hafizee

hafizee

Üye
07.05.2009
Er
191
Hakkında

  • HANIM AĞA ÇOK TEŞEKKÜRLER EDİYORUM RABBİM SEVABINI YAZSIN SİZLERİNDE DAR ZAMANINIZDA YETİŞENLER OLSUN AMİN

    ALBAYIM ÇOK TEŞEKKÜRLER EDİYORUM AYRICA YASİN,İ ŞERİFİ YAZMAN ÇOK GÜZEL OLMUŞ HER AÇTIĞIMDA OKURUM İNŞALLAH

    YASİNLERİN SAYISI ŞİMDİLİK 2
    DAHA ÇOK OLMASINI ARZU EDİYORUM

    HADİYİN ARKADAŞLAR 10 YAŞINDAKİ BİLAL İÇİN HADİYİN
#12.11.2009 10:35 0 0 0
  • Selamünaleyküm değerli arkadaşlar 10 YAŞINDAKİ küçük kardeşimiz bilal sspe hastasi şu an yoğun bakimda yatmakta siz değerli arkadaşlar dualarinizi istiyorum ben 500 yasine niyetlendim yardimlariniz istiram ediyorum sevgiler etrafinizdaki herkeze söyleyin lütfen
#12.11.2009 01:24 0 0 0


  • Bir Ramazan akşamı cami imamının kapısını çalmış gençler.



    — Hocam, demişler. Teravihe gelmek istiyoruz ama yatsıdan biraz sonra dünya kupası maçı var. Yetişebilir miyiz?



    İmam gençleri kaçırmak istememiş.


    — Tabiî ki yetişirsiniz çocuklar, ezan okununca camiye gelin, cevabını vermiş.


    Yatsı ezanı okunmuş, gençler camiye koşmuş. İmam yatsıyı normal bir şekilde kıldırmış, ama sıra teravihe gelince bir koşturmaca başlamış. Öyle ki, gençler ikinci secdeden kalkarken yaşlılar birinciyi ancak yetiştiriyor. Herkes kan ter içinde kalmış.


    Namaz biter bitmez, teravih kılmanın iç huzuruyla coşan gençler, "huşu içinde" maç izlemeye koşmuşlar. Cemaat dağılırken yaşlı bir amca imamın önünü kesmiş.


    — Hocam, demiş. Ben bu namazdan bir şey anlamadım. O kadar hızlı kıldırdınız ki, secdede bir sübhane rabbiyel âlâ ancak diyebildim.


    Genç imam gülmüş.


    — Sen ona şükret amca. VAllâhi ben onu da diyemedim.


    Tabiî teravihle ilgili bir fıkra bu. Belki de hiç yaşanmadı. Ancak bazı teravihlerde rükû ve secdede bir tesbihi ancak söyleyebiliyoruz. Cemaatin yoğun denetiminde olan bazı imamlar bıktırmamak için elinden geleni yapıyor.


    "Amma yavaş kıldırdın hocam", "Çok uzun okudun, neredeyse uyuyacaktım" gibi tepkiler imamları üzüyor. Zaten Ramazan'ın ilk günü tıklım tıklım olan camilerde cemaatin önce yarıya, sonra da üçte bire düşmesi "mesaj" olarak yetiyor.


    Peki, teravihi cazip hale getirmenin yolu, giderek hızı arttırmak mı? Neredeyse hiçbir İslâm ülkesinde görülmeyen bir hızda kılınan teravih namazları, adeta bir akrobasiye veya 19 Mayıs hareketlerine dönüşüyor. Oysa teravih, en kuvvetli sünnetlerden. Peki, böyle mi kılıyordu Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.). Teravih zaten kelime olarak "istirahat ederek, rahat rahat kılınan namaz" demek. Öyle ki, sahabeler ve onları izleyenler, her rekâtta bir sayfa okuyarak Ramazan boyunca bir hatim yapıyorlarmış. Şimdi yanlışlıkla hatimle kıldırılan bir camiye girenler, iki rekât kıldıktan sonra çareyi kaçmakta buluyor.


    Bir grup genç imamı namazdan sonra yargılıyorlar.


    — Hocam, hani nasıl anlaşmıştık? İlk dört rekât iyiydik, ama birden yavaşladın.


    Sol tarafa selam verirken müftüyü gören imam ne yapsın?


    — Sormayın gençler, demiş. Radara yakalandık.


    İyi ama tüm radarların üzerinde olan Rabbimizin kontrolünden uzak mı sandık kendimizi? Hani Onun "sem'i ve basar" sıfatları vardı? Her sözümüzü işitip, her anımızı görmüyor mu? Bütün yaptıklarımız, bütün ayrıntılarıyla melekler tarafından kameraya alınmıyor mu?


    Belki de ülkemizin birçok şehrinde hızlı teravih kılınan camilere akın ediyor gençler. Hatta hızlı kılınan cami daha uzak olduğu için namazda geçen zamandan daha fazlasını yol yürüyerek kaybetseler bile.


    Her Ramazan bir tartışma başlar.


    — Teravih sekiz rekât mı, yirmi rekât mı?


    Tartışmalar gazete köşelerinden televizyon ekranlarına kadar taşınır. Bana:


    — Sekiz rekât kılsak olur mu hocam, diye sorduklarında hemen cevap veririm:
    — Hiç kılmasan da olur. Ama kılarsan, çok iyi olur, muhteşem olur, sevabı ve fazileti muazzam olur.


    Yine imam olduğum zaman gençler sorar:


    — Hocam, kaç rekâtta bir selâm vereceksiniz?
    — Çok sevap alalım diye iki rekâtta bir selâm vereceğiz, derim.
    — Dört rekâtta bir versek


    Niçin böyle istiyorlar? Çünkü iki selâmla bir salâvat kârları olacak! Bunun her biri yaklaşık on saniye sürse, beş kez tekrarlanacağı için 50 saniye daha erken bitecek namaz.


    Oysa bir bilsek bunun faziletini Öncelikle iki rekât kılmak daha faziletli, daha sevaplı. Selâmı iki tarafımızdaki hafaza meleklerine veriyoruz. Hatta bazı Allâh dostları, sağ tarafa verirken peygamberlere, sol tarafa verirken de evliyalara selâm verdiğini söylüyor.


    Salâvat ise Efendimizin (s.a.v.) bize şefaat etmesine vesile olacak. Hem bizim için ömür boyu dua eden, mahşerde "Ümmetim" diye yalvaracak olan Güzeller Güzeline bu kadar nankör ve vefasız olmakla ne kazanacağız?


    Ramazan'da işlediğimiz her iyiliğe, yaptığımız her ibadete bin kat sevap veriliyor. Cehennem kapıları kapanıp Cennet kapıları açılıyor ve şeytanlar zincire vuruluyor. Af ve mağfiretin coştuğu, günah hamalı olan biz ahir zaman Müslümanları için kârlı bir ticaret mevsimi ve adeta kurtuluşumuz için bir can simidi olan Ramazan'ın müstesna bir ibadeti olan teravihi yeniden keşfetmek ve tavizsiz olarak uygulamak zorundayız.


