Bizden yana mevsim güneş ve ay hep dolunay
Bizden yana rüzgar okun içime işliyor
Kalp ağrıma bir tek senin güzel yüzün iyi geliyor
Senden yana hayallerim bildiğim sevdiklerim
Senden yana kuşlar resmim güzelleşiyor
Kalp ağrıma bir tek senin güzel yüzün iyi geliyor
Nasıl da aklım gidiyor
Seni yazdım her yere aşk diye
Kimse bilmez kimse duyamaz
Bir kuş uçar kalbimden kalbine
Kimse görmez kimse durduramaz
Senden yana şiirlerim sevdiğim şairlerim
Senden yana dostlar adın dilimden düşmüyor
Kalp ağrıma bir tek senin güzel yüzün iyi geliyor
Nasıl da aklım gidiyor
Seni yazdım her yere aşk diye
Kimse bilmez kimse duyamaz
Bir kuş uçar kalbimden kalbine
Kimse görmez kimse durduramaz
Senle bağlanır eli kolu yalnızlığın
Bir ömür yeter bana doya doya sarıldığım
Seni yazdım her yere aşk diye
Kimse bilmez kimse duyamaz
Bir kuş uçar kalbimden kalbine
Kimse görmez kimse durduramaz
Seni yazdım her yere aşk diye
Kimse bilmez kimse duyamaz
Bir kuş uçar kalbimden kalbine
Kimse görmez kimse durduramaz..
GÜZEL ... AŞK... BİRİNİ HATIRLATIYOR ..... VE ACIKLI.... ((
Ey maraz-ı vesvese ile mübtela! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksam-ı kesîresinden kesîr-ül vuku olan yalnız beş vechini beyan edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu
Sözler - 274
Belli bir konu çevresinde var olan birden fazla olayın, sebep-sonuç ilişkisine bağlı bir biçimde oluşturdukları organik bütündür. Olay örgüsünü: eserde nakledilen hadise veya hadiseler zinciri veya bir oyunun, hikayenin yahut romanın içinde olan biten her şey biçiminde de tanımlamak mümkündür. Olay örgüsü, birbiriyle hiç ilgisi olmayan olayların rast gele veya peş peşe sıralanması değil, birden fazla olayın sebep-sonuç içinde organik bir bütün oluşturmasıdır. Kral öldü, kraliçe de öldü. dersek hikaye olur. Kral öldü, arkasından kraliçe de öldü. dersek olay örgüsü olur.(Neden sonuç ilgisi var.) Bir başka ifadeyle, olay örgüsü, insanın insanla, insanın toplumla, insanın tabiatla, insanın kendisiyle olan mücadelesinden doğar.Roman, tiyatro ve hikayenin olay örgüsü, çok büyük ölçüde böyle bir çalışmadan doğar. Mücadele veya çatışma , zıt güçler (işçi-patron, fakir-zengin, köylü-ağa vb.) veya zıt kutuplar (iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik, doğruluk-yanlışlık) arasında yaşanır. Zıt güç veya kutuplar, çoğunlukla somut varlıklarla (insan, tabiat, hayvan) temsil edilmekle birlikte, zaman zaman soyut kavramlarla (gelenek, töre, iyilik) da temsil edilebilirler. Roman ve hikayedeki olaylar da -zaman zaman- kronolojik olabilir. Ancak anlatıcının tercih ve imkanları, bu kronolojiyi çoğu zaman bozabilir. Yani anlatıcı hikayeyi, baştan sona, sondan başa, ortadan sona, ortadan başa, sonra sona doğru anlatabilir. Olay Örgüsü Nasıl Bulunur? Olay Örgüsü: Metinlerde olay, ya metindeki kişiler arasında cereyan eden ilişkiler ya da kahramanın iç çatışmaları sonucu ortaya çıkar. Metindeki olay sadece somut gerçeklik değildir. Hayal, tasarı, izlenim ve benzeri hususlarda olay örgüsü çerçevesinde değerlendirilir. Olay örgüsü çıkarılırken bu hususlar dikkate alınmalıdır. Olay Örgüsünün Gündelik Hayattaki Geçeklikle İlişkisi: Anlatmaya bağlı edebi metinlerde olay örgüsünün her zaman aynen yaşanması mümkün değildir. Olay okuyucuda ya da dinleyicide estetik kaygı uyandırmak amacıyla düzenlenir. Oysa günlük hayatta yaşanan olayların anlatılmasında estetik değil gerçeklik dile getirilmektedir. 2. Kişiler: Öyküde anlatılan olayları veya durumları yaşayan kişilerdir. Öyküde kişi sayısı azdır. Sadece bir veya birkaç kişi vardır ve onun başından geçenler anlatılır. Öyküde olayları yapanlara ya da olaydan etkilenenlere öykünün kahramanları denir. Kahramanın kendine özgü ayırt edici özellik taşımasına karakter denir. Benzerlerinin niteliklerini abartılı bir biçimde üzerinde toplayan kişilere tip denir. Bu bakımdan her birey bir karakterdir fakat tip değildir. Tipler belirli bir zümreyi belirgin özellikleriyle temsil eden kişilerdir. Yani kıskançlık, cimrilik, korkaklık, vb. özellikleri taşıyan kişiler birer tiptir. Bazı metinlerde insan olan kahramanın yerini bir hayvan veya cansız bir varlık da alabilir. Olaylardaki rolüne göre kişiler iki gruba ayrılır: Birinci dereceden kişiler: Olayların akışında birinci derecede rol oynayan kişilerdir. İkinci dereceden kişiler: Olayların akışında çok az veya dolaylı olarak etkisi olan kişilerdir. Anlatmaya bağlı edebi metinler incelenirken kişiler birinci ve ikinci kişiler belirlenir. Bu kişilerin fiziki ve ruhi portreleri ortaya konur, karakter ve tip olanlar tespit edilir. Bu kişilerin olay içerisindeki görevleri tespit edilir. 3. Mekân: Anlatmaya bağlı edebi metinlerde ele alınan olay belli bir yerde(mekânda) geçer. Bu yer, okul, hastane, bahçe, sokak olabileceği gibi insanın iç dünyası da olabilir. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde olayın daha iyi anlaşılabilmesi için yer ya da çevre, betimlemelerle tanıtılır. Ancak betimleme yaparken gereksiz ayrıntılara girmemek gerekir. Anlatmaya bağlı edebi metinler incelenirken olayın geçtiği mekânlar özellikleriyle birlikte tanıtılır. 4. Zaman: Öyküde ele alınan olayın başladığı ve bittiği bir zaman dilimi mutlaka vardır. Olayların başlaması ile bitmesi arasındaki sürece zaman denir. Olaylar bu zaman dilimi içerisinde gerçekleşir. Bazı öykülerde olay veya durum son durumdan başa doğru gelişebilir. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde iki türlü zaman vardır. Birincisi olayların yaşandığı, kişilerin içinde bulunduğu şimdiki zamandır. Buna gerçek zaman denir. İkincisi romandaki kişilerin geçmişini hatırlaması üzerine geçmişten içinde bulunan ana kadar geçen zamandır. Buna kozmik zaman adı verilir. Anlatmaya bağlı edebi metinler incelenirken olayları başladığı ve bittiği zaman belirtilir. Metindeki zaman ifadeleri tespit edilir. Bu zamanların gerçek zaman mı yoksa kozmik zaman mı olduğu belirtilir.
Akıl ve ruh sağlığını etkileyen faktörler
1)Yaş
2)Cinsiyet
3)Kişisel alışkanlıklar
4)Meslek
5)Medeni durum
6)Beden sağlığı
Kişilerin hayatı boyunca spor, müzik, resim ,edebiyat vb alanlarda ilgilenmesi akıl ve ruh sağlığını geliştirir. Alkol ve sigarayı bırakmak akıl ve ruh sağlığını geliştirir. Yani kısacası yeni aktivitelere başlamak ve kötü alışkanlıklardan uzak durmak akıl ve ruh sağlığını geliştirir
İnsan bedeni, yeryüzündeki en karmaşık makinadır. Hayatımız boyunca bu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alırız. Bedenimiz kemikleri, kasları, damarları, iç organları ile mükemmel bir düzen ve tasarıma sahiptir. Bu tasarımın detayına inildiğinde ise daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Hücrelerden Vücudumuzdaki herşey milimetrenin binde biri büyüklüğündeki hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin kimi biraraya gelerek kemikleri, kimi sinirleri, kimi karaciğeri, kimi midemizin iç yapısını, kimi derimizi, kimi ise gözümüzün kornea tabakasını oluşturur. Hücreler vücudun hangi parçasını oluşturuyorlarsa bu bölgede ihtiyaç duyulan boyuta ve şekle sahip olurlar.
Bu kadar farklı görevler üstlenmiş olan hücreler nasıl ve ne zaman meydana gelmişlerdir? İşte bu soruya verilecek cevap, bizi her anı mucizelerle dolu olan bir olaya götürecektir. Bugün sizin bedeninizi oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücrenin tamamı, tek bir hücreden çoğalarak meydana gelmişlerdir. Şu an sahip olduğunuz hücrelerle aynı yapıya sahip olan bu tek hücre de, annenizin yumurta hücresi ile babanızın sperm hücresinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır.
Allah, Kuran'da insanlara, kimi zaman göklerdeki ve yerdeki, kimi zaman da canlılardaki yaratılış mucizelerini, Kendi varlığının delilleri olarak örnek gösterir. Bu delillerin en önemlilerinden biri de, sözünü ettiğimiz konu, bir diğer ifadeyle insanın kendi yaratılışındaki mucizelerdir.
Birçok ayette insanın, ibret almak için, bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl var olduğu, var olurken hangi aşamalardan geçtiği detaylı olarak tarif edilir. Vakıa Suresi'ndeki ayetlerde, insanın yaratılışı şöyle anlatılmaktadır:
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
İnsanın Yaratılışı
İnsan bedenini oluşturan 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü başlangıçta bir damla suda toplanmıştır. Akıl sahibi, duyan, gören, işiten ve vücut yapısı olarak oldukça karmaşık bir yapıda olan insanın bir damla sudan meydana gelmesi şüphesiz ki olağanüstü bir gelişimin sonucudur. Bu gelişim ise, elbette başıboş bir sürecin, rastgele oluşan tesadüflerin değil, ancak bilinçli bir Yaratılışın sonucunda gerçekleşmektedir.
Yeryüzünde her insan ile birlikte hiç durmaksızın yaşanan "insanın yaratılış mucizesi"nin detayları anlatılmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki, bu sitede anlatılan olaylar, insanın yaratılışındaki detayların yalnızca bir bölümüdür. Öyleki burada anlatıldığı kadarı bile, insana, Yaratıcısı'nın sonsuz kudretini, tüm evreni sarıp kuşatan sınırsız ilmini ve aklını bir kez daha göstermektedir. Ve Yüce Allah'ın, "yaratıcıların en güzeli" olduğunu tüm insanlara tekrar hatırlatmaktadır:
Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylhttp://www.delinetciler.org/attachments/37403d1382366723-insan-n-yaratili-i.jpgece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Müminun Suresi, 12-14)
ALLAH KORKUSU OLMAYAN ... HAİN .... İNSANLIKTAN NASİBİNİ ALMAMIŞ..... FETÖ..... !!!!!! VS DAHA SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR AMA NEYSE ... KENDİ HALKINI YILLARDIR AYAKTA UYUTMAYI BAŞARAN VE HAİNCE PLANLAR YAPIP TÜRKLERİ VE KÜRTLERİ BİRBİRİNE DÜŞÜREN ,,, BUGÜNE KADAR GÖRDÜĞÜM EN İĞRENÇ VE EN PİSSS TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ALLAH'A HAVALE EDİYORUM VE TÜRKİYENİN BÜTÜN FETÖCÜLERDEN TEMİZLENMESİNİ ALLAH'TAN NİYAZ EDİYORUM .... ALLAH BİR TEK TÜRKİYEYİ DEĞİL TÜM ÜLKEYİ BÖYLE PİSS ..... İĞRENÇ... TERÖR ÖRGÜTLERİNİN ŞERRİNDEN KORUSUN ..... .... ONLARA DİYECEĞİM TEK ŞEY İSE : ALLAH ONLARI AFFETSİN GERÇEKTEN BU KADAR İNSANIN HAKKINA GİRMEYE HİÇ GEREK YOKTU .... KENDİ KAZDIKLARI KUYUYA KENDİLERİ DÜŞTÜLER İŞTE .....
ÖIenIe öIünmez, mirasına konuIur. Aaa! AnnemIe babam aynı gün evIenmiş. Şşşt! Yavaş soIIa şoför uyuyor. kadar bizim biIdiğimiz kızIardan oIdu. Tam öğrenmeye başIamıştım, okuIIar kapandı. Beni takip etme, kayboIdum. Aşk + hayaIe daImak = Sınıfta kaImak GerizekaIıIığın üniversitesi oIsaydı, seni dekan yaparIardı. SağIam yaşa, pahaIı çaI, hızIı kaç. Ders çaIışmak bir eğIencedir ama canım hiç eğIenmek istemiyor. AnnemIer dört kardeş, hayret dayımIar da dört kardeş. Stres, sınavda kopyasız kaImaktır. Dünya deIikanIı oIsaydı yuvarIak oImazdı. GüzeIIik AIIah vergisidir. SiviIceIer ise KDV’si. Bugün bundan sonraki hayatımın iIk günü. Kumarı bırakacağıma bire on bahse girerim. Sekiz zayıfIı bir karne kayboImuştur. BuIanIarın insaniyet namına çöpe atmaIarı rica oIunur. Yüce şeytan! Sen bizim sevapIarımızı bağışIa. GüI de dişIerin hava aIsın.. Ozon deIik, dünya yuvarIak. Abi ne sapık bir gezegende yaşıyoruz. Sırtımda çok büyük bir yük var. Aa! O da ne? OkuI çantasıymış. TeIefon numaramı kaybettim, sizinkini ödünç aIabiIir miyim? BekarIık suItanIıktır, fakat er ya da geç demokrasiye geçiIir. AyakkabıIarınızı kirIetmeyin. ÇorapIarınızın içine giyin. OIdu, gözIerim doIdu. Sıkıcı dersIeri değerIendirin. kitabınızın kenarını süsIeyin. Kaynanam kayboIdu. GörenIerin görmemezIikten geImeIeri rica oIunur. BiIdiğim tek şey, hiçbir şey biImediğim. Düşün ve hepimizi şok et böyIece. Asansör bozuktur. En yakın asansör karşı apartmandadır. Bana da oImuştu, seni sevdiğimi anIadıktan sonra.
Darbe girişimi sonrası yurt genelindeki FETÖ yandaşları sosyal medyadan adeta kaçarken, Facebook'ta hesapları silmek için Google'a akın ettikleri dikkatleri çekti.
Emniyet teşkilatına bağlı siber suçlarla mücadele ekiplerinin FETÖ'cülerin sosyal medya hesaplarına yönelik araştırmaları PDY mensuplarında korkuya sebep oldu. Hem vatandaşların ihbarlarıyla hem de istihbarat çalışmalarıyla propaganda yapılan hesapların sahipleri bir bir bulunmaya başlandı.
Bu durumdan korkan sosyal medya provakatörleri hesaplarını hızla silmeye başladı. Silinen hesapların sayısına dair henüz resmi rakamlar açıklanmasa da en çok aranan kelimeleri en üste taşıyan Google sisteminde 'Facebook' araması yapıldığında ilk sıralarda 'Facebook hesap silme' başlığı da çıkmaya başladı. Öte yandan geçmiş tarihlerde yapılan paylaşımların ekran görüntüsünü alan vatandaşlar FETÖ lehine propaganda yapan hesapları silinmiş olsalar bile siber@egm.gov.tr adresine şikayet edebilir.
Özellikle Facebook hesaplarında yoğun bir hareketlilik görülürken Facebook hesapları bir anda silinemiyor. Buradan yapılan silme işlemine rağmen hesabın tüm verilerinin internet ortamından kaldırılması 90 gün kadar sürebiliyor.....
Cumhurbaşkanı Erdoğan, MGK toplantısı sonrası önemli bir karar açıklayacağını söylemişti. Kulislerde 4 senaryo konuşuluyor.
spaceplay / pause qunload | stop ffullscreenshift + ←→slower / faster
↑↓volume mmute
←→seek . seek to previous 12… 6 seek to 10%, 20% … 60%
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bugünkü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının ardından açıklayacağı karar bekleniyor.
Erdoğan, pazartesi gecesi İstanbul, Kısıklı'daki konutunun yakınlarında düzenlediği mitingde "Bir süreci inşallah farklı bir şekilde başlatacağız. Zamanla yarışıyoruz. Süratle karar alıp süratle neticeye varmamız gerek. İnlerine gireceğiz diye bir sözüm var ya şimdi toptan inlerine gireceğiz" demişti.
Habertürk yayınına konuk olan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli açıklanacak kararla ilgili "Sıkı yönetim değil, öyle İstiklal Mahkemesi falan da değil" diye konuştu.
Canikli açıklanacak kararla 'istikrarsızlık kaynağını besleyen yapının daha etkili biçimde temizleneceğini' ifade etti ve "Tamamen anayasal, yasal yetkilerin kullanılacağı bir durum ortaya çıkacak" dedi.
BİNALİ YILDIRIM: KAYBEDECEK ZAMANIMIZ YOK
Dün partisinin Meclis grup toplantısında konuşan Başbakan Binali Yıldırım ise açıklanacak kararla ilgili olarak "Artık kaybedecek zamanımız yok. Neyin nasıl yapılması gerektiğini biliyoruz. Bu olağanüstü şartlardan kurtulmanın yolunun ne olduğunu biliyoruz" dedi.
Yıldırım beklenen kararla ilgili sözlerini "Yarını bekleyelim. Çok güzel kararları vatandaşımızla paylaşacağız" dedi.
