kasim79

kasim79

Üye
23.10.2004
Onbaşı
553
Hakkında

  • YALNIZ BAŞIMA...!

    Dün yalnız başıma sahilde gezerken
    Seni düşündüm loş ışıkların altında
    Oturdum kumsalın üzerine,ismini yazmak istedim dalgalara
    Telefonu alıp elime yalnızlığımla konuştum bütün gece!

    Baktım o maviliklere...Acaba senin gözlerin mi
    bu deniz kadar güzel,yoksa deniz mi senin gözlerin kadar mayhoş?
    Herkes dinledi beni o gece...Dalgalar,kumlar ve,
    sessizliğe çekilmiş martılar.Sonra haykırdım onlara;

    Ey..!Koca deniz!Sen sevgiyi verebilir misin bana?
    Martılar;Siz yarimi gökyüzünden getirebilir misiniz bana?
    İnce bir sessizlik düştü etrafa
    Seni sevmeyi denize anlattım o gece

    Ey deniz!
    Sen benim yarimin gözlerinin,senden daha derin olduğunu bilir misin?
    Onun,senin beyaz dalgalarından daha beyaz ve temiz olduğunu
    bilir misin?
    Ve peki,benim aşkımın senden daha büyük olduğunu bilir misin...?

    DAVUT ÇELİK
    RİZE
#25.11.2004 11:23 0 0 0
  • Konu: aldatılmak
    DOĞRU SÖZE NE DENİR....ELİNE SAĞLIK KARDEŞ..
#25.11.2004 11:17 0 0 0
#25.11.2004 10:30 0 0 0
#24.11.2004 10:39 0 0 0
#24.11.2004 10:33 0 0 0
#24.11.2004 10:23 0 0 0
#24.11.2004 10:13 0 0 0
#24.11.2004 09:33 0 0 0
  • İşgalci Amerikan güçleri Felluce'yi yok ediyor. Vatanını savunmaktan başka bir suçu olmayan Ebu Fatıma'nın, eşine yazdığı mektup okuyanın yüreğini parçalıyor. Ebu Fatıma'nın ölüm haberi, mektubundan önce eşine ulaşıyor.

    Felluce'de Yaşayan Ölü'nün son mektubu bu. Mektup, İngiliz pazar gazetelerinden Sunday Times'da yayınlandı. Mektubu, direnişe katılan 45 yaşındaki bir esnaf olan Ebu Fatıma yazıyor. Ebu Fatıma, işgal güçlerinin Felluce'ye saldırısının ikinci gününde kaleme alıyor mektubunu:

    "Sevgili karım Ümmü Fatıma;
    Sana fena halde mektup yazmak istedim. Niye bilmem. Belki de ecel yaklaştı. Bazara Mahallesindeyiz. Her tarafımız küffarla sarılı.

    Bu mektubu arkadaşım Ahmet getirecek sana. Olur ya belki herşey iyi gider de mektubu birlikte okuruz. Ya da kim bilir sen benim için gözyaşı döküyor olursun.

    Ümmü Fatıma, yalvarırım kendine ve çocuklara iyi bak. Onları hiçbir şeyden mahrum bırakma.

    Dükkanı ne yapacağına sen karar ver. Bundan sonra sizin tek ekmek kapınız olacak o dükkan.

    Annemle de iyi geçinmeye çalış. Sana kötü davransa bile... Ne olur benim hatırım için.

    Ne istersen yapabilirsin, sana kızmam. Ağzıma alamıyorum bir türlü ama, istersen yeniden evlenebilirsin bile.

    Ne yaparsan yap, kızlarımızın sana emanet olduğunu unutma. Okullarını bitinsinler sana destek olsunlar.

    Arkadaşlarıma söyledim, sana destek olacaklar. Yalnız kalmayacaksın.

    İmza
    Yaşayan Ölü Ebu Fatıma"



    Ebu Fatıma'nın eşi Ümmü Fatıma ile görüşen Sunday Times'ın Irak'taki muhabiri Halla Cabir, mektubun bir fotokopisini gazeteye yollamış. Ümmü Fatıma da önce ölüm haberini, sonra da kocasının mektubunu almış.


    IRAK'TAKİ ZÜLMUN BİR AN ÖNCE SONA ERMESİNİ CENAB-I HAKTAN NİYAZ EDER, BÜTÜN MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİ BU KONUDA DUA YA DAVET EDERİM...

    BUGUN ONLARA, YARIN BİZE...ALLAH TAŞIYAMAYACAĞIMIZ ŞEYLERLE BİZLERİ SORUMLU KILMASIN...EN AZINDAN İMANIN EN ZAYIF NOKTASI OLAN KALP İLE BUĞZ ETMEYİ CÜMLEMİZE NASİP EYLESİN..AMİİİN!



    SELAM VE DUA İLE...
#22.11.2004 09:41 0 0 0
  • Dünyada ve kainatta
    Sana gelir bütün yollar
    Huzurunda yüce katta
    Kapında yalvarır kullar

    Aşık çekmeyince çile
    Anlayamaz bile bile
    Her an saygı ile
    Seni tesbih eder diller

    Dilersen rahmet saçılır
    Günah şeylerden kaçılır
    Her gece sana açılır
    Dua için açılan eller

    Yeter ki bize izin ver
    Gülistanlık oldu her yer
    Sanki gizli bir şey der
    Seher vakti esen yeller

    Kalpler ismin ile vurur
    Rahmetin olmasa kurur
    Secde eder gibi durur
    Boynu bükük gonca güller

    H.Cengiz ALPAY

    "Her geceni KADİR bil,
    Her gezeni HIZIR bil!.."
    KADİR gecelerinde,
    Mağfireti HAZIR bil...
    İslam'a sarıl kardeş!..
    Dünya ahiret HUZUR bul...
    KİRAMEN KATİPLERİ,
    Her halini YAZAR, bil!..

    Tüm dostların mubarek KADİR GECESİ'ni en içten dileklerimle tebrik eder, tüm İSLAM alemi ve İNSANLIK için hayırlara, IRAK'taki kardeşlerimiz için de HUZUR ve ZAFERe vesile olmasını Cenab-ı Hakk'tan niyaz ederim.
#09.11.2004 08:33 0 0 0
  • Zindandan Mehmed'e Mektup

    Zindan iki hece. Mehmed'im lafta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de geri adam, boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
    Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
    Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

    Bir alem ki, gökler boru içinde.
    Akıl, olmazların zoru içinde
    Üstüste sorular soru içinde.
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler, bugün "maruzat"!
    Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
    Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil
    Sayım var, maltada hizaya dizil!
    Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccademin yönünde şefkat
    Beni kimsecikler okşamaz madem
    Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

    Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim, senelik paydan!
    Zindanda dakika farksızdır aydan
    Karıştır çayını zaman erisin
    Köpük köpük, duman duman erisin!

    Peykeler, duvara mıhlı peykeler
    Duvarda, başlardan yağlı lekeler
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
    Duvar, katil duvar yolumu biçtin
    Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

    Sükut... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
    Tek nokta seçemez dünyadan nazar
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir.
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
    Garip pencerecik, küçük daracık;
    Dünyaya kapalı, Allah'a açık

    Dua, dua, eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
    İplik ki incecik, örer boşluğu

    Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
    Karanlığında nur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

    1961

    Necip Fazıl Kısakürek
#07.11.2004 09:32 0 0 0
  • Konu: GENÇ ADAM
    GENÇ ADAM

    Genç adam! Düşün bir yığın dert ki asırlık..
    Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık.

    Milletin her yanı ayrı bir illetle malûl;
    Beyinler sarsık, kalbler baygın, devâsı meçhûl..

    Meydanlar inliyor; gâyesiz kalabalıklar..
    Ve insanlar tıpkı akvaryumdaki balıklar:

    Şaşkınlıkla gidip kâh sağa tos, kâh sola tos..
    Böyle bir topluluk içinde idrâka paydos!

    Bunca fezâyîle cemiyet yaşar mı? Heyhât!
    Göz görmez, kulak sağır, kapkaranlık hissiyât..

    Şehirler çirkef oldu, sokaklar zift kanalı;
    Gençler serâzât, her şey hürriyet payandalı...

    Hayâ yırtılıp gitmiş, iffet ayak altında,
    Yalan som altın, aldatma sultanlık tahtında...

    Kurt gövdenin içinde yapraklar bir bir solmuş,
    Millî ruh derbeder ve millet dâğidâr olmuş...

    Genç adam; bu bâdirenin bahâdırı sensin!
    Yıllardır, hayâllerde, düşlerde beklenensin... doğrul!

    Kendine gel! Bak tan yeri ağarıyor
    Ve ışıklar karanlık ordusunu boğuyor.

    Hiç durma koş tulumban elinde dört bir yana!
    Göğüsle alevleri bu bir vazife sana!

    Yırtılsın bütün zulmetler, belli olsun akyol...
    Gel, İslâm emânetin dönmez davâcısı ol!

    Sensin asırlardan beri beklenen kahraman,
    Gel ki, artık dizlerimizde kalmadı derman..!

    M.FETHULLAH GÜLEN
#07.11.2004 09:27 0 0 0
  • Karadeniz Kızları


    Güzelliği yazılır, dağa, taşa, yaylaya
    Biraz cesaret ister laz kızına bakmaya
    Mis gibi çay kokar, çiçek kokar yazları
    Sözleriyle öldürür karadeniz kızları

    Kimi siyah kimi sarı dalgalıdır saçları
    Bembeyaz martı olur dolaşır yamaçları
    Bir of çekse yerinden koparır ağaçları
    Deli bir rüzgar gibi karadeniz kızları

    Laf atanı affetmez hemen silahı çeker
    Mangal yürekli olur karadeniz kızları
    Gülüşü ömre bedel, muhabbeti çok şeker
    Baldan da tatlı olur karadeniz kızları

    Kara kazan içinde suları kaynatırlar
    Kemençenin sesiyle dağları oynatırlar
    Kaçkar eteklerinde seyreder yıldızları
    Cennetten inen melek karadeniz kızları

    Adamı bir hoş eder cilveleri, nazları
    Yaylada otururlar çoğunlukla yazları
    Sünneti eksik etmez kaçırmazlar farzları
    Dinine bağlı olur karadeniz kızları

    Başına taç ederler gökteki yıldızları
    Keşan, peştamal takar karadeniz kızları
    Eşine sahip çıktı kovdu nataşaları
    Anlatmakla bitmiyor karadeniz kızları.

    Mehmet Ali Güneş
#07.11.2004 09:25 0 0 0
  • Konu: AY YÜZLÜ
    AY YÜZLÜ

    Ay yüzlüm, apaçık sözlüm rûhum Sana kurban;
    Gönlüm Sana hayran!

    Nergis bakışlarının tesiri ne de yaman!
    Sultânım el amân..!

    Bak sînemde bir ok var, derûnumda bir acı,
    Sendedir ilâcı...

    Ey varlığı nûr, dünyâsı sürûr, sözü Kurân!
    Her derdime derman...

    Pür âteşim bırakma beni hicranda zinhâr!
    Rûhumda âh u zâr...

    Hem mahzûn, hem de perişan derdlerle kıvrandım;
    Kapına dayandım!

    Bilmem başka ocak, başka ateş, Sana yandım;
    Seninle uyandım.

    Ey dünyâya arşdan gelen nûr, ey meh-i tâbân!
    Aydınlattı ziyân...

    Hayâlimle gezip yine dîdârını andım;
    Aşkınla kıvrandım.

    Ey taptâze gül, kâkülü anber, saçı reyhân!
    Câziben ne yaman!

    Görmemiştir cihânda gözler Sen gibi dilber...
    Güneşlerden enver...

    Aç lütufla bağrını aç ki kıtmîr kulundur!
    Dergâhın uludur...

    Deryalar gibi kereminden bir katre ihsân,
    Ey gönlüme Sultân!

    Lütfeyle ne olur bildiğim başka kapı yok!
    Derdim herkesden çok.

    M.FETHULLAH GÜLEN
#07.11.2004 09:22 0 0 0
  • (Şiirsel Öykü)

    '6 nisan 2003de Bağdatta Amerikan bombaları tarafından, param parça olarak yaşamını yitiren 7 yaşındaki Fatımanın anısına. '

    Adı Fatıma yedi yaşında
    Yirminci yüzyılın başında
    Kerbela çölünün tam ortasında
    Hasta anasıyla yaşardı Fatıma
    Babasını savaşta kaybetmişti
    Onun hiç sarı çizmeleri olmadı
    Beyaz çiçekli elbisesi
    Oyuncak bebeği, eteği
    Sadece okumaktı tek isteği
    Fatıma yoksul bir köy çocuğu
    Kerbela çölünde yeni yeşeren
    Umutla büyüyen gül tomurcuğu
    O yıl, okula başladı
    Yamalı bezden yapılmış okul çantası
    Komşusunun verdiği beyaz elbise
    Ne kadar da yakışmıştı ona
    Yırtık ayakkabılarından utansa da
    Mutluydu,çünkü okula gidiyordu
    Okumayı yazmayı öğreniyordu
    Biraz korku biraz sevinç
    Yirminci yüzyılın başında
    Tank seslerinin arasında
    Savaşın tam ortasında
    Iraklı bir kız çocuğu Fatıma
    Bir okul dönüşünde
    Bomba atan jetleri
    Yanan evleri
    Kan içinde cesetleri
    Telaşla koşuşturan
    Ağlayan insanları gördü
    Kuşlar gökyüzünü
    Mermilere bırakmış
    Krizantemler, kasımpatıları yerine
    Barut ve kan kokuyordu etraf
    Savaş çıktı dediler
    Küçücük hayal dünyasında
    Oyuncak bebeklerin
    Çiçekli elbiselerin
    Birde şehit babasının
    Hayaliyle yaşardı Fatıma
    Savaş nedir? Ölüm nedir? bilmezdi
    Bunları okulda öğretmemişlerdi
    Anlam verememişti bu olanlara
    Anasının mis kokan kucağına sığındı
    O geceyi karanlıkta geçirdiler
    Yeni günün habercisi sabah güneşi
    Yeni umutlarla doğmuştu
    Ortalık durulmuştu
    Beyaz elbisesini giydi kefen misali
    Erkenden pazara gittiler, anasıyla
    Nerden bilebilirdi ki mezara gittiğini
    İçi kıpır kıpırdı, mutluydu
    Öğretmenine bir demet kasımpatı
    Titrek elleriyle yazmak için kalem
    Kokulu silgi, yıldızlı toka
    Kırmızı kurdele, güzel bir çanta
    Çeyizine birkaç örtü alacaktı
    Önce kasımpatıları aldı, sonra kalemi
    Pazarın tam orta yerindeydiler
    Büyük bir patlama oldu
    Füze düşmüştü umutların üstüne
    Kanlar içindeydi Fatıma
    Beyaz elbisesi kırmızıya dönüştü
    Hala yaşıyordu, sol yanı sızlıyordu
    Anasının gözyaşı yağmuru andırıyordu
    Cehennemi andıran bir sıcaklık vardı
    Ama onun küçük bedeni üşüyordu
    Anasına sarıldı son bir umutla
    Gökten bir melek indi
    Haydi gidiyoruz dedi
    Bir eli anasının elindeyken
    Diğeriyle kasımpatıları sıkı sıkı tuttu
    Yanağında kuruyan gözyaşıyla
    Son nefesini
    Anasının kucağında verdi.
    O gün otuz beş can yanmıştı
    Bütün dünya ağlamıştı
    Kristal kadehlerin içinde
    Kan rengi şaraplar içildi
    Olmayan şereflerine kadeh tokuşturdular
    Açıklama yaptı bunu yapanlar
    'Yanlışlıkla oldu' dediler.
    Ne rahat söylediler
    Yetim kalan çocukları
    Kapanan ocakları düşünmediler
    Önce biraz kınandılar
    Sonra alkışlandılar.
    Puşt'muydu neydi o devletin başkanı
    Diğer bir adıyla insan kasabı
    Hiç üzülme Fatıma, başını öne eğme
    Sen şehitsin, şehit kızı
    Mahşerde ödenecek bu zulümün hesabı.

    Mehmet Ali Güneş
#07.11.2004 09:17 1 0 0
  • Filistin Günlüğü

    1.
    Sanırım, ellerinden tutmalıyım.
    Bir ikindi vakti gibi durmalıyım önünde, ortada.
    Tüm anlamsız çabalarımı bir yana koymalıyım.
    Sanırım, yangın olmalıyım,
    yanmalıyım!
    nasıl yanıyorsa senin yüreğin,
    nasıl yanıyorsa ellerindeki çiçekler.

    Sonra,
    aslında,
    acı yüklü kervanlar da geçip gitmeli, Kudüs surlarının önünden.
    esmer bir erkek çocuğu gibi büyümeli intifâda.
    Sanırım,
    bir taş daha atmalıyım,
    bir taş daha!
    ve sonra,
    bir taş daha olmalıyım.
    büyükçe bir taş,
    bir taş daha!

    2.
    Sanırım ellerinden tutmalıyım.
    Boynu tutulmuşlara sırtımızı dönüp çekilmeliyiz,
    Daha kuzeyden, daha batıdan.
    Ancak böyle kırılır değil mi?
    Ramallahın,
    Kâbilin
    Ve İstanbulun zincirleri.

    Ve hemen duaya koyulmalıyız ardından,
    "yetişin hüznün coğrafyasına, ey! hüznün peygamberleri!"

    3.
    ve gece saat 3ü vurduğunda,
    sanırım ellerinden tutmalıyım.
    Bir söylentidir diye değil a!
    Öyle olması gerektiği için.
    Azıcık aralanmalı koyu bulutlar,
    Işık dokunmalı azıcık senin bahçene,
    Ve benim bahçeme de doluşmalı yetim kuşlar.

    4.
    Sen uyurken,
    Zayıf adamlar yürüyordu, Filistin sokaklarında.
    Toplarına kin yüklüyordu tanklar.
    Ebed müddet bir kin.
    Muhammedin küçük kardeşinin, kefene ihtiyacı kalmamıştı artık.

    Sen uyurken,
    Ve ben uyurken,
    Kudüs
    "Ağla ey Salahaddin!" diyerek ağıt yakıyordu.
    Beline bağladığı kilolarca bombayla birlikte patlıyordu,
    Muhammedin öteki küçük kardeşi,
    Rüyasında.
    Rüyasında, rüya göremiyordu diğerleri.

    Ben mi utanmalıyım?
    Ben mi?
    Yoksa ben mi?
    Tarihin ilk başladığı günden beri, herkes mi alçaklığı seçiyordu?

    Sen uyurken,
    Ben uyuyordum.
    Ve biz uyurken,
    Ölüyordu,
    bahçemizde tanklarla oynayan esmer küçük bebekler.


    Sinan Doğan
#07.11.2004 09:16 0 0 0
  • Konu: ISTANBUL'A
    İstanbul'a

    Beni hasretini ezberlediğim İstanbul'a götürün
    Önce kumsala durmadan öpücükler konduran
    Dalgaları seyredeyim, kıskanayım tertemiz sevdalarını.
    Sonra bir yağmur alsın Üsküdar'a giderken
    Setresi uzun, eteği çamur katipleri göreyim
    Orhan Veli'nin İstanbul'una götürün beni
    Gözlerimi kapayıp dinlediğimde duyduğum
    "Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa"
    "Serin serin Kapalı Çarşı" olsun
    Sevdiğine siz diyebilen saygılı aşıklara rastlıyım sonra
    "Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda"
    Deyişini sessizce dinleyim.
    Sonra Münir Nurettin'den Mikrofonsuz şarkılar dinleyip
    Ruhumu besleyim.

    Beni "Gecesi Sümbül, Tükçesi Bülbül kokan"
    İstanbul'a götürün
    Yalıların alt katlarına misafir olan oynak suları seyredeyim.
    Cumbada otursun iş işlesin kadınlar
    Kafesli pencerelerden ud sesleri yayılsın akşama.

    Topkapıya gideyim sonra
    Surlardan tarihin gözleriyle bakayım İstanbul'a delik delik...
    Ada Vapuru'nda uçuşsun saçlarım,
    İşportacıların emek kokan seslerini dinleyim
    Semalarında uçuşan bulutlarında Fatih'ten kalma Kırat'ın
    Şahlanışına hayret edeyim,
    Minareler gökyüzüne uzanıp seslensin ezanları.

    Çamlıcaya giderken
    "Aşk Bahçesinin Bülbülüyüz"
    Diyen üç gülüne rastlayım Yesari Asım'ın
    Onlardan parasız yaşayıp eğlenmenin sırrını alıp
    Heybeli'de her gece mehtap'a çıkan aşıkların
    Sandalına atlayım
    Mehtabı seyrin zevkine bir dem de ben dalayım
    Nargileleri'nin dumanıyla dert paylaşanlara
    El sallayım
    Bir akşam da bütün meyhanelerini dolaşayım İstanbul'un
    Sevdiğimi arayım kadehlerdeki dudak izlerinde
    En büyük sıkıntım dedikodu olsun
    "Geç bunları anam babam bir kalemde" deyip
    Gülüp geçeyim.

    Beni göktemizi İstanbul'a götürün
    Köprüde balık ekmek yiyim
    Akşam serinliğini kaynatan Semaverlerinden
    Bir bardak demli çay içip
    Bir vapur ıslığında geri döneyim.

    Nisan 1999

    Berna Ocakçıoğlu
#07.11.2004 09:12 0 0 0
  • Yattığım Kaya

    Bu akşam o kadar durgun ki sular
    Gömül benim gibi kedere diyor.
    İçimde maziden kalma duygular
    Ağla geri gelmez günlere diyor.

    Ey gönül, gidenden ümidini kes!
    Kaçan bir hayale benziyor herkes,
    Sanki kulağıma gaipten bir ses
    Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

    Enginden engine koşarken rüzgar,
    Bende bir yolculuk heyecanı var...
    Yattığım kayaya çarpan dalgalar
    Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.

    NECİP FAZIL KISAKÜREK
#07.11.2004 09:07 0 0 0