MechhuL

MechhuL

Üye
24.06.2004
Uzman Çavuş
5.043
Hakkında

  • Amerikan Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Bölümü Şefi Doç. Dr. Selçuk Can ve Diyetisyen Tuğçe Aytulu, obezite (şişmanlık) sorunu olan kişilerin, ramazan ayını bir perhiz fırsatı olarak gördüklerine dikkat çekerek, "Oruç tutmak ile kilo verilmez. Gün boyu aç kalmak, metabolizma hızını yavaşlatarak, alınan besinlerin yağ haline gelmesini kolaylaştırır. Bu durum, kilo artışına sebep olur" dedi.

    Doç. Dr. Selçuk Can, kutsal ramazan ayında kişilerin hareketsiz kalmaya meyilli olduğunu ve kendilerini yormamak için yürüyüş, koşma gibi aktiviteleri bilinçaltından yapmak istemediklerini belirterek, bu durumun da şişmanlamaya yol açtığını bildirdi.

    Diyetisyen Tuğçe Aytulu da, ramazan ayında sağlıklı insanların bile, uzun süren açlığın ardından aşırı biçimde yemek yediği için ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaştıklarını vurgulayarak, yanlış beslenme alışkanlıkları yüzünden birçok kişinin hem kilo aldığını, hem de ülser, kabızlık gibi problemlerin arttığını kaydetti.

    İftarda özellikle 'iftariye' adı altında yenen şarküteri ağırlıklı ürünler, hamur işi yiyecekler, pide ve tatlıların, yüksek kalorili olmaları sebebiyle oruç tutanlarda kilo artışına sebep olduğunu ifade eden Diyetisyen Aytulu, kilo artışına bağlı olarak kan yağlarında ve tansiyonda artış olabildiğini söyledi. Aytulu, "Oysa, iftarda yavaş ve az miktarda yiyip, bir kaç saat sonra öğün takviye olabilir. Hem sağlık hem de ekonomik davranma açısından iftariyelerin çeşidini ve miktarını azaltmak gerekir" diye konuştu.

    SAHURDA BOL SU İÇİN

    Diyetisyen Tuğçe Aytulu, ramazan ayında yemek saatlerinin değişmesine rağmen dengeli ve yeterli beslenmenin mümkün olduğunu da belirterek, şu tavsiyelerde bulundu:

    "Ramazan ayında da normal zamanlarda olduğu gibi azar azar ve sık beslenilmelidir. Gece tüketilen besinler, uykuda metabolizma hızı düştüğü için daha kolay yağa çevrilirler. Bu yüzden ramazanda sahura mutlaka kalkılmalı, öğün sayısı arttırılmalı, öğünlerde tüketilen besinlerin miktarı ve kalorisi normal zamandakine benzer olmalıdır. Bunun yanında günlük 2,5 litre su ve sıvı tüketilmelidir. Geceleyin ve sahurda bol su içilmeli, kahve ve gazozlu içecekler tüketilmemelidir. Kızartmalar, hamurlu yiyecekler ve tatlılardan uzak durulması önem kazanmaktadır".
#18.10.2004 08:29 2 0 0
  • Ege Üniversitesi (EÜ) İzmir Atatürk Sağlık Yüksek Okulu ile EÜ Hemşirelik Yüksek Okulu tarafından gerçekleştirilen "Kadınların Ruh Sağlığı Sorunlarında 1. Basamak Sağlık Hizmetlerini Tercih Etme Durumu" konulu araştırma, kadınların yüzde 78'inin ruhsal sorunlarında sağlık kuruluşlarına başvurduğunu ortaya çıkardı.

    Araştırmanın, Karşıyaka 14 No'lu Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi ile Göztepe Sağlık Ocağı'nda kayıtlı olan 111 kadın üzerinde ev ziyaretleri yapılarak gerçekleştirildiğini açıklayan EÜ İzmir Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Ayşegül Bilge, "İstatistiksel sonuçlara göre, kadınların yüzde 24.3'ü 30-40 yaşları arasında. Yüzde 46'sı ilkokul, yüzde 19'u yüksek okul mezunu. Yüzde 9'u serbest meslek sahibi ve yüzde 69.4'ü ise ev hanımı. Ayrıca sosyal güvence ve ekonomik durumları araştırıldığında, yüzde 36'sının Emekli Sandığı'na bağlı olduğu, yüzde 21.5'inin sosyal güvencesinin olmadığı belirlendi. Kadınların yüzde 78'inin ruhsal sorunlarında sağlık kuruluşlarına başvurduğu, tedavi için ise yüzde 25.6'sının özel doktoru tercih ettiği, sadece yüzde 9.3'ünün sağlık ocağına gittiği gözlemlendi" dedi.



    Kadınların ruhsal sorunlar yaşadıklarında en iyi yardımı yüzde 53.2 oranında aile üyelerinden, yüzde 18.9'unun ise doktordan aldığının görüldüğünü kaydeden Bilge, şöyle devam etti:

    "Birinci basamak sağlık hizmetlerinde ruh sağlığı bozulmuş bireylere tarama, takip ve psikiyatriste yönlendirme hizmetleri uygulanmaktadır. Kadının yaşadığı aile içi çatışmalar, baskıcı bir geniş ailede yaşama, erken yaşta evlendirilmiş olma ya da ilkokuldan sonra okutulmama gibi engeller, onun birçok psikolojik sorun yaşamasına neden olmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetlerindeki ruh sağlığı hizmetleri, ruh sağlığı ile ilgili hizmet içi eğitim programlarının yetersizliği, ruh sağlığı ile ilgili yetersiz bilgi ve kendine güven eksikliği, üniversite eğitimi sırasında ruh sağlığı ve hastalıkları eğitiminin içerik ve süresinin yetersiz olması, kadınlar başta olmak üzere bireylerin birinci basamak hizmetlerinde ruh sağlığını tercih etme durumlarını etkilediği düşünülmektedir. Bu nedenle araştırma, kadınların ruh sağlığı sorunlarında birinci basamak sağlık hizmetlerini tercih etme durumunu belirlemeyi amaçlamaktadır."

    Ruhsal sorunların tüm süregelen sağlık sorunlarının önemli bir oranını oluşturduğunu ifade eden Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Olcay Çam ise, "Kadınlar, ruhsal sorunlarının sağaltımı (tedavi) için yüzde 90.7 oranında 1. basamak sağlık kurumlarını tercih etmemektedir. Tercih ettikleri kurumlardan yüzde 55 sağaltım sağlanmasına rağmen, ruhsal sorunlar yaşadıklarında yüzde 53.2'sinin ailelerinden yardım aldıkları saptanmıştır. Birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan sağlık personeline tanı, tedavi ve bakım konusunda eğitim verilmesi, halkın ruh sağlığı durum kaydının tutulması, tedavi devamlılığının sağlanması, ruh sağlığı risk alanlarının saptanması, koruyucu hizmetlerin düzenlenmesi ve bunların sonucunda da toplumun birinci basamak ruh sağlığı hizmetleri konusunda bilinçlendirilmesi önerilmektedir" şeklinde konuştu.
#31.07.2004 08:48 2 0 0
  • Yürürken, rengarenk ve desenli giysiler giymiş, makyajlı kadınlara rastlarsınız da, kıpkırmızı rujla gezeni fazla görmezsiniz. Kırmızı ruj neden hem çeker, hem de korkutur peki?



    Herhangi bir şekilde makyaj yapabilirsiniz ama kırmızı ruj denince akan sular durur. Bir kere kıpkırmızı bir ruj öyle herkese yakışmaz. Sokaklarda pembe, şeftali ve hatta bordo tonlarında ruj sürmüş insanlar görürsünüz de, kıpkırmızı bir rujla fazla gezen olmaz. Kırmızı ruj bir fenomendir ve onu taşıyacak kadar atak, kendine güvenli ve dik olmayı gerektirir.

    Kırmızı ruj sürmek istiyip de cesaret edemeyenleriniz için olaya geniş bir perspektiften yaklaşmayı uygun bulduk. Bir kere işin psikolojik yanına eğilelim önce.

    Psikolojik olarak kırmızı, gücün rengidir ve güç, cesaret, tutku, kurban ve uyarı gibi kavramları temsil eder. Sembolizm gayet açıktı: Dur ışıkları, ambulans, itfaiye, ya da polis arabası üzerindeki sirenler hep kırmızıdır. Yani kırmızı ruj sürmek, muhtemelen bir kadının yapabileceği en dramatik, süsleyici anlatım şeklidir.

    İşte kırmızı rujla ilgili bazı ipuçları:
    Kırmızı bir ruju taşıyabilmenin sırrı kendinizi rahat hissetmekte yatar. Dudaklarımızı kırmızıya boyayarak, ağzımızla yaptığımız her mimiğe, bir şeyleri ısırmamıza, yalamamıza, gülümseyişimize, dudak büzmemize dikkati çekmiş oluruz. Bu nedenle kırmızı dudaklar, çekingenlere, kararsızlara ve korkaklara göre değildir.

    Kırmızıyı cesurca taşıyabileceğinize karar verdiyseniz, en iyi görünüşü dudaklarınızı odak noktası yaparak sağlarsınız. Başka bir deyişle, kırmızı ruj sürecekseniz, tonla göz makyajı uygulamayın. Kaşlarınızı şekle sokup tarayın ama koyultmayın. Sadece biraz kapatıcı ve rimel sürün.

    Mat kırmızı, parlak kırmızıdan daha iyi durur; çünkü parlak olan biraz bile yayılıp taşsa, sert bir kavgada kaybeden kişiymişsiniz gibi görünmenize yol açar.

    Kırmızının pek çok farklı tonu olduğunu unutmayın. Teniniz açık renkse, kırmızının pembeye yakın tonları, kırmızının mavili tonlarından daha az cüretkar görünür. Cildiniz daha koyucaysa, o zamanda turuncuya çalan kırmızı, kırmızının mor tonlarına oranla daha az küstah durur.

    Işığı her zaman hesaba katın. Örneğin mum ışığında geçecek bir akşam davetine katılıyorsanız, ışık daha loş olacağından kırmızı dudaklar daha az cüretkar görünür. Alacakaranlıkta, ya da fırtınalı gri günlerde cesure tonlar, gökyüzünün daha koyu olmasından ötürü daha az belirgin olur.

    Giysilerinizin rengini de atlamayın. Kırmızı beyaz, yeşil ve sarıya göre çok canlı, griye göre daha az canlıdır ve siyahla gayet iyi gider.

    Ancak en önemlisi; kırmızı ruju taşıyabilmeniz için konuşmanız ve yürüyüşünüzle cesur, kendinize güvenli durmalısınız. Yani kırmızıyı hissetmelisiniz.
#29.07.2004 20:37 2 0 0
  • Gözleriniz küçük, ya da patlak olabilir. Ancak makyaj yardımıyla bu tür göz kusurlarını kolaylıkla kapatabilir ve mükemmel görünmeyi başarabilirsiniz.


    Şüphesiz hiçbirimiz kusursuz değiliz. Oysa, birtakım mevcut kusurları kapatıp, mükemel görünüme kavuşmak mümkün. Bu noktada devreye makyaj giriyor.
    Makyaj, kusurları kapatarak, çok daha güzel görünmenize yardımcı olur. Örneğin göz makyajını ele alalım: Hepimiz badem gözlü değiliz, oysa uygun bir göz makyajıyla pek çok göz kusuru telafi edilebilir.

    İşte çeşitli göz kusurları için uygun makyaj teknikleri...

    Küçük gözler
    Gözleriniz küçükse, onları ön plana çıkarmak için göz kapağına biraz ışık vererek, kalan kısım sanki geride duruyormuş gibi bir illüzyon yaratmak gerekir. Bunu da şu şekilde yapabilirsiniz:

    Koyu renk bir farı göz etrafına sürün.
    Farı göz pınarlarına sürmeyin.
    Gözün bittiği yere yakın olan kısma farı koyu sürün.
    Farı ince bir şerit halinde göz altına da sürün, ancak göz pınarına kadar gitmeyin.
    Şimdi tekrar göz kapağına çıkarak, göz pınarını olduğun kısma açık renkte bir far sürüp, bunu göz kapağının yukarısına doğru yayın.
    Rimelle kirpikleri belirginleştirin.

    Yakın gözler
    Gözler birbirine yakınsa, makyaj gözün dış kısmına ağırlıklı olarak yapılmalıdır.

    Farı göz kapağının ortasından dışa doğru sürün.
    Göz kapağında oluşan kat kısmına da bir çizgi çekin. Bu da farla aynı noktadan başlayıp dışa uzansın.
    Rimeli gözün bittiği taraflara ağırlık verecek şekilde sürebilirsiniz.

    Patlak gözler
    Gözleriniz patlaksa, canınızı sıkmayın. Makyajla bunu da ortadan kaldırabilirsiniz.

    Gözkapağınıza koyu renk ve mat bir far sürün.
    Farı kaşlara doğru ve ayrıca gözün dış kısmında, altta kalan kısma da biraz yayın.
    Kaş altına kullanacağınız reng ten renginize yakın olsun.
    Göz kapağı katını ise koyu bir renk yardımıyla belirginleştirin.
    Kirpiklerinizi kıvırtın ve bolca rimel sürün.

    Göz kapaklarınız şişse
    İşte hepimizin yaşayabileceği can sıkıcı bir sorun. Makyaj burada da kurtarıcı olabiliyor:

    Göz kapağını belirsiz kılmak için
    Farı kaşlara doğru ve ayrıca gözün dış kısmında, altta kalan kısma da biraz yayın.
    Kaş altına kullanacağınız reng ten renginize yakın olsun.
    Göz kapağı katını ise koyu bir renk yardımıyla belirginleştirin.
    Kirpiklerinizi kıvırtın ve bolca rimel sürün.
#22.07.2004 08:29 2 0 0
  • Uzmanlar, kuşburnunun başta C vitamini olmak üzere, yüksek oranda B1, B2, E ve K vitaminlerini içerdiğini bildirdi. Kuşburnunun ana merkezi olarak bilinen Gümüşhane'de başta merkez ilçe olmak üzere Torul, Kürtün, Kelkit, Köse ve Şiran İlçelerinde bolca yetiştiğini belirten uzmanlar, "Kuşburnu, potasyum, sodyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum gibi elementleri içermesinin yanında, yüksek oranda şeker içermektedir" dediler.

    Uzmanlar ayrıca, gıda sanayinde reçel, marmelat, püre, komposto ve çay olarak işlenen kuşburnunun, gıdaların zenginleştirilmesinde de (bebek gıdaları, değişik meyve suları, yoğurt, süt) geniş ölçüde kullanıldığını belirtti. Kuşburnu, ilaç ve kozmetik sanayinde de değişik amaçlarla kullanılıyor.


    Kuşburnunun içerdiği yüksek C vitamini nedeniyle vücudun direncini artırdığı gibi, çekirdeğinde bulunan yağın güneşe karşı koruyucu özelliğe sahip olduğunu belirten kuşburnu çayı üreticisi Nadir Özer Kaya ise, kuşburnunun en çok çay ve marmelatının üretildiğini söyledi.


