İnce Sızı

İnce Sızı

Üye
13.05.2010
Çavuş
2.125
Hakkında

  • Konu: Lev Kapısı
    Baştan sona doğru sözlere ne denir ki ...
#29.11.2010 12:47 0 0 0
  • Sessizligime, suskun kalisima isyanimdir
    Siirlerim
    Bir garip suskunluk kapliyor nedense yüregimi...
    Bilirim susmak boyun bükmektir caresizligime...
    Dinlemektir bazi anlarda, hircinliklarima hükmedemedigimde
    Sözcüklerime küsüslerimdir


    İnsanın kalbi deniz gibidir, dilde o denizin kıyısı...
    Denizde ne varsa kıyıya o vururmuş...
#29.11.2010 10:40 0 0 0
#27.11.2010 19:58 0 0 0
  • HADİ ARTIK


    Her daim yön Sana olmalı
    Gözler her şeyde Sen ' i görmeli
    Kalpler Sen diye atmalı
    Aşkı umanlar Sen ' i bulmalı



    Titremeli insan Eylül yaprakları gibi
    Sararıp, solmalı divane aşıklar gibi
    Bedenden sıyrılıp Hak aşıkları gibi
    Yürümeli taze ruhlar Yare doğru



    İki hecede nefes almalı insan
    Al-lah demeli her nefeste kalpten
    Cana karışıp can olmalı her dem
    Gönle huzur dolmalı iki hecede



    Alemler derin bir uykuda iken
    Seher vakti varmalı aşıklar kapısına
    Mim gibi durmalı huzurda
    Cebrail edası, kemal-i edeple



    Sohbeti canan etmeli Meleklerle
    Her an hoş geldin demeli Azrail ' e
    Uyanma vaktidir artık uykudan
    Akşam oldu, çekilmeli artık oyundan




    İsmail ÖZDOĞAN
    İnce Sızı
#27.11.2010 16:02 0 0 0
#24.11.2010 23:56 0 0 0
  • BİR VİRANE ALEMDEYİM


    Kırık dökük gönlüm, viraneyim
    Kırk yerinden yamalıyım
    Nefsin oyuncağı bi çareyim
    Ya Rab, sensiz bu yerlerde avareyim


    Seni anmayınca ince sızılardayım
    Aşk deyip, ruku ' ya eğilen ruhlardayım
    Darlanınca yüreğim, uçuşan aminlerdeyim
    Ya Rab, rahmetine sığınan dualardayım


    Dumanı tüten Katre-i matemlerdeyim
    Bağlı dilimin eksik gedik zamanlarındayım
    Hançer yemiş gönlümün, tabibine amadeyim
    Ya Rab, edep ile ağlamaktayım


    Canımda yer eden, Ah Minel Aşk 'tayım
    İsmail gibi kör bıçakla oynaştayım
    Azrail ' e selam eden tebessümdeyim
    Ya Rab, hasretliğin ta ortasındayım



    İsmail ÖZDOĞAN
    İnce Sızı
#21.11.2010 23:46 0 0 0
  • Zemzem suyu hakkında bilmediklerimiz - Yanlış bilinenler - Zemzem suyu - Yeryüzünde kaynağı bulunamayan tek suyu kaynağı - Zemzem suyu resimleri


    Mekke'deki Zamazemah United Office, her gün 594 bin litre zemzemi damacanalara doldurup Harem-i Şerif'te hac için gelenlerin konakladığı ev ya da otellere ücretsiz dağıtıyor. Zamazemah United Office'in başkanı Süleyman İbn-i Salih Ebu Galye, bayrağı babasından devralmış. Galye, Allah'ın misafirleri hacılara hizmet etmek için herkesin yarış halinde olması gerektiğini söylüyor.

