fazla bulunmak zorundadır. Eğer bu miktar azalacak olursa , hücre yeterli şekilde fonksiyonlarını gerçekleştiremez. Aktif taşımaya en güzel örnek , çeşitli hücrelerde görülen "Sodyum- Potasyum pompası"dır. Normal şartlarda sodyum hücre dışında , potasyum da hücre içerisinde daha yoğundur. Sodyum - potasyum pompası ile yoğunluk farkından dolayı hücre dışına çıkan potasyum hücre içerisine sızan sodyum ise hücre dışına , ATP enerjisi kullanılarak pompalanır(bu taşımanın , düşük yoğunluktan yüksek yoğunluğa doğru olduğuna doğru olduğuna dikkat ediniz.).Daha önce belirttiğimiz aktif taşımada enerjinin yanında enzimler de iş görür. Sodyum - Potasyum pompasında etkili olan enzim "Sodyum potasyum adenozin trifosfataz "enzimidir. Bu enzim ATP'yi hidrolize ederek ADP ve inorganik fosfata dönüştürür. Açığa çıkan enerji sodyumu dışarıya , potasyumu da içeriye taşımada kullanılır.
    Aktif taşımada, taşıyıcı proteinler ve enzimler görev aldığı için bu olay ;sıcaklık ve enzimler görev aldığı için bu olay ;sıcaklık ,PH , ve zehir etkisi yapan kimyasal maddelerden etkilenir.
    3.Endositoz
    Pasif ve aktif taşıma ile taşınan moleküller doğrudan hücre zarından veya porlardan geçerken , büyük moleküllerden olan yağ , nişasta , glikojen , protein vs geçemezler. Bu moleküller zarın değişikliğe uğraması ile enerji harcanarak hücre içine alınırlar. Bu olaya "endositoz" denir. Endositozla hücre içine alınan besinler , sitoplazmada besin kofulu şeklinde bulunurlar. Hücrelerde endositozla besin alımı fagositoz ve pinositozla sağlanır.
    a. Fagositoz
    Endositozla katı yapıların hücre içine besin kofulu şeklinde alınmasına "fagositoz" denir. Katı madde yalancı ayak yardımıyla oluşturulan cep içerisine alınır. Daha sonra içeri çekilen besin kofulu lizozomla birleşerek sindirilir. Akyuvarların mikropları yemesi , amipin beslenmesi buna örnektir.
    b. Pinositoz
    Sıvı maddelerin besin kofulu şeklinde hücreye alınmasına da"pinositoz" denir. Pinositoz olayında , sıvı maddelerin hücre zarına değmeleri sonucunda , sitoplazma içine doğru cep ya da kanal şeklinde yapılar oluşur. Bu yapılardan pinositoz keseleri meydana gelir. Bu şekilde hücre içine alınan sıvı maddeler lizozomla birleşerek sindirilir.
    Fagositoz ve pinositoz genellikle hayvan hücrelerinde görülür.
    4. Ekzositoz
    Daha önce de açıklandığı gibi hücreye endositozla alınan maddeler lizozom enzimleri ile küçük moleküllere parçalanır. Kesecik içerisinde sindirim sonucu oluşan artık maddeler ve dışarı salgılanması gereken bazı metabolik ürünler hücreden dışarıya atılır. Bu olaya "ekzositoz" denir. Ekzositozda kesecik hücre zarına tutunur ve tutunan kısımdan içeriğini dışarıya boşaltır. Endositozda olduğu gibi ekzositoz için de enerji gereklidir.
#26.04.2009 15:40 0 0 0
  • Bitki Hayvan Hücrelesi Arasındaki Farklar
    Isik mikroskobunda yapilan gözlemlerde bile bitki ve hayvan hücresi arasindaki farklar izlenebilir.
    Asagidaki tablodan da görülebilecegi gibi bitki hücresinin çeperinde selüloz vardir. Hayvan hücresi ise selüloz çeper içermez. Selüloz bitki hücresine belli bir dayaniklilik ve sekil verir. Hücre çeperi vakuollesen protoplastlarin yüksek osmotik basincina karsi koyar. Turgor ve hücre zari arasindaki dengeyi saglar ve hücrenin patlamasini önler. Hayvan hücresi ise degisken sekillidir.
    Bitki ve hayvan hücresi genelde ayni organellere sahiptir. Bunlardan çekirdek ve mitokondriler çift tabakali membran tasir.
    Plastid membrani da çift tabakalidir ve sadece bitki hücresinde vardir. Bitki hücresinde olupta hayvan hücresinde olmayan bir diger organel de merkezi vakuol (büyük koful) dür. Tek tabakali membran tasiyan endoplazmik retikulum (ER), diktiyozom, lizozom ve küçük vakuoller hem bitki hemde hayvan hücresinde görülür. Ribozom membransiz olup her iki hücre tipinde de görülür. Sentriyoller hayvansal hücrelerin çogunda bulunur fakat bitkilerde bulunmaz.

    bitki hücresi:

    + hücre çeperi bulunur.
    + sitoplâzmada plastitler vardır.
    + kofullar çok ve büyüktür.
    + lisozom ve sentrozom bulunmaz.
    + anket yapamaz.

    hayvan hücresi:

    + hücre çeperi bulunmaz.
    + plastitler yoktur.
    + kofullar az ve küçüktür.
    + lisozom ve sentrozom bulunur.
    + anket organeli bulunur.
#26.04.2009 15:34 0 0 0
  • Bitki ve Hayvan Hücrelerinin Benzerlikleri

    1- Çıplak gözle görülemeyip mikroskoplarla görülürler.
    2- Hücre zarı bulunur.
    3- Sitolazma bulunur.
    4- Çekirdek bulunur.
    5- Koful bulunur.
    6- Mitokondri bulunur.
    7- Ribozom bulunur.
    8- Endoplazmik retikulum bulunur.
    9- Golgi aygıtı (cisimciği) bulunur.
#26.04.2009 15:31 0 0 0
  • Bitki ve Hayvan hücreleri

    BİTKİ VE HAYVAN HÜCRELERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

    Bitki ve hayvan hücreleri yapı ve işlev yönünden birbirine benzer.Ancak aralarında şu farklılıklar görülür:
    Bitki hücrelerinin zarı üzerinde,selüloz maddesi birikmesiyle çeper(hücre duvarı) oluşmuştur.
    Bitkinin türüne ve yaşadığı çevreye göre çeper üzerinde kütin,süberin,lignin,kalsiyuym ve silisyum gibi maddeler birikerek çeperin farklılaşmasını sağlar.Farklılaşan çeper üzerinde madde alış verişini sağlayan geçit adı verilen bölgeler vardır.
    Bitki hücresi ile hayvan hücresi arasındaki farklar,aşağıda verilmiştir:

    HAYVAN HÜCRESİ

    1.Hücre çeperi yoktur.
    2.Sentrozomu vardır.
    3.Plastitler bulunmaz.
    4.Kofulları yoktur.
    5.Glikojen depo eder.
    6.Hücreleri bağımsızdır.
    7.Sitoplazma bölünmesi boğumlama ile olur.

    BİTKİ HÜCRESİ

    1.Hücre çeperi bulunur.
    2.Gelişmiş bitki hücrelerinde sentrozom yoktur.
    3.Plastidler(kloroplast,kromoplast,lökoplast)vardı r.
    4.Kofuları büyüktür.
    5.Nişasta ve selüloz depo eder.
    6.hücreler birbirlerine hücre duvarları ile bağlıdır.
    7.Sitoplazma bölünmesi orta lamelle olur
#26.04.2009 15:28 0 0 0
  • ıssızada benim yazdiklarim size hitaben degil aksine konuya acan arkadasimizadir..
    konu acilisindan bu yana arkadasimizin sordugu sorulaya cevap verilmesi dahilinde
    bunun icin konuyu kapatmak en uygun oldugunu düsündüm. sizin aciklamaniz bir yana
    bizim acikladigimiz sorullara cevap vermemistir.

    oraya ikinci mesajimda dahi arkadasimizin okuyup okumadigini anlamak icin mesaj yazdim
    ve kendisinden karsilatigi soruna cevap olarak yazilanlari daha anlamazken
    sizin konuya yazmaniz sadece beni sasirti..

    bu bir yana tekrar belirtmek isterim tepkim size degil konu sahibinin duyarsizligindan
    kaynaklaniyor ummarim beni anlamissinizdir
#26.04.2009 02:19 0 0 0
  • direk giris cikislarda o zaman scene_1 den ayri scene acman gerekir.
    scene_1 + scene_2 seklinde script yazilimi ile yapabilirsin o zaman
    örnek Preloader calismasinda oldugu gibi ;)
#25.04.2009 17:33 0 0 0
  • elindeki mevcut dosyayi eklermisin kaktus arkadasim..
    cikis efekti verdikten sonra gözükmez :)
    onun icin ikinci resime dalga efekti ekledigin sahne üzerine
    cikis yapmasi istedigin resim üzerine ikinci resimin giris komutunu ver
    ve girisin basladigi yerden dalga efekti sahnesinin cikislarini uygulla
#25.04.2009 16:04 0 0 0
  • ıssızada burada kavram anlasmasi yok arkadasim
    konu acip ne istedigini bilmeyen bir arkadasimiz var sadece
    gerekli aciklamalar yapildigi halde actigi konuya sahip cikmiyan
    arkadasimiza biz elimizden gelen aciklmalari ve daha iyi anlatmasi
    icin cevaplar yazdigimizi düsünüyoruz..

    atesilter hocam ve sari menekse yeterli cevabi vermisken neden
    böylesi bir mesaj biraktiniz anlamis degilim..

    konu kapanmistir..
#25.04.2009 15:47 0 0 0
  • Turkish Milk Pudding - Muhallebi
    lt milk (5 cups)
    1-1½ cup sugar
    4-5 tbsp flour
    125 gr butter/margarine (1 stick)
    1 tsp vanilla extract/1 package ground vanilla or mastic/mastic gum
    Crushed nuts or cinnamon for garnish

    In a pot, sautee margarine/butter and flour over medium heat for about 2-3 minutes. Then stir in milk and sugar and stir continuously. If you'll use mastic gum, add it. Then stir till the pudding becomes thick, turn heat low and cook for 3-4 minutes. If you'll use vanilla instead of mastic gum, then add vanilla, stir and turn the heat off.
    Transfer the Milk Pudding into glass or porcelain cups and let it cool. Garnish with any kinds of crushed nuts or cinnamon.

    ENJOY

    P.S: Do not sprinkle the cinnamon right after you pour the pudding into bowls. This would let the microorganisms grow fast contacting the cinnamon with the hot surface of the pudding and this may lead to food borne diseases. Make sure you sprinkle the cinnamon just before serving the cooled pudding.

    TURKCE

    1 lt sut (5 su bardagi)
    1-1 ½ su bardagi seker
    4-5 yemek kasigi un
    125 gr margarin/tereyag
    1 paket vanilya/1 tane damla sakizi
    Ogutulmus ceviz/findik/badem veya tarcin

    Tencerede margarin/tereyag ve unu orta ateste kavurun (2-3 dakika). Sonra sut ve sekeri ilave edin ve surekli karistirarak yapismasini engelleyin. Eger damla sakizli yapacak iseniz sakizi icine atin. Muhallebi koyulasip kivamini bulunca, atesi kisin ve 3-4 dakika surekli karistirarak pisirin. Damla sakizi yerine vanilya kullaniyorsaniz vanilyayi ilave edin, karistirip atesten alin.
    Muhallebiyi cam veya porselen kaplara paylastirin ve sogumasini bekleyin. Servis yapmadan once uzerini tarcin veya istediginiz malzemele ile susleyin.

