Garip07

Garip07

Üye
25.07.2006
Yarbay
47.009
Hakkında

  • Konu: Reosta nedir
    Basit reosta modeli yapımı

    Bir iletkenin direncini değiştirmek için kullanılan alete reosta denir. Reostaya ayarlı dirençte denilir. Kısa devre prensibi geçerlidir. Akım devamlı suretle en az dirençli yolu tercih ettiğinden, akıl ayarlanan yolu kullanarak direnç azaltılıp akım şiddeti arttırılmış olur.

    noimage

    Reosta akımı azaltıp, çoğaltabileceğimiz değişken bir dirençtir.
    Deney malzemesi olarak pil ,ampul ,bakır tel gereklidir.
    Şekildeki düzeneği hazırlayıp bakır telin üzerin de , lambayı hareket ettirdiğimiz zaman ampulün ışık şiddetinin , pilde uzaklaştırdıkça azaldığını , pile yaklaştırdıkça da artığını göreceğiz. Eğer direnç gösteren bakır tel yerine kurşun kalemin içini kullanırsak bu olayı daha net görebiliriz.
#26.04.2009 17:13 0 0 0
  • Elektrik Çarpması Nedir - Elektrik Çarpmasında İlkyardım



    Elektrik çarpması evlerdeki prizler-elektrikli aletlerden kaynaklanan elektrik kaçakları, enerji iletim kablolarının kopması ya da direklere tırmanılması, yıldırım düşmesi ile ortaya çıkabilir.

    Vücuttan geçen elektrik akımları yüksek voltajdaysa, şok, kalp durması, solunum durması, ölüm gibi sonuçlar doğurabilir.

    Elektrik şoku solunumu ve kalp atışlarını etkileyebilir. Akım vücuttan ne kadar uzun süre geçerse oluşan tahribat da o kadar büyük olur.

    Elektrik şoku solunumu ve kalp atışlarını etkileyebilir. Akım vücuttan ne kadar uzun süre geçerse oluşan tahribat da o kadar büyük olur.

    Elektrik çarpmasının damarlar üzerindeki etkisi, kalıcı, geç ortaya çıkan sorunlar yaratabilir. Kimi kısa süreli, düşük voltajlı elektrik çarpmalarında kazazedenin bilinci açık olup, cilt üzerinde dahi hiç iz bulunmayabilir.

    Elektrik Çarpmasının Belirtileri nelerdir?

    • Kızarıklıklar

    • Deri üzerinde yanık, derinin akımın giriş ve çıkış noktalarında kararması ve yanması

    • Bilinç kaybı

    • Solunum ve dolaşım sisteminin bozulması

    • Şok belirtileri


    Elektrik Çarpmasının İlkyardımı


    • Elektrik akımı şalterden kesilmeli, bu yapılamıyorsa çıplak kablo ile kazazedenin teması iletken olmayan bir cisim kullanılarak kesilmelidir. İlkyardımcı bunu yaparken, kendi hayatını tehlikeye atmamalıdır.

    • Kaza ortamında hemen ilkyardımın ABC'si kontrol edilmeli ve sağlanmalı, bilinç kaybı var ise koma pozisyonu verilmelidir. Kalp masajı gerekiyorsa, önce kalp masajı uygulama bölgesine şoklama amacıyla bir yumruk vurulur.

    • Yanık ve buna bağlı yaralanma varsa bakımı yapılır, kazazede ayağa kaldırılmadan nakli sağlanır.
#26.04.2009 17:09 0 0 0
  • İletken ve yarı iletkenler
    YARI İLETKEN

    Elektrik iletkenliği bakımından, iletken ile yalıtkan arasında kalan maddelerdir.

    Normal durumda yalıtkan olan bu maddeler ısı, ışık, manyetik etki veya elektriksel gerilim gibi dış etkiler uygulandığında bir miktar değerlik elektronlarını serbest hale geçirerek iletken duruma gelirler. Uygulanan bu dış etki veya etkiler ortadan kaldırıldığında ise yalıtkan duruma geri dönerler. Bu özellik elektronik alanında yoğun olarak kullanılmalarını sağlamıştır.

    Yarı iletkenlerin değerlik yörüngelerinde dört elektron bulunur. Bu yüzden yarı iletkenler iletkenlerle yalıtkanlar arasında yer almaktadır. Elektronik elemanlarda en yaygın olarak kullanılan yarı iletkenler germanyum ve silisyum elementleridir.

    Tüm yarı iletkenler son yörüngelerindeki atom sayısını sekize çıkarma çabasındadırlar. Bu nedenle saf bir germanyum elementinde komşu atomlar son yörüngelerindeki elektronları kovalent bağ ile birleştirerek ortak kullanırlar. Atomlar arasındaki bu kovalent bağ germanyum elementine kristal özelliğini kazandırır. Silisyum da özellik olarak germanyum ile hemen hemen aynıdır.

    Yarı iletkenli elektronik devre elemanlarında daha çok silisyum kullanılır. Silisyum ve germanyum devre elemanı üretiminde saf olarak kullanılmaz. Bu maddelere katkı katılarak değerlik bandı enerji seviyesi yukarıya veya iletkenlik bandı enerji seviyesi aşağıya çekilir. Değerlik bandının yukarı çekildiği yarı iletkenlere P tipi yarı iletken, iletkenlik bandının aşağıya çekildiği yarı iletkenlere ise N tipi yarı iletken denir. P tipi yarı iletkende yüklü boşluk derişimi, N tipi yarı iletkende ise elektron derişimi göreli olarak daha yüksektir.

    Yarı iletkenler germanyum, silisyum, selenyum gibi elementler olabildiği gibi; bakır oksit, galyum arsenid, indiyum fosfür, kurşun sülfür gibi bileşikler de olabilir.

    İLETKENLER

    İletken, son yörüngesinde 1,2,3, elektron bulunan maddelerdir.

    Bu maddenin kararlı hale gelebilmesi için elektron vermesi gerekir. Bu durum, madde üzerinde elektron akışını sağlamaktadır. Altın, gümüş ve bakır en iyi iletkenler olarak bilinir. Örneğin motor bobinlerinde bakır kullanılmaktadır. Altın pahalı olduğundan piyasada yaygın olarak kullanılmamaktadır.
#26.04.2009 17:08 0 0 0
  • İletken ve yalıtkan maddeler nedir - İletkenlik ve yalıtkanlık nedir

    İletken malzemeler; en dış yörünge kabuğunda, bağlı bulunduğu atomdan kolayca ayrılarak serbestçe dolaşabilen en az bir 'değerlik' ('valens') elektronu olan atomlardan oluşur. Malzemeye iletkenlik özelliğini, bu; serbestçe dolaşarak yük taşıyıcı görevi yapabilen elektronlar verir. Benzer şekilde, malzemenin bir tarafı ısıtıldığında, bu hareketli elektronlar kinetik enerjilerindeki artışı, malzemenin diğer bölgelerine taşıyıp, uğradıkları çarpışmalar sonucunda oralara aktarırlar. Metallerin ısı ve elektrik iletkenliği, bu yüzden yüksektir. Değerlik elektronlarının sayısı ne kadar fazla, iyonlaşma enerjileri ne kadar düşükse; metalin yapısı o kadar iletken olur.

