hakan2230

hakan2230

Üye
14.08.2006
Astsubay
7.666
Hakkında

  • Ben De Şeyi Öğrenmek İstiyordum..Bi Resim Üzerindeki Yazıyı Değiştirmeyi..Yani Onu Silip Yerine Başka Bi Şey Yazmayı Bunu Yaparken Renkleri Korumayı..Nasıl Yapabilirim ?
#22.10.2008 21:27 0 0 0
#19.10.2008 20:20 0 0 0
  • NXPowerLite programı PowerPoint, Word ve Excel dosyalarınızın içerisindeki grafikleri sıkıştırarak ve dokümanları gömerek optimizasyon işlemi gerçekleştiriyor. İçerisinde birçok resim bulunan dosyaların kapladığı fazla alanı en aza indirmenizi sağlayan ve bu işlemi yaparken hiçbir kalite kaybı yaşatmayan bu profesyonel araç dosyaları daha kolay kullanım, depolama ve paylaşma imkanı sağlıyor.

    Hızlı ve etkin yapısının yanında kolay kullanımı ile dikkat çeken NXPowerLite tamamen kişiselleştirilebilir sıkıştırma seçenekleri ile kalite ve boyut arasındaki dengeyi çok iyi bir şekilde ayarlayabilmenizi sağlıyor. Çoklu işlem özelliği ile birçok dosyaya aynı anda işlem yaparak bir anda yüksek boyutta bir alan kazanımına sahip olabilirsin.

    NXPowerLite Windows Gezgini, Word, Excel ve PowerPoint üzerinden optimizasyon işlemi yapabilme olanağı sunarken aynı zamanda e-posta istemciniz ile entegre olarak e-posta ekleriniz üzerinde anında işlem yapabilme özelliği sağlıyor. Optimizasyon işlemi yapılan dosyalar orjinal formatlarından ve fonksiyonelliklerinden hiçbir şekilde değişikliğe uğramıyor. Böylece MS Office programı ile her kişi tarafından açılabilir ve yeniden düzenlenebilir durumda oluyor.
    noimagenoimage


    Download
#19.10.2008 13:45 0 0 0
  • Dönenceler - Yengeç ve Oğlak Dönencesi, Gündönümü ve Ekinoks
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Ad: Wendekreise_Tropics_Donence.jpg Gösterim: 53 Boyut: 20.4 KB

    Dönenceler ile ortalarındaki Ekvator.
    Dönencelerden kuzeyde olanı Yengeç, güneyde olanı Oğlak dönencesidir.

    Dönence veya Tropika, yeryüzü üzerinde, güneş ışınlarının yılda iki kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator'un (Eşlek'in) 23° 27' kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki enlemden her biri.
    Bu enlemlerden yeryüzününün kuzey yarısında olanına Yengeç Dönencesi, güney yarısındakine de Oğlak Dönencesi adı verilir. 21 Haziran'da güneş ışınları Yengeç Dönencesi'ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün kuzey yarısında yazın, güney yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün kuzeyinde günler kısalmaya, güneyinde ise uzamaya başlar ve buna Yaz Gündönümü adı verilir. Benzeri biçimde, güneş ışınlarının Oğlak Dönencesine dik geldiği 21 Aralık, kuzey yarıyuvarlakta kışın, güney yarıyuvarlakta da yazın başlangıcıdır.
    Ayrıca matematik iklim kuşağı olan Tropikal kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluştururlar.
    Yengeç dönencesi, yeryüzünün kuzey yarıyuvarlağında Ekvator'un (Eşlek'in) 23° 27' kuzeyinden geçtiği varsayılan enlem. Genellikle haritalarda gösterilen belli başlı enlemlerdendir.
    Yengeç Dönencesi'nin üzerinden geçtiği ülkeler, doğudan batıya sırasıyla, Meksika, Bahamalar, Batı Sahra, Moritanya, Mali, Cezayir, Nijer, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Hindistan, Bangladeş, Miyanmar, Çin ve Tayvan'dır.
    21 Haziran'da güneş ışınları Yengeç Dönencesi'ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün kuzey yarısında yazın, güney yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün kuzeyinde günler kısalmaya, güneyinde ise uzamaya başlar ve buna yaz gündönümü adı verilir.
    Oğlak Dönencesi, yeryüzünün güney yarıyuvarlağında Ekvator'un (Eşlek'in) 23° 27' güneyinden geçtiği varsayılan enlemdir. Genellikle haritalarda gösterilen belli başlı enlemlerdendir.
    Oğlak Dönencesi'nin üzerinden geçtiği ülkeler, doğudan batıya sırasıyla, Brezilya, Arjantin, Paraguay, Şili, Polinezya, Melanezya, Avustralya, Madagaskar, Mozambik, Güney Afrika, Botsvana ile Namibya'dır.
    21 Aralık'ta güneş ışınları Oğlak Dönencesi'ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün güney yarısında yazın, kuzey yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün güneyinde günler kısalmaya, kuzeyinde ise uzamaya başlar.
    Gündönümü, yılda iki kez tekrarlanan ve güneşin dünyaya (ekvator çizgisine) en uzak mesafede olduğu ana verilen addır. Günlerin ve gecelerin kısalmaya veya uzamaya başladığı andır.
    Yaz Gündönümü`nde (yaklaşık 21 Haziran), güneş ışıkları Yengeç Dönencesi`ne dik gelir. Kuzey yarıkürede günler kısalmaya, güney yarıkürede uzamaya başlar. Bu tarih bazı ülkelerde kuzey yarıkürede yazın, güney yarıkürede kışın başlangıcı sayılır. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul edilir.
    Kış Gündönümü`nde (yaklaşık 21 Aralık), güneş ışıkları Oğlak Dönencesi`ne dik gelir. Kuzey yarıkürede günler uzamaya, güney yarıkürede kısalmaya başlar. Bu tarih bazı ülkelerde kuzey yarıkürede kışın, güney yarıkürede yazın başlangıcı sayılır. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul edilir.
    Ekinoks ya da gün tün eşitliği, güneş ışınlarının ekvatora dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutup dairelerinden geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır.

    * Kuzey Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu - 23 Eylül Sonbahar Ekinoksudur.
    * Güney Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu - 23 Eylül İlkbahar Ekinoksudur.

    Ad: 325px-Gündönümü_ve_ekinokslar.jpg Gösterim: 55 Boyut: 49.8 KB
    GMT'ye göre Gündönümü ve Ekinokslar
#19.10.2008 13:20 0 0 0
  • KAREKÖKLÜ SAYILAR
    İRRASYONEL (RASYONEL OLMAYAN) SAYILAR
    Rasyonel sayılar kümesi, sayı ekseninde sık olmasına rağmen sayı eksenini tam dolduramamaktadır. Çünkü sayı doğrusu üzerinde görüntüsü olduğu halde rasyonel olmayan sayılar vardır. Şimdi bu sayıları inceleyelim.
    Karesi 2 olan a sayısını ele alalım.
    a2 = 2 ise, a sayısını* şeklinde gösterebilir ve "karekök iki" diye okuruz. Acaba bu sayısı hangi sayılar arasındadır?
    *
    Bunu inceleyelim.
    12 = 1 x 1 = 1
    (1,5)2 = 1,5 x 1,5 = 2,25 tir.

    Buna göre sayısı 1 ile 1,5 arasındadır, sayı doğrusu üzerinde görüntüsü olduğu halde rasyonel sayı değildir. Çünkü iki tam sayının bölümü şeklinde yazılamaz.
    İşte sayı ekseni üzerinde görüntüsü olduğu halde, rasyonel olmayan sayılarına irrasyonel (rasyonel olmayan) sayılar denir. "I" ile gösterilir.
    İrrasyonel sayılar kümesi ile rasyonel sayılar kümesinin birleşim kümesine de reel sayılar (gerçek sayılar) kümesi denir. R ile gösterilir.
    *
    *
    A. TANIM
    a pozitif reel sayı olmak üzere,
    ifadesine kareköklü ifade denir.
    *
    *
    B. KAREKÖK ALMA
    Verilen sayının hangi sayının karesi olduğunu bulma işlemi karekök alma işlemidir.


    Bazı sayıların karesini bilmeniz sizlere sorulan soruları cevaplamakta yarar sağlayacaktır.

    *
    *
    C. KAREKÖKLÜ SAYILARDA DÖRT İŞLEM
    1. Toplama - Çıkarma
    Karekök içindeki sayıların birbirine eşit olduğu ifadelerde kat sayıları toplanır ya da çıkarılır. Bulunan sonuç kareköklü ifadenin kat sayısı olur.

    *
    2. Çarpma
    a ve b, birer pozitif reel sayı olmak üzere;

    *
    *
    3. Bölme
    Uygun koşullarda,

    *
    *
    D. PAYDAYI RASYONEL YAPMA
    Bölüm şeklindeki kareköklü bir ifade de, paydayı karekökten kurtarmaya, paydayı rasyonel yapma denir.
    Uygun koşullar altında;

    *
    *
    E. KAREKÖKLÜ SAYILARDA SIRALAMA
    Pozitif kareköklü sayılarda, karekök içindeki sayıların büyüklüğüne göre sıralama yapılır. Şayet karekökün dışında karekökün kat sayısı varsa ilk önce bu kat sayı içeri alınır, ondan sonra sıralama yapılır.
#17.10.2008 21:49 0 0 0
#17.10.2008 21:45 0 0 0
  • KİTABIN ÖZETİ:

    Nilovna Rusya'nın bir kasabasında yaşayan bir işçi eşidir. Kocası onu evde sürekli kullanıyor ve oldukça sık döverdi. Kasabadaki diğer evlerdeki durum da pek farklı değildir. Kasabada kimse birbirine yakın değildir. Herkes birbirini nedensiz bir kinle izlemektedir. Kocasının ölümüyle Nilovna'nın tek yakını oğlu Pavel kalır. Pavel içki içmeyi dener, içki pek hoşuna gitmez. Sonraları ise kendini sosyalizme verir ve boş zamanlarında bol bol kitap okumaya, arkadaşları ile bazı toplantılara katılmaya başlar. Ana ise endişeli ve biraz da meraklı bir halde onları izlemektedir. Onu en çok endişelendiren onların Hıristiyanlık hakkındaki düşünceleri ve oğlunun yakalanma ihtimalidir. Önce onlarda kalmaya başlamış olan Andrey, sonraysa oğlu tutuklanır. Oğlunun tutuklanmasındaki en büyük etken oğlunun fabrika müdürüyle yaptığı tartışma ve ortaya çıkan bildirilerdir. Oğlunun hapse girmesinden sonra bir arkadaşının tavsiyesiyle Nilovna fabrikada bir işe girer ve bildirileri içeri sokarak onların devamlılığını sağlar. Bu sıralarda Andrey de hapishaneden çıkar ve Ana'ya gizliden gizliye okuma yazma öğretmeye başlar. Bu sayede Ana'nın Andrey'e duyduğu sevgiyi ve güveni artar. Ayrıca Ana oğlunun kendine hiç söylemediği bazı yanlarını Andrey'den öğrenir. Oğlunun Saşa'yı sevdiğini fakat dava uğruna evlenemediğini öğrenmesi, özellikle bunu başka birinden duyması iyice moralini bozar.
    Pavel hapisten çıktıktan sonra da evlerine yapılan baskınlar devam eder. İspiyoncu Isay'ın öldürülmesinden sonra daha da sıklaşır. Fakat herhangi bir tutuklama olmaz. Bu sırada, Pavel ve arkadaşları 1 Mayıs hazırlıklarına devam etmektedirler. Ana, Pavel'in işçi bayramında bayrağı taşıyacağını öğrenir bu ise Pavel'in tutuklanıp kürek yada sürgün cezasına çarptırılacağı anlamına gelmektedir. Ana daha bilinçli olmasına rağmen, Pavel'in bu inadını saçma bulmaktadır. Ama oğlunu vazgeçiremeyeceğinin farkındadır. 1 Mayıs'ta bildirilerin de etkisiyle herkes sokaklara dökülür ve yürüyüşe geçerler. Askerle karşılaşılınca ise grupta Pavel, Andrey ve birkaç yoldaş kalır. Askerler onları yaka paça yakalayıp hapsederler.
    Kendisi için en iyisinin kente gitmek olduğuna karar verilir. Kentte, Nikolay isminde bir gencin yanında kalmaya başlar. Fakat eskisi gibi boş boş evde oturmak değil, fabrikada olduğu gibi dava için, oğlu için bir şeyler yapmak istemektedir. Oğlunun arkadaşı olan Rıbin isimli birinin kasabadayken köylere gidip onları uyaracağı bilinmektedir. Rıbin efendi takımına büyük kin duymaktadır. Pavel ve Andrey ise devrimin kansız bir şekilde yapılması taraftarıdırlar ve Rıbin'in halkı isyana sürükleyeceğini düşünmektedirler. Pavel ve arkadaşları hem bu kini kıracak hem de insanları, ezenlere karşı uyaracak bildiriler yayınlamayı planlarlar. Ana görevi üzerine alır. Köylere giderek, Rıbin'e kitap ve bildiri taşımaya başlar. Bu sayede dağıtımda Rıbin'den de faydalanmış olurlar. Ana Rıbin'in insanın sinirini bozan sözlerini sevmemekle beraber onun insanların acılarını gördüğünü ve halk için çalıştığının farkındadır.
    Bu gezilerden birinde köyde çalıştığı fabrika tarafından adeta kanı emilmiş hasta bir gençle tanışır. Bu gencin anlattıkları henüz kafasında canlandıramadığı sömürülmenin canlı kanıtıdır, artık kendini işine daha fazla vermeye başlar. Bu, Nilovna'nın gördüğü burjuvazi tarafından çürütülmüş ilk kişiydi. Daha sonraları sürekli evlerine gelen bir yoldaşın zatüreye yenik düşmesine, bir başkasının kafasının kılıç kabzasıyla acımasızca ezilmesine şahit olur. Köye gittiği günlerden birindeyse Rıbin'in polislerce acımasızca dövüldüğünü görür. Bu tecrübelerin etkisiyle burjuvazinin gücünün yine halktan geldiğini, halkı halka kırdırarak insanları korkuttuğunu fark eder. Bu kafasındaki, halkı bilinçlendirmenin bir çözüm olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Ayrıca bu tür tecrübeler kazanması ve inancının artması, kendine güvenilir ve içten konuşmalar yapabilmesine yardımcı olur. İnsanların kendisini dinlemeye başlaması ve onları etkileyebildiğini görmek Nilovna'nın çok hoşuna gider.
    Mahkeme günü gelir. Ana; mahkemeden çok korkmakta savcının ve yargıcın, sorgulayıcı ve aşağılayıcı sorular sorup oğluna hakaret edeceği fikrini bir türlü kafasından atamamaktadır. Mahkeme :-):-):-):-):-)n düşündüğü şekilde gitmez. İlk bölümde savcı yalnızca onları bazı yüzeysel laflar kullanarak suçlar. Ana Oğlu ve arkadaşlarının ise pek korkmadıklarını kolayca anlar. Oğlu Rusya'da büyümekte olan kapitalist düzenden ve insanların sömürülmesini konu alan etkileyici bir konuşma yapar, fakat yargıç tarafından susturulur. Diğerleri ise mahkemeyi tanımayarak ifade vermeyeceklerini söylerler. Hepsine sürgün cezası verilir. Ana bu karara sevinir. Çünkü ona, oğlunun sürgünün ilk yıllarında kolayca kaçabileceği söylenmiştir. Mahkemeden sonra arkadaşları Pavel'in konuşmasının basılmasına ve dağıtılmasına karar verirler. İtirazlara karşın, Nilovna oğlunun konuşmasının dağıtımını üstlenir. Köye giderken trende bir hafiyenin peşinde olduğunu fark eder. Hafiyenin üzerine yürümesiyle bağıra bağıra insanların acılarını ve sistemin aşağılık yanlarını anlatmaya başlar. Bir yandan da oğlunun konuşmalarını etrafındaki aç beyinlere dağıtmaktadır. Sonunda kan revan için tekmelerle tokatlarla tutuklanır.
#17.10.2008 21:42 0 0 0
  • ELEŞTİREL SOSYOLOJİNİN TEMEL KAVRAMLARI

