Atlas Okyanusuna düşen Air France uçağını geç kalarak kaçıran bir İtalyan kadının trafik kazasında öldüğü bildirildi.
İngiliz Times gazetesinin İtalyan ANSA ajansına dayandırdığı haberde, İtalya'nın Bolzano-Bozen bölgesinde yaşayan emekli Johanna Ganthaler'in, Brezilya'da eşiyle birlikte tatil yaptığı ve 31 Mayısta Rio de Janeiro havaalanına geç kalarak düşen Air France uçağını kaçırdığı belirtildi.
Çiftin, kazadan bir gün sonra Rio'dan kalkan bir uçak bulmayı başardığı, ancak daha sonra Avusturya'nın Kufstein bölgesinde trafik kazası geçirdiği kaydedildi.
Yoldan çıkan araçlarının karşı yönden gelen bir kamyonun altına girdiği kazada, Johanna Ganthaler'in yaşamını yitirdiği, kocasının ise ağır yaralandığı ifade edildi.
Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, keten tohumu, çörek otu, nar çekirdeği, üzüm çekirdeği, ceviz ve fındık yağından günde bir kaşık tüketilmesinin, damar sertliğinin gelişmesini önlediğini bildirdi.
Prof. Dr. Sönmez, aralarında üzüm, nar ve kabak çekirdeği ile keten tohumundan elde edilen yağların, ülkenin hemen her yerinden kolayca temin edilebildiğini söyledi.
Antioksidan maddeler ihtiva eden ve soğuk pres yöntemiyle elde edilen bu yağların makul fiyatlarda satılmaya başladığını belirten Prof. Dr. Sönmez, şunları kaydetti:
"Bu yağlar, koroner damarların iç yüzeyindeki parlak kaygan zemini hazırlayan endoteli koruyan antioksidan maddeler ihtiva etmektedir. Keten tohumu, çörekotu, nar çekirdeği, üzüm çekirdeği, ceviz ve fındık yağından günde bir kaşık tüketilmesi, damar sertliğinin gelişmesini önlüyor. Antioksidan maddeler ihtiva eden bu maddeler, kişiyi, güneşin zararlı oksidan etkilerinden koruyor. Çünkü bu bitkiler, antioksidan maddeleri kendilerini güneşin zararlı etkilerinden korumak için üretiyor.''
BİTKİ YAĞLARI NASIL KULLANILMALI?
Yağların salata ve çorba üzerine dökerek veya sabah kahvaltısında nane, kekik, kırmızı biber gibi lezzet ve kokusunu güzelleştirici ilavelerle tüketilebileceğini bildiren Sönmez, "Önerilen günlük tüketim miktarı, 1 çorba kaşığıdır.'' diye konuştu.
Kayısı, başta A vitamini olmak üzere B3 vitami ile demir, magnezyum, potasyum ve fosfor ihtiva eder.
Kayısıda bol miktarda bulunan betakaroten, kanserin, özellikle akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesine yardımcıdır. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum sayesinde kemik erimesinin önlenmesine faydalıdır. Kayısı, doğal lif açısından çok zengin bir meyvedir. Lifli bir meyve olduğundan bağırsakları korur ve pekliğe iyi gelir. Kansızlığı önler, kan yapımına yardımcı olur, cildi ve saçı canlı tutma özelliği vardır
İlk ve ortaöğretimde okuyan yaklaşık 15 milyon öğrenci yarın karne heyecanı yaşayacak. Karnesinde zayıfı bulunan öğrencilerin suçlanmaması konusunda velileri uyaran uzmanlar, çocuklara karne yüzünden yapılan baskıların ömür boyu sürebilecek psikolojik rahatsızlıklara sebep olabileceğini söylüyor.