    Zaten ümmet olarak birçok nafile namazın hakkını veremiyoruz. Hiç değilse her bir rekâtı bin rekât olarak yazılan teravihe sarılalım. Her gün yirmi bin rekât namaz kılmış gibi sevap almayı kim istemez? Hiç kılmayıp terk etmekle ya da kabul olmayacak derecede hızlı kılmakla Allâh'ın rızasını reddettiğimizin farkında mıyız? İhmal ettiğimiz her bir teravih, Cennetteki bahçemizi küçülten, köşklerimizi azaltan bir hatadır. Belki de Cehennemin yollarını tıkayacak güzelim rekâtları, heba ediyoruz, heder ediyoruz


    Teravih, haşir meydanında hesap görülürken terazimizin sevap kefesini ağırlaştıracak muhteşem bir ibadettir. Kim bilir, tam da sevaplarımız az geldiğinde, Cehennem korkusundan zangır zangır titrerken, kalbimiz heyecandan gümbür gümbür atarken, güzel gökçek, dırahşan çehreli bir yiğit gibi teravih namazımız gelecek, hafif gelen sevap kefesine kurulacak ve bir anda her şey tersine dönecektir.


    Hiç kimsenin hiç kimseye bir katkısı olmadığı o dehşetli günde bize şefaat edecek, elimizden tutacak olan teravihe niçin dört elle sarılmıyoruz?



    Bakın ne diyor Sevgili Efendimiz (s.a.v.):
    "Kim Ramazan ayının şeref ve faziletine inanarak, Cenab-ı Hakkın rızasını gözeterek Ramazan hatırası için teravih namazını kılarsa, geçmiş günahları affedilir." (Buharî, Savm:69)



    Kim bu müjdeye kavuşmak istemez? Ya şu müjdeye nail olmak için 20 rekât namaz az bile gelmez mi?



    "Teravih namazını imamla birlikte sonuna kadar tamamlayan kimse o geceyi bütünüyle ibadetle geçirmiş olur." (Tirmizî, Savm:61)


    Teravihi, "nasıl olsa sünnet" düşüncesiyle asla hafife almamak gerekir. Hatta her zamanda ve her şartta tavizsiz bir tavrımız olmalı. Çünkü, yolculuk, hastalık, misafirlik, iş yoğunluğu gibi bir mazeretle kılmadığımız zaman nefsimiz alışkanlık kazanacak, hafife alacak ve önemsemeyecektir.


    Ne zaman ki bir gün kılmayıp ihmal ettiniz; ertesi gün nefis şunu söylemeye hazırdır:


    — Canım ne olacak kılmasan? Dün de kılmamıştın. Hem zaten farz bile değil. Üstelik birkaç kez 20 rekât kıldın. Oysa sekiz bile kılınırmış. Fazla kıldıklarını kılmadıklarına say.


    Bazen de çok masum bir mazeretle geliyormuş gibidir nefis. Gün boyu Allâh yolunda bir hizmet için koşturmuşsunuzdur.


    — Bugün teravihi kılmasan da olur. Zaten hizmet için koştun. Onun sevabı sana yeter de artar bile, diyerek kandırmaya çalışır.


    Eski asırların insanları çok ibadet eder, tavizsiz yaşarlardı. Ara sıra gerçek mazeretleri olduğunda kılamaz, buna bile üzülürlerdi. Günümüz Müslümanları ise, bir bahaneyle teravihten kaçmak için fırsat kolluyor. Mazeretinin birisi gerçekse, birçoğu asılsız bahanelerden ibaret. Bu yüzden nefse karşı tavizsiz olmak, meydan okumak ve hiçbir bahanesine yüz vermemek tek çözümdür.


    Ben bunun yolunu tavizsizlikte buldum. Teravihle ilgili yıllar önce nefsimle bir tartışma yaşadım. Bunu özet olarak yazmak istiyorum. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:


    — Ey nefis! Sakın ola bana teravih için bir bahaneyle gelme. Hiçbir sözünü dinlemem.
    — Estağfirullah efendim, elbette senin gibi bir namaz sevdalısına ben ne diyebilirim?


    Ancak sünnettir, hasta veya yorgun olunca ne yapacaksın?
    — Yine kılarım, teravih bu. Bire bin yazılıyor. Ya bir dahaki Ramazan'a erişemezsem?
    — Ama ayakta duramazsanız?
    — Direnirim, dururum. Ama duramazsam, oturarak kılmak da caiz.
    — Peki, Ramazan'da sık sık konferanslara gidiyor, namazı anlatıyorsun. Yolculukta kılmazsan bir şey olmaz. Zaten Allâh için çalışıyorsun.
    — Öyle mi? İnsanlara tavsiye ettiğimizi kendimiz yapmazsak doğru olur mu? Seyahatlerde çoğu kez gittiğimiz beldede fırsat oluyor, camide kılıyoruz. Pek azı yolculuk anına rastlıyor. O zaman da molalarda pekâlâ kılabiliyorum.
    — Haklısın ama hiç değilse iftara gittiğin misafirliklerde kılmasan Çünkü Allâh yolunda çok tatlı sohbetler oluyor
    — Yine yanıldın nefis, Ramazan sohbetten çok ibadet zamanı. Hele hele boş geziler, eğlenceler, lüzumsuz sohbetler sevap yerine günah getirir. Misafirliklerde ya camiye gitmek gerekir ya da evdeki çoluk çocuk kimse varsa cemaat yapıp yine teravihi kılmak lazımdır.
    — Yani bu teravihi engelleyen hiçbir şey yok mu? Farzın bile bazen mazereti oluyor
    — Teslim olursan bahane çok. Ancak kim bahanelere aldırıp her gün en az 20 bin rekât sevabı kazandıran 20 rekatlık teravihi ihmal ederse, adeta 20 bin adet beşibiryerde altını kaybetmiş olur. Bu yüzden hiç karşıma çıkma, beni kandıramazsın.


    Bu tür uzun münazaralardan sonra nefsim anladı ki, boş yere uğraşmaya gerek yok, bu adam ikna olmaz.


    Tabiî diyeceksiniz ki:
    — Yoğun koşturmacalar içindeyken hiç mi kaçırdığımız teravih olmayacak?


    O sizin teravihe verdiğiniz öneme ve değere bağlı. Camide cemaatle kılmak daha faziletli olduğu halde fırsat bulamadıysak yalnız kılacağız, ama terk etmeyeceğiz. Gece kılmaya imkân bulamadık veya uyku ve yorgunluk galip geldiyse, sahura biraz erken kalkıp yine kılacağız. Çok uğraştık, ama zaman daraldıysa hiç değilse sekiz rekât kılacağız, ama o feyiz deryasından hissesiz kalmayacağız.


