Ne güzeldir aslinda etrafimizdakilerin yüzlerinde bir tebessüm olusturabilmek,
onu bu tebessümle mutlu etmek ve karsiliginda pek cok maneviyati kazanmak kazandirmak en güzel duygudur..
leylim ellerine o güzel yüregine saglik canim yüzünden tebessüm eksik olmasin
Suskunluğu bir ölüm üzerinden yeniden tarif edebilme gücü üzerinedir bu yazının ahlakı.
Bu yazı bir memleket hikâyesidir ve üzerine en kanlısından bir roket bırakılmıştır.
Bu yeryüzündeki tüm Ceylan'ların hikâyesidir
Ceylan on dört yaşında. Belki on iki
Nüfus kayıtlarının çok da önemsenmediği bir coğrafyanın kızı O.
Diyarbakır'ın adı hep savaş ile anılan Lice ilçesinden.
Kürt kızı. Güzel mi güzel
Fal taşı gibi açılmış gözleri ile fotoğraf çektirirken vicdana ağır sapmalar bırakıyor bakışlarından fırlayan o masumiyet
Bir de makarna seviyor salçalı
Ceylan bir sabah her zamanki sabahlar gibi hayvanları otlatmaya çıkıyor evinden.
Çıkmadan önce annesine iyice bir tembihliyor. "Makarna isterim" diye.
Çıkıyor. Evlerinin henüz üç yüz metre uzağına gidemeden bir havan mermisi bedenini paramparça ediveriyor.
Bir havan mermisi aslında hayatımıza hayatlarımıza düşüyor.
Paramparça ediyor neye ve kime inanıyorsak.
Sonra hâkim olan havayı solumaya başlıyoruz.
Önce savcı sonra doktor sonra jandarma "güvenlik gerekçesi" ile gitmiyorlar köye.
Güvenliklerinden şüphe ediyorlar. Şüphe edilmesi elzem olan onca şey varken.
Güvenemiyorlar ölünün başında ağıt yakanlara.
Annesi topluyor etekliği ile Ceylan'ın başını ve ayaklarından arta kalan vücudunu.
Etekliği ile "Can"ını topluyor
Sesini duyuramayan annesi soruyor yine mahzun: Kim katletti Ceylan'ımı?
Hadi katledildi kim sahip çıkmaz Ceylan'ıma?
Hadi sahip çıkmadınız peki hiç mi umursamadınız on dördünde bir genç kızın ölümünü?
Soruyor sesi çıkmayan anne kesif sessizliğe
Sonra tozu dumana katan bir sessizlik çöküveriyor memleketimin üzerine.
Vebalini kimse boynuna borç bilmiyor.
Kimse karşılığı olmayacak bir hesap içerisinde olmak istemiyor.
Kırsal bir ölümü reva görüyoruz el birliği içerisinde.
Ölümü kalplerimizde yaşıyoruz tüm memleket ahalisi olarak.
Ceylan
Ceylan'ım
Güzel Kızım Male mıne* öldü
Şimdi kulaklarda yüreklerde ve tüm bir coğrafyada ağır iltihap zamanı
Yoksa zamanı bir antibiyotik mi sandık bu zamansızlıkta?
İmam-ı Gazali hazretlerinden:
İyi bil kibir gün;gece ve gündüzü ile 24 saattir.Kıyamet gününde insanoğlunun önüne her gün için yirmi dört tane kapalı kutu getirilir. Kutunun birini açıp o saate yaptığı amellerin mükafatı olarak içinin nur ile dolu olduğunu görünce Allah'ın lütfunu düşünerek kul öyle sevinir ki bu sevinci cehennem halkı arasında paylaşılsa cehennemin acısını duymaz olurlardı.
İkinci kutuyu açtığında bundan karanlık ve pis kokular çıkar ki bu da isyan ile geçirdiğisaattir.Buna da öyle üzülür ki eğer bu üzüntü cennet halkına dağıtılsaydı kederlerinen cennetin zevkini kaybederlerdi.
Üçüncü bir kutu daha açılır ki içi tamamen boştur.Bu da uyku veya mübah şeylerle geçirdiği saattir.Fakat küçük bir hayrın ecrine dahi şiddetle ihtiyaç duyulan o günde imkanı olduğu halde büyük bir kazancı kaybeden tüccarın zararı gibi ve hatta çok daha fazla yanar ve o saati boşa geçirmesinin acısıyla kıvranır.
Bu kadar zarar ve aldanma sana kafidir.
O halde "Ey nefsim!fırsat eldeyken sandığını iyi doldur sakın boş bırakma. Tembelliğe düşme sonra yüksek derecelerden düşersin."
Hayatin icinden bir yaziydi...
görmeyi istemediklerimizi,
aslinda gördüklerimiz fakat vicdan ve adalet terazisinde ölcmekten kacindigimiz o kadar dogru olgular kaleme alinmis ki..
Ne olurdu durup bir yerde en azindan kendimize hic olmassa yüzlesebilsek..
cok anlamli bir yaziydi, yazanin kalemine, seninde emegine, bizlerle paylasimin icin tesekkürler sevgili issizada.
ve namlunun ucuna sürdüyse yavaşça yüreğini
yine de görmez gözleri...
bir kurşun alır canı...
içi barut dolu söz alır götürür
hep koruduğun, sakladığın, sakındığın şeyi...
Sevgili sevda yeli arkadasim ne güzel belirtmissin su misralarla özü..
yüregine saglik, tesekkür ederim yorumun icin..
kirkelebegi ben tesekkür ederim okuyan gözlerinize saglik..
Keske karsimiza cikan bütün güclüklerde cocuklar gibi tebessümümüzü yitirmesek..
Keske onlara daha temiz bir dünya, istedikleri gibi kosup oynayabilecekleri,
istedikleri bir elma sekerini alabilecekleri bir dünya birakabilseydik, saglayabilseydik..onlar herseyin en güzelini hakediyorlar..
her zorluga ragmen tebessümlerini yitirmeyen dünyanin en masum varliklari..
Yaban mersini nedir nerelerde yetişir ve nasıl bulabiliriz? Bazı bölgelerde likapa ligarba lifos çela kaskanaka gibi isimlerle de bilinen yaban mersini ılıman iklimlere adapte olmuş üzümsü bir meyve türü.
Doğu Karadeniz bölgesinin yüksek rakımlı fundalık ve ormanlık bölgelerinde birçok türü var. Ancak genellikle kuruyemişçilerde Kanada'dan ithal edilmiş koyu kırmızı renkte kurutulmuş yaban mersini bulunuyor. Kilogram fiyatı 20 ile 35 lira arasında.
Bulmacalarda sıkça sorulmasından olsa gerek adını çok duyduğumuz yaban mersininin bir meyve türü olduğunu pek çoğumuz bilmeyiz. Bırakın bir meyve türü olduğunu ne işe yarar yenir mi içilir mi bundan bile bihaberizdir. Eğer yaban mersinini tanımayanlardansanız çok şey kaçırdığınızı söyleyebiliriz. Şekerden mide rahatsızlıklarına kadar birçok hastalığa faydası olan bu meyvenin kullanım alanları oldukça geniş. Tatlı ve keklerden tutun da yoğurda kadar birçok yiyeceğin içine giriyor.
Nerelerde yetişir ve nasıl bulabilirsiniz?
Bazı bölgelerde likapa ligarba lifos çela kaskanaka gibi isimlerle de bilinen yaban mersini ılıman iklimlere adapte olmuş üzümsü bir meyve. Anavatanı kuzey yarımkürenin serin ve dağlık bölgeleri. Ülkemizde Doğu Karadeniz'in yüksek rakımlı fundalık ve ormanlık bölgelerinde birçok türü var. Ancak bizde çok fazla yetiştirilmiyor. Genellikle Kanada'dan ithal edilen koyu kırmızı renkteki kurutulmuş yaban mersinini kuruyemişçilerde bulmanız mümkün. Kilogram fiyatı 20 ile 35 lira arasında değişiyor. Yerli yaban mersini çekirdekli olmasına karşın ithal edilenlerde çekirdek yok. Yirmi senedir kuruyemişçilik yapan Mahmut Dede yabanmersini kurusunu en çok şeker hastalarının aldığını belirtiyor.
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümünden Dr. Yeşim Çelik yaban mersininin insan sağlığı ve beslenmesi üzerine yararlı etkilerini gösteren birçok çalışma yapıldığını söylüyor. USDA Agriculture Research Service (ABD Tarımsal Araştırma Servisi)'in çalışmalarına göre yüksek derecede antioksidan kapasitesine sahip bu meyve lif yönünden de bir hayli zengin. Bu sebeple tüketilen yağın bir miktarının emilmeden atılmasına yardımcı oluyor. Günde yenilebilecek bir bardak (145 gram) yaban mersininde 21 gram karbonhidrat 1 gram protein 05 gram yağ 19 miligram C vitamini 145 IU A vitamini ve 85 kalori bulunuyor.
Yaban mersini nasıl tüketilmeli?
Yaban mersini mevsiminde taze meyve olarak yenilir. Meyve suyu meyve şurubu reçel veya marmelatı da yapılabilir. Ezmeleri çeşitli pasta ve tatlılarda kremalı bisküvilerde ve kremadan yapılan hamurumsu tatlıların ve gofretlerin üretilmesinde yaygın olarak kullanılıyor. Şurupları meyveli yoğurt üretiminde değerlendirilebilir. Ara öğünler dışında yoğurt ve süte katılarak da tüketilebilir.
Faydaları nelerdir?
Bağırsak aaaabolizmasını düzenler.
Mide bulantılarını kramplarını ve ülseri önler.
Göz yorgunluğu miyopluk katarakt şeker hastalığından kaynaklanan görme bozuklukları gece körlüğü gibi göz rahatsızlıklarında oldukça etkili bir meyve.
Kadınlarda regli düzenleyici etkisi vardır.
Ağız deri ve boşaltım sistemi enfeksiyonlarına karşı etkili.
Anti kanserojen ve antioksidan (damarlarda yağ birikimini engelleme) özelliğe sahip.
En dipsiz sulara
Hoş kokular veren Anber
Varlığımızın nedeni
İki cihan güneşi
Gönül yurdumuza
Bir güneş gibi doğan
Şanlı Peygamber
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.
Ardın sıra
Ağaçlar köklerini sürüdü
Ay utandı,ikiye bölündü
Bir hurma kütüğü feryat etti, inledi
Sular yürüdü dağlarında
Milyarlar yürüdü
Ey,en ferahlatıcı rüzgar gibi
Gönül yamaçlarına esen güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.
Sevgin bitmez,azalmaz
Kopsa kıyamet
Seni anlatmak bize düşmez
Lütfen kabul et
Ümmet ordusuna
Bizi de buyur et
Ey,gözlerin nuru
Kalplerin süruru güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.
Eğik başını kaldır gökyüzünün mavisine.
Umuda bir dem kat, utanmadan sıkılmadan mutluluğa karış.
Utangaç gülüşlerinden bir damla hayat bağışla,
Siyah renkli bir gül dalına.
Bir gelinlik başı ile ört
Gözlerimin en kahve yanına.
Ve uyut beni gönül salıncağında.
Kanamalarım durulmayacak biliyorum.
Sen kapama en iyisi.
En siyah yerinden öpüver yüreğimin.
Ve aşkın Elif halinde gülümse bana.
En sonunda Elif ol şiir sonu cümlerinde.
Ve ben sana yar oldukça,
Yüreğinin en eğik harfiyle gülümse bana.
Düştüm.
Okyanusuna vurulmuş bir dalga gibi arşınlarken sonsuzluk denizini...
Giderken nefes verdim kuşlara sahil boylarında, gelirken 'kanat takmış balık' masalını anlattım yunuslara.
Gökyüzünü paylaştırdım sevenlerin ellerine.
O kadar çok büyük olsun istedim ki elleri, bir parmağını bırakmak yüz yıl sürsün.
Toprağa tohum diye kalbimi ektim, gözyaşımı su, gözyaşını tohum eyledim.
Yine de düştüm.
Sevdim.
Bir baştan bir başa ekvator kadar uzun kollarım olsa da sarılmaya doyamayacağım kadar
Bakarken güneşten beter yandı gözlerim.
Bekledim ki bir ömre bedel saatlerde, gece olsunda serinleyeyim.
Yıldızlardan düşmüş bir kelebek gibi saçlarına konup kısa ömrüme ah edeyim.
Yavrusunun acısını hissedip 'şuramda bir acı' var diyen anne gibi, şuralarımdaki acılarla yaşadım ömrün yazını kışını.
Rüyalarımda devlerle savaştım, dev dedimse ayrılık devi, Keloğlanın bile alt edemediği.
Yaralarımdaki irinlere tuz bastım, tuz bile kendini şeker eyledi.
Yine de sevdim.
Öldüm.
Gündüzünü kaybetmiş dünyanın kapkaranlık bir örtüye bürünmesi gibi
Nefesimi tuttum, ölüm tuttu ellerimden.
Gözlerinden öperim dedi, küçük kardeşim hayattan ne haber?
Yaşamak ki en kısası ölmenin.
İşte ben pişmanlığın kanatlarıyla üzgün şarkılar söyledim, adı "Daha çok sevseydim ne olurdu sanki" olan.
Ölüm mü dersin beni sana kavuşturacak olan. Yaşamak mı dersin, kan dolaşımına sahip olmak.
Az gittim uz gittim, masal masal içinde seni sevdim, masal bitti sana geldim.
Düştüm, sevdim, öldüm.
Kanat takmış balık,
Şuramda bir acı var,
Daha çok sevseydim ne olurdu sanki
Her Ademin bir cenneti bir seni bir de ölümü var
Evliyânın büyüklerinden birisi hac zamânında insan kılığına girmiş olan İblis'i Arafat'ta gördü. Zayıflamış ve benzi solmuş gözü yaşlı ve kamburu çıkmış olarak perişan bir haldeydi.Evliyâ olan zât İblis'i tanıyıp ona dedi ki:
-Niçin gözün yaşlıdır? kim ağlattı seni?
-Ticâret yapmak fikri olmadan sırf Allah rızâsı için hac yapmağa gelenlerin arzularının Allahü teâlâ tarafından kabul edilmesinden korktum. Onun için ağlıyorum.
-Peki seni zayıflatan nedir?
-Hacıları getiren atların inlemeden kişneyerek gelmelerine üzüldüm. Halbuki benim yoluma gidenleri böyle götürselerdi sevincim çok artardı.
-Pekâlâbenzini solduran nedir?
-Müslümanların ibâdetlerine devam etmeleri ve birbirleriyle yardışmalarıdır. Şâyet isyânda yardımlaşsalardı sevincim ziyâdeleşirdi.
-Seni çökertip belini büken nedir?
-Kulların (Yâ Rabbi! senden son nefeste imân-ı kâmil ile ölmemi istiyorum) diye yalvarmasıdır. Halbuki ben onları kendi işlerini ve ibâdetlerini beğendirip imânsız gitmeleri için çalışmaktayım. Allaha böyle yalvaranların benim bu iş için çalıştığımı anlamalarından korkuyorum.
Sancılar çoğaltırken imgeleri korkmadan çiğne yüreğimi
Geç sevginin doğrularından dilinle çöz terli düğmelerimi
Seni sevdikçe sessizliğim büyük sustukça kopar zincirlerimi
İncecik bir yol bul ve sorgusuz güzelliğinle süsle gecelerimi
Düşünmeye fırsatı olmamalı insanlarınfırsat buldukça saçmalıyoruz çünkü.Ya küçücük hüzünlerimizi ya da zerre kadar mutluluğumuzu yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz elden geldikçe
İstemesek de yanlışlar yapıyoruz doğrulara ulaşmak içinzamanımız oldukça.Evler almayazengin olmayayükselmeye başladıkça daha da birikiyor anlarımızo anları heder eder çoğu zaman uykularımız.
Hadi bana tekrar sor nasıl yaşamak istersin diye
Kelebek olayım beni al eline sen de
Tek bir yerbir tek zaman olsun yaşadığımız
Ama kanatlarım siyah bir de mavi benekli
Sanki geceye umut damlamış gibi
Unutmaya zamanımız oluyorömrümüzün binler basamağı on binler basamağı oldukça.yeniden başlıyoruz geldiğimiz yere hatırlamak için.Dönüp duruyoruz böylece kendi etrafımızda.