    AFIYET OLSUN

    NOT: Tarcini muhallbiyi kaselere doker dokmez koymayin. Cunku; mikroorganizmalar tarcin ve sicak muhallebinin temasiyla; yuzeyde hizla ureyecektir. Bu durum gida zehirlenmesine yol acabilir. Tarcini servis yapmadan hemen once sogumus muhallebiye serpin.
#25.04.2009 15:33 0 0 0
  • Konu: Lentil Pate
    Lentil Pate - Mercimek Koftesi - Mercimek Köftesi

    ½ cup red lentil, washed and drained
    1 cup fine bulgur
    2 ½ cups water
    1 onion, chopped finely
    2 tbsp tomato paste
    ¼ cup olive oil
    ½ tsp black pepper
    1/3 tsp cumin
    1 tsp salt to taste
    ¼ cup hot water
    ½ bunch fresh parsley, chopped finely
    ½ tsp dried mint/3-4 pairs of fresh mint, chopped finely
    2 green onions, only green parts chopped finely
    Lettuce leaves or arugula
    Lemon wedges

    Boil red lentil with 2 ½ cup of water. Make sure the lentils are soft but there is still some water in the bottom. Turn the heat of and stir in fine bulgur, close the lid. Leave for at least 10 minutes to make bulgur absorb all the water and expand.
    Meanwhile, sauté onions with olive oil over medium heat. And then stir in tomato paste. Saute for 1-2 minutes and add salt and hot water. Transfer to the pot with bulgur and red lentils. Stir in spices, green onions and parsley. Mix them all. If it is cooled enough mix all with your hands and make pates like on the picture above. If the mixture sticks, wet your hands with water occasionally.
    Serve Lentil Pates with lettuce leaves or arugula and lemon wedges. Also keep them in the fridge.
    ENJOY

    TURKCE

    ½ su bardagi kirmizi mercimek, yikanmis ve suzulmus
    1 su bardagi ince bulgur
    2 ½ su bardagi su
    1 sogan, kucuk dogranmis
    2 yemek kasigi domates salcasi
    ½ cay bardagi zeytinyagi
    1 cay kasigi karabiber
    1/3 tatli kasigi kimyon
    1 tatli kasigi tuz
    1 cay kasigi kuru nane/ 3-4 dal taze nane, ince dogranmis
    ½ cay bardagi sicak su
    ½ demet maydanoz, ince dogranmis
    2 yesil sogan, sadece yesil kisimlari ince dogranmis
    Marul/kivircik yapragi ya da roka
    Limon dilimleri

    2 ½ su bardagi suda kirmizi mercimegi icinde bir miktar su kalana dek pisirin. Mercimek yumusayip patlasin fakat, butun suyunu cekmesin. Sonra ince bulguru tencereye ilave edin, karistirip kapagini kapatin ve en az 10 dakika bulgurun sismesini bekleyin.
    Bu arada bir tavada zeytinyagi ile soganlari orta ateste kavurun ve sonra domates salcasini ilave edin. Biraz daha kavurup tuz ve ½ cay bardagi sicak suyu ilave edin ve atesten alip tenceredeki bulgur-mercimek karisimina ilave edin. Uzerine baharatlari, yesil soganlari ve maydanozu ilave edin. Hepsini guzelce karistirin. Eger yeterince soguduysa elinizle yogurun ve fotograftaki gibi uzunca kofteler yapin. Eger malzeme elinize yapisirsa arada elinizi su ile islatarak yapismasini onleyebilirsiniz.
    Mercimek koftesini marul/kivircik yapraklari ya da roka ile ve uzerine limon sikarak ikram edin ve buzdolabinda saklayin.
    AFIYET OLSUN
#25.04.2009 15:31 0 0 0
  • Pilaf with Carrots - Havuclu Pilav

    1 cup rice, washed and drained
    2 carrots, shredded/diced
    1 small onion, chopped (optional)
    2 tbsp butter
    1 tbsp canola oil
    2 cups hot chicken stock/water and chicken bouillon
    1 tbsp salt to taste
    ¼ tsp black pepper
    Fresh parsley to garnish

    Wash the rice several times with warm water and drain. Cover the rice with warm water and leave it for 15-20 minutes and drain. If you do not have time for this, just wash the rice and then drain.
    In a pot or saucepan, sauté onions and carrots with oil and butter. When carrots become soft stir in rice and cook over medium heat for 2-3 minutes. Stir occasionally.
    Then add salt and chicken stock/water and chicken bouillon. Close the lid and cook over low heat till rice absorbs all the water. Let it cool for 10-15 minutes.
    Sprinkle some black pepper and garnish with parsley before serving.
    ENJOY

    TURKCE

    1 su bardagi pirinc, yikanmis ve suzulmus
    2 havuc, rendelenmis/kup seklinde dogranmis
    1 kucuk sogan, dogranmis (istege bagli)
    2 yemek kasigi tereyag
    1 yemek kasigi siviyag
    2 su bardagi sicak tavuk suyu /su ve tavuk bulyon
    1 yemek kasigi tuz
    ½ cay kasigi karabiber
    Suslemek icin taze maydanoz

    Pirinci temiz su cikana dek yikayip suzun. Uzerini ilik su ile kaplayin ve 15-20 dakika dinlenmeye birakin. Sonra suzun. Eger buna zamaniniz yoksa, pirinci sadece yikayip, suzun.
    Bir tencerede havuc, sogan, tereyag ve siviyagi sote edin. Havuclar yumusayinca pirinci ilave edin. Ara sira karistirarak orta ateste 2-3 dakika cevirin.
    Sonra tuz ve sicak tavuk suyu/su ve tavuk bulyonu ilave edin. Kapagi kapali olarak dusuk ateste suyunu cekene dek pisirin. 10-15 dakika iliklasmasi icin bekleyin.
    Uzerine karabiber serpip, maydanoz ile susleyerek servis yapin.
    AFIYET OLSUN
#25.04.2009 15:28 0 0 0
  • Turkish Shortbread - Un Kurabiyesi - Un Kurabiye

    '1 ½ cups powdered sugar
    ½ lb (250 gr) margarine/butter, soft at room temperature
    ½ cup oil
    2 cups corn starch
    2-2 ½ cups flour
    1 tsp/1 package vanilla
    ½ cup powdered sugar for top

    In a large bowl, combine sugar and margarine/butter. Then add starch, vanilla and knead. Add flour slowly and knead to make the dough smooth and soft.
    Grab walnut size or smaller dough pieces and round them in your palms. Arrange them over a greased tray or tray with a baking paper. Make at least one inch room between each other.
    Preheat the oven to 335-350 F (170-180 C) and bake for about 25-30 minutes. Do not over bake, otherwise they will get brown.
    Take them out of the oven and cool. Sprinkle powdered sugar all over before serving.
    ENJOY

    TURKCE

    1 ½ su bardagi pudra sekeri
    250 gr margarin, oda sicakliginda yumusak
    1 cay bardagi sivi yag
    2 su bardagi nisasta
    2- 2 ½ su bardagi un
    Uzerine serpmek icin 1 cay bardagi pudra sekeri
    1 paket/ 1tatli kasigi vanilya

    Derin ve genis bir kasede seker ve margarini karistirin. Sonra nisastayi ilave edip yogurun. Son olarak vanilya ve unu yavas yavas yedirerek ilave edin. Puruzsuz ve yumusak bir kurabiye hamuru elde edin.
    Hamurdan ceviz buyuklugunde ya da daha kucuk parcalar koparip, avuc icinizde yuvarlayin. Yuvarlak toplar elde edin ve hafifce uzerinden bastirin. Yagli kagit serilmis tepsi uzerine ya da yaglanmis firin tepsisine 2-3 cm araliklarla dizin.
    Onceden isitilmis 170-180 C (335-350 F) firinda kurabiyeler hafif sararincaya dek yaklasik 25-30 dakika pisirin. Fazla pisirirseniz kurabiyeler kahverengiye doner.
    Firindan cikarin ve soguduktan sonra uzerlerine pudra sekeri serperek servis yapin.
    AFIYET OLSUN
#25.04.2009 15:26 0 0 0
  • Lady's Thigh Kofte - Kadınbudu Köfte - Lady's Thigh Kofte - Kadinbudu Kofte

    1 lb ground beef
    1big onion, chopped
    ½-1 bunch of fresh parsley, chopped
    ½ cup rice, washed and drained
    1 cup hot water
    1 tsp+ ½ tsp salt to taste
    ½ tsp cumin
    ½ tsp black pepper