GÜLEN'İN İADESİ TALEBİ ABD'YE GÖNDERİLDİ
Öte yandan 15 Temmuz darbe girişimini planlamakla suçlanan Fethullah Gülen'in ABD'den iadesi için Washington'a gerekli resmi talebin de gönderildiği açıklandı.
Başbakan Binali Yıldırım, ABD'ye 4 dosyanın iletildiğini ifade ederek, ABD'nin iade şartlarının gerçekleşmesi için Ankara'nın somut deliller ortaya koyması gerektiği yorumuna da "İstemedikleri kadar kanıtı önlerine koyacağız" diyerek yanıt verdi.
Doğan Haber Ajansı (DHA) ABD'ye iletilen dosyada Fethullah Gülen'in geçici olarak tutuklanması talebinin de yer aldığı ifade edildi.
Fethullah Gülen, darbe girişimiyle ilgisi olmadığını savunuyor ve yaşananları "Bir senaryo, kendi adamları da içinde" diyerek yorumluyor.
Kulislerin değerlendirmeleri şöyle:
- Sıkıyönetim ya da OHAL ilan edilebilir
- Kendi ordusunda darbe hazırlıklarından haberi olmayan bir Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları orada kalamaz. Ya istifa ederler ya da YAŞ toplantısı öne çekilerek komutanların ayrılmaları sağlanır.
- Emekli Balyoz mağdurları için iade-i itibar kararı çıkabilir. Görevlerine dönmeleri sağlanır.
- Genelkurmay ve MİT bu olaylardan sonra Cumhurbaşkanlığı'na bağlanabilir.
CANİKLİ: ERDOĞAN'IN AÇIKLAMASININ PİYASALARA OLUMLU ETKİSİ OLACAK
Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, "Yarın Cumhurbaşkanımızın açıklayacağı, yasal sistemimizin imkan sağladığı bir durum olacak. İstikrarsızlık kaynağının tamamen defedilmesi, gelecekte de tekrar ortaya çıkmasını engelleyecek tedbirlerin alınmasını kolaylaştıracak adım olacağı için tam tersine piyasalarda kesinlikle olumlu bir etkisi olacaktır" dedi.....
BENİM ŞAHSİ DÜŞÜNCEM : ERDOĞAN , HALKINA ÖYLE BİR DARBE YAPTI Kİ ..... O OLSADA OLSADA OLMAZ .... O OLMADANDA OLMAZ....
1968 Mayıs olayları, Fransa'nın yakın tarihinin en önemli kırılma noktalarından birini oluşturmaktadır.
1968 Mayıs ve Haziran aylarında, Fransa'da tutucu De Gaulle iktidarına karşı Sorbonne Üniversitesi'nde başlayan öğrenci hareketi, giderek büyümüş ve işçi kesimin desteğini alarak ülke çapında ayaklanmaların, fabrika işgallerinin ve genel grevin yaşanmasına yol açmıştır. Olaylar, Meclisin lağvedilerek seçimlerin yeniden yapılmasıyla sonuçlanır. De Gaulle bu seçimden eskisine göre daha güçlü bir biçimde çıkar.
Konu başlıkları
1 Öncesi
2 Olayların gelişimi
2.1 Öğrenci hareketleri
2.2 İşçilerin öğrencilere destek vermesi
2.3 De Gaulle'ün kaçışı ve seçimler
3 Sonrası
4 Slogan ve duvar yazıları
Öncesi
1958'de Cumhurbaşkanlığına gelen İkinci Dünya Savaşı kahramanı Charles De Gaulle, 1965'te yeniden aynı göreve seçilmiştir. Fransa iktisadi açıdan, daha sonra "Görkemli 30 yıl" olarak adlandırılacak olan en rahat dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bununla birlikte, son yıllarda işsiz sayısında kaydadeğer artış görülmüştür. De Gaulle'ün giderek daha otoriter bir şekil alan yönetimi eleştirilmektedir. Tekel durumundaki Fransız televizyonu (ORTF-Office de la Radiodiffusion Télévision Française) tek yönlü olarak resmi söylemi aktarmaktadır.
Olayların gelişimi
1968 Mayıs olayları, üç aşamada meydana gelişmiştir. İlk olarak öğrenci hareketleri yaşanmış, ikinci aşamada işçiler eylemlere destek vermiş ve son olarak siyasi sonuçlar görülmüştür.
Öğrenci hareketleri
Bir kaç aydır Paris'in Nanterre Üniversitesi'nde öğrenciler ve yönetim arasında süregelen anlaşmazlıklar sonucunda, Üniversite'nin Dekanı Pierre Grappin 2 Mayıs 1968 günü Üniversite'nin kapatılmasına karar verir. Bunun üzerine, 3 Mayıs günü, yaklaşık 400 öğrenci, Nanterre Üniversitesi'nin kapatılmasını protesto etmek için Paris Sorbonne Üniversitesi'nde toplanır. Göstericiler, herhangi bir uyarı yapılmadan polis tarafından dağıtılır ve emniyet güçleri üniversiteye yerleşir. 6 Mayıs günü, Fransa Öğrencileri Ulusal Birliği'nin (UNEF-Union Nationale des Étudiants de France) çağrısı üzerine, 20.000 kadar öğrenci, üniversite hocası ve diğer destekçileri, Sorbonne'a doğru yürüyüşe geçer. Cop ve göz yaşartıcı gaz kullanan polis ile barikatlar kuran ve kaldırım taşı fırlatan göstericiler arasında çatışmalar yaşanır ve yüzlerce kişi tutuklanır. Ertesi gün, Zafer Takı'nda toplanan öğrenciler üç temel istekte bulunurlar: tutuklanan öğrencilere karşı suçlamaların geri alınması, polislerin üniversiteden ayrılması, Nanterre ve Sorbonne Üniversiteleri'nin yeniden açılması.
10 Mayıs günü, Üniversitelerin bulunduğu şehrin Sol Yakası'nda toplanan göstericilerin Sağ Yaka'ya geçişi Çevik Kuvvet (CRS-Compagnies Républicaines de Sécurité) tarafından engellenir. Polisin, gece saat 2.15'te göstericilere saldırmasıya başlayan çatışmalar sabaha kadar sürer. Bunun sonucunda yüzlerce insan tutuklanır ve yaralanır. Olaylar radyodan canlı olarak yayınlanır ve sonuçları ertesi gün televizyondan gösterilir.
Polisin aşırı güç kullanımı karşısında, şarkıcılar, şairler destek vermeye başlar. Devrimin öğrencilerden değil, işçilerden gelmesi görüşünde olan Komünist Parti, kerhen hareketi desteklemeye başlar. Başta Genel İş Konfederasyonu (CGT-Confédération Générale du Travail) ve İşçi Kuvveti (CGT-FO-Force Ouvrière) olmak üzere sol sendikalar, 13 Mayıs günü için genel grev ve gösteri çağrısında bulunur.
13 Mayıs günü Paris'te bir milyonun üzerinde kişi yürür. Polis ortalıkta yoktur. Başbakan Georges Ponmidou tutukluların salıverileceğini ve Sorbonne'un açılacağını ilan eder.
Ancak gerginlik azalmaz, aksine tepkiler daha da artar. Sorbonne açılınca, öğrenciler onu işgal ederek özerk bir "Halk Üniversitesi" ilan eder. Televizyona çıkan öğrenci önderleri, amaçlarının tüketim toplumunu yoketmek olduğunu ilan eder.
İşçilerin öğrencilere destek vermesi
Devam eden günlerde, fabrika işgalleri başlar. 14 Mayıs günü bir kaç fabrikada başlayan işgaller, 16 Mayıs'ta 50 fabrikanın işgal edilmesiyle devam eder. 17 Mayıs günü 200.000, 18 Mayıs günü 2 milyon işçi grev yapar. Bir hafta sonra grev yapan işçi sayısı işgücünün yaklaşık üçte ikisine denk gelen 10 milyona ulaşır.
Grev hareketi sendikaların denetiminden çıkar. İşçiler, maaş artışı ile yetinmemekte, Cumhurbaşkanı De Gaulle ve Hükümetin isifa etmesi ve fabrikalarını kendilerine devredilmesini istemektedir.
Hükümet, sendikalar ve işverenler arasında yapılan müzakereler sonucunda 27 Mayıs günü mutabakata varılan Grenelle Anlaşmaları ile asgari ücretin %35, ortalama ücretin de %10 artmasını öngörmektedir. Ancak Anlaşmalar, işçi tabanı tarafından reddedilir.
27 Mayıs günü, UNEF önderliğinde Paris'in Sebastian Charlety stadında 30.000-50.000 kişi toplanır. Söz alanlar hükümetin istifa etmesini ve seçimlerin yapılmasını talep eder.
De Gaulle'ün kaçışı ve seçimler
29 Mayıs günü, De Gaulle o gün için öngörülen Bakanlar Kurulu'nu erteler. Damadına, "Onlara Elysée (Cumhurbaşkanlığı) Sarayı'na saldırma fırsatı vermek istemiyorum. Beni savunmak için kan dökülürse üzücü olur. Gitmeye karar verdim: kimse boş bir Saraya saldırmaz" der. Helikopterle Paris'ten ayrılır.