    Yarıiletken maddeler; saf halde iken yalıtkan olmakla beraber, yapılarına başka bir elementin atomlarından az miktarda ('safsızlık') katılması halinde yük taşıyıcıları oluşturabilen maddeler. Örneğin n tipi yarıiletkenler, silikon gibi dört tane değerlik elektronuna sahip bir elementin kristal halinin, fosfor ya da arsenik gibi beş tane değerlik elektronuna sahip elementlerle katkılanması sonucunda elde edilir. Katkı atomunun değerlik elektronlarından dördü, civardaki dört silikon atomuyla paylaşılırken, boşta kalan beşincisi, eksi yük taşıyıcısı haline gelerek, aksi halde yalıtkan olan silikon kristale bir miktar iletkenlik kazandırır. Eğer katkılamada, boron ya da galyum gibi üç tane değerlik elektronuna sahip bir element kullanılırsa, p tipi yarıiletken elde edilir. Çünkü, katkı atomundaki üç değerlik elektronu, civardaki dört silikon atomundan üçüyle bağ oluştururken, dördüncü silikon atomu, bir elektron eksikliğiyle karşı karşıya kalmıştır. 'Deşik' de denilen bu elektron eksikliği, artı yüklü bir bölge gibi davranır ve komşu bağları oluşturan elektronlardan birisi bu deşiğe düştüğünde, deşik, elektronun geldiği konuma kaymış gibi göründüğünden, yer değiştirmiş olur. Dolayısıyla, deşikler de artı yük taşıyıcıları gibi davranarak, aksi halde yalıtkan olan silikon kristaline bir miktar iletkenlik kazandırırlar.

    Yalıtkan maddelerde ise, atomlarından kolayca ayrılarak elektrik yükü ve kinetik enerji taşıma işlevini yerine getirecek 'değerlik elektronları' bulunmuyor.


    Üzerinden geçen elektrik akımına karşı maddelerin gösterdiği kolaylık iletkenliktir. Bir madde elektrik akımına karşı ne kadar az direnç gösterirse o kadar iyi iletkendir. Maddelerdeki elektrik akımı iletkenliği elektronların hareketi ve iyonların hareketi ile ilgilidir. Elementlerden metaller elektrik akımını iletir, ametaller iletmez İyonik bağlı katı kristaller elektrik akımını iletmezler. Bunlar sıvı hâlde ve sulu çözelti hâlinde elektrik akımını iletirler.
#26.04.2009 17:06 0 0 0
  • Basit elektrik devresi yapımı - Basit Elektrik Devresi

    BASİT ELEKTRİK DEVRESİ

    Elektrik devresinin, pilin bir kutbuna bağlanan kablonun devre elemanlarını dolaştıktan sonra pilin diğer kutbuna bağlanmasıyla oluşur.Elektrik devresinde pil, ampul, ampulün yerleştirildiği duy gibi devre elemanları arasında bağlantıyı sağlayan kablo bulunur.
    Elektrik devresinde değişiklik yaparak ampulün parlaklığını değiştirebiliriz.
    Devreye daha fazla ampul koyarsak parlaklık azalır. Devredeki pil sayısını artırırsak parlaklık da artar.
    İki pil ile oluşturulan devredeki ampul, bir pille oluşturulan devredeki ampulden daha parlak ışık verir.

    noimage

    DENEY VE DEĞİŞKENLER.
    Bilim damları, bir konuda karar vermek, sonuca ulaşmak için deney yaparlar. Deney, bir olayın ya da durumun bilerek değiştirilmesidir. Bir deneyde bilerek yapılan bu değişikliklere ve oluşturulabilecek sonuçlara değişken adı verilir.
    Örneğin; şeker, un ve süt kullanılarak yapılan keki düşünelim. Kekin tadında değişiklik yapmayı düşünüyoruz.
    Bu durumda, şeker miktarını azaltıp çoğaltarak kekin tadının nasıl etkilendiğini kontrol edebiliriz.

    ELEKTRİK DÜĞMELERİ
    Akşam hava karardığında, bulunduğumuz ortamı aydınlatmak için elektrik düğmelerini kullanırız.
    Elektrik düğmeleri birer devre anahtarıdır.
    Devrenin kontrol edilmesini sağlar.
    Aydınlıkta elektrik devresi açılarak ampulün yanmaması, karanlıkta kapatılarak yanması sağlanır.
    Bu durum evlerde elektrik düğmeleri ile ampulün kablolarla bağlantısı olduğunu kanıtlar.
    Elektrik düğmeleri ile ampuller arasında kontrol edilebilen elektrik devreleri bulunur.
    Elektrik düğmesi ile ampul arasında bağlantı sağlayan kablolar boruların içine konulmuştur.
    Bu şekilde elektriğin yaratabileceği tehlikeler önlenmiş olur.
#26.04.2009 17:04 0 0 0
  • Basit Elektrik Motoru Yapımı

    -Motoru yerleştirmek için düz bir zemin
    2-İnce uzun bir demir
    3-İletken tel
    4-Devreyi açıp , kapamak için anahtar
    5-Mıknatıs ( yuvarlak şeklinde)
    6-Ortası eşit , delik , iki plastik şeritler
    Deneyin yapılışı ;
    Uzun ince demirin üzerine iletken teli yuvarlak mıknatısın ortasında düzgün bir şekilde dönecek şekilde saralım. Sarma işi bittikten sonra , motorun yerleştirileceği zemini ha-zırlayalım. Düzgün zeminin üzerine , ortası eşit şekilde , delik , iki plastik şeriti ince demirin uzunluğunda yerleştirelim. Çünkü üzerine iletken tel sarılı akım makarası bu iki şerit arasında dönecektir. Şeritler yerleştirildikten sonra ; yuvarlak şeklindeki mıknatısı, bu iki şerit arasına yapıştıralım. Akım makarasının iletken tel sarılı kısmının tamamının mıknatısın orta kısmında kalmasına dikkat edelim. Uzun ince demirin üzerine sardığımız iletken telin uçlarını demirin bir ucuna getirip havaya kaldıralım ( bunlar motorun topaçları görevini görecekler). Bu topaçlara dönme esnasında devamlı değmesi için iki tane tel uzatıp , bu telleride mıknatısın üzerine yapıştıralım. Bu tellere adaptörden gelen kabloları bağlayalım çünkü bu tellere akım makarasına elektriği sağlayacaklar. Devreyi istediğimiz zaman açıp kapamak için , devreye bir adaptör bağlayalım.Adaptörden gelen bir kabloyu anahtarın girişine bağlayalım diğer ucunu ise motora direk bağlayalım. Anahtarın girişine bağladığımız kabloyu üzerini kapatalım çünkü elektrik kaçağı olabilir. Anahtarın girişinden sonra çıkışınada bir kablo bağlayıp onu da motora bağlayalım ve kablonun üstünü öretelim. Elektrik motorunu yaptıktan sonra devreyi açalım. Şayet motorun akım makarasında hafif bir kıpırdama varsa elimizle akım makarasına dönderelim. Elektrik iletken tel içerisinden geçerken mıknatısın etkisiyle dönmeye başlayacaktır.
    Elektrik enerjisi bu deneyde gördüğümüz gibi bir dönme hareketiyle çevrilmiş olur.
    Motorun miline bir pervane bağlarsanız motor vantilatör veya aspiratör görevi görür.
    Motorun miline bir karıştırıcı düzeneği bağlarsanız bir mikser elde edersiniz.
    Bu şekilde elektrik motorunun kullanıldığı bir çok yer sayabiliriz. Önemli olan motorun dönme hareketini uygun yerlerde , uygun şekilde kullanabilmektir.
#26.04.2009 17:00 0 0 0

  • Elektrik Devresi Nedir - Elektirik Devresi Tanımı

    Bir üretecin iki ucu iletken bir telle birleştirilip,düzeneğe bir lamba yerleştirilirse,üretecin negatif (-) kutbundan çıkan elektronlar pozitif (+) kutba giderler. Kurulan bu düzeneğe bir elektrik devresi denir.

    Elektrik Devresinin Elemanları

    Üreteç : Bu elektrik devresinde elektrik akımının kaynağı olan piller,devredeki üreteçlerdir.
    Anahtar : Devreye akım vermeye ve akımı kesmeye yarar.
    Lamba : Elektrik akımı sonucundan bize ısı ve ışık veren ampullerdir.

    Yapılan elektrik devresinde ampuller ve de piller seri bir şekilde bağlanmıştır.Seri bağlı devrelerde akımın gidebileceği sadece bir yol vardır.Bu akım üretecin kutupları arasındaki elektron akışı ile meydana gelir.

    DEVRE, ELEKTRİK
    Bir elektrik donanımını oluşturan bağlantılar ve bileşenleri topluca belirten terim. Elektrik devresi elektrik akımına (elektrik yüklü akışına) yol sağlamak için biri birine bağlanmış bileşenlerden oluşur. Elektrik çoğu kez ışık, ses ya da ısı gibi farklı bir enerji türü üretmekte kullanılır.
    DEVRENİN BÖLÜMLERİ

    Elektrik devrelerinin çoğunda dört ana bölüm vardır; (1) kimyasal pil, üreteç ya da güneş pili gibi bir elektrik enerjisi kaynağı; (2) lamba, motor ya da hoparlör gibi bir yük (yada çıktı aygıtı); (3) elektrik enerjisi kaynaktan yüke taşımak için bakır yada alüminyum tel gibi iletkenler ;(4) enerjinin yüke akışını denetlemek için röle,anahtar ya da termostat gibi denetim aygıtı.
    A B



    11/2 V pil +

    3 V ampul -
    11/2 V pil



    Basit bir elektrik devresi,elektriksel bileşenlerin çizimlerini kapsayan resimsel bir şekille (A) ya da elektrikçilerin belirli bileşenleri tanımlamakta kullandıkları bağlantılı standart simgelerden oluşan bir çizimle (B) gösterilebilir.

    Gerek DA (yönü değişmeyen doğru akım),gerek AA (yönü periyodik olarak terselen dalgalı akım yada alternatif akım) olabilen kaynak, devreye bir elektromotor kuvvet (emk) uygular. Bu emk ,volt(V) olarak ölçülür ve basınca benzer; belli bir devreden geçecek (amper olarak ölçülen ) akım miktarını belirler. Dünyanın çeşitli ülkelerinde kullanılan normal voltajlar genellikle, 50 - 60 hertz frekansta 110 ya da 220 V' dur.
    Devreler,seri,paralel,seri-paralel ve karmaşık olarak dört genel tipe ayrılabilir. Bunların tümü DA, ya da AA bir kaynaktan beslenebilir.

    2A 4 V 2A
    + -

    + 2W +
    12V 3W 6V
    - 1 W -
    - +
    2A 2A
    2V
    Yılbaşı ağacı ampulleri gibi seri bağlanmış bir doğru akım devresinde, bütün dirençler ya da ışıklar (ampuller) ardışık olarak bağlanır .Her ışıkta oluşan voltaj düşmesi, elektrik akışına gösterdiği dirence bağlıdır. Aynı akım bütün ışıklardan geçtiği için, ışıklardan biri sönerse, öbür ışıklara akım geçişi kesilir




    DOĞRU AKIM DEVRELERİ
    Seri devre: Seri devrede akımın gidebileceği yalnızca bir yol vardır;akım kaynağın bir ucundan çıkar,yükten (çıktıdan) geçerek kaynağın öbür ucuna döner. Metal iletkenli bir devrede bu akım kaynağın negatif kutbundan pozitif kutbuna doğru çok yavaş elektron akışından oluşur. Bazı yarı iletkenli aygıtlarda örneğin transistörlerde ve yarı iletken diotlarda artı yüklerde karşıt yönde hareket eder. Bu "geleneksel" diye adlandırılan ve artıda eksiye doğru aktığı varsayılan akımla çakışır.
    En basit doğru akım devrelerinden biri olan el feneri seri devreye örnek verilebilir. Böyle bir anlatmak için devre bileşenlerinin fiziksel görünüşlerini benzer çizimlerin yer aldığı resimsel bir şekil kullanılabilir. Elektrikçilerin ve teknisyenlerin yeğledikleri bir yöntemde bağlantılı simgelerden oluşan bir çizim kullanmaktır;böyle bir çizimde, her simge, bir elektriksel bileşeni temsil eder.
    El fenerinde elektrik kaynağı, her birinin emk'sı 1,5 Volt olan ve devreye 3 Volt sağlayan seri bağlanmış iki kuru pildir.3 Voltluk bir ampul devrenin çıktısını oluşturur ve kaynak ile çıktı (yük) arasına sürgülü bir anahtar bağlanır. Bu durumda içine kuru pillerin konulduğu tüp biçimindeki metal gövde iletim yolunu oluşturur. Anahtar açıkken,akım geçmediği için ampul yanmaz. Ancak anahtar kapalı iken devre tamamlanır ve devreden akım geçerek ampulü yakar. Akım ampulün flamanını ısıtarak akkor haline getirir;bu durumda ampul ısının yanı sıra ışıkta yayar.
    Böyle bir devreden geçen akım,ampulle seri bağlanmış bir ampermetre ile ölçülürse kızgın flamanın direnci om yasası ile hesaplanabilir. Bu yasa doğru akım elektrik devresindeki üç nicelik arasında bağıntı kuran bir denklemdir. Bu denklemde voltaj(gerilim) V ile,akım şiddeti I ile direnç R ile gösterilirse buna göre Om yasası birbiri ile eş değerli olan 3 biçimde yazılabilir:
    V=I*R R=V/I I=V/R
    Örneğin el fenerinin 3Vluk kaynakktan aldığı akım 0.1 A ise ampulün R direnci 30W olur. Voltaj iki pile bağlanmış bir voltmetre ile ölçülebilir. Ampulün direnci ampule bir ohmmetre bağlanarak anahtar açıkken ölçülebilir.Soğuk direnç denilen bu değer 30W mun çok altında bulunur. Çünkü flaman yüksek bir sıcaklığa ulaştığında direnç önemli ölçüde artar.
    Sık rastlanan bir başka seri devre örneğide yılbaşı ağaçlarını süslemede kullanılan küçük ampuller bağlanan ışık telidir. Böyle düzenlemenin sakıncası bir ampul sönerse elektriksel yolun kopması ve bütün ışıkların sönmesidir.Daha iyi bir düzenleme söndüğü zaman kısa devre oluşturan yani akıma direnci sıfır olan ampuller kullanılmasıdır. Bu ampullerden biri sönerse diğeri yanmayı sürdürür. Kirchhoff yasası nedeniyle kalan ampullerin tümünde daha çok voltaj vardır ve devreden daha çok akım geçer. Çünkü Kirchhoff yasasına göre tamamlanmış bir devredeki voltaj düşüşlerinin toplamı uygulanan emk ya eşit olmak zorundadır. Seri bağlanmış bir devreye Ohm yasası uygulandığında bütün seri dirençlerin toplam direnci R dir. Böyle bir devrede tüketilen toplam güç ampullerin her birinde harcanan ayrı ayrı güçlerin toplamıdır.
    Paralel devre: Paralel bağlanmış bir devrenin ayırıcı özelliği,bütün çıktıların (ya da yüklerin) kaynakla aynı voltajda ve birbirinden bağımsız olarak çalışmasıdır. Yani çıktıların biri devreden çıkarılırsa öbürleri bundan etkilenmez. Otomobillerde kullanılan elektrik sistemi,DA Paralel devresine örnek verilebilir; bu sistemde akünün sağladığı 12 V'luk voltaj aynı anda ateşleme sistemine farlara park lambalarına radyoya ve klimaya elektrik enerjisi sağlar.
    Paralel bir sisteme başka bir yük (çıktı) eklenirse akım için yeni bir yol oluşturur. Ve bu nedenle kaynaktan gelen toplam akım artar. Bu Kirchhoff'un akım yasasının bir uygulamasıdır; söz konusu yasaya göre herhangi bir noktadan devreye giren akımların toplamı o noktadan çıkan akımların toplamına eşittir. Başka bir direnç Paralel bağlandığında paralel devrenin birleşik direnci belirgin biçimde azalır. Seri devrede olduğu gibi paralel devrede de toplam güç ayrı ayrı güçlerin toplamından oluşur.