Bazı ebeveynlerin karne gününü bir hesap sorma günü olarak algılaması öğrencileri kara kara düşündürüyor. Selçuk Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi, Davranış Bilimleri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yavuz Erişen, kötü karne için çocuklara kesinlikle şiddet uygulanmaması, suçlayıcı ve küçük düşürücü sözlerin sarf edilmemesi uyarısında bulundu. Erişen, "Notları beklenilenden düşük veya zayıf olan öğrencilerin aileleri bu dönemde dikkatli davranmalıdır." dedi. Bu dönemde öğrencilerin ailelerinden görebilecekleri olumsuz davranışlar sebebiyle depresyon, aşırı kaygı, korku, panik ve strese girebileceklerini ifade eden Erişen, "Öğrencilerin ruh sağlığında ileride giderilmesi güç problemler ortaya çıkabilir. Hatta bu sebeplerle intihara kalkışmalar, evden kaçma olayları yaşanabilir." diye konuştu.
Çocukların başarı ya da başarısızlığını etkileyen pek çok faktör bulunduğunu aktaran Yrd. Doç. Dr. Erişen, başarıda aile içi iletişimin etkili olduğunu kaydetti.
Özellikle 18 ile 36. aylar arasında çocuğunuzun davranışlarında her zamankinden farklı tutumlar gözlüyorsanız, bunlar daha çok inatçılık, istediğini elde etme, başaramayınca etrafına ve kendine zarar verme şeklinde gelişiyorsa, bunların sebebi 2 yaş sendromu olabilir.
Çocuk Gelişim Uzmanı Mine İnal Akkaya, çocukların bir birey olduklarını farkedip inatçı davranışlar içine girdiği bu dönemi, "2 yaş sendromu" olarak adlandırıyor.
İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli Akkaya, bu dönemde çocukların kişiliğinin oluşmaya, istediklerini nasıl yaptıracağını öğrenmeye başladığını belirterek, ebeveynler açısından anlaşılması ve dayanılması zor olan, gelişimin en önemli aşamalarından biri olarak tanımlıyor.
Literatürde "erken ergenlik", "terrible two", "çocukluk dönemi negativizm" olarak da isimlendirilen 2 yaş sndromunun her çocuğu aynı şekilde etkilemediğini ifade eden Akkaya, büyük ölçüde ailenin tutumu ve çocuğun kişilik özelliklerinin etkili olduğunu söyledi. Çocuk Gelişim Uzmanı Akkaya, "Bu sadece sizin çocuğunuzun başına gelen bir durum ya da hastalık değildir. 2 yaş sendromu, geçici ancak sabırla atlatılması gereken bir gelişim dönemidir." dedi. Bu dönemdeki çocukların, isteklerini konuşmak yerine ağlayarak gösterdiğini belirten Akkaya, "İtiraz etmeyi severler. 'Hayır, istemiyorum, gelmem, yapmam' gibi olumsuz ifadeler kullanmayı tercih ederler. İstekleri yapılmadığında başını yere vurma, kendine ya da anne babaya vurma, nesneleri fırlatma, çığlık atma ve öfke nöbetleri geçirme gibi davranışlar sergileyebilirler." şeklinde konuştu.
Bu dönemi sağlıklı atlatabilmek için bazı tavsiyeler de bulunan Mine İnal Akkaya, ebeveynlerin sabırlı davranması gerektiğine dikkat çekti. Anne, baba ve bakımında söz sahibi olan diğer kişilerin, çocuğun davranışlarına tepki verilmesi gerektiğini anlatan Akkaya, istediğini yaptırma ve tutturma krizleri sırasında kucağa almanın ve ilgi göstermenin, bu davranışların artmasına sebep olacağını vurguladı (CİHAN)
Michael Antonucci, lotodan 4.5 milyon dolar ikramiye kazandığında hayatının kurtulduğunu, bu paranın ona ömür boyu yeteceğini düşünmüştü. Ancak hesaplar tutmadı. Beş parasız kalan Antonucci'nin 'peri masalı' mahkemede son buldu.
Michael Antonucci'nin 1995'te lotodan büyük ikramiyeyi kazanmasıyla hayatı değişti. Banka hesabında 4.5 milyon doları vardı ve artık hayallerini gerçekleştirebilirdi.
Önce mesleğini değiştirmekle başladı işe. Antika eşyalar alıp satmaya başladı. Para, şehveti ve eğlenceyi de beraberinde getirdi.
Bir playboy misali yaşamaya başlayıp, yatlar, spor arabalar satın aldı. Lüks tatillerde para su gibi aktı.
Kendisinden yaşça epey küçük olan bir modelle bile evlendi. Bahama adalarında yaklaşık 20 bin dolara rüya gibi bir düğün yapıp, genç eşinin göğüslerini büyütülmesi için yaklaşık 8 bin dolar harcadı.
Evlilik sadece üç ay sürdü ve para da çok geçmeden suyunu çekti.
Antonitti, altı yıl içinde yanlış kararlar, felaketle sonuçlanan iş girişimleri sonucunda Plymouth'ta işlettiği bir bardaki şişme yatakta uyuyacak hale geldi.
Önceki gün ise tamamen dibe vurmuştu. 650 dolarlık borcunu ödemediği ve bu alacağı isteyen dükkan sahibihi tartakladığı için mahkemeye çıkarıldı.
Şimdi 60 yaşında olan Antonucci, suçlu bulundu ve bin 162 dolarlık para cezasına çarptırıldı.
Mahkemede, "Hayatımın son 15 yılında farklı koşullarda bulundum. İnsanın başına böyle şeyler gelebiliyor" diye konuşan Antonucci, masaj salonu, bar, gece kulübü ve konser salonu gibi yatırımlar yaptı, ama hepsi başarısız oldu.
1 milyon dolara eski bir manastır, 400 bin dolara bir ev aldı. İflasın eşiğindeki bir mobiyla dükkanını düzeltmek için yaklaşık 500 bin dolar harcadı.
Üstü açılabilen iki spor Mercedes'e 130 bin dolar harcarken, 12 bin dolara bir jet-ski ve 48 bin dolara 6 metrelik bir sürat teknesi aldı.
Bir kayıt stüdyosuna 400 bin dolar yatıran Antonucci, tatillere 16 bin dolar, bir pop müzik grubu kurmaya 65 bin dolar ve ünlü tasarımcıların elinden çıkma giysilere 40 bin dolar saçtı.
Eski eşi Kelly Arkins de boşanırken 565 bin dolarlık bir evi aldı.
Antonucci, mahkemede banyo malzemeleri satan dükkan sahibi John Langman'ı birkaç yıl önceden kalma 650 dolarlık alacağını talep etmesi üzerine yumrukladığı iddialarını yalanladı.
Langman, Antonucci'nin kendisinde bir ayna aldığını ve borcunu ödemediğini savundu. Antonucci ise, Langman'dan 4 bin dolara jakuzi aldığını ama hiç memnun kalmadığını ve bu yüzden de aynaya para vermek zorunda olmadığını öne sürdü. Mahkeme Antonucci'yi suçlu bularak, bin 162 dolar para cezasına çarptırdı.
Yavuz Sultan Selim Osmanlı'nın en kısa süreli padişahları arasında sayılıyor. Ancak tarihçiler onun bu 8 yıl süren saltanatında 80 yıla sığacak hizmetler yaptığında birleşiyor. Gerçekten de Osmanlı, onun döneminde hazinesini doldurmakla kalmıyor, topraklarını genişletip, siyasi nüfuzunu; Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Balkanlarda artırıyor.
Babasından devraldığı tatminkâr hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etmişti: "Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin." Bu vasiyet tutuldu. O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz'un mührüyle mühürlendi. Ta ki Vahdettin'e kadar
***
Şüphesiz Yavuz'un en büyük zaferi Osmanlı topraklarının kilometrekaresini iki katına çıkartması, ya da Avrupa'da nüfuzunu artırması değildir. Onu asıl sevindiren Rasulullah'ın beldesinin hizmetkârı seçilmesidir.
Evet, Cihan Devleti'nin genç ve kudretli İmparatoru Yavuz, bunca zaferden sonra bir emir alıyor ve o emirden sonra dermanını yitiriyor, gücünü, ihtişamını unutuyor gözlerinden kan gelinceye dek ağlıyor, ağlıyor
Yavuz'un nedimi Hasan Can o gün Yavuz'la ilmi münazaraya gidememiş, uyuyakalmıştı. İşte ne olduysa o gecenin sabahında oldu.
Cihan Padişahı Yavuz Sultan Selim, Hasan Can'a gidip, "İmdi ne düş gördün beyan eyle, dinleyelim" der. Gördüğü rüyanın tesirinden kalkamayan Hasan Can bir şey anlatamaz, ancak yavuz çok ısrarlıdır. "Bre Hasan, anlat bakalım gördüğün düşü" der ve hasan Can'ı sıkıştırır...
Padişah'ın bu sıkıştırması boşuna değildir
Kapı ağası Hasan ağa öyle bir rüya görmüştür ki, ne anlatabiliyor ne de gözlerindeki yaşı dindirebiliyor
Hasan Can, işte Hasan Ağa'nın gördüğü o rüyayı padişah'a nakleder
Rüya şöyledir; "Gecenin bir vakti Sarayın kapısı çalınır, kalabalık halde gelenler Arap elbiseli, Arap simalı nurani şahıslardır. Silah kuşanmışlar, ellerine bayrak almışlar. Kapının yanında da dört nurani kimse durmaktadır. Ellerinde birer sancak vardır. Kapıyı vuran şahsın elinde ise Padişah'ın ak sancağı bulunmaktadır. Hasan Ağa'ya der ki; "Bizi Rasulullah (sav) gönderdi. Selam ettiler ve buyurdular ki, "Yavuz kalkup gelsun, Haremeyn hizmeti ona verilmiştir. Bu gördüğün dört kimseden; şu Ebu Bekri Sıdık, şu Ömer-ül Faruk, şu Osman-ı Zinnureyndir. Seninle konuşan ben ise Ali Bin Ebu Talip'tir. Var Yavuz Sultan Selim Han'a Rasulullah'ın bu emrini bildir" der
Sultan Yavuz, Hasan Can'dan rüyayı dinledikçe gözlerindeki yaş artar, yüzü kızarır, boynu iki büklüm kalır
Rasulullah'ın "Haremeyn hizmeti Selim'e verilmiştir" emri Yavuz'un Mısır seferine çıkmasını sağlayacaktır. İşte o sefer, "Hakim-ül Haremeyn değil, hadim-ul Haremeyn" (Mekke ve Medine'nin hizmetçisi) ifadesini bu emirden alır
Ve Kutsal emanetlerin İstanbul yolculuğu da böylece başlamış olur
***
Yavuz'a verilen "hizmet" görevi Osmanlı'nın "manevi" alandaki en büyük gücü olmuştur. Çünkü İslam'ın ve Müslümanların "halifesi" sıfatı sadece siyasal güç değil, aynı zamanda dini bir simgedir. Osmanlı'nın "sancak sahibi" olmasını en güzel tanımlayan herhalde Yahya Kemal olmuştur. Kemal, "Aziz İstanbul" da şöyle anlatır meseleyi; "Gezintilerimde bir hakikat keşfettim. Bu devletin iki manevi temeli vardır. Fatih'in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan ki hala okunuyor. Selim'in Hırka-i saadet önünde okuttuğu Kuran ki hala okunuyor." der
Osmanlı bu derin saygısıyla büyüdü. Ve Yavuz için en büyük mükafat Rasulullah'ın emanetlerinin koruyucusu olma şerefidir.
Emanetlere o kadar kıymet atfetmiştir ki, saray'da muhafaza edilmesini istemiştir. Ve hala devam eden Kuran okunması ise başlı başına bir saygı ifadesi değil de nedir?
"Bizim davamız kuru cihangirlik davası değildir" derken Osmanlı, işte bu kutsal vazifeden aldığı ilhamla yolunu aydınlatıyordu.
***
Sina çölünde önünde yürüyenin Rasullah (sav) olduğunu görünce at'ından inen Yavuz, köleler gibi anılmak için kulağına küpe taktığı ifade edilen Yavuz Sultan Selim, "Benden Allah'ın kulu, kölesiyim" diyebilmiştir bu kadar zaferlerin gölgesinde bir Padişah olarak
Ama Yavuz'u asıl büyüten de bunca şaşaa ve ihtişama rağmen Mısır zaferi dönüşünde kendisine hazırlanan gösterişli karşılamayı istemeyip, gecenin en koyu vaktinde sandalla boğazdan gizlice saraya geçmeyi tercih edişi olmuştur
***
Bu yazıda bahsedilen manevi veçhelere bazıları eleştiri getirebilir, Osmanlı padişahlarını kutsadığımızı, dokunulmazlık verdiğimizi iddia edebilir. Bu yazının amacı kimseye dokunulmaz atfetmek değildir. Ama tarihi bir vesikayı da ilan edip, bir gerçekle yüzleşilmesini sağlamaktır.
Şimdi yazıyı şöyle bitirelim
Bu dönemde Rasulullah kendi emanetlerini koruması için acaba kime emir göndermiştir?
Kaynak: Tarihçi Hoca Sadettin efendi. Eser; Mukaddes Emanetler-Hilmi Aydın, S.5. emanetlerin Sarayda toplanması.
" Her canlı Allah'ı tesbih etmektedir " sözü Prof. Dr. Galin Biserof Asenof'u araştırmaya iter. Kur'an-ı Kerim'i incelediğinde Bakara Suresi 26. ayette geçen
sivrisinekleri araştırmaya başlar.
Sivrisineğin kanat sesini önce lazerli bir mikrafon yardımı ile kaydeder sonra sesi yavaşlatarak insan kulağının algılama ve konuşma ritmine indirir ve kulaklarına
inanamaz
İnanılmaz sesi dinlemek için bilgisayarınızın sesini açın ve buraya tıklayın
----Her işe besmele ile başlardı. "Besmele ile başlamayan işin hayrı ve bereketi kesilir buyurmuştu.
----Herkese selam verirdi "Allah katında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için ha-rekete geçendir" buyururdu.
----Boş sözlerden kaçınırdı. "Malayani şeyleri terk etmesi, bir kişinin Müslümanlığının güzel olmasındandır." buyurmuştu.
----Evine selam vererek girerdi.
----Çocuklarla şakalaşırdı.
----Bir evin kapısını en fazla 3 kez çalardı.
----İsteyeni reddetmezdi. "Bana infak etmem ve yoksulluktan korkmamam emredildi" buyurmuştu.
----Karnı acıkmadan yemezdi, "Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın; tam doymadan da kalkın" buyurmuştu.
---Güzel kokular sürünürdü.
---Misafire ikram etmeyi severdi. "Allah'a ve Kıyamet gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin" buyurmuştu.
----İnsanlara hediye verir ve hediyelerini kabul ederdi.
----İnsanların en mütebessimiydi.
----İnsanlara latife yapardı.
----Ondan asla kaba bir söz duyulmamıştı.
----Temizliğe çok önem verirdi.
----İşçinin emeğinin karşı-lığını hemen verirdi. "İşçi-nin ücretini alnının teri kurumadan veriniz." buyurmuştur.
----Esnaflara dürüst olmayı tavsiye ederdi.
----Komşu ilişkilerinde çok hassastı.
----Evleneceklere yardım ederdi.
----Hz. Ömer (ra) adaleti ondan öğrenmişti.
----Ben kral değilim derdi. Karşısında titreyen bir adama, Korkma! Ben kral değilim. Kureyş'ten kuru ekmek yiyen kadının oğluyum." demişti.
----Hayvanlara iyi bakılmasını ister, aşırı yük yüklemeyi yasaklardı.
----İyilikleri asla unutmazdı.
----Ayıpları yüze vurmazdı.
----Aksi bilinmedikçe hüsnü zan yapardı. "Başkası hakkında bana kötü bilgi getirmeyin; ben yanınıza hakkınızda iyi düşünerek selim bir kalple gelmek isterim" buyurarak hüsn-ü zannın esas olduğunu belirtmişti.
----Allah Rasulü'nün hayatında istikrar önemli bir yer tutar. "İbadetlerin en hayırlısı az da olsa devamlı olanıdır." buyurmuştu.
----Her konuda güvenilir bir insandı. "Dürüst ve güvenilir tüccar kıyamette peygamberler, sıddîkler ve şehitlerle beraber" olarak diriltilecektir." buyurmuştu.
----Ashabının hal ve hatırını sorardı.
----Çok nazikti, kimseyi rahatsız etmezdi.
---Herkese iltifat ederdi.
----Dişlerin bakımına önem verirdi.
----İlim öğrenenlere destek verirdi.
----Evlenenleri tebrik ederdi.
----İşkenceye hiçbir mazeret olamaz derdi. Allah Rasulü, savaş halinde bile kadın ve çocukların öldürülmesini, hatta ölünün cesedine bile eziyeti yasaklamıştı.
----Allah Rasulü, yatmadan önce avuçlarını birbirine birleştirir. İhlas, Felak ve Nas sûrelerini okur, sonra da başından başlar mübarek vücudunu meshederdi.
----Ashabıyla tokalaştığında karşısındaki elini çekmedikçe Kendisi çekmezdi.
---Hapşırdığında eliyle ağzını kapatırdı.
----Sohbetleri insanları usandıracak kadar uzun değildi.
Yaralı bayramlar geçti
Mevsimler, bütün anlamlarıyla
Yüreğin koyu yerinde birikenler
Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
Gelip geçti şehirler ve ölüler
Unutmadık
Topraktan çobanyıldızına değin
Hey yer
Her şey
Mümkündü
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralıydık
Unutmadık
Orada bir coğrafya yağmalanıyor
Orada gazetelerin ofset baskısı
Orada yeniden yazıyorlar 835 satır
Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük
Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz
Adsız ölüleriz
Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
Savaşlar ve pazarlar çağıydı
Aynı silahlardı kullandığımız
Aynı çarşılar aynı kandı
Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik
Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
Viran tarihten
Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
Çocuklar gibi kusup
Kırda gelincikler gibi gülümseyen
Müsademe çocuklarını gördük
Geçip gidiyorlardı
Tarihin en uzun gecesinden
Pazarlarda aynı kan
Aynı paranın değiş tokuşunda
Karanlık çarşılar
Aynı kanlı tarih her defasında
Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın
Ölüme yakın duran
Bir de on binlerin korosunda haykıran
İntifada intifada intifada
İki güzelliğimiz vardı bizim
Ufkumuzdan inen
Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize
Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
Doğunun gündüz ve gecelerinde
Otuz üç yıldız
Hala ışığını gönderiyor bize
Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
Birkaç karanfil
Yol için ipek, uyku için maya
Kalbiniz için
Kara bir yemin gibi çırılçıplak
Kelimeler getirdim
Kaybolmuş yüzyılların vatanında
Ölümün erken takibe aldığı çocuklar
Dağlarda değilim sizinle birlik
Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralı
Serap ile hakikat arası
Çağın aşamadığı uçurumlarda
Gider gelirim gider gelirim
Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma
Anda gizlenen zaman
Ateşin avesta dili
Bitkiler, otlar, kökler
Dağlanmış dil, narın rengi
On binlerin dönüştüğü uğuldarken
Doğunun yeni defteri
Topraktan çobanyıldızına değin
Her yer her şey karanlık bir pusuda
Yazının, tekerleğin, tarihin
İlk çocuklarından
Ey büyük mezopotamya
İki bin yıllık gece
Dön geri bak
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğuşunda