Malzemeler: 1 kg taze sarmısak, 1/2 kg orta yağlı kuşbaşı et, 1 kg yoğurt. 1 çorba kaşığı un, 1 çorba kaşığı zeytinyağı, Yeterince tuz.
Önce et tencerede kavrulur, su ve tuz eklenir. Etin pişmesi tamamlanınca, sarmısaklar 2 - 3 cm uzunluğunda doğranmış olarak, tencereye ilave edilir. sarmısak çabuk pişer. Ocaktan almadan birkaç dakika önce; içerisinde un ve zeytinyağı karıştırılmış ezilmiş haldeki yoğurt tencereye, azar azar dökülür.
Not: Zeytinyağı yoğurdun kesilmeme garantisi için kullanılır.
Malzemeler: 1 kg her biri çok küçük ve ince patlıcan, 750 gr kemikli orta yağlı parça kuzu eti, 1/2 komposto tabağı nohut, 1 çay bardağı tereyağ, 1 çorba kaşığı salça, Yeterince karabiber, tuz.
Et ve nohuta tuz ekilerek birlikte düdüklü tencerede pişirilir. Suyu çekilir. Kabukları soyulmuş patlıcanlar tereyağında bütün olarak kızartılır.
Pişmiş haldeki et ve nohut karışımının üzerine, kızarmış patlıcanlar, tek sıra olarak dizilir. Bir bardak suda eritilmiş salça tencereye dökülür. Tekrar pişirilir. Ocaktan alınır. Geniş bir kaba, tencere ters çevrilerek, yemek alınır. Böylece etler ve nohut üste gelmiş olur. Servis yapılır. Arzuya göre karabiber ekilir.
Malzemeler: 1.5 su bardağı aşure buğdayı (Kilis'te döğme denir), 1/2 kg komposto tabağı nohut, 1/2 kg yağlı parça koyun eti, 1/2 çay bardağı zeytinyağı veya 2 çorba kaşığı sadeyağ, 1 baş soğan, Yeterince kırmızıbiber, karabiber, kimyon, tuz.
Bir gön önceden veya akşamdan nohut ve aşure buğdayı ayrı ayrı ıslatılır. Et yıkanır. Kaynamaya başlarken su üzerinde toplanan köpükler alınır. Nohut, tuz atılır. Etle beraber nohut pişer. Etler bir tabağa alınır. Bu kez aşure. buğdayı, halka halka doğranmış soğan, kırmızıbiber, kaynama tekrar başlarken, ilave edilir. Yalnız suyun bir parmak eni kadar üstte bırakılmasına özen gösterilir. Karıştırmada ise kaşık dibe kadar daldırılmaz. Mümkün mertebe yüzeyden yapılır. Ocaktan alınırken de üzerine kimyon, karabiber atılır. karıştırılmadan tencerenin ağzı kapalı olarak keşkek dinlenmeye bırakılır.
Etler, küçültülerek, yağda kızartılır. tencereye dökülerek karıştırılır, servis yapılır.
Malzemeler: 3 kg taze tüylü acur veya kısa kabak, 1 baş soğan, 1/2 bağ maydanoz, 1 su bardağı zeytinyağı, 1 komposto tabağı tuzsuz ikiye bölünmüş sarı leblebi, 1 su bardağı yoğurt, 6 diş sarımsak, Yeterince karabiber, tuz.
Kabaklar veya acurlar, kabak dolmalarında veya acur dolmalarındaki gibi oyulur, hazırlanır. Yıkanır aynı zamanda "karabiber, tuz" karışımı ile ovulur. Süzgece alınır. Tekrar yıkanır, süzgeçte bırakılır. Suyu süzülünce, zeytinyağında kızartılır.
İçinin Hazırlanması: Kızartmadan artan zeytinyağında kıyma kavrulur. Ufak ufak doğranmış olan soğan, kıymada öldürülür. Doğranmış olan maydanoz, ocaktan alınırken kıymaya ilave edilir.
İki saat kadar soğuk suda ıslatılmış olan leblebiler, kıymaya karıştırılır. karabiber, tuz ekilir. İçleri, dolma doldurur gibi doldurulur, Ağızlar birbirine geçecek yöntemle dizilir. Bir bardak su eklenir. Çabuk pişer. Serviste sarmısaklı yoğurt kullanılır.
Malzemeler: 3 su bardağı kırmızı mercimek, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 adet patlıcan veya 8 yaprak pazı, 3 limon veya limon tuzu, 2 baş sarmısak, yeterince nane, tuz
Kırmızı mercimek 2 kez soğuk suda yıkandıktan sonra tencereye konur. Mercimek seviyesini 4 veya 5 cm geçecek kadar temiz su ilave edilir. Kaynamaya başlamadan önce oluşan köpükler alınıp, atılır.
Küçük küçük doğranmış patlıcan veya pazılar tencereye dökülür. Çorba pişince ekşi konur. 5 dakika sonra ocaktan alınır. Dövülmüş durumdaki 1 baş (10 - 12 diş) sarımsak ile nane ilave edilir.
Zeytinyağı kızartılır. Kalan 1 baş sarımsak dişlerine ayrılmış ve her diş 2 parçaya bölünmüş olarak zeytinyağında pembeleştirilir. Çorbaya dökülür. Servis yapılır.
Her toplumun elleri ile oluşturup geliştirdiği, birlikte olgunlaştırdığı el ürünlerine, ve bu konudaki "Yaşam biçimi" ne "El Sanatları Kültürü" denilmektedir. Kilis'in bu konuda oldukça eski bir geçmişi olduğunu Evliya Çelebi'nin 17. yy.'daki Kilis izlenimlerinden, "Kilis Halkı Ehli Hireftir" sözlerinden anlıyoruz
Şimdilerde Kilis, estetik el sanatları değerlerini şu iki biçimde ortaya koymaktadır. "El işi", "Makine işi", El işleri eskiden "Gergef' veya" Kasnak" denilen, küçük el tezgahlarında yapılırdı. Kasnak, tek kişi; gergef ise birden fazla kişilerce ve birlikte kullanılabilirdi. Bunların çarpıcı örnekleri olarak; "Ciğerdeldi", "Mercimek", "Kartopu", "Filitre", "Cemaliyan", "Örümcek" denilen adlar altında örülmüş ve zaman zaman da sırmalarla zenginleştirilmiştir. Bu işlemelerin "Tel Çekicisi", "Yazıcısı", kenar dikişleri yapan. "Antikacı" lığını uzmanlık haline getirmiş olanlar vardı. Kasnak işlerinde çoğunlukla, bitki motifleri, insan figürleri yer alırdı. Kumaş olarak, adına "Jorjet" denilen krepdemur kullanılıyordu. Bunlara örnek olarak şunlar gösterilebilir: "Karanfilli", "Marullu", "Çengel", "Yıldız", "Bebekli"...
Şimdilerde, el işi, yerini "Makine işi "ne bırakmıştır. Bir zamanlar, Gaziantepli Ermeniler, Kilis'te yaptırdıkları el işlerini, Amerika'ya "Antep İşi" adı altında pazarlamaktaydı. Şimdi Kilisli ev hanımları, boş zamanlarını makine işiyle değerlendirerek; aile bütçesine bir yan gelir sağlamaktadır.
YORGANCILIK
Kilis'te yorgancılık sanatı, başlı başına bir geçim kaynağını oluşturmaktadır. Ancak teknolojinin gelişiminden o da payını alarak elle yapılan, göz nuru dökülerek üretilen yorganların yerini fabrikasyon yorganlar almıştır.
Çeşitli renk ve desenlerden oluşan yorganlar , saten kumaş üzerine iğne yardımıyla işlenir. Yorganın alt kısmını oluşturan ve genellikle beyaz olan kumaş patiskadır ve buna astar denir. Astarla yorganın üstünü oluşturan saten kumaş arasına pamuk, yün veya elyaf yerleştirilir. Satenle aynı renkte olan naylon ipliklerin iğne yardımıyla satenin üzerinde başlayan gezintisi ile yorgan motifi oluşturulur.
Ev arasında bayanlar tarafından yapılan geleneksel ev yorgancılığı; yerini, günümüzde genellikle çalışanlarının erkek olduğu işyerlerine bırakmıştır. Hünerli erkek ellerinden çıkan yorgan motiflerini de tıpkı nakışlarda olduğu gibi tabii motifler (karanfil, gül, sarmaşık, salkım, zeytindalı, kuş, şahmaran ve kelebek ... vb.) oluşturur.
Sağlıklı, kullanışlı ve ekonomik olması nedeniyle ısrarla, fabrikasyon yorganların yerine tercih edilen el yapımı yorganların, Kilis ekonomisine yaptığı katkı tartışılmaz bir gerçektir. Bu yorganlar, üreticiler tarafından yurdumuzun dört tarafına pazarlandığı gibi yurt dışına da ihraç edilmektedir. Günümüzde yorgancılık sektörü kooperatifleşerek üretimlerini sürdürmektedir.
KİLİS'TE KAYBOLAN SANATLAR
CULHACILIK (Dokumacılık)
Kilim dokumacılığının yanında ham iplikten bez , aba, maşlah , şal , çarşaf, yastık kılıfı... vb. dokunması günümüzde varlığını koruyamamıştır.
SARAÇLIK
Meşinden at arabası koşumları, cüzdan , semer , kürtün, kuburluk , hurç kenarı vb. şeylerin yapıldığı meslek dalıdır.
SEMERCİLİK - KÜRTÜNCÜLÜK
Yöreye has bir stilde geliştirilmiş olan semercilik bugün tamamen yok olmuştur. Bir iki kürtüncü kalmıştır ama onlar da yavaş yavaş yok olmaktadır.
HALLAÇLIK
Ellerinde yaylan ve tokmaklarıyla pamuk atarak, pamukların kabartıldığı zanaat dalıdır.
POSTAL VE HAYDACILIK
Kilis yöresine özgü bir stilde dikilen postal, düğmesiz ve koncu haydaya göre kısa olan bir ekinci ayakkabısıydı. Alt kısmı kalın camız derisinden olurdu. Haydanın koncu ise dize kadar uzun, önden çapraz olarak bağlanan, düğmeli, yerel ekinci ve ziraatla uğraşanların giydiği dayanıklı ayakkabısıydı.
KÖŞKERLİK
Eskiden Kilis'te çok sayıda köşker vardı ve yemeni dikerlerdi. Kırmızı, siyah, gül rengi, şeftali renginde boy boy yemeniler yaparlardı. "ulu, orta, ges" diye adlandırdıkları kalıplarda yemeni dikilirdi. Küçük çocuklar için dikilenlere de "kelik" denirdi. Kilis yemenileri yurdun bütün yörelerine gönderilirdi. Bugün daha çok folklorik amaçla üretilmektedir.
NACARLIK VE SABANCILIK
Hayvancılık ve tarımda gerekli olan araç ve gereçler ile saban, meses, değnek, sırık, yayık, yemlik, kazma, kürek ve bel sapları vb. gibi araç ve gereçleri yapanlar "Sabancılar Çarşısı" denilen yerde çalışırlardı.
TENEKECİLİK
İdare lambası, fennüs (fanus), resim çerçevesi, kadüs (kova), şapşak, kutu, mangal vb. gereçler ile soba yaparlardı.
KALAYCILIK VE BAKIRClLIK
İşlemeli havanlar, baharat değirmenleri, kazanlar, tepsiler, siniler, çeşitli mutfak gereçleri bakırdan yapılırdı. Bu sanat, turizme yönelik olarak çalışan birkaç kişinin dışında plastik, alüminyum ve çelikten yapılan gereçlerin piyasaya hakim olması nedeniyle varlığını koruyamamıştır.
ARABACILIK
Eskiden Kilis'te Bursa arabaları kadar güzel ve zarif araba ve yaylılar yapılırmış. Günümüzde bu işle uğraşan kalmamıştır.
TABAKLIK (DEBBAĞLIK)
Köşker, postalcı, çizmeci, semerci saraçlara ve koşumculara deri işlerlerdi. Bu iş eskiden ilkel araçlarla yapılırmış. Deriyi işlemek için zırnık ve köpek dışkısından yararlanılırmış.
HELVACILIK
Bir zamanlar Kilis'te helvacılık da yaygınmış. Taa Antep'ten bu mesleği öğrenmek için çıraklar gelirmiş.
HASIRCILIK VE ZEMBİLCİLİK
Katran Cami civarında "Zembilciler Çarşısı" denilen yerde hasırdan gereçler yapılırmış. Bunu yapan zanaatkarların en büyük özelliği gözlerinin görmemesiydi. "Körler Çarşısı" da denilen bu yerde sazdan zembil, ip, şilif vb. şeyler örerlerdi. Bugün bu çarşı yıkılmış olup; hasırcılık ve zembilcilik de tarihe karışmıştır.
Ağamla Zeynebi nişanloruk,
Ağpınara yün yumaya gidoruk,
Anam , acirden balcan dolması bişiror
Yoldan geçen Acarlılar'a da veroruk,
Due aloruk.
Mıkımı yünleri tokaçloruk,
Hem yün yuyor hem seybana edoruk
Tumamınız yaşaror:
Aldırmoruk
Şıh Mehemede adağa gidoruk,
Konu komşuyu da götüroruk.
Davar kesoruk:
Öğlene yoğurtlu kütle yaparok,
Bol bol yiyip , su içoruk.
Sido dezzeyi böğcük ısıror,
Korkoruk.
Akşama kelle bişiror, mumbar dolduroruk
Afiyetle yiyoruk,
At arabasına binip,
Ayaklanmızı salloruk,
Eve dönoruk.
Ebenin sinemasında gavur filmi oynar,
Ona getmoruk.
Özyurt sinemasına gidoruk,
Özcan Tekgül'ün "Çadır Gülü" gelmiş,
Hor hop hazırlanarok.
Boz eşşeğe binor bağa gidoruk,
Üzüm kesip heyir toplaruk ,
Heyirleri çördüğün üstüne seroruk.
Sepetleri hurca koyoruk,
Tutlu kuyudan su içor
Elhamdilullah doruk.
At arabasından sergiye gidorok,
Fe'eller çalışor, biz densizlik edoruk
Şammıtları duza basıp yiyoruk,
Şıttıf toploruk.
Yan tarladan acir çaloruk ,
Aç karnına yiyip cırcır oloruk.
Geceleri mıraharal oynoruk
Kenneler dolusu su içoruk
Duz ölbesine çarpıp duzu dökoruk.
Anam "Kırtçala sizi" dor.
Korkumuzdan uyur kimi yaporuk.
Mavış deze mevlit okudor,
Anamdan ikimiz gidoruk.
Ben bayramlık zubunumu geyorum,
Anam ağ dolağını dolar
Mevlit okunor, biz ağloruk
Şerbet verilor, içoruk
Ölülerin ruhuna fetihe okoruk.
Birgün kapı çalınor,
Birkaç avrat görücü gelor.
Bacım kehve bişiror, Yüzünü mangala tutor:
Yanakları kızaror.
Etli canlı görünsün diye,
Üst üste zubun geyor,
Görücülerin yüzü gülor.
Mehemedin yüzünde çıban çıkor,
Anam , tavuk boku çalor, Yara azor.
Hesen Kamil'e götüroruk
Doktur yüzümüze tüküror.
Bilet kırk kuruş olmuş deyi söylenoruk.
Sinema fırın kimi:
Şıpır şıpır terloruk.
Ayran içoruk, haytalya yiyoruk,
Yüreğimiz serinlor.
Özcan Tekgül dans edor,
"Allahından ıstıfıl ol" doruk,
Biz utanoruk.
Düğün edoruk,
Kör Elif çalor, biz oynoruk.
Cilleye çıkoruk.
Zılgıtlar arşı alayı alor, Gülor, eylenoruk.
Kına yakıp ağıtlar söyloruk.
Kız Ahsen erkekleri coşturor,
Kız Feyzi ataş dansı yapor.
Yoh yohlar birbirine karışor,
Zeynep'le Mehemed yorgun argın
Gerdeğe giror..
Aronun oğlu dellal çağıror,
Arasa Çarşısı'na kar yağdı, dor.
Babam deve eti almaya gidor,
Anam hazırlığa başlor;
Et küftesi yaporuk,
Birezini Aytencici Remzi Ek'e gönderoruk
Eyle güzel olor ki ,
Barmaklarımızı da yiyoruk.
Allah'a due edoruk.
Çok uzun yıllar geçor,
Böyoruk , yaşlanoruk.
Birgün dönüp gelorum,
Bakorum Kilis il olmuş,
Her bir şey değişmiş,
Üzülorum; sevinorum.
Mert insanlarını görorum,
Gurur duyorum.
Herşeye rağmen
Gözlerimi yumor,
Eski Kilis'i yaşorum.
Kapalı toplumlarda, halk tababeti çok büyük bir öneme sahiptir. Ulaşım zorluğu, yoksulluk, cehalet gibi etkenler insanların modern tıp imkanlarından yeteri kadar yararlanmalarını engellemektedir.
Kilis'te halk tababeti ile yakından ilgilenen ve bu dalın son temsilcisi Nabinin oğlu Attar Hacı Hüseyin Efendi'dir. Kilis halkı birçok hastalığın tedavisi için O'na başvurmuştur. Yararını da görmüş olmalılar ki bu tedavi yöntemi günümüze kadar gelebilmiştir.
Her bölgede olduğu gibi Kilis'te de nazar değmesine çok inanılır ve nazarı önleyici çok değişik tedbirlere başvurulur. Bunların başlıcaları: Gözboncuğu, tazıboncuğu , iğde çöpü , kurt derisi, kurt dişi, şap takmaktır. Bunda amaç kötü nazarlı kişilerin bakışını insandan ziyade onun üzerinde taşıdığı bu avadanlıklara çekmektir.
Muska taşımak, eskilerin yaygın geleneklerindendir. Bir şıhın yazdığı dualar muska şekline getirilerek, balmumlu bezle yedi kat sarılarak taşınır. Kurşun geçmemesi için, yılan sokmasın diye, gece korkmalarına karşı muska taşındığı gibi çok değişik amaçlara yönelik muskalar da olabilir. Burada önemli olan inançtır. Hamayil ise, yine aynı amaçlar için yazılmış dualar veya küçük bir Mushaf ın çanta içinde boyunda taşınmasıdır. Bunun kol için olanına pazubent denir.
İslamiyetle birlikte günlük hayatımıza giren afsun , tarikat ehli bir kişinin, değişik rahatsızlığı olan insanların başına elini koyarak dua okuyup sıvazlamasıdır. Şıh Efendi diye bilinen Mehmet Vakıf Efendi'den bu yolla şifa bulanlar bir hayli fazladır. İlim ve irfan sahibi bu zat afsunladıktan sonra, hastalara çoğu zaman doktora gitmelerini tavsiye etmiştir.
Göz kapaklarında çıkan kütküt için Kütküt Dede'ye gidilir. Toprağı alınarak arpacık çıkan yere sürülür.
Sinir hastalığının tedavisinde Hulk Dede Türbesi'ne gidilir. Cuma salasında yatırın etrafı üç kez dönülür. Yatırda bulunan tabak içindeki zeytinyağından bir parmak alınarak hastanın alnına sürülür.
Değişik araçlarla yaralanmada, ani korkmalardan dolayı meydana gelen ruhsal bozukluklarda , sıtmada, yaranın iltihap kapmasını önlemede "dağlama" ya başvurulur. Ateşte kızdırılmış bir demir parçası yaraya bastırılır. Sıtmalının boyun arkası dağlanır.
Yenilen veya içilen bir şeyden iştahı kesilip halsiz düşen kişiye "tiksinik" olmuş denir. Mutlaka elinin, yüzünün çaldırılması gerekir. Su içine atılan paryavşanı (pelinotu) sabunla hastanın karnına sürülerek oğuşturulur. Bu su ile eli, yüzü yıkanır. Hastaya üzerlik tütsüsü yapılır. Kurşun dökülür: Değişik şekiller alan kurşundan anlamlar çıkartılır, bu kurşun parçası bir iple ev kapısının üzerine asılır.
Sarılığı tedavi için hastanın burnuna cırtatan acirinin suyu damlatılır. Şifa tasından su içirilir. Çok ağlayan afacan çocukların ağızları da ölmüş birinin çarpanasıyla vurulur.
Bir insan rüyasında kendisini bir köpeğin ısırdığını görürse ona "kuduz kınası" yapılmalıdır. Gördüğü rüyanın kırkıncı gecesinde düğün dernek kurulur eğlence yapılır. Amaç rüya sahibini sabaha kadar uyutmamaktır.
Bu örnekleri çok uzatmak mümkündür. Ancak, bu hastalıkların birçoğunun tedavisi yerini modern tıbba bırakmıştır. Bazılarına ise artık inanan kalmamıştır.
Yere ateş dökerken "melekler, elinizi kolunuzu çekin" diye seslenmek gerekir. Yoksa, melekler yanabilir ve ateş dökeni çarpabilirler.
Baykuş uğursuz bir hayvan kabul edilir. Kimin damında öterse, o evden bir ölü çıkacağına inanılır.
Güzel bir eve sahip olan Kilisli, evini nazardan korumak için, bazen dış duvara bir at kafası iskeleti, bazen eski bir pabuç teki, bazen beş parmak resmi veya iğde dalı takar.
Cuma günü çamaşır yıkanmaz. Yalnız, Perşembe günü yıkamak doğru kabul edilir.
Gece tırnak kesmenin günah olduğuna inanılır.
Yüzükoyun yatan kişinin üzerine şeytan, arka üstü yatanın üzerine kebbus çöker.
Loğusa kadınları al basar. Eğer şıhı bulunmazsa şeytan, lohusanın ciğerini suya çalar ve kadın ölür. Şıhı bulunur ve şeytan, kadının ciğerini suya çalmadan yetişir ve onu afsunlarsa loğusa kurtulur.
Eşiklikte ayakkabının ters dönmesi uğursuzluktur , derhal düzeltilmesi gerekir.
Eskilerde, Kilis köylerinde sık rastlanan geleneklerimizden birisidir. Özellikle yaşlı ölümlerinde daha çok görülen bir olaydır. Ulaşımın zor olduğu dönemlerde konu komşuyu zor durumda bırakmamak için ölü sahibi, cenaze işlemlerine başlamadan önce bir koyun veya keçi kestirerek yemek işine yardımcı olur. Yaşlı kadınlar, cenazeye katılmayan gelinler veya kızlar yemek hazırlığına başlarlar. Diğer taraftan çevre köylerden de cenazeye katılanlarla ölü defnedilir. Defin işlemi sonunda eve gelen cemaat ilk yemeği dualar eşliğinde yer. Bundan sonra günlerce ölü evinde yemek pişmez. Konu-komşu, akraba, eş-dost ölü evine yemek taşır.
LAHTE GİTME
Ülkemizin diğer yörelerinde pek görülmeyen bir adettir. 'Cenazenin gömüldüğü günden itibaren üç gün sabah namazını müteakip mezara gidilerek Kur'an okunması işlemine "Lahte Gitme" denir. Elde fennüslerle , mezarlık ergin insana bile hafif bir korku verir. Bu gelenek günümüzde kısmen devam etmektedir. Aydın din adamlarımızın "Ameller niyete bağlıdır , Kur'an evde de okunsa hayrı o kişiyi bulacaktır." uyarısı ile eski önemini yitirmiştir.
TEVHİT ÇEKME
Ölünün gömülmesinden sonra tevhit çekilir. Tevhit , cenazenin gömülmesinden üç gün sonra veya ilk cuma gecesi, yatsı namazını müteakip çekilir. Tevhit çektirmemek affedilmez bir hata olarak kabul edilir. Her ölü sahibi bu kurala uyar. Tevhide katılanlara "tevhit şekeri" verilir.
ÜÇ GÜN HAYRATI
Ölüm olayının üçüncü gününde hayrat yemeği yapılarak yoksullara dağıtılır. Ancak hayratta semirsek kavurmak daha eftaldir. Semirsek , zeytinyağında kızartılır. Kızartma işini öncelikle ölenin kızı veya oğlu yapmalıdır. Semirsek kızartılırken çıkan zeytinyağının kokusuna , meleklerin geleceği inanılır.
KIRKlNCI GÜN
Semirsek kavurma işi ölümün kırkıncı günü yeniden tekrarlanır. Bu işlemler sırasında ölü yakınları da ayrılık acısına yavaş yavaş alıştırılmış olurlar.
ELLİ İKİNCİ GECE
Cenazenin defninden 51, 52, 53. geceleri Yasin-i Şerif okutulur. Çünkü bu gecelerin birinde kemiklerin birbirinden ayrılacağına inanılır. Okunan Yasin-i Şerifle ölünün bu olaydan acı duymaması amaçlanır.
Bugün bile Kilis ve çoğunlukla köylerinde görülen şobaş, sosyal dayanışmanın en güzel örneklerinden biridir. Düğünün son günü öğle yemeğinden önce yapılır. Düğüne katılanlar, belli bir düzen içinde büyük bir alanda toplanırlar. İlk şobaş olacak kişi en başa, birinci sıraya oturur. Bu kişi, genellikle damadın en yakın bir büyüğü veya yörenin en saygın kişisidir. Daha sonrakilerin ilk şobaşçıdan daha yüklü bir para vermesi ayıp kabul edilir ve görgüsüzlüktür. Abdal (davulcu, zurnacı, köçek) şobaş olacak kişinin önünde durarak adını söyler ve "şobaş!" diye bağırır. Aldığı parayı herkese gösterip, yüksek sesle miktarı belirtir ve yazıcı heyetine teslim eder. Düğüne katılan ve "yük"ü olan herkes şobaş olur. Toplanan bu paralar düğün sahibinin masrafları için harcanır.
Eski dönemlerde evlilikler, doğal olarak görücü usulüyle yapılmaktaydı. Askerden dönen delikanlı kabı kacağı birbirine çalıyor, sinirli davranıyorsa ana baba anlar ki artık onu baş göz etmenin zamanı gelmiştir.
Örtüsünü giyen ana, yanına birkaç yakınını da alarak; ya tarif üzerine ya da sorup soruşturarak kız aramaya başlar. Gördüğü kızı öperken; onun yanaklarını okşayıp, yüzünde boya olup olmadığını kontrol eder.
Görücüye çıkan kız, üst üste zubunlar giyerek, vücuduna dolgun görüntüsü vermeğe çalışır. Kahve sunarken, yüzünü mangal ateşine tutarak, yanaklarının kızarmasını sağlar. Kız anası, kızının; oğlan anası, oğlunun meziyetlerini sayar. Durumu anlatan oğlan anası, uygun bir gecede yakın akrabalarıyla kız evine gider kız Allah'ın emri ve Peygamber'in kavliyle istenir. Karşı taraf bu teklifi kabul etse bile hemen "he" demez. Bütün yakın akrabalarını sayarak, onlardan izin alacağını açıklar ve mühlet ister. "Kız evinin naz evi" olduğunu bilen karşı taraf bu mazereti uygun görür ve haber beklemeye başlar. Hemen "he" demenin hafiflik olduğunu erkek tarafı da bildiğinden zaten o gece olumlu bir cevap alamayacağını da bilmektedir.
Belli bir süre sonra oğlan evine bir ulakla sonuç bildirilir. Müjdeci denilen bu kişiyi bahşişle ödüllendirmek geleneklerimizdendir. Kız resmen istendikten sonra "teşekkür"e gidilir. Künefe (kadayıf) tatlı ve mevsimine göre meyveler götürülür. Göz değmesin diye de "üzerlik" yakılır. Kalın (başlık parası) kesilir, alacaklar belirtilir.
Teşekkürden sonra kız evine ilk önce bir top hassa bezi gönderilir. Kız, çeyizine başlar.
-Ağzına yuyucu parmağı gire.
-Alın, yeşilin üstüne atıla.
-Allah! Başına daş düşe de altında kalasın.
-Allah! Ettiğini bulasan.
-Allah! Gözünü dizini ala.
-Allah gözünü dizi ni almadan sana ölüm vermiye.
-Allah yetirip böyütmeye.
-Allah seni tavuk kimi haşlıya.
-Allah tırnağını uzatmıya.
-Allah seni mezar mezar gezdire.
-Babanın sinine ataş yağa.
-Beter iş gele başına.
-Boynuna boy ipi ölçüle
-Gözüne boz düşe.
-Büngül büngül kan kusasın.
-Cin çala da ölet süpüre.
-Ciğerin ağzına gele.
-Ciğerine damla ene.
-Cin çala şeytan götüre seni.
-Çenen çekile.
-Dert gele suratına.
-Ekmek atlı; sen yaya olasın.
-Kuzzul kuzzul kurt, kara kara dert.
-Maraz gele suratına.
-Ölüm seni sitir eyliye.
-Seydi makası'ın yeyin ola.
-Sinine alem sıça.
-Şişe, dona kalasın.
-Tıskit ala seni.
-Yiğit iken yıkıla, aşkın iken devrilesin.
-Yanın yanın, morun morun git.
-Yüzüne yüz evin karası sürüle.
DUALAR
-Allah, işini gücünü rast getire.
-Allah, kesene bereket bıraka.
-Allah kızını, oğlunu ömürlü etsin.
-Allah, münafık şerrinden emin eyliye.
-Allah sana ağ baht altın taht vere.
-Allah sana ciğer ateşi göstermeye.
-Allah sana gişi kızı nasip eyliye.
-Allah seni el bakımcısı etmesin.
-Allah seni dallandıra, budaklandıra.
-Allah seni ocağına kadim eyliye.
-Allah sizi bir yastıkta kocada.
-Allah tuttuğun toprağı altın eyleye.
-Bahanın kabri nur ola.
-Göğsünde ak tüyler bile.
-Sakkalın saçın ağara.
-Tas yitmiş curunu başına geçmiş.
-Ne esner ne mum tutar.
-An beni bir kozdan o da fış çıksın.
-Saplık seninse samanlıkta mı senin.
-Ahmağı söylet şahitliğini bile eder.
-İti öldürene sürütürler.
-Aç it fırın damını çökertir.
-Arife günü tıraşa ne, bayram günü aşa ne.
-Acı aciri mihrican çalmaz.
- Öğünme çördük, seni damda da gördük duvarda da gördük.
-Kara gözden yaş, fukara evinden aş bekleme.
-Kavunu ye karnına bak, karpuzu ye benzine bak, üzümü ye pazına hak.
-Densiz hasta olmasın , dennak aşermesin.
-Boşanıp gişiye varma, sevip oynaşına varma.
-Halep yolunda deve izi mi ararsın.
-Acından karnı gurlar, başında nergis parlar.
-Kötü bıçak ele yavuz, kötü avrat dile yavuz.
-Aba vakti yaba, yaba vakti aba al.
-Kadın gerek bey doğura.
-Gel demeden gelen avrat, dah demeden giden at.
-Dah demeden giden at, söyletmeden yapan evlat.
-Ne yedin, dolma; misafirin misafiri olma.
-Aşı pişiren değil, yağını tavlayan avrat.
-İtin şeriatı değnek.
-Güzele köken yakışır çirkine altın neylesin.
-Eli ağır zanaat sahibinden, ayağı çabuk dilenci daha karlı.
-Kel kız emmisi, kızının saçından öğünür.
-Güzelden yar çirkinden çor eksilmez.
-Kocamış eşekte yıllanmış akıl olur.
-Kakma kapıma yüzük kaşından, kakarlar kapına topuz taşından.
-Dini yok şeytan olsun, malı yok ağam olsun.
-Hamamcı hamam açtı, keller içine kaçtı.
-Azı ağı yutturur, çoğu kendi kendini güttürür.
-Ekmek Hıdır'ın su Bedir'in, yiyin için kudurun.
-Üzümün iyisi tane, karının iyisi nene olur.
-Sıçana arakı içirmişler, pisiğe burroh çağırmış
-Gece işi kör işi.
-Halının tozu, kötünün sözü bitmez.
Abdo sorar,"Lan Mahammet kilisim.com şu sayfaların yapımını hızlandırsa da bizde uzun süre sitede kalsak, şindik ise hemen giroruk çıkoruk, eyi olmaz mı yorum?..."
Mahammet cevap verir : "Ağe sen sayfaların ne zorluklarla hazırlandığını bilon mu?"
Abdo : "Yoook.. bilmorum."
Mahammet : "Olum, bekleyicin! başka çaremiz yoğ... adamlar hazırlorlar işte...
birez sabırlı ol yorum..."
53-NECM 3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. 4. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
1- Din, güzel ahlâktır. Ahlakı güzel insan her yaşta güzeldir.
2- Hz. Osman r.a.'dan rivayete göre Resûlullah s.a.v.: Sizin en hayırlılarınız, Kur'ân-Kerîm'i öğrenen ve öğretenlerinizdir, buyurdu. Buhari, Fezailü'l-Kur'ân: 21, Tirmizi, Sevabü'l-Kur'ân: 15, Ebu Davud, Vitir: 14-19, İbn-i Mace, Mukaddime: 16, Darimi, Fezailü'l-Kur'ân: 2, Müsned-i Ahmed:1/57 58, 69, 153.
3- İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhümâ) dan: "Sarık sarın ki, hilminiz (yumuşak huyluluğunuz, halim-selimliğiniz, vakarınız, ağır başlılığınız ve sükûnetiniz) artsın. (Mecmeuz zevâid, Libas, Bâbul Amâim: 5/122)
4- Hiç biriniz hayvanlar gibi (sevişmeksizin) cinsi münasebette bulunmasın, arada elçi bulunsun.
Soruldu: Yâ Rasûlallâh sözünü ettiğiniz elçi nedir?
— Aşk fısıltıları ve öpüşmedir. İslam'da cinsellik Âsım Uysal (İhyâ-i ulûmiddin İmam-ı Gazâlî K. nikahı Âdâbü-l Muâşeret 2/64)
5- Ameller niyetlere göredir.
6- Benim ümmetime bir zaman gelecek ki, ulemayı güzel elbise, Kur'ân-ı güzel sesle tanırlar ve Allah'a yalnız ramazan ayında ibadet eder. Böyle oldu mu ilmi, hilmi ve rahmeti olmayan bir hükümdarı Allah onlara musallat eder.
7- Bir gün Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem, esirler arasında çocuğundan ayrılan bir kadın gördü. Kadın çocuğunun hasretinden rast gelen çocuğu kucağına alıyor, onu sevip emziriyordu.
Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem ashabına:
— Hiç bu kadın çocuğunu ateşe atar mı? Diye sordu. Ashab:
— Asla, cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem:
— O halde, biliniz ki, Allah'ın kullarına merhameti, bu kadının çocuğuna merhametinden daha fazladır, buyurdu. Buhari-Müslim
8- Sizden hiç biriniz lâyıkıyla iman etmiş olmaz; beni çocuğundan, anasından, babasından ve bütün insanlardan fazla sevmedikçe!
9- Üç şey münâfığın alâmetidir: Yalan söyler, sözünde durmaz, emânete hıyânet eder.
10- Beni yerim göğüm almaz ancak mümin kulumun kalbi alır, ben hiç bir mekana sığmam ancak mümin kulumun kalbine sığarım. Kudsi Hadis
11- Kul nâfilelerle bana durmadan yaklaşır, nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi, artık o kulumun işiteceği kulağı olurum, göreceği gözü olurum. Kudsi Hadis
12- Allahü teâlâ refîktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri ve başka hiçbir şeye vermediğini, yumuşak davranana ihsân eder.
13- "Kıyamet günü kulun muhasebesi yapılacak ilk ameli namazdır. Namazı tamam ise kurtulur, kazanır. Noksansa mahrum olur, hüsrana uğrar."(Tirmizi)
14- Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günâhtır.
15- Musîbetlerin en büyüğü, vakti faydasız şeylerle geçirmektir. Allahü teâlânın, bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır.
16- Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün bir miktar sadaka vermesinden daha hayırlıdır.
17- Allahü teâlâ benim ümmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Ashâbımın sevgisini yerleştirir.
18- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlar arasında dini konusunda(yapılan saldırılara) sabırla karşı koyan, kor parçasını avuçlayan gibi olacak.
19- İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.
20- Allahû Teâla pâktır. Pâk olandan başkasını kabûl etmez. Allahu Teâla mürsel olan Peygamberlerine neyi emrettiyse mü'minlere de onu emretmiştir.
Peygamberlere: "Ey peygamberler, pâk ve helâl taâmlardan yiyiniz ve sâlih amel işleyiniz"
Mü'minlere: "Ey iman edenler, rızk olarak size verdiğimiz pâk ve helâl şeylerden yiyiniz" buyurdu.
Ondan sonra Resûl-i Ekrem (sav) Hazretleri (sözü döndüre dolaştıra) buyurdu ki;
İnsan (Allah yolunda uzun seferlere katlanır, saçları birbirine karışmış, yüzü gözü toza bulanmış, "Yâ Râb! Yâ Rab!" diyerek ellerini gök yüzüne açar. Halbuki, yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Haram ile beslenmiş. Böylesinin duâsı nereden müstecâb olacak?
21- Helaller bellidir, haramlar da bellidir. Birde bunlar arasında şüpheli olanlar vardır, siz şüpheli olan şeylerden kaçının.
22- Her insan yaşadığı hâl üzere ölür ve her kul öldüğü hâl üzere diriltilir. Müslim, Cennet:l9, No:2878,4/2206. İbni Hacer-i Heytemî, ez Zevatir, 2/402
23- Allah Teala Cenneti yarattığı zaman ona şöyle buyurdu:
— İzzet ve celalime and olsun insanlardan sekiz sınıf vardır ki; sana dahil olmayacaklardır; 1) Devamlı şarap(içki vs) içen, 2) Zinada ısrar eden, 3) Deyyus olan(Eşini kıskanmayan), 4) Hükümdarların kötü icraatlarına alet olan, 5) Erkek olduğu halde kadınlaşan, 6) Koğuculuk eden, 7) Başkalarına merhamet etmeyen, 8) Allah'a ant içip de, ahdine vefa etmeyen kimseler
24- Lut kavminin amelini işleyene Allah lanet etsin. Lut kavminin amelini işleyen kimse melundur.
