MechhuL

MechhuL

Üye
24.06.2004
Uzman Çavuş
5.043
Hakkında

  • çocuğun tırnak yemesine engel olmak - çocuklar tırnak yeme alışkanlığından nasıl vazgeçirilir - çocuklarda tırnak yeme sorunu
    Tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaslarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45'e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun içinde tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terletmektedir.

    Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir.

    TIRNAK YEME DAVRANISLARININ NEDENLERI

    Tırnak yeme davranışından çok bu davranışa neden olan olayları saptamak gerekir. Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır. Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.

    Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı bakili ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik baslıca nedenlerdir.

    Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yani sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir.

    Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.

    KENDİ BAŞINIZA ÖNLEM ALMAYIN

    Anne-babalara, uzun süren tırnak yeme davranışıyla karşılaştıklarında, bunun altında yatan psikolojik faktörlerin neler olabileceğini öğrenmek ve gerekli önlemleri alabilmek için bir psikologdan yardım almaları önerildi. Ayrıca, ailelerin kendi başlarına alacakları biber, oje vb. maddeler sürme; çocuğun parmaklarına boya, uhu vb. maddeler sürme; elleri bağlama; ceza verme; aşağılayıcı, suçlayıcı veya engelleyici ifadeler kullanma yöntemlerinin sağlıksız, davranışı pekiştirici olduğu kaydedildi.

    TEDAVI VE ALINABILECEK ÖNLEMLER

    En etkili yöntem 3-4 yaslarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir.

    Daha sonra bu alışkanlık devam ederse; çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli.

    Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.

    Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir.

    Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.

    Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir.

    Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.

    Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir.

    Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir.

    Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.

    Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır.

    Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır.
#01.11.2004 07:20 1 0 0
  • Psikolog ve pedagog Nükhet Filiz Şenyuva günümüz çocuklarının sorunlarını çok fazla olduğuna dikkat çekiyor. Sorunların, ailelerin çocuklarıyla fazla ilgilenememeleri, boşanmaların artmasıyla doğru orantılı olduğunu vurgulayan Şenyuva çocuklardaki sorunları ve anne-babaların nasıl davranması gerektiğini şöyle sıralıyor:

    TİK'LER BAŞ GÖSTEREBİLİR

    "Günümüz çocuklarında sorunlar kendini tiklerle gösteriyor. 2-3 ve 4 yaşlarda tikler yer değiştirir. Önce kaşını gözünü oynatmaya başlar, kafasını oynatır, bir şey sorarsınız çocuk tutulur, kelime bulmakta zorlanır. Bazen aynı kelimeyi tekrarlar. 2 yaşında çok güzel konuşan çocuk, 3 yaşında konuşurken tutulur.


    TUVALETİNİ SÖYLEMEKTEN VAZGEÇEBİLİR

    Çocuk tuvaletini söylerken, geri döner tuvaletini altına yapmaya başlar. Seyrek de olsa bunu yapabilir. Anneye bir tepki olarak büyük aptestini ulu orta bir yere yapabilir.


    HIRÇIN ÇOCUKLAR

    Çok zeki bir çocuğu alın, herşeyi mükemmel olsun ama stresli, hırçın. Bu hırçınlık anlaşılamamanın yarattığı bir gerginlik söz konusu. Çünkü anlaşılabilmiş değil. Zeki olduğunu biliyor ama çocuğun ruh sağlığında birtakım pürüzler var. Bunu uyumsuzluğu ile ortaya çıkarıyor. 'Yapmayacağım, gitmeyeceğim, yemeyeceğim."


    "HAYIR" KELİMESİNİ DOĞRU YERDE KULLANMALI

    Çocuğunuz bir hareket öğrenirken ona 'yapma' demek güçsüzlük, güvensizlik yaratır. Mesela bir çocuk sürekli basamak atlamak istiyor ama elinden tutan annesi hayır diyor. Bir başka yerde ise çocuk sürekli kanepeden atlıyor ve anne dizlerini kırarak atla ki düşerken bir yerin acımasın diyor. Aradaki fark, annesinin atla dediği çocuk zihinsel yönden hızlı gelişiyor. Ailenin 'yapma-etme'yi nerede kullanması gerektiğini bilmesi lazım. Aile stres ile ya herşeye kızıyor ya da umursamıyor. Yanlışın en büyüğü çocuklara 2 yaşından itibaren 'hayır' demeyi öğretmemek. Bu çocuğun kişiliğini bozmaz. Tam tersine nerede, nasıl davranmayı öğrendiğinde çocuk toplumda daha mutlu olacaktır. Çocuk cep telefonunu alıp atmamayı öğrenecektir. Çocuk bazı şeylere dokunmamayı öğrenecektir.


    ÇOCUĞU ÖVMEK, ONU GÜVENSİZ YAPAR

    Eğitim sisteminde övgü yok. Teşvik var. Ne kadar çok çocuğunuzu överseniz, o çocuk o kadar çok güvensiz olur. Çünkü sizin övdüğünüz çocuğunuz, yeri gelecek ve bir şeyi beceremeyebilecek. Karşı taraf onu övmeyecek. Bunu doğru yap diyecek ve çocuk hemen küsecek, darılacak ve arkasını dönecek. Ama güzel yaptığı bir resim için 'daha iyisini yapabilecek misin bir bakalım' demek teşviktir.


    Ne yazık ki, bizim eskiye dayalı metodlarımızın çoğu yanlış. Sürekli övdüğünüz bir çocuğu okulda öğretmeni övmezse, çocuk sık sık okula gitmeyeceğim diye isyan etmeye başlar.
#27.10.2004 09:31 1 0 0
  • Yoğun korku ve huzursuzluk durumunun olduğu, aniden başlayıp, rahatsızlığın en geç 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı ve 13 adet vücutsal ve düşüncesel belirtiden, en az 4 ünün varolduğu bir kaygı nöbetidir.

    Bu 13 belirti şunlardan oluşmaktadır:

    1- Çarpıntı, kalp hızında artış, kalp seslerini duyuyor gibi hissetme

    2- Terleme

    3- Titreme ve ya sarsılma hissi

    4- Boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri

    5- Tıkanma, soluğun kesilmesi hisleri

    6- Göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi

    7- Bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi

    8- Baş dönmesi, dengesizlik, başta sersemlik hissi, bayılma hissi, yere düşecek gibi olma

    9- Çevreyi olduğundan farklı, sanki gerçek değil gibi hissetme ya da kendini çevredekilerden ayrılmış, olağandışı, farklı bir şekilde algılama hali

    10- Kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku

    11- O anda, kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu

    12- Uyuşma, hissizlik, yanma, karıncalanma hisleri

    13- Üşüme, ürperme, soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma


    Panik atak hangi bozukluklarda görülebilir ?

    Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal fobi ve diğer fobiler, saplantı-zorlantı bozukluğu, madde kullanımına ya da vücutsal bir hastalığa bağlı kaygı bozukluklarında görülebilir.

    Bir panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir hayvan (örümcek, kedi, köpek, fare, yılan görmek gibi), kalabalık bir ortamda bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de başlayabilir.

    Panik bozukluğu :

    Yukarıda belirtilmiş olan panik ataklarının aniden,beklenmedik zamanlarda ve tekrarlayarak oluşması ve en az 1 ay sureyle bu atakların tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı, atağın sonunda olabileceğini düşündüğü şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde ) ile ilgili kaygı duyma ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında değişiklikler yapma seklindeki bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık başka bir madde kullanımı ya da başka bir vücut ya da psikiyatrik bir rahatsızlığa bağlı değildir.

    Agorafobi:

    Panik bozukluğu agorafobili ya da agorafobisiz olabilmektedir. Agorafobi sözcüğü eski Yunanca dan köken almaktadır. Agora pazar yeri, toplantı yeri, geniş meydan anlamına, fobi ise korku anlamına gelmektedir. Kişi yalnız kalmaktan, kaçmanın ,o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardim alamayacağı topluma acık yerlerde olmaktan korku duymaktadır.

    Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi de alma, kalabalık caddelerden geçememe, kalabalık mağaza, marketlere girememe, kapalı ortamlar (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlar (metro, otobüs, uçak gibi) dan kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı reddedip, çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup, boşanmalara yol açabilir.

