CNN International'ın futbol editörlerinden James Montague "Why America never fell in love with soccer" yani "Amerikalılar futbolu neden sevmez" adlı bir köşe yazısı yazdı. Ama yazıda öyle ilginç bir bölüm var ki biz Türkleri yakından ilgilendiriyor.
Montague, ABD Milli Futbol Takımı'nın eski oyuncuları, kaptanları, yöneticileri ve taraftarıyla röportajlar yapmış.
Gazetecinin, eski ABD Milli Takımı kaptanı Walter Bahr ile yaptığı söyleşide Bahr'ın, Beşiktaş ile ilgili ilginç bir anısı bulunuyor.
Bahr; "O yıllar Philadelphia Nationals takımında oynuyordum. St. Louis'de Beşiktaş ile bir maç oynadık. 2. Dünya Savaşı'ndan çıkmış ve kendimize çok güveniyorduk. Amerikalılar'ın, dünyanın en iyi askerleri ve sporcuları olduğuna yürekten inanmıştık. Fakat Beşiktaş bizi 5-0 yendi. Herkes çok büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Adeta şok olmuştuk. Asla beklemediğimiz bir sonuçtu. Öyle ki futboldan ben bile soğudum
Bir gün bir cenazı arabası gidiyormuş.Kullanan adam yolda 2 tane bayan görmüş kafasını pencereden çıkarıp demişki;
--Gelin hanımlar sizi gezdireyim demiş.
Kadınlardan biri;
--Adama bak cenaze arabasıyla gezdircekmiş diye gülmüşler.
Adam ilerde durmuş kadınlara demişki;
--Yahu adamlar bu arabaya binmek için ölüyorlar be demiş.
Üç arkadaş var. Bu üç arkadaş bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar.
Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ama Ermeni olan aynı zamanda papaz. Sıcak, bir süre sonra yolda susuyorlar. Etrafta su yok. Bağların olgun zamanı.
"İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın," diye
bir bağa giriyorlar. Bağın sahibi bir Türk ama onu görememişler.
"Kaç paraysa veririz," diyerek yemeye başlamışlar.
Bu sırada bağın sahibi gelmiş. Bakmış üç kişi üzümünü yiyorlar. Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını düşünmüş. Birine bakmış, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü de Türk.
Dönmüş Ermeni'ye, "Bak bu adam Türk, yesin malımı. Benim kanımdandır. Helali hoş olsun. Bu da Kürt'tür ama din kardeşimdir. Sen niye yiyorsun benim üzümümü?" demiş.
Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt'ün hoşuna gitmiş. Adam, papazı bir güzel dövmüş. Kıpırdayacak hal bırakmamış, yere uzatmış. Bağ sahibi biraz sonra Kürt'e dönmüş.
"Müslümansın da niye sahipsiz bağa giriyorsun. Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun, çünkü o Türk'ür. Kardeşimdir," diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış.
Bu durum Türk'ün hoşuna gitmiş. Biraz sonra Türk'e dönmüş ve
"Tamam anladık Türksün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi?" diyerek Türk'e de vurmaya başlamış. Türk yumrukla yere yuvarlanınca
Kürt'e dönmüş ve
"Biz," demiş "papazı dövdürmeyecektik."
>> İnsanligin ilk varoldugu dönemde,adamin biri seytani
yakalamaya karar vermis.Ancak bunun için 40 yil Tanri'ya ibadet etmesi
gerekiyormus.Karisiyla , dostlariyla ve bütün dünyayla iliskisini kesmis,
kendisini ibadete adamis.40 yil sora Tanri , ibadetinin karsiligi olarak
ona agzi kapali bir sisenin içinde seytani sunmus.Artik özgürmüs adam.Dünyada neler olup bittigini görmek, nelerin degistigini ögrenmek için sabirsizlaniyormus.siseyi karisina teslim etmis,ona iyi sahip olmasini
söylemis ve disariya çikmis.Kadincagiz seytani çok merak ediyormus.Ve merakina yenilip sisenin agzini açivermis...Açar açmaz da seytan siseden firlayip cikmis ve gülmeye baslamis:'Merakina engel olamadin ve kocanin 40
yillik emegini bosa çikardin 'diye alay etmis kadinla.
'Yok canim' demis kadin. 'Sen hiç o sisenin içinde olmadin ki.'
'Nasil olur? ' diye haykirmis seytan. 'Sen de gördün...siseden çiktim ben !
'Hiç o sisenin içinde degildin, inanmiyorum buna.Nasil küçücük siseye
girebilirsin ki? '
Kafasi atmis seytanin . 'Gireyim de gör!'demis ve yeniden sisenin içine girivermis....
Adamin seytani hapsetmesi 40 yilini,kadinin ise yalnizca 5 dakikasini almis.
Seytan da söyle isyan etmis Tanri'ya :'TANRIM ,MADEM KADINI YARATACAKTIN , O ZAMAN BANA NE GEREK VARDI?
Antik döneme ait bir çok paranın üzerinde Erciyes dağının sembolik olarak çizilmiş tasviri bulunmakta ve bazı sikkelerin üzerinde dağın tepesinde oturan bir tanrının tasvir edildiğini görülmektedir. Roma döneminde bu tanrının yerini Jupiteri temsil eden kanatlarını açmaya hazırlanan bir kartal almıştır. Yine bazı sikkelerde dağın üzerinde ay ve yıldız motiflerinin yer aldığını görülmüştür. İç Anadolu müzelerinde, Jüpiter'i sembolize eden kartal heykelleri ve Erciyes dağı ile ilgili sikkeleri görmek mümkündür.
Evliya Çelebi ise seyahatnamesinde Erciyes Dağı'ndan;
"Bu dağda asla yılan, çıyan, akreb ve bu gibi zehirli hayvanlar yoktur. Bu dağda ricalü'l-gayb makamı olduğu için haşerât bulunmaz derler. Diğer bir söylentiye göre de seçkin eshabdan olup uzun zaman yaşamı olan (Baba Reten Hindi) hazretleri bu dağda oturduğundan bu haşerâtın bulunmaması onların duası sebebiyledir.
Hâlâ bu dağda (Baba Reten) bağı denilen kendi kendine yetişen çeşitli meyveler veren bağlar vardır. Zira bu Baba Reten bağçivanların piri olup ismi Ebû Hindî'dir. Kendisi nimetlerinden uzak olarak yanlız basma ömür sürmüştür. Kabri yine Hindistan'dadır.
Başka bir söylentiye göre de, Hazret-i Yahya zamanında Kayser Erciş bu şehri kurduğunda büyük filozoflardan (Flaska) adındaki filozof bu yüksek dağa çıkıp yetmiş aded haşerât şeklini bir sütun üzerine kazıp her birine birer tılsım yapmıştır. Onun için bu dağda zehirli hayvanlar yoktur derler. Bu dağın yaz ve kışın kar ve buzu eksik olmaz. Zülâl kurdu dahi bulunurmuş ama biz görmedik." diye bahsetmektedir.
Tüm bu ifadeleri ile anlaşılmaktadır ki hangi kültür veya uygarlık olursa olsun Erciyes'in insanoğlu üzerindeki derin manevi etkisi şüphe götürmez bir gerçektir. alıntı