    Tabiî asla içindeki dualardan eksiltmek, hızlı kılmak gibi bir nefis oyununa mağlup olmamalıyız. Eğer olağanüstü meşgulsek veya zamanımız darsa, terk etmek yerine daha kısa surelerle yine kılıp o muazzam hazineden nasipsiz kalmayalım.


    İhmal eden, hafife alan, küçümseyen ya terk eder ya birkaç teravihle yetinir. Ama önemseyen, değer veren, hassas ve tavizsiz olan ya tümünü kılar ya da birkaç tane ancak kaçırır.


    Bize tümünü kılmak yakışır. Çünkü ahir zaman Müslümanıyız, çok günahkârız, affa ve sevaba çok muhtacız.


    Teravih her yerde her zaman güzeldir. Ama camilerde, hususan büyük veya tarihî camilerde, bilhassa İstanbul'da Sultanahmed, Süleymaniye, Fatih, Eyüp Sultan gibi camilerde; Edirne Selimiye'de, Bursa Ulucami'de, Ankara Kocatepe'de, Şanlıurfa Dergâh Camiinde kılmak daha güzeldir.


    Özellikle güzel sesli hafızların imamlığında kılmak, her biri farklı makamdaki salâvatları dinlemek, enfes ilâhîlerle coşmak insanı dünyadan koparıp lâhutî ve uhrevî âlemlere götürür. Böyle güzellikler varken, teravihin nurlu deryasından mahrum olmak doğru olur mu? Son yıllarda müminler teravih kılarken camilerin çevresinde kurulan dükkânlarda dolaşmak büyük bir zarardır. Çünkü içerde hazineler paylaşılmaktadır. Teravihi kılıp alış verişe gitmek her zaman mümkündür.


    Tabiî teravihin tüm faziletlerini, sevaplarını kazanmak, ancak beş vakit namazı kılmakla mümkün. Zira hiçbir sünnet namaz, farz namazın yerini tutamaz.


    Bunun için Ramazan'da beş vakit namazla birlikte orucunu tutan, teravihini kılan, istiğfar, salâvat ve Kur'an'la meşgul olan kişi, bayrama erdiğinde annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olacaktır inşAllâh

    Cemil Tokpınar
#23.08.2009 16:24 0 0 0
  • Merhaba ey Şehr-i Ramazan



    Uyan gaflet uykusundan

    Dem be dem ömrün gidiyor

    İstifade et bu aydan

    Hep mübarek gün gidiyor



    Üç bölümden ilki rahmet

    İkincisi bol mağfiret

    Üçüncüsü oddân necat

    Nurlu Ramazan gidiyor.



    Nasip olur mu bir daha

    Tekrar kavuştur ilahi

    On bir ayın padişahı

    Dün geldi bugün gidiyor.Babamı rahmetle yad ediyorum...


    Hoş geldin ya şehr-i Ramazan


    Ben Ramazan ay'ı gelince kendimi hep büyük bir bulutun gölgesi altında hissederim.Tuttuğum oruç beni saflaştırır, berrak bir zeminde mutluluğa doğru kaydığımı büyük bir mutluluk yakaladığımı anlarım.Bütün hücrelerim ramazanın bereketini algılar,zihnim bütün elem ve kederlerden sıyrılır,adeta bir sanayi de tamire çekilmiş bir arabanın her yerinin onarılmayı bekleyen parçaları gibi beklerim.Ve hep o sevgilinin:"Kim Ramazan ay'ını layıkıyla inanarak idrak ederse Allah bütün günahlarını bağışlar"sözü gözümün önüne gelir bütün günahlarım aklıma gelir derin bir telaş içerisinde kurtuluşun da olabileceğini düşünür,dualarıma tövbeleri de yerleştiririm.Ramazan ay'ını inanarak yerine getirmek gecesini namaz niyazla,gündüzünü oruçla geçiren bir insanın mutluluğunu kim tarif edebilir?

    Oruc tutmanın insan bedeni üzerindeki etkilerinden,fakir fukaranın gözetilmesinden,Camilerdeki kalabalıkların fazlalığından,Ramazan pidesinden,Ramazan iftar çadırlarından,gösterişli iftarlardan,hurmadan,ramazan eğlencelerinden,velhasıl aklınıza gelebilecek kendiliğinden oluşan ve gelenekleşen her türlü ramazan etkinliğinden bahsederek uzun uzun ramazan anlatılabilir.Ama ya o atmosferi kim anlatabilir?

    Hocam ya bu atmosfer de ne? Diyenler olabilir.Ben şuna çok inanıyorum.Ramazan ay'ında bütün kötülüklerin elinin kolunun bağlandığını insanların oniki ayda bir ay hiç değilse bir ay rahat ettiğini hissedilir bir derecede seziyorum.Haber bültenleri! ah o haber bültenleri!.. belki de toplumumuzu en çok bozan kötü haberlerin yayılmasıdır diye düşünüyorum.Haber alma hakkı vsAyrı bir şey tabii..,Yayılması olmasından daha beter diyebileceğimiz haberler.Bir gün haberleri baştan sona izledim mi bütün dünyam alt üst olur ve moral göstergelerim sıfıra iner.Unutamadığım zaman da günlerce devam eder.Ramazanda kötü haberlerin azaldığı da söylenebilir.İyi niyetle yapılan yardımların kapış kapış edildiği ve çocukların ezildiği hemen ön plana çıkar ve yapılan iyi bir iş te bile kötü yönler ortaya koyan haberler yapılır.Ama atmosfer devam ediyor.

    İlk teravih ve sonrasında ilk sahur.devam eden alışkanlıklara dur deme vakti.Bundan sonra 30 gün böyle..Her şeyimle hazırım ramazanı ihya etmeğeSabahın köründe kahvaltıya hazırlık yapma derdi bittiAlışkanlıklara dur demenin nefse ne kadar ağır geldiğini anlıyorsunuz.Herşey Allah rızası olduğu için Oruç sizi nefsinizle baş başa bırakıyorRiyası yok... yani.gösterişi yokya oruçlusun ya değilsin.Cenab ı Hak Orucun sevabını ben vereceğim buyuruyor.Birebir ibadetin içindesiniz.devam eden bir ibadet.alel acele kılınan bir namaz gibi değil.Ramazanı genel geçer alışkanlık haline getirmeyelim.Değişik şeyler yapalım.Mesela akşam iftarda soframa hangi fakiri davet edeyim?.Bu gün yaptığım en güzel iş ne olsun?Kime güler yüz göstereyim?.Kimin gönlünü alayım?diye düşünelim.Hayattan soyutlanarak kenar köşede oruçlu olmanın faydası ne kadar olur ki?Orucun ruhuna aykırı olmaz mı?