    Panik Bozukluğu , Toplum ve Tedavi

    Toplumda hastalığın hayat boyu görülme yaygınlığı % 1.5-3 arasında değişmekte olup, hastaların ¾'unu kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlarda % 2.1, erkeklerde % 0.6 oranında görülmektedir. Kişilerin 1/10'u hayatları boyunca en az bir kez panik atak geçirmekte ve bunların yaklaşık olarak 1/6'si panik bozukluğa dönüşmektedir.

    Panik bozukluğunun oluşumunda gelişimsel ve çevresel faktörler:

    Çocuklukta yaşanan "seperasyon (çocukluk döneminde anne-baba sevgisinin kaybı, yaptıklarının anne ve babanın kalıpları ile uygunluk göstermemesi halinde terkedilecegi korkusu) anksiyetesi"nin panik bozukluk ve agorafobi ile ilişkisi olduğu iddia edilmektedir. Panik bozukluğu hastaları ailelerinin "kendilerine düşük derecede bakim verdikleri ancak çok fazla koruyucu olduklarını" söylemektedirler. Boşanma, ölum sebebiyle daha çocukken anne-babadan ayrılma yaşantıları olanlarda da panik atakları fazla görülmektedir.

    Tedavi yöntemleri :

    1-İlaç tedavisi: En az 2-3 ay olmak üzere, doz yavaşça yükseltilmek üzere kullanılmalıdır.

    2- Bilişsel-davranışçı tedavi: Kişiye panik atakları ile ilgili olan yanlış bilgileri ve inançları gösterilir. Vücudundaki yanlış anlayıp,algıladığı ufak hislerin kendini ölüme götürmediği, bunların kısa sureli olduğu belirlenir. Böyle bir şey olduğunda durumu geçirmek için yapacağı şeyler gösterilir.

    Hastalığın tedavisi neden önemlidir?

    Vakaların % 40-80'inde majör depresyon dediğimiz tablo hastalığa eklenip, durumu ağırlaştırmaktadır. Kişilerin bahsetmemesine karsın intihar riski yüksektir. Hastaların % 20-40'inda alkol ve madde bağımlılığı görülmektedir. Kişi ilerleyen donemde eve bağımlı hale gelebilmekte ya da hastane, eczane gibi yerlere yakın olmayı yeğlemektedir. Hasta bu konuya yakın olmayan doktorları bir dolaşıp, gereksiz ya da yanlış tedaviler almaktadır. Çevresi ile iletişimi bozulan kişinin mesleki, sosyal, ailesel işlevselliği azalmaktadır.
#25.10.2004 11:49 1 0 0
#20.10.2004 14:29 1 0 0
  • Hastaların önemli bir kısmı göz tansiyonunun belirtilerini merak eder. Diğer taraftan oldukça fazla sayıda kişi başı veya gözü ağrıdığında göz tansiyonunun yükseldiğini zanneder. Kişinin göz tansiyonunun belirtilerini öğrenmek istemesi veya başı ve gözü ağrıdığında göz tansiyonundan şüphelenmesi yanlış şeyler değildir.

    Gerçekten göz tansiyonu baş ağrısı, göz ağrısı, gözde kızarıklık, görme bulanıklığı, ışığı karşı hassasiyet ve mide bulantısı gibi şikayetler meydana getirir. Ancak bu şikayetlerin meydana geldiği göz tansiyonu hasta sayısı toplam sayı içinde çok az bir yeri işgal eder.

    Göz tansiyonunun normal değeri 10-21 mmHg arasındadır. Bu değerler 35-40 mmHg'yı geçmedikçe kolay kolay bulgu vermezler. Göz tansiyonu yüksekliğinin meydana getirdiği glokom isimli hastalık çoğunlukla sinsi seyreder ve hasta ancak merkezi görmesi etkilendiğinde bunun farkına varabilir. Bu ana kadar kaybedilen çevresel görme maalesef bundan sonra geri kazandırılamaz.

    Öncelikle herkesin bu hastalık yönünden dikkatli olması ve düzenli kontrolden geçmesi gerekir. Fakat bazı kişiler normal topluma göre daha yüksek risk altındadırlar:

    45 yaşını geçenler,

    Akrabalarında glokom bulunanlar,

    GİB anormal şekilde yüksek seyredenler,

    Şeker hastaları,

    Yüksek miyopi durumu olanlar,

    Uzun süreli kortizon kullananlar,

    Göz yaralanması olanlar,

    Yüksek kan basıncı olanlar,

    Şiddetli kansızlık ve şok geçirmiş olanlar.
#20.10.2004 08:17 1 0 0
  • Giyim eşyası alırken bilinçi bir tüketici olmak için dikkat edilmesi gerekenler Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın sitesinde sıralanıyor. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

    İlk adımda "Neye" ihtiyacınız olduğunu doğru olarak saptayabilmek için hali hazırda sahip olduğunuz giyim eşyalarının bir listesini çıkarınız.

    Daha sonra bu listedeki giyim eşyalarını; günün şartlarına uygunluk ve giyilebilme açısından gözden geçirerek, küçük düzeltmelerle günün şartlarına uydurabileceklerinizi ayırınız.

    Bütün bunlardarı sonra ne tip giyim eşyalarınızın eksik olduğunu düşünüp gerçek ihtiyaçlarınızı saptayınız.

    Saptadığınız ihtiyaçlarınızı önem ve öncelik sırasına koyarak listeleyiniz.

    Daha sonra ihtiyaç olarak saptadığınız giyim eşyalarının renk, model, kumaş cinsi vb. özelliklerini belirleyiniz.

    Satın alacağınız giyim eşyasının sitilini ve modelini saptamada yaşantı biçiminizi ve en sık giydiğiniz giyecekleri düşünmek size yardımcı olabilir.

    Daima sade ve çeşitli faaliyetler için kolayca kullanabileceğiniz giyim eşyalarının seçilmesi, aşırı derecede modaya bağlı giyim eşyalarının tercih edilmemesi daha doğru bir davranıştır.

    Satın alınacak giyim eşyalarının renk kombinasyonlarına dikkat edilerek her türlü renkle kolayca uyum sağlayabilecek renkleri tercih ediniz.

    Satın almayı düşündüğünüz giyim eşyalarının kumaşlarının farklı mevsimlerde ve uzun süre giyilebilen, kolayca yıkanabilen, dayanıklı ve buruşmayan bir kumaş olmasına özellikle dikkat ediniz.

    Satın alacağınız giyim eşyalarının yan ürünlerini, örneğin; düğme, fermuar, astar vb. dikkatle kontrol ediniz.

    Satın alacağınız giyim eşyalarının kumaş cinsini, uygulanacak bakım ve temizlik yöntemlerini, satın almadan önce mutlaka öğrenip, bakım ve temizlenmeleri konusunda bilgi verici etiketleri olan giyim eşyalarını tercih ediniz.

    Herhangi bir nedenle değiştirme söz konusu olduğunda kullanmak üzere mutlaka satış fişi alınız ve saklayınız.

    Giyim eşyalarının maliyetinin onların bakımı ve temizlenmeleri için harcanacak para ile giderek artacağını unutmayınız.

    Alışverişe çıkmadan önce bir harcama planı yaparak kaç liralık bir giyim eşyası satın alabileceğinize karar veriniz.

    Planlamayı gerçekci yapabilmek için piyasada bulunan giyim eşyalarının fiyat ve kalitesini değişik yerlerden kontrol ediniz.

    Tüm bu planlamaların ailedeki her fert için ayrı ayrı yapılması, bir yıllık veya son bir kaç aylık giyim ihtiyacının belirlenmesi ihtiyacınız olmayan ya da çok seyrek giyilebilecek bir giyim eşyasını satın almanızı önleyerek alışverişe bilinçli bir yön verir.

    Ayrıca mevsim sonu ucuz satışlardan yararlanmayı kolaylaştırarak harcamalarınızı kontrol altına almanızı sağlar.
#14.10.2004 07:32 1 0 0
  • 2004-2005 eğitim ve öğretim yılının başlamasıyla birlikte öğrenciler de ders çalışmaya başlarken, psikiyatri danışmanları, öğrencinin verimli ders çalışması için ders çalışmanın yollarını bilmesi gerektiğini, çok çalışmanın da bir şey ifade etmediğini dile getiriyor.