    Eleştirel kuram ,Marksçı teorinin durumundan,özellikle bu kuramın ekonomik determinizme eğiliminden rahatsız olan bir grup Alman yeni Marksistlerin ürünüdür. Frankfurt Okulu ismini,Almanya'da 1923'te kurulmuş olan Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü'nden almaktadır. Okul Frankfurt'ta 23 Şubat 1923'te resmi olarak kurulmuştur.Üyeleri bu resmi kuruluştan önce de aktiftirler.1930'larda Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte,çoğu önde gelen üyeleri Amerika'ya göç ederek bilimsel çalışmalarına orda devam etmişlerdir.Bu faaliyetlerini Kolombiya Üniversitesi''yle işbirliği içinde olan bir enstitüde sürdürmüşlerdir.İkinci Dünya Savaşı'ndan sonrra eleştirel kuramcılardan bazıları Almanya'ya geri dönmüşlerdir.Diğerleri ise Birleşik Devletler'de kalmışlardır.Eleştirel kuram bugün Frankfurt Okulu'nun sınırları dışına taşmıştır.Sonraki eleştirel kuramsal gelişmeler için başlangıç noktası olmuştur da diyebiliriz.

    Frankfurt felsefecileri,,Horkheimer,Adorno ve Macuse'den Habermas'a kadar iki kuşak boyunca,pozivistik felsefelerde ahlaki akıla empoze edilen sınırları eleştirmekle ilgilenmişlerdir.Pozitivizmin bu anlamdaki eleştirisi,sonradan eleştirel kuram olarak adlandırılacak olan düşüncenin en merkezi ilgilerinden biri olmuştur. Eleştirel kuram içinde başat olan bir tek öğe varsa o da,Hegel ve klasik Alman felsefesindeki anlamıyla - bilgiyi,insanın bütünleşmesini ve özgürlüğü ilerletecek bir biçimde dünyanın dönüştürülmesiyle birleştiren bir eleştirel yetenek olarak- kavranan Akıl'ın (Vernunft) savunucusudur.Frankfurt felsefesi Marks'ın izinde gitmeye ve böylece Hegel'in Kantçı ikilemleri -yalnızca saf ve pratik Akıl değil,fakat fenomenlerle bilinmez "kendinde şeyler"in benimsenmesini de- aşmasından yararlanarak modern Marksizm'i de yenilemeye çalışmaktadır.

    Frankfurt Okulu'nun toplum teorisi kesinlikle kötümser içeriktedir. Frankfurt Okulu da kitle toplumu ve kültürüne dayalı bir teori geliştirmişti:Kapitalizm giderek merkezileşirken,toplumsal yapısı aadım adım atomlaşmıştı.Burjuvazi on dokuzuncu yüzyılda kamusal kurumları,yani devletten ayrı olan kendi işlerini yürütüp kültürlerini örgütleyen kurumların alanlarını genişletmişti.

    Eleştirel sosyal teoriyi ortaya koyabilmek için girişilen ilk çabalardaki kavram sebeptir.Sebep kavramının anlamı,Hegelci gelenekten kaynaklanır.Marcuse'ye göre sebep,var olan toplumların doğasını eleştirmek ve toplumla mücadele etmek için kullanılabilir.

    Eleştirel kuram büyük ölçüde sosyal ve entelektüel yaşamın çeşitli yönlerinin eleştirisi üzerinde yoğunlaşmıştır.Marx'ın çalışmaları (felsefi düşüncenin eleştirel analizi,kapitalist sistemin doğasına yönelik eleştirel değerlendirmeler) etkilidir.Çalışmaların çoğu topluma ve çeşitli bilgi sistemlerine yoğun eleştiriden oluşur.Okulun çalışmalarının nihai hedefi toplumun doğasını daha analitik olarak sergilemektir. Getirdikleri eleştiriler şu alanlarda yoğunlaşır:

    1 - Marksçı Kuramın Eleştirisi : Eleştirel kuram marksçı kuramdan kök almakla birlikte ona eleştirel olarak yaklaşarak onu yeniden üretmiştir.Bu kuramdan en çok rahhatsız oldukları nokta ekonomik determinizm olmuştur.Bu nedenle ekonomik determinist,mekanistik Marksislere yönelik eleştirilerini yööneltmişlerdir.Bazıları,örneğin Habermas Marksın orjinal çalışmalarının bir kısmında içerilmiş olan determinizni eleştirmiştir;fakat çoğunluğu eleştirilerini neo-marksistler üzerinde yoğunlaştırmışlardır.Çünkü bunlar Marksın çalışmalarını fazlasıyla mekanistik olarak yorumlamışlardır.Eleştirel kuramcılar,,ekonomik deterministleri,,ekonomik alanda odaklanmalarını yanlış olmadığını fakat aynı zamanda sosyal yaşamın diğer yönlerini de aynı ölçüde değerlendirmeleri gerektiğini vurgulamışlardır.Bu dengesizliği düzeltmek için eleştirel kuramcılar dikkatlerini kültürel alanda yoğunlaştırmaya yönelmişlerdir.Buna ek olarak eleştirel okul,görünüşte Marksçı kuramı uygulayan Sovyetleri de bu bağlamda yoğun eleştiri altına almıştır.

    2 - Pozitivizm Eleştirisi : Pozitivizm eleştirisi kısmen ekonomik determinizmin eleştirisi ile bağlantılıdır.Bu bağlamda pozitivizm bütün çalışmalarına tek bir bilimsel methodun uygulanabilirliği düşüncesini kabul eder.Bütün disiplinler için fiziksel bilimleri güvenilirlik ölçütü olarak ele alır.Pozitivistler bilginin doğal olarak tarafsız olduğunu kabul ederler.Değerlerin dışlanabileceğini düşünürler.
    Bu noktadan hareketle eleştirel okul çeşitli açılardan pozitivizme karşı gelmiştir.Pozitivizm sosyal yaşamı maddeleştirir ve onu doğal bir süreç olarak görür.Ancak eleştirel kuramcılar insan eyleminde ve bu eylemin sosyal yapıları etkileme yolları üzerinde odaklanır..Özetle eleştirel kuramcılara göre pozitivizm aktörleri göz ardı eder ve onları "doğal güçler" ce belirlenmiş pasif bütünlüklere indirger.Bu bağlamda ele alındığında eleştirel kuramcılar bilimin genel yasalarının hiç sorgulanmadan insan eylemine uygulanabileceğini kabul etmez.Diğer bir eleştiri noktası da şudur:Pozitivizm amaçlara yönelik araçların yeterliliğinin değerlendirmekle yetinir.Ancak amaçları için benzer değerlendirmeye yönelmez.Doğal olarak bu eğilim içsel olarak konservatiftir ve dolayısıyla mevcut sistemi sorgulamaz.Sonuç olarak mevcut düzen maddeleştirilmiş olur;Olgular kesin çizgiler içinde ele alınır.Pozitivizm aktör ve sosyal bilimciyi pasifliğe sürükler.

    3 - Sosyolojinin Eleştirisi : Eleştiri aççısından sosyolojiyi de bir hedef olarak seçmişlerdir.Bilimsel methodu kendi içinde bir amaç olarak benimsemesi nedeniyle okulun eleştirisiyle karşı karşıya kalmışttır.Dahası bu bağlamda,sosyoloji status quo'yu kabullenmekle suçlanmıştır.Eleştirel okul sosyolojinin ciddi olarak toplumu eleştirmediğini,hatta çağın sosyal yapısını aşmadığını ileri sürer.Okula göre sosyoloji mevcut yapısıyla,çağın ttoplumu tarafından baskı altına alınan insanlara görevini yapmaktan uzaktır.Eleştirel sosyologlar insani olan herşeyi sosyal değişkenlere indirgeme eğilimindedirler.Toplumda,bireylerde odaklanmaktan ziyade bir bütün olarak toplumda odaklandıklarında sosyologlar birey ve toplumun etkileşimini göz ardı etmiş olurlar.Aslında çoğu sosyologlar bu eleştiriyi haketmezler ama bu görüş eleştirel okulun sosyologlara yönelttiği temel bir saldırıdır.

    4 - Modern Toplumun Eleştirisi : Eleştirel okulun çoğu çalışmaları modern toplumun eleştirisini amaçlamıştır.Erken Marksist teori,özellikle ekonomi üzerinde yoğunlaşırken,eleştirel okul kültürel düzeye yoğunlaşmıştır.Diğer bir deyişle okul,egemenlik üzerine vurgu yapar;ancak bu vurgu modern toplumda ekonomik öğelerden ziyade kültürel öğelerin egemenliği ile ilişkilidir.Eleştirel okul modern toplumda bireyin kültürel olarak baskı altında olduğu düşüncesinde odaklanır.Eleştirel okul modern toplumda rasyonalite tarafından üretilmiş olan baskının ekonomik sömürünün yerini aldığı görüşünü benimser.Eleştirel okul çok açık olarak Weber'in formal rasyonalite ve tözel rasyonalite ayrımını kabul etmiştir.Eleştirel okul öncelikle formal rasyonalitenin bir biçimi üzerinde yoğunlaşır:Modern teknoloji.Teknoloji çok etkilidir.İnsanı esir alırken tarafsız gibi gösterilir.Teknoloji bireyselliği yok eder.Bireyin içsel özgürlüğü modern teknoloji tarafından işgal edilmiştir.

    5- Kültürün Eleştirisi : Frankfurt okulu özellikle kültürel alanda odaklanmıştır.Bu eleştirilerini "kültürel endüstri" anlayışında özetlemişlerdir.Kültür endüstrisi kitle kültürünü yansıtır.Bu endüstriye ilişkin olarak eleştirel düşünceleri iki şey rahatsız eder:

    a - Endüstrinin sahteliği.Bu endüstri önceden hazırlanıp programlanır ve medya
    yoluyla da kitlelere ulaştırılır.
    b - İnsanlar üzerinde pasifleştirici baskıcı etki.

    Eleştirel teori asıl olarak hakikate ulaşmakla,evrensellik ve kurtuluşla ilgiliydi. Frankfurt Okulu'nun epistemolojisinin temelinde,,Hegelci totalik kavramı ile onun toplumun ve tarihin yasaları biçimindeki ifadesi bulunuyordu.Eleşttirel teori farklı düşünce formlarını belirli toplumsal gruplarla ilişkilendirmemektedir.

    ELEŞTİREL TEORİ ÇERÇEVESİNDE J. HABERMAS VE K.MARX

    Frankfurt Okulu'nun çalışmaları 1960'lı yıllarda yaygın biçimde bilinmeye ve toplum bilimlerinde etkili olmaya başlamıştı.Ancak,yeni bir eleştirel teorisyenler kuşağının üyesi olan Jurgen Habermas'ın gözlemlediği gibi,Frankfurt Okulu'nun Horkheimer ve Adorno tarafından belirlenmiş olan programı,kapitalist rasyonaliteye yönelttiği eleştirinin normatif temelini oluşturması açısından,tarihte nesnel bir teleoloji bulunduğunu öngörmüştü.Bu şekilde,gündelik dünyanın tarihsel açıdan karmaşık ve değişken pratikleri,gözardı edilmiş ve merkezileşmiş kültür endüstrisinin ideolojik reflekslerine indirgenmiş oluyordu.Frankfurt Okulu'nun teorisinin başlıca temalarından birisine göre,tüm kapitalist toplumlar,kapitalist üretim tarzının ayrılmaz bir parçasını oluşturan merkezileşmiş bir devlet aygıtının egemenliğinde,benzer bir yapıya ve ideolojiye sahipti.
    Çalışmalarında Frankfurt Okulu'nun devletin düzenlediği bir kapitalizm görüşüne çok şey borçlu olan Habermas,işte bu tür bir indirgemeciliğe meydan okumuştu.Onun modern toplum analizinde,eleştirel teorinin kavramlarının birçoğu birleştiriliyordu:Bilgi, çıkarlara bağlıydı; bilim ve teknoloji giderek üretim ve idarenin denetimine girmişti;toplumsal bilinç teknokratik bir hal almış ve araççı akıla dayalı bir yapıya sahip olmuştu.

    Habermas'a göre felsefi bilgi self-refleksiyon ile iç içedir,böylece,biz insan var oluşunun belirli göstergeleri,özellikle de insan bilgisinin kendisinin doğası ve statüsü üzerine,yönelebiliriz.Dolayısıyla,Habermas teknikal ve pratik ilgiler arasındaki ilişkiler ile,bunların bilgi formlarının incelenmesini,kendi başına bir self-refleksiyon olayı olarak görür.

    Eleştirel okulun kültürel düzeyde ilgi alanlarından biri,Habermas'ın meşruluklar(legitimations) olarak belirlediği olgudur.Bunlar politik sistemin anlaşılmasını güçleştirmek ve buğulandırmak,tam olarak ne olduğuna ilişkin olarak bu sistemi kapalı hale getirmek bağlamında yaratılır,oluşturulur.

    Eleştirel okulun en iyi bilinen diyalektik çalışmaları Habermas'ta dikkati çekmektedir.Habermas'ın bilgi ve insan çıkarları arasındaki ilişkiye ilişkin irdelemeleri,subjektif ve objektif öğeler arasındaki daha geniş çaplı ilişkiler diyalektik ilişkiye bir örnektir.Habermas şu noktanın özellikle farkındadır:Subjektif ve objektif faktörler birbirinden soyutlanmış olarak ele alınamazlar.Habermas'a göre,bilgi sistemleri objektif düzeyde var olur fakat insan çıkarları daha subjektif olgulardır.

    Habermas üç bilgi sistemi ve bunlara karşılık gelen çıkarlar arasında bir ayrımlaşma yapar.Her bilgi sisteminin arkasında yatan ve yönlendiren çıkarlar genellikle halktan insanlar tarafından bilinmezler ve eleştirel kuramcıların görevi bunları,bu arka planı,açıklamaktır.Birinci tür bilgi sistemi analitik bilim veye klasik pozitivist bilgi sistemleridir.Bu tür bilginin arkasında yatan çıkar teknik kontroldür.Bu kontrol çevreye,diğer toplumlara veya toplumda insanlara uygulanır.Habermas'a göre analitik bilim,baskıcı kontrolü sağlayan bir araçtır.İkinci bilgi sistemi insani bilgidir.Bu bilginin çıkarı,amacı dünyayı,yaşamı anlamada temellenir.Bu bilgi şu genel görüş çerçevesinde hareket eder:Geçmişimizi anlamak genel olarak bugün olanı anlamamıza yardım eder.Bu bilginin karşılıklı ve kendini anlamaya yönelik pratik bir çıkarı vardır.Bu bilgi ne baskıcı ne de özgürleştiricidir.Üçüncü bilgi sistemi türü eleştirel bilgidir.Habermas ve Frankfurt Okulu'nun benimsediği bilgidir.Habermas ve diğerleri tarafından oluşturulan eleştirel bilginin,kitlelerin kendi alt-bilinçlenmesini(self-cousciousness) sağlayacağı ve ümit edilen özgürleşimle sonuçlanacak bir sosyal harekete yol açacağı düşünülmüştür.

    Habermas'ın Marx'ın teorilerine ilişkin görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:Habermas'ın temel amaçlarından biri tarihsel materyalizmin yeniden üretimidir.Marx'ın başlangıç noktasını(insan potansiyeli,duyumsal insan etkinliği,insansal varoluş) kendisine başlangıç noktası yapmıştır.Ancak Habermas'a göre Marx insani oluşumun birbirinden analitik olarak farklı iki bileşeni arasında bir ayırım yapmamıştır.-İş(veya emek,amaçsal rasyonel eylem) ve sosyal(veya sembolik) etkileşim(veya iletişimsel eylem)- Habermas açısından Marx ikinci öğeyi ihmal etmiş ve bu ikinci öğeyi de "iş"e indirgemiştir.Marx'ın yaklaşımındaki sorun insanın kendi kendine üreten eyleminin emeğe indirgenmesidir.Habermas,bu bağlamda şöyle der:İş ve etkileşim ayırımı benim başlangıç noktamdır.Tüm çalışmalarında bu ayırım süreklilik gösterir.Bu kavramlar yerine şunları kullanmak eğili gösterir:Amaçsal-rasyonel eylem(purposive-rational action) ve iletişimsel eylem(communicative action)

    Amaçsal-rasyonel eylemi de ikiye ayırır:Araçsal eylem(instrumental action) ve stratejik eylem(strategic action).Bu iki eylem biçimi tasarlanmış kişisel çıkar elde etmeyi içerir.Araçsal eylem,seçilmiş bir amaca ulaşmada en iyi araçları rasyonel olarak hesaplayan tek bir aktörle ilgilidir.Stratejik eylem,bir amaca ulaşmak için amaçsal rasyonel eylemde birbirleriyle işbirliği yapan iki veya daha fazla kişiyi içerir.Her iki eylem türünde amaçlanan;araçsal yetkinliktir.

    Habermas'ı Marx'tan ayıran temel nokta şudur:Amaçsal-rasyonel eylem(iş) değil fakat iletişimsel eylem en kapsayıcı ve özellik belirten insan olgusudur.İletişimsel eylem sosyo-kültürel yaşamın olduğu kadar insani bilimlerin temelidir.Marx iş üzerinde yoğunlaşırken,Habermas iletişimde odaklanmıştır.Çeşitli tarihsel aşamalarda,özellikle kapitalizmde eleştirel olarak işi analizde Marx iş üstünde yoğunlaşmakla kalmamış aynı zamanda özgür ve yaratıcı işi ölçüt almıştır.Habermas'ın temel aldığı alan amaçsal-rasyonel eylemden ziyade iletişimsel alan olmuştur.Habermas'ın hareket noktası çarpıtılmamış iletişimdir,yani zorlayıcı,baskıcı olmayan iletişim.Bu ölçütten hareketle Habermas çarpıtılmış iletişimi eleştirel olarak analiz edebilmiştir.Habermas iletişimi çarpıtan sosyal yapılarla ilgilenmiştir.Marx ise işin çarpıtılmasının yapısal kaynaklarını irdelemiştir.Hareket noktası olarak farklı ölçütler kullanmış olsalar da yine temel alınan bir ölçüte sahiptirler.Bu durum onlara çeşitli tarihsel olgulara ilişkin değerlendirmelerinde tutarlılık kazandırmıştır.Habermas özellikle Weber'i ve önceki eleştirel kuramcılar gibi kuramcıları ölçüt yoksunluğuna sahip olmaları ve relativizme kaymaları noktasında eleştirmiştir.

    Marx ve Habermas arasında ve hareket noktası olarak temel alınan ölçüt açısından diğer bir paralellik daha vardır:Her ikisi için bu temel hareket noktaları,onlar için sadece analitik olarak başlangıç noktası olmayıp aynı zamanda onların politik amaçlarını temsil eder.Diğer bir deyişle Marx için amaç komünist toplum,çarpıtılmamış işin ilk defa var olacağı toplum,Habermas için politik amaç çarpıtılmamış iletişimin var olduğu bir toplumdur.Hemen gerçekleştirilmesi gereken amaçlar açısından Marx çarpıtılmamış iş açısından(kapitalist) engellerin ortadan kaldırılması arayışı içindeydi;Habermas ise özgür iletişime yönelik engelleri ortadan ladırmayı amaçlar.

    Marx'da olduğu gibi,Habermas için de geleceğin ideal toplum temeli çağdaş dünyada mevcutturç.Başka bir biçimde söyleyecek olursak,Marx için insani oluşum öğeleri kapitalist toplumda "iş" te içkindir.Habermas için çarpıtılmamış iletişimin öğeleri çağdaş iletişimin her eyleminde bulunmaktadır.

    Bu nokta bizi Habermas'ın çalışmalarında temel konuya yani "rasyonelleşme" ye getirir.Bu konuda Habermas hem Marx hem de Weber'den etkilenmiştir.Rayonelleşme konusunda Habermas'ın amaçsal-rasyonel ve iletişimsel eylem arasında yaptığı ayırım önemini korur.O'na göre,çalışmalar amaçsal-rasyonel eylemin rasyonelleşmesi üzerinde odaklanmıştır.Bu odaklanma üretim güçlerinin genişlemesi ve teknolojik kontrolün yaşam üzerindeki etkisinin artışıyla sonuçlanmıştır.Rasyonelleşmenin bu biçimi Weber ve Marx'ta olduğu gibi modern dünyada temel,belki de tek temel sorundur.Ancak,burada sorun genel olarak rasyonelleşmenin değil amaçsal-rasyonel eylemin rasyonelleşmesidir. Habermas için amaçsal rasyonel eylemin rasyonelleşmesine yönelik sorunun çözümü iletişimsel eylemin rasyonelleşmesinde yatar.İletişimsel eylemin rasyonelleşmesi egemenlikten,özgür ve açık eyleme yol açar.Burada rasyonelleşme özgürleşmeyi,iletişim üzerindeki sınırlamaların kaldırılmasını içerir.

    Sosyal normlar düzeyinde böylesi rasyonelleşme bireysel esneklik ve düşünümsellikte artışlara yol açacak olan normativ baskı ve katılıktaki azalmayı içerir.Bu yeni,,daha az sınırlayıcı veya sınırlayıcı olmayan normativ sistemin geliştirilmesi Habermas'ın sosyal evrim kuramının kalbinde yatar.Yeni bir üretim sistemi yerine rasyonelleşme yeni,daha az çarpıtan normativ sisteme yol açar.Bu açıdan Habermas Marxist köklerini keserek maddi düzeyden normativ düzeye geçiş yaptı diye eleştirilmiştir.Ancak Habermas bu eleştiriye karşı gelerek yanlış anlaşıldığını ileri sürmüştür.Bu evrimin son noktası Habermas için rasyonel bir toplumdur.

    KAYNAKÇA

    1-SWİNGEWOOD,Alan,(1998),Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi,Bilim ve Sanat Yayınları,Ankara

    2-Prof.Dr.Ülgen OSKAY,Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü,

    3-GİDDENS,A.,Pozitivizm ve Eleştiricileri,(BOTTOMORE,T. ve NİSBET,R.,Sosyolojik Çözümlenenin Tarihi kitabındaki makalesi),

    4- KEAT,R. ve URRY,J.,(1994),Bilim Olarak Sosyal Teori,İmge Kitabevi Yayınları,Ankara
    5- SKINNER,Q.,(1995),Çağdaş Temel Kuramlar,Vadi Yayınları,Ankara
#17.10.2008 21:38 0 0 0
  • DÜŞÜNME-PROBLEM-ÇÖZME DİL

    DÜŞÜNME NEDİR

    DÜŞÜNME:Olaylar ve nesneler arasında bağ kurmaktır.Ancak düşünürken nesne ve olayların kendilerinden değil,zihinde kalan izlerinden,simgelerinden yaralanılır.Psikolojide düşünme denilince,bireyin zihinsel etkinlikleri ile dış uyaranlar arasında kurduğu bağlantı anlaşılır.Bu edim, imgeler,sözcük ve kavramlar gibi simgeler aracılığıyla gerçekleştirilir.Düşünme malzemesi sembollerdir.

    SEMBOL(simge) NEDİR:Bir imge veya düşünce ürünü olarak dış gerçekleri yansıtan zihinsel görüntülerdir.Semboller bir anlamı,varlığı veya kavramı belirtir.Algıladığımız,öğrendiğimiz,kavramlaştırdı ğımız oluşların zihinde yerleşen sembollerine İMGE (imaj,hayal)denir.

    İMGE NEDİRuyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan görüntüsüdür.Örneğin zihnimizde evdeki eşyalarımızı hayal edebiliriz,özlediğimiz birini hayal edebiliriz.

    KAVRAM NEDİR:Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve onları bir sözcük altında toplayan genel tasarımdır.Kavramlar doğada bulunmadıklarından ve soyut olduklarından, duyu organları yoluyla öğrenilemez.Kavramlar ancak düşünme ile kavranabilir.

    SOYUTLAMA NEDİR:Bir özelliği ya da öğeyi bağlı olduğu bü
    tünden,düşünce yada sözle ayırmadır.Örnek;benzer biçimde kırmızı olan bayrak,kan,nar,elma,gül gibi nesnelerden,kırmızı olma özelliğini soyutlayarak "kırmızı" kavramına varabiliriz.Öncelikle somut kavramlar (ev,anne,baba,araba v.b.)öğrenilir. Sonra soyut kavramlar (iyi,kötü,güzel,çirkin,rakamlar v.b.)öğrenilir.

    İçsel Konuşma:Kişi, yalnız nesne ve olayları değil bir takım etkinliklerde bulunmayı da düşünebilir.Örneğin gazeteyi okurken aslında sesli olarak söyleyebileceğimiz sözcükleri düşünürüz.J.Watson "düşünme,sessiz konuşmadır" der.

    Sözel Düşünme:İnsanlar nesne,durum ve kavramları sözcüklerle adlandırdıklarından düşünmelerin çoğu da sözel düşünme biçimindedir.
    Kavramsal Düşünmeüşünme hem somut durum ve olayları hem de soyut ya da genel olan şeyleri kapsar.Kavramlardan yararlanılarak meydana gelen düşünmelere kavramsal düşünme denir.

    PROBLEM ÇÖZME AŞAMALARI NELERDİR

    Birey,bir amaca yönelik davranışları engellendiğinde ya da bir güçlükle karşılaştığında,bu problem üzerinde düşüncelerini yoğunlaştırarak engelleri aşacak çözüm yolları arar.
    Genel olarak Problem çözmenin dört aşaması vardır:
    1-HAZIRLIK SÜRECİ : Problem bütün olarak ele alınır,problemin tanınmasına çalışılır.
    2-KULUÇKA SÜRECİ :Problem bir kenara itilmiş gibidir ve aralıklarla düşünülür.
    3-KAVRAMA SÜRECİ :Problemle ilgili gizli kalmış hususlar aydınlığa kavuşmuş ve çözüm sağlayacak düşünce belirivermiştir.
    4-DEĞERLENDİRME SÜRECİ :Çözüme ulaşılmış ise değerlendirme yapılır,uygunluğu düşünülür.
    Mantık yürütme ve tümevarım da bir problem çözme yöntemidir.
    Yaratıcı düşünme ile eleştirici düşünme genellikle birbirine benzer,ancak eleştirici düşünme akla,gerçeklere ve araştırmaya dayanır.Yaratıcı düşünme ise atılımcıdır.

    Yaratıcı kişilerin özellikleri:
    Yaratıcı kişilerin en önemli özellikleri zeka ve güdülenmedir.Birey ne kadar zeki ise problem çözmedeki başarısı da o kadar fazla olur.Problem çözmek için ikinci önemli etken güdülenmedir.Güdülenme olmadan yaratıcılık olmaz.
    Yaratıcı düşünmeyi engelleyen etkenler:
    1-Duygusal etkenler;Bazı durumlarda insanlar duygularına aykırı gelen,hoşlanmayacakları durumlarla karşılaşmak istemez.Bu tutum yaratıcılığı engeller.
    2-Kültürel etkenler;Toplum değerlerine aykırı gelen gerçeklerin ortaya konması oldukça zordur.
    3-Geçmiş deneyimlerin etkisi;Önceki deneyimlerimiz nesnelerin belli bir işlevi olduğunu öğretmiştir.Bunun aksini ortaya koymak zordur.
    4-Algısal etkenler;Duyu organlarımızın yanılması da yaratıcı düşünmemizi engelleyebilir.