    'Su gibi aziz ol' sözünün çıkış noktası nedir bilinmez ama sırlarla dolu tarihi ile zemzem bu hitaba çok manidar bir örnek. En değerli hac hediyesi... Küçük bakır fincanlarda ikram edilen Besmele ile kıbleye yönelerek üç yudumda içilen zemzem çok sayıda araştırmaya rağmen bugün bile merakları celbediyor.

    noimage

    Hz. Hacer'in oğlu İsmail'e su bulma ümidi ile Safa ile Merve tepeleri arasındaki samimi arayışının karşılığında ilahi bir lütufla yeryüzüne çıkmış olsa da zemzemin dünya gözü ile bulunamayan kaynağı, modern bilimin dikkatini çekmeye devam ediyor. Bir dönem Mekke'deki Zemzem Araştırmaları ve Geliştirmeleri Enstitüsü'nde yöneticilik yapan Profesör Zekai Şen'in şu sözlerinden etkilenmemek mümkün mü: "Arap Yarımadası'nın en kurak vadisinde bu kalitede ve bollukta bir suyun 1,5 metre çapında bir kuyudan çıkması tam bir mucize. Zemzemi araştırdıkça imanım arttı. Zira bilimin açıklayamadığı çok şey var. "

    Kâbe'nin 14,5 metre yanında, Hacerü'l-Esved ile Makam-ı İbrahim arasında kalan zemzem kuyusu izdiham olduğu için kapatıldı. Kuyudan çıkan su borularla Kuday bölgesine, oradan da dolum tesislerine pompalanıyor. Suud yönetimi zemzemin sadece hacılara ikram edilmesine izin veriyor. Bu amaçla kurulan Zamazemah United Office her gün 594 bin litre zemzemi damacanalara doldurup umre ya da hac için gelenlerin konakladığı ev ya da otellere ücretsiz dağıtıyor. Şirkette 1.100 kişi çalışıyor. Zemzemin para ile satılması yasak. Hatta dolum tesislerinde görevli personel de zemzem içemiyor. Dışarıdan parayla aldıkları şişe suyunu içiyorlar. Otellerde 20 riyale satılmasına da şöyle izahat getiriliyor: "Su için para alınmıyor. Bidon ve taşıma ücretidir o."

    Gümrükte hacıların belli miktardan fazla zemzem geçirmesine izin verilmiyor. Zamazemah United Office'in İdare Meclisi Başkanı Süleyman İbn-i Salih Ebu Galye, hacılara Cidde Havalimanı'nda zemzem ikram etmek için çalışmaların sürdüğünü söylüyor. Galye, kuyu hakkında şu bilgileri de veriyor: "1981'de kuyunun incelenmesi için bir ekip görevlendirildi ve çalışmaları kamera ile kaydedildi. Görüntülerde zemzem kuyu duvarının sağ ve solunda iki delikten fışkırıyor. Ötesi yok ama. Ne kadar su çeksek eksilme olmuyor. Kuyu yosun tutmuyor. Ziyarete açıkken hacılar içine madeni para vs. atardı. Her yıl Şaban ayının 15. gününde kuyu taşar, bu yabancı cisimleri dışarı atardı. Onun dışında hiç taşmazdı. Şimdi bu olay da tekerrür etmiyor. Kendi kendini temizliyor kuyu. Biz hiçbir müdahalede bulunmuyoruz." Galye, 'Zemzem terleme yolu ile vücuttan atıldığı için böbreklerde tembellik yapıyor' şeklindeki görüşlere katılmıyor. Peygamber Efendimiz'in "Yeryüzünün en hayırlı suyu zemzemdir. Onda her türlü hastalığa şifa vardır." sözlerini de ekliyor. Çok tüketildiği için suyun kesileceğine ihtimal vermeyen Galye, "Cennet ırmaklarından bir ırmak olan zemzem yeryüzünde en son kuruyacak olan sudur." diyor.