25- Gına (çalgı) zinanın efsunudur.
26- Gözlerin zinası, yabancı kadınlara bakmaktır. Ellerin zinası, yabancı kadınlara el sürmektir. Ayakların zinası, yabancı kadınlara gitmektir...
27- ZİNA ETMEK İSTEYEN GENÇ
Asr-ı saadette Peygamberimiz (A.S.) Ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca:
— Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum dedi.
Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah'dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bırakın o genci buyurdu. Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve:
— Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi? diye sordu. Genç hiddetle:
— Hayır Ya Resulallah, diye cevab verdi. Resulallah:
— Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Sonra:
— Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin? diye sorduklarında genç :
— Hayır, asla! diyerek hiddetleniyordu. Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez buyurdu.
Sonra Hz.Peygamber (A.S.) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti:
— Allah'ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla, buyurdu. Şevâhüd-ün Nübüvve S. 230
28- Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yetenler evlensin.Çünkü evlenmek gözü daha çok muhafaza eder,namusu daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç kalkandır.
29- Allahu tealaya amellerin en sevimlisi azda olsa devamlı olanıdır. Müslim şerhi Nevevi - Kitâbü-s salâtü-l Misafir, C:6 Sh:319, Beyrut
30- Bir gün annesi, Abdullah bin Ömer'e:
— Abdullah! Gel bak sana ne vereceğim, diye seslenmişti.
Resul-i Ekrem Hazretleri de misafir olarak orada bulunuyordu. Abdullah'ın annesine sordu:
— Çağırdığın Abdullah'a ne vereceksin?
— Hurma vereceğim ya Resulallah!
— Peki öyleyse. Eğer bir şey vermeyeceğin halde vereceğini vaat ederek çocuğu aldatmış olsaydın, sana yalan söylemiş gibi günah yazılacaktı
31- H.z. Aişe vâlidemiz anlatıyor: Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: "İçinizden birisi, besmele çekmeyi unutup da yemek yemeye başlamış bulunursa, bu durum hatırına gelir gelmez; "başlangıcında da, bitiminde de Allah'ın adı ile niyetiyle" manâsına gelen "Bismillahi evveluhû ve âhirahû" desin.
32- Nerede olursanız olun bana salât ve selâm edin. Zira sizin salât ve selâmlarınız bana ulaşır."
33- "içerisinde köpek veya heykel(açıkta fotoğraf) bulunan haneye rahmet melekleri girmez."
34- "Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunanı, Allah'u teâlâ yüz üstü Cehenneme atar."
35- Birbirinize selâm veriniz. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Müslim) Îmân etmedikçe Cennet'e giremezsiniz. Birbirinizle sevişmedikçe tam îmâna kavuşamazsınız. Size bir şey göstereyim mi? onu yaparsanız, sevişirsiniz. Aranızda selâmı çok yayınız. (Müslim)
36- Müslüman'ın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Selâmına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp; "Elhamdülillah" deyince; "Yerhamükellâh" diyerek cevap vermek. (Buhârî, Müslim)
37- Ebu Sâid el-Hudri radıyallahü anh der ki: Peygamberimizin sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum: Herhangi biriniz kötülük görürse onu eli ile değiştirsin; yapamazsa dili ile, bunu da yapamazsa kalbi ile değiştirsin, sonuncu tavır imanın en zayıf şeklidir.
38- Akıllı adam nefsini hesaba çeker ve ölümden sonraki hayat için iyi amel işler, aciz adam nefsini hevesine uydurur sonra Allah'tan mağfiret temenni eder. İbni Mace - Kitabü-z Zühd, C.2, Shf:1423, Lübnan
39- İman etmedikçe cennete giremezsiniz,birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" Sizden biriniz kendisi için sevdiğini müslüman kardeşi için de sevmedikçe(istemedikçe)gerçek mümin olamaz
40- İbni Mes'ud'dan (R.A.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: İsrailoğulları üzerinde beliren ilk eksiklik, ilk kusur şudur: Adamın biri başka biri ile karşılaşır ve ona «hey falan kişi, Allah'tan kork da şu yapmakta olduğun hareketten vazgeç, çünkü o sana helâl değildir» der, sonra da ertesi günü aynı adamla karşılaşır, adam eski tutumunu devam ettirmektedir, fakat adamın bu tutumu berikini onunla birlikte yemekten, içmekten ve birlikte oturmaktan alıkoymaz, onlar böyle davranınca Allah da kalplerini birbirine benzetti.» Peygamberimiz (S.A.S.) sözlerine şu ayeti okuyarak devam etti:
— «İsrailoğullarının kâfir olanları Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın dili ile lanetlenmişlerdir; bunun sebebi isyan edip azmış olmaları idi. Onlar işlemiş oldukları kötülükten birbirlerini alıkoymazlardı, yapmış olduktan iş ne fena bir şeydi! Onların çoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün; kendi kendileri için ne fena bir akıbet hazırlıyorlar ki Allah onlara öfkelenir ve bitmez bir azaba çarptırılırlar.» Maide78-81
Daha sonra Peygamberimiz şöyle buyurdu: «Hayır hayır. Ya iyiliği emredip kötülükten alakorsunuz, zalimin elinden tutup onu hakka karşı kesinlikle boyun eğdirir, kendisini hakkın sınırları içinde tutarsınız veya Allah önce kalplerinizi birbirinizinkine benzetir ve arkasından da İsrailoğulları gibi size de lanet eder.» Ebu Davud, Tirmizî