    DİL NEDİR

    Dil düşüncelerin sözcük halinde anlatılmasıdır.Yazı dili,konuşma dili,işaret dili olarak sınıflandıracağımız dilin amacı her durumda iletişim sağlamaktır.
    Dilin öğrenilmesi:Psikolinguistlere göre dil değişik aşamalardan geçilerek öğrenilir.Bu aşamalar:
    1-Refleks aşaması,bebeğin bazı sesler çıkardığı dönem
    2-Cıvıldama aşaması,altı aya yaklaştığında bebeğin cıvıldaması
    3-Sesleri anlamlandırma,çocukların nesne ve olaylarla sözcükler arasında bağ kurmaya başlaması
    4-Dil kazanma,kısa cümlelerden hareketle gelişen yaşla birlikte konuşma ve yazmanın öğrenilmesi.

    BİLİNCİN DEĞİŞİK BİÇİMLERİ HANGİLERİDİR

    UYKU VE RÜYALAR

    Bilinç;Kişinin kendisi ve çevresi hakkında bilgi sahibi olması,iç ve dış uyaranların açık ve net olarak farkına varmasıdır.
    Normal bilinç durumları; bilinç durumunda görülen normal değişikliklerin başında uyku gelir.Bilinçli uyanıklıktan derin uykuya dek uzanan yelpaze içinde çeşitli bilinç basamakları vardır:
    1-Aşırı uyanıklık; heyecan gibi aşırı uyanıklık durumunda dikkat dağınıktır,bilinçte bir zayıflık söz konusudur ve davranışlar çevreyle tam anlamıyla uyum göstermez.
    2-Dikkatli uyanıklık;Duygular normal tempodadır.
    3-Rahat uyanıklık; gergin olmayan,rahat ve sakin bir bilinçliliktir.
    4-Uykuya geçiş; uyuklama durumudur.
    5-hafif uyku;bilinç ortadan kalkmıştır.
    6-Derin uyku; iç ve dış ortama yönelik bilinç ortadan kalkmıştır.Kişi rüya görüp görmediğini hatırlayamaz.
    Farklı bilinç durumları;Değişik ruhsal bozukluklar ve organik beyin hastalıklarında normalde yaşanmayan bilinç durumlarıyla karşılaşılabilir.
    -Bilinç bulanıklığında hastanın kendisine ve çevresine ilgisi,zamana ve ortama uyumu bozulmuştur.
    -Alacakaranlık durumunda,hastaya rüyada olduğu izlenimi veren işitme ve görme sanrılarının bulunduğu bir bilinç bulanıklığıdır.
    -Koma öncesinde,bilinç kaybı başlamıştır.Hasta güçlükle uyandırılabilir ve kısa süre uyanık tutulabilir.
    -Yarı komada hastanın çevresiyle olan bilinçli ilişkisi kaybolmuştur.İrade dışı hareketler ve normalde görülmeyen refleksler ortaya çıkar.
    -Komada ise artık ağrılı uyaranlara hiçbir yanıt yoktur.Normal refleksler ortadan kalkmış anormal refleksler yerleşmiştir.

    UYKU NEDİR TANIMI:

    Dış uyaranlara karşı bilincin uyuştuğu,tepki gücünün ve etkinliğin büyük ölçüde azaldığı,dinlenme durumudur.İnsanın hiç uyumadan yaşaması imkansızdır.Günlük uyku süresini 1-2 saat kısaltmak ya da uzatmak uyanıklığın niteliğini bozar.Baş ağrısı,yorgunluk,gerginlik,dikkat toplaşımında güçlük gibi yakınmalar ortaya çıkar.Normal olarak insanlarda günlük uyku gereksinimi 6-9 saat arasındadır.

    REM UYKUSU TANIMI :

    1953'te E.Aserinsky ve N.Kleitman uyku tiplerinin hızlı göz hareketleri ile bağlantılı olduğunu açıkladılar.Buna göre;
    1-Hızlı göz hareketleri-REM
    2-Yavaş dalga uykusu -NREM (rem dışı uyku)
    REM uykusu uyanıklık durumuna çok yakındır.Yavaş dalga uykusunda(NREM) ise;beyin dalgalarının çok yavaşladığı saptanmaktadır.Derin ve dinlendirici olan bu uykuda dört evre görülür:
    1-Uyuklama evresi
    2-Hafif uyku evresi
    3-Derinleşen uyku evresi
    4-Derin uyku evresi
    Yavaş dalga uykusunda kaslar gevşer,solunum, sinir sisteminin işlevleri yavaşlar,kas basıncı ve solunum hızla düşer.
    REM uykusunun başlıca özellikleri ise ;fizyolojik etkinliğin, beyne giden kan ve oksijenin, ayrıca vücut hareketleri ve kaslardaki küçük kasılmaların, artmış olmasıdır.
    Yavaş dalga uykusunun (NREM) sırasıyla dört evrelerinin ardından (1.2.3.4.)- REM uykusu-daha sonra yeniden birinci evre gelir.Bu düzen uyku boyunca devam eder.Ortalama doksan dakikada bir ortaya çıkan REM uykusu 5-30 dak. Sürer.
    Rüyalar genellikle REM uykusunda görülür.REM uykusunda motor nöronlar uyarılır,frenlenir.Bunun sonucu gövde hareket edemez,kol ve bacaklar hafif oynatılabilir.Bu nedenle insan rüyasında kopup kaçamaz.Gözle hızla oynamaya başlar solunum hızlanır ve düzensizleşir,kalp hızlanır.
    Gecenin ilk REM uykusu 90 dak.lık bir yavaş dalga (NREM) uykusundan sonra gelir ve birkaç dakika sürer.Son REM uykusu 20-30 dak sürer.Bundan sonra uyanılır.Hatırlanan rüyalar genellikle bu son evrede görülen rüyalardır.

    RÜYALARIN VE UYKUNUN İŞLEVLERİ NELERDİR:

    Uyurken görülen hayaller ve olaylar dizisine rüya denir.Rüya görmeyen insan yoktur. Yavaş dalga uykusu(NREM) en derin ve sakin uykudur.Bu uyku döneminde uykuda gezme,gece korkuları görülebilir.Bu uykudan uyandırılan insan bir süre aklını başına toplayamaz.Sonra REM uykusu gelir ve rüyalar bu dönemde görülür.REM uykusunda hayatta kalmak için gündüz kazanılan deneyimler belleğe depolanırken,gündüz yapılan gövde ve göz hareketleri de tekrarlanma eğilimi gösterir.Beyin REM uykusunda hareket merkezlerini frenleyerek kas gevşemesi yapar ve böylece uyanmayı engeller.Bazı rüyalar kişide ruhsal boşalım ve rahatlama sağlar.

    UYKU'NUN İŞLEVİ:

    Uzun süreli uykusuzluk sinir sisteminde anormal etkinliklere ve zihinsel işlevlerde azalma ve yavaşlamaya yol açar.Bu durum uykunun özellikle sinir sisteminin sağlığının korunmasında önemli rolü olduğunu düşündürür.
    UYKU BOZUKLUKLARI HANGİLERİDİR:
    Uykuda ortaya çıkan bozuklukların bazıları,beynin uyku ve uyanıklığı denetleyen bölümündeki bozukluktan kaynaklanır.Bunlar;uykuculuk,uyurgeerlik,aşırı ölçüde uyuma ile uykusuzluktur.

    Bunların dışında; Uykuda konuşma,gece işemeleri,uykuda diş gıcırdatma ve horlama gibi bozukluklar;REM uykusu sırasında onikiparmak bağırsağı ülseri belirtilerinin,NREM uykusunda sara benzeri çırpınmaların görüldüğü saptanmıştır.
    Uykusuzluk:Uykusuzluğun nedenleri arasında uyuma koşullarının bozukluğu,dolaşım ya da beyin hastalıkları,bunaltı ya da ruhsal çöküntü gibi ruhsal sorunlar ve ağrı gibi fiziksel bozukluklar sayılabilir.


    BİREYSEL FARKLILIKLAR

    ZEKÂ KONUSU

    ZEKÂ:Bireyin gerek sorunları çözerken gerek çevreye uyum sağlarken var olan tüm yetenek ve becerilerini kullanması ile ortaya çıkan düzeydir.Örneğin bir öğrenci bir matematik problemini çok kısa sürede çözerken bir başkası çok uzun sürede çözebilir.Bir başkası ise hiç çözemeyebilir.
    Zeka ve Kişilik Psikolojide Bireysel farklılıkların temelinde yer alır.Aynı uyarıcıya farklı kişilerin farklı tepkiler göstermesi bireysel farklılıklardan kaynaklanır.Örneğin öğretmenin azarladığı bir öğrenci utanıp ağlarken bir başkası aldırmayıp gülebilir.İşte aynı uyarıcılara gösterilen farklı tepkilerin temelinde yetenek,mizaç,karakter farklılıkları;daha genel bir ifadeyle zeka ve kişilik farklılıkları yatar.

    ZEKANIN SINIFLANDIRILMASI:

    Günlük yaşamda zeka,genelde tek bir yetenek veya becerinin sivrilmesi biçiminde anlaşılır.Bu hatalı bir düşüncedir.Çünkü zeka algılama ,öğrenme,düşünme gibi pek çok yetenek ve becerinin birlikte kullanımı ile kendini gösterir.
    Zeka genel hatlarıyla Thorndike tarafından üç ana farklılık çerçevesinde sınıflandırılmıştır;

    1-SOYUT ZEKA NEDİR :Sembol kullanarak düşünme yeteneğidir.Çocuklukta pek kendini göstermeyen bu zeka,12 yaş ve sonrasında ağırlıklı olarak kendini gösterir.Soyut zeka gerçekte var olmayan ancak var olanlar arasındaki ilişkilerden zihnin soyutlama ve genelleme gücüyle elde ettiği sembollerle uğraşır.
    Örneğin;pi sayısı,türev,limit,sayılar tabiatta somut olarak yoktur.Matematik kavramlarını kullanmak,matematiksel ilişkileri kurmak soyut zeka işidir.Romancı,şair,besteci soyut zekasını kullanır.

    2-MEKANİK(SOMUT)ZEKA NEDİR :Araç-gereç ve makineleri yapıp kullanmada kendini gösterir.Çocukluk yıllarında kendini göstermeye başlayan bu zeka,bozulan bir oyuncağı tamir ederken,yap-boz türü oyuncaklarla uğraşırken yoğun biçimde kullanılır.
    Bu zekanın daha çok mühendislerde,tamircilerde,uzman işçilerde bulunması gerekir.

    3-SOSYAL ZEKA NEDİR :Toplumsal çevreye uyum sağlamada,insanlarla iyi ilişkiler kurmada kendini gösterir.Sosyal zekasını iyi kullanan bir insan çevresinde sevilir,sayılır,lider özellikleri ile sivrilip insanları etkiler.
    Politikacılık,avukatlık,öğretmenlik,pazarlamacılık gibi toplumla sıkı ilişkiler içinde olması gereken mesleklerde sosyal zeka ön plana çıkar.

    ZEKAYI AÇIKLAYAN KURAMLAR NELERDİR:

    A-YAPISAL KURAMLAR:Zekanın nasıl bir yapıya sahip olduğunu açıklamaya çalışan kuramlara yapısal kuramlar denir.

    1-TEK ETMEN KURAMI:Bu kurama göre zekanın yapısı bir tek genel yetenekten oluşmuştur.
    Bu genel yetenek:Terman'a göre,soyut düşünme yeteneği;Davis'e göre,problemleri çözme yeteneği;Stern'e göre ise,düşünme yeteneğinden yararlanarak yeni durumlara uyum sağlama yeteneğidir.

    2-ÇİFT ETMEN KURAMI:Spearman tarafından savunulan bu görüşe göre zihinsel güç,bir genel yetenek ile çok sayıda özel yeteneğin kullanılmasından oluşur.Spearmana göre genel yetenek soyut düşünebilme yeteneğidir.Soyut zeka düşünceler arasında bağlantı kurarak genellemeler yapar.Özel yetenekler ise spor,müzik,resim,imgeleme,betimleme gibi alanlarda kendini gösterir.

    3-ÇOK ETMEN KURAMI TANIMI :Zekayı,pek çok etmenin biçimlendirdiğini
    savunan psikologların görüşüdür.Zekayı bir çok özel yeteneğin oluşturduğunu kabul ederler. Örneğin;Thorndike zekayı soyut,mekanik ve sosyal zeka olarak üç etmenle açıklamıştı. Thurstone'da ,zekayı çok sayıda yeteneğin karışımı olarak nitelendirir.
    Thurstone'a göre zekayı biçimlendiren özel yetenekler şunlardır:
    a)Sözel Anlayış;Sözcükleri tanıma,sözel benzerlikleri bulma,okuduğunu anlama.
    b)Sözel Akıcılık;Konuşurken ve yazarken uygun sözcük ve anlatmaları çabuk bulabilme.
    c)Sayısal Etmen;Basit matematik işlemleri çabuk ve doğru yapabilme .
    d)Mekan (uzay) ilişkilerini kavrayabilme;Nesnelerin uzaydaki durum ve değişimlerini kavrama.
    e)Bellek;Geçmişte öğrenilen konularla,yeni durumlar arasında ilişki kurabilme,çağrışımlı düşünme.
    f)Algısal Hız;Görsel olarak nesne ve olayların ayrıntılarını görebilme benzerlik ve farklılıklarını kavrama.
    B-BİLGİ İŞLEMLEME KURAMI TANIMI :Bu kuram zihinsel gelişimi ve bu gelişim aşamalarında çocuğun neleri yapabileceğini açıklayan kuramdır.Jean Piaget'in geliştirdiği bu kuram,çocuğun zihinsel gelişimini dört aşamada inceler.
    Piaget'a göre zihin dört evreden geçerek olgunluk düzeyine erişir.
    1-Duyusal-devimsel evre:çocuğun doğuştan gelen fiziksel refleksleri tanıyıp geliştirdiği dönemdir.
    2-İşlem öncesi evre:Yaklaşık 6-7 yaşına kadar süren bu evrede nesnelerle bunlara bağlı değişmeleri bütün olarak algılar.Bu dönemde nesneler sözcüklerle temsil edilmeye başlanır.Yani çocuk "masa" sözcüğünün masayı temsil ettiğini bilir.
    3-İşlem evresi:7-12 yaşlarına kadar süren bu evrede nesnelerle değişmeleri ayırt eder.Eşitlik,madde,hacim,alan,zaman,sayı kavramları kavranabilir.
    4-Soyut (formel) işlemler evresi:12 yaştan sonrası evredir.Birey artık soyut düşünebilir,sosyal ilişkileri kavrayabilir.Düşünme yeteneği düzenlilik kazanır.
    Her iki kuram da zekayı farklı biçimde açıklar.Buna karşılık zeka kuramlarının tümünde ortak bir husus vardır.Bu da; zekanın gelişmiş bir beceriden çok,geliştirilebilecek bir kapasite (potansiyel) olduğudur.Ayrıca bu kuramlar zekanın biyolojik temelleri olduğu hususunda da birleşirler.
    Bu durumda zeka; bireyin doğuştan sahip olduğu,kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan deneyim,öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.
    Zekanın sadece insana has olduğu kabul edilse de;yapılan bazı araştırmalar hayvanlarda da zekice davranışlara rastlandığını göstermiştir.Ancak hayvan davranışlarının çoğu içgüdüsel olduğundan zekadan ayrılır. Zeka öğrenme ve uyum gibi yeteneklerle yakından ilişkilidir.Örneğin kuşun yuva yapması içgüdüseldir.Eğer zeka-düşünme bu davranışta etkili olmuş olsaydı,değişen şartlara göre yuvanın da değişmesi gelişmesi gerekirdi.Bu nedenle hayvanların zekice davranışlarında zekanın etkin olduğu söylenemez.