    For Frying:
    ½ cup canola oil
    2 eggs, beaten
    ¾ cup flour

    Boil rice in a cup of hot water and add ½ tsp salt. Leave it to cool.
    Cook 2/3 of ground beef in skillet till its color turns to brown over medium heat. Then, stir in onion and the remaining salt. Cook till onions get soft over low heat (3-4 dakika). Finally, stir in the parsley and the spices and turn the heat off.
    In a large bowl mix the cooked ground meat mixture, rice and the remaining raw ground beef. You can knead with your hands if you like.
    Cover the mixture and leave in the fridge for about 30 minutes.
    Take egg size pieces and make egg shapes and flatten with your hands (the shape in the picture). In a frying pan, sizzle oil. Place flour in a wide plate. In another plate beat the eggs. First dip the koftes in flour, make sure the koftes to be covered evenly with flour. Then dip into egg and fry both sides until they get lightly golden brown.
    For a thicker coating; after dipping into egg, again dip into the flour and then fry.
    This recipe makes about 10-14 Lady's Thigh Kofte.
    ENJOY

    TURKCE

    ½ kg kiyma
    1 buyuk boy sogan, dogranmis
    ½-1 demet maydanoz, dogranmis
    ½ su bardagi pirinc, yikanip suzulmus
    1 su bardagi sicak su
    1 tatli kasigi+1 cay kasigi tuz
    1 cay kasigi kimyon
    ½ cay kasigi karabiber

    Kizartmak icin:
    ½ su bardagi sivi yag (tercihen kanola yagi)
    2 yumurta, cirpilmis
    ¾ su bardagi un

    Bir bardak sicak suda pirinci pisirin. Bir cay kasigi tuz ilave edin. Sogumaya birakin.
    Kiymanin 2/3 unu bir tavada rengi kahverengiye donene dek orta ateste pisirin. Sonra sogan ve geri kalan tuzu ilave edin. Soganlar pisene dek 3-4 dakika kisik ateste pisirin. Son olarak maydanoz ve baharatlari ilave edip atesten alin. Onceden ayirdiginiz cig kiymayi ve pirinci de ilave edip hepsini buyuk bir kasede karistirin. Isterseniz elinizle yogurabilirsiniz.
    Kofte karisiminin uzerini kapatin ve buzdolabinda sogumasi icin 30 dakika kadar bekletin.
    Kiyma harcindan yumurta buyuklugunde ve seklinde kofteler yapin ve elinizle bastirarak duzlestirin.
    Kizartma tavasinda sivi yagini kizdirin. Genis bir tabaga unu koyun. Ayri bir tabakta yumurtalari cirpin. Kofteleri once una bulayin, sonra yumurtaya batirip her iki tarafini da guzelce kizartin. Koftenin disinin daha kalin olmasini istiyorsaniz yumurtaya batirdiktan sonra tekrar una bulayip kizartabilirsiniz.
    Bu tariften yaklasik 10-14 Kadinbudu Kofte cikiyor.
    AFIYET OLSUN
#25.04.2009 15:23 0 0 0
  • Klavyeyi Mouse Gibi Kullanma - Klavye yi Mouse Gibi Kullanma

    Fareniz Bozulunda Klavyenizi Fare Yerine Kullanmak İçin Bir Yol Var. Olurya Fareniz Bozulur Ve Acil İşiniz Vardır. İşte O Zaman Bu Yöntem İşe Yarayabilir. Aklınızın Bi Köşesinde Bulunsun

    İlk olarak "Alt+Shift+Num Lock" kombinasyonunu kullanıyorsunuz ve karşınıza "Tamam" "İptal" gibi bir yazı çıkacak buna tamam diyorsunuz

    noimage

    Sonra bu fareyi nasıl kullanicaksiniz

    "2″-"4″-"6″-"8″ tuşları fare imlecini hareket ettirir. 2 aşağıya, 4 sola, 6 sağa, 8 yukarıya kareket ettirir, "5″ sol fare tuşu yani tıklamak istediğiniz yere geldiğinizde "5″'e basıcaksınız eğer çift tıklamak isterseniz "+" basıyorsunuz ve çift tıklıyorsunuz, sağ tıklamak istiyorsanız için önce "-" sonra "5″ yada "+" (iki tuşa birlikte basılıyor, shift tuşunun kullanımı gibi) bundan sonra mauseniz çalışmadığınız zaman bunu kullanabilirsiniz
#24.04.2009 17:42 0 0 0