    noimage

    Bugün zemzem kuyusu olan yerde su arayan Hacer'in Cebrail'i gördüğü belirtilir. Cebrail bulunduğu yeri kazmaya başlayınca berrak bir su çıkar. Hazreti Hacer, suyu havuz gibi yapar, içer ve kırbasını doldurur. Doldurdukça su kaynamaya devam eder. İçtikçe de susuzluğu ve açlığı gider. 'Dur' anlamına gelen 'zemzem' der. Hatta Peygamber Efendimiz'in, Hazreti Hacer öyle demeseydi şimdi bir zemzem nehri olacağını söylediği belirtilir. Hacer validemizin suyun başında kaç gün, kaç ay geçirdi bilinmez ama Şam'dan dönen Yemenli Cürhüm Kabilesi'nin; yol üzerindeki -daha önceden su ve hiçbir canlının bulunmadığını bildikleri - o vadiden geçerken Hacer'i ve oğlunu görüp oraya yerleştikleri söylenir. Allah'ın emirleri yaşanmaz olunca su kurur. Tâ ki Hz. Muhammed'in dedesi Abdülmuttalip rüyasında kuyunun yerini görene ve zemzemi tekrar çıkarana dek...

    Avrupa'da yapılan laboratuvar çalışmalarına göre zemzem diğer sulara nazaran çok daha az kükürt taşırken, çok daha besleyici ve daha fazla mineral barındırıyor.

    Kaynağı gelişen teknolojiye rağmen hâlâ bulunamadı. Yakınlarında hiçbir kuyu yok ve denize 80 km uzaklıkta. 'Kaynağın belli olmamasına karşın yüzyıllardır suyunun bitmemesi, kurumaması' zemzemin mucizevi yönüne bağlanıyor.

    Kim ne niyetle içerse muradına eriyor. Açlığını gidermek için içen açlığını, susuzluğunu gidermek isteyen susuzluğunu zemzem ile giderir.

    1,5 metre derinliğindeki bir kuyudan çıkıyor ve hac mevsiminde günde 594 bin litre tüketiliyor.

    Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporlarına göre en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.

    Amerika'da yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan tek su zemzem. Yani mikrobik hastalıklara karşı etkili olan florürleri barındırıyor.

    Bir başka özelliği ise kalsiyum ve magnezyum tuzlarının oranının yüksekliği. Bu ise yorgun insanların yüzlerine sürdükleri zaman neden ferahladıklarını izah ediyor.

    Alman kimyacılar, normal bir su ile karıştırıldığında baskın gelip bütününü mayalanma özelliği ile zemzeme çevirdiğini belirtiyorlar.
#19.11.2010 12:43 0 0 0
  • Bir vatan , bayrak sevgisi ancak bu kadar güzel dizelere dökülebilir di, gönlünüze sağlık, çok güzel bir paylaşım.Devamını dilerim...
#16.11.2010 14:12 0 0 0
  • Aslında CHP yi hiç bir zaman sevmesemde Deniz Baykal bana çok sempatik görünüyor :)
    Ama CHP derseniz asla, zihniyeti derseniz iki kere asla derim...
#16.11.2010 12:43 0 0 0
#16.11.2010 10:18 0 0 0
  • AŞKIN SAHİBİ


    Aşkın sahibi neler söyler bilirmisin
    Gönlün halden hale döner anlarmısın
    Her an arzu edersin de Yar ' ini
    Dilin ne diller döker duyarmısın


    Takılma gölge aşklara,yürü hadi
    Hissettiğinde sevdiğini, aşkını, Yar ' ini
    Ver ömrünü, ver sevgini, ver her şeyini
    Sen ve Ben olmayan tek aşkını


    Aşk olmasaydı var olurmuydun sen
    Aşka layık olmasaydı O, aşık olurmuydun sen
    Gölge aşklara takılsaydın, aşkı bulurmuydun sen
    Yar seni sevmeseydi, maşuk olurmuydun sen


    O'nu her andığında anmasaydı seni
    Dilin söylermiydi her an dileğini
    Yüreğini yakan aşk olmasaydı
    İstermiydin hasretle güzeller güzeli Yar ' i



