GeceMavisi

GeceMavisi

Üye
20.01.2008
Uzman Çavuş
5.132
Hakkında

  • Filme konu olan İnci Küpeli kız tablosunu çok beğenirim. Bununla ilgili yani filmi burada tanımlamak istiyorum.


    Dünyanın en sevilen portrelerinden biri olan ve 'Hollanda'nın Mona Lisa'sı olarak tanımlanan Flaman ressam Jan Vermeer'in 'İnci Küpeli Kız' adlı portresindeki iri gözlü ve esrarlı gülümsemeye sahip kız masum mu yoksa baştan çıkarıcı mı? Ve neden inci küpe takıyor? Ünlü ressam Jan Vermeer'e ilham veren portredeki kadının esrarı Hollanda'nın görkemi ile açığa çıkıyor.

    Sadece bir portre mi yoksa yasak bir aşk mı? Farkı kim söyleyebilir? Tracey Chevalier'in ülkemizde de yayınlanmış aynı adlı best-seller romanından...

    Konusu: Delft, Hollanda 1665.

    On yedi yaşındaki Griet babasının bir iş kazası sonucu kör kalması nedeniyle ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda kalır. Johannes Vermeer adlı bir ressamın evine hizmetçi olarak alınır. Griet yavaş yavaş efendisinin ilgisini çekmeye başlamıştır. Vermeer, Griet'in yetiştiriliş tarzı, eğitim düzeyi ve bulunduğu sosyal konum olarak çok farklı olmasına rağmen, renkler ve ışığı sezgileriyle algılama kabiliyetini farkederek onu yavaş yavaş kendi resimlerinin gizemli dünyasına çeker.

    Vermeer tam bir mükemmeliyetçidir, çoğu zaman bir resmi tamamlaması aylar sürüyordur. Kurnaz kayınvalidesi Maria Thins ise, Vermeer'in bu yetersiz kalan verimi nedeniyle ailenin savurgan yaşam biçimini denetlemeye çabalamaktadır. Griet'in Vermeer'e ilham verdiğini gören Maria tehlikeli bir karar alarak onların gizli ilişkilerinin gelişmesine izin verir...
#20.04.2008 04:17 0 0 0

  • Mit'in Gizli Tarihi

    noimage


    Tanıtım
    Bu kitap, Türkiye'de üzerinde en çok soru işaretlerinin bulunduğu kuruluşlardan birisi olan MİT ve onun bilinmeyenleri üzerine yazılmıştır.



    Yazar
    Tuncay Özkan











#20.04.2008 04:08 0 0 0
#20.04.2008 00:40 0 0 0
#20.04.2008 00:38 0 0 0
#19.04.2008 18:54 0 0 0
#19.04.2008 18:53 0 0 0
#19.04.2008 18:52 0 0 0
#19.04.2008 11:29 0 0 0
#19.04.2008 11:28 0 0 0
#19.04.2008 05:39 0 0 0
#19.04.2008 05:06 0 0 0
#19.04.2008 04:50 0 0 0
  • noimage

    Ahmet Taner Kışlalı, Tokat`ın Zile ilçesinde 10 Temmuz 1939'da doğdu.

    noimage

    Kışlalı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi`ni bitirdikten sonra 1962-63 yılları arasında Yenigün Gazetesi'nde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1968-72 yılları arasında öğretim görevlisi olan Ahmet Taner Kışlalı, 1967 Paris Hukuk Fakültesi'nde doktorasını yaptı. 1988 yılında da profesör olan Ahmet Taner Kışlalı, 1977'de Cumhuriyet Halk Partisi`nden 5. Dönem İzmir Milletvekili seçildi. Kışlalı, Bülent Ecevit tarafından kurulan 42. Hükümet`te
    1978-79 yıllarında Kültür Bakanı olarak görev yaptı.

    12 Eylül sonrasında üniversiteye dönen Kışlalı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi`nde siyaset bilimi dersleri verdi. Ahmet Taner Kışlalı, aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi`nde ''Haftaya Bakış'' başlığıyla köşe yazıları yazıyordu.

    Kışlalı, 21 Ekim 1999 Perşembe günü, Ankara'da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu vefat etti.


    Ahmet Taner Kışlalı'yı, Işık Kansu'nun kaleminden okuyalım. 'Sorumlu Öğretmen' başlıklı makaleden:

    Zile, 1939. Adını Ahmet Taner koydular. Ziraat Bankası veznedarı Hüsnü Bey ile ilkokul öğretmeni Lütfiye Hanım'ın çocukları. O Lütfiye Hanım ki 16 yaşında Cumhuriyet öğretmeni olarak eğitim ateşini yoksul, yorgun Anadolu'ya taşıyor. Kemalci, Kuvvacı Mustafa Necati'nin 'Millet Mektepleri'nde kendinden yaşlı 'erkek' öğrencilere okuma yazma öğretiyor. Zile, Nizip ve Kilis'ten başlayıp Ankara'ya uzanan 44 yıllık uzun yürüyüşün ardından, bir Cumhuriyet Bayramı'nda, 29 Ekim 1994'te yaşama gözlerini yumduğunda, oğlu Ahmet Taner şöyle anıyor onu:

    'Hep genç kalarak yaşlandı. Gerçek bir Kemalist devrimci gibi, kendini hep yenileyerek... çağını anlama çabası içinde torunları ile bile arkadaşlık kurmayı başararak...'

    Annesinin kollarındayken, okullu olduğunda, 'a, be, ce'yi de ilk öğretmen annesinden öğrendi. Uysaldı. Sakinliği, 'muhallebi çocukluğu' gibi tanımlanamazdı asla. Daha ilkokuldayken Türkçe'yi ses şenliğine döndürürdü. Minik arkadaşları, 'Öyle öyküler anlatıyor ki derslerde, bize hiç laf düşmüyor' diye yakınırlardı.

    Annesi ile babası, Mehmet Ali ile Mahmut'u İstanbul'a, Galatasaray Lisesi'ne göndermişlerdi. Ahmet Taner'in evin sıcaklığından uzaklaşmasına yürekleri elvermedi. Pek zayıftı, pek çocuksuydu da ondan. Kilis Ortaokulu'nda okudu. Delikanlılığın delifişekliğinde kardeşleri, arkadaşları dalaşırlardı birbirleriyle, ama onu kavga ederken hiç gören olmamıştı.

    Kavgacılık ile savaşımcılığı birbirinden ayırt etmek gerek. Daha ortaokulda okulun düzenlediği tartışmalı toplantıların başta gelen önderlerindendi. Kabataş Lisesi'ndeki ateşli münazaralara da taşıyacaktı bu niteliğini.

    Siyaset bilimcisi olmanın ilk ipuçları, ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı ile kendi geliştirdikleri 'devlet yönetimi' oyununda belirmişti. Elde makas, dil ucuna sürüldü mü koyulaşan mavi uçlu kurşunkalem, bir de saman kağıtlar. Oyunun altyapısı hazır. El becerisini de ekledin mi üzerine, al sana kağıttan kaymakam, garnizon komutanı, doktor, belediye reisi, banka müdürü, tarım müdürü, halk. Çocukluğun geniş düş dünyasına açılan oyun penceresi, 'gel keyfim gel' geçen doyumsuz saatler.

    Lise bitti. Ver elini Ankara. O artık Mülkiyeli. Hem öğrencilik, hem gazetecilik bir arada gidiyor. Yeni Gün'de spor muhabirliği.

    Galatasaraylı kardeşlerinin tersine Fenerbahçe'ye 'gık' dedirtmeyen ödünsüz taraftar. Olgunlaşma sürecinde derginin yazıişleri müdürlüğünü üstlenme.

    Fransız bursuyla Sorbon'da doktora. Tez konusu, 1960 devrimi sonrası Türkiye'deki siyaset açısından ilgi çekici:

    'Modern Türkiye'de Siyasi Güçler...'

    Fransa'da Bordolu, ama 'Biz Türklerden' Nicole ile tanışma. Ahmet Taner'in insan sever, sıcakkanlı, sevgili eşi, kızları Dolunay ve Altınay'ın anneleri Nilgün. Yıllar sonra birlikte geçirdikleri trafik kazasında yitirdiği, Türk bayrağı ile gömülen Nilgün Kışlalı...

    Sorbon sonrası önce Hacettepe Üniversitesi'nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başlama. Askerliğin ardından Hacettepe Üniversitesi'ne yapılan dönüş başvurusuna ret yanıtı. Ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı, 'İhsan Doğramacı istemedi dönmesini' diyor. 'Neden?' diye soruyoruz. Yanıtı çok kısa:

    'Öğrencilerini demokrasi, özgürlük ve açıklık konularında teşvik etti. Ahmet, öğrencilerin üniversite içinde demokratikleşmesi akımının önderlerinden olmuştu. Doğramacı'ya bu fazla geldi.'

    Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne geçti. Çok mutluydu.

    1971-77 arasında Yankı dergisinin belkemiği olduğunu söylemek abartı sayılmaz. O yıllarda yükselen toplumcu, devrimci, halkçı rüzgarı yakalayan dönemin 'Karaoğlan'ı, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in dikkatini çekiyor.

    Yankı'da yazıları. 1977'de İzmir'den CHP milletvekili seçiliyor.

    1978 başı. 11'ler Adalet Partisi'nden ayrılmış. Ecevit, hükümet kuracak besbelli.

    Altan Öymen CHP Grup Başkanvekili. 'Laci'leri önceden çekmiş olanlar sıram sıram. Öymen'e görünenler, hatırlatmada bulunanlar çoğunlukta.

    Ahmet Taner Kışlalı ise ortada gözükmüyor hiç. Ecevit, Öymen'e Ahmet Taner Kışlalı'yı Kültür Bakanı yapacağını açıklıyor. Öymen haberi bildirecek, ama bulabilene aşk olsun. Sonunda bulunuyor da, Altan Öymen, Kışlalı'ya Kültür Bakanı olduğunu ancak arabasında söyleyebiliyor:

    'Kültür Bakanı olacağını kendisine açıkladığımda yüzünde sevincin işaretlerini görememiştim. Yalnızca gözlerinde önemli bir sorumluluk yüklendiğinin bilincine varan ışıltının çaktığını gözlemiştim.'

    Bakanlık görevinin hakkını vermişti. O dönemin gençleri, o güne değin itilen kakılan yazarları, kimi gruplarca küçümsenen değerleri kucaklayan Kültür Bakanlığı'nca çıkarılan dergiyi anımsarlar:

    'Ulusal Kültür'.

    12 Eylül. Baskının adı. Özal'lı yıllar. 'Değişim' aldatmacasıyla karışık karşıdevrimin, yozlaşmanın adı.

    Ahmet Taner Kışlalı, Ankara İletişim Fakültesi öğretim üyesi. Bilime, öğrencilere adanan yıllar. Savunduğu düşüncelere karşıt görüşleri ileri süren, bunu bir tutarlı çerçevede dile getiren öğrencilere en yüksek notu veren hoşgörülü, sonuna dek demokrat öğretmen. Eşini trafik kazasında yitirdiği günün ertesinde, kolu sarılı derse giren sorumlu öğretmen...

    1991 sonu. Cumhuriyet gazetesinde yazarlığa başlama:

    'Haftaya Bakış'.

    Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere birçok cumhuriyetçi demokratik kitle örgütünün Anadolu'nun yüzlerce köşesinde düzenledikleri toplantılarda konuşmalarla 'ulusalcı, laik, Atatürkçü' güçlere özgüven aşılama... Halka, Kemalizmin, Atatürkçülüğün bir doğma değil, bir sürekli devrimcilik olduğunu usanmadan anlatma çabası. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcılığı...

    Nisan 1997'de ikinci eşi Nilüfer Kışlalı ile evlilik. 22 Eylül 1999'da Nilhan Nur'un doğumu.

    Çayyolu Engürü Sitesi. 21 Ekim 1999:

    Saat 09.28. Cumhuriyet gazetesine 'Kınıyorum' başlıklı yazısını faksladı.

    Saat 09.35.

    Eşi Nilüfer Kışlalı ve minik bebeğini kente indirecek, sonra derse girecek. 'Nilüfer' dedi, 'Ben arabayı ısıtayım. İki-üç dakika sonra gelirsiniz.' Evden çıktı.

    Saat 09.40!

    Nilüfer Kışlalı, 'Çok neşeli bir sabahındaydı' dedi...
#19.04.2008 03:11 0 0 0
  • Konu: Uğur Mumcu
    [size=-2] FAİLİ MEÇHUL (!) CİNAYETLER


    Uğur MUMCU
    Ahmet Taner KIŞLALI
    Muammer AKSOY
    Bahriye ÜÇOK
    Devrim Şehidi Kubilay
    Turan DURSUN
    Necip HABLEMİTOĞLU



    noimage [size=-2]Cavit Orhan TÜTENGİL
    İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji Enstitüsü Başkanı ve Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Prof. Cavit Orhan Tütengil 1979 yılının 7 Aralık sabahı saat 07.45'te Levent'teki Sülün Sokak'ta bulunan İETT durağında, silahlı dört kişi tarafından öldürüldü. Saldırganlar, Tütengil'in cesedinin üzerine, ''Ne Amerika Ne Rusya, Bağımsız Türkiye- Anti Terör Birliği'' yazılı bir not bıraktılar. Polis, olay yerinde 9 milimetre çapında 12 boş kovan buldu. Tütengil cinayetinde yapılan soruşturma ve yargılamalar ise sonuçsuz kaldı. Hatta yargılama dosyası bile kayboldu. Tütengil'in cenazesi, 9 Aralık 1979 günü Şişli Camii'nden olaylı bir biçimde kaldırıldı. Cenazeye katılmak isteyenlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma sonunda bir işçi öldü, sekiz kişi yaralandı. Yaralananlardan biri de, Cumhuriyet Gazetesi'nin bir diğer yazarı, Ümit Kaftancıoğlu idi. Kaftancıoğlu, bu törenden aylar sonra bir başka hain saldırının hedefi oldu..

    Uğur Mumcu


    Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye'nin yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana olan, hep araştıran ve sorgulayan gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 otomobiline konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.

    Eşi Güldal Mumcu, çocukları Özgür ile Özge, Uğur Mumcu'nun, ilkelerinden ödün vermeyen kişiliğini gelecek kuşaklara aktarmak; kütüphanesini, arşivini ve tüm yazılarını tarihsel sırasıyla, düzenli olarak araştırmacıların kullanımına sunmak, gazeteciliğe hevesli gençleri, araştırmacılık alışkanlığıyla mesleğe kazandırmaya çalışmak gibi amaçlarla, Ekim 1994'te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nı kurdular. Vakıf, Aralık 1995'te amacı doğrultusunda etkinliklerini yaşama geçirmeye başladı. Şimdi genç gazetecileri araştırmacılığa yöneltmek, insanların düşündüklerini yazıya doğru aktarmalarını sağlamak için yazma seminerleri düzenliyor; başkentlileri sanatsal, bilimsel etkinliklerde buluşturan toplantıların yanı sıra kitaplar yayımlıyor.

    Uğur Mumcu'nun gazete ve dergilerde beş bini aşkın köşe yazısıyla, dizi yazıları, söyleşileri yayımlanmış, um:ag Yayın Bölümü bunların hepsini, "Bütün Yapıtları" ve "Bütün Yazıları" dizilerinde kitaplaştırmıştır.

    (...)

    Ölümünden bu yana geçen sürede bu yazıların hâlâ güncel olması ise, bu kalıtın önemini anlatmaktadır.

    (...)

    Bilimin ve sanatın aydınlattığı bir dünyada, demokrasinin yaşama biçimi olması, adaletin herkesi kuşatması, bir kişinin bile hak ve özgürlüklerinden yoksun kalmaması için savaşım veren Uğur Mumcu gibi aydınlar, düşündükleri için öldürüldüler. Daha aydınlık bir dünyanın Mumcu gibi aydınların çoğalmasıyla kurulacağına inanıyor ve bu inancı aydınlanmacılarla paylaşmanın verdiği güçle, Mumcu'nun düşüncelerinin gelecek kuşakları da aydınlatacağını biliyoruz.

    Düşünenlerin öldürülmemesi, öldürülenlerin hiç unutulmaması dileğiyle...









    UĞUR MUMCU CİNAYETİ SORUŞTURMASININ GEÇİRDİĞİ AŞAMALAR 24 Ocak 1993 yılında, evinin önünde düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu yitirdiğimiz Uğur Mumcu'nun Cinayetinin Soruşturması çeşitli aşamalar geçirmiştir.

    Olaya başından itibaren Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı el koymuştur. Ancak dosya bir türlü tamamlanamamıştır. 7 yıl gibi uzun bir sürecin sonunda 11 Temmuz 2000 tarihinde "Umut Davası" adıyla bir dava açılmıştır.

    (...)

    Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü 24 Ocak 1993'ten bu yana 12 Hükümet, 14 İçişleri bakanı, 12 Adalet Bakanı, 4 DGM savcısının (şu an özel görevli mahkeme savcısı görevde) değiştiği ülkemizde, ne yazık ki, Uğur Mumcu cinayeti bütün bağlantılarıyla hâlâ aydınlatılamamıştır.

    Mahkemenin verdiği karar onansa bile, cinayete azmettirenler ortaya çıkmadığı sürece, dosya bizim açımızdan kapanmış sayılmayacaktır.

    Ahmet Taner Kışlalı

    Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere birçok cumhuriyetçi demokratik kitle örgütünün Anadolu'nun yüzlerce köşesinde düzenledikleri toplantılarda konuşmalarla 'ulusalcı, laik, Atatürkçü' güçlere özgüven aşılama... Halka, Kemalizmin, Atatürkçülüğün bir doğma değil, bir sürekli devrimcilik olduğunu usanmadan anlatma çabası. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcılığı...

    Nisan 1997'de ikinci eşi Nilüfer Kışlalı ile evlilik. 22 Eylül 1999'da Nilhan Nur'un doğumu.

    Çayyolu Engürü Sitesi. 21 Ekim 1999:

    Saat 09.28. Cumhuriyet gazetesine 'Kınıyorum' başlıklı yazısını faksladı.

    Saat 09.35.

    Eşi Nilüfer Kışlalı ve minik bebeğini kente indirecek, sonra derse girecek. 'Nilüfer' dedi, 'Ben arabayı ısıtayım. İki-üç dakika sonra gelirsiniz.' Evden çıktı.

    Saat 09.40!

    Nilüfer Kışlalı, 'Çok neşeli bir sabahındaydı' dedi...


    Prof.Muammer Aksoy

    31 Ocak 1990 günü Ankara Bahçelievler'deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü.





    Prof. Muammer Aksoy'un cenazesinde hocasının fotoğrafını kortejin en önünde kucağında taşıyan Uğur Mumcu'yu da ne yazık ki üç yıl sonra yine bir Ocak günü yitirdik... 1994 yılından beri Ocak ayında Muammmer Aksoy ve Uğur Mumcu için yapılan anma toplantıları Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag)'nın öncülüğünde gelenekselleşti. Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü 24 Ocak günü başlayan, Prof. Dr. Muammer Aksoy'un öldürüldüğü 31 Ocak günü biten ve bir hafta süren etkinlikler "Adalet ve Demokrasi Haftası" ortak başlığıyla yurtiçi ve yurtdışında yapılıyor. 24-31 Ocak 2004'de 11. Adalet ve Demokrasi Haftası etkinliklerinde de çeşitli sivil toplum örgütlerinin düzenlediği söyleşi, açıkoturum, dinleti ve sergilere yer verilecek.

    BAHRİYE ÜÇOK
    6 Ekim 1990 günü Çankaya Caddesi'ndeki evine gönderilen bir kargo paketinin patlamasıyla hayatını kaybetti. İlahiyat Fakültesi eski öğretim üyesi ve SHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Bahriye Üçok, toplumsal ve siyasal sorunlarla ilgili düşüncelerini Cumhuriyet sayfalarında ortaya koyuyordu.

    DEVRİM ŞEHİDİ KUBİLAY

    Menemen'de 23 Aralık 1930'da patlak veren Cumhuriyet karşıtı olayda yedek subaylığını yapmakta olan öğretmen Kubilay şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Olayın elebaşısı "mehdi" olduğunu iddia eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) adında Nakşibendi tarikatına bağlı biriydi. 7 Aralık'ta 6 müridiyle (Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan) Manisa'dan yola çıkan Derviş Manisa'dan yola çıkan Derviş Mehmet, 23 Aralık sabahı, gün doğarken Menemen'e girdi. Belediye Meydanında çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle zikrederek şeriat ilan etmeye kalkıştı. Meydandaki kalabalığın bir bölümü çağrısına uymuş, bir bölümü ise seyirci kalmayı yeğlemişti. Silahlı olan asiler bir müfrezenin başında olaya müdahale eden yedek subay Asteğmen Kubilay'ı hemen ardından da Hasan ve Şevki adındaki iki mahalle bekçisini öldürdüler.

    Olay, arkadan yetişen askeri birlikler tarafından şiddetle bastırıldı. Bu arada Derviş Mehmet de vuruldu. Kaçanlar yakalandı, ilişkisi olanlar hakkında hemen kovuşturma başlatıldı.

    27 Aralık'ta, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile Ordu Komutanı Fahrettin Paşa (Altay) İstanbul'a giderek Dolmabahçe Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'e olay hakkında bilgi verdiler.

    Mustafa Kemal Paşa, 28 Aralık'ta orduya gönderdiği başsağlığı mektubunda şöyle diyordu:

    "Mürtecilerin (gericilerin) gösterdiği vahşet karşısında Menemen'deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmaları bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir."

    31 Aralık 1930'da toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmesine karar verdi. Sıkıyönetim komutanlığına 2. Ordu Kumandanı Fahrettin Paşa (Altay), Divan-ı Harp Reisliği'ne 1. Kolordu Komutan Vekili Muğlalı Mustafa Paşa atandı. Olay 1 Ocak 1931'de Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (KANSU) ve arkadaşlarınca verilen soru önergesiyle TBMM Gündemine getirildi. Soru önergesini Başbakan İsmet Paşa (İnönü) cevaplandırdı. Daha sonra Sıkıyönetim ilanına ilişkin önerge tartışıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.

    7 Ocak 1931'de Çankaya'da, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında, Başbakan İsmet Paşa, Meclis Başkanı Kazım Paşa (Özalp), Sıkıyönetim Komutanı Fahrettin Paşa (Altay), İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Milli Savunma Bakanı Zekai Bey'in (Apaydın) katıldıkları bir toplantı yapıldı ve Menemen Olayı bütün yönleriyle ele alındı. Olayın gerici nitelikte, düzenli ve siyasi olduğu görüşüne varıldı.

    Sıkıyönetim mahkemesi, 105 sanığı 15 Ocak 1931'de yargılamaya başladı. Duruşmalar, 25 Ocak'ta sona erdi ve 105 sanıktan 37'si için ölüm cezası verildi. 6'sının ölüm cezası yaş haddi nedeniyle 24 yıl "idama bedel hapis cezası"na çevrildi. Diğer sanıklardan 20'sine bir yıl, 14'üne üç yıl, 6'sına 15 yıl, birine 12,5 yıl hapis cezası verildi, 27 sanık beraat etti.

    Karar, 31 Ocak 1931'de TBMM'ye sunuldu. Aynı gün Adalet Komisyonu'nda görüşüldü. Komisyon, 31 ölüm cezasından 28'ini onayladı. 2 kişinin ölüm cezasını 2 yıl hapis cezasına çevirdi. Bir kişinin cezası da, ölmesi nedeniyle kalktı. TBMM Genel Kurulu, 2 Şubat 1931'de cezaları onayladı.

    Ölüm cezaları 3 Şubat 1931'de yerine getirildi.

    Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931'de Manisa ve Balıkesir'den, 8 Mart 1931'de de Menemen'den kaldırıldı.



    TURAN DURSUN

    1960'lı yılların başında görev yaptığı yerlerde dikkati çeken Dursun, komünist müftü yakıştırmasıyla anıldı.1966 yılında TRT'ye geçen Dursun, dini birçok program hazırladı. TRT'de hazırladığı programlar, halkımız tarafından eleştirilerek, Evrim Teorisi'ne yer verdiği ve dinsizlik yaptığı gerekçesiyle yayından kaldırıldı. Arkasından TRT'deki prodüktörlük görevi elinden alınarak uzman olarak çalıştırıldı.

    Yayınladığı kitap ve yazılarda dine karşı çıkan Dursun, 6 Eylül 1990'da faili meçhul bir suikastle öldürüldü.



    NECİP HABLEMİTOĞLU

    Türkiye'de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü terör örgütleri ve Alman Vakıfları ile Avrupa Birliği Uyum Yasaları içinde yer alan vakıflar yasası konularında çeşitli araştırmaları bulunan Hablemitoğlu, çalışma alanına ilişkin Türkiye"de ve yabancı ülkelerde sempozyum, panel gibi toplantılarda sayısız konferanslar verdi, çeşitli televizyon ve radyo programlarına katıldı. Kendisi gibi öğretim üyesi olan Doç.Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU ile evli, Kanije ve Uyvar adında iki kız çocuk babası idi.



    Unutmayalım ki "cesur bir kez, korkak bin kez ölür." Önemli olan, insanın böyle bir toplumda bir "mezar taşı" gibi suskunluk simgesi olmamasıdır.
#19.04.2008 02:47 0 0 0
  • HAVA TEMİZLEYEN EV BİTKİLERİ


    noimage


    Tabiattan alabildiğine uzak yaşamak zorunda kaldığımız günümüzde salon bitkileri hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Evimize, işyerlerimize bir parça canlılık getirmek ve dekorasyonu tamamlamak maksadıyla bu bitkilerden bir kaç saksı olsun yetiştirmeye çalışırız.
    Bitki seçimi yaparken onların çevrelerini süslemekten çok daha ilginç özelliklere sahip oldukları çoğumuzun aklına gelmez. Bitkilerin havayı temizlediklerini herkes bilir ama bazı salon bitkilerinin ev ve ofislerde havadaki zehirlerle mücadelede silah olarak kullanıldığı kimin aklına gelir ki?..

    Bu konu büyük önem arzediyor. Zira kapalı yerlerdeki hava kirliliği bazen dışarıda karşılaştığımızdan çok daha yoğun olabiliyor.

    Çevre problemlerini biyolojik yollarla çözmeye yönelik araştırmalar sırasında özellikle ev bitkilerinin bir kısmının iç mekanlarda sağlığımızı tehdit eden, ancak kaçınılmaz olarak maruz kaldığımız bazı zehirli maddeleri emerek büyük fayda sağladığı meydana çıktı.

    Nasa tarafından yapılan araştırma sırasında plexiglas ile kaplanan hücrelere değişik türlerde çiçekler yerleştirildi ve iç mekanlarda en çok maruz kaldığımız zararlı maddeler bu hücrelere enjekte edildi.

    İki yıl süren araştırmalar sonunda yapılan kontrollerde havadaki formaldehit,benzen, trikloroetilen moleküllerini ve karbonmonoksit gazını en çok emen bitkiler tesbit edildi.

    Çoğumuzun tanıdığı bu bitkiler şunlar:

    Kurdele çiçeği
    Filodendron
    Draçena
    Duvar sarmaşığı
    Bambu Palmiye
    Paşa Kılıcı
    Ev Sarmaşığı
    Kasımpatı
    Spathipyllum
    Aglaonema

    Bu bitkileri evimizde ve işyerlerimizde yetiştirerek sağlığımıza önemli bir katkıda bulunabiliriz. Özellikle sigara içilen evlerde ve bürolarda bu konu daha ciddi düşünülmeli.

    Ayrıca hava filtresi kullanılmayan işyerlerinde, klimaların süzemediği zehirler "Hasta Bina Sendromu" olarak adlandırılan belirti ve rahatsızlıklara sebep oluyor. Bu problemleri azaltmak için filtre vazifesi gören bitkilerden yararlanmak çok mantıklı bir çare olabilir.

    Hasta bina sendromunun belirtileri:

    Baş ağrısı ve sinüs ağrıları
    Baş dönmesi, bulantı
    Ağız ve gözlerin kuruluğu
    Genel bir yorgunluk ve halsizlik
    Konsantrasyon bozukluğu
    Gribal enfeksiyonlar
    Alerji
    Bulunduğunuz ortamı derhal terk etme isteği
    Göz ve burun nezlesi, astım rahatsızlıkları

    HER GÜN SOLUMAK ZORUNDA KALDIĞIMIZ ZEHİRLER

    Benzen, formaldehit ve trikloroetilen gibi buharlaşarak kullandığımız eşyalardan havaya yayılan maddeler bir çok rahatsızlığın sebebi veya tetikleyicisi olabiliyor.

    Bu maddelerin en yaygın olanları :

    Trikloroetilen (Trichloroethylene (TCE):
    Endüstride yaygın olarak kullanlan bir madde.Özellikle kuru temizlemede çok kullanılıyor.Baskı mürekkebi,boya, vernik, saç spreyleri ve tutkallarda da mevcut.
    Yan etkileri: Bazı kanser türlerine sebep olduğu biliniyor. Özellikle akciğerlerde tahribat yapıyor.

    Benzen:

    Günlük hayatta kullandığımız bir çok maddede bulunuyor. Benzin, mürekkepler, yağlar, boyalar, plastik ve kauçuk malzemelerde, ayrıca deterjanlarda bolca mevcut.
    Yan etkileri:
    Kromozom bozuklukları, kansızlık ve kemik iliği rahatsızlıklarına sebep oluyor. Cilde sürekli temas halinde çeşitli cilt rahatsızlıkları, nefes yolu ile alındığında ise baş ağrısı, halsizlik, bulantı ve çarpıntı, gözde katarkta varan rahatsızlıklar yapabiliyor.

    Formaldehit:

    İç mekanlarda en çok karşılaştığımız kimyasal maddelerden biri. Sıkıştırılmış ağaçtan yapılmış mobilyalarda (özellikle büro mobilyaları), kağıt havlu, peçete, paket kağıtları, yer döşeme ve halılarının alt yüzeylerindeki yapışkan bölümlerde , bazı kumaşlarda kullanılıyor. Isınma ve yemek pişirmede kullanılan doğal gazda ve sigara dumanında da mevcut. (bu yüzden sigara içmeyenler de etkileniyor) Şampuanların çoğunun terkibinde de var.
    Yan etkileri:

    Göz,burun ve boğazda mukozayı zedeleyerek rahatsız ediyor. Ciltte alerji ve baş ağrısı yapıyor. Astım hastalığına sebep olması en ciddi yan tesirlerinden biri olarak düşünülüyordu, ancak son zamanlarda kanser yapıcı etkileri de keşfedildi.
#19.04.2008 02:20 0 0 0
  • Ev Yapımı Bitki Haşeresi İlaçları



    noimage


    Bahçe, balkon ve evimizde yetiştirdiğimiz bitkiler sık sık zararlı varlıkların saldırısına uğrar. Envai çeşit böcekler, mantar hastalıkları bitkilerimizi perişan eder, hatta öldürür. Bu da bizi çevreye zararlı olduğunu iyi bildiğimiz bir takım tarım ilaçları kullanmak zorunda bırakır. Genelde bu ilaçları bilinçsizce kullanırız. Doğru zamanda, yeterli dozda ilaç kullanmak çok önemlidir. Yanlış zamanda yapılan ilaçlamalar maksadına ulaşamayabilir. Yetersiz doz hastalığı gidermez. Fazla doz bitkiye zarar verir, çevreyi daha fazla kirletir, zehirlenmeye yol açar. En iyisi bu maddeleri hiç kullanmamak diye düşünsek bile mecbur kalabiliyoruz. Halbuki ev bitkilerinde kullanınca havadan soluduğumuz, yediğimiz bitki ve meyvelerle ile vücudumuza aldığımız bu tarz ilaçlar sağlığımıza tahmin edemeyeceğimiz kadar zarar veriyor. Neyse ki bitkilere musallat olan zararlı problemlerini gidermek için küçümsenmeyecek bir alternatifimiz var:

    Ev Yapımı Bitki İlaçları

    Bazı çevre dostu maddeler ve çeşitli bitkilerden elde edilen ilaçlar bitkilerimizdeki böcek ve mantar problemlerine çare olabilir. Böylece kendimizi ve çevremizi zehirlemeden bitkilerimizi tekrar eski sağlığına kavuşturabiliriz. Biraz zahmetli de olsa hazır kimyasal ilaçları kullanmadan evvel ev yapımı zararsız ilaçları denemekte büyük fayda var.

    Bu konuyu bir bilene sordum ve aldığım bilgileri sizinle paylaşmak için bu sayfayı hazırladım. Aşağıda yer alan bilgileri veren Ziraat Mühendisi Sayın Mine Pakkaner'e çok teşekkür ederim.

    noimage



    ÇEVRE DOSTU BİTKİ İLACI REÇETELERİ

    Bitkinize ilaç yapmadan önce dikkat edilecek hususlar:

    Bitkinizin küçük bir yaprağında öncelikle fitotoksite testi yapın. Solüsyonu kaplama yapacak şekilde püskürtün, püsürtme başlığınızın çok ince atması önemli, 24 saat sonra yaprakta bir bozulma yoksa güvenle kullanın.

    Yalnız bunu güneş altında yapmayın (İlaçlama ve gübreleme ile ilgili hiç bir uygulamayı güneşte yapmayın). Mümkünse gece de yapmayın ki bitkiler geceye kuru girsin. Bitkilerde fungal bir sorun varsa geceleri kuru olmaları çok önemlidir, gece sulama ve ilaçlama yapılmaz.

    FUNGİSİT ETKİLİ REÇETELER

    Mantari bitki hastalıklarına karşı kullanılır.

    ASPİRİN

    Tohumları aspirin eritilmiş suya koyup bir miktar bekletebilirsiniz, sonra ekersiniz. Aspirinin icindeki salisilik asitin fungusit etkisi var bir miktar da bitki aktivatörü olarak çalışıyor. (Yani, ekeceğiniz tohumları bu karışımda bir miktar bekleterek daha kolay çimlenmelerini de sağlayabilirsiniz)

    OKSİJENLİ SU

    Evde uygulayabileceğiniz basit ve çevre dostu bir fungusit de oksijenli sudur. Yarım lt suya bir tatlı kaşığı oksijenli su koyup bitkilere püskürtebilirsiniz.

    TARÇINLI KARIŞIM

    2 yemek kaşığı toz tarçın yarım lt kaynar suya konur, 3-4 gün beklenir, tülbentten süzülür ve kullanılır. Bunu alkolle de yapabilirsiniz, daha etkili bir preparat olur. Şu şekilde ki, aynı miktar tarçın,yarım lt beyaz alkole konur, bir gece beklenir ve süzülür yalnız alkollü olanı, yeni çimlenmiş fideciklerde kullanmayın, alkol hızlı buharlaşmayla kurutucu etki yapabilir bu çok bebecik fidelerde. Tarçınlı solüsyonları da oksijenli suyu da evde yetiştiricilikte yastık dediğimiz ekim tavanız veya kabınızda çökerten için kullanabilirsiniz.

    noimage


    YAĞ,SABUN VE KARBONATLI KARIŞIM

    1 yemekkaşığı sıvı bitkisel yağ

    1 yemek kaşığı içme sodası (Karbonat)

    1 kaşık da sıvı bulaşık deterjanı (sıvı sabun da olur)

    4 lt suya konur.çalkalanıp kullanılır. 3 günde bir püskürtün. Yalnız, önce az bir suyla karbonatı karıştırıp eritin yoksa en son koyarsanız zor oluyor. Tüylü yapraklı bitkilere püskürtmeyin.

    BİTKİ KARIŞIMI

    Alman papatyası çiçeği (chammomille)

    mürver yaprağı (sambucus nigra)

    yabani sarımsak yaprağı veya taze sarımsak yaprağı

    Turpotu veya yaban turbu yaprağı

    Demir çamı (casuarina) yaprağı

    noimage

    iNSEKTİSİT ETKİLİ REÇETELER

    Bitkilerde böcek zararlılarına karşı kullanılır.


    TESBİH AĞACI

    2.5 lt suya 1 kg tespih ağacı (melia azedarach) tohumu koyun, tohumları önceden bir güzelce parçalayın, yalnız çekirdekleri serttir, tespih yapımında da kullanılır. 48 saat suda bekletin süzün ve kullanın. Bu etkili bir preparattır. Etkili maddesini içeren hazır insektisitler organik tarımda kullanılmaktadır.

    noimage

    ACI BİBER

    Bir ölçü çok çok acı biber,

    Bir ölçü pelin( artemisia) yaprağı,

    6 ölçü su

    Biber ve pelini parçalayıcıdan birlikte geçirin ve suya koyun,

    Bir taşım kaynatın, soğumaya ve çökelmeye bırakın, süzün. Yaprak bitlerine ve beyaz sineğe çok etkilidir,

    Sümüklü böcek ve salyangozlar için kaçırıcıdır.


    KÜKÜRT

    Kükürt birçok mantari hastalıkta kullanıldığı gibi kırmızı örümcekte de çok etkilidir. Çevre dostu, organik tarımda ruhsatlı bir üründür.

    ÇALI MİNESİ

    500 gr çalı mine (lantana camara) yaprağı 1 lt suda kaynatılıp süzülür, afitlere ve genelde tüm emicilere etkilidir.



#19.04.2008 02:11 0 0 0
#19.04.2008 01:32 0 0 0
  • William Holman Hunt | İnsan Kalbi İçerden Açılır


    19. Yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından
    William Holman Hunt'ın, bir bahçeyi
    tasvir eden bir tablosu Londra
    Kraliyet Akademisi'nde sergileniyordu.

    Hunt'ın "KÃinat ışığı"adını verdiği bu tabloda
    geceleyin elinde bir fenerle bahçede duran
    filozof kılıklı biradam görülüyordu.

    Adam, serbest kalan eliyle bir kapıyı vuruyor
    ve içeriden bir cevap bekler gibi görünüyordu.

    Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni
    Hunt'a dönerek: "Güzel bir tablo doğrusu,
    ama mÃnÃsını bir türlü kavrayamadım."dedi.
    "Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı?
    Ona kapı kolu takmasını unutmuşsunuz da..."

    Hunt, gülümsedi ve ekledi:
    "Adam alelade bir kapıya vurmuyor ki...
    Bu kapı; insan kalbini simgeliyor...
    Ancak içerden açılabildiği için dışında
    kola ihtiyacı yoktur."

    noimage


    noimage

    noimage

    noimage

#19.04.2008 01:22 0 0 0
  • noimage



    Johannes Vermeer, «Delft'li Vermeer» denir, Hollandalı ressamdır (1632-1675). Vermeer, yeni kurulan Protestan Hollanda Cumhuriyeti'nin burjuva sınıfından bir ailenin çocuğu olarak Delft kentinde doğdu. Bütün çağdaşları gibi, daha çok sarayın ya da kiliselerin siparişi üzerine, doğduğu şehirden ve çevresinden manzaralar yaptı.

    Elimizde Vermeer'in sanat hayatı üstüne pek fazla bilgi yok: yaşadığı çağda ün yapan, sonra unutulan sanatçının değeri XIX. yy.da yeniden anlaşıldı. Eserlerinden pek azında imza ve tarih vardır ve ancak birkaç tablosunun kesinlikle Vermeer'e ait olduğu söylenebilir.

    Bir Anı Yakalamak

    Vermeer, çoğunlukla ev içi sahneleri yaptı. Bu sahnelerde hiç bir olayı anlatmağa çalışmaz: çıplak duvarlı veya duvarları bir haritayla, bir tabloyla süslü bir odada bir-iki kişinin bulunması onca yeterlidir. Sanatçının üstün yeteneği, günlük yaşantıdan alınmış bu basit sahneleri zamanın dışına çıkarak ölümsüzleşmiş birer kompozisyon haline getirir.

    Ustaca dağıtılmış bir ışık içinde yüzen kişiler, kendilerini önlerindeki işe verdikleri bir hareketsizlik anında öylece donup kalmış gibidirler: İnci Tartan Kadın, terazisinin dengede olup olmadığına bakar, Sütçü Kadın, bir ölçek sütü büyük bir dikkatle boşaltır, atelyesindeki Ressam elindeki fırçayla tuvale boya sürmeğe hazırlanır. Bu etkileyici anlardan alabildiğine canlılık ve hayat taşar.

    Portrelerinde (Türbanlı Genç Kız), derin ve durgun bakışlı çehre, tablonun koyu renk fonundan ayrılarak bir ışık oyununun merkezi olur. Delft'ten iki manzara resminde de Vermeer'in bu çabasını görebiliriz: ressam, kapalı bir dünyada taşlaşmış gibi hareketsiz duran kişileriyle sakin bir şehir çizer, bu ölü şehre canlılık veren tek şey ışıktır.

    Bazı Tabloları

    Delft'ten Manzara, Ara Sokak, Mektup Okuyan Mavili Kadın, Aşk Mektubu, Astronom, Aracı Kadın, İsa, Marta'nın Evinde, Kırmızı Şapkalı Kadın.

    noimage noimage


    (Solda) «Dantelacı Kadın». Ressam bizde, sanki resimdeki tahtaya ve kumaşlara, elimizi uzatsak dokunacak, becerikli parmakların işleyişini görecekmişiz duygusunu uyandırıyor. Konuya vuran sakin ışık, üzerinde gezindiği renk ve biçimlere ayrı bir sıcaklık kazandırıyor. Günlük hayattan seçilmiş bu sade görüntüyü, o sihirli fırça, ölümsüz bir süre dönüştürmüştür.

    (Sağda) «Atelye». Vermeer bu son tablosunda, resim sanatı üstüne düşünür gibidir. Jüpiter'in habercisi tanrıça Rumor burada, başında defne yapraklarından tacı, elinde zaferleri müjdeleyecek borusu, ama hayli solgun bir yüzle tasvir edilmiştir.
#19.04.2008 01:06 0 0 0