Tek başına aşılmıyor ömür denen yolortak bulup acılanınca daha bir çabuk geçiyor zaman.Gidişleriterk edişleri gizli gizli sevmemizin nedeni budur aslında.Ayrılıklar zaman kazandırıyor bize dirilmek için.
Sen gitme beni götür ellerinde
Vakit bol ben hazırlanırım hüzünlerine
Bulanık renkli olsun istersen kanatlarım
Ben istersen kendimi bahar yağmurlarında yıkarım
Birine hoş geldin derken aklımızdadır hep gideceği zamanlar.Aslında hep hazırızdır terk edişlere bu yüzden zaman buldukça yedekleriz gönül telimizi.Yürek denen odada her ayrılığın ardından çarşaflar değişir yeni bir aşk kapıyı çalmadan.
Gel gör ki çekmecelerde unuttuğumuz izler kalmıştır.Biri bulup yüzümüze vurmasın diye duaları esirgemeyiz uzun gecelerimizde.
Bir kere görürüm ben güneşin doğumunu
Her saniyesiyle kalır hafızamda bu eşsiz manzara
Onca sabahın oldu senin ezberlemişsindir ufku
Güneş sana gülümsedi mi hiç dağların ardında
Evren denen boşlukta at koştururken doludizgin ezmeye ezilmeye hazır beklemekteyizdir de aynı zamanda.Öyle olmasa bu kadar çok kırılıp kırabilir miydik?
Sevmek öykü değiştirmektir bize göre.Ya biz terk ediyoruz kendi hikayemizi ya da çalıntı bir kahraman giriveriyor öykümüze.
Geceyi bilmem ben arkadaşım
Bu yüzdendir korkuyu da tanımam.
Her çiçeği kendi dalında sevdiğimdendir
Ben hiçbir zaman ah almam.
Ne fena uzun yaşıyoruz'Bol bol zaman buluyoruz yeni alışkanlıklar edinmek için.Bu yüzdendir hep üstüne gitmelerimiz.Her şey tanıdık geliyor böylece ve kalmıyor damağımızda hiçbir şeyin tadı.
Gün geçtikçe daha da yaşlanıyor dünya.Issızlaşıyor yüreği gökyüzünün.Bundandır belki de daha çabuk eskiyor çocukluğumuz.Zaman denen o köhneyle alevleniyor çatışmalarımız kuşaktan öte'
Zamanı kısa olmalı insanınkapı önü sohbetleri tadında olmalı tüm sevişmeler.Sonra hırpani bir anı koleksiyoncusu oluveriyor elimizdeki albümler.Bin bir tezat sığıveriyor yaşanmışlıklarahafıza denen engin çıldırıyor bir yerden sonra.
Ölürken bile düşünecek pişmanlıklarımız oluyor zaman oldukça.Son nefese kadar taşınacak nefretler bulabiliyoruzne acı'Uzun uzun susmak kadar uzun uzun konuşmak da zevk veriyor bitmeyen çayların eşliğinde.
Korkmaya da vakit bulabiliyoruz ne garipbinlerce karanlık geceye rağmen alışmamayı seçiyoruz geceye.Ömrümüz yetmez gibiölümü de adlandırmak isteriz derin tecrübelerimizle
Olgunlaşmak dediğin öğrenmek değil midir?
Ya da yetebilmek her isteyene elden geldikçe
Hepimize yetecek kadarken bu suskun bereketne acı ömür boyu geniş zamanlarda taşıyabiliyoruz bu bencil esareti.Bencilim biliyorum ben de'
Sen yine de dar zamanlarda uğra banabilirsin sevmem uzun anların üstümüze çöken rehavetini.Koşuşturmaca başlamalı her görüştegelince '
Sana yetemem bilirim ölgündür coşkularımyaşlıdır umutlarım.Eskimiş düşler verebilirim sana sadece.Bir de koskoca bir gece.
Peki ya sen?Sen bana bir gününü ödünç verir misin?
Dünyaca ünlü otel zekşirlerinden Holiday Inn New York'ta açtığı yeni otelini 200 bin plastik giriş kartından yaptı. Kart otel 400 metrekarelik bir alan kaplıyor.