MechhuL

MechhuL

Üye
24.06.2004
Uzman Çavuş
5.043
Hakkında

  • Sigara içmeyin, nefes alın...!
    Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM) İstatistik Topluluğu tarafından 346 öğrenci üzerinde yapılan anket çalışması sonucunda, üniversite öğrencilerinin sigara kullanımına olan bakış açıları araştırıldı. Araştırma sonucunda öğrencilerin yüzde 48'inin sigara kullandığı saptanırken, kızların yüzde 45'inin, erkeklerin ise yüzde 51'inin sigara içtiği ortaya çıktı.


    Anket çalışması Prof. Dr. Saim Kendir danışmanlığında Sinem Er, İclal Dalgıç, Işıl Çubukçu, Esra Ersan, Münevvere Sarı, Zahide Yüzgeçcioğlu, Suzan Kantarcı, Gökhan Sarı ve Mustafa Akay tarafından gerçekleştirildi. 346 kişiye uygulanan ankete Fen, Eczacılık, Edebiyat, Ziraat, İletişim İktisadi İdari Bilimler ve Mühendislik fakültelerinin öğrencileri katıldı.


    Çalışma sonucunda öğrencilerden yüzde 57'sinin 3 yıldan fazla, yüzde 35'inin 1 ile 3 yıl arası ve yüzde 81'inin 1 yıldan az süreyle sigara kullandığının görüldüğünü belirten Proje Danışmanı Prof. Dr. Saim Kendir, "Öğrencilerin ayrıca yüzde 57'sinin yarım ile 1 paket arası, yüzde 21'inin de 1 paketten fazla sigara tükettiği ve son oranın kızlarda daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sigara kullananların yüzde 38'i bunun bir alışkanlık olduğunu, yüzde 34'ü de hiçbir sebebi olmadan sigarayı kullandıklarını belirtmektedirler. Yüzde 62'si sigaranın sağlıklarını olumsuz etkilediğini düşünmelerine rağmen, yüzde 53'ü bırakmayı düşünmüyor.Sigara içen üniversite öğrencilerinin yüzde 59'u sigara kullanmayan arkadaşlarıyla ilişkilerinde tedirginlik yaşamadıklarını iddia etmişlerdir" dedi.


    Yine aynı çalışmaya göre, sigara içmeyenlerin yüzde 92'sinin sigara kullanmayacaklarını belirttiklerini ifade eden Prof. Dr. Kendir, "Aynı öğrencilerden yüzde 77'si sigaradan rahatsız olduklarını ve yüzde 74'ü kapalı mekanlarda sigara içilmemesi için yürürlükte olan 4027 Sayılı kanunun yaptırımının daha katı uygulanması taraftarıdır. Sigara kullanmayan öğrencilerin yüzde 63'ü tepkisiz kalmak yerine, sigara içenleri uyarmayı tercih etmektedirler" diye konuştu.
#29.06.2004 12:50 1 0 0
  • Sıcak havaların etkisini her geçen gün artırdığı bu mevsimde vatandaşları güneş ışınları konusunda uyararak, zorunlu olmadıkça 11.00-16.00 saatleri arasında güneşte dolaşmamalarını istedi.

    Hava sıcaklığında olabilecek artışın, nemdeki artışla birlikte daha fazla etkili olacağını, bu durumdan özellikle çocukların, yaşlıların, kalp ve akciğer hastalarının daha fazla etkilenebileceğini ifade eden Dr. Mercan, güneşin en etkili olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında güneş ışınlarından kaçınılmasını, bu saatlerin gölgede veya serin yerlerde geçirilmesi gerektiğini kaydetti. Öncelikle acil hizmet veren sağlık kuruluşları ve hastaneler başta olmak üzere tüm sağlık birimlerinin uyarıldığına dikkat çeken Mercan, aşırı güneş ve sıcaktan korunma yollarına ilişkin uyarıları da şöyle sıraladı:


    "Çocuklar, yaşlılar, kalp ve akciğer hastaları, güneş ışınlarından korunmaya özellikle özen göstermeli. Uzun süre güneş altında çalışılmamalı. Güneşlenmeden önce, cilde uygun koruyucu krem kullanın. Zararlı ultraviyole ışınlarından korunmak için, koruyucu gözlük kullanın. Açık renkli bol giysiler giyin, geniş kenarlı şapka takın. Güneş yanıklarına kesinlikle yoğurt ve benzeri maddeler sürmeyin.''


    Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kemal Batur ise, özellikle, kalp, yüksek tansiyon, şeker hastalarının aşırı sıcaklarda beslenmelerinde daha da dikkatli olmalarını, bol sıvı almalarını istedi. Doç Dr. Batur, çocuklar, yaşlılar, kalp ve akciğer hastalarının özellikle güneş ışınlarından korunmaya özen göstermeleri gerektiğini de kaydetti.
#29.06.2004 12:45 1 0 0
  • Canım tutuşuyor içim yanıyor
    Ayrılık ne zormuş, çekemiyorum
    Hasret can ucunda, sinem kanıyor
    Hayal girdabından, çıkamıyorum

    Gidenler dönmüyor geri
    Sevdan bir ateş çemberi
    O gittiğin günden beri
    Gör ne haldeyim

    Geceler yalnızlık, geceler tasa
    Nereye bakarsam, bürünür yasa
    Canıma razıyım, günah olmasa
    Yüreğimden seni sökemiyorum

    Gidenler dönmüyor geri
    Sevdan bir ateş çemberi
    O gittiğin günden beri
    Gör ne haldeyim
#29.06.2004 12:22 1 0 0
  • Dalgıçlık, günümüzde 'dalma donanımı' ve bir ekiple yapılan gözde bir spor ve hatta bir meslek oldu. Ancak dalgıçlık dikkat edilmezse tehlikeli bir spor olabilir.

    Denizlerin derinlikleri yüzyıllardan beri insanların ilgisini çekmiştir. Geçmişte daha çok nefes tutularak yapılan dalgıçlık, günümüzde 'dalma donanımı' ve bir ekiple yapılan gözde bir spor ve hatta bir meslek olmuştur.

    İnsanlar hiç bir alet kullanmadan 20-40 metre derine dalabilmektedirler, ancak 30 metreden daha fazla derine inme ciddi tehlikeler de beraberinde getirir. Nefes almayı, görmeyi sağlayan ve vücut ısısının düşmesini önleyen dalma donanımı ile çok daha derinlere inmek mümkündür, ama bu dalışların ölüme kadar gidebilen çok ciddi tehlikeleri olduğu unutulmamalıdır.

    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim küçükusta, son yıllarda giderek daha çok insan tarafından yaygın olarak yapılan bir uğraş haline gelen dalgıçlık, dalma ile ilgili sağlık problemleri ve kazaların da armasına yol açtığına dikkat çekiyor.

    Bunların çoğu, dalgıçlık konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip olmayan acemi kişilerde görüldüğünü ifade eden Küçükusta, "İyi eğitim almış tecrübeli dalgıçlarda da zaman zaman çeşitli problemler ortaya çıkabilmektedir" dedi.

    Dalmaya bağlı sağlık sorunlarının çoğu panik, yorgunluk, alkollü olarak dalma ve dalma donanımının yetersizliğinden kaynaklanır.

    Dalmaya bağlı sağlık sorunlarını 5 başlık altında toplayabiliriz:

    -Mekanik hasarlar

    -Azot narkozu

    -Akciğer yırtılması

    -Hava embolisi

    -Dekompresyon hastalığı

    MEKANİK HASARLAR

    Derine inildikçe çevre basıncı artar ve bu basınç değişikliği vücut dokuları ve sıvılarına da yansır. Üst solunum yolları infeksiyonu, sinüzit ve orta kulak iltihabı olanlarda, hava içeren kulak ve sinüs boşluklarında negatif basınç gelişerek burada kan ve sıvı toplanmasına neden olur. Şiddetli ağrıya neden olan bu durum, deneyimsiz bir dalgıçta şaşkınlık ve paniğe neden olur.Bundan dolayı, kulak hastalıkları ve sinüzüti olanlar bu rahatsızlıklarını tedavi ettirmeden asla dalmamalıdırlar.

    Dış kulak yolundaki hava sıkıştıkça, soğuk su kulak yoluna girerek kulak zarını etkiler ve baş dönmesine neden olur.

    Orta kulaktaki havanın sıkışması durumunda ise, kulak zarı içeri doğru çöker, ağrı, işitme kaybı ve huzursuzluğa yol açar. Bu şikayetler, kapalı gırtlağa karşı nefes verme çabası (ıkınır gibi yaparak) ile düzeltilebilir.

    Dalgıçlarda en sık rastlanan tablo orta kulak baro-travmasıdır. Belirtileri, basınç hissi, giderek artan işitme kaybı ve baş dönmesidir. Kulak zarı birden yırtılabilir ki, o zaman da ağrı tamamen geçer.

    Her iki kulaktaki basınç artışlarının farklı olması ise, bulantı, kusma ve şaşkınlık haline neden olur. Bu durum, suyun akciğerlere kaçması ve boğulmaya kadar gidebilir.

    AZOT NARKOZU

    Derinlere indikçe akciğerlerdeki azot gazı basıncı artar ve azot akciğer damarlarına geçerek kanla tüm vücuda dağılır. Azot daha çok yağlı dokularda depolanır. Azot depolanan dokunun hacmi hafifçe artar. Bu artış sinir zarlarında olduğunda çok önemlidir, çünkü buradaki azot miktarı fazlalaştıkça sinir iletisi de bozulmaya başlar ve giderek de tamamen kesilir.

    Komprese edilmiş hava ile dalanlarda, sinir iletisindeki bozulma 20 metreden itibaren kendini gösterir ve 45 metrenin altında da tehlike başlar. Azot narkozu birkaç dakika içinde gelişir ve dalgıç tarafından her zaman farkedilmeyebilir.Dalan kişide sarhoşluk, dalgınlık, umursamazlık hali vardır ve giderek şuur kaybı gelişir.

    Böyle bir durum hissedildiği zaman, dalgıç hemen 45 metrenin üzerine getirilmeli ve hava yerine helyum-oksijen gazları karışımı solutulması gerekir. Böyle kişilerin doğrudan hemen su yüzeyine çıkarılması sakıncalıdır.

    AKCİĞER YIRTILMASI

    Dalmanın en ciddi ve en sık rastlanan zararlarından biridir ve birkaç metrelik derinliklerde bile meydana gelebilir. Daha çok, panikleyen ve hızla yukarı çıkarken nefeslerini tutan deneyimsiz dalgıçlarda rastlanan bir durumdur. Tüm deneyimli dalgıçlar, serbest çıkışlarda sürekli olarak nefes verirler.

    Akciğer yırtılmasının belirtileri öksürük, nefes darlığı ve solunum yollatı kanamsıdır. Ses kısıklığı, yutma güçlüğü, ensede veya göğüs kemiği arkasında dolgunluk da olabilir. Bu belirtiler, yukarı çıkarken veya su üstüne çıktıktan sonra da gelişebilir.

    Akciğer yırtılmasıyla ortaya çıkan hava akciğer zarları arasında birikebeileceği gibi (pnömotoraks), deri veya deri altı dokularda da toplanabilir (ciltaltı amfizemi).

    Tedavi, 2-3 gün sürekli oksijen verilmesidir. Akciğerlerdeki yırtık kendiliğinden tamir olur. Akciğer zarları arasındaki hava fazla ise, göğüs boşluğuna tüp takılması gerekir.

