Bülbül küstü güle.
-Saatlerce ötüyorum başucunda senden hiçbir ses gelmiyor;
ben yapacağımı bilirim! dedi.
İntikam alırcasına lalenin başında ötmeye başladı.
Gül duysun ve kıskansın diye sesini iyice yükseltti bülbül.
Karanfil papatya menekşe kardelen
Çiçek adına ne varsa hepsi lalenin başına toplandı.
Kıskandılar laleyi. Kimse anlayamadı neden?
Birden kıpkırmızı oldu lale. Bülbül iyice coştu.
Saatlerce öttü. Sesi kesildi.
Artık ötecek hali kalmamıştı.
Döndü. Lakin gül yoktu ortalarda. Telaşlandı.
Gözyaşı içindeki orkideye sordu:
-Gülüm nereye gitti?
-Az önce öldü! Dedi orkide.
Bin pişmandı bülbül.
-Ama ben kıskandırmak istemiştim sadece dedi.
Gözyaşlarını usulca sildi orkide ve belki en bilge duruşuyla:
o duygulu cocuk gülümsesin hep hayata inat...
gülümsesin ki hayatin kirli irin, leri bulasmasin o hüzünlü yüregine...
hayatin sundugu zilsiyah isli camlarindan bize yasama umudu versin...
hayalim ilk okudugumda cok duygulandirmisti beni yazdigin dizeler..
su an yine o duygulari yasattirdi bana..
benim yazdiklarim senin yazdiklarinin bana yasattirdigi duyguydu..
burada ismimle sunman beni onore etti..
tesekkür ederim canim.
o güzel yüregine, kalemine bereket.. susmasin hic o cocuk.
İşte düşünceleri açıklamamıza yardımcı olabilecek bir öykü:
Küçük bir çocuk, büyükannesine hayatında her şeyin nasıl da kötü gittiğini anlatıyordu.
Okulu, ailesi, arkadaşları?
Hiçbir şey yolunda görünmüyordu..
Büyükanne çok akıllı bir hanımdı ve bir kekin torununun sorunlarını
çözebileceğini düşündü. Karışımı hazırlarken torununa şimdi biraz
atıştırmak isteyip istemediğini sordu.
"Evet, kesinlikle" dedi küçük çocuk açlığını fark ederek.
"İşte, biraz sıvı yağ ister misin?" dedi büyükanne.
"Yağ mı? İğğ..! '' diye tiksindi çocuk.
Peki birkaç çiğ yumurtaya ne dersin? dedi büyükanne bir kahverengi
yumurtayı göstererek. "Berbat büyükanne "..diye cevap verdi,
büyükannesine ne oluyordu böyle?..
Peki öyleyse biraz un alır mısın?
Ya da biraz mayaya ne dersin??
"Ama büyükanne, tüm bunlar çok tiksindirici !..''
Mide bulandırıcı !..?
Büyükanne o bilgece duruşuyla gülümsedi ve küçük torununa anlatmaya başladı:
Evet, bütün bunlar kendi kendilerine çok kötü görünüyorlar ama hepsi doğru bir şekilde bir araya konursa işte o zaman lezzetli bir kek
olacaklar !
Allah (c.c) da işte böyle yapıyor.
Çoğu zaman O?nun neden bizim zor zamanlar yaşamamıza izin verdiğini merak ederiz.
Ama Rabbimiz, mükemmel bir karışım hazırlamaktadır ve bu mutlaka bizim için en güzel şey olacaktır.
Eğer bizler O?na güvenmeyi öğrenebilirsek, harika sonuçları göreceğiz!!..
Allah, seni çok seviyor.
O sana her bahar çiçekler gönderiyor ve her sabah bir güneş doğduruyor senin için. .
Ne zaman onunla konuşmak istesen, seni dinler.
Hatırla ki, her deneyim, yaşadığın her şey bir hediyedir ve Rabbinin
senin için hazırladığı mükemmel hayatın son asıl kek parçası için bir
ümit ,bir işarettir..?
"Aşk odu evvel düşer ma şûka andan âşıka
Şem i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi"
Fuzûlî
Biri pervaneye şu sözleri söyledi:
"Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan! Sen kendine lâyık bir dost tut. Öyle bir yola git, öyle bir yol tut ki, biraz olsun başarı umabilesin. Sen kim, mum kim? Sen neredesin, mum sevmek nerede? Semender değilsin. Ateşin etrafında dolaşma. İnsan önce kendini bilmeli, yiğitliğini denemeli, ondan sonra savaşa atılmalı. Yarasaya baksana! Güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor. Demir pençeli kimse ile savaşmak, câhillik, kendini bilmezliktir. Düşman olduğunu bildiğin birisini dost edinmek akıllıca bir hareket değildir.
Ey pervane! Kimse sana mumun uğrunda nâhak yere ve boşu boşuna öldüğün için iyi ediyorsun demez. Bir dilenci padişahın kızını isterse, bu saçma bir fikir beslemek, mânasız bir harekette bulunmak demektir. Ensesine tokadı yer. Bir mecliste mum yandığı vakit, padişahlar bile yüzlerini ona çevirirler. Hâl böyle iken mum hiç sana, senin gibi âşıka yüz verir mi? Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç? Ben zannetmem. Mum herkese nezaket, yumuşaklık, fakat sana kızgınlık gösterir. Çünkü sen zavallısın, biçâresin."
Yüreği yanık pervane ona şu cevabı verdi:
Ey tuhaf adam! Sen bu sözlerinle tuhaf oluyorsun ama iş tuhaf değil. Mum beni yakarmış, yanarmışım. Bunun ne önemi var? Yansam ne olur, kavrulsam ne çıkar? Gönlümde İbrahim'in ateşi var. Nemrud'un ateşi İbrahim'e nasıl bir gülizâr oldu ise, mumun ateşi de benim için bir gülistandır. Gönül, canânın eteğine çekmez, canânın aşkı canın yakasına yapışır. Ben kendi isteğimle kendimi ateşe atmıyorum ki! Boynumdaki aşk zinciri beni ateşe sürüklüyor. Mumun ateşine kavuştuğum zaman yanmıyorum ki, o beni uzakta iken yakmıştı.
Yâr, güzellik ve sevilmek icabı istediğini yapar. Ona: Yapma, etme, günahtır denilmez ki!
Ben, yârimi sevdiğim için onun ayakları altında can vermeye hazırım. Emelim budur, zevkim de bundan ibarettir. Can benim değil mi? Kim buna engel olabilir?
Dost var iken bana varlık yakışmaz. İşte bunun için can veriyorum. İstiyorum ki, yalnız o var olsun. Yârim güzeldir, beğenilmiştir. İstiyorum ki, ben yanarken çıkardığım alev ona sirayet ederek onun ışığına katılsın, onun ziyasını arttırsın.
Ey bana öğüt veren! Diyorsun ki: Git, kendine göre birisini bul, onu dost edin! Bu öğüdün bana hiçbir faydası yok. Bana kâr etmez, te'sir etmez. Bilir misin ki, aşığa nasihat etmek akrebin soktuğu kimseye sızlanma, inleme demeye benzer? Sindbad kitabında çok güzel bir nükte vardır. O da şudur:
"Aşk ateştir, öğüt yeldir.Yel, ateşi alevlendirir." Bir kaplanı ne kadar dövsen, o nisbette hırçınlaşır, öfkesi şiddetlenir.
Ey nasihatçı! Sen bana fenalık yapıyorsun. İstiyorsun ki, yüzümü ateşli yerden ateşsiz, soğuk yere çevireyim.
Şimdi sıra benim. Ben sana nasihat vereyim de dinle. Daima kendinden iyisini ara. Kendin gibilerle vakit geçirmek, vaktini zâyi etmektir. Kendi emsalinin peşinden ancak kendini beğenmişler gider. Tehlikeli yerlere ise ancak sarhoşlar gider. Nitekim ben aşka düştüğüm zaman onun bütün belâlarını da düşündüm. Kelleyi koltuğa aldım da bu yola girdim.
Sadık bir aşık isen elini canımdan çek. Canını vermeye kıymayanlar kendini beğenen korkaklardır ve sevgiliye değil de kendi şahıslarına âşıktırlar.
Bir gün gelecek, nasıl olsa ecel pusu kuracak beni alıp götürecek. Onun için nazlı sevgilim beni öldürsün daha iyi. Onun uğrunda, onun elinde güle oynaya can veririm. Madem ki, ölüm haktır ve alına yazılmıştır, cânan uğrunda, onun elinde ve yanında ölmek daha iyi değil mi? Bir gün ister istemez öleceksin. Yârin ayağı dibinde can vermek daha iyi değil mi?
Pervâne sâdık bir âşıktır. Tek bir ışık etrafında döner durur ve kendini yok eder. Onun yok oluşu, "Vahdet" yolundaki dervişin hâline benzer. Işık ilâhî aşk, pervâne ise bu aşk ile yanıp tutuşan ve hatta yokluğa erişen derviş demektir.
Pervane acziyet ve perişanlığına bakmadan aşkı ile etrafında yanıp durduğu mumun huzurunda, maşûkuna seslenir:
-Ey sevgilim! Hadi ben âşığım, yansam da yeridir. Peki ya sen neden yanıyorsun, niçin ağlıyorsun?
Mum inleyerek cevap verir:
-Benim tatlı balım vardı. Beni ondan ayırdılar. Şirin'im haksızlıkla elimden alındı. İşte Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor. Gece, meclisi aydınlatan ışığıma bakma. İçimi yakan ateşe bak.
Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu.
Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki:
Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin işin değil. Seninki bir kuru iddiadan ibaret. Sende ne sabır var, ne de metanet ve tahammül. Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun. Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum. Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise bütün vücudumu, baştan aşağı yakar. Derviş de mum gibidir. Dışı parlaktır ama içi yanmıştır.
Artık gece bitiyor, sabah oluyordu. Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü. Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken:
"Aşkın sonu budur işte!" dedi ve can verdi.
Ne demeli şimdi
bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim
göğe mi dokunmalı, ucuna mi körpe filizin
öyleyse karanlık sokaklarda koştuğumu düşün
ay gene bir kadın gibi sarkıyorken denize
dirseklerimle böğrüme gömdüğüm titremeyi düşün
oradan göğsümü kaplayışını soğuk bir terin
ilk sözcüğü anlamla birleştiren çocuğu düşün
onun kavradıkça derinleşen şarkısını
vay perçemle günün huysuzluğu dolaşan kısrak
vay acemi öpüşlerden gövdeme boşalan acımtırak haz
telaş, kıvranış, parıltılı gözlerdeki atılganlık
ya görevin ne senin görevin
oynaşmak değil mi içimdeki savaşmak duygusuyla
ve benim nevresimim kararmışsa kirden, rutubetten
sarhoşsam gülümseyişlerden ağlayışlardan
ve kaynak sularıyla üstüme yağan aydınlık hulyaları
senden gelen ısıyla koruyorsam
ne demeli simdi
ey serçelerin sabahlarla bölüştüğü cıvıltı
ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkati çeken hayat
kalbimi çevreleyen sevda gözeneği
acıyış, şefkat, umursayış, hırçınlık seli
beni düşün öyleyse
beni hayretin ve karanlığın eşiğinde
beni fitillerde başlayan bir fısıltı
anında ilk satırını yazarken bir bildirinin
kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağrında
beni dar camlarda değil
bir bulutun seyrinde düşün
burada
ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerin...
Kim kime, dum duma bir tufandayız;
günlerin ağzında kara bir gül
dikenleri tenimize dayanmış;
ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
İnim inim uykunda nasıl da yalnız
yanıyor yüzün yavrum,
yüreciğin kaşlarında tütüyor,
ellerin avcumda iki ateş damlası,
tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
kendi kollarımızdan başka
saranımız yok bizim..
Yazım benim, güzüm benim,
yemin olmuş sözüm benim;
sana kuş bulmalıyım
sana düş bulmalıyım
gidip iş bulmalıyım..
Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
zehrinle tanıştırdın;
alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
Onurumuz:
senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
Bir leyla düslemesini ilk 3 ay önce degerli bir arkadasimin bana göndermesiyle okumustum..
simdide senin paylasiminla okumak nasip oldu bu nadide konuyu...
Her dizesinde o erismek istedigimiz ASK o kadar güzel kaleme alinmis ki...
Yazarin kalemine saglik..
paylasan o yüregine, emegine saglik leyli lal arkadasim.
Rüzgarın toprak üzerindeki esintisi yaprağın damarları yakamozun ışıltısı meyvenin çekirdeği tozlu düşüncelerimi aydınlatıyor İçimdeki Ummansız dalgalar biranda durgun suya bırakıyor
Fecri sadıkla birlikte sadık olanlar kıyama kalkıp Rabbine secdeye varıyor Kun ve yekün anlamını doğuruyor ruhumun derinliklerinde Sadece içten riyasız safi duygularla ''emret emrindeyim Sen nasıl istersen öyle olayım Yeter ki üşüyen kalbimi ısıtacak yusufcuk kuşu bedenimi saracak Tuğba dalları ol ey rahmet! Terennümleri zikri muhammediye'ye dönüşüyor
Pencereme koyduğum menekşe kumrunun çıkardığı ses annemin okuduğu Rabbimin kelamı kalbimin ılık yeli bir rahmet umanına yerini bırakıyor
Seherde ağlayan veli kulların iniltisi afvu mağfiret dileyen günahkâr gözler ve ellerin emanetçisi zikre dalmış zakirin aşkı üşüyen kalbimde bir kum fırtınası oluşturuyor'' Ey Rahmetin efendisi! Sağanak sağanak yağdır rahmetini Yağdır ki mağfiret olunana kadar kalkmayayım Namusu ekber olan şu anlımı sadece senin için boynu bükük ve eğik içten içe yakaran hamim bir kul olayım Günaha dalmış bu ellerim harama fütursuzca bakan bu gözlerim ve tüm azalarım sadece senin zikrinle hayat bulsun''
Bunca işlenen suç ve günaha karşı birazda olsa ağlama yakarma duygusu kalbime ilham eyle ilahi! Zira dilim lal kalbim bihaber üşüyen bedenim viraneihal oldu
Üşüyen şu garip kalbime konar mısın? ey rahmet
Yusuf olsam sende kuyu
Alıp beni saklar mısın?
Yunus olsam sende balık
Yutup beni kıyıya atar mısın?
Yola düşüp seyyah olsam
Bana yoldaş olur musun?
Çöle düşüp mus'ab olsam
Bana Yesrib olur musun?
Ben bir virane sende yürek
Üşüyen kalbime konar mısın?
Ateş olsam sende su
Yanan her yanıma damlar mısın?
Ölüversem buracıkta
Ey rahmet ve can!
Üşüyen kalbime konar mısın?
kuyudan çekilen bir hayat
aşkı bulan. yüreğini kanatan
on bir kardeşin. ihanet hatırası
kekeme gözlerle büyüleNdiğin rüyâ 1
ve pişmanlığıyla Çölü yürüyen kervan
tuttu iki eliyle zaman mütebessim yüzlerden
avuçlara kapanan sıcak / öyle merhamet
kimdi şem sunan kör akşamına
yakûb'un. nasıl biterdi umudu her gölgeden
aşk hangi bereket.ten dökülürdü sofraya
ve kesilen el.lerinde yırtılan gömlek 2
zindana atılan güzelliğindi. yalnızlık. dağıL!
lükmenin ışığında kuruttuğumuz yazı
tenha harflerin koRkusuna. bahar gelecek
yaramıza müptela / münzevî Solgun çiçek
defne sanıyor kendini kadifeden açelya
kırsa da dilini acemi âşık. her gün âh
kaç nil kurutacak bu yanan yürek
ve kalbi üşüyen kurak
parçalanır sûret dokunulmadan aşka
öpmekle ölmek arasında
kavlini dâra çeken bir sükutla göç
gülümseyen hicrete yaslandı ömür
ayak izinde. ne çok küskün kum ve vaha
söyle çöl / kırık aynada hatırlanan hikâye 3
yusûf mu aşk yoksa aşk mı züleyhâ
/ rüyâ için/de rüyâ
___________________
1
ay ve güneşle secdeye kapanan. yıldızlar
neden söndü. içimizde. bitmeyen kenân
2
giydiğin hangi gömlekti yusuf
Yaralanan kalbine. dudak payı bırakmadan
züleyhâ'nın aşkını kanatıyor hüsn
3
şimdi bütün kuyular kandan gözyaşı
hasreti tartamayan terazi ve üç dirhem
muhabbetten Taşırdığımız şiir
bir sultan bir gömlek ve cennet aynası irem.
video cok etkileyiciydi emeginize saglik..
keske böylesi videolari, hikayeleri, bir yakinimizda gördüklerimizi görmeden de halimize sükretmeyi hep hatirlasak hatirlatilmadan en kücük bir olumsuzlukta dahi hemen umutsuzluluga düser isyan eder hale geliriz...
ne güzel bir hayat dersidir...
rabbime sükürler olsun, zorda olanlara sifa kapilarini acsin.
sevgili geceyeli arkadasim ellerine kalemine saglik cok duygulu dizeler okudum...
o anne sicakligini kac yasinda olursak olalim...
siginacagimiz en güvenli limanimizdir, anne kucagi yardir, yarendir, karsiliklis verilen tek samimi sevgidir...