    15A 5A


    + 12

    10A 12W 2A 60W 3A 40W
    -


    15 A 5 A

    Otomobilin elektrik sistemi gibi doğru akımlı bir Paralel devrede, bütün rezistörler ya da yükler, parelel dallarla ortak bir güç kaynağına bağlanır. Her yük aynı voltajdadır; ama direncine bağlı olarak farklı miktarda akım çeker.

    Seri-Paralel Devre: Seri-paralel devreler, bazı bileşenlerin birbirleriyle paralel bağlandığı, paralel birleşimlerinse başak bileşenlerle seri halde bulunduğu devreler olarak tanımlanabilir. Kaynağa seri bağlanmış bir anahtar ve bir sigorta ya da devre kesici ile paralel bağlanmış bir çok bileşen böyle bir devre oluşturur.
    Karmaşık Devreler: Yalnızca seri ya da sadece paralel bileşimlerden oluşan bölümlere ayrılabilen bir devreye "Karmaşık Devre" denir. Bir direncin ölçülmesinde kullanılan Wheatstone köprüsü adındaki devre buna iyi bir örnektir. Bu devre, temel olarak bir karenin dört kenarını oluşturan, birbirine bağlanmış dört rezistörden oluşur. Çapraz köşelerin ikisine bir voltaj kaynağı öbür ikisine ise belli bir direnci olduğu bilinen bir galvanometre bağlanır. Ancak köprü devresi dengede olduğunda galvanometreden hiç akım geçmediğinde devre seri paralel bileşimidir. Toplam direnci bulmak amacıyla böyle bir devreyi çözümlemek için özel teknikler gereklidir.
    Otomobilin ateşleme sisteminde ya da fotoğraf makinesinin fotoflaşında olduğu gibi doğru akım devrelerine indükleçler ve kondansatör bağlanabilir. Böyle uygulamalarda önemli olan geçici tepkidir; çünkü doğru akım bakımından bir kondansatör (sürekli durum koşullarında) açık devre demektir ve bir indükleç içinden geçen akım değişken olmadıkça hiçbir etki göstermez. Ama indüktans ve kapasitansın etkileri dalgalı akım devrelerinde çok daha önemlidir. Çünkü dalgalı akımda voltaj ve akım sürekli değişmektedir.
#26.04.2009 16:57 0 0 0
  • Molekül modeli nasıl yapılır

    Sekil 1. sp Hibritlesmesinde p-Düzlemlerini Temsil Eden Dikdörtgensel Karton
    Parçalar
    Renkli hamurdan iki ayrı yuvarlak (yaklasık 1 cm yarıçaplı) hazırlanır.

    noimage

    Bu yuvarlakların her biri, merkezi atomu temsil etmektedir. CO ve CN− yapılarında
    oldugu gibi, merkezî atomlar farklı ise, yuvarlaklar farklı renkte hamurdan
    hazırlanmalıdır. Küresel hamurların her biri, merkezine kadar bıçakla kesilir.
    Devamında her bir yuvarlak, ilk dogrultuya dik olacak sekilde, ikinci defa daha
    kesilir. Böylece, kürelerin yüzeyinde merkeze kadar devam eden, âdeta bir (+)
    isareti olusturulmustur. Bu yuvarlaklar, daha önce hazırlanan kartonlara, yarık
    yerlerinden birlestirilir. Yarıkların ters taraflarına ligandları (asetilende hidrojen
    atomları) ve/veya elektron çiftlerini içeren sp hibrit orbitallerini temsil eden igneler batırılarak model tamamlanır

    2. L=M=L Tipindeki Yapılar: Merkezî atomu sp hibrit tipine sahip olan
    diger yapı, L=M=L tipindeki yapıdır. Bu yapıya örnekler, karbon dioksit (O=C=O),
    diazot monoksit (N-=N+=O), nitronyum iyonu (O=N+=O) ve allen
    (H2C=C=CH2)'dir. Bu yapılarda ortadaki atom, merkezi atomdur ve birbirine dik iki
    p-düzlemi, bu atomun ters tarafındadır. p-düzlemleri, üç kat kartondan yapılmıs
    2×4 cm2 boyutlarında iki dikdörtgensel parça ile temsil edilmektedir.
    Yaklasık 1 cm yarıçaplı hamur yuvarlak, ters taraflardan bıçakla, kesme
    düzlemleri birbirine dik olacak sekilde merkezine kadar kesilir. Bu yarıklara,
    yukarıda hazırlanan 2×4 cm2 boyutlarında iki dikdörtgensel karton yerlestirilir.
    Kartonların her biri p-düzlemlerini temsil etmektedir ve birbirine diktir. sp2 hibrit
    tipine sahip olan atomları temsil eden toplu igneler, p-düzlemlerini temsil eden
    kartonların uçlarına, yani kısa kenarlarının ortasına düzlem içinde kalacak sekilde
    batırılır. Böylece, model tamamlanmıs olur..
#26.04.2009 16:54 0 0 0
  • Atom Nedir - Atom Tanımı - Atomlar Hakkında
    Atom Yunanca atomos, bölünemez anlamına gelir. Bir kimyasal elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçacığıdır. Gözle görülmesi imkânsız, çok küçük bir parçacıktır ve sadece taramalı tünel mikroskobu (atomik kuvvet mikroskobu) ile incelenebilir. Bir atomda, a yapılı çekirdeği saran negatif yüklü bir (elektron) bulutu vardır. Çekirdek ise pozitif yüklü protonlar Ğve yüksüz nötronlardan oluşur. Atomdaki proton sayısı elektron sayısınına eşit olduğunda (-ki bileşik yapmamış elementlerde böyledir) atom elektriksel olarak yüksüzdür. Elektron ve proton sayıları eşit değilse bu parçacık (iyon) olarak adlandırılır. İyonlar oldukça kararsız yapılardır ve yüksek enerjilerinden kurtulmak için ortamdaki başka iyon ve atomlarla etkileşime girerler.

    Bir atom, sahip olduğu proton ve nötron sayısına göre sınıflandırılır: atomdaki proton sayısı kimyasal elementi tanımlarken, nötron sayısı da bu elementin izotopunu tanımlar. Her elemetin radyoaktif bozunma veren en az bir izotopu vardır.

    Elektronlar belirli enerji seviyelerinde bulunur ve foton salınımı veya emilimi yaparak farklı seviyeler arasında geçişlerde bulunabilirler. Elektron, elementin kimyasal özelliklerini belirlemesinin yanısıra atomun manyetik özellikleri üzerinde de oldukça etkilidir.


    Aristoteles'in (M.Ö. 384-322) maddeye bakışı, kendinden önce yaşamış olan filozoflara olan tepkisini ifade eder. O, Empedocles'in düşüncesine katılmış ve her şeyin dört ana maddeden yapıldığını savunmuştur. Bu dönemi izleyen çağlarda bu düşüncelere bir ilave yapılmadı, ilk kez 19. yüzyılda John Dalton modern atom kavramını ortaya attı. Dalton, kimyasal reaksiyonlarda maddenin tam sayılarla belirlenen oranlarda tepkimeye girdiğini gösterdi ve maddelerin atom denen sayılabilir ama bölünemez parçalardan yapıldığını ifade etti. Buna ek olarak, atomların ağırlıklarını ortaya koyan bir çizelge hazırladı.

    J.J. Thomson 1897 yılında elektronu keşfetti. 1900'lü yılların başlarında Ernest Rutherford günümüz atom modelinin temelini teşkil eden yapıyı ortaya koydu: atomun, kütlesinin büyük bir kısmını oluşturan bir çekirdek ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlardan oluşmaktadır. Rutherford çekirdeği oluşturan pozitif yüklü parçacığa proton adını verdi.

    1932 yılında Chadwick nötronu buldu. Daha sonra kuantum teorisi doğrultusunda Niels Bohr, Bohr atom modelini ortaya attı ve elektronların belli yörüngelerde bulunabildiğini ve bunun Planck sabiti ile ilgili olduğunu ifade etti.NİELS BOHR'un modeli ise modern atom teorisine en yakın modeldir.Bohr'a göre elektronlar çekirdeğin çevresinde rastgele yerlerde değil,çekirdekten belirli uzaklıklarda bulunan katmanlarda döner.Bohr da tasarladığı bu modelle Nobel ödülüne de layık görüldü.
#26.04.2009 16:39 0 0 0
  • Yer çekimi kuvveti nedir - Yer çekimi kuvveti hakkında - Yerçekimi Kuvveti hakkında

    Cisimleri Dünya'nın merkezine doğru çeken kuvvet. Yer çekimi kuvveti, Ay'ı Dünya çevresinde yörüngede tutar ve Ay'ın yörüngeden kurtularak uzayda uzaklaşmasını önler. Bir cisme etki eden yer çekimi kuvvetine o cismin ağırlığı denir.

    Hız verilmeden yüksekten bırakılan cisimler, ağırlıkları nedeniyle yere doğru hareket ederler. Bu harekete serbest düşme denir. Cisimleri harekete geçirebilmek için kuvvet uygulamak gerekir. Ancak serbest bırakılan bir cisme kuvvet uygulandığı zaman bile cisim düşmeye devam eder. Bunun nedeni yer çekimi kuvvetidir. Serbest düşen cisimler, Newton'un İkinci Hareket Yasası'na göre ivme kazanır. Buna yer çekimi ivmesi denir. Serbest düşen cisimler yer çekimi ivmesinin etkisiyle düzgün hızlanarak yere düşer. Yer çekimi kuvveti sabit olduğu için yer çekimi ivmesi de sabittir; yani düşen bir cismin hızının artış hızı, hep aynı kalır ve cisim düştüğü sürece her geçen saniyede hızı aynı miktarda artar.

    Ağırlık, Newton'un genel çekim yasasına göre çekim kuvvetleri sonucu oluşan bir büyüklüktür. Yeryüzünde yerin merkezinden uzaklaştıkça cisimlerin ağırlığı azalır. Bir cismin ağırlığı (G) o cismin kütlesi (m) ile bulunduğu yerin çekim ivmesi (g) çarpılarak hesaplanır. Bir cismin ağırlığı, bulunduğu yere göre değişir. Ay'ın kütlesi ve yarıçapı Dünya'ya göre daha küçüktür. Bu yüzden bir cismin Ay'daki ağırlığı Dünya'daki ağırlığının yaklaşık 1/6'sı kadardır. Bir cismin kütlesi de madde miktarının bir ölçüsüdür ve ayırt edici bir özelliktir. Hiç değişmez. Dünya'dan Ay'a doğru gidildikçe Dünya'nın çekim kuvveti azalır ve Ay'ın çekim kuvveti artar. Bu iki çekim kuvvetinin eşit olduğu yerde cismin kütlesi değişmediği hâlde ağırlığı sıfır olur.

    Yer çekimi kuvvetinin, cismin kütlesine ve cismin yerin merkezine olan uzaklığına bağlıdır. Cismin kütlesi arttıkça cismin üzerindeki yerin çekim kuvveti de artar. Kütleler arasındaki çekim kuvvetiyle ilgili olarak Newton, günümüzde de geçerli olan Genel Çekim Yasası'nı bulmuştur. Bu yasaya göre, herhangi iki cisim birbirini, kütleleri çarpımıyla doğru orantılı, kütle merkezlerini birleştiren uzaklığın karesiyle ters orantılı bir kuvvetle çeker.

    F : Kütle çekim kuvveti
    m1 : Birinci cismin kütlesi
    m2 : İkinci cismin kütlesi
    G : Evrensel çekim sabiti
    d : Kütle merkezleri arasındaki
    uzaklık
#26.04.2009 16:30 0 0 0
  • Yerçekimi Kuvveti bilgi

    Yerçekimi kuvveti algılayabildiğimiz tek kuvvet olmasına rağmen, aynı zamanda da hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz kuvvettir.

    Yerçekimi olarak bildiğimiz bu kuvvetin gerçek adı "kütle çekim kuvveti"dir. Şiddeti diğer kuvvetlere göre en düşük kuvvet olmasına rağmen, çok büyük kütlelerin birbirini çekmelerini sağlar.

    Evrendeki galaksilerin, yıldızların birbirlerinin yörüngelerinde kalmalarının nedeni bu kuvvettir. Dünyanın ve diğer gezegenlerin Güneş'in etrafında belirli bir yörüngede kalabilmelerinin nedeni de yine yerçekimi kuvvetidir. Bizler bu kuvvet sayesinde yeryüzünde yürüyebiliriz. Bu kuvvetin değerlerinde bir azalma olursa yıldızlar yerinden kayar, dünya yörüngesinden kopar, bizler dünya üzerinden uzay boşluğuna dağılırız.

    En ufak bir artma olursa da yıldızlar birbirine çarpar, dünya güneşe yapışır ve bizler de yer kabuğunun içine gireriz. Tüm bunlar çok uzak ihtimaller olarak görülebilir, ama bu kuvvetin şu an sahip olduğu şiddetinin dışına çok kısa bir süre dahi çıkması, bu sonlarla karşılaşmak için yeterlidir.

    Ünlü moleküler biyolog Michael Denton, Nature's Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe (Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyordur.) adlı kitabında bu gerçeği şöyle vurgular: Eğer yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama bir yıldızın kütlesi, şu anki Güneşimiz'den bir trilyon kat daha küçük olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan, eğer yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya da galaksi asla oluşamazdı.

    Diğer kuvvetler arasındaki dengeler de son derece hassastır. Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı, o zaman evrendeki tek kararlı element hidrojen olurdu. Başka hiçbir atom oluşamazdı. Eğer güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvete göre birazcık bile daha güçlü olsaydı, o zaman da evrendeki tek kararlı element, çekirdeğinde iki proton bulunduran bir atom olurdu.

    Bu durumda evrende hiç hidrojen olmayacak, yıldızlar ve galaksiler oluşsalar bile, şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Açıkçası, eğer bu temel güçler ve değişkenler şu anda sahip oldukları değerlere tamı tamına sahip olmasalar, hiçbir yıldız, süpernova, gezegen ve atom olmayacaktı. Hayat da olmayacaktı.
#26.04.2009 16:27 0 0 0
  • Bileşke Kuvvet Tanım - Bileşke Kuvvet Nedir
    İki veya daha fazla kuvvetin yaptığı etkiyi tek başına yapabilen kuvvete bileşke kuvvet denir.

    Tanım: İki yada daha fazla kuvvetin yaptığı etkiyi tek başına yapabilen etki.

    iki ya da daha fazla kuvvetin yaptığı etkiyi tek başına yapabilen kuvvete bileşke kuvvet denir. ÂR ile gösterilir. Bir cisme birden fazla kuvvet etki ettiğinde cismin hareket durumunu, kuvvetlerin toplam etkisi, yani bileşke kuvvet belirler. Duran cisimler daima bileşke kuvvet etkisinde ve yönünde hareket ederler. Dolayısıyla cismin hareket yönü sorulduğunda bileşke kuvveti bulmak gerekir. Bileşke kuvvet ise, daha önce anlatılan vektörlerin bileşkesini bulma yöntemleri ile bulunur.
#26.04.2009 16:25 0 0 0
  • Organik Tarım Nedir - Organik Tarım Hakkında

    Organik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.

    Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır.

    Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60'lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu'nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur.

    Ancak "Yeşil Devrim" olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.'den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD'de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir.

    Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa'da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

    Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde; Avrupa Topluluğuna organik ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir.

    Avrupa Topluluğu'ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çeşitli kurum ve kuruluşların işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış ve "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" 24.12. 1994 tarihli ve 22145 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin bazı maddelerinde uygulamada rastlanılan aksaklıkları gidermek ve organik tarım faaliyetleri sırasında yapılacak kusur ve hatalara karşı uygulanacak yaptırımların da yönetmelikte yer alması için, 29.06.1995 tarihli ve 22328 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır. Daha sonra 11.07.2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" yürürlüğe girmiştir. Organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun tasarısı Hükümetin acil eylem planı içerisinde yer almış ve 5262 sayılı "Organik Tarım Kanunu" 03.12.2004 tarihli ve 25659 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan "Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" 10.06. 2005 tarihli ve 25841 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

    Organik Tarım Kanun ve Yönetmelik esaslarına göre üretilen bitkisel ve hayvansal tüm ürünler organik olarak değerlendirilir ve Yönetmelikte ayrıntıları verilen etiket ve özel organik tarım logosu ile pazarlanır.

    "Avrupa Topluluğuna Organik Ürün İhraç Eden 3.Ülkeler" listesinde yer almak üzere de gerekli bilgileri içeren bir "Teknik Dosya" hazırlanarak öngörülen süre içinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla resmi başvuru yapılmıştır
    Kaynak:Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
#26.04.2009 16:21 0 0 0
  • organik tarımın insanlık için önemi - organik tarımın önemi

    Organik tarımın insanlar için önemi nedir

    günümüzde alım gücünün artmasıyla ve teknolojinin gelişimiyle beraber insanlar tarımsal ürünleri kendileri üretmeyip satın alıyorlar.
    ve her mevsimde her ürünü bulmak istiyorlar. talep çok olunca da tarım ürünlerinin verimliliğini arttırmak için bazı doğal olmayan sentetik yollara başvuruloyor.
    vücudumuzun temel yapıtaşı hücrelerde yediklerimizden ve içtiklerimizden oluşur
    yani nekadar doğal beslenirsek okadar sağlıklı bir vücudumuz olur.
    işte organik tarımda daha az sentetik madde kullanılarak yapıldığı için sağlığımız açısından önemldiir.

    günümüzde organik tarımın önemi organik tarimin insanlar için önemi organik tarimin insanlik için önemi organik tarım insanlık için önemi organik tarım ve insanlar için önemi organik tarımın insan için önemi nedir organik tarımın insanlar için önemi nedir organik tarımın insanlara önemi organik tarımın insanlık için önemi organik tarımın önemi
#26.04.2009 16:19 0 0 0
  • İnsanlarda Üreme Büyüme ve Gelişme

    İnsanlarda Üreme ,Büyüme ve Gelişme:İnsanlarda erkek üreme organı sperm üretirken,dişi üreme organı yumurta üretir. Bir yumurta ile bir spermin birleşmesiyle bebek oluşmaya başlar. Erkek üreme hücresi olan sperm,dişi üreme hücresi olan yumurtaya göre daha küçük bir yapıya sahiptir.

    Spermin yapısı;

    baş kısmı,

    orta kısım ve

    kuyruk olmak üzere 3 kısımdan oluşur.

    Yumurta sperme göre daha büyüktür. Sperm hareketli iken yumurta hareketsizdir. Spermin hareket etmesini kuyruk kısmı sağlar.

    Bir yumurta hücresi;

    hücre zarı,

    stoplazma ve

    çekirdekten meydana gelir.

    Yumurta hücreleri insan vücudundaki en büyük hücrelerdir.

    Sperm adı verilen erkek üreme hücreleri testislerde üretilir. Testislerde oluşturularak olgunlaşan spermler,sperm kanalı ile dışarı atılır. Bu salgı bezleri,spermin dışarı atılmasını kolaylaştıran salgıları üretir.

    Dişi üreme hücreleri olan yumurta hücreleri,dişinin yumurtalıklarında oluşturularak depolanır.

    Yumurta ve sperm annenin yumurta kanalında buluşarak gelişmeye başlar. Bu buluşmanın olabilmesi için yumurtalıklarda üretilen yumurta hücrelerinin yumurta kanalına girmesi gerekir.Döl yatağından annenin vücudunun dışına uzanan esnek bir kanal vardır. Döl yolu adı verilen bu kanal sayesinde spermler annenin döl yatağı ve yumurta kanalında ilerleyerek yumurta ile buluşur. Sperm ve yumurtanın buluşması ile döllenme gerçekleşir. Yumurta kanalında birleşerek gelişimine başlayan yumurta ve sperm,embriyoyu meydana getirir. Embriyo daha sonra döl yatağının yumuşak bir yastığa benzeyen duvarlarına tutunarak gelişimini burada devam ettirir. Embriyonun büyüyüp gelişmesi sonucunda bebek meydana gelir. Bebek doğana kadar döl yatağında kalır.Üreme,bir canlının(organizmanın) canlılığını sürdürmesi için gerekli değildir. Canlı,üreme hücreleri olmadan da yaşamını devam ettirebilir. Üreme olayıyla canlılar sadece nesillerinin devamını sağlar.



    Çocukluktan Ergenliğe Geçiş:İnsanlar bebeklikten başlayarak yetişkin bir birey oluncaya kadar sürekli bir değişme ve gelişme yaşarlar. Boyları uzar,kiloları artar. İnsanların değişim ve gelişimlerini bebeklikten itibaren fotoğraflarına bakarak görebiliriz. İnsanların gelişim dönemleri şöyle sıralanabilir. Bebeklik dönemi,çocukluk dönemi,ergenlik dönemi,yetişkinlik dönemi ve yaşlılık dönemi.



    Ergenlik dönemi:Ergenlik döneminde bireyin vücudu,ruhsal durumu,duyguları,anne baba ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde değişimler meydana gelir. Ergenlik,çocukluktan erişkinliğe geçişin yaşandığı çok önemli bir dönemdir. Bu dönem ortalama 11 yaşında başlar ve 20 yaşına kadar devam eder. Ergenlik sürecinde kız ve erkeklerde birçok bedensel ve ruhsal değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler ergenliğe geçiş döneminde salgılanan hormonların etkisiyle gerçekleşir. Ergenli döneminde yaşanan ruhsal ve bedensel değişimler insanlardaki normal gelişim sürecinin bir parçasıdır. Ergenlik döneminin özellikle ilk yıllarında yaşanan bedensel değişimler bedenimize yabancılık çekmemize ve utanmamıza sebeb olabilir. Ancak unutmamalıyız ki bedenimizde gözlemlediğimiz tüm değişimler insanlarda gözlemlenen gelişim sürecinin doğal bir sonucudur. Bu değişimler çocukluktan yetişkinliğe geçiş yapıldığını gösterir. Bedensel değişimlerin yanı sıra,özellikle ergenliğin ilk dönemlerinde duygusal dalgalanmalara da sık rastlanır. Ergenlik dönemindeki bir kişi bir gün kendini keyifli hissederken ertesi gün keyifsiz ve sıkıntılı hissedebilir. Bu çok normaldir.



    Ergenlik Dönemindeki Kişinin Özellikleri:

    1.Kendini bir gün mutlu hissederken ertesi gün sıkıntılı hissedebilir.

    2.Sık sık başkalarını eleştirir.

    3.Ebeveynleriyle(anne ve babasıyla) sorunlar yaşayabilir.

    4.Kimsenin kendisini anlamadığını düşünebilir.

    5.Kendini huzursuz hissedebilir.

    6.Zaman zaman içine kapanabilir. Sorun gibi algılanan bu olaylar unutulmamalıdır ki gelişimin doğal bir sonucudur.



    Ergenlik Döneminin Sağlıklı Geçirilmesi İçin Yapılması Gerekenler:

    1.Kişi arkadaşlarıyla düşüncelerini paylaşmalı ve onları dinlemelidir.

    2.Kişi ailesiyle,arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kurmalıdır.

    3.Boş zamanlarını iyi değerlendirmelidir.

    4.Sosyal etkinliklere katılmalıdır.

    5.Kişi spor yapmalı,hobilerine zaman ayırmalıdır.

    6.Gerektiğinde uzman bir kişiden psikolojik destek almalıdır.
#26.04.2009 16:15 0 0 0
  • Hayvanlarda Üreme Büyüme ve Gelişme

    İnsanlar gibi doğadaki tüm hayvanlarda dünyaya gelir,büyür ve gelişirler. Büyüme gelişme tüm canlılarda ortak olan bir özelliktir. Dünyaya gelen yeni bir fil yavrusu zamanla büyüyerek anne ve babası gibi yetişkin bir fil haline gelir. Yeni doğduğunda neredeyse bir parmak büyüklüğünde olan minik kanguru,aylar boyunca annesinin kesesinde yaşayarak gelişimini sürdürür. Küçük kanguruda ileride annesi gibi yetişkin bir birey olur. Sevimli bir yunus yavrusu doğduktan sonra uzun bir süre annesiyle kalarak gelişimini devam ettirir. Yavru yunus bu sırada pek çok şeyi annesinden öğrenerek yetişkinliğe adım atar. Bir hayvanın doğumundan yetişkin hale gelmesi için belirli aşamaları geçirir. Birbirini takip eden bu gelişim dönemleri hayvanların hayat döngüsünü farklıdır. Hayvanların kendilerine özgü hayat döngüleri vardır.Kuş,yılan,kertenkele ve timsah gibi hayvanlar yumurtayla ürer. Bu canlıların yavruları yumurta içerisinde gelişerek dünyaya gelir. Çevremizde gördüğümüz pek çok hayvan ise yavrularını doğurarak ürer. Yavrular anne karnında gelişimlerini tamamladıktan sonra dünyaya gelir. Koyun,kaplan,aslan,at,kedi ve köpek gibi hayvanlar yavrularını doğurarak ürer. Bir annenin bebeğini doğurduktan sonra onunla ne kadar yakından ilgilendiğini,bebeği büyüyene kadar onun tüm bakımını üstlendiğini biliriz. Her canlı annemizin bize gösterdiği şefkatli bakımı göstermez. Tüm canlılar büyüyene kadar yavrularına bakmazlar. Yavru kuşlar belli bir zamana kadar anneleri tarafından korunur ve bakılırlar. Fakat belli bir zamandan sonra yavru kuşlar hayatlarını yalnız devam ettirirler. Gelişim dönemlerinde yavrular büyüyerek yetişkin bireyler haline gelir. Yeni doğmuş bir kedi yavrusunu gördüğümüzde onun büyüdüğünde nasıl görüneceğini rahatlıkla tahmin ederiz. Ancak bazı hayvanlar gelişim dönemlerinde görünüşlerini tamamen değiştirirler. Bu tür hayvanların yavruyken görünüşleriyle yetişkin dönemlerindeki görünüşleri birbirinden tamamen farklıdır. Çevremizdeki su birikintilerinde,dere ve göl kenarında yaşayan kurbağaları hepimiz görürüz. Kurbağa yavruları yumurtadan çıktıklarında erişkin kurbağaya hiç benzemezler. Kurbağa yavruları su içinde yumurtadan çıkar. Yumurtadan çıkan kurbağa yavrusu,başkalaşım öncesinde,suda yaşamaya olanak sağlayan bazı özelliklere sahip uzun bir kuyruğu ve sudaki oksijeni almasına yardım eden yüzgeçleri vardır. Başkalaşımla birlikte kurbağanın yapısı değişerek karada yaşamaya uygun bir canlı haline gelir. Suda karaya geçişte kurbağanın kuyruğu kısalır,bacakları oluşmaya başlar ve akciğerleri gelişmeye başlar.
#26.04.2009 16:14 0 0 0
  • Çiçekli Bitkilerde Üreme Büyüme ve Gelişme
    İnsanlar ve hayvanlar nesillerini devam ettirmek için çoğalırlar. Yani kendilerine benzer canlar meydana getirirler. Üreme tüm canlıların ortak özelliğidir. Bitkilerde canlı olduğu için bitkilerde çoğalırlar. Onlarda kendilerine benzer bireyler meydana getirirler. Ve nesillerini devam ettirirler.Doğayı gözlemlediğimiz zaman değişik biçim,renk ve boyutlarda çiçekler görürüz. Bu çiçeklerin ortak bir özelliği vardır. Çiçeklerde bitkilerin üreme organlarıdır. Çiçeğin kısımlarını ve kısımların görevlerini şöyle sıralayabiliriz.


    1.Çiçek Tablası:Bir çiçeğin bütün kısımlarını üzerinde barındıran kısımdır.


    2.Çanak Yapraklar:Çiçeğin en dışında bulunan yapraklardır. Küçük ve yeşil renklidirler. Çanak yapraklar,gelişmekte olan çiçeği korumakla görevlidir.



    3.Taç yapraklar:Gösterişli renklere sahip,hoş görünüme sahip iri yapraklardır. Taç yapraklar çanak yapraklarının iç tarafında yer alır. Taç yapraklar,çiçeğin erkek ve dişi üreme organlarını kuşatır. Hoş kokuları Ve güzel görünümleriyle böcekleri kendilerine çekerek tozlaşma olayına yardımcı olurlar.

    4.Erkek ve Dişi Üreme Organı:Çiçeğin üremede görevli organlarıdır. Erkek üreme organı,erkek üreme organı,erkek üreme organı,erkek üreme hücresi olan polenleri üretir. Dişi üreme organıda,dişi üreme hücresi olan yumurta hücresiniOluşturur.

    Tozlaşma:Erkek organda bulunan polenlerin dişi üreme organına taşınmasına tozlaşma denir. Tozlaşmaya yardımcı olan etkenler vardır. Böcekler,rüzgar,kuşlar ve insanlar gibi. Yine bitkilerin ürettikleri bal özü ve taç yaprakları ve yaydıkları güzel kokularla kendine çekerek tozlaşmaya yardımcı olur. Bir böcek çiçeğin üstüne konduğunda o çiçekteki yapışkan polenler böceğin vücuduna yapışır. Böceğin başka bir çiçeğe konmasıyla bu polen başka bir çiçeğe taşınır. Bu sayede tozlaşma olayı gerçekleşmiş olur.

    Döllenme:Tozlaşmanın polen taneciklerinin erkek organdan dişi organa taşınması olduğunu biliyoruz. Ancak döllenmenin olabilmesi için polende yer alan erkek üreme hücresinin dişi organın alt kısmında bulunan dişi üreme hücresi ile buluşması gerekmektedir. Bu nedenle dişi organa ulaştığında burada bir tüp büyümeye başlar. Bu tüp aşağıya doğru,dişi organdaki yumurtaya kadar büyür. Polendeki erkek üreme hücreleri bu sayede buluşur ve döllenme gerçekleşir. Döllenen dişi üreme hücreleri gelişerek tohumu oluşturur. Tohumlar yeni bitkiyiOluşturabilecek özelliktedir. Dişi üreme organındaki yumurtalık bölümü ise gelişip olgunlaşarak meyveyi oluşturur. Yediğimiz meyveler aslında bitkilerin dişi üreme organlarında gelişir. Tohumların yeni bitki oluşturabilmeleri için öncelikle tohumların oluştukları bitkilerden uzaklaşmaları gerekmektedir. Bitki tohumları su,rüzgar ve canlılar sayesinde etrafa yayılırlar. Etrafa yayılan bu tohumların bitkiyi oluşturabilmeleri için gerekli ortam koşulları olmalıdır. Gerekli ısı,ışık,nem ve su ortamda bulunmalıdır.



    Bitkilerde Çimlenme,Büyüme ve Gelişme: Tabiattaki hayvanların insanların ve canlıların kendilerine özgü hayat döngüleri olduğu gibi bitkilerinde kendilerine özgü bir hayat döngüleri vardır. Bir bitkinin hayat döngüsünün ilk evresi çimlenmedir. Çimlenme evresi tohumun toprak altında faaliyete geçmesi ile başlar ve ilk yapraklar toprak üstünde gözüktüğünde sona erer. Toprakta uyumakta olan tohumun uyanarak çimlenmeye başlamasında su,ısı ve ışık etkilidir.

    Organik Tarım:Son yıllarda üretilen sebze ve meyvelerdeki hormon miktarı çok fazladır. Bu ürünler insan sağlığı açısından oldukça zararlıdır. Bunun yanı sıra tarımda kullanılan ilaç gübre gibi kimyasal maddeler insan ve toplum sağlığına ciddi zararlar vermektedir. İşte tüm bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için organik tarım geliştirilmiştir. Organik tarım,kimyasal gübre ve tarımsal ilaçları ya hiç yada mümkün olduğu kadar az kullanma esasına dayanır. Günümüzde tüm dünyada organik tarım anlayışı hızla yayılmaktadır
#26.04.2009 16:12 0 0 0
  • İnsanda gelişme dönemleri
    Bebeklik dönemi:0-1 yaş arası dönemdir.Bu dönemde tamamen yetişkinlere bağımlıdır.vücudu kontrol etmeyi,yürümeyi,ellerini kullanmayı,emeklemeyi öğrenir.

    Çocukluk dönemi:1-6 yaş arası dönemdir.konuşmayı,yemek yemeyi,giyinip soyunmayı ve arkadaşlarıyla oynamayı öğrenir.cinsiyetinin farkındadır.

    Okul çağı dönemi:kendi cinsleriyle oynamayı tercih eder.iyiyi kötüyü ayırt etmeyi öğrenir.
    Ergenlik dönemi:vücudun büyüme ve gelişmesi hız kazanır.eşey organları gelişir.üreme hücreleri oluşturur.ruhsal değişimler gözlenir.
    Yetişkinlik dönemi: meslek seçimi ve evliliğin olduğu dönemdir.
    Yaşlılık dönemi:arkadaş ve torunlarla bir arada olmaktan ve onlarla paylaşmaktan mutluluk duyar.

    Uyarı: ergenlik dönemi kızlarda 9-12 yaşlarında erkeklerde 10-14 yaşları arasında başlar.yani kızlarda ergenlik erkeklerden önce başlar.


    Çocukluktan Çıktık Şimdi Ne Olacak?


    Yaşınız gereği, ya içinde olduğunuz, ya da başlamak üzere olan bu dönem, ergenliktir. Doğal bir süreç olan ergenlikte, bedensel, duygusal ve psikolojik değişimler meydana gelir.
    Çocukluk döneminin son bölümünde büyüme yavaşlar. Boy ve ağırlık artışı daha az olur. Ergenlik döneminin belirtilerinden biri de büyümenin hızlanmasıdır.
    Bir erkek, çocukluk döneminde aynı yaştaki kızlardan genellikle daha uzun ve daha ağır olur. Ancak 12- 14 yaş arası hızla büyümeye başlayan kız, boy ve ağırlık olarak erkeği geçer. Ancak bu geçici bir durumdur, ergenlik döneminin ileriki zamanlarında erkekler kızları yakalar ve geçer.
    Bu ve başka farklar kız ve erkeklerde ergenliğin aynı zamanda başlamadığını gösterir. Gerçekten de ülkemizde ortalama olarak kızlar 9-12, erkekler 10-14 yaşlarında ergenliğe girer.
    Ayrıca, ergenlik döneminin başlangıcı, ülkelerin bulunduğu coğrafi koşullara göre de değişebilir. Sıcak bölgelerde daha erken başlar. Ayrıca beslenme de başka bir etkendir.
    Ergenlikte görülen değişimlerden bazıları tüm insanlar için ortaktır. Bazı değişimler ise yalnız kızlarda veya yalnız erkeklerde görülür. Ancak şu bir gerçek ki ergenlik döneminin özünü, eşey hormonlarının neden olduğu fiziksel değişiklikler oluşturur. Buna bağlı olarak ruhsal değişiklikler de izlenir.
#26.04.2009 16:10 0 0 0

  • Ergenlikte erkeklerde görülen değişimler -
    Ergenlikte kızlarda görülen değişimler

    Ergenlikte kızlarda görülen değişimler:

    Boy uzar
    Yumurtalıklardan salgılanan östrojen Kilo artar ve vücutta yağ birikimi olur
    Kalçalar gelişir.
    Üreme organları gelişir
    Üreme organlarında ve koltuk altında kıllanma görülür.
    Adet hali görülür.
    Sivilceler görülür
    hormonu etkisiyle göğüsler gelişir

    Ergenlikte erkeklerde görülen değişimler

    Testislerden salınan testosteron hormonu etkisiyle testisler gelişir
    Üreme organları gelişir
    Ses kalınlaşır
    Sakal çıkar
    Cinsel organ ve koltuk altlarında kıllanma görülür
    Boy uzaması kızlardan fazladır
    Sperm üretimi başlar
    Sivilceler görülür


    Ergenlik Döneminde Karşılaşılan Sorunlar


    Bu dönemde hızlı değişim gösteren bedensel gelişimin ( kıllanma, yüzde sivilce, ses kalınlaşması vs) yarattığı huzursuzluklar.
    Yaşıtları arasında yer edinebilme kaygısı.
    Otoriteye karşı çıkma, aileye ters düşme.
    Yalnızlık isteği, çekingenlik, çalışmaya isteksizlik, kararsızlık.
    Karşı cinsle arkadaşlık kurma isteği.
    Meslek seçiminde kararsızlık ve kaygılar.
    Kısaca, ergenlik dönemi bireyin kendisiyle ve çevresiyle çatışma halinde olduğu bir dönemdir.
    Olumlu arkadaşlıklar kurmak, hobiler edinmek, spor yapmak ergenlik döneminin sağlıklı geçirilmesine yardımcı olur.
    Ergenlik döneminde planlı ve programlı çalışmak, başarının temelini oluşturur.
    Ergenlikteki değişmelerin normal büyüme ve gelişme olayları olduğu unutulmamalıdır.
#26.04.2009 16:05 0 0 0