De Gaulle, Almanya'nın Baden-Baden kentindeki Fransız askeri üssünde, General Jacques Massu ile görüşür. Ordunun desteğine sahip olduğunu düşünen De Gaulle, memleketi olan Colombey-les-Deux-Églises'e döner.
30 Mayıs günü, CGT sendikası önderliğinde 400.000-500.000 arası gösterici Paris'te yürüyerek "Elveda De Gaulle" sloganları atar. Devrim olasılığı had safhadadır. Bununla birlikte, Komünist Parti sokak temelli devrime destek vermez, kamu binaları işgal edilmez ve hazır durumda tutulan ordunun kullanılmasına gerek kalmaz.
30 Mayıs günü, saat 14.30'da Pompidou istifa tehdidiyle De Gaulle'ü Meclisi lağvetmeye ve seçimlerin düzenlenmesine ikna eder. Saat 16.30'da De Gaulle, görevine devam edeceğini, bununla birlikte seçimlerin 23 Haziran'da düzenleneceğini, işçilerin eylemlerini bırakmaması durumunda olağanüstü halin ilan edileceğini ifade eder. Konuşmadan sonra, 800.000 De Gaulle destekçisi, Fransız bayrağını dalgalandırarak Şanzelize Caddesi'nde yürür.
Sonrası
Bundan sonra öğrenci ve işçi eylemlerinin hızı azalır. Polis, 16 Haziran günü Sorbonne'a girer. De Gaulle'ün korktuğunun aksine, 23 ve 30 Haziran'da düzenlenen seçimlerden partisi galip gelir. Bu çerçevede Cumhuriyeti Savunma Birliği (UDR-Union pour la Défense de la République) 487 sandalyeli Meclis'te 354, Sosyalistler 57, Komünistler 34 sandalye kazanır.
Bununla birlikte, De Gaulle'ün siyasi zaferi kısa süreli olur. 27 Nisan 1969'da Merkezi otoritenin bölgelere dağılması ve Senato'ya üye olma kriterlerini yeniden düzenlemeye yönelik referandumun arkasına siyasi ağırlığını koyar, ancak "hayır"ın %52,41 ile galip gelmesi sonucu görevinden ayrılır.
Ama siyasi sonuçlarının ötesinde, 1968 Mayıs olayların etkisi, kültürel, toplumsal ve ekonomik alanlarda yoğun olarak hissedilir.
Toplumda geleneksel kuralların reddedilmesi ve otoritenin sorgulanmasına yolaçan "özerklik", "kişisel gelişim", "yaratıcılık" ve "bireye önem verilmesi" gibi yeni değerler ortaya çıkmıştır.
Olayların sonrasında, özellikle 1970-1975 yıllarında, ahlaki kurallar tartışmaya açılır. Bu bağlamda cinsel özgürlük ve feminizm gelişir.
Komünizme inanç azalır ve solcu çevrelerde kötümserlik ağırlık kazanır.
Eğitim alanında gelişmeler görülür. Öğrenci artık bir "çırak" olarak değil, kendi eğitimi konusunda söz hakkı olan bir "birey" halini alır. Eğitimde ifade özgürlüğüne, tartışmaya daha çok yer verilir. Öğrenci ve ebeveynler okul meclislerine dahil olur.
Kilise de sarsılır. Bundan sonra, dinin gereklerini yerine getirenlerin sayısında kaydadeğer azalma görülür.
Slogan ve duvar yazıları
Eylemler sırasında atılan ve duvarlara yazılan sloganların bazıları aşağıdadır.
Her iktidar bozar. Mutlak iktidar mutluka bozar
Kurumların halka hizmet etmesini istiyoruz, halkın kurumlara değil.
Devrim komitelere (partilere, kuruluşlara) değil size aittir.
Devrimsiz geçen tek bir haftasonu bir ay süren devrimden daha kanlıdır.
Tahayyül edemeyenler nelerden mahrum kaldıklarını bilemezler.
Hepimizin içinde bir polis uyur. Onu öldürmeliyiz. Kafandaki polisten kurtul.
Kapitalizmin bekçileri ya da hizmetçileri olmak istemiyoruz
Git çalış, gel uyu.
Yasaklamak yasaktır
Kaldırım taşlarının altında plaj vardır
Hayalgücü eksik olanların neyin eksik olduğunu hayal edemez
Kapitalizmin koruma köpeği ya da hizmetkarı olmak istemiyoruz
Gerçekçi olun, imkansızı isteyin
Mutluluğunu satın alıyorlar. Onu geri çal.....
[size=10pt]Adamın biri durumundan çok şikayetçiymiş, 'Çalışıyorum didiniyorum ancak yaşıyorum. Tek başımayım, kimsem yok' diye mutsuz mutsuz geziniyormuş. Sonunda bir karar vermiş, gezip dolaşacak bir melek bulacak, durumunu ona anlatıp bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş...
[size=10pt]Ve yola koyulmuş. Dağda ilerlerken bir kurda rastlamış. Kurt bir deri bir kemik, ayakta zor duruyor, adamın yanına yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış, 'Bir melek bulacağım, bana yapılan haksızlığı düzeltmesini isteyeceğim...' Kurt da ona 'Bana bir iyilik yapar mısın' demiş, 'Ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir yudum yemek zor buluyorum. O meleğe beni de anlat, böyle açlıktan ölen bir kurt olur mu, diye sor...'
[size=10pt]Adam yoluna devam etmiş, bir süre sonra güzel bir kıza rastlamış. Kız da nereye gittiğini sormuş, 'melek hikayesini' öğrenince adamın ellerine sarılmış:
[size=10pt]'Ne olur o meleğe beni de anlat. Gencim, güzelim, zenginim, her şeyim var ama çok mutsuzum. Mutluluğa ulaşmak için ne yapmam gerektiğini sor o meleğe...'
[size=10pt]Adam melekle kız için de konuşacağına söz vermiş ve yoluna devam etmiş. Bir süre sonra dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Bütün çevresi yemyeşil olan bu ağacın neredeyse hiç yaprağı yokmuş ve tabii ağaç bu duruma çok üzülüyormuş. O da derdini adama anlatmış:
[size=10pt]'Eğer o meleği bulursan benden de söz eder misin? Bu kaderimden hiçbir şey anlamıyorum[size=10pt] Görüyorsun, bereketli bir toprak üzerindeyim, her taraf yemyeşil, bütün ağaçların yaprakları var, meyvaları var. Benimse hiçbir şeyim yok. Benim de diğerleri gibi yeşillenmem için ne yapmam gerekiyor. Ne olur o melekten bunu öğren...'
Adam ona da 'peki' demiş, yoluna devam etmiş. Nihayet bir gün, tam melek bulmaktan umudu kesilmiş vazgeçmek üzereyken karşısına bir melek çıkmış. Adam kendinden başlamış:
'Gece gündüz demeden çalışıyorum, dünyanın hiçbir nimetinden faydalanmıyorum, acınacak bir hayatım var. Benden daha az çalışan daha keyifli yaşayan bir sürü insan var. Nerede adalet? Nerede eşitlik?'
'Tamam tamam' demiş melek, 'Sana mutlu ve zengin olman için bir şans veriyorum. Şimdi aynı yoldan evine dön.'
Adam rahatlamış ve ağacın, kızın, kurdun dertlerini de meleğe anlatmış. Melek onlar için de konuşmuş, adam dönüş yolunu tutmuş. Uzun bir yürüyüşten sonra ağacın yanına gelmiş ve meleğin sözlerini aktarmış:
'Senin köklerinin tam yanına bir sandık altın gömülüymüş. Sen bu yüzden beslenemiyorsun, dolayısıyla yaprağın, meyvan olmuyor. Bu altın sandığı çıkarılınca sen de diğer ağaçlar gibi yeşilleneceksin.'
'Harika!' diye bağırmış ağaç, 'Çabuk kaz ve sandığı çıkar.'
Adam 'Olmaz' demiş, 'Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmeliyim.'
Adam yine yola düşmüş. Genç kız zaten yolunu bekliyormuş 'Ne dedi, ne dedi' diye koşmuş. 'Acılarını ve sevinçlerini paylaşacak biriyle evlenirse bütün dertleri hallolacak, sen de mutlu olacaksın' demiş adam. Kız 'Hadi o zaman' demiş, 'Evlenelim seninle ve mutlu olmaya çalışalım.' Adam yine 'Olmaz' diye cevap vermiş, 'Zamanım yok. Meleğin bana verdiği şansı bulmak için hemen evime dönmeliyim. Sen kendine başka bir koca bul.'
Biraz sonra da sıska kurt çıkmış karşısına. Adam ona da olan biteni anlatmış, kendini şansını bulmak için acelesi olduğunu söylemiş. 'Peki ya ben' demiş kurt, 'Benim için ne dediğini söyle ve git.' 'Senin için söylediğini ben anlamadım' demiş adam, 'Melek dedi ki, o kurt yiyecek bir aptal bulamazsa aç dolaşmaya mahkumdur.'