    İsmail ÖZDOĞAN
    İnce Sızı
#15.11.2010 20:46 0 0 0
  • Konu: İşte Allah
    Aminnnnnnnnnnnnn :), pek güzel bir dua oldu, emeğinize sağlık...
#14.11.2010 10:44 0 0 0
#10.11.2010 20:12 0 0 0
  • O kadarçok karşılaştım ki değişik şekilleri ve benzerleri ile bu tarifi olmayan acının :(, Dileğim odur ki Rabbim bir daha hiç bir kuluna memlekete bir daha böylesine bir acı göstermesin, geriye dönüp 10 yıl öncesine baktığımda bir film şeridi gibi geçiyor o zamanlar gözümün önünden, ama o sarsıntıda ' tamam şimdi gerçekten kurtuluşumuz yok her şey bitti ' diyeiçimden geçirirken o film şeridi 2 saniyeliğine gözümün önünden geçmişti ve sonrası tam bir mucize ki işte hala bu dünyadayım çok şükür Rabbime ki ailemden kimseye bir zarar gelmedi ama ya yakınlarım ya sevdiğim dostlarım ya diğer insanlar :(

    Öyle bir yara deştiniz ki bu şiirle, bir anda yıllar öncesine ve o zaman dilimine gittim... unutulmaması gerekn , ders çıkartılması gerekn bir zaman ve felaket, bir daha Rabbim göstermesin inşaallah... :(
#08.11.2010 15:58 0 0 0
  • Anlaşılan yine gönül yaralı, yine sızılı, zaten hep bu hallerde yazmazmıyız en güzelleri, birbirinden hisli dizeleri, yazanın gönlüne, ellerine sağlık, hoş bir müzikle ve güzel görsellerle süsleyen sizede teşekkürler...
#05.11.2010 00:48 0 0 0
  • BEN SEN ' DEYİM SEN HER YERDE


    Yusuf ' un atıldığı kuyulardayım
    Zifiri, buz yanığı karanlıklardayım
    Hasretle bekleyen toprağın kucağındayım
    Ya Rab, bir içli, hüzünlü dualardayım


    Rengarenk bir hayal kuşağındayım
    Gönlümü kanatan sabrımın sınırındayım
    Taşları eriten, ateş parçası gözyaşlarımdayım
    Ya Rab, meleklerin af dileyen dualarındayım


    Hayatın bilinmezlerinde, rüyalarımın sonundayım
    Merhamet dileyen gönlümün son demindeyim
    Sana hasretle edilen, kırık dökük yakarışlardayım
    Ya Rab, aşkına kanat açan yaralı buraklardayım


    Kimsesizim şu dünyada, sahipsiz yollardayım
    Sevginin baharında, aşkının gül kokan goncasındayım
    Kudret elin ellerimde, ben nurunun sarhoşluğundayım
    Ya Rab, sevgine karşılık yazdığın, hoş kaderdeyim


    Olmazları olduran lutuf yağmurlarındayım
    Hüzünle bekleşen gözlerimin, süzülen yaşlarındayım
    Kabul olunmayı dileyen, dökük yıkık dualarımdayım
    Ya Rab, ben Sen'i görmeden seven aşk deryalarındayım

    Çetin mi çetin , kanlı savaşlardayım
    Yalancı oyunlarda yolunu şaşıranlardanım
    Tut elimden, dokunuver gönlüme, ilahi nazarındayım
    Ya Rab, Sen ' de var olan, nurlu yok oluşlardayım





    İsmail ÖZDOĞAN
    İnce Sızı
#04.11.2010 21:32 0 0 0
  • AŞIKLARIN İSTEĞİ

    Kimler dönmedi aşkına pervane
    Nasıl yandılar kor ateşlerde
    Hangi dillere düştü aşkın her demde
    Mum gibi eridi Sana müştak gönüller Ya Rab

    Aşkına yetmedi zavallı sineler, çatladı
    Sevgine doymadı gönüller kanadı
    Cemaline bakındı canlar göremedi
    Rahmet yüklü bulutlara döndü gözler Ya Rab

    Evinin kokusuyla sarhoş oldu bedenler
    Semaya yükseldi Kabe 'de hasret kokan dualar
    Pişmedi daha, yanmadı ham olan alacalı yürekler
    Aşkının azameti hem ağır, hem tatlı geldi Ya Rab

    Evveli ahiri olmayan ey gerçek Dost
    Varlığı bir avuç toprak olan kuluna
    Aşkını ilan edip can veren Ezeli Yar
    Aşıkların isteği bütün bütün Sen Ya Rab




    İsmail ÖZDOĞAN
    İnce Sızı
#30.10.2010 00:19 0 0 0
  • Mevlana ve Mevlevilik - Mevlevilik nedir - Semah dönmek

    Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî... Bir büyük Allah dostu, tasavvuf mesleğinin kâmil mürşidi,Mevlevilik yolunun pîri. Fânî âlemden geçeli sekiz asır olmasına rağmen hâlâ insanlara yol göstermeye devam ediyor. Batı'da pek çok kişi onun vasıtasıyla İslâm'la tanışıyor.

    Eserleri, her dönem, dünyada çok satan kitaplar listesinin üst sıralarında yer alıyor. Türbesi ziyaretçi akınına uğruyor. Mesnevi'nin girişinde 'Herkesin zannında dost oldum' dediği gibi, herkes bir şekilde kendini ona yakın görüyor. O ise kendini "Ben canım bedende oldukça Kur'an'ın bendesiyim. Muhammed Muhtar'ın ayağının tozuyum." diye anlatıyor. Genç yaşında Selçuklu devrinin en hatırlı âlimleri arasına giren Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî ile tanıştıktan sonra mânâ âleminin yüksek ufuklarında dolaşmaya başladı. "Nereye başımı koysam secde edilen O'dur. Bağ, bülbül, sema ve sevgili hep birer bahane... Bunların hepsinden maksat O'dur." diyerek ömrünü tevhid neşesi içinde geçirdi. Anadolu'nun Moğol istilası ile sarsıldığı bir devirde yaşamasına rağmen "Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?" diyerek etrafına güzellikler saçtı. "Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil. Topluluk rahmettir, ayrılık değil." buyurdu. Vefatından sonra onun izinden gitmek isteyenler, sevenlerinden ve sevdiklerinden Hüsameddin Çelebi'nin etrafında toplandı. Meşrebi, yaşayış tarzı, oğlu Sultan Veled zamanından itibaren sistematik bir tarzda tespit edildi. Bu yola Mevlevîlik adı verildi.



    Semâ

    Âl-i İmran Sûresi'nde "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve 'Rabb'imiz, bunu boş yere yaratmadın, seni tesbih ederiz, bizi ateşin azabından koru.' derler." buyurulmaktadır. Semâ, Mevlevî yoluna mahsus bir zikir tarzıdır. Mevlânâ'nın semâı, bir merasime tabi değildi. İçinden geldiği zamanlarda, bazen bir dost meclisinde, hatta bazen yolda yürürken dönerek zikretmeye başlardı.
    "Hâl ehlinin kalplerinin hizmetkârıdır semâ"
    Usulleri zamanla tespit edildi

    Semâ, Mevlânâ'dan sonra zaman içinde belli usullere tabi olan, ayin-i şerif denilen hususi beste eşliğinde icra edilen bir hal almıştır. Mevlevîhanelerin açık olduğu dönemde sema ayini, vakit namazının kılınmasıyla başlardı. Ardından Mesnevî dersi yapılarak semâya geçilirdi. Günümüzde semâya namazdan sonra Mesnevî ile başlama usûlüne her zaman riayet edilmemektedir.
    Başta mezar taşı, sırtta kefen

    Semâzenler, semâ esnasında başlarına keçeden sikke, üzerlerine tennure denilen uzun etekli kolsuz elbise, destegül adlı önü açık bir ceket giyerler. Bellerini elifî nemed isimli bir kuşakla sararlar. Mevlânâ zamanında Mevleviler o devrin kıyafetlerini giymekteydiler. Zaman içinde kıyafetler değişti; fakat Mevleviler, Selçuklu tarzı kıyafetlerini muhafaza ettiler.

    Cânın câna selamı

    Semâ öncesi şeyh efendi ve semâzenler ağır adımlarla üç kere meydanı devrederler. Devr-i Veledî denilen bu yürüşün ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn, hakka'l-yakîn ya da tevhid-i ef'al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zat mertebelerini tefekkür için yapıldığı ifade edilir. Devir esnasında post önüne gelenler 'cemal cemale niyaz ederler' ki bu, canın canı, insanın insanda tecelli edeni selamlamasıdır.
    'Âşıkların gıdasıdır semâ'

    Hırkalarından soyunup şeyh efendinin izniyle meydana çıkan semâzenler, kalp istikametindeki sol ayakları sabit, sağ ayaklarıyla çark atarak dönmeye başlarlar. Sağ el yukarıya, sol el aşağıya bakacak şekilde kol açılır. Semâ ayini, aralarda bir miktar durarak dört 'selâm' halinde icra olunur. Dört selam şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebelerini ifade eder.

    Doğu da, Batı da O'nun

    Semâ sırasında her dönüşte içten bir kez 'Allah' denilir. "Doğu ve Batı Allah'ındır. Yüzünüzü nereye çevirseniz Allah'ın yüzü oradadır." (Bakara, 115) hükmünce her türlü varlıktan soyunup, O'na teslim olunur. Kur'an tilaveti ve dua ile mukabele sona erer. Mevlevilikteki zikir belirli zamanlarda yapılan semâdan ibaret değildir. İsm-i celâl zikri ve Mevlânâ'nın okuduğu duaları ihtiva eden evrad da vardır.

    Ümitsizlik dergâhı değil!

    "Yetmiş iki millet sırrını bizden dinler. Biz ney gibiyiz, iki yüz mezhep ehli ile bir perdede konuşuruz." diyen Mevlânâ'nın dergâhı, her dönem insanların sığınağı oldu. Osmanlı devrinde Konya'daki dergâhtan başka âsitâne denilen on dört büyük dergâh, köylerdekiler hariç yetmiş altı zâviye vardı. Mevlevî dergâhları asırlar boyu muhabbetin, güzelliğin, zarafetin menbaı olarak hizmet etti. Bu zarafet Mevlevîlerin konuşmalarına kadar sirayet etmiştir. Bir Mevlevî hiçbir zaman kapıyı kapatmaz, sırlar. Lâmbayı söndürmez, dinlendirir. Onların nazarında kapatmak, söndürmek nâhoş kelimelerdir.

    Mevlevî dergâhlarında semâ yapılan bölüme semâhane adı verilir. Zahiren, ortasında daire şeklinde ahşap zeminli semâ meydanı bulunan geniş bir salondur. Gerçekte ise nefisle cihad edilen, kâinatın her zerresi gibi döne döne Allah'ın anıldığı bir mekândır. Giriş kapısının karşısında mihrap ve minber bulunur. Etrafında ziyaretçiler için maksureler ve ayin bestesinin icra edildiği mutrıbhâne yer alır. Mihrabın ön kısmına kırmızı şeyh postu serilir. Post ile kapı arasında varsayılan çizgiye ise hatt-ı istiva denilir. Tevhidin ana çizgisini ifade eden hatt-ı istivaya edeben basılmaz.
    Mevlânâ'nın dilinden

