Kasabanın semercisi ölmüş... Yeni gelen semerci işin acemisiymiş. Yaptığı kötü semerler yüzünden bütün eşeklerin sırtı yara olmuş. Eşekler başlamış semercinin ölmesi için dua etmeye.. Sonunda dualar kabul olmuş. Semerci ölmüş. Ne var ki yerine gelen daha da acemiymiş. Eşekler yeniden duaya başlarken biri demiş ki:
-"Yahu arkadaşlar anlaşıldı ki semercinin iyisi gelmeyecek... Semerci ölsün diye dua etmenin anlamı yok..."
-"Peki ne yapalım?"
-"Allah'a bizi eşeklikten kurtarması için dua edelim."
Çok güzel bir sarışının otomobilinin lastiği patlamıştı.
Arabayı yolun kenarına çekti ve beklemeye başladı, birkaç dakika geçmeden, yoldan geçen başka bir araba durdu,
içindeki adam indi, büyük bir nezaketle sarışına;
- Yardıma ihtiyacınız var mı? diye sordu.
Sarışın :
- Bilmem ki, arabamın lastiği patladı...
Adam hemen aletlerini toparladı, arabanın tekerleğini çıkardı, kan ter içinde lastiği tamir etti ve yeniden yerine taktı.
Sarışınla konuşa konuşa iyice ahbaplığı ilerletmiş, sıra randevu istemeye gelmişti :
- Acaba sizinle bir daha nerede görüşebiliriz?
Kadın, çapkın bir ifade ile cevap verdi :
- Valla bilmem ki.. Arabamın lastiği bir daha ne zaman patlar
Konu : Filmi anlatan (Norton), ünlü bir otomobil firmasında çalışan bir müfettiştir. Uykusuzluktan ve sıkıcı hayatından sıkılmıştır ve bir doktorun tavsiyesi üzerine kanser yüzünden problemleri olan insanların tartıştığı bir gruba katılır. Burada kendisi gibi aslında hasta olmayan Marla Singer (Bonham Carter) ile tanışır. Fakat konsantrasyonları bozulduğu gerekçesi ile başka zamanlarda gruba gelmeye başlarlar.
Anlatan (Norton) bu arada işine devam eder ve birgün uçakta Tyler Durden (Pitt) adlı bir sabun satıcısı ile tanışır. Yolculuktan sonra apartmanına döndüğünde yandığını görür ve hiç gerçek arkadaşı olmadığından Tyler'ı arar. Bir kaç bira içtikten sonra park yerinde Tyler, Jack'i kendisine vurması için zorlar ve aralarında Jack'in hayatını değiştirecek bir kavga başlar. Bir süre sonra Jack, Tyler'ın yanına taşınır ve bu kavgalarda artık ilk önce seyirci, daha sonra ise kavgalara katılan kişilerin önünde olur. Jack ve Tyler Fight Club adlı sadece karşılıklı kavga edilen bir klüp kurarlar.
İlginç Not Yönetmen David Fincher filmi çekerken tam 1500 makara film kullandı. Bu normal miktarın tam üç katı.
: Alien 3'ten sonra Se7en filmi ile en büyük çıkışını yapan David Ficher'ın son filmi Chuck Palanhiuk'ın romanından uyarlama. Kadrosunda Oskar adayı Edward Norton ve Brad Pitt'i buluşturan, şu ana kadar gördüğünüz en çok şiddet içeren filmlerden biri olacak şüphesiz. Şiddet ve karakterleri A Clockwork Orange tadında olan film insanlara bir o kadar hakkında konuşulacak malzeme çıkartıyor.
Bize, filmi anlatanı tanıştırarak başlayan film, Norton (Primal Fear, American History X) tarafından çok iyi oynanıyor. Hemen hemen oynadığı her role uyan Norton, günümüzün en iyi aktörlerinden biri ve bu filmde de uykusuzluk çeken bir insan rolünü çok iyi oynamış. Pitt ise her zaman seçtiği sıradışı rollerinden biri ile yine karşımızda. Fincher'ın kararlı ve ödünvermez tavrı filmi görsel bir şölene dönüştürüyor. Tüm filme bakınca Kubrick'in A Clockwork Orange'nın tadında bir film ortaya çıktığını söyleyen eleştirmen sayısı az değil. Fincher'ın diğer filmleri gibi bu filmde karanlık ve akıcı. Hızlı çekimler sayesinde de film iyi olmaktan öteye geçiyor.
Belkide film, en çok tartışılan yanı olan şiddet sahnelerinin, çok iyi yansıtılmasından bu kadar çok tepki görüyor. Evet, Fight Club bir şiddet filmi ama bize bu dünyada insanların çıldırma noktasına geldikleri zaman ne yapabileceklerini gösteren bir film. Bu Club'e katılan herkes toplumun yozlaşmasının birer eseri. Ve biz birbirimize ancak kavga ederek yaklaşabiliyoruz. Crash filminde olduğu gibi bir insan araba çarpışmasından nasıl cinsel duyum alırsa, Fight Club'ta da kavga ederek özgürlüğüne kavuşuyor. Filmin içerdiği şiddet yüzünden faşistlikle suçlayan bir grup eleştirmen aynı şeyleri zamanında Kubrick içinde söylemişlerdi. Fakat bizce ortaya bazı kısmın hiç sevmeyeceği bazılarının ise defalarca izleyip değişik anlamlar çıkartacağı bir film ortaya çıkmış. Mutlaka izlenmesi gereken romanına uygun bir Fincher filmi.
Yönetmen
David Fincher
Senaryo
Jim Uhls
Görüntü Yönetmeni
Jeff Cronenweth
Müzik
John King
Yapım
1999 Amerikan Yapımı 139 dakika
Türü
Dram
Oyuncular-Karakterler
Brad Pitt
Tyler Durden
Edward Norton
Anlatan
Helena Bonham Carter
Marla Singer
Meat Loaf
Robert Paulson
Jared Leto
Angel Face
Zach Grenier
Boss
*Biraz komik görünümlü, kuyruğu tepesinden dolaşan bu küçük 'a' harfi, internetle beraber günümüzde en çok kullanılan sembollerden biri olmuştur. Sembolün gerçek orijini tam olarak bilinmemektedir. Dünya üzerinde genel kabul görmüş ortak bir isminin olmaması da şaşırtıcıdır. İşte @ sembolünün anlamı ve tarihten günümüze gelişi;
*
En çok kabul gören ismi İngilizce'deki 'at sign'dır. Bu sembole Almanlar 'at zeichen', İspanyollar 'arroba', Fransızlar 'arobase', Japonlar ise 'atto maak' adını vermişlerdir.
'@' sembolü birçok ülkede şekil olarak değişik hayvanlarla özdeşleştirilir. Internet erişimi olan herkesin adres veya telefon numarasının bir çeşit karşılığı olan e-posta (e-mail) adresi vardır. İki bölümden oluşan bu elektronik posta adresini @ sembolü ikiye ayırır. Önceki kısım kişisel ad olan posta kutusunu, sonraki kısım ise internet servis sağlayıcının adını belirler.
İkinci kısımdaki son birkaç karakter genellikle o kişinin bağlı olduğu kuruluşu ve ülkeyi gösterir. Örneğin, 'com' (ticari), 'gov' (hükümet), 'net'
(ağ organizasyonu), 'edu' (eğitim), 'mil' (askeri) gibi. Bunların dışındakiler de 'org' (organizasyon) uzantısını taşırlar. Bunlardan sonra gelen karakterler ait olduğu ülkeyi belirlerler, tr (Türkiye), uk(İngiltere), fr (Fransa) gibi. 'us' uzantısını kullanması gereken ABD genellikle bir ülke kodu uzantısı kullanmaz.
@ sembolünün orijini bir muammadır ama yine de iki hikaye var. Birinci hikayeye göre @ sembolünü Ortaçağ keşişlerinin yorgun elleri yaratmıştır. Matbaanın icadından önce çoğunluğu din konulu olan kitapların her bir kopyası elle yazılıyordu. Bu uzun ve yorucu işi keşişler yapıyorlardı, 'Tarafına, doğru, halinde içinde, yanında, hususunda üzerinde, beherine' gibi çeşitli birçok anlama gelen, Latince 'ad' kelimesinden türemiş 'at' kelimesi her ne kadar kısa bir kelime idiyse de kitaplarda o kadar çok tekrar ediliyordu ki sonunda usanan keşişler onu tek el hareketi ile yazacak şekilde, 't' yi 'a'nın üzerinden sola doğru aşırarak @ şekline dönüştürdüler.
İkinci hikayeye göre sembol 'amphora' kelimesinin kısaltılmasıydı. O zamanlar 'amphora', hububat, baharat ve şarapların taşındığı fırında pişirilmiş küplerin ölçüm birimiydi. Giorgio Stabile isimli bir İtalyan araştırmacı 1492 tarihli Latince - İspanyolca sözlükte 'amphora'nm bir ağırlık ölçüsü olan 'arroba'ya çevrildiğini keşfetti. İspanyolların hala @ işaretini 'arroba' diye isimlendirmelerinin sebebi de bu olmalıdır.
Stabile ayrıca, Floransalı tüccar Francesco Lapi'nin 1536'da yazdığı bir mektupta @ işaretini kullandığını da tespit etti. İşaret aynı zamanda uzak mesafeler arası ticareti belirtmek için de kullanılıyordu ama 18. yüzyılda kullanılışı birim başına bir fiyatı göstermek içindi. Örneğin, tanesi 5 Peni'den 10 portakal alınsa '10 portakal @ 5 Peni' şeklinde 'her biri' anlamında yazılıyordu.
@ işareti ilk olarak 1885'te yazı makinelerinin ilk örneği olan Underwood'unklavyesinde kullanıldı. E-posta adresinin bir parçası olarak ise ilk olarak
1977 yılında Roy Tomlinson tarafından kullanılmıştır. Tomlinson'un amacı ise kimsenin adında bulunmayan ve karışıklığa yol açmayacak bir işareti kullanmaktı.
Çok genç bir İngiliz subayı, general olan babasının yanında yaverdi, yaşlı bir albaya emri iletmekle görevlendirildi
-Babam birliğinizi şu karşıki tepenin yamaçlarına çekmenizi söylüyor, efendim, dedi.
Yüzü moraran albay da şöyle dedi :
-Demek öyle söylüyor!Peki anneniz ne diyor?!...