Kurt 'Ben çok iyi anladım' demiş ve aptalı yemiş.[/]
Gerçek Görünmek Zorundamıdır?
Kate Anderson isminde bir kadın, sürekli gördüğünü söylediği bir katil ruh yüzünden akıl hastası teşhisi konularak 1995 yılında akıl hastanesine kaldırıldı.ancak tedavi süresi boyunca hastalığı iyileşmedi. Hala o ruhu gördüğünü söylüyordu. Üstelik daha da sık olarak... Ruhu tarif etmesi istendiğinde ise, " Gölgeler içinde bir yüz ve üstünden sürekli kan damlayan eller diyor, daha sonra da bir noktaya odaklanıp bakıyor ve çığlık çığlığa bağırıyordu. Ruhun geldiğini ve biraz sonra birini daha öldüreceğini söylüyordu.Bu sözler ispatlanamadığından, doktorlar, Kate'in hastalığının ilerlediğini düşündüler.
Kate'in en son doktoru Frank Jackson (onu en uzun tedavi eden doktor), teşhisin kesinliği hakkında en ufak bir şüpesi bile olmayan bir insandı. Hayatı boyunca bu tip vakalara çok fazla rastladığını söylemişti.Ancak Kate'in 1997 yılında, odasında ölü olarak bulunmasının üzerinden 6 ay sonra, öğlen vakti evinde yapılan arama sonucu ölü bulundu. yaklaşık 3 hafta işe gitmemişti. Yalnız yaşayan Franck Jackson'un kayıp olduğu sanılıyordu.Evinde, suratı parçalanmış, beyni ise çıkarılmış bir halde bulunmuştu. cesetten iki ayrı yöne giden kanlı ayak izleri ve kan damlaları bulundu. ikisi de yaklaşık 5 metre sonra aniden kesiliyordu...
İNTİHAR ORMANI (DEHŞET VERİCİ)
Buradaki korkunç manzaralar Hollywood'un korku filmlerinde bile yok.Kadınlı erkekli Japonlar intihar etmek için bu ormanı seçiyor.O yüzden burası intihar ormanı olarak adlandırılıyor. Aokigahara Orman'ından her sene yüze yakın ceset çıkarılıyor.Kimisi kendisini ağaca iple asmış kimisi de ellerini ayaklarını bağlayıp sayısız hap almış halde bulunuyor.Ormanın içerisine kurdukları çadırda zehir alıp intihar edenlerde var. Hemen Hemen her adımda bir insan kemiği kısa notlar bulunuyor.Cesetlerin bir kısmı çürümüş halde hala ağaçlara asılı duruyor. Yemyeşil yosun kaplı ağaçlarla, kurumuş yapraklarla örtülü bu kasvetli ormanı, diğer kasvetli ormanlardan ayıran ilginç bir hikaye var.Japonya'daki Fuji dağının eteklerini süsleyen bu ormanın asıl adı "Aokigahara" ama bundan ziyade "intihar ormanı" olarak biliniyor.Sebebi de intihar etmek isteyenlerin son mekanı olarak burayı seçmesi.Wataru Tsurumui'nun "İntihar el kitabı" isimli kitabında "ölmek için mükemmel bir yer" diye anlatılıyor burası.Bu kasvetli belki de talihsiz ormanın sicili bayağı kabarık. 2002 yılında işte bu ormanda tam 78 ceset bulundu; 1998 yılında ise bu sayı 73'tü. 2006 yılında ise 16 ceset bulundu.Cesetlerin bazıları, yanlarında Tsurumui'nin intihar üzerine olan o "meşhur" kitabını da taşıyordu.Standart bir ormanda görülen "Lütfen ateş yakmayınız, yaktırmayınız" tabelaları yerine, burada "lütfen intihar etmeyiniz, intihar etmeden önce bir kez daha düşününüz" gibi tabelalar bulunuyor.Hatta "intihar etmeye karar verdiyseniz, bir polise danışın" diyen levhalar bile var. Hiç de komik olmayan bir şaka gibi, değil mi?
GERÇEK BİR OLAYDAN ALINTIDIR!..
JAPONYADA OLAN BİR DEPREMDE KURTARMA EKİBİ GENÇ BİR KADININ YAŞADIĞI ENKAZA ULAŞIRLAR. YIKINTILARIN ARASINDA KADININ CESEDİNE ULAŞIRLAR. KADININ ENKAZ ALTINDAKİ POZİSYONU BİRAZ İLGİNÇTİR SANKİ ELLERİNDE BİRŞEY TUTARAK İŞ YAPARKEN DİZLERİNİN ÜZERİNE ÇOKMÜŞ HALDEDİR. BU ESNADA SANKİ EV ÜZERİNE YIKILMIŞ GİBİDİR. KURTARMA EKİBİNİN LİDERİ YİNE DE CANLI OLMA ÜMİDİ İLE KADINA ULAŞMAYA ÇALIŞIR, MAALESEF KADIN ÇOKTAN ÖLMÜŞTÜR.
EKİP ORADAN BAŞKA BİR ENKAZA HAREKET ETMEK ÜZERE İKEN BİR SEBEPTEN DOLAYI EKİP LİDERİ AÇTIĞI DELİKTEN İÇERİ DOĞRU KADININ CESEDİNİN ALTINA DOĞRU BAKAR VE SESLENİR ! "BİR ÇOCUK!..BİR ÇOCUK VAR!" DER.
EKİP UZUN BİR ÇALIŞMADAN SONRA ÇİÇEKLİ BİR BATTANİYE İÇİNDE ÖLÜ KADININ CESEDİNİN ALTINDA 3 AYLIK BİR ÇOCUK BULURLAR. KADIN SON BİR HAMLE İLE ÇOCUĞUNU KURTARMAK İÇİN BEDENİNİ ONA SİPER YAPMIŞTIR. EKİP ÇOCUĞA ULAŞTIĞINDA HALA BEBEK UYUMAKTADIR.
DOKTOR ÇABUCAK GELİR VE ÇOCUĞU MUAYENE EDER. BATTANİYEYİ AÇTIĞINDA İÇİNDE BİR CEP TELEFONU BULUR.
EKRANDA YAZILI BİR MESAJ VARDIR. MESAJDA ŞU YAZIYORDUR!.." EĞER KURTARILDIYSAN, SENİ SEVDİĞİMİ HATIRLA!"
BİR ANNENİN ÇOCUĞUNA OLAN SEVGİSİNİ ÖLÜM ANINDA BİLE ONA ANLATMA ÇABASININ EN GÜZEL ÖRNEĞİ BENCE !..
ALLAH'IN ANNELERE VERDİĞİ BU SEVGİ VE MERHAMET İÇİN ŞÜKÜRLER OLSUN !.
7 sene önce arkadaşım ölmüstü. O gün cok ağlamıstım. O zamanlar 9 yasımdaydım. Öğretmen beni tuvalete göndermişti. Ben hala ağlıyordum. Tuvaletten çıkarken ölen arkadasımın sesini duydum. "Gel, beni kurtar."diyordu ses. Ben de korkuyla sınıfa doğru koştum. O sesi hala duyuyordum. Kulaklarımı kapatarak koşuyordum sınıfa. Sınıfa girdiğimde ses kesildi. Öğretmen benim bu durumumu görünce beni sakinleştirip sırama oturttu. Bu olayı tek anneme anlattım. Annemde bunu yapanın 3 harfliler olduğunu söyledi. 12 yaşımda 3 harflilere merak saldım. Herkesten bir seyler öğrenmeye calısıyordum. Din kitaplarında 3 harflilerle ilgili her seyi okuyordum. 15 yasımdayken köye gitmistim. Tatile. Gece yarısı bir sesle uyandım. Pencereden dısarı baktım. Simsiyah bir sey incir ağacının dibinde hareket ediyordu. İnsana benziyordu ama tam göremiyordum. Korktum ve dualar okudum. Öyle uyuyakalmısım. Sabah uyandığımda üstümü değistiriyordum. Bacaklarım ve sırtım cizilmisti. Hemde boydan boya! Derin bir şekilde ama kan akmamıştı. Korkuma bir sey söyleyemedim. Bu basıma orada kaldığımda hep geldi. Ailemle geri evimize döndük. 6 ay sonra okul icin erkek kalkmıstım. Sacımı tararken bileklerim yanlamasına derin bir sekilde cizilmisti. Tuhaf olan kan olmamasıydı. İyice korkmustum. Aynı çizikten yüzümde de vardı. Cok korkuyordum. 2 ay sonra sitelerde gezinirken 3 harfli cağırma duasını gördüm. Bunu yazıcıdan cıkartıp cağırmaya karar verdim. Cuma günleri evde sadece ben olurdum. Annem markete gider ve kardesim de okulda olurdu. Kağıdı elime aldım ve cağırmaya basladım. Duanın tam ortasında kapı zili caldı. Ben de bırakıp kapıyı actım. Komsu bize tatlı getirmisti. Ben de tesekkur ederek aldım tabağı ve kapıyı kapattım. Korkuma da duanın devamını etmedim. Cuma gecesi rüya gördüm. Cinleri gördüm. Bana saldırıyorlardı. Üzerime de yılanlar atıyorlardı. Uyandığımda ter icinde kalmıstım ve dualar okudum. Öyle uyuyakaldım. Sabah kahvaltı da babam rüyasını anlattı. Babamın rüyasına bir kadın da babama bu evde şeytan var demis. Şu kasenin icinde. At onu aşağı demiş. Babam da kaseyi atmıs. Ben duyunca sok oldum. Bazen seslere uyanıyorum. Biliyorum siz inanmayacaksınız. Ama benim icin en azından bir dua okuyun. Cünkü bu yasadıklarım yüzünden psikolojim bozuldu..