    İlk üç gün sınavın en zor olduğu gün,unutkanlıkla bir şey yenilebilir,ağızdan kötü söz çıkabilir,birine sert davranılabilir,kavga bile edilebilir.hemen kendimize çeki düzen verip oruçlu olduğumuzu ibadetin içerisinde olduğumuzu unutmayalım?hemen tövbe ve bir daha aslaDilimiz temizlendi demektir,gıybet çiğ et yemek gibi bir şeydoğruysa gıybet, yalansa iftira olan bir şeyuzak duralım yapanları da uyaralım..Dil terbiye ediliyor ramazan vesilesi ile..atmosfere girdik demektir.

    Bu atmosferde daha başka neler var?Oruç ayı Ramazan Sabır ay'ıdır.Sabır eğitimi almak isteyen bu ayı iyi değerlendirsin?Gençlerin ne kadar sabırsız olduklarını hepimiz biliyoruz.İşte size bir fırsat.

    Ramazan Kur'an okuma ve öğrenme ay'ıdır.Kur'an-ı Kerimi bilmeyenler veya az bilenler veya öğrenmek isteyenler mukabeleleri takip ederek öğrenebilirler işte size bir fırsat daha.

    Ramazan ay'ı fakır fukaranın en çok düşünüldüğü bir aydır.İnsanın açlıkla imtihanının ne kadar zor olduğunu bilen her kimse komşusu açken tok yatanın durumuna düşmez.Oruç insanı öyle bir terbiye eder ki en acımasız insanın bile duyguları yumuşar saflaşır berraklaşır.Ve başkalarını düşünmeye sevk eder. Bu ayda fakir fukaranın gözetilmesi imanın kemale ermesi için ölçü olmuştur."Sevdiklerinizden bir kısmını infak etmedikçe Allah ın rızasına eremezsiniz"Mevlana hazretleri bir gün evine gelir ve hanımına sorar evde yiyecek var mı der hanımı tekrar tekrar sorulan bu soruya hayır evde birşey kalmadı der, bunun üzerine Mevlana hazretleri "Allahım sana hamdü senalar olsun evim peygamber evine benzedi."diye şükreder.

    Ramazan'ı üç eşit bölümde ele alır Peygamberimiz Sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin sözleri:"Başlangıcı rahmet ,ortası mağfiret,sonu ise cehennem ateşinden azat"Olmamıza vesile olan bir ay dır.

    Peygamber efendimiz evlenme imkanı bulamayan gençlere oruç tavsiye etmiş hikmeti ne olabilir? dersiniz.

    Ramazan olur da hoşgörüden bahsedilmez mi?...Bir müslümanın en büyük özelliği hoşgörü bir diğer adıyla insanlara merhametli olması:"Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin."Yeryüzünde Allahın rahmeti herkese her canlıya, ahirette ise yanlızca salih amel işleyip iman edenlere...

    "Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevinci; diğeride Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir."

    İftar vaktinde şu duayı okumak sünnettir:"Allahümme leke sumtü, ve bike âmentü, ve aleyke tevekkeltü, ve alâ rızkıke eftartü, ve savmel'ğadi min şehri ramazane neveytü, fağfir lî ma kaddemtü ve mâ ahhartü"
    Anlamı: "Allahım, senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, senin rızkınla orucumu açtım. Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!"

    Oruç tutarken şu hususlara dikkat etmeliyiz.Orucumuzun bozulmaması ve keffaret gerekmemesi için.Şunu unutmamak gerekir ki imsaktan iftara kadar bütün bedenimize oruç tutturmak gerekiyor.Ve bu ibadeti Allah için yapıyoruz.İlmihallerde uzun uzun yazan şartları elbetteki bilerek yapmak bir yaptırımı gerektiryor o da kaza ve keffaret: Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek kaza ve keffareti gerektirir.-Cima etmek,her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak,hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.İç yağı yemek.-Kurumuş et yemek.-Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.-Ermeni kili yemek.-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.-Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşpeşe olması şarttır.

    Birgün Naim Hoca`ya sormuşlar; -Denize girersek orucumuz bozulur mu?' diye.Naim Hoca şöyle cevap vermiş;- Ula uşahlar, Remazanda siz denize girersez orucuz bozulmaz. Amma deniz size girerse orucuz bozilir. Ona göre...

    Oruç tutamayanlar ne yapmalı?Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.

    Sohbet sırasında Bektaşi'ye sormuşlar:
    -Baba Erenler niçin oruç tutmazsın?
    Bektaşi'de mazeret hazırdır:
    -Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.
    Bektaşi'yi zorda bırakmak için bir soru daha sorarlar:
    -İftara çağırsalar gider misin?
    -Doğrusu ne yapar eder giderim.
    Bektaşi'nin bu cevabına itirazlarını bildirirler:

    -Bu nasıl olur?hem Allah'ın emrini dinlemiyorsun hem de kulların davetini kaçırmıyorsun!

    Bektaşi'nin cevabı hazırdır:-Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir ve affedicidir. Fakat insanlar böyle midir? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için kulların davetlerini kaçırmamak gerekir

    Ramazan-ı şeriflerriniz şimdiden hayrolsun....Selam ve sevgilerimle
#18.08.2009 08:37 0 0 0
  • Konsun yine pervazlara güvercinler, hu hulara karışsın aminler,mübarek akşamdır, gelin ey Fatihalar, Yasinler.... GEÇMİŞ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN aLLAH DAHA NİCE KANDİLLERE ERİŞMEYİ NASİP ETSİN İyi Kandiller
#26.06.2009 18:26 0 0 0
  • Regaip Kandiliniz mübarek olsun



    ALLAH'ın nimet, rahmet ve mağfiretinin müminlere bol bol ihsan edildiği gece manasına gelen Regaib Kandili'nde,

    bir yıllık yaşantımızı, ibadetlerimizi ve iyiliklerimizi iyi düşünecek ve ona göre hayatımıza çekidüzen vererek samimi bir teslimiyetle nefis

    muhasebesine gireceğiz. Bu gece hayırlı bir gece, yüreklerimiz ibadetle çarpsın, gönüllerimiz bir olsun.. Kandiliniz mübarek olsun! Arkadaşlar
#25.06.2009 09:32 0 0 0
  • selamünaleyküm arkadaşlar ben ödülmü aldım öylemi anladım daha benim 500 yazılmış konum yok yanlış anladım isede özür dilerim
#18.06.2009 14:06 0 0 0
  • Paslanan Kalplerin Cilâsı


    Kalplerimizin üzerinde ne kadar çok ağırlık var değil mi? Sanki bir toz yığını, bir tabaka kaplamış da olduğu yerde donup kalmış, burnunun ucunu dahî göremiyor. Derin bir sıklet, bir zaman sonra yerini atâlete bırakıyor. Hakikati görmeye ve hissetmeye ayarlı olan kalplerimiz, bir de bakıyoruz kaskatı kesilivermiş!.. Ne sokağın köşe başında ağlayan küçük bir çocuğun derdi, ne de her gün televizyonlarda seyrettiğimiz vahşet görüntüleri yüreğimizi dağlıyor artık!.. Devekuşu misali, perde kapanıyor, kanal değişiyor ve bir de bakıyoruz her şey düzelivermiş!?

    Hâsılı kalplerimiz paslanıyor. Evet, kalplerimiz

    Bir gün Allah Rasulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbına dönerek şöyle der:

    "-Demirin paslandığı gibi, şu kalpler de paslanır."

    Ashab-ı kirâm sorar:

    "-Öyleyse kalplerin cilası nedir,Yâ Rasûllallâh?"

    "-Kur'ân-ı Kerim okumak ve ölümü hatırlamak!.."

    Evet Kalp, mânevî dünyamızın merkezi Hayatı anlayış, kavrayış ve yorumlayışımız, o merkezin kabullerine, yoğrulduğu alana bağlı!.. Ancak bu tehassüs merkezi, gaflet ve mâsiyetle yoğrulmaya başlamışsa, tehlike çanları başlıyor çalmaya Neticede duyarsız, ilâhî mesajı alma ve anlamada donuk, isteksiz, hikmet ve tefekkürden uzak bir kalp portresi çıkıyor ortaya..

    Yani paslanan bir kalp

    Günümüz insanının en temel problemi aslında bu!.. Sıkıntı ve stres gibi bahanelerimizin altında, paslanan bir kalp yatıyor. Bu hastalık varlığını şiddet, hoyratlık ve anlayışsızlık şeklinde gösteriyor. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerindeki rutubet, fotoğraflarda beliren gözleri şeritli insanların sînelerinden yayılıyor. Ve bu hâle bîgâne kalanların

    Ancak İslâm, insanı hiçbir zaman devasız bırakmamış. Daima elinden tutarak yol göstermiştir:

    "Bu Kur'ân, insanlara hak ölçüleri gösteren nûrlardan ibarettir ve şüphesiz îmân edecek bir toplum için hidâyettir, rahmettir." (Câsiye, 20)

    İslâm dininin Rahmet Peygamberi de paslanan kalplere cilâ olarak "Kuran-ı Kerim okumayı" tavsiye ediyor.



    Kur'ân-ı Kerîm Okumak
    Kur'ân Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in kalb-i pâkinden hüzmelenerek kıyâmate kadar uzanan bir îmân ve mânâ şerâresi Akıllara durgunluk veren muazzam ve eşsiz bir mûcize..
    İnsana insan olma haysiyetini tekrar tekrar hatırlatan ve bu şerefi bahşeden Rahman'a en güzel şükür ifadesi Kur'ân okumak

    "Allah Teâlâ buyuruyor: Kimi Kur'ân okumak ve bana duâ etmek, benden (dünyevî) bir şey istemekten alıkoyarsa,, ona şükredenlerden daha çok sevab veririm." (Tirmizî, Ebû Said'den)
    Dikkat edilirse hadîs-i kudsî'de "Kur'ân okumanın mukâbilinde daha çok sevab" vaad ediliyor.
    Sevab, iyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilen mükâfât mânâsına gelir. Günah ise bunun tam zıddıdır ve işlenen her günah, bir hadis-i şerifte de bahsedildiği üzere kalbe âdetâ siyah noktalar hâlinde konur ve bir süre sonra o kalp kararak kaskatı kesilir. Yani paslanır.

    Sevab ise, sadece iyiliklere karşı verilen bir mükâfât olmakla kalmıyor, aynı zamanda kalpteki günah lekelerini temizliyor ve kalbimize mânevî bir enerji veriyor. Dikkat edersek günlük işlerimizde dahî en küçük muvaffakiyetimiz, ruhumuza güç ve zindelik verir. İşte Rabbimize yakınlaşma adımlarını ifade eden sevaplar da kalbimize mânevî bir kuvvet ve dirilik kazandırıyor

    Hele ki, söz konusu olan, Kur'ân-ı Kerîm okumaksa eğer, kalp yavaş yavaş üzerindeki atâleti atmaya başlıyor, kalbî duyuşlar harekete geçiyor.

    "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplerdeki şüphelere bir şifâ ve müminler için bir hidâyet ve rahmet gelmiştir." (Yûnus, 57)

    Böylece "İşleyen demir, ışıldar!.." darb-ı meselince Kur'ân'la coşan, harekete geçen kalp, cilalanarak ayna misali parlamaya başlıyor.


    Kalp Aynasındaki Sûretimiz
    Zaman zaman hepimizin zihnine takılır. Sorgularız kendimizi Acaba kalbimiz ne durumda? Mesâfe alıyor mu? İleriye doğru mu yol alıyor yoksa geriye doğru mu? Yaptığımız ibadetlerde kazançlı çıkıyor muyuz? Sînemizde taşır dururuz da, aczimizden, ıssız bir sükut kaplar her yanı..
    Mârifet yolunun mübârek yolcularından, Kur'ân âşığı bir sahâbî Abdullah bin Mesud -radıyallahu anh-, bakın bu hususta bize nasıl bir ipucu veriyor:

    "Kişinin kendi vaziyetini (uzun uzun) yoklamasına lüzum yok. Eğer Kur'ân'ı seviyor ve oradaki hükümler hoşuna gidiyorsa, Allah ve Rasulü'nü seviyor demektir. Eğer Kur'ân-ı Kerim hoşuna gitmiyorsa, Allâh'ı ve Peygamber'i sevmiyor demektir!.."
    Kalp terakkisinde Allah ve Rasûlü'ne sevginin yeri büyük Ancak görüyoruz ki, bu sevginin sağlanması, Kur'ân'ı ve O'nun hükümlerini sevmekten geçiyor. Ve bu sevgi, uhrevî hayatımıza ebedî saadeti muştularken, bu âlemde de hayatımıza nizam veriyor, ruhumuza mânevî hazzın sofralarını açıyor. Davranışlarımıza apayrı bir ahenk kazandırıyor. Öyleyse Kur'ân'ı okumaya dâir önemli bir husus daha çıkıyor karşımıza Kuran'ı severek okumak

    Kur'ân'ı Severek Okumak
    Sevgidir hayatı anlamlı kılan, hayat enerjimizi arttıran Bize var olduğumuzu hissettiren, varlığımızı devam ettiren dinamikleri harekete geçiren, ateşleyen Böylesi bir nimetin, müslümanın en büyük kıymeti Kur'ân'la birleşmemesi ne büyük bir garâbet olur değil mi?
    "De ki: Allâh'ın ihsânıyla ve rahmetiyle, ancak bununla ferahlansınlar!.. Bu, onların toplamakta olduklarından (dünya menfaatinden daha) hayırlıdır?" (Yunus, 57)
    Kur'ân, bir anne merhametiyle bizi kucaklayarak hidâyet yurduna taşımak isterken, hayırsız evlâdın asabiyetine denk bir reddedişle O'ndan ve hükümlerinden uzaklaşmak, ne hazin, ne büyük bir nasibsizlik
    O vakit Kur'ân'ı severek, gönülden isteyerek okumalı Eskiler Kur'ân'a ve ahkâmına karşı sevgi ve tâzimleri sebebiyle O'nu nakışlı bohçalara sarar, okuyacakları zaman âdeta sayfaları incitmekten korkar, bunun için özel süslü iğneler kullanırlarmış. Sonra da misk kokuları sürer, evlerinin en nâdide köşesinde muhâfaza ederlermiş. Ancak bizim gibi bohçasında yıllarca garip bırakmaz, hem okuyarak, hem de yaşayarak hakkını verirlermiş.

