Mucize gibi bi şey bu anlamazsın dokunamazsın onu bazen çok ister ama çok ister ama bulamazsın...
karanlıkta korktuğunda yalnızlıktan bıktığnda bu dünyadan soğuduğnda koşsan kaçsan kurtulamazsın...
ANKARA - Sayıştay, Kadir Topbaş yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kent genelindeki köprü, alt ve üstgeçitler ile yaya korkuluklarının bakım, onarım, yapım ve boyanması işinde 11 milyon 547 bin 841 TL'lik "kamu zararı" saptadı. Belediyenin sözleşmeye esas proje kapsamında olmayan işlerinin Kamu İhale Sözleşmeleri Yasası hükümlerine aykırı biçimde arttırıldığı vurgulandı.
Sayıştay denetçileri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ihalelerindeki ödeme emirleri ve belgelerini inceledi. Yapılan çalışma sonunda, İstanbul genelindeki köprü, alt ve üstgeçitler ile yaya korkuluklarının bakım, onarım, yapım ve boyanması işinde "iş artışı için gereken şartları taşımadığı halde iş artışına gidildiği, bazı iş kalemlerine revize birim fiyat uygulanmadığı"nın tespit edildiği vurgulandı.
8 kez iş arttırıldı
Kamu İhale Sözleşmeleri Yasası'nı anımsatan Sayıştay, belediyeden açıklama isterken zarara ilişkin şu belirlemeleri yaptı:
"İstanbul genelindeki köprü alt ve üstgeçitler ile yaya korkuluklarının bakım, onarım, yapım ve boyanması işi 23 Aralık 2004 tarihinde 47 milyon 921 bin 369 YTL bedelle İSTON AŞ'ye ihale edilmiştir. Söz konusu işle ilgili olarak 2007 yılı sonuna kadar 8 defa iş artışına gidilmiş ve mukayeseli keşifte işin toplam bedeli 57 milyon 487 bin 252 TL'ye ulaşarak yüzde 20'ye yakın oranda iş artışı olmuştur. Ancak artışa konu iş kalemleri incelendiğinde, tüz solüsyonu (1.5 milyon TL), kon konveyörü (2 milyon 487 TL), panel tel çit yapımı (1 milyon 320 bin TL), fiziki engel yapımı (945 bin TL) , gibi köprü, alt ve üstgeçitler ile yaya korkuluklarının bakım, onarım, yapım ve boyanması işleri ile ilgisi bulunmayan ve sözleşmeye esas proje kapsamında olmayan işler dahil edilerek yasa hükmüne aykırı iş artışı yapılmıştır. Bu itibarla İstanbul genelindeki köprü alt ve üstgeçitler ile yaya korkuluklarının bakım, onarım, yapım ve boyanması işinde şartları oluşmadığı halde iş artışına gidilmesi neticesinde 11 milyon 287 bin 742 YTL kamu zararına sebebiyet verilmesinin izahı...."
Yapılan incelemede, iş kalemi miktarının da değiştiği belirlendi. İş kalemlerindeki artış miktarının sözleşmede yer alan miktarların yüzde 20'sini ve artış tutarının sözleşme bedelinin yüzde 1'ini geçtiği halde revize birim fiyatı uygulanmadığına işaret eden Sayıştay, "Oysa sözleşme hükümlerine göre yüzde 20'den fazla artan miktarlara revize birim fiyatın uygulanması gerekmektedir. Bu itibarla bakım onarım işinde yer alan bazı iş kalemlerine revize birim fiyat uygulanmaması neticesinde toplam 260 bin TL kamu zararına sebebiyet verilmesinin izahı"nı istedi.
Sayıştay'ın sorgusuna göre bakım onarım ve boya işi nedeniyle toplam 11 milyon 547 bin 841 TL kamu zararı oluştu. Sayıştay, belediye genel sekreter yardımcılarından kontrol mühendislerine kadar 16 görevliyi kamu zararının sorumlusu olarak gösterdi.
Şimdi "Davos Fatihi" yazan pankartlarda o zamanlar "Avrupa Fatihi" yazıyordu.
Atatürk Havaalanı'nın önü yine böyle doluydu. Ankara'da gündüz vakti havai fişek gösterileriyle Avrupa'ya girişimiz kutlanmıştı.
Gazeteler "Avrupalı Türkiye" manşetleri atıyorlardı. Benim gibi "Yahu bunlar doğru değil, Avrupa'ya falan girmedik!" diyenlere kulak asan yoktu.
"Bu işin doğru olmadığı anlaşıldığı zaman ortaya çıkacak hayal kırıklığı Türkiye'yi tamamen Batı karşıtı maceralara sürükler!" dememiz de kaynadı gitti.
Çünkü bizim millet palamut sürüsü gibidir.
Gazı verdin mi heyecanlanır, bütün karşı görüşlere kulaklarını tıkayarak delice bir coşkuyla atılır. Sonra da pişman olur elbette.
Ben bu memlekette neler gördüm.
İtalyan Elçiliği'nin önünde kravat yakanlar mı istersiniz, kan salçalı makarna hazırlayanlar mı?
Alman mallarını boykot edenler mi?
Hepsinin sonu hüsran olur ama yine de "millet" bildiğini okumaktan geri kalmaz.
Çoğunluğun bir şeyi anlaması zaman gerektirir, öyle hemen kavrayamaz, işin iç yüzünü göremez.
Kendisini uyaranları dinleme alışkanlığı da yoktur.
Çünkü bu ülkede heyecan, düşünceden çok daha önemlidir.
"Leydinin topuk sesleri"nin duyulduğu ilk günlerde "Bu hanımefendi servetinin kaynaklarını açıklamadan başbakan olursa, herkesin başı çok ağrır" dediğim zaman gelen tepkileri çok iyi hatırlıyorum.
Aman efendim, Türkiye bir sarışın hanım başbakan bulmuş, görsünmüş o Batılılar medenilik neymiş falan filan.
Artık iyice biliyorum ki bu "çoğunluğa" dert anlatamazsınız.
Çünkü kendi dar kafaları, bilinçsizlikleri ve sığlıklarıyla her türlü faşizme yol veren insanlardır bunlar.
Aynı kişiler cunta dönemlerinde de "sayın muhbir vatandaş" kesilmişlerdi, bütün öğrencileri "şehir eşkıyası" olarak ihbar etmek için kuyruğa girerlerdi.
Şimdi bu çoğunluk yine rüzgâra uyuyor ve giderek Batı karşıtı, hatta Batı düşmanı bir çizgiye sürükleniyor. Kurtuluş Savaşı verenlerin mirasına hakaret ediyor.
Yemen'de şehit düşenlerin ağıdını söylüyor ama Mehmetçik'in kimin tarafından öldürüldüğünü düşünmüyor bile.
Lawrence'ı, Osmanlı askerlerini en hunhar biçimde öldüren Arap kabilelerini, ordunun uğradığı büyük katliamı hatırlamıyor bile.
Çünkü hafızası yok.
Okumuyor, yazmıyor; okuyup yazanları da dinlemiyor.
Çoğunluk diktası kötüdür.
Ve demokrasi "millet bunu istiyor" diye tutturan bir çoğunluk diktası değildir.
Evrensel ahlak ilkelerine, her türlü azınlığa ve en aykırı görüşlere bile saygı duymaktır.
Not: Yıllar önce bir gazetecinin demokrasi sorusuna "çoğunluk diktası" cevabını verdiğim için epey şaşıran olmuştu ama kusura bakmayın, bu tanım bana değil Maurice Duverger'ye aittir.
Mustafa Filmini İzlemiş Biri Olarak; Öyle Atatürk'ü Rezil Eden Hakaretler Yağdıran Bir Durum Yok..İnsanların Kafasındaki Kusursuz Atatürk Modeline Zarar Verdiği İçin Bu Kadar Tepki Gördü Bence..Bu İnsanlar Bir De Atatürkçü'yüm Demez Mi..Atatürk Ömrünü Bağnazlığı Yok Etmeye Adamış Bunun Farkında Değiller