hafizee

hafizee

Üye
07.05.2009
Er
191
Hakkında

  • TÜM ANNELERİN GÜNÜ KUTLU OLSUN !


    " Sabah bulaşık yıkarken ellerimin annemin ellerine ne kadar benzediğini fark ettim. Benzemekten de öte; tıpatıp aynısı olmuşlar..

    Ergenlik çağlarımda (hakikaten çekilmez bir yeniyetmeydim) annemin ellerine sinir olurdum. Ya da şöyle diyelim: Sinir olduğum bir milyon sekiz yüz kırk altı şeyden biri de annemin elleriydi.

    Kadıncağızın beni sinir etmek için ellerine özel olarak yaptığı bir şey de yoktu. Uzun kırmızıya boyanmış cadı tırnakları falan veya lime lime olmuş tırnak etleri gibi bir durum da yoktu.

    Sadece şekilsizdi.
    Yani güzel değildi. Ve ben buna sinir olurdum.
    'Hah' dedim kendi kendime 'şimdi senin de bir sıpan olsaydı o da sinir olacaktı ellerine. Yeterince güzel değilmiş diye..

    Şimdi ise o eller biraz daha elimin içinde kalsın diye ne numaralar çekiyorum...Yok üşüdüm, tutsana elimi, yok kremi fazla sürdüm, alsana birazını, tırnakların uzamış, törpüleyeyim mi..

    Aslında düşününce, eller dışında da anneme her geçen gün daha çok benziyorum.

    Eskiden çok umurumda olmazdı şimdi evde ufacık bir dağınıklık olsa sıkılıyorum. Sabah kalkar kalkmaz temizlik yapmaya başlıyorum. Hesapça çay demleninceye kadarki vakti değerlendirmiş olacağım. Çay zift oluyor, ben hâlâ bir yerleri siliyorum.

    Aynı annem gibi ben de masa örtülerini düzeltmeden yanlarından geçmiyor, hoh yapıp silmeden aynalara bakmıyor, yerden gübür toplamadan ilerleyemiyorum artık.

    Aynı onun gibi sabah kalkınca uzun uzun camdan dışarıya bakmadan güne de başlayamıyorum. Esnafla iki kelimenin beli kırmazsam aynı onun gibi eksik iş yapmış sayıyorum kendimi.

    Daha az süsleniyor ama tıpkı onun gibi daha çok bakım yapıyorum. Eskiden tek bir nemlendiriciyi üç kereden fazla kullanamayan ben artık her gün sabah akşam sürüyorum.

    Üstelik fındık tanesi kadar miktar, oldu artik ceviz tanesi kadar! Rimel ise kurumak üzere..

    Bu kadarla kalsa yine iyi.. Arkadaşlarımdan çok bitkilerimle konuşmama ne diyorsunuz? Ya da yalnızsam on iki dedi mi en şahane filmi bile seyrediyor olsam kapatıp cup yatağa giriyor olmama? Veya çantamda vızıldayan bir çocuğa verilmek üzere BONBON taşımaya başlamama?

    Ben de şaşırıyorum ama gerçek. Annemde dalga geçtiğim ne kadar şey varsa hepsini ben de yapıyorum artik!...

    Tek kaygım şu: Bir gün ben de YOĞURT KAPLARINI biriktirmeye başlayacak mıyım acaba? Aklımın almadığı tek şey bu. Bütün dolap içleri yıkanmış, kurulanmış yoğurt kaplarıyla dolu. Hepsi küçük kuleler şeklinde üst üste dizilmiş, kuzu kuzu bekliyorlar. . Kapakları da elbette mevcut.Onlarca değil yüzlerce! Ne diyeyim...

    Bir gün elimdeki yoğurt kabını deterjanlarken anlarım herhalde kap biriktirmenin esbab-ı mucibesini.. .

    *** Bu yazıyı geçen sene yine bu günlerde yazmıştım.. 'Anneler günü' vesilesiyle biraz değiştirerek yeniden yayınlamak istedim..

    Çünkü hatırlatmak istedim ki annelerimizde kızdığımız, kırıldığımız, dalga geçtiğimiz, hafife aldığımız, lüzumsuz gördüğümüz, saçma bulduğumuz ne kadar huy, alışkanlık, arzu, istek varsa bir gün hepsini kendimiz de edineceğiz .

    Üstelik bazen sadece alışkanlıklar değil bahtlar da annelerden kızlara miras kalabiliyor. İyi veya kötü.. Onları eleştirirken, yargılarken bunu da düşünün istedim..

    HA UNUTMADAN...Çünkü.. Ben.. Artık.. Yoğurt kaplarını biriktirmeye başladım... "
#09.05.2009 17:32 0 0 0
  • Anamı Düşünüyorum

    Senden ayrı senden uzak
    Yersiz göksüz gibiyim
    Hem analı hem babalı
    Hem öksüz gibiyim

    Uzanmış aramıza
    Uçsuz bucaksız gurbet
    Bir ucunda sıla var
    Öbür ucunda ekmek

    Bütün analar ağıt şimdi
    Bütün ağıtlar ana
    Ya beni de al gurbet
    Ya anamı ver bana

    Hem kova hem kuyuyum
    Yorgun bir halk suyuyum
    Sen bana nenni söyle
    Ben dizinde uyuyum
#09.05.2009 17:28 0 0 0
  • Konu: Kul Hakkı
    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

    * Bir kimse Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa fakat üzerinde bir kuruş kul hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe Cennete giremez.

    * Kul hakkı çok mühimdir. Allahü teâlâ her türlü günahı affedebilir. Ama, kul hakkıyla gelmeyin buyuruyor. Kul hakkıyla gidenin işi adalete bırakılır. Adaletin ne şekilde hüküm vereceği belli olmaz. Allah korusun çok kimse ümitle gider de, hâli perişan olur.

    * Size haksızlık eden, zulmeden, malınızı mülkünüzü gasp eden aslında size iyilik etmiştir. Eyvah onların haline. Sen mazlum, onlar zalim. Alan düşünsün. Ahirette zalim ağlayacak, mazlum gülecek. Zalim verecek, mazlum alacak.
#08.05.2009 18:17 0 0 0
#08.05.2009 18:14 0 0 0
  • Gönlün hale hale Yaratıcıya açılması, sonsuz olanla buluşmadır dua. Ve hayat duadan ibarettir. Demiyor mu ki yüce Yaratıcı,"Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?" diye kuluna. Dua hayatın özeti olup, yüreğimize ötelerin kokusunu doldurmuyor mu burcu burcu?

    Bir olanla, tek olanla ve her şeyin sahibi olanla, aciz, fakir ve nihayetsiz yaralı kulu bir araya getirmiyor mu? Kalpten dudaklara dökülüp, avuçlar dolusu sunulmuyor mu Allah'a?

    Dua bir istektir, Ezel ve Ebed sultanının kapısını çalmaktır. Zaten kulun Ondan başka yaralarına deva olacak kimsesi ve çalacak kapısı da yoktur.

    Dua, Yaratıcının rahmet deryasından kulunun kalbine düşürdüğü bir damladır.

    Dua icabettir, muhatabiyettir, rahmettir, serinlemedir, ruhun kapılarını açıp Arşı Alaya ulaştığı andır.

    Dua sonsuz olanla buluşup, ebediyeti hissetmektir.

    Dua esirgenmektir, bütün acizliklerimizden, yoksunluklarımızdan, kötü duygu ve arzularımızdan.

    Dua bir iksirdir, dermansız yaralarımıza, acıyan yanlarımıza, ulaşamadığımız arzularımıza...

    Dua; varlığımızı her şeyiyle Rabbimize sunduğumuz ve Onunla bütünleştiğimiz andır. Onun nurundan avuçlarımıza dökülen ve bizi kuşatan bir aydınlanmadır.

    Dua, Varlığın sahibiyle buluşup, var olmaktır. Hiçlikten ve yokluktan kurtulmaktır.

    Bu kadar önemli bir iş hatta görevi, adeta hayatın hayatı olan duayı yaşamımıza yerleştirmek,

    Rabbimizin kapılarını çalarak yalnız olmadığımızı hissetmek bizler için çok önemli.

    Özellikle de günümüzde, medeniyetin oyuncaklarından bunalan ruhlarımızı sonsuz olanla nasıl buluşturacağımızı ve Allah'a açılan kapıları nasıl çalacağımızı yeniden keşfetmemiz gerekiyor.

    Eşyanın Sahibinden uzaklaşarak kullanmaya çalıştığımız her şey aslında bir nevi hırsızlıktır.

    Dua her şeyin sahibini tanımak ve Ona yönelmekten öte, verdiği her şeye de bir şükürdür.

    Aslında insanın her hali bir duadır, yakarıştır.

    Bütün acizlikleri içinde barındıran ve aklıyla da acizliğinin farkında olan bir varlık olarak hepimiz Onu arıyor, Onu istiyor, Onu soruyoruz, O da bütün bu varlığımızın isteklerine lütfuyla her an cevap veriyor.

    Biz ondan bihaberken bile.
    Kulluğun özeti duada gizli.

    Namaz bile bir dua değil midir?

    Bütün eşyanın dualarını Allah'a ulaştırma makamında başın Arşın sahibinin önünde eğilip, gönlünü teslim ettiği en anlamlı bir dua biçimi. Dua bu kadar şumüllü ve geniş iken, bizim dar dünyamızda nasıl oluyor da çoğu kez "Duam kabul edilmiyor!" Diyerek, Allah'a karşı bir siteme dönüşüyor? İşte bu da cahilliği had safhada olan biz kulların bir tepkisi olsa gerek.

    Eşyaya somut sonuçlarıyla bakan ve beklentileri, istekleri dünya makamını doldurmaya yönelik olan biz kullar, her şeyin arkasından nefsimizin çıkarına sonuçlanacak işler peşinde koşuyoruz çoğu kez.
    Bu yüzden de dua makamının ve duanın büyüklüğünün küçük arzularımızın, basit isteklerimizin sonucunda bir beklentiye dönüşmesinin acılarını yaşıyoruz.

    Dua ibadetlerin özeti, hatta bütün ibadetlerin ve yakarışların toplamı.

    Yüce Kur'an'ın buyurduğu gibi "Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?"


    "Duayla varlığımızı yeniden inşa etmek duasıyla"


    AMİN....


    SELAM VE DUA İLE...
#08.05.2009 18:10 0 0 0
  • Kendinizi ölçün Siz Hangisisiniz????

    Resulullah'ın Hz. Ali'ye Vasiyyeti


    Hz. Ali (a.s.) bildiriyor:

    Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:

    "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir" buyurdu ve devam etti:


    "Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:

    1. Namaz kılmak
    2. Oruç tutmak
    3. Sadaka vermektir.


    Münafıkta da üç alamet vardır:

    1. Herkesin yanında namaz kılarken rüku, secde ve diğer rükunları tam olarak yapar; yalnız namaz kılarken bunların hiç birine dikkat etmez.
    2. Kendisini medhettikleri zaman işlerini seve seve, zevkle yapar.
    3. Allahu Teala Hazretlerini başkalarının yanında zikredip, yalnız kalınca unutur.


    Münafıkta üç alamet daha bulunur:

    1. Söylediği söz yalandır.
    2. Verdiği sözde durmaz.
    3. Emanete hıyanet eder.


    Ya Ali! Zalimde de üç alamet vardır:

    1. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar.
    2. Gücü yeterse başkalarının malını zorla alır.
    3. Nereden yiyip, nerden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez.


    Kıskançlarda da üç hususiyet vardır:

    1. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır.
    2. Herkesin arkasından gıybet eder.
    3. Musibete düşen kimselere sevinir.


    Ya Ali! Tembellerde de üç alamet vardır:

    1. Allahu Teala'ya yaptığı taatinde tembellik eder.
    2. Kusurlu amel eder. Yaptığı da boşa gider.
    3. Namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir.


    Tevbe eden kimsenin de üç alameti vardır:

    1. Haramlardan sakınır.
    2. İlim öğrenmeye hırslı olur.
    3. Göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi, tevbe ettiği günaha bir daha dönmez.


    Ya Ali! Akıllı kimsede de üç alamet bulunur:

    1. Dünyayı aşağı görür.
    2. Cefa, sıkıntı çeker.
    3. Sıkıntı, musibet geldiği zamanlarda sabreder.


    Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır:

    1. Kendisini ziyaret etmeyenleri ziyaret eder, sıla-i rahim eder.
    2. Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur.
    3. Kendisine zulmedene karşı durmaz.


    Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır:

    1. Allahu Teala'nın emirlerinde, farzlarda tembellik eder.
    2. Abes sözleri çok söyler.
    3. Allahu Teala'nın mahluklarına çok eziyet eder.


    Ya Ali! İyi bahtlı olan kimselerinde üç vasfı vardır:

    1. Yediği helaldir.
    2. Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur.
    3. Beş vakit namazı cemaatle kılar.


    Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır:

    1. Yediği haramdır.
    2. İlimden uzak olur.
    3. Namazı özürsüz yalnız kılar.


    İyi işli kimselerin de üç alameti vardır:

    1. Allahu Teala'nın taatinde acele eder.
    2. Haramlardan sakınır.
    3. Kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder.


    Ya Ali! Kötü işli olanın da üç alameti vardır:

    1. Allahu Teala'nın emirlerini yapmakta gevşek davranır.
    2. Herkese zararı dokunur.
    3. Kendisine iyilik edene kötülükte bulunur.


    Ya Ali! Salih kimsede üç husus bulunur:

    1. Allahu Teala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder.
    2. İlmiyle dini kuvvetlendirir.
    3. Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir.


    Ya Ali! Sakınan, müttaki kimsenin de üç alameti vardır:

    1. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır.
    2. Yalan söylemekten sakınır.
    3. Harama düşmek korkusu sebebiyle helalden sakınır.


    Günahkarın da üç alameti vardır:

    1. İşlerinde yanılır, hata eder.
    2. Oyun ve çalgı ile meşgul olur.
    3. Unutkan olur.


    Ya Ali! Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır:

    1. Zaiflere acımaz.
    2. Az şeye kanaat etmez.
    3. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez.


    Sadık olan kimsenin de üç hasleti vardır:

    1. Yaptığı ibadetini gizler.
    2. Başına gelen sıkıntı ve musibetleri gizler.
    3. Üçüncü vasıf kaynak da belirtilmemiştir.


    Fasıkta da üç alamet bulunur:

    1. Fitne ve fesadı sever.
    2. Halkın hastalık ve musibetini ister.
    3. İyi amelden kaçar.


    Suflilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır:

    1. Akrabasını azarlar.
    2. Komşusunu incitir.
    3. Günah işlemeyi sever.


    Ya Ali! Allahu Teala'nın merdûdu, reddettiği kimsenin de üç alameti vardır:

    1. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder.
    2. Halka sıkıntı verir.
    3. İşlerini başkalarına yükler.


    Abid olanın da üç nişanı vardır:

    1. Allahu Teala'ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar.
    2. Şehvetini, arzularını terk eder.
    3. Allahu Teala'nın rızası için huzurunda çok durmayı adet eder.


    Ya Ali! Muhlis olanın da üç hasleti vardır:

    1. Gücü yeterse affeder.
    2. Malının zekatını verir.
    3. Sadaka vermeyi sever.


    Ya Ali! Bahîl, cimri olanın da üç alameti vardır:

    1. Açlıktan korkar.
    2. Bir şey isteyenden, dilenciden korkar.
    3. Kendisine iyilik eden kimseye, içindekinin hilafına dili ile hayır söyler.


    Ya Ali! Sabırlı olanın üç alameti vardır:

    1. Taat etmeye sabreder.
    2. Günahları terk etmeye sabreder.
    3. Allahu Teala'nın hükümlerine sabreder.


    Ya Ali! Facir olanın üç alameti vardır:

    1. Yemin etmekle övünür.
    2. Kadınları aldatır.
    3. Çok bühtan, iftira eder.


    Ya Ali! Seni sevenlerin üç nişanı vardır:

    1. Malını sana feda eder.
    2. Canını senin için feda eder.
    3. Senin sırrını gizli tutar.


    Ya Ali! Kafirin de üç alameti vardır:

    1. Hak Teala'nın dininden şüphe eder.
    2. Hak Teala'nın sevdiklerine düşmanlık eder.
    3. Taat ve ibadetten gafil olur.


    Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır:

    1. Allahu Teala'nın mekrinden emin olur.
    2. Rahmetinden ümitsiz olur.
    3. Hak Teala'ya ve Resulüne muhalefet etmeyi kendisine adet eder.


    Ya Ali! Affedilmiş kulun üç alameti vardır:

    1. Allahu Teala'nın azabından korkar.
    2. Mekrinden çekinir.
    3. Sırf ALLAH için vaaz ve nasihatlerde titrer
#08.05.2009 18:04 0 0 0
  • CANIM ANNEM


    Yapayalnızdım
    Sen yolculuğa çıkarken
    Daha evi toplayamamıştık
    O kadar da öğütlemiştin beni
    'temizliği ihmal etme diye'
    sözünü dinlemedim anne
    şimdilerde o kadar yalnızım ki
    yokluğunu yanan yüreğimde hissediyorum
    kilit vurdum artık kimse girmiyor
    korkma anne kimse kalbimi çalamaz artık
    hep hayırlı kısmetini bekle sabret derdin
    onu da istemiyorum artık
    bak anne..
    çeyizim yarım kaldı
    bak ördüğün patiklerin de köse de duruyor
    hani dedin ya su yeleği örerken
    'kızına artık giydirirsin diye'
    gülüp geçmiştik anne
    özledim anne seni
    çok özledim
    yapayalnız koydun uçsuz bucaksız yerde de beni
    üstümü artık kimse örtmüyor
    günaydın öpücüğüyle uyandırmıyor beni
    ya da bağırmıyor bana kimse yataktan kalkmadığım için
    isten geldiğimde kimse bana sormuyor bugünün nasıl geçti diye
    çok yalnızım annem seni çok özledim
    doyumsuz sohbetlerimizi özledim
    hatırlıyor musun
    anneler gününde sana aldığım gülü
    ne mutlu olmuştun 'sarılmıştın boynuma'
    seni çok seviyorum kızım demiştin
    seni çok özlüyorum anne..
    geceleri artık senin için ağlıyorum anne
    yokluğun için
    sırf seni üzdüğüm için ağlıyorum
    eskiden de ağlıyordum da
    bu kadar yüreğimi acıtmıyordu anne
    ben seni çok özledim
    bugün anneler günü
    yine elimde bir gülle geldim yanına
    ama bu sefer soğuk tasına sarılıyorum
    sen diye
    bu sefer bana sarılmıyorsun
    sevdiğini söylemiyorsun
    seni çok özledim anne çok
    ne olur ne olur beni de al yanına
    seni çok özledim


    nereye yazacağımı bilemedim buraya yazıyorum
#07.05.2009 18:04 0 0 0
  • Konu: Annem'e
    Çok güzel ağzına sağlık hele hele benim için


    Bu cihandan gitmiş olsan bile
    Yine yanımdasın
    Benim için bu dünya'nın en büyük varlığı
    Gecemi aydınlatan tek ışığımsın
    Tek ışığım...
#07.05.2009 17:45 0 0 0
  • Konu: KARDEŞLİK
    KARDEŞLİK



    Rasulallah(s.a.v):

    Yedi sınıf insan var ki Allah Teala onları hesap gününde özel rahmetiyle gölgelendirecektir. Bunlardan birisi de Allah için birbirini seven iki arkadaştır. Üç şey varki, onlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını bulur; Allah ve Rasulünü herşeyden daha fazla sevmek, sevdiğini Allah için sevmek ve İmandan sonra küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi kötü görmek (Buhari, İman,14,Müslim,67,Tırmizi, iman 10;) diye buyurmakta.

    Yine Habib-i Kibriya Efendimiz buyurdular ki;

    Allah'ın dostları içinde öyle kimseler vardır ki, onlar nebi ve şehit de değillerdir. Fakat nebi ve şehitler onlara gıpta ederler.

    Ashab:

    —Onlar kimlerdir Ya Rasulallah?

    Efendimiz(s,a.v):

    —Onlar aralarında herhangi bir nesep bağı ve maddi alışveriş bulunmadan sırf Allah'ın muhabbeti ve rızası için birbirlerini sevenlerdir. Vallahi onların yüzü nur gibi parlamaktadır. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler.

    Resulü Ekrem bu arada sözlerine ilaveten:

    —Haberiniz olsun! Allah'ın velilerine asla bir korku ve hüzün yoktur(Yunus,62-64) ayetini okudu.

    Yukarıda zikredilen ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi kardeşlik duygusu çok mühim bir edep. Allahü Teala; Kıyamet günü olunca.. Ortada sadece Allah için yapılan kardeşlik kalır(Zuhruf 43/67) beyan buyuruyor çünkü.

    İmamı Gazali(k.s);

    Sohbet ve arkadaşlık iki şekilde olur; birincisi tercih ve talep olmadan yapılan arkadaşlık, ikincisi ise kendi arzu ve iradesiyle. Sohbet bir kimseyle aynı meclisi paylaşmak ve aynı ortamda beraber yaşamaktır, bunlar da ancak sevgiyle olur. Birbirini samimi olarak sevmeyenler bir arada bulunamazlar(İhya 2, 234. Beyrut,1992) buyuruyor.

    Hak Teala;

    Zalimlerden her biri o gün; Ne olurdu keşke bende o peygamberlerle birlikte bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim der. (Furkan25/27-29)

    Kardeş bildiğimiz insanlarıda kusur aramamalı, çünkü kusur aramakda büyük kusurdur. Karşımızdaki kişide kusur ve hata bulmakla zevkten dört köşe olanlar bilmiyorlar ki şeytanın ahlakını üstlenmiş oluyorlar. Ancak ve ancak Allahü Teala kusur ve noksanlıktan uzaktır, yaratılanı sevip Yaratandan ötürü Yunusu olmak varken bu öfke niye. Hepimiz kardeşiz, can yakmaya, ya da kalp kırmaya değer mi? Zinnuni Mısri'ye kiminle arkadaşlık yapayım? Diye sorulunca cevaben;

    —Hastalandığın zaman seni ziyaret eden ve bir günah işlediğinde senin için tevbe eden kimseyle arkadaşlık yap demiştir.

    Kays b. Sa'd hastalanmıştı, ama arkadaşları ziyarette gecikmişlerdi, durumu araştırınca kendisine kendilerinde olan alacaklarından dolayı gelmeye çekindikleri öğrenince, bir münadi(tellal) tutup; Her kim ki Kays'a borcu varsa bilsinki şu ana kadar olan borçları silinmiştir diye ilan yaptırmıştır. Bunun üzerine evi ziyaretçilerle dolup taştı.

    Fahreddin Raziye göre kardeşliği bertaraf nedenler:

    Dinde ihtilaf edip birbirine hasmani tutum sergilemekle, Naslardan bozuk teviller çıkarmakla, kendi cemaatini hak bilip diğerlerini dışlamak veya onları batıl üzere olduğunu iddiasında bulunmak vs. dir.

    Rasulullah(s.a.v);

    Kim dünyada bir müslümanın kusurunu örterse Allah'da ahirette onun kusurunu örter(Müslim. birr) ve ilaveten:

    Kimde bir müslüman kardeşinin gizli hallerini ortaya çıkarıp yayarsa, Allah'da onun gizli hallerini ortaya çıkarır, onu rezil eder (Ali el Muttaki, Kenzü'l ummal, 3 248 No:6381) diye beyan buyurdular.

    Allahü Teala; Allahın size nimetini hatırlayın. Hani siz bir zaman birbirinize düşman idiniz; O kalplerinizi birleştirdi ve o'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Sizler bir ateş çukurunun kenarında idiniz, O sizi oradan kurtardı. İşte açıklıyoruz ki ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız (Ali İmran 3/ 102-103) diye kardeşliğin ehemmiyetine vurgu yapıyor. Bu ayeti kerimenin ışığında kardeşimizle yolda karşılaştığımızda selam verdikten sonra hal hatır sorup nasılsın demeli, nereye gidiyorsun, ya da nerden geliyorsun dememeli. Çünkü bu tür sorgulamalar kardeşine eziyet verebilir, olur ya istenmeyen bir yerden gelmiş olabilir, dolayısıyla bu durum onu suçluluk psikolojisine iter ve gizli hallerinin ortaya çıkmasına yol açabilir de.

    İmamı Gazali(k.s);

    Kardeşini kınamaktan kurtulmanın bir yoluda insanın kendi halini düşünmesidir. Kusursuz insan var mı? Kusursuz insan arayan kimsenin herkesi terk edip bir köşeye çekilmekten başka çare yoktur. Kerem sahibi bir mü'min daima iyiliklere bakar, tabiatı bozuk münafık ise hep kusur peşindedir (İhya 2, 256) der.

    Dostluğun devamı için arkadaşına hep hüsnü zanla bakmak ve ona muhalefet yapmamak şart olsa gerektir.

    Ebu Said el- Harraz;

    Sofilerle elli sene beraber bulundum, bu süre içerisinde benimle onlar arasında hiçbir ihtilaf ve çekişmem olmadı.

    Merak edip sordular:

    —Bu nasıl oldu?

    Cevaben:

    —Çünkü ben onlarla beraberken hep nefsimin kusurlarıyla meşgul oluyor,

    kimsenin kusuruyla uğraşmıyordum demiştir.

    Gerçekten de bu anlamda Sehl b. Abdullah et-Tüsteri(k.s):

    —Peygamberlerin meclisine bakmak isteyen kimse, Rabbani âlimlerin meclisine

    nazar etsin demiştir.

    Rabbimiz:

    Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'tan korkun ki, merhamet olunasınız(Hucurat 49/10) beyan buyuruyor.

    Hataları görmemeli. Allah merhamet sahibidir. Zira Mevla'mız imanla göç etmek şartıyla iyiliklerin biraz fazla gelmesiyle cennete gireceğimizi müjdeliyor. Ki; İbni Abbas(r.anh); iyiliği kötülüğünden fazla olanın hayır terazisi ağır gelip kurtulacağını belirtmiştir. Yüce Allah; O gün kimin iyiliği kötülüğünden fazla ise o kurtulmuştur(A'raf 7/8) diye müjdeliyor.

    Bu dünyada iyi bir dost seçmeli. Atalarımız; bana arkadaşını söyle kim olduğunu söyliyeyim demişler bu yüzden.

    Allahü Teala:

    Zalimlerden herbiri o gün: Ne olurdu keşke bende o peygamberlerle birlikte bir kurtuluş yolu edinseydim. Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim der(Furkan 25/27-29)

    Resulü Kibriya Efendimiz(s.a.v);

    Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir(Ebu Davud, sünnet,3) beyanıyla kardeş sevgisine işaret eder..

    Takvanın dışında kurulan dostluklar kalıcı olamıyor, o halde ahiret kardeşliği doğuracak kardeşlikler kurmalı.

    Allahü Teala;

    İyilik ve takva hususunda birbirinizle yardımlaşınız (Maide 5/2) beyanıyla dostluğa davet ediyor. Rasulullah(s.a.v) Ben-i Nadr ganimetlerini dağıttıktan sonra, Ensar'a;

    —Sizler kendi iradenizle mallarınızı ve evlerinizi paylaştınız. Bu ganimettede onlara ortak oldunuz. Eğer arzu ederseniz onlara ortak olunuz. Eğer isterseniz mal ve evleriniz size kalsın, bu ganimetten size bir şey vermeyelim buyurması üzerine Ensar:

    — Hayır, Ya Rasulallah! Biz mallarımızı ve evlerimizi bölüştük. Ayrıca bizler bu ganimetteki payımızdan vazgeçerek hepsini onlara veriyoruz dediler. Allahü Teala bu güzide topluluk için; Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler(haşr 59/9) ve ilaveten;

    O gün muttakilerin dışında bütün dostlar birbirinin düşmanı olur(zuhruf,43/67) diye beyan buyurdu.

    Muhyiddin Arabî Hz.leri:

    Muhabbet dört türlüdür, birincisi; sırf Allah'ın zatı için muhabbet(ruhani muhabbet), ikincisi; Nefsanî muhabbet(Sırf şehvet için zevcesini sevmek gibi), üçüncüsü; Aklimuhabbet (Temelinde dünyevi maslahat ve menfeatlere dayalı muhabbet ilahi değildir), dördüncüsü Allah için olan muhabbettir(Kalbi muhabbet). (Bkz. İbnu Arabî, Tefsiri Kur'an'l- Kerim 2452-453)

    Sofileri sudan bahanelerle Halife Muvaffak'a şikâyet ederler. Halifede ister istemez cezalandırılmaları yönünde talimatını verir. Nitekim ceza olarak boyunları vurulacağı sırada, sufilerden Nuri derhal öne atılıp; Durun! Kardeşlerimin bir saat fazla yaşamaları için kendimi fedaya hazırım, önce benim boynumu vurun deyince cellât irkilip geri adım atmak zorunda kalır, bu hadise Halifeye intikal edince olayı tetkit ettirip raporu okuyunca onları serbes bırakır. Raporda; Eğer bu topluluk zındık ise dünyada hiçbir muvahhid yoktur ifadeleri Halifeyi bir yanlışın eşiğinden dönmesine neden olur.

    Yine bir başka örnek: Yermük Harbi idi, kıyasıya bir savaş sonunda elinde ki su kırbası ile amcasının oğlunu bulup susuzluğunu gidermek düşüncesiyle yaralılar arasında dolaşan bir sahabe. Nihayet amcasının oğlunu yaralı vaziyete görünce suyu içmesi için ona uzatıverdi, ama az bir ötede iniltisini işitince suyu içmez oldu ve sesin sahibine verilmesini işaret eder. İşaret edilene su verecekken az ötede yine Su! Su! Su! diye inleyen bir ses daha vardı ki, bu yaralı da can havliyle ona verilmesine işaret eder, derken bu seferde bir başka yerden susuzluk iniltileri duyulur, nitekim o da içmeden iniltinin geldiği yere işaret eder ama işaret edilen yere varıldığında su diye seslenen ruhunu teslim etmişti bile, yetişememişti. Elinde su kırbası ile bir oraya bir buraya koşuşturan sahabe ne yapacağını şaşırmıştı adeta, tekrar aynı hattı geriye doğru izleyerek bari amcaoğlunun imdadına yetişmeye karar verir o an. Fakat amcaoğlunun yanına geldiğinde o da Hakka yürümüştü. İşte şehadet getirirken bile kardeşini düşünen derin anlayış zinciri bu tabloda gizli.

    Kardeşlik o kadar güzel bir duygu ki Rasulü Ekrem(s.a.v) Hz. Ömer'i umreye uğurlarken:

    —Kardeşciğim! Bizide dua da unutma diye tembihinde bulunmuşlardır. Bundan dolayı Efendimiz(s.a.v); En makbul dua kişinin kardeşinin gıyabında yaptığı duadır buyurdular.

    Kardeşlik aynı zamanda iman tazelemektir. Abdullah b. Revaha kardeşleriyle(gönül dostlarıyla) karşılaştığında:

    —Gelin oturalım da bir saat iman edelim derdi. Aynı sözü bir başka zamanda bir başka

    kişiye de söyleyince adamcağız kızıp durumu Rasulüllah'a bildirdi:

    —Ya Habibullah! Şu İbnu Raveha'nın dengesizliğine bakarmısınız, bize öğrettiğiniz

    imanı bırakmış hepimizi bir saat iman etmeye davet ediyor!

    Efendimiz(s.a.v):

    —Allah ona rahmet etsin; O Meleklerin merhamet ettiği zikir meclislerine muhabbet ediyor; sizi ona davet ediyor beyan buyurarak İbnu Reaha'nın kardeşliğin gereği olarak aynı meclislerde bulunarak kalbi zikirle kuvvetlendirmeye çağırmak istediğini ve böylece hakiki imanın lezzetini beraberce paylaşmayı amaçladığını vurgulamış oldu. Gerçektende kardeşlerden uzak kalınca insan masivaya dalabiliyor. Ki; Hz. Hanzala; Biz Resulü Kibriya'nın yanından ayrıldıktan sonra pek çok şeyler kaybediyor ve zayıflıyoruz sözleri bu anlamdadır.

    Bütün iyiliklerin kaynağı Allahü Tealadır, şeytan son nefese kadar iyilikleri bertaraf etmek için iş başında, bu yüzden şeytanın şerrinden Allah'ın engin rahmetine sığınmalı. Hiç kimse ameline güvenmemeli, beşer şaşar düzelir de, kimin ne olacağı son vakte kadar belli değil. Efendimiz(s.a.v); " ..Evet bende sırf amelimle kurtulamam, ancak Allah'ın lütuf ve rahmetiyle beni saracak ve cennetine koyacaktır"(Buhari) diye buyurmuşlardır. Ebu Derda(r.anh) bir adama hakaretler yağdıran, döven ve söven bir grupla karşılaşınca:

    —Hayy Allah! Allah iyiliğinizi versin, şimdi dövüp sövdüğünüz bu adamı kuyuya düşmüş halde bulsanız onu bu kuyudan çıkarmayacak mısınız?

    Dediler ki;

    —Elbette, kuyudan çıkarırdık.

    Ebu Derda:

    —O halde kardeşinize hakaret eden ifadeleri terk edin. Allah'a hamd edin.

    Dediler ki:

    —Peki, sen ona kızmıyormusun?

    Ebu Derda(r.anh):

    —Ben şahsına değil, yaptığı kötü fiillerine kızarım, o kötü fiili bıraktığı zaman o yine

    benim kardeşimdir ifadeleriyle gönüllere su serper böylece. Demek ki kardeşimize beddua yaparak şeytana yardımcı olmuş oluyoruz. İmamı Gazali(r.anh); Kardeşinin kusurlarını yüzüne karşı sayıp dökmen onu üzer, fakat onun farkedemediği kusurlarını gizlice ona söylemen samimiyet ve şefkatin sonucudur der. Yine Hüccetül İslam Gazali; Sana kusurlarını hatırlatan kimseye kızmak şöyle dursun, rahmet okumalısın tavsiyesinde bulunur. Evet, mümin kardeşini sevmeli fenalığı için ise acı duymalıdır.. Hz. Ömer(R.anh)'da bu meyanda; Bana ayıp ve kusurlarımı gösteren kimseye Allah rahmet etsin buyurmuşlardır. Yine Hz. Ömer halifelik döneminde Medine sokaklarında geçerken bir evden eğlencevari şarkı seslerini duyar duymaz duvara tırmanıp; içerdekilere bağırarak zemmetti. İçerdeki Adam;

    —Hele dur sakin ol Ey Mü'minlerin Emiri! Ben Allah'a bir isyan ettiysem sen üç defa isyan ettin. Allahü Teala: Gizli kusurları araştırmayın! Buyurduğu halde sen gizlice ayıbımızı araştırdın. Rabbül Âlemin; Evlere kapılarından giriniz(Bakara:2/189) buyurduğu halde sen duvara tırmandın. Yine Hak Teala; İzin almadan ve evde bulunanlara selam vermeden başkalarının evlerine girmeyin(Nur.24/27) diye ferman ettiği halde sen müsaadesiz, üstelik selamsız girdin deyince Hz. Ömer bu sözler karşısında şaşkına döner ve der ki:

    —Eğer sen beni kusurumu hoş görürsen bende seni hoş görürüm. Lütfen özrümü kabul ediin, şimdi beni mazur görüyor musun? Dedi.

    Adam:

    —Evet deyince derin bir nefes alıp rahatlar ve adama teşekkür edip oradan ayrılıverdi.

    İnsan dünyada yaşadığı süre içerisinde tanıştığı kişilerin ölüm haberini aldığında, eğer

    o kişi ömrünü kötü işlerde harcadıysa onun adına korkmalı, iyi halde öldü ise onun adına hayra ulaştığı zannında bulunmali ki sahabe ahlakına ulaşabilelim, çünkü sahabe böyle idi. Birisi hakaret edip sövse ya da dövse tolere edebilmeli, başıma gelen bu durumun işlediğim günahlardan dolayıdır diye kendi kendine yorumlamalı ve günahta karşımdakinden öndeyim diye düşünmeli. Hatta ne günah işledim ki bu bana musallat oldu ve zulmetti diye tefekkür edebilmeli. Onun için Büyükler; dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek demişler. Nefse nefisle karşılık vermek metodu bu yolda geçit verilmez, akan kanlar ve kirlenmiş çamaşırlar su ile yıkanır, ateşi yine su söndürür, kini, öfkeyi de yumuşaklık giderir çünkü. Ayrıca bir başka kişide ihsanda bulunsa bu durumun Allah'ın bir lutfu ya da layık olmadığım halde ikramıdır diye şükretmelidir.

    Habibullah(s.a.v); Enes(r.anh)'a:

    —Evladım! Kalbinde hiç kimseye kin ve hased bulunmadan sabahlayıp akşamlamaya gücün yetiyorsa yap! Bu benim sünnetimdir. Benim sünnetimi ihya eden beni ihya etmiş, benimle birlikte cennete girmiş olur(Tirmizi, ilim,17, İbni Mace) müjdesini veriyor.



    Rasulullah(s.av); Kim bir din kardeşinin gıyabında savunursa Allah mahşerde onu

    yüzünü ateşten korur. Bir kimse din kardeşinin savunmayıp sahipsiz bırakırsa, Allah'da onun kendisinin yardımını istediği yerde yardımsız bırakır, savunan kimseyede Allah yardıma çok muhtaç olduğu yerde kendisine yardım eder(Ebu Davud, Edeb 36No:4884) buyurmuştur. Yine Rasulüllah(s.a.v); Mümin başkaları ile iyi geçinen ve kendisiyle güzel geçinilen kimsedir. Başkaları ile iyi geçinmeyen kimsede hayır yoktur(Ahmed Müsned,2,400, Münavi) buyurmakta.

    Kardeşler arasında yardımlaşma, hediyeleşme sünnettir. Peygamberimiz(s.a.v) ister hür ister köle olsun kim davet ederse davete icabet ederdi, kendisine sunulan hediyenin vasfına bakmaksızın kabul eder ve hediyeye karşılık verip özel muamele asla istemezdi. Dolayısıyla sünneti seniyye gereği kardeşler arasında rahat davranabilmeli, hatta sahabe kendi aralarında danışıp izin almadan ihtiyacına binaen kardeşinin malından alabiliyordu. Niye acaba? Çünkü kardeşlik şuuru dorukta idi. İç âlemimizde ayrılıklara ait her nevar ise terk etmek en efdali, kalpteki dağınıklığı gidermenin yollarını araştırmalı. Peygamberimiz; bir mümin diğer müminle üç günden fazla küs durup konuşmayı kesmesi helal değildir buyurmuşlardır. Bir mümin kardeşinin bacağına diken batsa acısını duyabilmeli, Zira Efendimiz(s.a.v); Muhakkak Müminler bir organı rahatsızlandığı zaman bütün azaları rahatsızlanan vücut gibidirler. Bir Mümin şikâyet ettiği zaman diğer Müminlerde rahatsız olur buyuruyor.

    İnsan kendisine evvela iyi bir yoldaş aramalı ve seçmeli. İyilerle bulunan hep kazanır. Bu dünyada tanışıp kaynaşan kal-ü belada veya başka bir ifadeyle Elestü bezminde buluştuğu sırada da birbirlerine muhabbet duymuş ruhlardır. Rasulullah(s.a.v) Ruhlar saf halinde dizilmiş ordular gibidir. Orada tanışanlar, (burada da) tanışıp kaynaşırlar. Orada anlaşamayanlar birbirleriyle çekişip dururlar(Buhari) buyurmakta. İbrahim b. Ethem bağda bostanda gâh bekçilik yapar, gâh hasat zamanında arkadaşlarıyla beraber çalışır, hep de iş sonu geç kalırdı, fakat arkadaşları bu durumdan muzdaripti. Aylardan Ramazandı, bir gece;

    —Gelin, o yokken iftarımızı açalım ki aklı başına gelsin, bundan böyle artık geç kalmaz,

    ona ders olur belki deyip yemeği yiyip içtikten sonra uyumaya başladılar. İbrahim Ethem döndüğünde uyku halinde arkadaşlarını görünce kendi kendine:

    — Ah canım arkadaşlarım! belkide yiyecekleri birşeyleri yoktuda uykuya daldılar dedi, derhal biraz un hazırlayarak pişirmek üzere yoğurdu. Arkadaşları uyandıklarında ateşi üflerken gördüklerinde:

    —Ne yapıyorsun öyle kendi kendine? Dediler:

    Cevap verdi:

    —Belki orucunuzu açmak için yiyecek bulamayıp da yatıp uyuduğunuza kanat getirince bir şeyler hazırlamak istemiştim.

    Arkadaşları kendi aralarında;

    — Biz ne yaptık o ne yaptı? Baksanıza bizlere nasıl muamele ediyor diyerek şaşkınlıklarını gizleyemediler. İşte kardeşlik ve arkadaşlık şuuru budur. Nitekim Peygamberimiz(s.a.v); Sizden biriniz kendi nefsi için istediğini kardeşi içinde isteyip sevmedikçe gerçek mümin olamaz (Buhari) diye buyuruyor.

    Bir adam Rasulü Ekrem'e geldi aç olduğunu beyan etti. Allah Rasulü hanımlarına

    haber salıp evde yiyecek varmı yokmu diye sordurduğunda sudan başka bir şey olmadığını öğrenince sahabilere dönerek;

    —Kim bu adamı bu gece misafir ederse Allah ona rahmet eylesin buyurdu. Ensardan

    biri hemen ayağa kalkıp adamı evine aldı. Adam hanımına;

    —Bu Rasulallah'ın bize ikram ettiği misafir, evde nevar neyok getir ikram et dedi.

    Hanımı eşine;

    —İnan evde çoluk çocuğa yetecek kadar yiyeceğimiz var ancak deyince,

    Kocası:

    —Olsun, sen bu arada çocukları oyalayarak uyut, sonrada kandili yak, misafir yemeğe başlayınca ışığı düzeltme bahanesiyle kandili söndür ve sofraya otur misafirin doyması için biz yemek yiyor gibi kaşık çalalım, ama bir şey yemeyelim. Gerçektende öyle yaptılar sabah olunca Efendimiz onları görünce:

    —Allah Teala bu gece falan erkekle filan kadının yaptıklarından çok hoşnut oldu müjdesini verdi. Yine buna benzer bir misalde Ebu'l Hasan el Antaki'nin evine otuz küsur misafir geldi, fakat evinde beş kişiyi doyuracak ekmek vardı ancak, ekmekler doğranıp ortaya konulduğunda herkes nasibi ölçüsünce yer düşüncesiyle sofraya oturulduğunda ışıklar söndürüldü. Bir müddet sonra ışık yandığında herkes kardeşini düşünerekten kimsenin bir şey yemediği gözlendi. İşte günümüzde sıkça söylenen önce can sonra canan sözü; sahabe hayatında önce canan(kardeş) sonra candı(kendim).

    Cömertlik aslında doğuştandır, cimrilik öyle değil sonradan kazanılan nefsin bir oyunudur. Rabbül Âlemin, Onlar kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredir ve felaha erecek olanlardır(Bakara2/3-5)

    Velhasıl Bediüzzaman Said Nursi; "Halikınız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz

    Bir, bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberimiz bir, Dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze kadar bir.." buyuruyor. Madem bu kadar birliğimize ve dirliğimize pekçok karineler(birliktelik birleri)var, o halde birbirimizle kardeş olmamak için bunca mazeret niye?
#07.05.2009 16:51 0 0 0
#07.05.2009 16:43 0 0 0