    HAVA EMBOLİSİ

    Zedlenen akciğerlerden çıkan hava, kan dolaşımına karışırsa, hava embolisi meydana gelir. Yetersiz eğitim, uygunsuz araç kullanımı, su altında gelişen ani durumlar veya dalma sırasında dalgıcın havayı korumak amacıyla soluğunu tutması sonucu oluşur.

    Hava embolisi oldukça hızlı gelişir ve beyin damarlarının hava kabarcıkları ile tıkanması sonucu çeşitli belirtiler oluşur: Sarhoşluk hali, el ve ayaklarda karncalanma ve uyuşukluk, kişilik değişiklikleri, konuşma bozuklukları, güçsüzlük ve felçler, kas kasılmaları, şuur kaybı. Böyle bir durumda kişi derhal sol tarafı üzerine baş aşağı gelecek şekilde yatırılır, kalça yukarı kaldırılır. Bu pozisyon, gaz kabarcıklarının beyine gitmesini güçleştirir. Aynı zamanda hemen oksijen de verilmelidir.

    DEKOMPRESYON HASTALIĞI

    Bu hastalık halk arasında vurgun adıyla bilinir. Dalan kişi su latında uzun süre kaldığında, vücudunda fazla miktarda azot çözünür. Bu kişi, aniden su yüzeyine çıkarsa, hücre içi veya hücre dışı vücut sıvılarında önemli miktarda azot kabarcıkları oluşur ve bunların miktarına göre vücudun hemen her yerinde hafif veya ağır zaralar ortaya çıkar.

    Dalgıç denizin derinliklerinde kaldığı sürece vücudun dışındaki basınç, çözünmüş gazları sıvı şekilde tutmaya yetecek bir şekilde bütün vücut dokularını sıkıştırır. Dalgıç aniden su yüzeyine çıkarsa, vücudun dışındaki basınç sadece 1 atmosfer olur ve bu sırada vücut sıvılarının içindeki basınç vücudun dışındaki basınçtan daha fazladır. Bu yüzden çözünmüş durumdaki gazlar kabarcık hailine gelirler.

    Vurgunun belirtileri, çıkıştan sonraki birkaç dakika ile birkaç saat içinde ortaya çıkar. Nadiren de belirtilerin görülmesi için 6 saatten fazla zaman geçmesi gerekir.

    Vurgunun belirtileri şunlardır: Deride kaşıntılı lekeler, kas ve eklemlerde şiddetli ağrılar, duyu bozuklukları ya da felçler, şiddetli yorgunluk, göğüste rahatsızlık, öksürük, nefes darlığı, şok ve şuur kaybıdır.

    Vurgunun tedavisi 'basınç odası' adı verilen özel bir odada yapılır. Dalgıç deniz dibinde çok derinde ve uzun süre kalmış ise, basınç odasında saatlerce kalması gerekir. Tedaviye belirtilerin görülmesinden sonraki ilk 6 saat içinde başlanmalıdır. Önce, 2.5-3 atmosfer basıncındaki oksijen 2-4 saat süreyle verilir ve daha sonra belirtiler giderilinceye kadar tedaviye devam edilir.

    Daldıktan sonraki 12 saat içinde uçağa binenlerde vurgun ihtimali çok yüksek olduğundan, dalgıçların 12 saat geçmeden uçağa binmeleri son derecede sakıncalıdır.
#29.06.2004 09:08 1 0 0
  • Konu: Hasretim
    Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanımda olmanı. Kolay değil,sensiz olmak,içinin yarısını boş tutmak, kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin. Ancak bu ayrılığın bir süreliğine oluşu,teselli dolduruyor yüreğime. Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı. Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı ? Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana. Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki rahatlığında, bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende bulurum seni. Düşündükçe nazım olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir... Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim,yokluğunda yok olmaktan korkarak. Yaşadığı acıları anlatırsa sana gözyaşlarınla yıka yaralarımı yada hiç bekletmeden uçurduğumuz çocuksu uçurtma.Seni bekliyor gölet olmuş bir nisan yağmurunun çocuğu. Hadi gel artık.Dayanamıyorum hasretine...
#28.06.2004 08:37 1 0 0
  • İngiltere'de Reading Üniversitesi'nden bir grup bilim adamı tarafından yapılan araştırmanın sonuçları, deodorantların meme kanserlerine yol açabileceğini ortaya koydu.


    Journal of Applied Toxicology adlı tıp dergisinde yer alan araştırmanın, bilim dünyasında yeni tartışmalara yol açacağı belirtiliyor. Araştırmacıların 20 meme tümörünü inceledikleri, 18'inde, 'Parabens' olarak bilinen sentetik kimyasalın bulunduğunu tespit ettiği öne sürüldü. Bilim adamları, ilk kez 'Parabens' adlı kimyasalın tümörlerin içindeki varlığının tespit edildiğine işaret ederken, araştırma sonuçlarını Journal of Applied adlı dergiden alıntı yaparak yayımlayan The Observer, "Bu araştırma yanıt vermekten ziyade, soruları artırıyor" yorumunda bulundu. Reading Üniversitesi bilim adamlarının, insanlar tarafından üretilen kimyasal maddelerin deri tarafından emildikten sonra dokularda biriktiğini düşündüklerine de işaret eden Observer, "Ancak kanserle mücadele eden dernek ve kuruluşlar bu sonuçların ihtiyatla karşılanmasını tavsiye ediyor. Bu kuruluşlar, kozmetik ürünleri, deodorantlar ve terlemeyi önleyici malzemeler ile kanser arasındaki ilişkinin henüz kanıtlanmış sayılamayacağını vurguluyor" ifadesine yer verdi.


    Bu arada, araştırmayı yapan ekibin başkanı Dr. Philippa Darbre, yaptığı açıklamada, meme dokularında söz konusu kimyasal maddeye rastlanmasının önem taşıdığını belirterek, "Çünkü diğer bazı araştırmalar da ortaya koydu ki, bu tür kimyasallar östrojenin kanser gelişimine yaptığı katkıyı taklit edebiliyor dedi. Dr. Darbre, araştırmanın bir ilk adım olduğunu, şimdi sırada sağlıklı dokuların da bu tür kimyasallar içerip içermediğine bakılmasının bulunduğunu bildirdi. Bu dokularda da bu tür kimyasallara rastlanması halinde bu kez de bunların yoğunluklarına bakılması gerektiğini belirten Dr. Darbre, bir kesimin deodorantların içinde bulunan kimyasalların deri tarafından emilmediğine, diğer bir kesimin de bunun tam tersine inandığına işaret etti. Darbre, "Aslında kadınlar yüzyılllarca bu tür kozmetikler olmadan idare edebilmiş, bugün bunlara gerçekten ihtiyaç bulunup bulunmadığı sorusuna da yanıt verilmelidir" diye konuştu.
#28.06.2004 08:19 1 0 0
  • Konu: VefasıZ
    Kapıyı kapatıp çıkışın vardı ya, Peşinden koşup yalvarmadım mı,
    Sokağın ortasında sana diz çöküp ağlamadım mı?
    Seni vefasız...
    Umutların arkasında umutsuzlukla peşi sıra, Gelen ölüm tarlaları,
    Seni bana bağlayan hayasız şeyi anlamadın mı?
    Seni riyakar...
    Ama bir gün sıra bana da gelecek,
    Sen de senin gibi birine düşeceksin,
    Bensiz geçen yılların anısına, Oturup ağlayacaksın kapılarda...
    Ömrüm ömrüm diye ağlayacaksın, Nelere ettim neler buldum diyeceksin,
    Bensiz geçen yılların anısına, Oturup ağlayacaksın kapılarda...
    Bak sana benim bu son seslenişim,
    Bir daha hiç çağırmayacağım,
    İnan seni hemen hemen unutacağım,
    Sen vefasız...
    "MechhuL"
#25.06.2004 12:09 1 0 0