    Beri gel, daha beri, daha beri. Bu yol vuruculuk nereye kadar böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye kadar? Sen bensin işte, ben senim işte... Ne diye bu direnme? Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık? Topumuz bir tek olgun kişiyiz... Ne diye böyle şaşı olmuşuz? Zengin yoksulu hor görür, ne diye? Sağ, soluna yan bakar, ne diye? İkisi de senin elin... Peki, kutlu ne, kutsuz ne? Topumuz bir tek inciyiz... Başımız da tek... Aklımız da tek. Ne diye iki görüp kalmışız bu iki büklüm gökkubbenin altında? Sen habire gevele dur bakalım... Habire "usul boylu birlik çam ağacı" de... Sonu nereye varır bunun şu beş duyudan, altı yönden? Varını yoğunu birliğe çek, birliğe. Kendine gel... Benlikten çık... Uzak dur... İnsanlara katıl... İnsanlarla bir ol... İnsanlarla bir oldun mu, bir madensin... Bir ulu deniz. Aksine kendinde kaldın mı, bir damlasın, bir dane... Dünyada nice diller var, ama hepsinde de anlam bir... Sen kapıları, destileri hele bir kır, sular nasıl bir yol tutar gider göreceksin.Toprakta yeşeren gül bahçesi yok olur. Gönülde yeşeren gül bahçesi ise ne hoş! Biz pergel gibiyiz. Bir ayağımız şeriat üzre sabit, öbür ayağımızla yetmiş iki milleti devrederiz.
    1001 günlük eğitim

    İnsan, bir tarafı meleklere, bir tarafı şeytana uzanan tecelliler manzumesi. Nefis ise Kur'anî ifade ile 'kötülüğü çok emredici'. İnsanoğlu, nefsini terbiye edip yaratılma gayesine uygun bir inanış ve yaşayış içine girdiğinde 'mahlukatın en şereflisi' sıfatına bürünüyor. Mevlevilik yolunda 1001 gün süren bu manevî terbiyeye 'çile' deniliyor. Çileye talip olan, üç gün boyunca dergâhta saka postu denilen yerde oturtulur, gerçekten bu yolda kararlı olup olmadığı sınanırdı.

    Çile çıkarmakta olan 'can'lar, mânevî eğitimleriyle birlikte mutfakta ayakçılık, süpürgecilik, pazarcılık, bulaşıkçılık, şerbetçilik, çamaşırcılık gibi on sekiz çeşit hizmeti de sırasıyla ifa ederlerdi.

    Çile çıkaran dervişlerin eğitiminden aşçı dede ile onun muavini mahiyetindeki kazancı dede sorumluydu. Sema meşki de dervişlere verilen eğitimlerden biriydi.

    Mevlevihanelerde Mesnevî okutulur, dervişlere rızkını helalinden kazanması için kabiliyetine göre güzel sanatlardan biri öğretilirdi. Mevlevihaneler birer sanat akademisi gibiydi.

    Çilesini tamamlayan derviş, 'dede' olur. Ancak Mevlânâ yoluna gönül veren herkesin dergâhta 1001 gün çile çıkarması gerekmez. Böylelerine tarikat usûlünce muhip denilir.
    Eserleri


    MEVLÂNÂ MÜZESİ

    Mevlâna Dergâhı'nın yeri, Selçuklu Sarayı'nın gül bahçesi iken Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlânâ'nın babası Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'e hediye edilmişti. Bahaeddin Veled, 1231 yılında vefat edince buraya defnedildi. Mevlânâ'nın da aynı yere sırlanmasından sonra Mimar Tebrizli Bedrettin'e 'Kubbe-i Hadra' (Yeşil Kubbe) denilen türbe yaptırıldı. Daha sonra yapılan ilavelerle büyük bir külliye haline gelen mekân 1926 yılına kadar dergâh olarak hizmet etti. Tekkelerin kapatılmasından sonra Mevlânâ Dergâhı müze haline getirildi.

    Hazreti Mevlânâ'nın kabrinin ziyaret edildiği mekâna Huzur-ı Pîr adı verilir. Mevlânâ'nın kabri, oğlu Sultan Veled'le aynı örtü altında yan yanadır. Yanıbaşlarındaki ahşap oyma şaheseri yüksek sanduka ise babası Bahaeddin Veled'in kabridir. Türbede Mevlânâ soyundan ya da onun müridlerinden pek çok zatın daha kabri bulunmaktadır. Sikkeli sandukalar erkeklere, sikkesiz sandukalar ise hanımlara aittir. Girişte soldaki altı sanduka ise Bahaeddin Veled'le birlikte Belh'ten geldikleri söylenen Horasan er- lerinindir.

    Mevlânâ Müzesi'nde günümüzde Hazreti Mevlânâ'nın kıyafetleri, Mevlevî kültürüne ait ve pek çoğu birer sanat eseri olan eşyalar ile aralarında Mesnevî'nin ilk nüshalarının bulunduğu el yazmaları ziyarete açık tutulmaktadır. Müzedeki eserlerden biri de bronz üzerine altın ve gümüş kakmalarla süslenmiş nisan tasıdır. Toplanan nisan yağmurları bu tasta biriktirilir, üzerine dualar okunduktan sonra Mevlânâ'nın sarığının ucu suya batırılırdı. Daha sonra bu su şifa niyetine dağıtılırdı.

    Derviş hücreleri Çilesini tamamlayan dervişlere dergâhta hücre tahsis edilirdi. 'Hücrenişîn' dedeler burada yaşarlar, misafirlerini burada ağırlarlardı.

    Matbah-ı Şerif Mevlevî dergâhının mutfağı olan bu kısım aynı zamanda çile çıkaran dervişlerin yetiştiği mekândı. 1. Kazancı Dede, dervişlerin eğitiminden de sorumluydu. Ocağın bulunduğu yer de Ateşbâz-ı Velî makamıydı. 2. Çileye talip olan can, üç gün boyunca saka postunda oturtulup sabrı denenirdi. 3. Semâ meşki, semâ tahtası üzerinde yapılırdı. 4. Mevlevîhanelerde yemek son derece zarif kurallara riayetle topluca yenirdi. Yemek sofrasına somat denilirdi.

    Mevlânâ Türbesi Mevlânâ ailesi ve efradının kabirleri Hz. Mevlânâ Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled Mevlânâ'nın babası Bahaeddin Veled Çelebi mezarları Horasan erleri


    Mevlânâ Müzesi Cümle Kapısı: Dergâhın ana girişidir. Meydan-ı Şerif: (Günümüzde Müze Müdürlüğü) Matbah-ı Şerif Hürrem Paşa Türbesi Hâmuşân Kapısı: Mevlevîler, ölene sustu mânâsında 'hâmûş oldu', mezarlığa suskunlar mânâsında 'hâmuşân' derler. Sinan Paşa Türbesi Fatma Hatun Türbesi Hasan Paşa Türbesi Çelebi dairesi (Kütüphane) Kubbe-i Hadra Çelebi Kapısı: Mevlânâ soyundan olan Çelebi'ler dergâha bu kapıdan girerlerdi. Mescid Semâhane Red Kapısı: Tekke terbiyesine aykırı büyük bir suç işleyen dervişlerin ayakkabılarının uçları dışarıya doğru çevrilir, bunun anlamını bilen derviş sessizce bu kapıdan tekkeyi terk ederdi.
#29.10.2010 23:43 0 0 0
  • BİR GİDİŞLE GİTTİN


    Bir gidişle gittin Ya Resulallah,
    Son bir damla yaş süzülüverdi yanağına
    Soğuk rüzgarlar uğradı Medine sokaklarına,
    Yıkıldı Medine, yandı ümmetin, ayrılığına


    Bir gidişle gittin Ya Resulallah,
    Dinmedi asırlara sığmayan hasretin
    Zaman, Sen ' li zamanlara aşık iken,
    Dünya ehli kokuna, ay yüzüne hasretken


    Bir gidişle gittin Ya Resulallah,
    Tarifsiz bir sevinç, Sen ' i özleyen sema ehlinde
    Yürek yangını, derin bir acı, kan kırmızı yüreklerde
    Sana aşık, sana vurgun, gül kokan gönüllerde,


    Bir gidişle gittin Ya Resulallah,
    Asırlar çare olmadı hasretini dindirmeye
    Bir gelişle geliver çatlayan sinelere
    Sen ' siz rüyalara, yaşlı gözlere, yaralı gönüllere,




    İsmail ÖZDOĞAN
    İnce Sızı
#29.10.2010 02:49 0 0 0