    Âyet-i kerimede buyrulduğu vechile:

    "Kim Allâh'ın şeârine (şiarlarına, prensiplerine ve hürmet edilmesini istediği şeylere) tazim ederse, şüphe yok ki, bu, kalplerin takvâsındandır." (Hac, 32)

    Kur'ân, "Şeâir-i İslâm"dandır. Yani İslâm'ın en büyük nişânelerindendir. Bu yüzden bir müminin sevgi ve tâzimine en ziyâde lâyık olandır. Eskilerin îtinasının sebebi bu

    Hâl böyle olunca, onların Kur'ân'dan istifadeleri daha farklı oluyordu. Kur'ân ahlâkı, onlarda daha fazla kendini gösteriyordu. Bu durum, kendi vaziyetimizi görmek için en büyük ipucu Kalp aynamıza bakalım şimdi!.. Kur'ân okurken sûretimizde ne kadar sevgi gizli

    Seven, Özler
    Kur'ân'a olan sevgimizin en büyük göstergesi ise, onu özlemektir. Çünkü onu özlemek, Allah ile sohbet etmeyi, O'nunla konuşmayı özlemektir. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
    "Sizden birisi Rabbi ile münâcât ve mükâlemeyi (O'na yalvarıp O'nunla konuşmayı) severse huzur-i kalb ile Kur'ân okusun." (Suyûtî, 1, 13/360)

    Ashâb-ı Kiram'ın Kur'ân'a olan düşkünlükleri bambaşkaydı. Vahiy ile o kadar hemhal olmuşlardı ki, Efendimiz'den sonra vahyin kesilmesi, kederlerinin bir kat daha artmasına sebep olmuştu.

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in vefatından sonra Hazret-i Ebûbekir, Hazret-i Ömer -radıyallâhu anhümâ-'ya:

    "-Kalk, Allah Rasûlü'nün yakını olan Ümmü Eymen'e gidelim, Rasûlullâh'ın yaptığı gibi, biz de O'nu ziyaret edelim." dedi.

    Yanına vardıklarında Ümmü Eymen -radıyallâhu anha- ağlamaya başladı. Onlar:

    "-Niçin ağlıyorsun? Efendimiz için Allah katındaki nîmetin çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun?" diye sordular. Ümmü Eymen:

    "-Ben onun için ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz için elbette daha hayırlı olduğunu biliyorum. Ben asıl vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum!.." dedi.

    Bu, vahye karşı nasıl bir muhabbettir ki, O'nun nihayete ermesi, kalplerinde müthiş bir teessür uyandırıyor. Onların yüreğinde nasıl bir dostluk peydâ olmuştu ki, bütün ihtiyaçlarının cevabı tamam olmuşken, yeni bir nüzûl ile mülâkî olamamanın hicrânını yaşıyorlardı.

    Ya bizler!.. Kur'ân bize ne kadar heyecan veriyor?! Bizim durumumuzu izah sadedinde İmam Gazâlî Hazretleri, "el-İhyâ"sında Tevrat'tan şöyle bir nakil kaydeder:

    "Ey kulum!.. Benden utanmıyor musun? Yolda giderken dostlarından bir mektup alsan hemen kenara çekilir, inceden inceye onu okur ve ne demek istediğine dikkat eder, bir kelimesini anlamadan geçmezsin. Hâlbuki ben sana «Kitab» gönderdim. Ve orada sana enine boyuna düşünüp gereğiyle amel edesin diye tekrar ettiğim pek çok emirlerim var. Sen onlardan yüz çevirir, aldırmazsın. Yoksa senin yanında, o arkadaşın kadar da mı değerim yoktur? Ey kulum!.. Bazı ahbaplarınla sohbet ettiğin zaman onları can kulağıyla dinlersin, onlara yönelir ve yanlarına iyice sokulursun. Hatta bir gürültü eden olursa darılırsın!.. Ben sana yönelip seninle konuştuğum hâlde sen gönlünü bana vermiyorsun? Yoksa senin nazarında ben o arkadaşlarından daha mı değersizim?!"
    Sevgilerimiz, hasretlerimiz kimlere, neye kilitli? Kalp aynamızda kimler var? Kalbimiz hangi ortamları ve kimleri mutluluk merkezi olarak kabul ediyor? Medya, teknoloji ve çağdaşlaşma adına yapılan her şey, insana sanal mutluluklar üretmeye çalışırken niçin insan mutsuz ve yalnız
    Kasım bin Abdurrahman bir gün tenhâda bir âbidle karşılaşır.

    "-Burada oturup konuşacağın kimse yok, yalnız başına ne yaparsın?" diye sorar.

    Bunun üzerine adam, yanındaki Kur'ân-ı Kerîm'i gösterir ve:

    "-Bundan daha iyi bir arkadaş mı olur?" der.

    Yol arkadaşı, gidilen yolun kadrince olmalı!.. Gittiğimiz yol, "Darü's-Selâm" kapısına ulaşacakların yoluysa eğer, Kur'ân ve Kur'ân hâdimlerinden özge dost mu olur?

    Hayat, iki günlük yol ise ve her şeyin nihayete ereceğinin hâlâ farkındaysak eğer, yalnız değiliz!.. Çünkü fenâyı (yok olmayı) fark eden, tevhid yolundadır. Tevhid yolunda olan kimsenin ise, dostu Allah, rehberi Kur'ân'dır.

    Haydi şimdi kalplerimizdeki pası, Rasûl'ün Kur'ân okumaya dâvet çağrısıyla cilâlayalım!.. Parlayan yüzünde kalbimizin, gözleri Kur'ân sevgisiyle ışıldayan, O'nu özleyen sûretimizi bulalım!.. Bir de nihayete eren yalnızlığımızı
#18.06.2009 14:00 0 0 0
  • BAKIN FAYDALARIDA VARMIŞ

    Sigara içeni köpek ısırmaz
    Çünkü yanında baston taşır

    Evine hırsız girmez
    Çünkü sabahlara kadar öksürür

    Üzerine sinek konmaz
    Çünkü buram buram nikotin kokar

    Fazla yorulmaz
    Çünkü yorulunca tıkanacağını bilir

    Yürümek için zorlanmaz
    Çünkü tekerlekli iskemlede gezdirilir

    İhtiyarlamaz
    Çünkü genç yaslarda sevdiklerine kavuşur

    Sigara içenlerin ayrıca:

    Yüzlerine renk gelir
    Çünkü dişleri ve bıyıkları sapsarı olur

    Vücutları bir kus gibi hafifler
    Çünkü ileri donemdeki dolaşım bozukluğundan ötürü önce parmakları,
    sonra da el ve ayakları kesilir
#05.06.2009 18:48 0 0 0
#05.06.2009 18:43 0 0 0
#02.06.2009 18:15 0 0 0
  • "YETİŞ YÂ RABBÎ !" DEMEKLE HİÇBİRŞEY KAYBETMEDİM

    ÇÜNKÜ:

    * Rabbimiz, kendisine dua edince, çağıranın da'vetine icâbet edeceğini vaad etmiş. Fakat, "Bunaldığınızda beni yardıma çağırın" diyen bir peygamber sözüne rastlamadım.
    * Rabbimiz; hakkıyla işiten, kemâliyle bilendir. Çağırdığım zât, bu vasıflara hâiz olmalıdır ki, ellerim boş kalmasın.
    * Rabbimiz kullarına pek yakındır, hem de şahdamarından daha yakın.
    * Rabbimiz mülkün sahibidir, göklerin ve yerin mirası O'nundur. Hayır yalnızca O'nun elindedir. Ferah da, tasa da O'nun elinde olup, güldüren de ağlatan da O'dur. Ne yaparsak hepsinden hakkıyla haberdardır. Bir kölenin, ihtiyacını efendisinden başkasından istemesi; üstelik efendisi "Gel benden iste" diye tembihlediği halde neden garip karşılanır olmuş bugün?
    * Bilirim ki, göklerde ve yerde kim ve ne varsa O'ndan ister. Ya diliyle, ya hâliyle. İbâdete, rızka kuvvet vermesini, mağfiretini
    * Rabbimiz, rahmet hazinelerini kimseye emânet etmemiştir. Hepsi O'nun yanındadır.
    * Çağırdığım zât, her an çağrıma cevap verebilecek bir halde olmalıdır. Diri olan, ölmeyen, uyuklama ve uyku tutmayan yalnızca Rabbimizdir.
    * Çağırdığım zât çağrımı işittiğinde bunu karşılayacak kudrete sahip olmalıdır. Bedir ashabının yardım isteğine bin melekle yardım ettiğini Enfâl sûresi 9-10 âyetlerinde beyân eden el - Aziz ve el- Hakim olan Rabbimiz, yardımın yalnız kendi tarafından olduğunu bu isimleriyle birlikte anıyor.
    * Rabbimizden başka yalvarılanlar, bizim gibi kullardır. Bir sinek dahi yaratamazlar.
    * Rabbimiz, yarattıklarının geçmişlerine de, geleceklerine de vâkıftır. Bunların ilmine sahip olamayan, kimin, icâbeti ne kadar hak ettiğini de bilemez.
    * el - Mûcib olan (çağrılara cevap veren) yalnızca Rabbimizdir. Bu ismi taşıyan başka bir varlık tanımıyorum.
    * Rabbime yalvarmakla asla bahtsız olmadım. Sabır ve namazla yardım dilememizi Rabbimiz öğretiyor bize.
    * Başkalarını çağırırsam beni duyacağına ve yardıma gücü olduğuna bir güvencem yok. Kur'an'ın ifâdesiyle; ya uzakta akmakta olan suya karşı, ağzıma boş avuçlarımı götürürsem?
    * Eğer Rabbimiz, kendisinden başkasından yardım isteyebileceğimiz konusunda izin verseydi (ki vermemiştir) buna en uygun kişi Resulullah (s.a.v.) olurdu. Fakat Resulullah, her beşer gibi ölmüştür. Sadece bir istisnâ olarak, salât u selam verildiğinde, kendisine ulaştırılmaktadır. (Ebu Davud)
    * Resulullah, kendi ölümünden sonra ümmetinin ne halde olduğundan dahi haberi yokken, nasıl yardıma çağırılsın ki?
    * Resulullah, daha yaşarken ifk hâdisesinde, münâfıkların tesbitinde ve savaş için geçerli mâzeretleri olmayanlara izin vermesi hususunda gayba vâkıf değilken, ölümünden sonra nasıl gayba vâkıf olur ki?
    * Resulullah, ashabına, şefaatinin kendisinden değil de, Rabbimizden istenmesini tâlim etmiştir.
    * Mekke'nin en ağır işkenceli devrinde, Bilal-i Habeşî, Hubeyb ve Habbab bin Eret gibi sahabeler yardım isteklerini Rabbimize doğrudan iletmişlerdi. Bilal, "Ehad" derken, Hubeyb şehid edilirken haberinin Resulullah'a iletilmesi için Rabbimize dua ediyordu.

    KONUYA AİT BİRKAÇ DELİL

    1 - İbn Abbas'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Siz kabirden kalktığınızda yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız " demiş ve:
    "Biz insanları ilk yarattığımız gibi yeniden işte o şekilde dirilteceğiz. Bu verdiğimiz bir sözdür. Şüphesiz biz onu yerine getireceğiz." (Enbiyâ 104 ) âyetini okudu ve şöyle dedi:
    "Kıyamet günü ilk elbise giydirilen kişi İbrahim'dir. Yine kıyamet günü ashabımdan bazı kimseler sol tarafa, cehennem tarafına götürülürler. Hemen ben: "Onlar benim ashabımdır " diye sesleneceğim de bana:
    "Yâ Muhammed! Emin ol ki sen bunlardan ayrıldığından beri onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir" diye cevap verilecektir. Ben de Allah'ın Salih kulu ve Resulü İsa ibn-i Meryem'in dediği gibi diyeceğim:
    "Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine şahid idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. " (Maide 117) (BUHARİ)
    2 - Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayete göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Bir ara (havzın başında) duruyordum. Bir de orada bir topluluk gördüm. Hatta onları tanıdım. Benimle onlar arasında bir melek belirdi. Bu topluluğa:
    "Gelin " dedi. Ben de bu meleğe:
    "(Bunlarla) nereye gidiyorsun ?" diye sordum. Melek: "Vallahi cehenneme" diye cevap verdi.
    Ben: "Bunların suçu nedir ki ?" dedim.
    Melek: "Ya Resulullah! Senden sonra bunlar senin getirdiğin dinden gerisin geriye cahiliyeye döndüler." diye cevap verdi.
    Bunun üzerine Resulullah:
    "Sanmam ki bu (havuza yaklaşıp da geri çevrilenlerden) cehennemden kurtulanlar olsun. Ancak çobansız, yolunu şaşıran deve sürüsünden yolunu bulanlar benzeri, bunlardan da tek tük cehennemden kurtulanlar olacak." buyurdu. (BUHARİ)

    3 - Enes bin Malik şöyle demiştir: "Halk kıtlığa düştüklerinde, Ömer bin Hattab (r.a.), Resulullah'ın (s.a.v.) amcası Abbas 'a ( r.a.), yağmur yağması için Allah'a dua etmesini söyler ve:
    "Allah'ım! Bizler NEBİMİZ HAYATTA İKEN, ona dua ettirerek senden niyaz da bulunurduk da bize yağmurlar ihsan ederdin. Şimdi de NEBİMİZİN AMCASININ DUASIYLA SENDEN niyaz ediyoruz. Bize yine yağmur ihsan et " diye dua ederdi. Bu duayı edince yağmur yağardı." (BUHARİ )

    4 - Resulullah, bir sahabeye şefaatini istemesini şöyle öğretmiştir: "Allah'ım, Resulullah'ı hakkımda şefaatçi eyle." (TİRMİZİ)

    5 - De ki: "Ben ANCAK RABBİME YALVARIRIM ve O 'na kimseyi ortak koşmam." (CİN 20)

    6 - Hak olan ÇAĞRI (dua , ibadet) YALNIZCA O'NA (olan) dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç bir şeyle cevap vermezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. Küfre sapanların duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. (RÂD 14 )

    7 - "Gerçekten biz bundan önce O 'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O 'dur." (TÛR 28)

    8 - (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz! (NEML 62)

    9 - Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir. (TEVBE 101)
    10 - Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur. Onu duyduğunuzda "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır..." demeli değil miydiniz? (NUR 15-16)
    11- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin? (Savaştan kaçmak için izin isteyenlere) (TEVBE 43)

    AYRICA: Bakara 127 , 186, 255- Al-i İmrân 26 , 180 - Muhammed 38 - Rahman 29 - Necm 43- Hac 78 -
    Şuarâ 80.
#01.06.2009 00:44 0 0 0
#21.05.2009 15:21 0 0 0
  • Selamünaleyküm degerli MAİN -BOARD üyleri;

    Yönetim kurulunda alinan kararla, Forum bünyesinda sigara icilmesi 20 -6-2009 SAAT..12.21 tarihi itibari ile yasaklanmistir.
    Icenlerden daha sonra belirlenecek olan miktar ceza uygulanacaktir, duyrulur!!!


    ilgili haber burada mevcut

    Sigarayı tek seansta bırakacaksınız



    En önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen sigaraya tek seansta çözüm müjdesi geldi. Sigarayı bırakmak artık büyük bir yük olmaktan çıkıyor.



    Türkiye'nin en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen sigaraya tek seansta çözüm müjdesi geldi.
    Türkiye'de en önemli sorun haline gelen akciğer kanseri hastalığının baş mimarı olan sigarayı bırakmak artık büyük bir yük olmaktan çıkıyor.
    Emek Biorezonans Terapi Merkezi, 20 Yıldır Avrupa'da uygulanan biorezonans tedavisini, bir süredir Ankara'da başarıyla uyguluyor.
    450'ye yakın hastalık tedavisinde kullanılan BİCOM 2000 cihazı, son 5 yıldır sigarayı bırakma tedavisinde de yüzde 85'lik başarıyla uygulanıyor.
    Ağrısız, acısız ve yan etkisiz olan bu tedavi, 45 dakikada sigarayı bırakmaya yardımcı oluyor. Bicom 2000 cihazının kullanıldığı diğer bazı rahatsızlıklar şöyle:
    "Alkol tedavisi, depresyon, panik atak, boyun-omuz ve diş kireçlenmesi, bel ağrıları, mantar ve alerji tedavisi, alerjik astım, mide-bağırsak hastalıkları, yüz kırışıklığı-saç dökülmesi, zihinsel ve kronik yorgunluk, migren, dikkat bozukluğu, menopoz, hormonal rahatsızlıklar, adet sancısı ve düzensizliği, prostat rahatsızlıkları ve kilo problemleri."

    ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN
#20.05.2009 11:28 0 0 0
  • YENİDEN DOĞMAYA VARMISINIZ





    RAHMANA KOŞMAYA ONA BUTUN GUNAHLARIMIZDAN VAZGEÇTİK YANLIZCA SANA GELDİK DEMEYE VARMISINIZ.

    YALANA

    HARAMA

    GIYBETE

    RİYAYA

    ZİNAYA

    FAİZE

    VE NEFSİMİZE UYMAMAYA

    İSLAMA AYKIRI OLAN HERŞEYE DUR DEMEYE VARMISINIZ.

    ARTIK HAYATIMA SOKMAYACAGIM ALLAHIM SANA SÖZ VERIYORUM DEYEMEYE VARMISINIZ TUM YUREGINIZLE


    GUNDE 70 SEFER YERİN VE GÖGÜN SAHİBİNE AF TÖVBE DİLEYEN GUNAHSIZ BİR PEYGAMBERİN ÜMMETİ OLARAK

    BİR KEZ OLSUN YUREKTEN




    YARABBİ BEN PİŞMANIM
    DEMEYE VARMISINIZ !!!


    herşey için beş para etmeyen dunya için ağlayan gözlerımızden pişmanlıgımız gunahlarımız için bir damla yaş akıtmaya varmısınız.....




#20.05.2009 11:00 0 0 0
  • Konu: KARDEŞLİK
    Kardeşliği Allah İçin Yapmak

    Rasulullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki: "Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir." [Ebu Davud, Sünnet, 3 Had. No: 4599]Demek ki, Allah yolunda birlik ve kardeşlik ciddi bir ameldir. Her hayırlı amelde önce güzel bir niyet istenir. Sonra onun bu güzellik içinde tamamlanması beklenir. Niyeti güzel olmayan kimse hayra ulaşamayacağı gibi; güzel niyetle başladığı bir işini sonuna kadar devam ettirmeyen kimse de hayırdan mahrum kalır.selam ve dua ile
#17.05.2009 16:02 0 0 0
  • Eyvaah!!..Eyvaah!!



    Bombos gecen omrumden,
    Sessiz bir gece daha!
    Ve
    Derinlerden gelen bir ses kulagimda

    Ey fani;
    Donde soyle ardina bir bak!
    Yasadiklarina, pismanliklarina.
    Yasamak isteyip de yasayamadiklarina.
    Donde bir bak..!

    Sonsuz bosluk icinde ruhum daralmakta.
    Ve yine bir fisilti kulagimda,
    Yuregimi dehsete dusuren!

    Ey gafil;
    Kulak ver bu sese.
    Yarina cikacagin belli degil.
    O donusu olmayan yolculuk
    Dustugun gun basladi ana rahmine!
    Ve...
    Yolculuk devam etmekte

    Aman ALLAH'im..!
    O da ne?
    Simsekler cakiyor beynimde
    Ve aci bir haykiris yuregimde
    Eyvaah..!

    Ellerim bombos
    Degil heybem dolu azik,
    Azik koyacak heybem bile yok yanimda.
    Yazik..!
    Gaflet ile gecen omre yazik.
#16.05.2009 22:45 0 0 0
#12.05.2009 00:01 0 0 0
  • ÇOK GÜZEL BİR ŞİİR BENDE ANNECİĞİMİ BEYİN KANAMASINDAN KAYBETTİM İKİBUÇUK SENE OLDU HALA O ANLARI İÇİM ACIYARAK YAŞIYORUM
#09.05.2009 17:36 0 0 0