    Kaya, "İçerdiği vitaminler nedeniyle kuşburnu çayı, yaz ve kış kullanılabilecek bir çay türüdür. Kış aylarında bilhassa grip ve nezle gibi hastalıklara karşı kuşburnu büyük bir koruyucudur. Yaz aylarında ise kuşburnu, çekirdeğinde bulunan yağ nedeniyle vücudu güneşe karşı koruyucu bir özelliğe sahiptir" diye konuştu.
#08.07.2004 20:37 2 0 0
  • Konu: Vazgeçtim
    VAZGEÇTİM Kaç gece yatağımda uykusuz, Bir oyana bir bu yana dönüp durdum. Görmek için düşümde hayalimde, Duymak için sesini. Kaç kere ellerim uzandı telefona. Aşkı oyun bilirsin sen, aklıma geldi. Vazgeçtim ! Gezip durdum perişan halde, Kâh sahillerde, kâh cadde boylarında. Hayal kurup sen diye, Ağaçlara dağlara taşlara sarıldım. Elleri güldürecektim halime, İhanetin aklıma geldi. Vazgeçtim ! Kahırdan başka ne vardı sanki verdiğin, Acılardan zevk alır hale getirmiştin. Yine de görmek için seni, Şeytana uyup, bir daha bozacaktım yeminimi. Vedalaşmadan gidişin aklıma geldi. Vazgeçtim ! Açıp ellerimi yalvardım tanrıya, Bir defacık tutmak için ellerini, Koklamak için saçlarını. Adaklar adayacaktım evliyalara, Umursuzluğun aklıma geldi. Vazgeçtim ! Paylaştığımızı sandığım güzel günler hatırına, Suçlu benmişim gibi, Af dileyecektim gözlerine bakıp. Her türlü cezana razı olacaktım. Boynumu büküp, bi daha gelecektim kapına. Başkasını sevdiğin aklıma geldi. Vazgeçtim !
#29.06.2004 10:03 2 0 0
#05.01.2005 08:20 1 0 0
  • Gıda Güvenliği e-posta grubunda, Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı 'Kanser Raporu'na dikkat çekilerek, bakanlığın hazır gıdaların insan sağlığının bozulmasında risk faktörü olduğu yönünde uyardığı belirtildi.

    Raporda, 'Örneğin buğdayın kepeği ve özü alınarak beyaz un haline getirildiğinde, kanserden koruyucu maddelerin yüzde 90'ı kaybolur. Tüketilen buğdayda posa azaldığından, kolorektal kanser riski artar. Taze sebze ve meyveler toplandıktan sonra işleme koşullarına bağlı olarak vitamin değerlerinde azalmalar olur' bilgisine yer verildi. Rapora göre, besin maddelerinin uzun süre bozulmadan saklanabilmesi, raf ömrünün uzatılması, lezzet ve görünümlerinin değiştirilmesi amacıyla kullanılan bazı bileşikler ve renk vericiler kanser riskini artırıyor. Yapay tatlandırıcıların önerilen miktarın üzerinde tüketilmeleri halinde idrar yolu kanserlerine sebep oluyor.

    RİSKLİ RENKLENDİRİCİLER

    İHA muhabirinin www.gidaraporu.com sitesinden derlediği bilgilere göre, riskli renklendiriciler ve rumuzları tablosu ise şöyle sıralanıyor:

    "E102* Tartrazin Renklendirici; tiroid tümörü, kromozom hasarı, kurdeşen, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir; renkli içecek, tatlı, reçel, unlu gıdalar, çerez, konserve balık ve hazır çorbalarda kullanılır; Norveç ve Avusturya'da yasaklandı.

    E104* Kinolin Sarısı Renklendirici; ruj, saç bakım ürünleri, kolonya üretimi ve eczacılıkta kullanılır; deri rahatsızlığına neden olur; Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

    E107* Yellow 7G Renklendirici; astımlılarda alerjik reaksiyon görülebilir; tipik ürünler hafif içeceklerdir; HACSG sakınılmasını tavsiye ediyor. Avustralya ve Amerika'da yasaklandı.

    E110* Sunset Yellow FCF, Orange, Yellow S Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç'te yasaklandı.

    E120** Karmin, Karminik asit Kosinal Renklendirici; böceklerden elde edilir; kozmetiklerde, şampuanlarda, kırmızı elma sularında, şekerlemelerde ve diğer gıdalarda kullanılır; hassas ve asmatik bünyelerde alerjik reaksiyonlara sebeb olabilir.

    E122* Azorubin, Karmoisin Renklendirici; kömür katranı türevi; astımlılar ve aspirin alerjisi olanlarda kötü reaksiyonlar yapabilir; tipik ürünler şekerleme, marzipan ve jölelerdir; ısveç, Amerika, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.

    E123* Amarant Renklendirici; aynı ismi taşıyan bir ottan üretilir; kek, meyve tatlı dolgular ve jölelerde kullanılır; astım, egzama ve hiperaktiviteye neden olur; bazı hayvanlara yapılan testlerde doğum kusurları ve cenin ölümleri görülmüştür, kanserojen olabilir; Avusturya, Amerika, Rusya, Norveç ve diğer bazı ülkelerde yasaklandı.

    E124* Ponso 4R,Kosinal red A Renklendirici; sentetik kömür katranı; hayvanlarda kanserojen, astımlılar ve aspirin alerjisi olanlarda kötü reaksiyonlar yapabilir; Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

    E127* Eritrosin Renklendirici; kiraz ve vişne, konserve sebze, muhallebi, tatlı, pasta, bisküvi ve çerezlerde kullanılır; ışığa karşı duyarlılığa ve troid hormonu seviyesini arttırıp hipertroidism'e neden olabilir; farelerde yapılan çalışmada troid kanserine neden olduğu saptanmıştır; Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

    E128* Red 2G Renklendirici; sentetik kömür katranı; kan hemoglobini ile karışma ihtimali vardır; çocuklar tarafından kullanılması tavsiye edilmiyor; dondurma, puding, meyveli veya aromalı yoğurt, pişmiş ya da pişmemiş et ürünleri, sucuk, salam, sosis Marmelat ve içeceklerde kullanılır. Pek çok ülkede yasaktır.

    E129* Allura red AC Renklendirici, sentetiktir; tatlılar, içecek ve garnitürlerde, eczacılık ve kozmetik ürünlerinde kullanılır; astım ve aspirin hassasiyeti olan insanlar için risklidir; farelerde kanser oluşturduğu saptanmıştır; çocuklar tarafından tüketilmesi tavsiye edilmiyor; Danimarka, Belçika, Fransa, Almanya, İsviçre, İsveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.

    E131* Patent blue V Renklendirici; Alerjik hassasiyete sahip insanlar kaçınmalıdır; kurdeşen, kaşıntı, tansiyon düşüklüğü, titreme ve solunum problemleri oluşturabilir; çocuklarda kullanılması tavsiye edilmez. Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı. E132* Indigotin, Indigokarmin Renklendirici; sentetik kömür katranı türevi; yaygın olarak tablet ve kapsüllere eklenir; ayrıca dondurma, tatlı, fırınlı mamuller, şekerleme ve bisküvilerde kullanılır; bulantı, kusma, yüksek tansiyon, deri döküntüsü, solunum sorunları ve diğer alerjik reaksiyonlara neden olur. Norveç'te yasaklandı.

    E133* Brilliant blue FCF Renklendirici; sentetik kömür katranı; mandıra ürünleri, tatlılar ve içeceklerde kullanılır; çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor, Belçika, Fransa, Almanya, İsviçre, İsveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.

    E142* Green S Renklendirici; sentetik kömür katranı türevi; konserve bezelye, nane jöle ve soslarda, paketlenmiş ekmek kırıntısı ve kek karışımlarında kullanılır; hiperaktiviteye, astıma, uykusuzluğa sebep olduğu bilinmektedir; çocuklar için tavsiye edilmemektedir. İsveç, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

    E150 Karamel Renklendirici; şekerden yapılır; istiridye, soya, meyveler, konserve soslar, çikolata, şekerleme, bisküvi ve turşularda kullanılır. Çocuklar için tavsiye edilmiyor.

    E151 Brilliant Black BN, Black PN Renklendirici; kömür katranı; tatlılar, balık ezmesi, aromalı sütlü içecekler, dondurma, hardal, marmelatlar, soslar, kekler ve içeceklerde kullanılır; Danimarka, Belçika, Fransa, Almanya, İsviçre, İsveç, Avusturya, Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

    E153* Bitkisel Karbon Renklendirici; mangal kömürü, kemik, et, kan, katı ve sıvı yağlardan elde edilir; reçel, jöle ve meyan kökünde kullanılır; kanserojen olma riskinin yanında hayvan kökenli olanları haram riski taşır. Çocuklar için tavsiye edilmez. Avustralya'da yalnızca bitkisel kökenli olanına izin verildi, Amerika'da yasaklandı.

    E154* Brown FK Renklendirici; sentetik 6 boya maddesinin karışımından oluşur; kurutulmuş balık, tütsülenmiş balık, pişirilmiş jambon ve cipslerde kullanılır; çocuklar için önerilmez; Amerika'da ve pek çok ülkede yasaklandı.