Sessiz Ortamda okumanız tavsiye ederim
______________________________________________________
Yeni şarkımın videosunu yüklemekle meşguldüm.Ekranda %67 loaded yazıyordu ve benim gözlerim sürekli ekrandaydı.Ancak %67'de takılı kalmıştı.Çok sinirleniyordum baktıkça.Annem ve babam uyuyordu,gece saat 03:00 civarıydı.Işıklar kapalıydı bilgisayarı gizlice açmıştım bu yüzden sessiz olmak zorundaydım.Lanet olası ekranda %67 yazıyordu ve ben delirmek üzereydim!Ekrandan gözümü ayırmıyordum.Bir anda camdan "tık" diye bir ses geldi.Ortam sessiz ve karanlıktı,korkuyordum.Ayağa kalktım ancak cama gitmeye cesaret edemedim.Aynı ses tekrarladı.Bu kez kalkıp bakmalıydım.Yavaşça ayağa kalktım ve cama doğru yöneldim.Aynı sesi tekrar duydum.Kalbim çok hızlı atıyordu.Ne yapsam bilemiyordum.Hızlıca perdeyi araladım ve camdan dışarı baktım.Aşağıda eski sevgilim vardı.Boşuna korkmuştum...Camı açtım,telefonumu duymadığımı ve benimle konuşması gerektiğini söyledi.Peki deyip içeri girdim ve telefonu aldım.Camdan ona bakarak fısıltıyla konuşmaya başladım.Benden af diliyordu.Ancak onu affedemeyeceğimi ve daha fazla konuşmak istemediğimi söyledim.Direndi ama sonunda zorlayamayacağını anladı ve kabullendi.Arkasını dönüp gitti...Ben tekrar bilgisayarın başına döndüm ve bir anda şoka girdim !!! Bilgisayarda bir video açılmıştı,daha önce hiç görmediğim ve tahmin bile edemeyeceğim kadar korkunç bir yaratık yüksek sesle bana ingilizce küfürler ediyordu...Kapatmaya çalıştım ancak kapatamadım daha sonra bilgisayar kendi kendini kapattı.Korkmuştum,mutfağa gidip su içmeliydim..Mutfağa girdim,ışıkları yakmadım.Karanlığın içinden bir el bana doğru uzandı ve omuzlarımdan tuttu..Bardağı elimden fırlattım ve keskin bir çığlık attım,gözlerimi kapattım..Işık açıldı,beni durduran annemdi..Anlaşılan o da hırsızdan şüphelenmişti.İkimizin de içi rahatlayınca odalarımza geri döndük.Bilgisayarı tekrar açmaya cesaret edemiyordum.Eski sevgilim tkrar aramaya başlamıştı,telefonu kapattım.Kendi kendime boş bir şekilde otururken camı açık unuttuğumu farkettim ve kapatmak için cama yöneldim.Aşağıya baktığımda garip giyimli bir adam gördüm kafasını yukarı çevirdi burnu kocamandı ve çok iri gözleri vardı.Bana baktıkça camdan düşecekmiş gibi oluyordum..İçeri girdim..Yatağıma uzandım..Tam uykuya dalacakken saçlarımı bir elin çekiştirdiğini hissettim.Gözlerimi açamıyordum,boğazımı sıkıyordu boğulmak üzereydim,biliyordum o adamdı,biliyordum!!Boğazımı dakikalarca sıktı ancak o dakikalar saatler kadar uzundu ve geçmek bilmiyordu tek istediğim ona zarar vermekti ama yapamıyordum gözlerimi bile açacak gücüm yoktu ölmüş gibiydim ruh gibiydim..Daha sonra bir müzik sesi duymaya başladım..Bu müzik beni hayata döndürüyordu sanki.Gözlerimi açtım ve günün yeni aydınlandığını farkettim..Uyurken bilinçaltımın oyunlarına maruz kalmıştım anlaşılan..Kalktım,giyindim ve aynaya baktım..Şimdi her şey normaldi.
KORKUNÇ BİR HİKAYE
mrb. ben istanbul dan vasfiye bu anlatıcağim hikaye kesinlikle doğrudur bundan 15 yıl önce yaşanmıştır...inanmıyosanız 1992 25 ağustos gazete arşivlerine bakınız...
yıllar önce köydeyken akşamları kapıda oturup birbirimize hikayeler anlatırdık...kimi komik kimi korkunç olur.. bir gün akşam yine bir korkunç hikaye anlattıktan sonra iddaya tutuştuk ben arkadaşlar arasında cesaretli biri olarak bilindiğim için bizim tepenin başında bir su deposu vardı bizim evden çok net gözüküyodu ve oraya çıkmam için ısrar ettiler bende biri gelirse gidiceğimi söyledim ve yeğnim bana eşlik etmeye karar verdi beraber tepeye tırmanmaya başladık ve bir birimize şakalar yapıyoduk.. ben ona ilhan azın gözün yamılıyomuş diye korkutuyodum. oda bana abla şimdi seni aşşadan biri çekiyomuş diye beni kokrutmaya çalışıyodu böyle şakalaşırken su deposuna geldiğimize farketmedik. ve bi anda önünde duru verdik.aşşadan bizi izliyolardı içeri girmemizi istiyolardı.. içerden bi ışık parıltısı gördük sanki ain olurmuş gibi iniltiler geliyordu çok şaşırmıştık ilk önce başka köyden gelen çoban ların oraya sığındığını düşündük.su deposunun camı olmadığından içeriyi görmemiz mümkün değildi.. kapı hafif aralık olduğu için içeriyi göremiyoduk.yeğnim aşşa inmek için ısrar ediyodu ama ben içerdeli olayın ne olduğunu öğrenmek için can atıyodum ama bi yandanda korkuyodum.ve bi cesaretle büyük bir taşı kapıya doğru attım ve kapı ardına kadar açıldı..aşşa doğru inen bir merdiven farkettik yeğnim hala aşşa inmek için sızlanıyodu kokudan ağlamaya başlamıştı. içeri girdik ve merdivenlerden aşşa baktık orda ışığın daha yoğun olduğunu farkettik bana ne olduysa ayaklarım aşşağı inmeye başladı yağeniminde bana uymaktan başka bi çaresi olmadığı için oda arkamdan inmeye başladı ondan cesaret aldığım içinmidir nedir dahada hızlanmaya başladım.son bir kaç merdiven kala aklım başıma geldi ufak bir giriş belirdi gözümün önünde ve yeğnimin ağlama sesi sessiz bir iniltiye dönmüştü bir anda birilerinin bizim hakkımızda konuştuğunu duydum."birileri geliyo" diyodu kalın bir ses ondan daha ince olan bir seste "duydum" dedi. ve adımların bize yöneldiğini anlayınca yukarı kaçmaya başladım yeğnim şoka giricek olacakki hıçkıra hıçkıra ağlıyodu ona yukarı çıkması için bağırdım o ise kafasını bana çeviriceğine karşıya bakmaya başladı hala sinir ile ona bağırıyodum "çabuk ol" diye ama o bir anda ayaklanıp iki üç merdivenide inerek ileri doğru ilerledi. okadar korkmuştumki ne yapıcağımı şaşırmıştım ve bir anda konuşma sesleri daha yüksek bir şekilde kulağıma geldi. yeğenim ile sohbet ediyolardı.ve görmediğim ama ayak seslerini duyduğum bir şey bana doğru merdivenler çıkmaya başladı.. adeta felçe uğramış gibi orada kaldım. ve bir şey beni kolumdasn tutarak merdivenlerin kalanını süründürerek çıkardı.ve beni bayırdan aşşağı doğru itti.ve ayağa kalkıp su deposunun kapısına baktığımda iki tane siyah giyinmiş kafaları kel adam ve ortalarında yeğnim bana bakıyolardı. yeğnime yanınıma gelmesi için adeta yalvardım ama o gülerek adamlara baktı delirdiğimi yada uykuda olduğumu düşünüyodum ve bir anda ayağım yerden kaydı ve aşşağı doğru yuvarlanmaya başladım gözümü açtığımda başımda bi kaç kişi gördüm ama bir anda onların su deposundaki adamlar olduğunu düşündüm ama dayımın sesini duyunca güvende olduğumu anladım. ilhanı sorduğumda uyuduğunu söylediler şoka girmiştim. ikimizide bayırın dibinde yatarken bulmuşlar koşarak yeğnimin odasına gittim arkamdan dayımlarda geldi. yeğenime olanları anlattım ve bana hiç olanları hiç yaşamamış gibi baktığını gördüm ve odayı boşalttım ona doğruya söylemesini rica ettim ve yeğenimin suratında bir gülümseme oldu senide çağırıyolar dedi. ve gözleri simsiyah olmuştu adeta gülüşüde nefret doluydu. ama bizimkilerin yanında doğruyu söylemiyordu bende onun sesini kaydederek bi kanala gönderdim yeğnimin sesi kayıtta adeta bir yaratık gibi çıkıyodu ve bunu 2 gün sonra televizyonda yayınladılar ve o anda yeğnim üstüme saldırdı yine gözleri simsiyah olmuştu. bizimkilerde bu halini görünce odaya kapattılar hemen köyün hocasını çağırtıp onu okuyup üflettiler. yeğnim bi hafta deliksiz uyudu ve uyandığında hiç bir şey hatırlamıyordu ve yıllardır ben köyümüze ayak bile basmıyorum...
° BenimLe GeL °
Ben Ece biz dört kardeştik (ortaca kardeşimiz Elif le küçük kardeşimiz ikizdi.)ama en sevdiğimiz küçük kardeşimiz öldü çok üzgündük bir ay önce toprağa vermiştik. Kardeşimizi gömdükten bir gün sonra yine üç kardeş mezarına gittik. Bir kaç saat kaldık. Geri dönmek üzere tam yola çıkıyorduk ki ortanca kardeşim Elif bir şey gördüğünü söyledi.Siyah bir şeydi. Biz de mezarlıkta olduğumuz için bizi korkutmaya çalıştığını düşündük ve aldırmadan eve döndük. Yürüyerek gidiyorduk. Yol boyunca Elif o şey bizi takip ediyor diyordu.Bizde biraz korkmaya başladık. Eve vardığımızda evde kimse yoktu ama sanki bir gariplik vardı. Elif'e bir şeyler oldu. Yukarı deyip durdu.Bizde yukarı çıktık.Bir de baktık küçük kardeşimiz karşımızda duruyordu. Elif hariç iki kardeş çok korktuk. Küçük kardeşimiz sizi çok özledim ve sizi yanıma almaya geldim ama ilk Elif'i alacağım diyordu.Biz çığlık atmaya başladık. En son annemle babam geldi.Ölen kardeşimiz ortadan kayboldu.Annemle babama bizi deli sanmasınlar diye olayı anlatmadık ve korku içinde uyuduk.Sabah annemin çığlığıyla uyandık ve yanına koştuk.Bir de baktık Elif yerde yatıyor ve her tarafı kan içerisindeydi.Hastahaneye gittik ama yetişemedik kardeşim ölmüştü.......
Tabuttaki Küçük Kızın İlginç Sırrı Çözülemiyor.
___________________________
Rosalia Lombardo 1918 doğumlu bir general kızı.
1920 yılında ispanyol ateşesi diye bilinen bir hastalığa yakalanıyor ve 2 yaşında can veriyor. Bu küçük kız hakkında farklı farklı hikayeler anlatılıyor.
Onu mumya eden kimyager Dr. Salafia, insan cesetlerine balsam sürmeyle ilgilenen bir uzman Bazı hikayelerde onu muhafaza eden bu Doktorun kendi babası olduğu iddia ediliyor. Kızın nasıl, hangi tekniklerle ve hangi maddeler ile mumya edildiği, bugüne kadar bilinmiyor. Cesetin cürümesini engellemek için muhtemelen nitrit ve nitrat karısımı bir madde enjekte edilmiş.Doktorun kullandığı bu karışım henüz tam olarak çözülemedi.Bugüne kadar yapılan mumyalama tekniklerinin hiç birisinde ceset bu şekilde yüzde yüze yakın bir oranda canlı gibi durmadı.
Rosalia Lombardo´nun mumyası dünyanın en dayanıklı ve en sağlam mumyalarından birisi sayılıyor. Diğer mumyalarda tatbik edildigi gibi balmumu kullanılmadığı, kızın halen tek tek görünmekte olan sac tellerinden ispat ediliyor. Şuan bu mumya Palermo'da Sicilya'da (Italya) da bulunuyor. Çok güzel bir kız çocuğu olan küçük Rosalia Lombardo, sanki canlı imiş gibi, mışıl mışıl uyuyor gibi duruyor...
Oysa 80 yıldır Rosalia Lombardo ölü bir "çocuk"
Bilim insanları, Dünya'ya 7.2 ışık yılı uzaklıkta, WISE 0855 ismi verilen ve çarpıcı bir şekilde Jüpiter'e benzeyen bir "Kahverengi cüce" olarak tanımlanan gökcisminde su buharı ve bulutların bulunduğunu keşfetti.
ABD'de Kaliforniya Üniversitesi'nde araştırmalarını sürdüren astronomlar, ilk kez Güneş Sistemi'nin dışında yer alan bir gök cisminde su bulutları olduğunu keşfetti.
2014 yılında NASA'nın WISE isimli, geniş açılı kızılötesi araştırma kaşifi tarafından tespit edilen WISE 0855 isimli "Kahverengi cüce'de su buharı ve bulutlarının izine rastlandı. 'Kahverengi Cüce'ler, yıldızlararası gaz bulutlarının çökmesiyle meydana geliyor ve ne gezegen ne de yıldız olarak tanımladıkları için bu isimle anılıyor ve isimlerinin dışındaki renklerden de meydana gelebiliyor. Çarpıcı şekilde Jüpiter'e benzeyen gezegen, Dünya'ya 7.2 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor.
WISE 0855, Dünya, Mars, Jüpiter ve Satürn'ün ardından, su bulunma ihtimali olan ilk gök cismi olarak tanımlanıyor.
Hawaii'deki Gemini Kuzey Teleskobu kullanarak yapılan gözlemler, 13 gün boyunca devam etti ve 14 saatlik bir çalışma yapıldı. Bu sayede araştırmacılar cüce yıldızın net bir kızılötesi fotoğrafını elde etmeyi başardı.
Araştırma çalışmalarına katılan astronomi ve astrofizik profesör yardımcısı Andrew Skemer, elde edilen görüntülerin sağlam bir kanıt olmadığını belirtse de araştırmalara yeni bir bakış açısı getireceğini söylüyor.
WISE 0855'de büyük çapta su buharı ve su bulut varlığının tespit edildiğine dikkat çeken Skemer, artık yıldız sisteminde yaşam olup olmadığının araştırılacağını söyledi......
HAYATIN ANLAMI?
I – Hayatın Anlamını Mı Arıyorsun ? O Halde Sizi Tebrik Etmeden, İkinci Satıra Dahi Geçemeyeceğim ! Zira Milyonlarcası O Kadar Boş Ve Anlamsız Hayatlar Yaşayıp Bu Diyardan Göçüp Giderken; Sizlerin Maddi, Bir O Kadar Da Yalan Dünya’nın Oyalayıcı Nimetlerinden Fırsat Bulup Ta, Böylesi Bir Arayışa Giren Az Sayıdaki Üstün Ve Seçkin İnsandan Biri Olmanız Takdire Şayan Değil De, Ne?
II – Sözü Fazla Uzatmadan Hayatınıza ve Çevrenizdeki İnsanlara Gözattığınızda Farkedeceğiniz Yaptığımız Herşeyin Temel Amacı Nedir Sorusunun Cevabı:
III – Türk Dil Kurumunda Hayatın Anlamı
IV – Wikipedi’de “Hayatın Anlamı Nedir” Sorusunun Cevabı;
V – Bilimsel Olarak Hayatın Anlamı ve Yaşama Amaçlarımız: Moslow ihtiyaçlar Hiyeralşisi Piramidi ve “Ne İçin Mücadele Ediyoruz” Sorusunun Cevapları: Bilimsel Olarak Hayatımızda Bir Karar Verirken Nelere Göre Değerlendirme Yapıyoruz?
VI – Ekşi Sözlük Yazarlarından Moslow İhtiyaçlar Piramidine Eleştiri: Diyelimki Bir İnsan Bu Bahsedilen Bütün Basamakları Tamamladı, Pekiya Sonra? “Abi Ben Nirvana’yı Buldum Artık Yaşamanın Anlamı Yok” Deyip Kafasına mı Sıkacak?
VII – Bilimsel Olarak Hayatımızda Bir Karar Verirken Nelere Göre Değerlendirme Yapıyoruz? Hayatımızı Yönlendiren ID, Super Ego ve Ego
VIII – Bilim Bu Konuda Bize Yeni Bir Şey Söylüyor Mu? Felsefeci, Psikolog Ve Bilgisayar Bilimci Paul Thagard Bu Soruya Evet Cevabı Veriyor. 2010’da Çıkan Kitabı The Brain And The Meaning Of Life’ta Özellikle Beyin Bilimlerindeki Gelişmelerden Hareketle Hayatın Anlamı Nedir Sorusuna Cevap Verebilir Hale Geldiğimizi İddia Ediyor.
IX – Hayatın Anlamı ve Yaşama Sanatı Üzerine Kısa Notlar: Hayatın Anlamı Ve Amacı, Yoğun Yaşamak, Özgür Olmak Ve Tam Uyanık ( Dikkatli) Bulunmaktır
X – Hayatın Anlamını Sorgulamaya Başladığınızda Kişinin Kafasındaki Haritasına Göre Hayatın Anlamı Ya Da Anlamsızlığının Farklılaşması
XI – Evrenin Sırlarını ve Hayatın Anlamını Çözmüş Filozof Çocuk: Hayatın Anlamı Senin Ona Nasıl Anlam Kattığındır. Hayatının Nasıl Olmasını İstiyorsan Odur
XII – Hayatın Anlamı İnsanın Ona Verdiği Anlam ve Biçtiği Değerdir, İnsanlar İse Olaylara Verdikleri Anlamın Hayatının Anlamı Olduğunu Bilmeden Yaşarlar
XIII – Life Dergisinin Sanatçılar, Siyasetçiler Ve Din Adamlarıyla Röportajlardan Derlediği, Meaning Of Life (Hayatın Anlamı) Adlı Kitaptan Hayatın Anlamının Ne Olduğuna Dair Alıntılar
XIV – Adıyaman Fatih Anadolu Lisesi 11/C Sınıfı, Felsefe Dersinde Hayatın Anlamını Çözdü!
.
I – Hayatın Anlamını Mı Arıyorsun ? O Halde Sizi Tebrik Etmeden, İkinci Satıra Dahi Geçemeyeceğim ! Zira Milyonlarcası O Kadar Boş Ve Anlamsız Hayatlar Yaşayıp Bu Diyardan Göçüp Giderken; Sizlerin Maddi, Bir O Kadar Da Yalan Dünya’nın Oyalayıcı Nimetlerinden Fırsat Bulup Ta, Böylesi Bir Arayışa Giren Az Sayıdaki Üstün Ve Seçkin İnsandan Biri Olmanız Takdire Şayan Değil De, Ne?
Hayatın anlamını mı arıyorsun ?
O halde sizi tebrik etmeden, ikinci satıra dahi geçemeyeceğim ! .
Zira milyonlarcası o kadar boş ve anlamsız hayatlar yaşayıp bu diyardan göçüp giderken; sizlerin maddi, bir o kadar da yalan dünya’nın oyalayıcı nimetlerinden fırsat bulup ta, böylesi bir arayışa giren az sayıdaki üstün ve seçkin insandan biri olmanız takdire şayan değil de, ne ?
..
herşeyin ötesinde düşünen insan merak etmeden geçemiyor;
bütün bu olan biten tiyatronun bir amacı olmalı, bu tuhaf hayatın anlamı ne olabilir ki ?
Hayatın anlamı, takdir edersiniz ki; Hazır bir reçete değil..
Sınavda öğrencilere sorulan çoktan seçmeli soru cevap ilişkisinde kolay yoldan ezberleyerek ya da modelleyerek,kopya çekerek bulamazsınız bu cevapları
Şüphesiz bu sorunun cevabı Bir yaşam ve arayış sürecindedir.
Yaşarken kendi cevabımızı kendimiz buluruz, zaten işin asıl keyfi de burada.Herkesin kendi bireyselliğinin o özel farkını kendi içsel derinliğinde bulup defalarca ortaya koymasıdır Yaşamı Anlamlandırma süreci. .
Dolasıyla Popüler Kişisel gelişim kitaplarının hemen hepsinin size bol keseden vaad ettikleri kolay yoldan ulaşılan başarı ve mutluluk hikayeleri yerine, bu sayfalarda size okuması uzun, ama gerçekçi bir yol görünüyor. Zira hayat göründüğü kadar basit değil,düşündüğünüz kadar ciddiye alınacak bir görev de değil . .
Felsefenin herkesin kendince yaptığı pek çok tanımı vardır, olmalıdır da ! .
Zira felsefe demek, düşüncenin sınırlarını her defasında zorlamak demek. Belli bir tanıma ya da kalıba sığdırmak demek değil. .
‘ Hayatın anlamı ne? ‘ Sorusunun cevabını Sitemizde Kategorilere ayırarak,planlanan konu başlıkları altında derlediğimiz çeşitli yazılarla farkındalığınızı arttırmak yoluyla zor yoldan da olsa bulmanız için elimden gelen paylaşımı yapacağım.
Zira hayatın gerçeğini benim size altın tepside sunmamdan öte, sizin için gerçekten bir anlam bir değer ifade etmesi için, onu bizzat kendinizin buradaki yazıların satır aralarından ya da yaşadığınız hayatların an denilen kırıntıları arasından özenle arzulayıp seçerek bulmanız gerekmektedir.
Velhasıl Başlı Başına bir Sanattır, Yaşama Sanatı !
Kanımca bu süreçte paylaşım,karşılıklı fikir tartışmaları ve yorumlar kaçınılmazdır.O yüzden Hayatı bu platformda anlamlandırırken herkesin önyargısızca yorum,eleştiri,öneri ve katkılarına açık karşılıksız çıkarsız bir Site hazırladık. Belkide bizlerin kendi hayatlarımızı anlamlandırma şekillerinden biridir bu stil. .
Karşılıksızca,çıkar ya da menfaat gözetmeksizin paylaşmak önemlidir bu yolculukta, zira hayatın anlamı; diğerlerinin hayatlarına kattığımız anlamlarda en iyi şekilde kendini ifade eder.Zira bu site de tam da bu sebepten ötürü var ! .
Bu sayfalar Hayatın anlamını arayış yolculuğunda sizlere rehberlik ve arkadaşlık edip ufkunuzu açabileceğini düşündüğümüz derin anlamlı yazılardan özenle seçilip derlenmiştir. Derlemeye ek olarak, Editörümüzün Henüz kitabı basılmamış Yaşam ve Ölüme dair çok farklı bakış açısının ürünü olan ve başka hiçbir yerde okuma fırsatınızın olmayacağı her türlü düşünsel kısıtlama,önyargı ve sansürden arınmış dehada yazılmış zaman zaman günlük zaman zamansa haftalık yenisi eklenen aykırı hayat felsefesine dair yazı ve makaleleri okuyup,özgürce yorum yapıp aydınlanmasını istediğiniz arkadaşlarınızla yazıların altındaki sosyal medya bağlantılarına tek tıklamayla kolayca paylaşabilirsiniz.
Kısaca diyoruz ki;
Din Kitapları Tanrıyı anlamak ve Cennete pratik yoldan ulaşmak için yazılmış el kitapçıkları değildir.Kutsal din Kitaplarımızda yazan herşeye itaat edip hertürlü dini vecibeyi şeklen yerine getirsek dahi,Ne Allah ne de Peygamberler Cenneti garantileceğimizi yazık ki müjdelememişlerdi !.
Zira düşüncesiz bir teslimiyetle olan itaat yani; iman Allah katına layık olmak için ne yazı ki yeterli değildi. .
Zaten Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri yüzyıllar öncesinde ‘Ehli olana Din bile farz değildir’ diye bir kelamı boş yere mi sarfetmiştir ?
Şüphesiz yaratılana,sevgi ve saygı duymak zorundayız Yaradan’dan ötürü. Bunun için de derin bir anlayış ve kavrayışa hasıl olmak ise bu koşullar altında ön şarttır.
Hali hazırda bu sözleri okuyorsanız, zaten Google’a ‘Hayatın anlamını arıyorum’ yazıp,bu çetrefilli yoldaki ilk adımı çoktan attınız bile. .İnsanı insan yapan zaten bu sorgulama ve en sonunda kendi vicdanıyla hesaplaşması değil mi ?
Velhasıl, Hayatına bir anlam, bir değer katmak için; Varoluşunun bu pek insani arayış yolculuğuna tek başına, yalnız da olsa cesurca çıkmalı ve Tanrı’yı onurlandırmalısınız dostlarım.
Zira ancak bu şekilde Ölümsüzlüğün sır perdesi aralanabilir ! .
İşçi Partisi'nin gençlik teşkilatı Öncü Gençlik, bugün siyanürle altın çıkarılması ve nükleer santral yapımını protesto için ‘Türkiye’ye sahip çık' sloganıyla Bergama-Akkuyu arasında 1040 kilometrelik bir yürüyüş başlatıyor. Yürüyüşe katılacak 500 Öncü Gençlik üyesi, yol üzerinde miting ve şenlikler de düzenleyecek. Yürüyüş için hazırlanan tişörtleri ve ‘Özelleştirmeye hayır’, ‘Nükleer santrale hayır’ yazılı pankartlarıyla açıklama yapan Öncü Gençlik üyeleri, gazetecilerin sorularını yanıtlarken polisin uyarısı üzerine dağıldı.
İSTİKLAL MARŞI :
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak........