Ellerine, emegine, güzel yüregine saglik leyla..
duygu yüklü harika bir siir okudum..
ismail sarigene kalemi hemen belli oluyor, kalemine bereket ustanin..
Leyl-i lal söylediklerine katiliyorum..
uygulayabilene en büyük ödülüdr bence suskunluk, yürek feryatlarini susturmak sabir isidir sabir ise yolun sonunda ki büyük ödüldür..
sagolasin okuyan yorumlayan yüregine saglik..
Bir kac dize ne kadar acik ve bir okadar da söylenmesi gerekenleri barindirmis icinde..
bazen uzun uzadiya cümleler kurmaya gerek yokmus iki misrada bütün duygular bariniyormus..
emegine saglik leyl-i lal cok güzel idi..
Gölgesine sığındığım gece! Sen söyle hangi ayrılık çıkarır darağacına asılmış gönlümden ipini?
Bir lahzalık sevincimde tıkandı kaldı yüreğime..
Yutkunamadan bir masal daha bitti gönül surlarımda..
Şimdi kalemede meylim kalmadı..
Kalemse bana isyanda..
Artık gönlümden değil yüzümden şiir aktığını söylüyor dostlarım..
Şimdi satırlar ardına saklanmış gözyaşlarıda ifşa olsa yalancı bir baharın sızısını yakar, kül eder yüreğim..
Seni değil hayatı yalanlıyorum ben!
Şimdi sözlerinle ağlasanda bir kapı daha kapandı aşka!
Kaç kurban gerekir ki bir aşka?
Kaç adak adanır mutluğa?
Eylülde bitti sonunda..
Hayat değilmiydi bizi terkeden acımasızca?
Bir düşten daha uyandım..
Terler içinde kalkıp yine seni sayıkladımya helal olsun hayat sana!
En fiyakalı sözü vurdun gönlümden yana!
Suskun bir aşk kadar felç eden varmıdır yüreği bilinmez ama her kişi aynasıdır karşısındakinin..
Hissetmek için hissetmesi gerek karşındaki suretin..
Ve nasıl hissediyorsan hissediliyorsundur bilmelisin..
Sevgiyi geceyle süsleyen geceyi bize veren..
Bir örtü çekip üzerine kurtulmak kötü düş(üş)lerden...
Sonra derince bir iç çekip geçmişe hapsetmek senli düşleri..
Bir düşten öte bilmemek için seni...
Hayata yenilmemek ve yalancı bir yâre kanmamak için susturmak gerek harfleri..
Sessiz harfleri ayrı kefeye koyup,sesli harfleri söküp atmak alfabemizden..
Gurur yapma demeyin..
Bu gurur değil sadece acıtmadan yüreğimi, ağlatmadan gözlerimi, duymadan sözlerini kapatmak bu defteri..
Eee 'si işte böyle!
Hayir hocam hata falan yok estagfurullah..
sizin düsünceniz dogrudur flas world grubuna hitap etmeyecek sözlerdir..
Ben sözlerini düsünememisim hatali düsünen benim hacom
Ellerinize, emeginize saglik atesilter hacom
slow ve rep tarzlari ikisinin harmani ortaya güzel bir sonuc cikmis..
Tabi sizin güzel flas, nizla birlikte...
keske fark var parcasi biraz daha uzun olsaydi
Ahh leylim yazdiklarinin neresinden bölsemde bu hüzün buhrani satirlarima eslik ettirsem...
bölmeye kiyamiyorum, kiyamadim bu yürek sesine hakaret olurdu...
Yürek susmayi tercih etmese de nafile,
diyecekleri, sustuklari bir sapar misali iner yüreginin en kuytu yanina,
halden bilmez, halden anlamaz yüreklerden aliriz payimiza bicilen kör kuyularda cebellesmeyi..
Bir gün su mavi dedigimiz umud kapimizi calarmi acaba..?
caldiginda da emanet edecegimiz hayallerimiz,
bir bicer döver misali yoltunucak mi..?
Ahhh leylim; katiksiz, yalansiz, bencil olmayan, güveni lime lime etmeyen sevdalarin,
önce canan sonra can diye sevilen sevgilerin yanlizca tozlu raflarda kaldi,
tarihin bilmem kacinci miladin da...
batan günes karanliga mahkum ederken bedenimizi ruhlarimizi birazda hüzün rengine boyarken benligimizi..
yinede ucunda isigin dogacagini biliriz biliriz ki ondandir yasamaya bagliligimiz umutla..
bu sözlerle nokta koyayim...
sevgilin "çukulata götürelim," derken
sen "oyuncak alalım," diye tutturdun,
"nasıl olsa bi' gün bebeleri olacak di mi?"
"ya çocuk istemezlerse," dedi seninki kaşlarını kaldırarak
valla haksız da değil, baksana dünyaya neler ettiğimize
"aaaa," dedin, "necla üç çocuk istiyor,
kardeşsiz büyüdü ya, yokluğunu biliyor"
her zaman böylesindir,
kanije kalesi gibi savunursun düşüncelerini
"birinden biri kısır çıkarsa," diyerek bir olta daha attı karşı taraf
"o zaman evlat edinirler gül yüzlü bi' bebeyi," dedin kızgınlıkla
ve oyuncakçıya daldın tutup sevgilinin elinden
içeride kağıttan evler, ışıklı atlıkarıncalar
tavanlara asılan uçaklar ve adamım şarlo
burnu sivilceli cadılar ve top oynayan kurbağalar
aynı rafta yan yana
lahana bebeklerin önüne gelince aralandı
çocukluğunun tül perdesi
23 nisan'larda uçuşan çiçekli eteğin
denize girmeye çalışan daracık sokaklar
otlar üzerinde yavru bir tırtıl olarak yuvarlandığın bahçe
neyse,
babannenin ölmeden birkaç gün önce
sen uyurken yanına bıraktığı
bebeğin ikiz kardeşini görünce
yağmura durdu gözlerin
bak aramızda kalsın, ama ağlayınca hindistan'a benziyorsun
sen benim pakistan olduğumu biliyor musun ayça desem
şiirin içine coğrafya girecek
adlarını sevdiğim ama görmediğim şehirler
buenos aires
kopenhag
rio de janeiro
lizbon ve
semerkant girecek
ağlayınca çaldıran savaşı'nda yaralanan bir ata benziyorsun
sen benim yavuz sultan selim'in seyisi olduğumu
biliyor musun ayça desem
şiirin içine kanlı nalların tarihi girecek
uygarlığa ne katkısı olduğunu bilmediğim savaşlar
dandanakan
miryokefalon
sırpsındığı ve
otlukbeli girecek
ağlayınca incisini düşüren bir istiridyeye benziyorsun
sen benim gökyüzünü düşleyen bir denizyıldızı olduğumu
biliyor musun ayça desem
şiirin içine okyanuslar girecek
düşündükçe ürperdiğim iç denizler
mercan adaları
denizatları
ve ferit edgü'nün
her okuyuşumda
içimdeki taşraya
deniz kokusu taşıyan sözcükleri girecek:
"demirlediğimiz koyların çoğunda, demiri atar atmaz,
daha çıma almaya vakit bulamadan, kıçtan takma bir motorla,
genellikle iki çocuk yaklaşıp halatlarımızı alır
ve bir ağaca ya da kayaya çımamızı bağlarlar.
sonra dönüp sorarlar:
bir istediğiniz var mı? su, sebze, içecek, balık....?
bir seferinde, bir böcek istedim. çok geçmeden getirdiler.
bir seferinde bir ahtapot istedim. iki ahtapot getirdiler.
aynı gün incir ve üzüm istedim.
günbatımına doğru bir sepetin içinde
asma ve incir yaprakları üzerine dizilmiş
renk renk incir ve üzüm getirdiler.
yolculuğun sonuna yaklaşmıştık.
bir akşam vakti,
tekneye gene yaklaşıp sorduklarında,
isteyecek hiçbir şeyim yoktu.
bir denizkızı istedim.
gittiler ve bir daha görünmediler."
ağlayınca kumsalı içine çeken bir denizkızına benziyorsun
sen o iki çocuktan birinin ben olduğumu biliyor musun ayça desem
şiirin içine gizli aşklar girecek
ki girmesin de
biz oyuncakçıya geri dönelim
çünkü gözyaşlarını silerken sen
toz oluverdi sevgilin
zil çalan maymunların arasına baktın yok
oyuncak ayılarla oynamaya mı gitmiş, baktın yok
plastik böceklerin kutularına baktın yok
onu ararken rastladığın
tahta atın
yelelerini okşadın ve öptün gözlerinden
"hoop n'oluyo," dedi arkandan sevgilinin sesi
"burda bi' aslan varken bi' beygire mi aşık oldun"
sıkıp dişlerini dönerken ona doğru sen
gördün sana çevrilmiş tabancayı
silah uzmanlarının titiz bir oyuncak tasarımı mı desem
şeytan içine şiir doldurur mu desem
ama o
"bunu alalım necla'lara,"dedi, "plastik mermi de atıyo'muş,"
sırıtarak ekledi, "sonra, her eve gerekli bu zamanda"
sevgili ayça
fırlattığın tabanca yerini bulmadı ama
aşk defterinden sildin o anda hergeleyi
şimdi tahta atı armağan paketi yaptırırken yeni sevgilin için
dinliyorsun oyuncakçıya söylediklerimi
"kendisini kırmayan çocuğa aşık olur oyuncak
ve değil mi ki aşk
oyuncak sanıp yatağımızda sakladığımız
içi bencillik dolu bir silah"
Evet neyazik ki artik dost kavrami yasadigimiz bu dünya litarütüsünde dahi yok..
Dost yüzlülerle karsilasip sadece kelime iceriginde dost kalindigini görünce ne kadar üzülürüz,
sanirim insanin kendinden gayri dostu yok su yalan dünyada..
" Rabbim gercek dostluklar nasip etsin bizlere insallah"
Okuyan anlayan o güzel yüreklerinize saglik sevgili sevda yeli..
sevgili issizada..
Gercek dostlarin kapinizi calmasi dilegimle..
1. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal, ibdai.
2. Bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan: Özgün biçim.
3. Çeviri olmayan, asıl olan (metin).
(Bir eser hakkında) İlk meydana getirilen.
4. (Çevirme esere karşın olarak) Asıl metin.
5. Başkalarını örnek tutmayıp kendisi örneklik eser veren (yazar) ve bu yolda meydana getirilen (eser) ÖZGÜNLÜK
6. Başkalarını örnek tutmayıp yeni ve kişisel yapıt veren, oluşturan (sanatçı), bu özelliği taşıyan (yapıt).
7. Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan.
R]Bizi düşmanın attığı taş değil
Dostun attığı gül yaralar Hallac-ı Mansur
Dostun Attığı Gül Yaralar Bizi
Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene'l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli'den seccade isteyerek iki rek'at namaz kılar. Ardından şöyle duâ eder: "Allah ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet."
Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur'a taşlar atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: "Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı."
İnsan hayata daha çok dostlarıyla, sevdikleriyle tutunur. Sevinçlerini onlarla paylaşarak arttırırken, acılarını hüzünlerini yine onlarla paylaşarak azaltır. Kişi, tanımadığı kimselerden bir kötülük, bir haksızlık gördüğünde çok incinmez, en azından hayal kırıklığına uğramaz ama dostundan gördüğü küçük bir eziyete bile katlanması çok zor olur.
Başkalarının, hakkında yanlış düşünmeleri insanı fazla üzmez, yıpratmaz; ama sevdiği birisi, hakkında yanlış düşünürse, zarar verecek bir davranışta bulunursa işte bu insanı üzer, incitir. O kişi sıradan biri değildir çünkü, belki en zor günlerinde yanında olmasını beklediği insandır. Her şartta desteğini umduğu, hayatta en çok güvendiği kimselerden biridir. Hani Temel deniz kenarında yürürken elinde bir yılan taşıyormuş. "Neden elinde yılan taşıyorsun?" diye sorulunca "Denize düşersem lâzım olabilir" cevabını vermiş İşte dostluk, denize düştüğümüzde yılana sarılmak zorunda kalmayışımızdır. Elimizden tutup bizi çıkaracak birisini her zaman yanımızda bulabilmemizdir.
Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir. Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir. Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur. Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur.
Dostluk, fedakârlık ve emek ister. Her şeyi karşısındaki insandan bekleyerek elde edilemez hakikî dostluklar. Dostluk; mutluluk, üzüntü, hastalık, sağlık, darlık ve bollukta dostunun yanında olabilmektir.
Marifet iyi gün dostu olmak değildir. Sadece iyi gününde yanında olmak dostluk da değildir zaten. Sahte dostluktur olsa olsa. Günümüzde ahlâkî bozulmanın etkisi dostluklarda da gösteriyor kendisini maalesef. Artık menfaat hesapları ortaya girince dostlar birbirlerine taş atmaktan bile çekinmiyorlar. Ve nice pırlanta yürekli insanlar, çok önemsiz basit dünyevî meseleler uğruna birbirlerinden ayrı düşüyorlar.
Hayatımızda kaç tane güzel dostumuz var acaba? Ya da tersinden soracak olursak, şu kısa hayatta kaç kişi için gerçekten güzel bir dost, güzel bir kardeş olabildik? Dostlarımıza, kardeşlerimize karşı hareketlerimize çok dikkat edelim ve kalplerini kırdıysak hemen özür dilemeyi de asla ihmal etmeyelim. Çünkü yarın özür dilemek için çok geç olabilir.
Ne mutlu İhlâs ve Uhuvvet anlayışının gereğini yerine getirebilenlere Ne mutlu şu kısa hayatta en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olabilenlere
Ellerine, emegine saglik leylim bu güzel duygu yüklü sayfa icin..
fon ve bu duygu yüklü siir beni nekadar duygulandirdi bilemessin..
E-kartlar fon, siir harika hepside yüregine saglik canim benim..
Biri "gonca, gül olma derdinde" demis..
evet goncanın özlemi gül olmayadır
adına hayat denen bir realite
gülü dikene mahkum eder
diken düşmüş kendi derdine
gonca gül olacaktı
gül olmadan KÜL'e döndü
gül olmak kül olmaya razı olmakmış.
Her sususta aslinda ruhumuzda geri dönüsümü olmayan izler birakiriz "saklariz"
Biliriz susulmasi gerektiginde susmasini, söz kursun olup yüregi daglamasin diye..
her sustugumuzda icimizde ki seside susturubilsek, suskunluklar bizde derin izler birakmasa,
susmalar diledir de, icimize degildir,
o hep ciglik cigliga devam eder sesini yükseltmeye...
ellerine emegine saglik sevgili issizada cok anlamli paylasimlar idi,
Kaleme aldiklarin cok degerli bir yaziydi, yüregine saglik.
Bütün ağırlığınızı ve yorğunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
Içinizin acılarını sıkıntılarını kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreginiz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yagmur toz toprak kar buz gibi her türlü "kötu hava" koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.
Aşklarıda ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniztıpkı ayağınızda oldugu gibi yüreginizde NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını begendiginiz için "zamanla açılır " diyen satıcıya inanarak alırsanız zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel begeniye kapılıp" zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldıgını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceginiz insan türütıpki ayakkabılar kadar değisik stillerde farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez" ayakkabılar gibi kısa omurlu "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka" ayakkabı alır gibisevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf kipsikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı oldugu söylenir.
Evet aşk "ayakkabıdır" Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandıgınız zaman kolayca eskittiginiz gibi aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediginiz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiginizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!