    E155* Brown HT (Chocolate) Renklendirici; kömür katranı; çikolatalı kekte kullanılır; astımlılar ve aspirin alerjisi olanlarda kötü reaksiyonlar yapabilir; deri duyarlılığına neden olduğu bilinir; Danimarka, Belçika, Fransa, Almanya, İsviçre, İsveç, Avusturya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.

    E160(b)* Annatto (Arnatto, Annato), bixin, norbixin Renklendirici; 'Bixaorellana' ağacından elde edilir; peynir, tereyağı, margarin,unlu gıdalar, çerez, çorba ve içeceklerde kullanılmaktadır; ayrıca eczacılıkta (balgam sökücü olarak) ve tekstil sektöründe kullanılır;jelatinle karışık bulunabilir; kurdeşene neden olduğu bilinir, HACSG sakınılmasını öneriyor.

    E160(c)* Paprika ekstrakt, Kapsanthin, Kapsorubin Renklendirici; kırmızı biber çekirdek ve tohumlarından elde edilir; kümes hayvanı gıdaları, dilinmiş peynirlerde kullanılır; jelatinle karışık bulunabilir; bazı ülkelerde yasaklandı.

    E160(f)* Etil ester of beta-apo-8'-karotenik asid (C 30) Renklendirici; bilinen yan etkisi yok; alkolle muamele edilmiş olabilir.

    E161* Lutein, Kantaksantin Renklendirici; doğal olarak yeşil yaprakta, kadife çiçeği ve yumurta sarısında bulunur, Alkolle muamele edilmiş olabilir. Renklendirici; retinol; bazı mantar, kabuklu hayvan, balık ve flamingo tüyünde bulunur.

    E162* Betanin Renklendirici; pancardan elde edilir; bilinen yan etkisi yok; Alkolle muamele edilmiş olabilir.

    E163* Antosiyaninler Renklendirici, çiçek ve bitki kaynaklı; alkolle muamele edilmiş olabilir.

    E170* Kalsiyum karbonat Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir.

    E171 Titanium dioxid Renklendirici; diş macunu ve beyaz boyada pek çok ilaçta bazı peynir çeşitlerinde, krema ve soslarda kullanılır; kan, beyin ve bezlerde, lenf düğümleri ve akciğerde yüksek konsantrasyon oluşturabilir. Almanya'da yasaktır.

    E172 Demir oxid ve hidroxid Renklendirici; som balığı ve karides ezmesinde kek, pasta ve tatlılarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir. Almanya'da yasaklanmıştır.

    E173 Aluminium Renklendirici; draje, şekerleme, keklerde, tabletlerde dekorasyon maksadı ile kullanılır; bazı ülkelerde yasaklandı.

    E174 Gümüş Renklendirici; çikolatalı şekerlemeler ve drajelerde kullanılır; aşırı dozlarda önemli rahatsızlıklara sebep olur; bazı Rülkelerde yasaklandı.

    E175 Altın Renklendirici; çikolatalı şekerlemelerde drajelerde kullanılır; bazı ülkelerde yasaklandı.

    E180* Litolrubin BK Renklendirici; astım, rinit ve cilt hastalıklarına sebep olabilir. Bazı ülkelerde yasaklandı."
#13.12.2004 09:21 1 0 0
  • 1. Karaciğer hastalığına yakalananların çoğu alkolik değildir.

    2. Sosyal olarak orta derece de alkol alanlar bile karaciğer hasarı için risk oluştururlar.

    3. Alkollü içecekleri hiç tüketmeyen kişilerde ciddi karaciğer problemlerine sahip olabilirler.

    Cevap: Tüm 3 ifade de doğrudur. Siz kaç tanesini doğru bildiniz?

    Eğer cevaplar sizi şaşırttıysa cesaretiniz kırılmasın, çünkü yanlız değilsiniz. Alkol ve karaciğer arasındaki ilişki bir çok kişinin kafasını karıştırmıştır. Amerikan Karaciğer Vakfı bu konu hakkında bir çok yanlış anlaşılma olduğunu göstermiştir. Söylentiler zararlı olabileceğinden dolayı, aşağıda alkol ve karaciğer hakkında en sık rastlanılan
    soruların doğru cevaplarını bulacaksınız.

    Alkol karaciğer hastalığına sebep olur mu ?

    Evet, fakat sadece varolan diğer bir çok nedenden biridir ve risk ne kadar çok miktarda ve ne kadar süredir içtiğinize bağlıdır. 100'den fazla karaciğer hastalığı vardır. Virüsler, kalıtsal bozukluklar ve kimyasal madde ve ilaçlara karşı oluşan tepkiler bilinen sebeplerdir. Bilim adamları en ciddi karaciğer hastalıkları nedenlerini halen araştırmaktadır.

    Güvenli olarak ne kadar alkol tüketebilirim?

    Bazı insanlar alkole diğerlerinden daha duyarlı olduğundan dolayı, herkes için uygun olabilecek basit bir cevap yoktur. Genelde eğer içki kullanan biriyseniz doktorlar günde iki içkiden fazla içmemeyi tavsiye ederler.

    Tüketilen alkol miktarı yanında başka tehlikeler varmıdır?

    Evet. Asetominofen içeren ilaçlarla birlikte alkol orta derece de bile alınırsa toksik etkileri olabilir. Bu tarz ilaçlar alıyorsanız, alkol alma konusunda özellikle dikkatli olmalı ve ilacınızı almak için alkollü içecek kullanmamalısınız. Yazılan ilaçlar nelere dikkat etmeniz gerektiğini doktorunuza danışınız.

    "Sosyal içiciler" alkolik hepatit olabilirmi?

    Evet. Alkolik hepatit sık olarak alkoliklerde görülse de alkolik olmayanlarda da görülebilir.Alkole karşı verilen karaciğer cevabı kişilerde belirgin değişkenlik gösterebilir.

    Çok miktarda alkol ile ne tür karaciğer hastalıkları olabilir?

    Alkoli hepatit, karaciğerin bir veya iki hafta süren iltihabıdır. İştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı ve gerginliği, ateş, sarılık ve bazen bilinç bulanıklığı bulguları görülebilir. Alkole bağlı siroz yıllar içinde görülür. Siroz hastalığı için karaciğer hücrelerinin kalıcı hasarı gerekir. "yağlı karaciğer" alkolik karaciğer hastalığında görülen en erken evredir. Eğer hasta bu evrede alkol almayı bırakırsa, karaciğer kendisini iyileştirir.

    Alkolik hepatit nasıl teşhis edilir?

    Alkolik hepatitin tanısı kolay değildir. Bazen bulgular alkol alındığı döneme göre, alkolün bırakıldıktan sonraki dönemde daha kötü olabilir. Genelde hastalık çok miktarda alkol tüketilen bir dönemden sonra ortaya çıksada, orta derecede içenlerde de görülebilir. Kan testleri tanıya yardım edebilir. Tanı esas olarak karaciğer biyopsisi ile konur. Bu da bir iğne ile lokal anestezi eşliğinde küçük miktarda karaciğer dokusunun alınıp mikroskop ile incelenmesi ile olur.

    Kadın ve erkek alkolik hepatit için aynı riskimi taşır?

    Kadınlar alkole bağlı karaciğer hasarı için daha fazla risk taşır. Aynı kiloda olan bir erkek ve bayan eşit miktarda alkol aldıklarında bile, bayanın kan alkol miktarı genelde daha fazladır. Kadınlar da erkeklere göre daha fazla vücut yağı ve daha az vücut suyu vardır ve dolayısıyla kadınların vücudu alkolden farklı biçimde etkilenebilir.

    Tüm alkolikler de alkolik hepatit ve sonuçta siroz olur mu?

    Hayır. Bazı alkolikler alkolizm tablosunun çoğu fiziksel ve psikolojik bulgularını gösterip ciddi etkilenseler de, ilerleyici karaciğer hasarı oluşmaz. Alkoliklerin % 10-25'inde zamanla alkolik siroz gelişir.

    Alkolik hepatit yağlı karaciğerden farklımıdır?

    Evet. Eğer herhangi bir kişi bir kaç gün içinde aşırı miktarda alkol alırsa, karaciğer hücreleri yağ damlacıkları ve su ile şişer. Bu durum "yağlı karaciğer" olarak adlandırılır. Diabet, obezite, bazı ilaçlar ve ciddi protein eksikliği de bu tabloya neden olabilir. Alkole bağlı oluşan yağlı karaciğer, alkol bırakıldığında iyileşir.

    Alkolik hepatit her zaman siroz yapar mı ?

    Hayır. Genelde alkolik hepatitin yeterli miktarda karaciğer hasarı yaparak siroz oluşturması yıllar alır. Eğer alkolik hepatit erkenden tanınır ve tedavi edilirse, siroz önlenir.

    Alkolik hepatit tehlikelimidir?

    Evet. Eğer özellikle hastada öncesinde karaciğer hastalığı varsa ölümcül olabilir. Çok miktarda alkol alımına bağlı besinsel eksiklikleri olanlarda, başka rahatsızlıklarda görülebilir. Bu tür problemler ve komplikasyonlar genelde tüm vücut sistemlerini etkileyebilir. Alkolik sirozu erkenden tanımak ve tedavi etmek önemlidir, böylece hayatı tehdit eden sonuçlar kontrol edilebilir.

    Alkolik hepatit nasıl önlenir?

    En iyi tedavi alkol alımını bırakmaktır. İlaçlar, iyi beslenme ve dinlenme de diğer tedaviler arasındadır. Hastaya kaçınılması gereken bazı ilaçlar ve kimyasallar hakkında bilgi verilir. Karaciğerin makul oranda iyileşme ve yenilenme kabiliyeti olduğundan dolayı, eğer kişi tamamen alkol almayı durdurursa alkolik hepatitli hastanın klinik gidişinde anlamlı bir umut oluşur.

    Siroz alkolik hepatitden farklımıdır?

    Evet. Hepatit, karaciğer dokusunun iltihabıdır. Sirozda, normal karaciğer hücreleri hasara uğrar ve skar dokusu ile yer değiştirir. Bu gelişim karaciğerin bir çok yaşamsal önemli işlevlerini engeller.

    Neler siroz yapar?

    Sirozun bir çok nedeni vardır. Uzun süre alkol alımı bunlardan birisidir. Kronik hepatitler diğer önemli bir sebebdir. Çocuklarda en sık görülen nedenler safra kanallarının hasarı ile oluşan bilyer atrezi ve neonatal hepatitdir. Bu hastalıkları olan çocuklarda genelde karaciğer nakli yapılır. Karaciğer nakli gereken yetişkin hastaların çoğunda primer bilyer siroz hastalığı vardır. Bu hastalığa neyin yol açtığını henüz bilmesekte, herhangi bir şekilde alkol tüketimi ile ilişkili değildir. Demir ve bakır metabolizması ile ilgili kalıtımsal bozuklular ve uzun süre toksinlere maruz kalma ile de siroz oluşabilir.
#10.12.2004 11:49 1 0 0
  • OĞUL ;

    İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler!
    Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir.
    İki paralık güneşe aldanıp sonra da karda, ayazda kavrulup gitme!
    Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin!

    AMA ;

    Bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen,
    Sabah rüzgarında savrulup gidersin.
    Öfken ve benliğin bir olup aklını yener!
    Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın.

    AZİMDEN DÖNME!

    Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil!
    Her işin gereğini vaktinde yap!
    Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!
    Gördün söyleme, bildin bilme!
    Sözünü unutma! Sözü söz olsun diye söyleme!
    Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.
    Sevildiğin yere sık gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibar olmaz.

    ÜÇ KİŞİYE ACI ;

    Cahiller arasında alime,
    Zenginken fakir düşene,
    Hatırlı iken itibarını kaybedene!
    Unuma ki; Yüksekten yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.!
    Düşmanını çoğaltma, düşmanlığın başını da sonunu da sen belirle!
    Haklı olduğunda kavgandan korkma!

    BİLESİN Kİ ;

    Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!
#02.12.2004 17:18 1 0 0
  • noimage


    Uzmanlar, sabahları yataktan zor kalkıp, günü gözlerinizi ovuştura ovuştura kafein takviyesiyle geçirenlerin enerji seviyesini yükseltmeleri gerektiğini belirtiyor.


    Yaşam tarzı ve işi kendisini yorup bitkin düşürenlerin beslenme düzenlerinin de bozulabileceğini vurgulayan uzmanlar, "Oysa bu konuda yapabileceğiniz bir şeyler de yok değil. Eğer değişiklikleri hayatınıza uyarlayabilirseniz, enerjinizin geri gelmeye başladığını ve kendinizi daha iyi hissettiğinizi göreceksiniz. Ancak 6 aydan uzun bir süredir kronik bir yorgunluktan şikayetçiyseniz, o zaman bir doktora görünmeniz doğru olacaktır" tavsiyesinde bulunuyor.


    Derlenen bilgilere göre haftayı zinde geçirmek ve daha sağlıklı bir yaşam için günlere göre yapılması gerekenler şunlar:


    noimage





    Pazartesi: Haftaya B vitamini içeren besinler yiyerek başlayın. Nedeni, B vitaminlerinin enerji için gerekli olmasıdır. Ton balığı, somon, kılıçbalığı, tavuk, fasulye, mısır, arpa ve esmer buğday gibi kepekli gıdalar B vitaminleri açısından zengindir. Eğer stresli ve yorgun hissediyorsanız B vitamini takviyesi de işe yarayabilir.


    Salı: Enerji seviyesi için bir diğer önemli şey de uykudur. Bu nedenle, akşam yemeğinde, patates, makarna, pilav ya da ekmek gibi besinler tüketin. Bunlar nişasta içerdiğinden vücutta açığa çıkmaları daha yavaş olur ve bu da uyumanıza yardımcı olur. Ayrıca her gün aynı saatte yatıp kalkmaya çalışın. Bu, vücudunuza enerji vererek onu ritme sokar.


    Çarşamba: Öğlenleri evden ya da ofisten çıkıp kısa bir yürüyüş yapmak gibi bir alışkanlık geliştirmeye çalışın. Gün ışığı, enerji seviyelerini kontrol eden hormonlar üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Eğer gününüzün çoğunu kapalı mekanlarda geçiriyorsanız, fazla gün ışığı görmüyorsunuz demektir. Bu da kendinizi tükenmiş hissetmenize yol açar.


    Perşembe: Akşam 20.00'dan sonra daha az alkol alın. Alkolü parçalayan karaciğer enzimlerinin en etkili olduğu saatler akşamın erken saatleridir. Bu nedenle bu saatlerden sonra içilen alkol kendinizi tembel ve yorgun hissetmenize sebep olabilir.


    Cuma: Bisküvi, kek ve tatlı gibi besinlerden uzak durun. Bu ürünlerde bulunan bol miktardaki şeker, kan şekeri seviyenizin birden zıplamasına neden olur. Ancak yükseldiği gibi çabuk da düşer. Pankreasınız da buna karşılık olarak yüksek dozda insülin salgılar. Bu, kendinizi iyice bitkin hissetmenize yol açar.


    Cumartesi: Diyetinize daha çok C vitamini, magnezyum, demir ve çinko dahil edin. Çünkü bunlar bol enerji verir. Turunçgiller, biber, patates, brokoli ve kivide bol miktarda C vitamini bulunur. Yumurtanın sarısı çinko açısından zengindir. Tahıllar ve mercimekse bol miktarda demir içerir. Yeşil sebzelerde de magnezyum vardır.


    Pazar: Uykuyu fazla kaçırmayın. Araştırmalar, fazla uykunun kendinizi daha yorgun ve uykulu hissettireceğini gösteriyor. Bu nedenle kalkın ve egzersiz yapın. Her ne kadar kanepede pineklemek çok çekici gibi görünse de, kendinizi daha yorgun hissettirmekten başka işe yaramaz. Egzersiz yapmak zor gelecektir ama, sonunda kendinizi ne kadar enerjik ve iyi hissedeceğinizi düşünmeye çalışın.
#29.11.2004 12:20 1 0 0
  • Araştırmalar, aşırı bilgisayar kullanımının, 'glokom' adı verilen ve tedavi edilmediği takdirde görme kaybına yol açabilen bir göz hastalığına neden olduğunu ortaya koydu.

    Japonya'da bulunan Toho Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan söz konusu araştırmalar, Epidemoloji ve Halk Sağlığı Dergisi'nde yayınlandı.

    Japonya'nın önde gelen 4 firmasından toplam 5 bin çalışanın üzerinde yürütülen araştırmada katılımcılara, günde ne kadar zamanı bilgisayar başında geçirdikleri ve gözlerinde daha önce herhangi bir rahatsızlık olup olmadığına yönelik sorular soruldu. Bu soruların ışığında denekler bilgisayar kullanımlarına göre gruplara ayrıldılar. Ardından yapılan göz muayenesi sonucunda, 522'sinin gözlerinde anormallikler saptandı. Sürekli bilgisayar başında çalışan gruptakilerin büyük çoğunluğunda hipermetrop ve miyop olduğu, 165 kişide de ilerlemiş glokom olduğu tespit edildi. Glokom hastalığı, hiçbir belirti göstermeyen sinsi bir hastalık olarak tanımlanıyor. Sadece düzenli göz muayenesi ile anlaşılabilen hastalık, göz basıncının yükselmesi ve buna bağlı olarak görme sinirinin hasarlanması olarak tarif ediliyor. Uzmanlar, glokom hastalığının zamanında müdahale edilmemesi halinde görme kayıplarına yol açtığına dikkat çekerken, araştırma sonucunda sürekli bilgisayar başında çalışanlara dikkatli olmaları ve en kısa sürede bir göz doktoruna başvurmaları konusunda uyarıda bulundular.
#17.11.2004 09:14 1 0 0
  • noimage

    Bal ve Tarçın karışımının birçok hastalıklara iyi geldiği saptanmıştır.

    Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Bal,asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır.

    Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde Balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir.

    Bal hertürlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir.

    Bugünün tıp ilmi,balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir.

    Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinde batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.

    ARTRİT

    Bir kısım Balı 2 kısım ılık su içerisine koyup üzerine bir çay kaşığı toz Tarçın ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla vücudun ağrıyan yerlerine masaj yapılır. 1-2 dakika içerisinde ağrının azaldığını göreceksiniz.

    Artritli hastalar,bir bardak sıcak su içerisinde 2 kaşık Bal ve bir çay kaşığı toz Tarçını eritip sabah ,akşam alabilirler. Eğer düzenli olarak alırlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler.

    Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ;kahvaltıdan önce Bir yemek kaşığı Bal ve ½ çay kaşığı toz Tarçını alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde şifa bulmuşlar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde şifa bulmuşlardır.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

    Hergün kullanılan Bal ve Tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur.

    Araştırmacılara göre Bal,birçok Vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir.

    Balın düzenli kullanılması, Akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslarla savaşan,korpuskülleri de kuvvetlendirir.

    DİŞ AĞRISI

    Bir kaşık toz Tarçın ve 5 tatlı kaşığı Bal karışımı ağrıyan dişe tatbil edilir.

    Ağrı kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.

    HAZIMSIZLIK VE GRİP

    Toz Tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler

    İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.

    İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI

    İki kaşık toz Tarçın,bir tatlı kaşığı Bal, ılık su içerisinde eritilip içilir.

    İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.

    noimage

    KANSER

    Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada ,mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur.

    Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık Tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.

    KALP HASTALIKLARI

    Bal ve Tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür.

    Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur.

    Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.

    Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.

    KISIRLIK

    Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.

    Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.

    Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar

    Gebe kalamıyan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir bir sakız üzerine koyup çığnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.

    Amerika Merylandda evli bir çiftin 14 yıldır çocuğu olmamış ve ümitlerini de kaybetmişlerdir.Bu uygulamalar kendilerine anlatılmış ve yukarıda belirtilen kürün uygulamasına başlandıktan birkaç ay sonra ikiz çocuklarının olacağı tesbit edilmiştir.

    KOLESTEROL

    İki kaşık Bal, Üç tatlı kaşığı Toz Tarçın,450 gr.demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir.

    Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir.

    Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.

    MİDE AĞRILARI

    Bal ve Tarçın kürlerinin ,mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.

    GAZ

    Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.

    SAÇ DÖKÜLMESİ

    Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve yaklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.

    5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

    SİVİLCELER VE DERİ

    3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür.Sabahleyin ılık su ile yıkanır.

    Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.

    Egzama,mantar ve diğer deri infeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır.

    SOĞUK ALGINLIĞI

    Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz Tarçın günde üç defa yenir.

    Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.

    YAŞLILIK

    Bal ve Tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler.

    4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.

    YORGUNLUK

    Araştırmayı yapan Dr.MİLTON, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.

    ZAYIFLAMA

    Bir bardak su içerisine eşit miktarda Bal ve Tarçın konup kaynatılır.Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.

    Düzenli uygulanırsa kilo verilir.

    Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde ,yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.
#08.11.2004 10:30 1 0 0
  • noimage

    17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerini yaşamış olan ve şu an Bolu'da yaşayan kişilerde, depremin yol açtığı ruhsal sorunların düzeyini saptamak amacıyla Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı tarafından "Bolu Deprem Taraması" çalışması başlatıldı.

    Depremden 2 yıl sonra Bolu ve Düzce şehir merkezlerinde yapılan araştırmalarda, depremin etkisiyle başta deprem korkusu olmak üzere tedavi gerektirecek düzeyde ruhsal sorun yaşayan kişilerin oranının Bolu'da yüzde 17, Düzce'de yüzde 37 olarak saptandığını belirten yetkililer, en sık görülen belirtiler arasında ani irkilme tepkileri, her an deprem olacak korkusu, depremi hatırlatan durumların huzursuzluk vermesi ve bu durumlardan kaçma ile sinirlilik bulunduğunu kaydettiler. Uzmanlar, o çalışmada varılan önemli bir sonucun da depremin üzerinden uzun süre geçse bile ruhsal sorunların ciddi oranda varlığını sürdürdüğü olduğunu ifade ettiler.

    Şimdi önceki araştırmanın üzerinden 3, depremin üzerinden ise 5 yıl geçtiğini belirten uzmanlar, "Yapacağımız yeni çalışma ile aradan geçen zamanın, depremin bıraktığı ruhsal izleri silip silmemek konusunda etkili olup olmadığını tespit edeceğiz" dediler.

    AİBÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Cengiz Kılıç, Psikolog Didem Yağcı ve Psikolog Özlem Şeyda Uluğ tarafından yürütülecek araştırmanın bir başka boyutunun ise depreme bağlı ruhsal sorunlar nedeniyle Bolu halkının ne oranda ruh sağlığı hizmeti kullandığı, yardıma ihtiyacı olanların ne derece yardım aldığı ve hangi basamaklardan geçerek ruh sağlığı hizmetine ulaştıkları olduğu belirtildi.

    Ruhsal travma yaşamış olan ve ciddi ruhsal sorunu olduğu halde yardım aramayan çok sayıda insan bulunduğunu kaydeden yetkililer, bu kişilerin neden yardım aramadığının bilinmesinin önem taşıdığını söyleyerek, bunun yanında yardım arayanların yeterli ve zamanında yardım alıp almadığının da tespit edileceğini kaydettiler.
#08.11.2004 10:25 1 0 0
  • Kanada'da yayınlanan National Post haberine göre, en az 14 hastanın ölümü ve çok sayıda kalp ve beyin rahatsızlığı, Celebrex kullanımına bağlanıyor.

    Dünyanın önde gelen ilaç üreticilerinden Pfizer'ın eklem iltihabı (arthritis) ilacı Celebrex'in ölümlere yol açtığı iddia edildi.
    Kanada'da yayınlanan National Post gazetesinde yer alan ve Sağlık Bakanlığı'na dayandırılan habere göre, en az 14 hastanın ölümü ve çok sayıda kalp ve beyin rahatsızlığı, Celebrex kullanımına bağlanıyor.

    Celebrex, Merck'in çok satan Vioxx ilacını piyasadan toplamasının ardından "aynı etkiye sahip ve güvenilir bir ilaç" olarak deklare edilmişti.
#05.11.2004 12:54 1 0 0
  • Son yıllarda eğitimde başarının artırılması için çok fazla araştırmalar yapılarak, öğrenmeyi etkileyen faktörler üzerinde durulup, iyileştirme sağlayacak çözümler üretilmeye ve meslek gruplarıyla bağlantılar kurulmaya çalışılıyor.

    Araştırmacılar, öğrenmeyi etkileyen faktörlere geçmeden önce insanoğlunun beyin yapısını ele alarak, sinir hücrelerini inceleme altına aldı. Uzun süren gözlem ve incelemeler sonucunda beyinde sinir hücrelerinin sayısından ziyade önemli olanın sinir hücrelerinin birbirleriyle olan bağlantıları olduğu ortaya çıktı. Bu gelişmenin ardından uzmanlar, beyindeki sinir hücrelerinin birbirleriyle olan bağlantılarını 0-12 yaş arasında kurmaları gerektiğini, sonrasında ise beynin elastikiyetini kaybetmesinden dolayı zayıf bağlantıların silinmeye başladığını tespit ettiler.

    Uzmanlar elde ettikleri bu bilgiler ışığında şu önemli sonuca ulaştılar:

    "Öğretimde en önemli yaş 0-12 yaş dönemidir. Bunun yanında öğrenme ögelerinin özellikleri de çok önemlidir". Çoklu Zeka konusunda araştırmalar yapan Horward Garner, çoklu zeka uygulamaları ile bütün öğrencilerin gelecekte başarı ile ve severek yapacakları mesleklere yönlendirileceklerini savunuyor. Çoklu zeka uygulaması ile çocuğun tek düzelikten tek yönlü düşünmeden alıkonulduğunu belirten Garner'e göre eğilimler ve bu eğilimler ışığındaki meslek tablosu şöyle:

    "Eğer çocuğunuz veya öğrenciniz,

    - Hikayelerden hoşlanıyor, konuşmayı, ezberlemeyi seviyorsa, "sözel-dil zekası" baskındır ve şair, yazar, gazeteci, hukukçu, öğretmen olmaya yaktındır.

    - Soyut düşünebiliyor ve formüllerle, hesap işlerini seviyorsa 'mantıksal zekası' baskındır ve matematikçi, bilim adamı, muhasebeci, bilgisayarcı olabilir.

    - Sese, notalara, ritmlere karşı ilgiliyse "müziksel zekası" baskındır ve şarkıcı, besteci, müzisyen olmaya yatkındır.

    - El becerileri gelişmişse, taklit yeteneği varsa 'bedensel zekası' baskındır ve atlet, dansçı, heykeltraş, cerrah, aktör, pandomim sanatçısı olabilir.

    - İnsanlarla kolay iletişim ve empati kurabiliyorsa ve insanlarla iletişiminde daha duyarlı davranıyorsa 'sosyal zekası' baskın ve psikolog, rehberlik uzmanı, öğretmen, siyasetçi olabilir.
    - Yoğun olarak içine kapanık düşünmeyi seviyor ve duygulara önem veriyorsa, 'İçsel zekası' baskındır ve sanatçı, din adamı, psikoterapist olabilir.

    - Çevreyle ilgileniyor, hayvanlara, bitkilere önem veriyor, toprakla oynamayı seviyorsa, 'doğa zekası' baskındır ve biyolog, jeolog, çiçekçi, arkeolog, meteorolog olabilir".
#05.11.2004 12:51 1 0 0
  • Araba sahibi olmak, çoğu kişinin özlemidir. Bu sebeple, 'Ayaklarımız yerden kesilsin de başka şey istemeyiz' diyenlere sağda solda sıkça rastlamışsınızdır. Ancak, direksiyon başına oturmakla iş bitmiyor. İyi bir sürücü olmanın yanı sıra aracın dilinden de anlamak gerekiyor. Araç kullanmada bazı kurallar veya püf noktaları çok basit gibi görünse de, aslında çoğu kişi tarafından bilinmiyor, bilinse de doğru olarak uygulanamıyor.


    Uzmanlar, trafik ışıklarında durulduğu zaman vitesin boşa alınması ve ayağın debriyaj pedalından çekilmesi gerektiğini belirtirken, "Aracı sürerken veya boş viteste beklerken ayağınızı debriyaj pedalının üzerinde dinlendirmeniz, debriyaj balatasını aşındırır" diye uyarmayı da ihmal etmedi. Daha ekonomik bir sürüş gerçekleştirebilmek için aracın 90 km/s hızla sürülmesi gereğine işaret eden uzmanlar "Eğer aracınızda "cruise control" varsa kullanın. Lastik basınçlarınızı zaman zaman kontrol edin ve uygun değerlerde olduğundan emin olun. Ani kalkışlar yapmayın, yavaş yavaş hızlanın. Klimayı sadece gerekli olduğu durumlarda çalıştırın" önerilerinde bulundu.


    Uzmanlar, makul bir akünün, 60 aylık garanti süresine sahip olduğunu hatırlatırken, muhtemel bir arızayla ilgili olarak ise şunları kaydetti:

    "Akü uyarı ışığı yandığı zaman ya alternatör çalışmıyordur ya da alternatör kayışı gevşemiştir. Eğer hararet göstergesi kırmızıya gelmişse ve klimanız çalışıyorsa, klimayı hemen kapayın. Aracınızı kenara çekin. Kaputu açarak motorun soğumasını bekleyin. Her zaman bagajınızda ufak boş bir benzin bidonu taşıyın. Bu bidonun dolu olmaması gerekir. Buna dikkat edin."


    Aracın motorunun ömrünü uzatabilmek için yapılabilecek en önemli şeyin yağ değişimi olduğunu vurgulayan uzmanlar, yağ filtresinin her 5 bin kilometrede bir veya 6 ayda bir değiştirilmesi gerektiğini bildirdi. Uzmanlar, yağ değişimi yapan bazı yerlerin, sürücülere, her yağ değiştirdiğinde bir hava filtresi de satmaya çalıştıklarına dikkat çekerek, "Bunlara kanmayın. Hava filtresi sadece 50 bin km'de bir değiştirilmesi gereken bir parçadır" dedi. Uzmanlar, yağ seviyesinin kontrol edilmesiyle ilgili önerisi de şöyle:


    "Aracınızı düz zeminli bir bölgeye park edin. Motoru stop edin ve biraz soğumasını bekleyin. Yağ kontrol çubuğunu sonuna kadar batırdıktan sonra çıkararak kontrol edebilirsiniz."


    Araç için tavsiye edilen lastik basınç değerlerinin, genellikle araç kapısı içinde bir etikette yazılı olduğunu ifade eden uzmanlar, eğer böyle bir etiket yoksa uygun olanın, lastik basınçları 28-32 PSİ arasında ayarlamak olduğunu kaydettiler. Uzmanlar, balans ayarının bozuk olup olmadığını test etmek içinse, aracı sürerken ellerin direksiyonun üzerine çok hafif şekilde konulmasını ve aracın şeritten kayıp kaymadığının kontrol edilmesini önerirken, eğer şeritten kayıyorsa aracın balans ayarının bozuk olduğu anlamına geldiğini vurguladılar. Uzmanlar ayrıca fren uyarı ışığının da, fren hidroliğinin azaldığı ve el freninin indirilmesinin unutulması durumunda yandığını da hatırlattılar.
#05.11.2004 12:47 1 0 0
  • 1. Türkiye'nin dünya enflasyon liginde Sudan'dan sonra (103 %) 2. olduğunu,
    2. Günde 16.2 trilyon liranın borç faizlerine gittiğini,

    3. Türk vergi sisteminin 102 defa değiştirildiğini,

    4. Toplanan toplam verginin 51% inin sabit gelirlilerden toplandığını, toplam verginin 66% sının iç borç faizlerine gittiğini,

    5. Türkiye'nin kişi başına $16 ile bilgi teknolojisi harcamasında AB ülkeleri arasında en son sırada olduğunu (Isviçre $1000)

    6. Türkiye'de 63 milyon nüfusa karşılık yılda 3774 bilimsel makale yayınlandığını, bu oranın İsrail'de 6 milyon nüfusa 9167 bilimsel makale, Hollanda'da 16 Milyon nüfusa 19.598 olduğunu,

    7. Sosyal güvenlikte OECD sonuncusu olduğumuzu, OECD ülkelerinde ortalama 6 çalışan 1 emekli ücretini karşılarken Türkiye'de 1 çalışanın 2.4 emeklinin ücretini karşıladığını,

    8. Çocuk işçi oranında 24% ile Kenya, Bangladeş ve Haiti'den sonra dünya 4. sü olduğumuzu,

    9. Çalışan gençlerin 54% ünün sigara, 6% sinin alkol bağımlısı olduğunu, yine çalışan gençler arasında yapılan bir arastırmada 30% unun Ferdi Tayfur, 18% inin Müslüm Gürses, 8,8%inin İbrahim Tatlıses dinlediğini,

    10. 200 bin sokak çocuğu olduğunu, bunların 15 bininin İstanbulda bulunduğunu, Aksaray'ın son yıllarda yaptığı atakla sokak çocuğu oranında ilk 5'e yükselerek UEFA şansını sürdürdüğünü,

    11. İnsanların birbirine güven açısından ülkemizin Filipinler'den sonra ( 6%) 6,6% ile sondan ikinci olduğunu, bu oranın USA'da 36%, Japonya'da 42% İsveç'te 60% olduğunu,

    12. Siyasal-Sivil özgürlüklerde araştırma yapılan 191 ülkeden 136. olduğumuzu,

    13. DGM'lerdeki 10 dosyadan 6'sının faili meçhul olduğunu, Diyarbakır'ın Faili meçhullerde 11bin dosyayla 1., onu Malatya, Erzincan, İzmir ve istanbul'u takip ettiğini,

    14. Kişi başına alkol tüketiminde dünya 3.sü, sigara tüketiminde 4.sü olduğunu,

    15. Kişi başına alkol tüketiminin 1950'de 1 lt iken bu oranın 1997'de 16 lt'ye çıktığını,

    16. Son 3 yılda uyuşturucu kullanımının 350% arttığını,

    17. Rüşvette araştırma yapılan 52 ülkeden 8. olduğumuzu,

    18. Günlük üretilen ortalama 66 milyon ekmeğin 12 milyonunun üreticiler ve/veya tüketiciler tarafindan israf edildiğini,

    19. Ülkemizdeki en büyük israfin zaman israfı olduğunu, Türkiye'nin dünyada en çok resmi tatil yapan 3. ülke olduğunu (muhtemelen KKTC değerlendirmeye alınmamış).

    20. Eğitimde firsat ve imkan eşitliği ilkesine uyulmadığını, Afyon Kocatepe Üniversitesinde 1 öğretim üyesine 1647, 18 Mart Üniversitesinde 1067, İstanbul Üniversitesinde 64, İTÜ'de 44 öğrenci düştüğünü,

    21. Ağaç kesimi bu hızla giderse 2020 yılında kesecek ağacımızın kalmayacağını,

    22. Ülkede toplam 400 binden fazla kahvehaneye karşılık tüm illerde Kültür Bakanlığı'na bağlı 1394 Kütüphane olduğunu...

    bilmek istemezdiniz eminim...
#03.11.2004 14:15 1 0 0
  • Hemen hiçbirimiz kendimizi tümden beğenmeyiz. Saçımız kıvırcık olsa düz, düz olsa kıvırcık saç isteriz. Peki büyük burnumuzu, ince dudaklarımızı ne yapacağız? Bu noktada makyaj her derde deva!


    İster küçük gözlere, ince dudaklara ya da büyük bir burna sahip olun, yüzünüzde hoşunuza gitmeyen özelliklerinizi makyaj yardımıyla örtebilirsiniz.

    Büyük burun
    Sex and the City'nin yıldızı Sarah Jessica Parker'ın sorunu büyük burun ama makyaj hileleri sağolsun, sorunun üstesinden gelmeyi başarıyor.
    Kaşlarınızı aşağı çekerek, burnunuzun üst kısmının daha küçük görünmesini sağlayabilirsiniz.
    Büyük olan burnunuzun dikkat çekmemesi için, ten renginizden biraz daha koyu olan bir kapatıcıyla burnunuzun iki yanını gölgelendirin. Likit yerine çubuk kapatıcıyı tercih edin, çünkü hem uygulaması daha kolaydır, hem de daha kalıcıdır.
    Burnunuz uzunsa, hem burnunuzun yanlarını, hem de uç kısmının altını gölgelendirin.
    Burnunuz genişse, o zaman burnunuzu dengelemek için gözlerinizi ve ağzınızı büyütmek iyi bir fikirdir. Dudak kalemi yardımıyla dudaklarınızı yanlara doğru genişletirken, gözleriniz için de dışta kalan kirpiklere fazladan rimel uygularak gözün büyük görünmesini sağlayın.
    Victoria Beckham'ında burnu geniş. Onun uyguladığı yöntemi uygulayabilirsiniz. Yani, dudak kalemiyle dudak konturu çizip, pırıltılı göz makyajı yaptıktan sonra, elmacık kemiklerinizi vurgulayabilirsiniz.

    İnce dudaklar
    Hollywood'un güzelliği ve şıklığıyla adından bolca söz edilen kadınlarından biri Nicole Kidman. Onun sorunu ince dudaklar...

    Öncelikle bir dudak peelingi uygulayıp, bu bölgedeki dolaşımın artmasını sağlayın. Bu dudaklarınızı otomatik olarak daha dolgun gösterir.
    Dudaklarınızı dolgunlaştırmak için parlatıcı bir kalemle dudak çevresini çizip, dudak kenarlarında çizgiyi biraz dışa taşırın. Şimdi dudak kalemini uygulayın ve gene dudak çizgisinin bir dışından sürün. Rujla çizginin içinde kalan kısmı doldurup, parlatıcıyla dudaklarınızın daha kalın görünmelerini sağlayın.
    Az miktarda gümüş tonunda dudak parlatıcını, üst ve alt dudakların ortalarına sürerel ışığın dudaklarınızdan yansımasını sağlayın.
    Gözlerinizi ön plana çıkararak yüzünüzde denge yaratın. Öncelikle kaşlarınızın mükemmel bir şekilde alınmış ve şekillendirilmiş olması gerekir ki, gözünüzü en iyi şekilde çerçevelesin. Açık renk, pırıltılı bir göz farı kırmızı dudaklarla iyi gider.
    Parlak renkleri kullanmaktan korkmayın ama koyu tonlardan uzak durun. Koyu tonların daha küçük, açık tonlarınsa daha büyük gösterdiğini unutmayın.

    Küçük gözler
    Catherine Zeta Jones denince akan sular duruyor. Peki güzel yıldız aslen küçük olan gözlerini nasıl büyük göstermeyi başarıyor?

    Kaşlarınızı alırken, kaşın iç kısmını daha kalın bırakın. Bu, gözü çerçeveleyen bir kavis yaratır.
    Highlighter, yüzünüzün çevresine ışık veren bir illüzyon yaratır. Hightlighter kalemini kaş kavisinin altına ve alın boyunca sürün. Böylece bu bölge tümden aydınlanmış olur.
    Göz kapaklarınızın iç kısmına kırık beyaz bir far sürün ve ardından da tam beyaz bir farı göz pınarlarınızın olduğu kısma doğru sürün.
    Gözlerin belirginliği için kirpik çizgisine dikkat edin. Göz kapağınızı kaldırarak göz kalemini tam kirpik çizgisine uygulayın. Kalemi göz altlarınıza sürerken nokta nokta sürüp, sonra da bulaştırıp yayarak göz bölgesini genişletin.
    Rimel sürerken, dışa bakan kirpiklere özellikle dikkat edin ve burayı vurgulayın. Eğer isterseniz bu kısma takma kirpik de takabilirsiniz.
    Göz kalemini uygularken, gözün orta kısmını vurgulayarak daha yuvarlak bir görüntü de elde edebilirsiniz.Bu durumda gözün şeklini uzatmamış olursunuz ve bu nedenle de rimeli göz çevresine eşit şekilde uygularsanız çok daha iyi bir sonuç alırsınız.
#01.11.2004 10:40 1 0 0