    ZEKANIN OLUŞUMUNDA KALITIM VE ÇEVRE ETKİLERİ NELERDİR :

    Zekayı belirleyen iki temel etken vardır.Bunlar kalıtım ve çevredir.Zekayı etkilemede kalıtımın ve çevrenin payları nedir? Sorusuna cevap aramak için çeşitli araştırmalar yapan psikologlar,zekanın gelişebilme sınırlarının kalıtımla belirlendiğini tespit etmişlerdir. Kalıtımla getirilen bu potansiyel iyi çevre koşullarında geliştirilebilir.Ancak uygun çevre koşulları zekanın sınırlarını değiştiremez.Ancak iyi çevre koşulları kalıtımla getirilen potansiyelin en verimli bir şekilde geliştirilmesini sağlayabilir.Yani çok iyi çevre koşulları geri zekalı bir bireyi normal veya üstün zekalı duruma getiremez.Kalıtımla getirilmiş olunan potansiyeli kullanma açısından iyi bir çevreye ihtiyaç vardır.
    Yine araştırmalar göstermiştir ki;kalıtımla getirilen potansiyel eğer iyi bir çevre ortamında(eğitim,sağlık ve sosyal yönden) geliştirilmez ise zeka seviyesi açısından tek başına yeterli olmamaktadır.
    O halde öncelikle kalıtımın zeka potansiyeli açısından etkisi daha fazla olmakla beraber,tek başına zekayı belirlememektedir.Potansiyel ne olursa olsun çevre şartlarının o potansiyele uygun olması gerekmektedir.Bu da zekanın ciddi ölçüde kalıtım ile ve bunu tamamlayan çevre şartları ile oluştuğunu ve geliştiğini gösterir.
    Kalıtım,zekanın ve duyu organlarının düzeyini belirlemede belki daha önemlidir;çevre ise inançların,alışkanlıkların,tutumların yani kişilik özelliklerinin belirlenmesinde daha etkili görülmektedir.
    Zekada yaşa bağlı olarak da bazı değişmeler görülür.Bireyin zekası genellikle 18-20 yaşlarına kadar artar.30 yaşlarından sonra bazı alanlarda düşüş belirir.Ancak genellikle normal dışı bir durum olmadıkça bireyin zeka ile ilgili gelişme hızında İleri yaşlarda önceki durumun korunduğu görülür.Pek çok düşünür,sanatçı ve bilim adamının yaşlılık döneminde verimli olmaları zeka düzeylerini koruduklarını göstermektedir.


    ZEKANIN ÖLÇÜLMESİ NASIL OLUR:

    Zeka testlerle ölçülür.
    TEST:Bireylerin başarı,kişilik ve yeteneklerini değerlendirmek ve karşılaştırmak için kullanılan bir yöntemdir.
    Zeka testlerinin doğmasına,çocuklar arasında zihinsel başarı yönünden büyük farklar olduğunun anlaşılması yol açmıştır.

    İlk bireysel zeka testi,1905 yılında Fransız psikologlardan Alfred Binet ile Teodor Simon tarafından, Binet-Simon zeka ölçeği adı altında yayımlanmıştır.Bu test 2-14 yaşları arasındaki çocuklara uygulanan sözel yeteneklerin ölçülmesine ağırlık veren bir testtir.

    Yaygın olarak kullanılan zeka testlerinden biri de Wechsler Yetişkinler Zeka Ölçeğidir.

    Daha sonra çocuklar için zeka ölçeği de eklenmiştir.Wechsler testlerinde sorular yaşlara göre değil,giderek zorlaşan sözel ve performans testler olarak iki grupta hazırlanmıştır.Sözel grupta;genel bilgi,sayı dizileri,sözcük dağarcığı,aritmetik,anlama ve yargılama ile benzerlik testleri yer alır.

    Performans testleri grubunda ise;resim tamamlama,resim düzenleme,küplerle desen,parça birleştirme,şifre ile ilgili testler bulunur.
    Bu testler sonunda, 3 zeka bölümü elde edilir:
    1)Sözel zeka bölümü
    2)Performans zeka bölümü
    3)Tüm zeka bölümü, belirlenir.

    Bu zeka testlerinden başka, daha bir çok bireysel ve grup testleri geliştirilmiştir.

    Zeka testlerinin türleri:
    1-Uygulanış biçimine göre;
    a)Bireysel testler:Bireylere tek tek uygulanan testlerdir.
    b)Grup testleri:Birden fazla bireye aynı anda uygulanan testlerdir.

    2-Cevaplandırma biçimine göre;
    a)Sözlü testler:Sözlü olarak cevaplandırılan testlerdir.
    b)Yazılı testler:Yazılı olarak cevaplandırılan testlerdir.
    c)Performans testleri:Bir eylem yapılarak cevaplandırılan testlerdir.

    Zeka testlerinin değerlendirilmesi(IQ TESTİ):

    İYİ BİR TESTİN ÖZELLİKLERİ:

    1-Güvenirlik:Aynı testin ve ya eşdeğerinin aynı kişi ya da grup üzerine yeniden uygulandığında,yaklaşık aynı değeri vermesidir.
    2-Geçerlilik:Testin neyi ölçmek için hazırlanmışsa onu ölmesi gerekir.Örneğin kişilik testi olarak hazırlanmış bir test zekayı ölçmek amacıyla kullanılamaz.
    3-Normları olmalıdır:İyi bir test standart bir gruba ya da gruplara dayanan normlara sahip olmalıdır.Normlar çok sayıda kişiden elde edilmiş bir ortalamadır.Normlar bir kişinin puanının başka kişilerin puanları ile karşılaştırılmasını sağlar.
    4-Standardizasyon:Testler mesleki yeterliliği olan uzman kişilerce uygulanmalı,uygulamada belirli bir düzen,yönerge,zaman sınırlaması gibi koşullar değişmeden aynı biçimde uygulanmalıdır.Ayrıca testin kültürel standardizasyonu yapılmalıdır.Yani bir test ne kadar geçerli ve güvenilir olursa olsun hazırlandıkları kültürün etkilerini taşır.Bu nedenle farklı bir kültürde uygulanacağı zaman,o kültürün unsurlarına uyarlanmalıdır.


    ZEKA BÖLÜMÜ:

    Zeka bölümü,bir kişinin aynı yaşta olan diğer kişilerle karşılaştırılmasını sağlayarak,kişinin norm grubu içindeki yerini belirtir.

    Zeka Bölümü;

    Z.B.(lQ)=Z.Y./T.Y.x100 formülüyle hesaplanır.

    Teste bir önceki yaş düzeyine ait soruların sorulması ile başlanır.
    Deneğin bütün test sorularını doğru olarak cevaplandırdığı yaş düzeyine "temel yaş",
    hiçbirini cevaplandıramadığı yaş düzeyine de "çatı yaşı" denir.

    Zeka bölümünü bilmenin yararları:

    1-Normal eğitimden yararlanamayacak durumda olanlara,zeka kapasitelerine uygun bir eğitim uygulanır.
    2-Meslek seçiminde zeka düzeyine uygun mesleğe yönelmeleri sağlanır.
    3-Mesleğe seçilirken de gerekli zeka düzeyine sahip olanların seçilmesi ve verimliliğin artmasını sağlar.
    Zeka Bölümlerinin Dağılımı şu şekildedir:
    0- 70 Zeka özürlü 70- 90 Sınır(düşük zeka) 90-110 Normal110-120 Normal üstü120-130 Üstün zeka130-+ Deha (çok üstün zeka)

    ZEKA YÖNÜNDEN ÖZEL GRUPLAR:
    1-Zeka Geriliği
    2-Üstün Zekalılık

    1-Zeka Geriliği:
    Zeka Bölümleri düşük olan bireylere geri zekalı denilmektedir.Zeka geriliğinin nedenleri;kalıtım ve (beyin zedelenmesi,doğum öncesi annenin geçirdiği hastalıklar gibi) diğer hastalıklardır.

    Zeka özürlüler üçe ayrılır:
    a)İdiot: (Z.B. 0-24) Sürekli bakıma muhtaç olan zeka özürlülerdir.Bunlar ortalama olarak 2 yaşındaki bir çocuğun zeka düzeyini geçemezler.Sürekli bakıma muhtaçtırlar.
    b)Embesil: (Z.B.025-49) Eğitilebilir zeka özürlülerdir.Öğretilirse basit işler yapabilirler.Tarlada çalışmak,bulaşık yıkamak v.b. Sorumluluk duygusundan yoksundurlar.
    c)Moron: (Z.B. 50-69) Öğretilebilir zeka özürlülerdir.Erişkinlerinin zeka düzeyi 9-10 yaşındaki bir çocuğunki gibidir.Tüm zeka özürlü olanların yaklaşık %85 i morondur.Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bazı ilköğretim okullarında bu tip zeka özürlüler için özel sınıflar açılmıştır.

    2-Üstün Zekalılık:

    Zeka bölümü yüksek olan bireylere üstün zekalı denilmektedir.Her alanda her zaman üstün başarı gösterirler.Üstün zekalılar özel eğitimle seviyelerine uygun yetiştirilemedikleri takdirde,zekalarını olumsuz alanlarda kullanma ihtimalleri vardır. Bu da toplumsal açıdan önemli bir risk oluşturur.Bu nedenle üstün zekalı kişilerin zamanında tespit edilerek,seviyelerine uygun bir şekilde yararlı alanlara yönlendirilmesi gerekir.

    Özel yetenekler:

    Yetenek bireyin zihinsel ve bedensel alanlarda iş başarabilme gücüdür.İnsanlar arasında yetenek bakımından farklılıklar vardır.Psikolojide özel yeteneklerin tespiti mesleğe yöneltme ve mesleğe seçme açısından önem taşır.
    Yaratıcı düşünme:
    Yaratıcı düşünme yeni düşünceler,buluşlar,araçlar ve yapıtlar oluşturmaya yöneltilmiş düşünmedir.Kendini daha çok bilim, teknik ve güzel sanatlarda gösterir.

    Zeka, yaratıcı düşünmenin ortaya çıkarılmasını sağlayan bir araçtır.

    Eğitimde yaratıcılık geliştirilebileceği gibi, engellenebilir de .

    Yaratıcı bir bireyin ortaya koyduğu eserler alışılmışın dışında olacağından, çoğu kez alışılmışa yöneltilerek yaratıcılığı köreltilmiş olabilir.
    Bu nedenle çocuk yaşta bireyin yaratıcılığı tespit edilirse ve bu yönde imkan tanınırsa yaratıcılık daha çabuk geliştirilebilir.
#17.10.2008 21:32 0 0 0
#17.10.2008 21:20 0 0 0
  • TÜRKİYE'NİN DENİZLERİ
    Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'nin deniz sınırları, ülkeyi yalnızca yakın bölgelerle değil, bütün dünya ile komşu haline getirir. bu uzun kıyılar ve kıtalararası köprü niteliği nedeniyle ülke, büyük ticaret ve göç yollarının merkezi olmuştur.
    Kuzeyde Karadeniz, güneyde Akdeniz, batıda Ege Denizi, Anadolu ve Trakya toprakları arasında güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı yer alır. Bunlardan Akdeniz Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusuna, Süveyş Kanalı ile Kızıldeniz, Umman Denizi ve Hint Okyanusuna bağlanır.

    Karadeniz, az girintili çıkıntılı kıyılara sahiptir. Burada dağlar kıyıya paralel uzanır. Doğal olarak Sinop ve Zonguldak limanları vardır. Diğer kıyı şehirlerinde limanlar yapılmıştır. Tuzluluk derecesi binde 18 kadardır.

    Marmara bir iç denizdir. İstanbul Boğazı ile Karadeniz'e Çanakkale Boğazı ile Ege Deniz'ine açılır. İstanbul Boğazı'nın uzunluğu 31-33 km olup en dar yeri 700 metre kadardır.

    Çanakkale Boğazı ise 65-68 km uzunluğundadır. En dar yeri 1300 metredir.

    Ege Denizinin kıyıları çok girintili çıkıntılıdır. Limanlar, körfezler, koylar, yarımadalar, adalar pek çoktur. burada Batı Anadolu Dağları kıyılara dik olarak indiği için aralardaki çukur alanlara deniz sokulmuştur. Ege Denizi'ndeki İmroz ve Bozca'da bize ait olup diğer adalar komşumuz Yunanistan'a aittir.

    Yurdumuzun en tuzlu denizi binde 38 ile Akdeniz'dir. Akdeniz kıyılarında Toros Sıra dağları, kıyıya paralel uzanır. Bu nedenle kıyı pek girintili çıkıntılı değildir. Antalya, Mersin, İskenderun en önemli körfezlerdir.
#17.10.2008 19:32 0 0 0
  • TÜRKİYENİN DÜNYADAKİ YERİ

    DÜNYADA TÜRKİYE
    Türkiye'nin konumu:Bir ülkenin coğrafi konumu deyince yeryüzünün neresinde bulunduğu,kıtalara,öteki ülkelere,denizlere,ticaret yollarına göre anlaşılır.Konumun çok önemli sonuçları vardır.Ülkelerin bir çok özellikleri buna bağlıdır.Hatta bazı bilginler coğrafi konumu ,ülkelerin alın yazısına benzetirler.Buna göre ülkelerin geçmişi,tarihteki rolleri,bugünkü durumları ve gelecekleri her şeyden önce konumlarıyla ilişkilidir.İşte bu sebeplerle ülkeler incelenirken ilk iş olarak coğrafi konumları ele alınır ve sonuçları araştırılır.Türkiye 36-42 KP arasındadır.Demek ki yerkürenin kuzey yarısında ekvator ile kuzey kutbu arasındaki mesafenin ortasına yakın bir yerdedir. yani orta kuşağın bu kısmına "sıcak orta kuşak"ya da"subtropikal kuşak" adı verilir.Türkiye bu kuşakta 26-45 DM arasında uzanır.O halde yurdumuz başlangıç meridyenine göre doğudadır.İşte Türkiye 'nin yerküre üzerinde enlem boylam dereceleriyle belirtilen bu yerine matematik konumu denir.Türkiye'nin başta iklim olmak üzere bazı özellikleri matematik konumuna bağlıdır.Fakat yurdumuzun kıtalara, denizlere,başlıca ulaşım yollarına, büyük nüfus farklı ekonomik bölgelere göre konumun sonuçlarında da önemlidir.Bu tür konuma özel konum denir.Türkiye'yi dünya üzerinde aynı kuşakta yer alan bir çok ülkelerden ayıran ona özellik veren başlıca sebep budur.Yni özel konum şartlarıdır.Bu bakımdan Türkiye dünyanın başlıca hiç bir ülkesinde rastlanmayan bazı özellikler gösterir.Kıtaların birbirine en çok yaklaştığı yerdir.Topraklarının bir kısmı Avrupa da bir kısmı Asya'dadır.Demek ki Türkiye hem bir Avrupa hem de Asya ülkesidir. Avrupa da 2 Asya da 4 ülke ile sınır komşusudur.Özel konum bakımından Türkiye'nin ilginç bir özelliği şudur:Topraklarımız eski dünyanın merkezinde olduğu halde 3 yönden denizlerle kuşatılmıştır.Topraklarımızın kuzeybatı kısmının ortasında da marmara denizi ve boğazlar yer alır.Bütün bu denizler atlas okyanusunun kıtaya sokulmuş kollardır.Marmara ve boğazlar çok önemli bir yoldur.Çünkü Türkiye toprakları karadenizi akdenizden br süngü gibi ayırır.
    Bu iki deniz arasındaki tek bağıntıyı boğazlar ve marmara sağlar.
    Karadeniz ülkelerinin limanlarından gemilerin öteki ülkelere varabilmeleri için mutlaka topraklarımız üzerindeki bu yoldan geçmeleri gerekir.
    Önemli konum özelliklerinden bir başkası Türkiye'nin,dünyanın ekonomik,siyaset ve kültür bakımından farklı büyük bölgeleri arasında bulunmasıdır.
    Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunda dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip en çok petrol üreten fakat ekonomik bakımdan geri kalmış ülkeleri yer alır.Petrol yüzünden bütün dünyanın gözü bu bölge üzerindedir.Kuzey batımızda yoğun nüfuslu ve çok endüstrileşmiş orta ve batı Avrupa ülkeleri vardır.Ekonomik farklı ve birbirine muhtaç bu iki bölgeyi birbirine bağlayan en kısa Karadeniz ve hava yolları Türkiye'den geçer.Türkiye aynı zamanda İslamiyet'in orta doğuda Hıristiyan Avrupa'ya en fazla sokulmuş olduğu ülkedir.Demek ki ülkemiz sosyal yapı gelenekler ve kültür bakımından farklı iki alemin yüzyıllardan beri karşılaştığı yerde bulunmaktadır.Siyasi bakımdan da Türkiye farklı bloklar arasında bulunmaktadır.Kuzey ve kuzeybatımızda sosyalist ülkeler yer alır.Güneyimizde üçüncü dünya ülkeleri adlandırılan devletler vardı.
    Türkiye bu iki grup arasında batı bloğunun bir üyesi olarak yer almaktadır.Nihayet Türkiye dünyanın en eski kültür alanlarından biri üzerinde bulunmuştur.Gerçekten en az 9-10 bin yıldan beri yurdumuz sürekli bir yerleşme alanı olmuştur.Zamanımızda 9 bin yıl kadar önce insanları yabani bitki ve hayvanları evcilleştirmeyi başardıkları bu sayede ilkel toplayıcılık ve avcılık ekonomisinden tarım ekonomisine ilk önce geçtikleri bölge burasıdır.Bu medeniyet aşamaları, gene topraklarımızda devam etmiş zamanımızda 4 bin yıl önce Anadolu da 2 bin yıl kadar öncelerinde Anadolu dünyanın tarım,endüstri,ticaret ve kültür alanında en ileri en kalabalık en varlıklı bölgeleri içine alır.
    Matematik e Özel Konumun Sonuçları:Türkiye'nin bir çok özellikleri yukarıda açıklanan konum koşullarıyla ilgilidir.
    Örneğin yurdumuzun iklimi ana çizgilerinde,her şeyden önce matematik konumunun bir sonucudur.Yerküre üzerindeki yerinden ötürü Türkiye subtropikal iklimler kuşağındadır.Bu kuşağın güneyinde kurak iklimler ve çöller,kuzeyinde genellikle nemli ve orta kuşak yer alır.Böylece matematik konum tarım imkanlarımızı ,ürünlerimizin türünü ,bitki örtüsü,topraklarımızın özellikleri su kaynaklarımızı,yerleşme şartlarımızı vs... belirler.
    Çünkü bunların hepsi her şeyden önce iklim şartlarıyla ilişkilidir.Matematik konumun bir başka sonucu saat probleminde kendini gösterir.26'45'D.M. arasında yer aldığına göre Türkiye'nin en doğu ve batı noktaları arasında 76 dakikalık mahalli saat farkı vardır.Fakat çalışma düzenini sağlamak için Türkiye iş hayatında aynı saat dilimi kullanılır. Kullandığımız saat 30 'doğu meridyeninin saatidir. Buda 2.dilim saatin ayarıdır.
    Griviç saatinden 2 saat ileridir.
    Özel konumun tesirlerine gelince bu tesirler iklim üzerinde de kendini gösterir.Denize göre konum matematik konumun belirlediği genel iklim şartlarında bazı değişikliklere yol açar.Bunun sonucunda kıyı bölgelerimizle iç bölgelerimiz arasında sıcaklık,yağış ile iklim unsurları bakımından önemli farklılıklar ortaya çıkar.Bu ayrılıklar adı geçen bölgelerimizin bir çok özelliğini dolaylı olarak etkiler.Örneğin doğu Karadeniz kıyılarıyla iç Anadolu arasında toprak türü ,toprak ürünleri,su kaynakları,akarsu rejimleri,yerleşme şekilleri bakımından görülen ayrılıkların çoğu bölgelerin özelliklerine etki eder.
    Sonuç olarak iklim şartlarında bölgenin denize göre konumu yol açtığı değişikliklere bağlıdır.
    Özel konumun en önemli tesirlerinden biride Türkiye topraklarının tarihteki rolünü halkının sosyolojik,etnik yapısını,Türkiye'nin geçmişteki ve bugünkü önemini belirlenmiş olmasıdır.Yurdumuzun eski dünyanın önemli bölgeleri arasında ve bunları birleştiren deniz ve karayolları üzerinde bulunduğunu biliyoruz.
    Tarih boyunca prehistelik çağlardan beri çeşitli insan toplulukları yurdumuzda geçen bu yolları izleyecek göç etmiş,yerleşmiş bu topraklar üzerinde bazen uzun süre bazen içinde yaşamış bazen de savaşmıştır. XI.yy.da batıya ilerleyen oğuz boylarında doğudan gelen bu yolları izleyerek Anadolu'ya sokulmuş bu toprakları Türkleştirmiş aynı zamanda onu Türk-İslam kültür aleminin sınırları içine katmıştır.Böylece bugünkü Türkiye toprakları yüzyıllar boyunca farklı kültür bölgeleri,özellikle doğu ve batı uygarlıkları arasında paylaştırıcı,birleştirici bir geçiş ve adeta bir köprü rolü oynamıştır.Dünyada bu bakımdan bu kadar büyük rol oynamış başka hiçbir ülke yoktur.
    Bir çok ülkelerin ve toplumların Osmanlı imparatorluğu sınırları içinde bizimle birlikte yaşaması bu gibi tesirleri ayrıca kuvettlendirirmiş.
    Fakat topraklarımızın tarihteki rolünü yalnız aracılıktan ibaret kaldığı sanılmamaktadır.Türkiye toprakları aynı zamanda çok eski çağlardan beri nüfuslanmış çeşitli uygarlıklara beşiklik etmiş,insanlğın gelişmesine yüzyıllar boyunca önemli ölçüde katkılarda bulunmuş bir bölgedir.
    Örneğin Türk-İslam uygarlığının daha yakın çağlara ait sosyal ve kültürel izleri eski Osmanlı toprakları üzerinde hala göze çarpmaktadır.
    Türkiye Cumhuriyetinin yüzölçümü yaklaşık 814.500 km bulan bir ülkedir.ana nüfusu da 65 milyona yakındır.Buna göre TC. orta büyüklükte bir devlettir.Dünya ekonomisindeki önemli sayılamaz.Örneğin dış ticaretimizin tutarı AB,Almanya,İngiltere,Kanada gibi ülkelerin dış ticaretleri yanında çok azdır.Ekonomik gücümüzü demir-çelik,enerji üretimi bakımlardan çok ilerlemiş büyük endüstri ülkeleriyle karşılaştıramayız.Türkiye daha çok endüstrinin de hızla gelişmekte olduğu bir tarım ülkesi olma özelliği gösterir.Kişi başına düşen milli gelirde gelişmiş ülkelere oranla azdır.Bütün bunlara rağmen Türkiye'nin dünya siyasetinde önemli bir rolü vardır.Bunun başlıca sebepleri Türkiye'nin farklı siyasal bloklar ve farklı ekonomik bölgeler arasındaki konumu,bunlar arasındaki yolları kontrol altında bulundurması ve özellikle boğazlar ve Marmara yolunun topraklarımız içinde olması gerekir.Türkiye'nin daha çok bulunduğu coğrafi bölge yani orta doğu içinde değerlendirmek gerekir.O zaman Türkiye'nin daha çok bulunduğu coğrafi bölge yani orta doğu içinde değerlendirmek gerekir.O zaman Türkiye'nin büyük önemi açıkça belirlenebilir.
    Gerçektende Türkiye tabi kaynaklarının çeşitliliği,geniş tarım imkanları büyük miktar
    Türkiye'nin Siyasi Jeopolitik Durumu Ve Önemi
    Türkiye'nin alan veya coğrafi konum açısından Asya ile Avrupa arasında bir köprü durumunda ve batı kültürü arasında bir geçiş kuşağında yer almaktadır.Coğrafi konum açısından kuzeydeki ülkelerin deniz yoluyla Akdeniz ,Hint,Okyanusu ,Atlas Okyanusu ile temas kurarak dünyaya açılması,boğazlar vasıtasıyla Türkiye üzerinden geçmektedir Aynı şekilde Avrupa'nın Orta Doğu'ya kara yolu bağlantısı yine Türkiye'nin işgal ettiği Anadolu ve Trakya üzerinden sağlanmaktadır.Bunun yanında Türkiye'nin bulunduğu kütle Orta Doğu ülkeleri için önemli bir hayat damarı halindedir.
    Başta Fırat ve Dicle'nin suları ile hayat bulan Suriye ve Irak Anadolu yarımadasına sıkı şekilde bağlıdır.
    Sadece bu noktalar ele alındığında Türkiye gerek batı gerekse orta doğu dünyası için bir bakıma hayati çıkarlarının sağlandığı bu alemde birbirine bağlayan,pekiştiren bir doğal köprü durumundadır.
    Stratejik açıdan ele alındığında dünya petrolünün %60'ını oluşturan Orta Doğu ülkelerinde istikrarın sağlanması ve bir bakıma batının petrol çıkarlarının devam etmesi açısından da Türkiye'nin üzerine önemli görevler düşmektedir.Nitekim bu stratejik önem körfez krizi ve savaşın müddetince kendini kuvvetli olarak hissettirmiştir.Örnek olarak Birleşmiş Milletlerin aldığı ambargo kararının Irak'a uygulanmasında Türkiye anahtar durumunda olmuştur.Türkiye buna uymadığı takdirde ambargonun uygulanması mümkün olmayabilirdi ve körfez savaşında müttefik kuvvetlerin sağladığı başarı yine Türkiye'nin müttefiklerin yerine uyguladığı politika sayesinde olabilmiştir.Yine bu stratejik- jeopolitik önem dünya hakimiyeti için caba sarfeden komşumuzun Türkiye üzerindeki emellerini açıkça ortaya koymaktadır ve buna karşı Avrupa ve ABD'nin Türkiye'ye tabiri uygun ise yardımda bulunmasının önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.Türkiye'nin sahip olduğu stratejik-jeopolitik avantajı dikkate alan Batı Avrupa ülkeleri sürekli olarak Türkiye üzerinde zaman zaman baskı kurmuşlar 1.Dünya Savaşından sonra Osmanlı imparatorluğunu parçalamaya ve paylaşmaya geçmişlerdir.
    Batılı ülkeler aslında Türkiye'ye karşı yürütülen pişmanlık ve dostluk ;tamamen bu ülkelerin kendi aralarında sürdürdükleri menfaatler çatışmasının bir eseridir.Yine 1.Dünya Savaşı sonrasında başta orta doğuyu ellerinde tutarak Uzak Doğuya hakim olma gayretleri sonucunda Fransız ve İngilizler kendi istek ve amaçları doğrultusunda Osmanlı,imparatorluğundan miras kalan orta doğudaki topraklarımıza tabiri uygun ise zoraki olarak elimizden almışlardır.Bunun en açık örneğini Musul petrolleri ve İngilizlerle çizilen Türkiye-Irak sınırının belirlenmesini göstermektedir.
    Şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir ki batı dünyası ne güçlü ne de zayıf bir Türkiye istemektedir.Bu amaç uygun olarak bazı batı ülkeler ve komşularımız terörist eylemler için adeta yataklık yapmışlar ve hatta gizli yollarla destek bile sağlamışlardır.Hiç bir batı ülkesinin kendi ülkesi siyasi ve demokratik düşüncesi aleyhinde çalışan bir örgüt barındırmazken Türkiye'nin parçalanması ve bölünmesi için faaliyet gösteren çeşitli örgütleri beslemekte ve onlara gizli yollardan her türlü desteği sağlamaktadır.
    Batı dünyası bu amacına uygun olarak ülkemiz için çoğu uluslar arası safhalarda çifte standart uygulamıştır.Bunun en tipik örneklerinden biri Kıbrıs'ta Türk halkı katledilirken batının seyirci kalması anlaşmalardan doğan hakkımızı kullanmakla da Türkiye'nin bir "istatilacı ülke"olarak dünyaya tanıtılması başta Amerika B.D.olmaksızın silah ve diğer ambargonun uygulamasıdır.Avrupa topluluğunu Yunanistan politik nedenlerle alınırken Türkiye'nin bu topluluğa girmesini zorlaştırıcı,engelleyici işlemlerinin sürdürülmesi de batının Türkiye üzerindeki sevimsiz emellerini açıkça ortaya çıkarmaktadır.İnsan haklarına çok düşkünlüğüyle tanınan Avrupa Parlamentosu sürekli olarak Türkiye aleyhine çifte standart uygulaması adet haline getirmiş gibi görünmektedir.
    Kısa olarak açıklanan bu durumlar her şeyden önce Türkiye'nin bulunduğu coğrafi konumdan ileri gelmektedir.Türkiye'nin uyguladığı siyasi politikalara gelince Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte Atatürk "Yurtta Sulh Cihanda Sulh"politikasını benimsemiş ve bu politika Türkiye'nin ana hedefi olmuştur.2.Dünya S.'ından sonra Türkiye haklı olarak batılı entegrasyonda yer almayı hedeflemiştir.
    Bunu için Nato, dağıtılan Cento'ya girmesi,Avrupa konseyi,Avrupa ekonomi topluluğuna tam üye olmak istemesi ,batıyla birleşme gayretinin doğal sonucudur.Bunun yanında merkeziyete dayalı devletçilik ve bu anlayışı ile sürdürülen ekonomik ve siyasi sistemlerin iflas ettiği günümüzde ülkemizin de tam kuralları ile işlemese bile liberal,serbest piyasa ekonomisi veya gümrük duvarlarının arkasına saklanmadan rekabete dayalı bir sanayinin gelişmesini gerçekleştiren ekonomik sistemin temellerinin atılmış olmasında batılı sistemde birleşme çabaları doğrultusunda yapılmış önemli bir adımdır.Bu sistemin tam anlamıyla gerçekleşmesi için içte gerekli düzenlemelerin yapılması yanında Türkiye'nin batı blokları ile kendi çıkarları doğrultusunda ödün vermeden bütünleşmesinin çok büyük yararları bulunmaktadır.
    Çünkü en fazla sermaye ve teknolojik transferden yararlandığımız ihracat ve ithalat yaptığımız ülkelerin başında ABD dahil batı bloğu gelmektedir.Özellikle bazen bir çok ödünlerle aldığımız batı sermayesinde de akıllıca kullanmamız gerekmektedir.Bununla birlikte Türkiye'nin konumu ve kültürel durumu gereğince batının yanında islam ülkeleri ve özellikle Ortadoğu ve hatta Güneydoğu Asya ülkelerinde mevcut olan ilişkilerini geliştirmesi gerekmektedir.Türkiye'nin batı bloğunun ve islam ülkeleri arasında istenilen yer alabilmesi açısından köprü sayılabilecek bilimsel,kültürel ,ekonomikve demokratik açıdan önemli müsadeler alması şarttır.
    En büyük faktör ve sermayenin insan olduğu dikkate alındığında ve ilerlemelerde insanlarımızın refah mutluluğunu hedef alınması gerekmektedir.Bunun için Türk insanının kendine özgü olan gücünün ortaya çıkması açısından çağdaş,seviyeli eğitim-öğretim yapılması bunu yanında bilimsel araştırmaların yoğunlaştırılması için her türlü destek ve yardımın yapılması şarttır.
    Yeni üniversite kurma çabaları yerine en eskilerinin güçlendirilmesi ;üniversitelerin gerçek anlamda ve bilimsel araştırmalar,yayınlar yapılmalıdır
    Hali hazırda pek fazla hissedilmeyen ve yakın gelecekte nüfusumuzun artışı ve doğal kaynakları olan ihtiyacın artması ile ortaya çıkacak olan yanlış arazi kullanma ve bunun sonucu olarak ülkemizin toprak ve arazi kabiliyetini kemiren "erozyon"olayına dur dememiz şarttır.Ülkemizde doğal dengeyi korumanın milli ve dini bir görev olduğu ve ülke topraklarını kemiren erozyonun bir politika haline getirilmesiyle önlenmesi mümkün olacağı görüşünün benimsenmesi gerekmektedir.Başka bir ifadeyle denilebilir ki erozyon ülkemizdeki gelir dağılımını alt üst eden fakiri daha da fakirleştiren ulusumuzun insanları arasında gelir farkı yönünden uçurumlar yaratan enflasyondan daha tehlikeli boyuttadır.
    "Türkün Türk'ten Başka Dostu Yoktur."özdeyişi her zaman akılda tutulmalı sadece batının bilim ve teknolojisi alınmalı,batılılarla birlikte oluşturacağımız pakt,anlaşma ve diğer uluslar arası çeşitli birliklerin günün birinde çözülebileceği dikkatten uzak tutulmalıdır.Çünkü günümüz dünyasında güçlü devletin siyasi yönden olduğu kadar ekonomik yönden de güçlü olması gerektiği ve hatta ekonomik bağımsızlığın siyasi bağımsızlığı pekiştireceği hedef alınmalıdır.
    Orta doğunun Asya ile Avrupa arasında bir geçiş alanı olması nedeniyle buradaki ülkelerin iki yanlı ilişkileri ve transit ticaretten sağladıkları yararlar bölgedeki uygarlıkların gelişmesinde büyük ölçüde rol oynamışlardır.Burada dikkat çeken ya da üzerinde durulması gereken bir özellik Anadolu'nun aynı coğrafi bölgede olmasına rağmen Avrupa ile Asya arasında ulaşım bakımından öteki Orta doğu ülkelerine göre daha üstün bir durum göstermesidir.Bu üstünlük Anadolu'nun hem coğrafi konumu hem de coğrafi yapı bakımından diğer orta doğu ülkelerinden daha değişik özelliklere sahip bulunmasından ileri gelmektedir.

    Türkiye'nin Siyasi Jeopolitik Durumu Ve Önemi
    Türkiye'nin alan veya coğrafi konum açısından Asya ile Avrupa arasında bir köprü durumunda ve batı kültürü arasında bir geçiş kuşağında yer almaktadır.Coğrafi konum açısından kuzeydeki ülkelerin deniz yoluyla Akdeniz ,Hint,Okyanusu ,Atlas Okyanusu ile temas kurarak dünyaya açılması,boğazlar vasıtasıyla Türkiye üzerinden geçmektedir Aynı şekilde Avrupa'nın Orta Doğu'ya kara yolu bağlantısı yine Türkiye'nin işgal ettiği Anadolu ve Trakya üzerinden sağlanmaktadır.Bunun yanında Türkiye'nin bulunduğu kütle Orta Doğu ülkeleri için önemli bir hayat damarı halindedir.
    Başta Fırat ve Dicle'nin suları ile hayat bulan Suriye ve Irak Anadolu yarımadasına sıkı şekilde bağlıdır.
    Sadece bu noktalar ele alındığında Türkiye gerek batı gerekse orta doğu dünyası için bir bakıma hayati çıkarlarının sağlandığı bu alemde birbirine bağlayan,pekiştiren bir doğal köprü durumundadır.
    Stratejik açıdan ele alındığında dünya petrolünün %60'ını oluşturan Orta Doğu ülkelerinde istikrarın sağlanması ve bir bakıma batının petrol çıkarlarının devam etmesi açısından da Türkiye'nin üzerine önemli görevler düşmektedir.Nitekim bu stratejik önem körfez krizi ve savaşın müddetince kendini kuvvetli olarak hissettirmiştir.Örnek olarak Birleşmiş Millletler'in aldığı ambargo kararının Irak'a uygulanmasında Türkiye anahtar durumunda olmuştur.Türkiye buna uymadığı takdirde ambargonun uygulanması mümkün olmayabilirdi ve körfez savaşında müttefik kuvvetlerin sağladığı başarı yine Türkiye'nin müttefiklerin yerine uyguladığı politika sayesinde olabilmiştir.Yine bu stratejik- jeopolitik önem dünya hakimiyeti için caba sarfeden komşumuzun Türkiye üzerindeki emellerini açıkça ortaya koymaktadır ve buna karşı Avrupa ve ABD 'nin Türkiye'ye tabiri uygun ise yardımda bulunmasının önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.Türkiye'nin sahip olduğu stratejik-jeopolitik avantajı dikkate alan Batı Avrupa ülkeleri sürekli olarak Türkiye üzerinde zaman zaman baskı kurmuşlar 1.Dünya Savaşından sonra Osmanlı imparatorluğunu parçalamaya ve paylaşmaya geçmişlerdir.
    Batılı ülkeler aslında Türkiye'ye karşı yürütülen pişmanlık ve dostluk ;tamamen bu ülkelerin kendi aralarında sürdürdükleri menfaatler çatışmasının bir eseridir.Yine 1.Dünya Savaşı sonrasında başta orta doğuyu ellerinde tutarak Uzak Doğuya hakim olma gayretleri sonucunda Fransız ve İngilizler kendi istek ve amaçları doğrultusunda Osmanlı ,imparatorluğundan miras kalan orta doğudaki topraklarımıza tabiri uygun ise zoraki olarak elimizden almışlardır.Bunun en açık örneğini Musul petrolleri ve İngilizlerle çizilen Türkiye-Irak sınırının belirlenmesini göstermektedir.
    Şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir ki batı dünyası ne güçlü ne de zayıf bir Türkiye istemektedir.Bu amaç uygun olarak bazı batı ülkeler ve komşularımız terörist eylemler için adeta yataklık yapmışlar ve hatta gizli yollarla destek bile sağlamışlardır.Hiç bir batı ülkesinin kendi ülkesi siyasi ve demokratik düşüncesi alehinde çalışan bir örgüt barındırmazken Türkiye'nin parçalanması ve bölünmesi için faaliyet gösteren çeşitli örgütleri beslemekte ve onlara gizli yollardan her türlü desteği sağlamaktadır.
    Batı dünyası bu amacına uygun olarak ülkemiz için çoğu uluslar arası safhalarda çifte standart uygulamıştır.Bunun en tipik örneklerinden biri Kıbrıs!ta Türk halkı katledilirken batının seyirci kalması anlaşmalardan doğan hakkımızı kullanmakla da Türkiye'nin bir "istatilacı ülke"olarak dünyaya tanıtılması başta Amerika B.D.olmaksızın silah ve diğer ambargonun uygulamasıdır.Avrupa topluluğunu Yunanistan politik nedenlerle alınırken Türkiye'nin bu topluluğa girmesini zorlaştırıcı,engelleyici işlemlerinin sürdürülmesi de batının Türkiye üzerindeki sevimsiz emellerini açıkça ortaya çıkarmaktadır.İnsan haklarına çok düşkünlüğüyle tanınan avrupa parlemantosu sürekli olarak Türkiye aleyhine çifte standart uygulaması adet haline getirmiş gibi görünmektedir.
    Kısa olarak açıklanan bu durumlar herşeyden önce Türkiye'nin bulunduğu coğrafi konumdan ileri gelmektedir.Türkiye'nin uyguladığı siyasi politikalara gelince Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte Atatürk "Yurtta Sulh Cihanda Sulh"politikasını benimsemiş ve bu politika Türkiye'nin ana hedefi olmuştur.2.Dünya S.'ından sonra Türkiye haklı olarak batılı entegrasyonda yer almayı hedeflemiştir.
    Bunu için Nato,dağıtılan Cento'ya girmesi,Avrupa konseyi,Avrupa ekonomi topluluğuna tam üye olmak istemesi ,batıyla birleşme gayretinin doğal sonucudur.Bunun yanında merkeziyete dayalı devletçilik ve bu anlayışı ile sürdürülen ekonomik ve siyasi sistemlerin iflas ettiği günümüzde ülkemizinde tam kuralları ile işlemese bile liberal,serbest piyasa ekonomisi veya gümrük duvarlarının arkasına saklanmadan rekabete dayalı bir sanayinin gelişmesini gerçekleştiren ekonomik sistemin temellerinin atılmış olmasında batılı sistemde birleşme çabaları doğrultusunda yapılmış önemli bir adımdır.Bu sistemin tam anlamıyla gerçekleşmesi için içte gerekli düzenlemelerin yapılması yanında Türkiye'nin batı blokları ile kendi çıkarları doğrultusunda ödün vermeden bütünleşmesinin çok büyük yararları bulunmaktadır.
    Çünkü en fazla sermaye ve teknolojik transferden yararlandığımız ihracat ve ithalat yaptığımız ülkelerin başında ABD dahil batı bloğu gelmektedir.Özellikle bazen bir çok ödünlerle aldığımız batı sermayesinde de akıllıca kullanmamız gerekmektedir.Bununla birlikte Türkiye'nin konumu ve kültürel durumu gereğince batının yanında İslam ülkeleri ve özellikle Ortadoğu ve hatta Güneydoğu Asya ülkelerinde mevcut olan ilişkilerini geliştirmesi gerekmektedir.Türkiye'nin batı bloğunun ve İslam ülkeleri arasında istenilen yer alabilmesi açısından köprü sayılabilecek bilimsel,kültürel ,ekonomik ve demokratik açıdan önemli müsaadeler alması şarttır.
    En büyük faktör ve sermayenin insan olduğu dikkate alındığında ve ilerlemelerde insanlarımızın refah mutluluğunu hedef alınması gerekmektedir.Bunun için Türk insanının kendine özgü olan gücünün ortaya çıkması açısından çağdaş,seviyeli eğitim-öğretim yapılması bunu yanında bilimsel araştırmaların yoğunlaştırılması için her türlü destek ve yardımın yapılması şarttır.
    Yeni üniversite kurma çabaları yerine en eskilerinin güçlendirilmesi ;üniversitelerin gerçek anlamda ve bilimsel araştırmalar,yayınlar yapılmalıdır

    Alıntıdır..
#17.10.2008 19:29 0 0 0
  • A-Konularına Göre Haritalar

    Fiziki haritalar: Yer şekillerini gösteren haritalardır. noimage



    Siyasi (idari) haritalar: Sınırları gösteren haritalardır.

    noimage


    Beşeri ve Ekonomik haritalar: Nüfusun dağılışı, ırk, dil, dinlere göre dağılışı, tarım, hayvancılık, ormancılık, sanayi ,madencilik gibi özellikleri gösteren haritalardır.
    Özel haritalar: Konunun uzmanlarınca çizilen haritalardır. İklim (izoterm, izobar gibi) haritaları, turizm, deprem,toprak, karayolları haritaları gibi.

    B- Ölçeklerine Göre Haritalar


    Büyük ölçekli haritalar:

    Planlar: Ölçeği 1/20.000 'den daha büyük olan haritalardır. En ayrıntılı haritalardır.
    noimage
    Topoğrafya haritaları: Ölçeği 1/20.000-1/200.000 arasında olan haritalardır.Yer
    şekillerini en ayrıntılı gösteren haritalardır.


    Orta ölçekli haritalar: Ölçeği 1/200.000-1/500.000 arasındaki haritalardır.
    Küçük ölçekli haritalar: Ölçeği 1/500.000 'den daha küçük ölçekli haritalardır.

    Plan -Harita
    Benzer özellikleri:Kuş bakışı olarak çizilme ve ölçekli olmalarıdır.
    Farkları: Ayrıntıları gösterme gücü ve kullanım alanları farklıdır.
    Büyük ölçekli haritalar Küçük ölçekli haritalar
    Ölçek paydası küçük Büyük Gösterilen alan dar Geniş Ayrıntı fazla Az Bozulma az Fazla Harita alanı geniş (aynı bölge için) Dar İzohipsler arası yükselti farkı az (10-20 m gibi) İzohipsler arası yükselti farkı fazla (100-200 m gibi)
    noimage

    noimage
    1.KESİR ÖLÇEK
    Kesirlerle ifade edilen ölçeklerdir. Kesir ölçekte birim yazılmaz. Her zaman cm cinsindendir.
    noimage
    Örnek: Gerçekte 90 km olan Manisa-Soma arası haritada 6cm ile gösterilmiştir. Haritanın ölçeği nedir?
    Gerçek Uzunluk= Harita U. x ölçek Paydası
    noimage
    Örnek:1/200.000 ölçekli haritada 16cm ile ölçülen bir uzunluk gerçekte kaç km'dir?
    G.U= 16x200.000=3.200.000cm=32 km
    Örnek: Gerçekte 250 km olan bir yol 1/1.250.000 ölçekli haritada kaç cm ile gösterilir?
    noimage
    noimage
    Ölçeklerle ilgili bütün sorularımızda kullanabileceğimiz formül üçgeni
    ***Ölçek ne kadar değişirse değişsin; gerçek alan , gerçek uzunluk, enlem- boylam ve özel konum değişmez.
    2.ÇİZGİ (GRAFİK ) ÖLÇEĞİ
    noimage
    Çizgilerle ifade edilen ölçeklerdir. Bu ölçekte çentikler arasındaki uzaklık farkı birbirine eşittir.
    ***Bir yolun gerçek uzaklığı ile kuş uçuşu uzaklığı arasında fark fazla ise o yol engebeli bir yerden geçmektedir. Fark az ise yol düz bir yerden geçmektedir.
    YER ŞEKİLLERİNİ GÖSTERME YÖNTEMLERİ


    Renklendirme Yöntemi: Fiziki haritalarda kullanılır. Her renk belirli bir yüksekliği göstermek için kullanılır.

    noimage


    Tarama Yöntemi: Bu yöntemde eğimin fazla olduğu yerlerde taramalar sık, kalın ve kısa geçirilirken eğimin azaldığı yerlerde uzun, ince ve seyrek geçirilmektedir. Düz yerler ise boş bırakılmaktadır.
    Gölgeleme Yöntemi: Haritanın bir köşesinden 45 açıyla ışık geldiği varsayılmaktadır. Buna göre ışık alan yerlerde herhangi bir işlem yapılmazken, ışık almayan yerde gölgeleme yapılmaktadır. Tek başına kullanışlı değildir.
    Kabartma Yöntemi: Maket türü haritalardır. Yer şekillerini en iyi gösteren haritalardır. Fakat yapılması ve taşınması zor olduğundan pek kullanışlı değildir. noimage

    Kafkasya Bölgesinin 1:800 000 yatay ve 1:80 000 düşey ölçeğindeki iki parçadan oluşan renkli kabartma haritası; 140x144 cm. ebadında olup çerçevesi orijinal ve yazıları eski Türkçe'dir (1887 yılında yapılmıştır).

    İzohips (eş yükselti) Yöntemi:
    İzobat: Eş derinlik (deniz ve göllerde kullanılır.
    İzoterm: Eş sıcaklık
    İzobar: Eş basınç
    İzohyet: Eş yağış
    İzohel : Eş güneşlenme
    İZOHİPSLERİN ÖZELLİKLERİ


    İç içe kapalı eğrilerdir.
    Birbirini kesmezler.
    Yükseltisi en az olan en dıştadır.
    Yükseltisi en fazla olan en içtedir.
    Aralarındaki yükselti farkı birbirine eşittir (Equdistance)
    Aynı izohips çizgisi üzerindeki bütün noktalarda yükselti aynıdır.
    İzohips çizgisi üzerinde olmayan bir noktanın kesin yükseltisi bilinemez.
    Kıyı çizgisi (deniz kıyısı) sıfır metredir.
    İzohipslerin sık veya seyrek geçmesi yer şekillerine bağlıdır.
    İzohipslerin sık geçtiği yerde eğim fazladır. Seyrek geçtiği yerde eğim azdır. noimage



    Dağ dorukları (zirveler ) nokta halinde gösterilir.
    Akarsu vadileri yükseltinin arttığı yöne doğru girinti oluşturur.
    Ok işareti çevresine göre çukur olan (kapalı çukur-çanak-krater) yerleri gösterir.
    Tabanı aynı olan iki tepe arasındaki küçük düzlüğe boyun denir.

    noimage


    Tabanları aynı olan tepelerin başlangıç yükseltileri de aynıdır.
    Akarsudan sonraki ilk yükseltiler birbirine eşittir.

    noimage


    Yükseltinin arttığı yöne doğru "U " harfi oluşmuş ise buna sırt denir.
#17.10.2008 19:26 0 0 0
  • NÜFUS
    Nüfus, belirli bir yerde yaşayan insan sayısını ifade eder.
    NÜFUS ARTIŞI
    Doğum oranı ile ölüm oranı arasındaki fark nüfus artışını gösterir. Bir ülkede doğum oranı fazla, ölüm oranı az ise nüfus artışı meydana gelir. Ölüm oranı doğum oranından fazla olursa, nüfusta azalma meydana gelir. Genellikle az gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı fazla, gelişmiş ülkelerde ise nüfus artış hızı azdır.
    Nüfus artış hızı ile kalkınma hızı arasında bir ilişki bulunmaktadır.
    Buna göre;
    • Nüfus artış hızı kalkınma hızından yüksek ise, ülkenin gelişimi yavaşlar veya geriler.
    • Nüfus artış hızı kalkınma hızından düşük ise, ülkenin gelişimi artar.
    Nüfus artışının olumlu sonuçları olduğu gibi, olumsuz sonuçları da olabilmektedir.
    a. Nüfus artışının olumlu sonuçları
    • Üretim artar.
    • Vergi gelirleri artar.
    • Mal ve hizmetlere talep artar.
    • Yeni endüstri dalları doğar.
    • İşçi ücretleri ucuzlar.
    • İhracatta rekabet kolaylaşır.
    b. Nüfus artışının olumsuz sonuçları
    • İşsizlik artar.
    • Kalkınma hızı düşer.
    • Kişi başına düşen milli gelir azalır.
    • Tasarruflar azalır.
    • Tüketim artar.
    • İç ve dış göçler artar.
    • İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanması zorlaşır.
    • İhracat azalır.
    • Demoğrafik (nüfusa bağlı) yatırımlar artar.
    • Çevre kirlenmesi artar.
    • Belediye hizmetleri zorlaşır.
    TÜRKİYE'DE NÜFUS SAYIMLARI VE SONUÇLARI
    Nüfusla ilgili bilgiler, genellikle nüfus sayımı sonuçlarından elde edilir. Bu sayımlarla nüfusun sayısı, meslek grupları, yaş durumu, eğitim, ailedeki nüfus sayısı, kadın - erkek nüfusu, nüfus artış hızı gibi bilgiler elde edilebilir. Türkiye'de ilk nüfus sayımı 1927 yılında, en son nüfus sayımı ise, 22 Ekim 2000 tarihinde yapılmıştır.
    • 1927 - 2000 yılları arasında nüfus yoğunluğu ve miktarı sürekli artmıştır.
    • 1927 yılında 13,6 milyon olan nüfus, 1997 yılında 62,8 milyona yükselmiş, 2000 yılındaki son sayımda 70 milyon civarında olmuştur.
    • Nüfus artış hızı en az 1940 - 1945 yılları arasında, en fazla 1955 - 1960 yılları arasında gerçekleşmiştir.
    TÜRKİYE'DE NÜFUSUN DAĞILIŞI
    Türkiye'deki coğrafi bölgeler, bölümler ve yöreler arasında nüfus miktarı ve yoğunluğu yönünden önemli farklar bulunmaktadır. Türkiye'de nüfusun farklı dağılışında etkili olan faktörler şunlardır:
    1. Fiziki Faktörler
    a. İklim özellikleri: Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu yerlerin, genelde kıyı bölgeler olmasında ılıman iklimin büyük etkisi vardır. Kurak ve kışları aşırı soğuk geçen yerlerde nüfus fazla yoğun değildir.
    b. Yerşekilleri: Ülkemizde yüksek ve engebeli yerlerde nüfus azdır. Doğu Anadolu Bölgesi, Taşeli plâ-tosu, Menteşe yöresi gibi yerler bunlara örnek verilebilir.
    c. Toprak özellikleri: Verimli toprakların bulunduğu alanlar (Çukurova, Gediz, B. Menderes) nüfusça kalabalık iken, Tuz Gölü çevresi gibi yerlerde verimsiz topraklar bulunduğundan nüfus çok azdır.
    2. Beşeri Faktörler
    a. Sanayileşme: Bütün Dünya'da olduğu gibi Türkiye'de de, sanayileşmenin arttığı yerlerde nüfus yoğunluğu artmıştır. İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa, Adana ve İzmir buna örnektir.
    b. Tarım: Tarımın geliştiği yerler yoğun nüfusludur. Çukurova, Gediz, Bafra ve Çarşamba ovaları çevresi gibi.
    c. Yeraltı kaynakları: Madenlerin veya enerji kaynaklarının işletilmesinde yoğun nüfusa ihtiyaç olduğundan, bu alanlarda da nüfus fazladır. Zonguldak, Soma, Elbistan buna örnektir.
    d. Turizm: Ülkemizde, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki merkezlerde turizmden dolayı nüfus yoğunlaşmıştır.
    e. Ulaşım: Ulaşım yolları kavşağında bulunan illerimizin nüfusu artmıştır. Eskişehir, Ankara, Kayseri, İstanbul gibi illerin gelişmesinde, ulaşım yolları üzerinde bulunmaları da etkili olmuştur.
    NÜFUS YOĞUNLUĞU
    1. Aritmetik Nüfus Yoğunluğu
    Bir ülke veya bölgedeki toplam nüfusun, o ülke veya bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen sayıya, aritmetik nüfus yoğunluğu denir.
    Türkiye'nin yüzölçümü (izdüşüm alanı olarak) 779.452 km2, toplam nüfusu da 62.865.574 (1997) dir. Buna göre, Türkiye'nin aritmetik nüfus yoğunluğu, 1997 yılına göre yaklaşık olarak 81'dir. Ancak, bu yoğunluk çok kaba olarak nüfusun dağılışını gösterir ve sadece ülkelerin nüfus yoğunluklarını kıyaslamak için kullanılır. Oysa il ve ilçelerin nüfusları ve yüzölçümleri dikkate alınarak yapılan aritmetik yoğunluk, gerçeğe daha yakın rakamlar vermektedir.
    2. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu
    Bir ülkede veya herhangi bir sahada, tarım ve hayvancılıkla geçinen nüfusun, tarımsal alana bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğuna tarımsal nüfus yoğunluğu denir. Bu yöntem, aritmetik nüfus yoğunluğuna göre, daha gerçekçidir.
    Türkiye'de tarımsal nüfus yoğunluğu bölge ve iller arasında farklılık gösterir. Bunda yerşekillerinin dağlık ve ovalık olmasıyla, tarımda çalışan nüfusun miktarı etkili olmaktadır.
    Genel olarak, tarımsal nüfus yoğunluğu, dağlık alanlarımızda fazla, geniş tarımsal ovalarımızda ise düşüktür.
    3. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu
    Toplam nüfusun, ekili - dikili alanlara bölünmesiyle ortaya çıkan yoğunluğa fizyolojik nüfus yoğunluğu denilmektedir.
#17.10.2008 19:23 0 0 0
  • AKARSULAR

    ASYA:

    Başlıca ırmakları, Yangtze (5500 km Asya'nın en uzun, dünyanın dördüncü uzun ırmağıdır.), Yenisey (kaynağı Büyük Yenisey ırmağı olarak kabul edildiğinde 4000 km, Selegna Irmağı olarak kabul edildiğinde 5500 km uzunluğundadır.), Obi (3680 km, İrtiş Irmağı'yla birlikte 5569 km), Sarı (4700 km), İrtiş (4441 km), Lena (4400 km), Amur (4352 km), Mekkong (4200 km), Brahmaputra (2900 km), İndus (2900 km), Fırat (2700 km), Amuderya (2539 km), Ganj (2506 km), Saluen (2415 km), Siriderya (2204 km), Irravadi (2090 km), Dicle (1900 km) ve Yamuna (1385 km).


    AVRUPA:

    Başlıca ırmakları, Volga (3689 km), Tuna (2848 km), Dinyeper (2250 km), Don (1900 km), Ren (1320 km), Elbe (1165 km), Loire (1020 km), Oder (912 km) ve Po (652 km)'dur. En büyük gölleri, Ladoga (17 678 km2), Onega (9720 km2) ve Vanern (5584 km2)'dir. En büyük adası Büyük Britanya (229 885 km2), en geniş yarımadası İskandinavya, (800 000 km2), en yüksek çağlayanı Fransız Pireneleri'ndeki Gavarnie (421 m), en uzun demir yolu tüneli Manş Tüneli (50,5 km)'dir.


    AMERIKA:

    Kuzey Amerika:
    Başlıca ırmakları; Arkansas, Brazos, Colorado, Columbia, Mackenzie, Mississippi, Missouri, Nelson, Rio Grande, St. Lawrence, Yukon'dur.

    Güney Amerika:
    Amazon Nehri

    AFRİKA:

    Başlıca ırmakları; Nil (6648 km ile yalnızca Afrika'nın değil, dünyanın en uzun ırmağıdır), Benue (1400 km), Kongo (4700 km), Kasai (2153 km), Limpopo (1770 km), Lualaba (645 km), Nijer (4183 km), Orange (2090 km), Senegal (1633 km), Chari (949 km), Oubaungi (2250 km), Zambezi'dir (2735 km).



    OKYANUSYA:
    Başlıca akarsuları, Murray, Darling ve Murrumbidgee
#17.10.2008 19:20 0 0 0