    Anne, baba ve öğretmenlerin öğrenciden genel beklentisinin, onların derslerine çok çalışıp, başarılı olmaları yönünde olduğunu belirten Selçuk Üniversitesi Psikolojik Danışma Merkezi'nde görevli Psikolojik Danışma Uzmanı Selahattin Avşaroğlu, "Beklenti böyle olunca başarısızlığın nedeni, yeterince çalışmamak olarak görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması istenmektedir. Oysa gerekli olan bilinçsizce çok çalışmak değil, verimli ders çalışma yollarını iyi bilerek ve bunlardan gereğince yararlanarak etkili çalışmaktır. Verimli ders çalışma yollarını öğrenmek isteyen öğrencinin, önce bu yönde olumlu alışkanlıklar kazanmaya kararlı ve niyetli olması gerekir. Buna karar verdikten sonra ders çalışmasını aksatan ya da kolaylaştıran alışkanlıklarının bir listesini yapmalıdır. Bir yandan listede yer alan olumsuz alışkanlıklarını bırakmaya çalışırken, öbür yandan da olumlu alışkanlıklarını pekiştirmek için çaba göstermelidir. Çalışma ve denemeler, olumsuz alışkanlıklar atılıncaya, olumlu alışkanlıklar iyice yerleşinceye kadar sürdürülmelidir" dedi.

    ÇALIŞMA AMAÇLARININ BELİRLENMESİ GEREKİYOR

    Her çalışmanın bir amaca yönelik olmasının gerektiğini kaydeden Avşaroğlu, "Bu amaçlar, bir problemin çözümünü öğrenmek, bir yazıdaki ana düşünceyi bulabilmek olabilir. Bunları iyi belirleyerek çalışmaya başlayan kişiler, bu yakın amaçlara ulaşa ulaşa sınıfını geçmek, okulunu bitirmek ve sınavı kazanmak biçiminde özetlenen uzaktaki amaçlarına da ulaşmaktadırlar. Birden çok iş ya da ders üzerinde aynı günde çalışmanız gerektiğinde hangisinden işe başlayacağınızı bilemediğiniz ya da çalışmaya başlamak için karar veremediğiniz anlar oluyorsa, planlı çalışmanın bilinmediği kolayca söylenebilir. Bu tür bir durumla, birden çok dersi çalışmayla yüz yüze geldiğinizde, derslerden her birinin üzerinizde oluşturduğu ruhsal baskı, bunlardan herhangi birine kendinizi tümüyle vermenizi engelleyerek ve verimsiz biçimde işlerden birini bırakıp ötekine atılmanıza neden olacaktır. Bu tür kararsızlık ve karışıklık ancak hangi dersi ne zaman yapacağınızı belirli bir sıraya koymakla yani karar vermekle ortadan kalkar. İşte çalışmada plan nasıl, ne zaman ve nerede çalışacağınıza karar vermek demektir.

    Günlük çalışma çizelgelerinde okulda geçen saatler, ders çalışma, eğlenme, dinlenme, ev işlerine yardım ve uyku saatleri gösterilmiş olmalıdır. Çalışmaya başlayacağı zaman kendini yorgun ve isteksiz hisseden öğrenci çalışma saatlerini yanlış seçmiş demektir. Beklemeden günlük çalışma çizelgesinde gerekli değişikliği yapmalıdır. Bir ders ya da konu içinde ayrılacak süre öğrenciden öğrenciye değişir. Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır. Bir saat çalıştıktan sonra araya 5-10 dakikalık dinlenme koymak yararlı olur. Bu sayede bir saatlik çalışma sonunda dağılan dikkat ve azalan verim tekrar kazanılır. Çalışma yeri derli toplu, yalın, elden geldiğince sabit ve sakin olmalı, ayrıca ışık, ısı gibi fiziksel sorunları da çözümlenmiş olmalıdır. Ayrı bir yerin sağlanamaması çalışmadan kaçmanın bir nedeni olmamalı, elverişsiz koşullarda da ders çalışmaya alışmalıdır. Yatakta, koltukta ve divanda uzanarak çalışmak, dikkatin toplanmasını güçleştirecek, öğrencinin çalışmak için daha çok zaman yitirmesine neden olacaktır" şeklinde konuştu.

    ÖĞRENCİLERİN BÜYÜK BİR KISMI NOT TUTMA TEKNİĞİNİ BİLMİYOR

    Başarılı olmanın yollarından birinin de derslerin işlenmesine etkin olarak katılmak olduğunu ifade eden Avşaroğlu şöyle devam etti:

    "Öğrencilerin büyük bir kısmı not tutma tekniğini bilmemektedir. Not tutarken, anlatılanlar öğretmenin ağzından çıktığı gibi değil, anlaşıldığı gibi yazılmalıdır. Öğretmenin anlattığı konunun ana fikri ve anlamları kavranıncaya kadar beklenilmelidir. Zamanın çoğu yazmakla değil, dinlemekle, fikirleri kavramaya çalışmakla geçmelidir. Konu, grafik, şekil, ve istatistik bilgilere dayalı olarak anlatılıyorsa notlar arasına bunlar da alınmalıdır. Önemli fikir ve paragrafların aynen yazılmasında fayda vardır. Yazıların düzgün ve okunaklı olmasına önem verilmelidir. Önce müsvedde yapma, sonra temize çekilme yoluna gidilmelidir. Okuma, öğrenmenin en temel yoludur.

    Öğrenmede hızlı okuma önemli ve gereklidir. Hızlı okumayla hem okunanlar daha iyi anlaşılır, hem de zamandan kazanılır. Öğrenciler zamanlarını planlamayı ve bunu yazılı hale getirmeyi önemli bulmazlar. Oysa, yapılan çalışmalar derslerdeki başarı ile gerçekçi planlama arasında önemli ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Zamanı iyi planlamak sizin elinizdedir. Zamanı akıllıca kullanmak sizi daha başarılı kılacak ve düşündüğünüzden daha fazla zaman, yapmak istedikleriniz için size kalacaktır."

    Öğrencinin sınıfta öğretmenini dinlerken, öğretmenin anlattıklarından yola çıkarak daha sonra neler söyleyebileceğini tahmin etmeye çalışması gerektiğini vurgulayan Psikolojik Danışma Uzmanı Selahattin Avşaroğlu, "Bu, öğrencinin dikkatinin dağılmasını engelleyecek ve öğrenciyi devamlı uyanık tutacaktır. Bir öğrenci ders sonunda, o derste dinlediğinin ancak yüzde 55'ini hatırlayabilir. Tekrar yapılmadığı sürece bu oran bir hafta sonra yüzde 17 azalıyor. Bu yüzden not tutmak önemli. Not tutmanın iki önemli yararı vardır. Bunlarda birincisi eğitimin temel şartı olan, 'aktif katılımı' sağlar. Öğrenci derste pasif durumdan aktif duruma geçer. Not tutma sayesinde derste devamlı uyanık olur, dikkatini derse yoğunlaştırır ve dikkatinin dağılmasını engeller. İkinci önemli yararı ise unutmayı engeller. Unutkanlık düşmanını bizim avantajımıza çevirecek en önemli girişim not tutmaktır. Özellikle alınan notlar eve gelince bir de temize çekilirse hafızaya daha iyi yerleşir" diye konuştu.
#14.10.2004 07:30 1 0 0
  • Çocukların bir kısmı ateşlendiğinde vücudu sertleşir, kolları ve bacakları istek dışı hareket eder, kasılır ve gözleri geriye döner, bu durum havale olarak adlandırılır. Bu konunun uzmanları burda fazla telaşlanacak bir sorun olmadığını savunurken aileler bunun tam tersi davranışlar sergileyebilir.

    Araştırmalara göre havale çocuklarda çok az da olsa sarılık riskini çoğaltabilmekte fakat çocukların beyninde bir hasara yol açmamakta. Havale oluşmasındaki nedenin bir bölümünün çocuğun beyninin tam olarak gelişememesinden kaynaklandığı ve beyin gelişmesini tamamladığında bu sorununda ortadan kalkacağı ayrıca diğer bir nedenin de kalıtsal olabileceği hekimler tarafından belirtilmektedir.

    Çocuklar bir kez havale geçirdiklerinde bir daha geçirme riskleri hiç geçirmeyenlere oranla daha fazladır bununla birlikte bir kez havale geçiren çocukların bir kez daha havale geçirmesi çok sık görülmez. Ateş nöbetine giren çocukların bir çoğunda ateşlenmeyi getiren başka bir problem olduğu görülmektedir. Bu tip ateşlenmelerde nöbetler uzun sürer.

    Ateşli havale genelde bir hastalığın başlangıcında ortaya çıkar ve ateşi önlemek için alınan önlemler havalenin ortaya çıkmasına etki göstermez.

    Havale sırasında dikkat edilmesi gereken durumlar;

    -Çocuğunuzun fiziksel davranışlarını rahat uygulayabileceği bir yerde olmasını sağlayın.

    -Çocuğunuzu yatırdığınız zaman başının vücudundan biraz daha yüksekte olmasını sağlayın.

    -Nöbetlerinin süresine dikkat edin.

    -Kısa süreli nöbetlerde çocuğunuz şuurunu kaybedebilir ama bu çok kısa bir süre sonra düzelir.

    -Üzerinde onun rahat olmasını sağlayacak giysiler olmasını sağlayın.

    -Nöbet sırasında ona herhangi bir yiyecek vermeyin, daha önceden ağzında bir gıda varsa da bunu nazikçe çıkarmasını sağlayın.

    -Çocuğunuzun ateş nöbeti sona erdikten sonra uyumak isterse buna izın verin ama onu yan çevirerek yatırın ve yastık kullanmasını sağlayın.

    -Islak bir bez ile çocuğunuzun vücudunu silin ama nöbet halindeyken asla su dolu bir kaba sokmayın. Çocuğunuz suyun içinde iken su yutabilir ve başka bir sorun ile karşılaşabilirsiniz.

    -Çocuğunuza bir ateş düşürücü fitil vermeniz uygun olabilir. Hap vermeniz halinde bunu yutamayabilir.

    -Çocuğunuzun geçirdiği nöbet kısa süreli ise nöbetin ardından hekiminizle temas kurun ve görüşlerine uyun.

    -Nöbetlerin süresi uzamaya başladığı zaman çocuğunuzun soluk alıp almadığına da dikkat edin ve derhal ilk yardım çağırın.
#14.10.2004 07:28 1 0 0
  • Kayseri Diş Hekimleri Odası Başkanı Tülay Tacettinoğlu, diş ve dişeti hastalıklarının, kanser, kronik akciğer ve kardiyovasküler hastalıkları ile ortak risk faktörlerine sahip olduğunu söyledi.

    Tacettinoğlu, diş ve dişeti hastalıklarının sadece ağız sağlığı ile ilgili olmadığını, bu hastalıkların insan yaşamını tehdit ettiğini belirtti.

    Toronto Üniversitesince yapılan bir araştırmanın diş ve diş eti hastalıklarının yol açtığı tehlikeleri ortaya koyduğunu anlatan Tacettinoğlu, ''Araştırma sonuçlarına göre, ağır derecede diş ve diş eti rahatsızlığı olan anne adaylarında düşük yapma riski 8 kat daha fazla.

    39-69 yaş grubundaki diş ve diş eti rahatsızlığı olan insanlarda kalp hastalığı görülme riski 3-7 kat, kötü ağız hijyenine sahip olan bireylerin kronik solunum sistemi hastalığına yakalanma riski de 4-5 kat daha fazla'' diye konuştu.
#13.10.2004 07:32 1 0 0
  • Ramazan ayında beslenme şeklinin ve saatlerinin değişmesi, hareketin azalması nedeniyle kilo almanın kaçınılmaz hale geldiğini belirten uzmanlar, sağlıklı beslenmenin püf noktalarını bilerek bu ayı kilo almadan atlatmanın mümkün olduğunu bildirdi.


    Ramazan ayı boyunca beslenme alışkanlıklarının değiştiğini belirten Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Beslenme ve Diyet Uzmanı Reyhan Nergiz, "Ancak, Ramazan ayındaki beslenme şeklinin normalden çok büyük farklılık göstermemesi gerekiyor. Bu ayda gün boyunca aç kalınacağı düşünülerek oruç tutanlar kırmızı et, ekmek, pilav, makarna, hamur işleri, tatlı, börek tüketimini arttırıyor. Öncelikle şunun bilinmesi gerekiyor ki, günlük alınması gereken enerji, protein, vitamin ve mineral oranları Ramazan ayında da değişmiyor. Ramazanda gün boyunca aç kalınacağı için aşırı yemek yerine, yavaş sindirilen kana geçiş hızı düşük olan esmer tahıl ürünleri, sebze, salata gibi gıdaları tercih etmek daha doğru" dedi.


    ORUÇ VE KİLO DENGESİ


    Vücutta yaşanan değişimler konusunda bilinçli ve dikkatli olmak gerektiğini vurgulayan Nergiz, oruç sırasında gün boyunca kan şekerinin düştüğünü belirterek, "Ayrıca vücut ısısı azalıyor. Bu sebeple üşüme, halsizlik, baş ağrısı yaşanabiliyor. Bu nedenle Ramazan boyunca sağlıklı beslenmek şart. İftar zamanı mideye aşırı yüklenmemek gerekiyor. Ramazan'da Türk mutfağının çeşitli ve lezzetli pek çok yemeği masalarımızı renklendirirken, sofralarımız karın doyurmak yerine ailenin de biraraya geldiği törensel toplantılara dönüşüyor. Günlük öğün sayısı azalıyor. Uzun süre aç kalmak iştahı ve doyma eşiğini artıracağından normalden çok ve hızlı yemek yenir. Bu sebeple kilo vermek bir yana kilo alınır. Kilo almamak için sahura mutlaka kalkmak, yemek yedikten en az 40 dakika sonra yatmak, suyu yatmadan hemen önce bolca içmek, az şekerli komposto, çorba, yoğurt, etli sebze, sütlü tatlı gibi hafif gıdaları tercih etmek yerinde olur" diye konuştu.


    SAHURDA AĞIR YİYECEKLERDEN KAÇINILMALI


    Ramazan ayında ilk dikkat edilmesi gereken noktanın sahura kalkmak olduğunu ifade eden Nergiz, "Sahurda ağır yiyeceklerden kaçınarak hafif, kahvaltılık gıdaları tercih etmekte fayda var. İftarda hızlı ve çok yemek yenmemeli. Oruç erken saatlerde açılıyorsa çorba ile orucu açıp hafif yiyip sulu gıdaları tüketmeli. İftardan birkaç saat sonra ana öğün tercih edilmeli. Meyve ve sebzeye ağırlık verilirken yoğurt, ayran veya süt tüketimine dikkat edip 2-3 su bardağın altına düşmemeye özen gösterilmelidir. Artık gece yatmadan önce yenilen yemek ya da kahvaltı sahurun yerini almakta. Bu alışkanlıktan uzak durup; azalan öğün sayısını az ve sık yiyerek sahur ve iftar dahil 1-2 ara öğünle en az dörde çıkarmak gereklidir" uyarılarında bulundu.


    Ramazanda oruç tutmanın, bazı hastalık grupları için sağlıklı olmayabileceğine değinen Nergiz, "Bunların başında şeker, kalp, ülser, tansiyon hastaları gibi günün belli saatlerinde ilaç almak zorunda ve sık sık az miktarda yemek zorunda olanlar geliyor. Bu hastalık gruplarının dışında özellikle sindirim sistemi rahatsızlığı olan kişiler de uzun süren açlığa ve açlığı takiben aşırı yemeye bağlı birtakım sindirim sistemi bozuklukları daha belirgin ortaya çıkıyor" diye konuştu.
#12.10.2004 08:17 1 0 0
  • Sağlık Bakanlığı, yaklaşan Ramazan ayı nedeniyle oruç tutmaya hazırlanan vatandaşlara bazı uyarı ve önerilerde bulundu.


    Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan, "Razaman'da Beslenme' konulu raporda, müslümanların '11 ayın sultanı' olarak kabul ettikleri Ramazan'da oruç tutan insanların belirli bir şekilde beslendikleri için organizmanın bir ay dinlendiği ancak iftar ve sahurda yenilen yemeklere dikkat edilmesi gerektiği belirtildi.


    İftarda ve sahurda birdenbire ve çok fazla yemekle midenin doldurulmaması gerektiğinin vurgulandığı raporda, bu durumun ani mide gerginliğine yol açabileceğine, tansiyon yükselmesine ve nörolojik hormonların hızlı salgılanmasına neden olabileceği kaydedildi. Oruç tutacaklara iftar ve sahurda, "Azar azar, iyi çiğneyerek ve sık aralıklarla yemek yiyin" uyarısı yapılan raporda, "Yemeklerin seçiminde çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınmak gereklidir. Bunların yerine hazmı kolay, mide-barsak sisteminde uzun süre kalabilen lifli ve sellüloz içeren sebze, meyve ve kepekli ekmek tercih edilmelidir" denildi.


    Yetişkin bir insanın günde en az 1.5-2 litre su içmesi gerektiğinden hareketle sıvı alımına çok dikkat edilmesini ifade eden raporda, "Ağır işlerde çalışan işçilerin oruç tutmaları halinde su kaybına bağlı olarak şok geçirdikleri belirlenmiştir. Bu nedenle yeterli miktarda su içilmelidir. Kızartmalardan kaçınılmalıdır" ifadesi yer aldı. İşte raporda söz edilen uyarı ve öneriler:


    "Yemeğe ne çok sıcak ne de çok soğuk olmayan hafif bir çorbayla başlanmalıdır. Bağırsak problemi olanlar çorbalarına kepek ilavesi yapabilecekleri gibi kepekli ekmek de tercih edebilirler. Etli veya etsiz, fazla yağlı olmayan bir sebze yemeği Yoğurt ve meyve veya tatlı olarak sütlü tatlılar olabilir.


    Protein içeriği fazla olan gıdalar (midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirirler) yumurta, süt, yoğurt, peynir gibi gıdalar, Kahvaltı şeklinde bir öğün olabilir. Bol sıvı alınmalıdır. Su içilmelidir. Meyve yenilebilir. Fazla tuzlu besinler tüketilmemelidir. Sadece su içerek oruç tutmak sakıncalıdır. Bu durumda yorgunluk, dikkatte azalmalar olur. Sahura kalkılmadan oruç tutulursa aç kalma süresi artacağından metabolik hız düşer ve halsizlik, baş ağrısı görülür.


    Şeker hastaları oruç tutmak sağlıklı insanların metabolik dengesini değiştirmez, ancak şeker hastaları için oruç tutmak son derece sakıncalı olabilir. Şeker hastaları azar azar ve sık sık yeme şekline dayanan bir beslenme rejimi uygularlar. Ramazanda ise uzun süre aç kaldıklarından şeker düşmesi sonucu hayati tehlikeler söz konusu olabilir. Vücudunda insülin yetersizliği ve şeker kullanımında dengesizlik olduğu için iftardan sonra hiperglisemi koması olabilir, felç veya ölüme neden olabilir. Oruç, hamileler ve bebek sağlığı açısından riskli emziklileri sıvı alımı azalacağından süt salınımı etkiler, bebek yeterince anne sütü alamaz. Bununla birlikte aç kalmak, 9 yaşın altındaki çocuklar seyahatte olanlar, akli dengesi ve psikolojik durumu bozuk olanlar, çok yaşlı ve hasta olan insanlar, ağır kalp ve böbrek hastası olanlar, mide ülseri, safra kesesi iltihabı veya taşı olanlar, karaciğer yetmezliği olanlar ve ağır enfeksiyon geçirenler için risklidir.


    Oruç tutmak sağlıklı insanlar içindir, kilo verme yöntemi değildir. Kilo vermek için oruç tutanların kilo veremedikleri bilinmektedir. Hareket azlığı, metabolizma hızının yavaşlaması kilo vermeyi zorlaştırmaktadır. Ramazanda kilo almamak için nelere dikkat edilmelidir: Mutlaka sahura kalkın. Sahur yemeklerini azar azar, iyice çiğneyerek yiyin. Çiğ sebze, domates, salatalık gibi yiyeceklere mutlaka sahurda yer veriniz. İftarda orucunuzu hafif bir yemekle açın. Sebze yemekleri tüketin, ağır tatlılardan kaçının. Bol su için, azar azar, sık sık yiyin".
#12.10.2004 08:15 1 0 0
  • Yaz saati uygulaması ay sonunda sona eriyor. 31 Ekim Pazar günü 02.00'de saatler, bir saat geri alınacak.

    Yaz saati uygulaması, 28 Mart 2004 Pazar gününden bu yana sürüyordu.

    31 Ekim tarihinde sona erecek yaz saati uygulamasından, 700 milyon kilovatsaatlik (kwh) tasarruf öngörülüyor. Uygulamayla, orta ölçekli bir hidroelektrik santralin yıllık üretimi kadar tasarruf sağlanmış olacak.

    Bu arada 27 Mart 2005 Pazar günü saat 01.00'de, saatlerin bir saat ileri alınmasıyla, yaz saati uygulamasına tekrar geçilecek.
#11.10.2004 07:20 1 0 0
  • 2003 Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçları Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabahat Özcan tarafından açıklandı.

    Sağlık Bakanlığı Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ile işbirliği içinde DPT ve AB'nin finansal katkılarıyla gerçekleştirilen araştırma, 10 bin 836 hanehalkı ve 15-49 yaşları arasında 8 bin 75 evlenmemiş kadını kapsıyor.

    Prof. Dr. Özcan, ulusal niteliği ile nüfus ve ana-çocuk sağlığı konularında karar verme ve politika üretme konusunda karar vericilere bulgular sağlayan araştırmanın sonuçları şöyle özetledi:

    ''Hanehalkı büyüklüğü azalıyor:

    Aileler küçülüyor. Türkiye'de 4.1 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü, kentsel alanlarda 3.9 kişi, kırsal alanlarda ise 4.5 kişidir. Hanehalklarının yüzde 67'sinde 4 veya daha az kişi bulunuyor.

    Eğitimde erkek-kadın farkı azalıyor:

    Genç kuşakların eğitime katılımlarındaki erkek ve kadınlar arasındaki farklar azalmaya devam ediyor.

    Evlenme yaşı yükseliyor:

    24-25 yaş grubundaki kadınlar için ortalama evlenme yaşı 20'dir. Son yirmi yıl içinde ilk evlenme yaşında 2 yıllık bir artış gerçekleşti.

    Doğurganlık düzeyi azalmaya devam ediyor:

    1968 yılında kadın başına 6.5 olan doğurganlık düzeyi, 2.2'ye düştü. Araştırmaya göre ayrıca bebek ölümleri de azaldı.

    Prof. Dr. Özcan, dengeli beslenme olmadığı için 5 yaşından küçük her 8 çocuktan 1'inin boyunun, yaşına göre kısa olduğunu belirti. Özcan, ''bodurluğun'' en çok kırsal kesimde ve doğu bölgelerinde yaygın olduğunu belirtti.

    Prof. Dr. Sabahat Özcan, emzirmenin yaygın olduğunu ancak ek gıdalara çok erken başladığını ifade ederek şöyle devam etti:

    ''Kadınlar arasında obezite artmaya devam ediyor. Türkiye'de annelerin ortalama boyu 157 cm'dir. Annelerin ortalama ağırlığı ise 65 kilogramdır. Annelerin yüzde 34'ü fazla kiloludur, yüzde 23'ü ise obezdir.''
#11.10.2004 07:17 1 0 0
  • Prostat erkek üreme sisteminin bir parçasını oluşturan bir salgı bezidir. İdrar torbasının hemen altında idrar yolunu çepeçevre sarar ve asıl görevi orgazm sırasında meni sıvısını oluşturmaktır.

    Prostat bezi yaşla birlikte büyümeye başlar ve altmış yaşın üzerindeki erkeklerin yaklaşık yarısında, idrar yolunda deformasyon ve daralmaya yol açar. Bu da idrar yapma sırasında değişik şikayetlere neden olmaktadır. İyi huylu prostat büyümesinin (BPH), idrar yapma alışkanlıkları, cinsel aktivite ya da beslenme ile bir ilişkisi yoktur.

    Büyüme dışında prostattan kaynaklanan bir çok hastalık vardır. Bunların bir kısmı herhangi bir şikayete neden olmazken, bir kısmı ise prostat büyümesi ile benzer bulgulara yol açmaktadır.

    Prostatın enfeksiyon hastalıkları çoğu kere ilaç ile tedavi edilebilmektedir. Prostat kanseri ise diğer tüm habis hastalıklarda olduğu gibi erken teşhis ve tedavi edilmesi gereken farklı bir hastalıktır. Bu nedenle 50 yaşın üzerindeki bütün erkeklerin, şikayeti olsun ya da olmasın bir üroloji uzmanına başvurarak gerekli tıbbi incelemeleri yaptırmaları şarttır.

    Tıkanma belirtileri nelerdir?

    · İdrara başlamada duraklama

    · Akış hızında yavaşlama

    · İdrar yaparken zorlanma

    · İşeme zamanının uzaması

    · İşeme sonrası rahatlayamama

    · Hiç idrar yapamama

    İrritasyon Belirtileri:

    · Acil idrar yapma isteği

    · Sık idrara çıkma

    · Gece idrara kalkma

    · İdrar kaçırma

    Tıkanmanın oluşması ile birlikte mesane, daralan idrar yoluna rağmen akımı sağlamak için daha güçle kasılmaya başlar. Ancak bir süre sonra kasılma ve genişleme yeteneği azalır ve idrarın tamamını boşaltamaz hale gelir. Mesane içerisinde kalan idrar zamanla enfeksiyona ve hatta taş oluşumuna yol açar.

    Tıkanma giderilmez ise, böbreklerden idrar akımını sağlayan kanallardaki baskı sonucu böbreklerde de geçici veya kalıcı hasar oluşabilir.

    Teşhis Nasıl Koyulur

    Doktorunuzla yapacağınız ayrıntılı bir görüşmenin ardından böbrek fonksiyonları ve prostatınızın doku yapısı hakkında fikir edinmek amacı ile idrar ve kan analizleri yapılır.

    Bu analizlerden birisi de kanda PSA (prostat spesifik antijen) düzeyinin ölçümüdür. PSA prostat kanseri tanısının konulmasında kullanılan yardımcı bir testtir ve 50 yaşın üzerindeki her erkekte bu test yapılmalıdır.

    Rektal Muayene

    Rektumdan (anüs) parmak yardımı ile muayene edilme yöntemidir. Bu muayene ile prostatın büyüklüğü, yapısı ve mevcut diğer hastalıkların varlığı anlaşılabilir.

    Ürodinamik İnceleme

    Ürodinami cihazı ile idrar akımı hızı ve bunun mesane basıncı ile ilişkisi, mesane kapasitesi, işeme sonrasında mesanede kalan idrar miktarı gibi birçok bilgi elektronik olarak kaydedilir. İşlem basit, kısa süreli ve güvenilirdir.

    Rektal Ultrasonografi

    Prostatın büyüklüğü, doku yapısı ve çevre organların durumu ile ilgili, yakın plandan objektif bulgu edinilmesini sağlayan bir yöntemdir. Parmakla muayene metodunda olduğu gibi yaklaşık bir parmak inceliğinde aletin, rektum içerisine konularak ses dalgaları ile görüntü alınması esasına dayanan bu yöntem, şüpheli durumlarda eş zamanlı olarak prostattan iğne ile biyopsi alınmasına da olanak sağlar.
#08.10.2004 07:01 1 0 0
  • Çoğu insan evlerine ve arabalarına kışa hazırlık bakımı yaptırırken, vücudun en büyük organı olan deriyi ise ihmal ediyor. Sıcaklık düşüşüyle birlikte havadaki nemin azalması ve yazın yoğun güneş ışınına maruz kalma sonucunda ultraviyolenin cilt üzerinde oluşturduğu yıpratıcı etkiler nedeniyle cilt kuruyor, çatlıyor ve kırışıyor.

    Çevre kirletici gazların ve güneş ultraviyolesinin cilt üzerindeki yıpratıcı ve yaşlandırıcı etkisi yanında kış aylarında kapalı mekanlarda daha uzun sigara dumanına maruz kalma, serbest radikaller oluşumuna sebep olduğunu belirten uzmanlar, serbest radikallerin de cilt yaşlanmasını hızlandırıcı etki gösterdiğini bildiriyor. Uzmanlar, antioksidan kremler (C ve E vitaminli krem ve losyonlar) serbest radikallere karşıt etki göstererek cilt yaşlanmasını önlediğini, ayrıca cilt kanserini karşı da koruyucu etki gösterdiğini kaydediyor.

    Kış aylarında kullanılması faydalı bir başka kozmetik ürünün de 'Retinoidler' olduğunu ifade eden uzmanlar, güneş ışığı karşısında ciltte hassasiyet oluşturan bu ürünlerin, kış aylarında güneş maruziyeti daha az olduğundan korkusuzca kullanılabileceğini vurguluyor. Uzmanlar, Retinoidler özellikle akneli (yağ bezlerinin deri üzerinde oluşturduğu iltihaplı sivilce) ve yağlı ciltlerde cildin fazla yağının azaltılmasında kullanıldığı gibi, cilt çizgilerinin, yaşlılık leke ve kırışıklıklarının giderilmesinde de faydalı olduğunu belirtiyor.

    Retinoidlerin, yaz boyunca ortaya çıkan güneş lekelerinin tedavisinde en etkili madde olduğunu bildiren uzmanlar, bununla birlikte, Retinoid içeren ürünlerin kullanımı sırasında ciltte kuruma, kızarma ve soyulma şeklinde değişiklikler ortaya çıktığından, etkili bir nemlendirici ile birlikte kullanılmasını öneriyor. Uzmanlar, Retinoidler güneşe hassasiyeti arttırdığından, yoğun güneşe maruz kalan kişilerin 15 veya daha fazla koruma faktörlü kremler kullanarak güneşe çıkmaları gerektiğini hatırlatıyor.
#07.10.2004 07:09 1 0 0
  • Sevgili arkadaşlar T.C. Yüksek Öğretim Kurumu' ndan öğrenci iken Öğrenim ya da Katkı kredisi almış olanlar borcumu ödedim diye bacaklarını uzatıp yatmasınlar :D yoksa benim gibi "Höng" diye kalabilirler :D ödediğim halde borçlu görünüyorum buda yetmiyor adamlar %100 gecikme faizi koymuşlar ve haciz gelme durumu varmış haberiniz olsun. Öğrenim ve Katkı kredilerinin borç sorgu sayfalarını aşağıya veriyorum Şansınız Bol Olsun :D :D :D


    ÖĞRENİM KREDİSİ BORCU

    KATKI KREDİSİ BORCU


    KREDİ NUMARASINI BİLMEYEN ARKADAŞLAR ÖNCE BURAYA


    KREDİ NO SORGU SAYFASI
#05.10.2004 18:24 1 0 0
  • Anüs çatlaklarının nedeni psikolojiktir. Daha çok stres altında çalışan, yaşları 30-45 arasında değişen, mükkemmeliyetçi kişilerde görülür.

    Nasıl Ortaya Çıkar?

    Fazla konsantrasyon gerektiren stresli işlerde çalışan kişilerde anüsün irade dışı hareket eden halkasının kasılmasıyla anüs kanalı daralır. Daralmış olan bu kanaldan sert bir gayda çıktığı zaman kanal çatlar. Meydana gelen yara o kadar ağrılıdır ki hasta bu spazm yüzünden tuvalete çıkmak istemez. Çıkmayınca da gaita birikir ve sertleşir. Sertleşmiş olan abdest zaten yaralanmış kanaldan geçince, o bölgede bir yırtılma meydana gelir. Yırtılma ağrı ve kanamaya yol açar ki, bu hastanın stresini arttırır ve olay bir kısırdöngü halini alır. Zannedilenden çok daha sık karşılaşılabilen bir rahatsızlıktır. Çoğu hasta yırtılmanın ucunda anatomik olarak meydane gelmiş topağı hemeroid zanneder.

    Tedavisi nasıl yapılır?

    Sorunun ne olduğu dikkatli bir muayenede hemen ortaya çıkar. Muayenenin ilk adımı sorgulamadır. Daha sonrasında doktor eldivenle anüsü kontrol eder (tuşe rektal). Çatlak çoğu zaman bu muayene sırasında ele gelir. Kimi zaman kasıldığı için son derece daralmış anüse bu muayeneyi yapabilmek için lokal anestezi uygulamak gerekir. Bundan sonra yapılacak iş anuskopi tetkikidir. Anuskopi, ışıklı özel bir aletle anüsün içerden incelenmesine denir. Bu tetkik yapılmadığı takdirde, tam bir muayene yapıldığından söz edilemez. Muayene sonrası tedaviye geçilir. Anüs çatlağında ameliyata pek gerek olmaz. Yapılacak tedavi hastayı rahatlatma ve bu sayede anüsün çapını genişletmektir. Yani spazmı oluşturan stres nedenleri ortadan kaldırıldığında, fissür kendi kendine iyileşir.

    Psikolojik tedavi, hastayı rahatlatıcı bir ilaçla da desteklenir. Yapılacak tedavi biraz da hastanın durumuna bağlıdır. İlk defa böyle bir sorun yaşayan hastalarda medikal tedavi ve ender olarak da dijital dilatasyonun (halkanın genişletilmesi için parmakla uygulana işlem)ötesine geçmemek gerekir. Tekrar eden vakalarda medikal tedavinin yanı sıra bu defa aletli dilatasyon uygulanır. Kronik hale gelmiş vakalardaysa, ki bu çok az bir bölümüdür, cerrahi girişime gerek duyulabilir.

    Dikkat edilmesi gereken noktalar

    Gereksiz ameliyattan kaçının. Bu operasyonun esası kasılmış adalarda, adalenin biraz gevşetilmesi ve çok derin olan çatlak bölümünün alınması için söz konusu; ancak bu vakaların az bir bölümünü kapsar. Kesilen adale sanıldığı gibi dışarıdaki halkayı saran kas değil, içerdekidir. Bu yüzden ameliyat yapılsa bile anatomik bir bozukluk ortaya çıkmaz.
#01.10.2004 09:10 1 0 0
  • Her yıl ülkemizde onbinlerce insan kalp krizi geçirerek kaybediliyor. Bilimsel çalışmalar belirli koşulların ve yaşam biçimlerinin kalp krizi tehlikesini arttırdığını, bu koşullar değiştirilirse kalp krizlerinin de azaltılıp önlenebileceğini ortaya koyuyor. Belirli sağlık önlemlerine dikkat edilir ve sağlık içinde yaşamanın gerekleri alışkanlık haline getirilirse aile içinde büyük, küçük herkesin bundan yararlanacağı tabiidir. Özellikle çocuklara erken yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme ve yaşama alışkanlıklarının kazandırılması onlara uzun ve sağlıklı bir ömür hazırlayacaktır.

    Sigara içmeyin

    Sigara içmeyenlerde kalp krizine rastlanması olasılığı sigara içenlere oranla önemli ölçüde azdır. Sigara içmiş olupta bırakanlarda da kalp krizi ihtimali gittikçe azalarak zamanla hiç sigara içmemiş olanların durumuna yaklaşır.

    Yüksek tansiyonunuz varsa tedavi ettirin

    Yüksek tansiyon farkedilmez ve gereği gibi tedavi edilmezse kalp krizi, felç ve böbrek yetersizliği (üremi) gibi öldürücü hastalıkların gelişmesi tehlikesi çok yüksektir. Yüksek tansiyonu normale düşürmek ve normal düzeyde devamını sağlamak mümkündür. Bunun için yemekler ve içeceklerle alınan sodyum miktarını azaltmak gerekir. En çok sodyum içeren madde sofra tuzudur. Yüksek tansiyonu olan bir kimse ilaçla tedavi görüyor olsa bile aldığı tuz miktarını azaltmalı, mutat olarak aldığı miktarın en çok üçte birine indirmelidir. Sodyum içeren sodalardan ve karbonat kullanımından vazgeçmelidir. Kilo fazlası varsa kendisi için normal olan ağırlığa düşmeli ve streslerden olabildiğince kaçınmalıdır. Bir çok kimsede sadece bu önlemlerle tansiyon önemli ölçüde düşürülebilir. Fakat pek çok hastada ayrıca ilaç tedavisi gerekir. Bu durumda hekimin vereceği ilacı yine hekim kesmedikçe veya değiştirmedikçe aksatmadan kullanılmalı ve ayrıca yukarıdaki önlemlere uyulmalıdır. Yüksek tansiyonu olan bir kimsenin eğer içiyorsa sigarayı bırakması herkesten daha fazla önem taşır.

    Katı yağ ve Kolestrol miktarını azaltın

    Damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların gelişmesinde, yemeklerle alınan katı yağların ve yağsı bir madde olan kolesterolün rolü çok büyüktür. Katı yağlar deyince oda sıcaklığında sıvı halde bulunmayan anlaşılmalıdır. Bunlara tip dilinde doymuş yağlar da denilmektedir. Tereyağı katı yağlara iyi bir örnektir.

    Kırmızı et denilen koyun, kuzu, ve sığır etleri katı yağlar içerir. Tavuk etinin derisi ve beyaz olmayan bölümleri de katı yağdan zengindir. Sütte ve sütten yapılan yiyeceklerde değişen miktarda katı yağ bulunur. Bazı yiyecekler de çok miktarda kolesterol içerirler: Yumurta sarısı, beyin, böbrekler, karaciğer gibi. Bu yiyecekler kandaki kolesterol miktarlarının artmasına yol açar. Yüksek kolesterol ise damar sertliği ve kalp krizi riskini arttıran önemli etkenlerden biridir.

    Öte yandan 'doymamış yağ' denilen ve oda sıcaklığında sıvı halde bulunan ayçiçeği yağı, misirözü yağı, hashas yağı gibi yağlar kandaki kolesterol miktarlarını azaltırlar. Zeytinyağı da bir doymamış yağ türüdür.

    Katı yağlar yerine doymamış (sıvı) yağların kullanılması ve kolesterol içerdiği bilinen yiyeceklerden kaçınılması kan kolesterolünü belirli ölçüde düşürmeye devam eder. Bunun için şunlar tavsiye edilebilir:

    Tavuk etinin beyazına ve doymamış yağlar içerdiği bilinen balık etine yemeklerinizde daha çok yer veriniz.

    Kuzu ve koyun eti yerine yağsız dana etini tercih ediniz.

    Yemeklerinizi pisirirken, sıcak olarak yenilenler de dahil, sıvı yağları kullanınız.

    Günlük yağ kullanımınızın yarısı zeytinyağı, yarısı da ayçiçeği veya mısırözü yağı gibi çok doymamış yağlardan oluşmalıdır. Margarin türü yağlarda oda sıcaklığında katıdırlar ve tereyağı gibidirler.

    Yağı alınmış sütü ve böyle sütten yapılmış süt ürünlerini tercih ediniz.

    En az yağ içeren peynir, çökelek ve sert, yağsız beyaz peynirdir. Kaşar peyniri ve krem peynirler bol miktarda katı yağ ve kolesterol içerirler. Kaymak ise içinde katı yağ ve kolesterolün en fazla bulundugu besin maddelerinden biridir, çikolatada bol miktarda kolesterol vardır. Bunlardan kaçınılmalıdır.

    Bir besin maddesinde kolesterol bulunmaması önemlidir. Fakat katı yağ içeren bir besin, kolesterol içermezse bile kalp hastalığı riskini arttırıcı etkiye sahiptir. Hekiminiz başka türlüsünü önermiyorsa bir hafta içinde sadece iki veya üç yumurta sarısı ile yetininiz.

    Öte yandan istatistikler şişmanlığın yaşam süresini önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. Kilo fazlanız varsa normal vücut ağırlığına erişmek için hekiminizin yardımını isteyiniz. Çocuklarınız olması gereken kilonun üstünde ise onların da normal vücut ağırlığı içinde büyümelerini sağlamaya çalışınız. Şişman çocukların ileride şişman erişkinler olacağını ve sağlıklı bir diyetin çocuklukta kazanılan alışkanlıklarla daha kolay elde edilebildiğini unutmayınız.

    Diyet düzenlemelerinin katlanılması zor katı yasaklar yerine daha ölçülü geliştirilen ve daha devamlı olarak uyulabilen biçimde olması için hekiminizin yardımını isteyiniz. Kalp krizi geçirmiş olan veya kalp krizi için yüksek risk altında bulunan kimselerde yukarıda belirtilenden daha sıkı bir diyet uygulamak gerekebilir.

    Şeker hastalığına dikkat

    Diyabet de denilen şeker hastalığı, daha çok kilo fazlası bulunan orta yaşlılarda görülür. Hafif olduğu durumlarda bir kimsede yıllarca farkına varılmadan, şikayete yol açmadan bulunabilir. Bu durumda bile şeker hastalığı, kalp hastalığı ve diğer damar bozuklukları tehlikesini önemli ölçüde arttırır. Belirli aralarla yapılacak genel sağlık kontrolleri diyabetin erken dönemde teşhisini, gerektiği gibi tedavisini ve hastanın normal, aktif bir yaşam sürmesini sağlayabilir. Hekimin belirleyeceği ve normal vücut ağırlığını amaçlayan diyet, sigaradan kaçınmak, varsa yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi risk etkenlerinin kontrol ve tedavisi, gelebilecek kalp ve damar bozukluklarını büyük ölçüde önleyebilir.

    Düzenli egzersiz

    Bilimsel gözlemler, sakin ve hareketsiz bir günlük yaşam sürdürenlerde kalp krizlerinin yürüme, koşma, bisiklete binme ve yüzme gibi beden faaliyetlerini düzenli bir şekilde yapanlara oranla daha sık görüldüğünü ortaya koymuştur. Yaşınıza ve sağlık durumunuza göre sizin için en uygun egzersiz biçiminin nasıl olacağını hekiminiz size söyleyecektir. Kendinize uygun bir egzersizi düzenli olarak uygulamakla, başka birçok yararları yanında kalp sağlığınızı da koruyacağınızı hatırdan çıkarmayınız.

    Doğum Kontrol hapları

    Doğum kontrol haplarını kullanan kadınlarda kalp krizi olasılığının bir ölçüde arttığı bilinmektedir. Doğum kontrol hapları, özellikle kilo fazlası veya böbrek hastalığı bulunan veya gebeliği sırasında tansiyonu yükselmiş ya da ailesinde yüksek tansiyon olan kadınlarda tansiyonu yükseltebilir. Doğum kontrol hapları ile aynı zamanda sigara kullanmak özellikle tehlikelidir. Doğum kontrol haplarının 35 yaşından sonra kullanılmaması daha uygundur. Bu hapları hekiminizin tavsiyesi olmadan kullanmayınız.

    Düzenli sağlık kontrolleri yaptırın

    Yakın akrabalarınız içinde genç veya orta yaşlılıkta kalp hastalığından kaybedilmiş olanlar varsa bu, ailevi bir eğilimin olabileceği anlamına gelebilir; fakat sizin de kalp hastalığına yakalanmanızın kaçınılmaz olduğu demek değildir. Bu durum, yaşam biçiminiz için belirleyici olabilir. Belirli aralarla yaptıracağınız sağlık kontrolleri ile hekiminiz kalp hastalığı riskini azaltacak önlemleri size bildirebilir ve sağlayabilir.
#27.09.2004 08:38 1 0 0
  • Saçınızı evde kendiniz boyuyorsanız, işlem felaketle de sonuçlanabilir. Allahtan hazır saç boyaları çok yol kat etti de, bu riskler epey azaldı. İşte kendi saç boyamak isteyenler için bir rehber...


    Saçınızı evde kendiniz boyuyorsanız, işlem sonunda saçlarınızın felaketle sonuçlanmış bir deneyden çıkmış gibi görünmesi riskini de göze almış sayılırsınız. Allahtan hazır saç boyaları çok yol kat etti de, bu riskler epey azaldı. Şimdiki saç boyaları, saçını boyamak isteyen kadınlara ucuz ve çabuk bir alternatif olarak raflarda yerlerini alıyor.

    Saçınızı evde kendiniz boyayacaksanız, saç renginizin tonunu ve elde etmek istediğiniz rengi iyi bilmelisiniz. Boyayı siz yapıyorsanız, rn iyi sonucu alacağınız uygulamalar, kendi saç renginizi bir veya iki ton açtığınız, ya da beyazları kapattığınız uygulamalardır.

    Saçınızı kendiniz boyamayı düşünüyorsanız, hazırladığımız rehbere bir göz atıp, başarılı sonuç almak için neler gerektiğine görün.

    Birinci adım: Saçlarınızın durum değerlendirmesini yapın.Saçınızı boyamadan önce, ne halde olduklarını kontrol edin. Saçınız ne kadar sağlıklı olursa, alacağınız sonuç da o kadar iyi olacaktır. Bu nedenle boyama işlemini gerçekleştirmeden önceki hafta, saçınıza birkaç kez bakım yapın. İçinde saçları güçlendiren bir B vitamini olan pantenol, E vitamini, avokado veya hindistancevizi yağı gibi saçları nemlendiren maddeler bulunduran ürünleri deneyin. Ancak eğer saçlarınız çok kuru ve yıpranmışsa ve kırıklar varsa, o zaman saçı boyamak pek iyi bir fikir olmayabilir. Saçlarınızı biraz kestirip, bir süre bakım uygulamak ve boyayı sonraya bırakmak daha iyi olacaktır. Saçlarınızı boyadıktan sonra da ayda iki kez bakım yapmaya devam edin.

    İkinci adım: Doğru rengi seçin.
    Başarının anahtarı doğru rengi seçmektir. Parlak gün ışığında doğal saç renginize iyice bakın. Daha sonra gözlerinize ve cilt renginize uyan, bunları tamamlayan bir renk seçin. Örneğin; eğer cildiniz sarımsı veya buğday tonlarındaysa o zaman kırmızı, kestane rengi, bakır veya kızıl-kahve tonlarını seçebilirsiniz. Cildiniz beyaz veya kırmızıysa o zaman küllü renkleri ve bej tonlarını deneyin.

    Gölge istiyor ama kuaföre gidemiyorsanız, o zaman önerimiz yüzünüzü çevreleyen birkaç tutan saça gölge uygulamaktır.

    Üçüncü adım: Bir yöntem belirleyin.
    Profesyoneller, yarı kalıcı veya yıkanınca çıkan boyalarla başlamayı öneriyorlar. Bunlar daha hafif ürünler olup, genelde 28 yıkamaya kadar dayanıyorlar. Kalıcı boya istiyorsanız, etrafı daha az batırmak adına damlamayan formülleri tercih edebilirsiniz, L'Oréal Excellence Creme gibi. Ayrıca kurumuş olan uçlar için boya öncesi bakım paketi olanlar da iyi olabilir.

    Dördüncü adım: Hazırlanın.
    Boyamaya başlamadan önce, kutu üzerindeki talimatları mutlaka ama mutlaka okuyun. Böylece uygulamanız daha kolay olur ve allerji olasılığını da düşürebilirsiniz.

    Beşinci adım: Rengi korumak için...
    Saçınızı boyayıp şekil verdikten sonra, elde ettiğiniz rengi korumak isteyeceksiniz. Saç renginizi uzun süre muhafaza etmek için güneş ve klordan uzak durun, saç kurutma makinası, fön ve maşa gibi sıcaklığı çok yayn aletleri fazla kullanmaktan kaçının. Bunlar hem rengin atmasına, hem de saçın yıpranmasına nedenolurlar. Saçınızı parlak ve nemli tutmak için, özellikle boyalı saçlar için üretilmiş şampuan, saç kremi ve bakım ürünlerini uygulayın.
#24.09.2004 08:29 1 0 0