MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Konu: Collin Chou
    Collin Chou - Collin Chou Kimdir - Collin Chou Biyografisi

    Collin Chou Siu-Lun (d. 11 Ağustos 1967, Tayvan), Hong Kong'lu dövüş sanatları aktörü ve model. Kantonca, Mandarin Çincesi ve İngilizce biliyor.


    noimage

    Filmografi

    * Shy Spirit (1988)
    * Into the Fire (1989)
    * License to Steal (1990)
    * Lover's Tear (1991)
    * Slickers vs. Killers (1991)
    * Blade of Fury (1993)
    * Exorcist Master (1993)
    * The Kung Fu Cult Master (1993)
    * Ashes of Time (1994)
    * Hail the Judge (1994)
    * The Bodyguard from Beijing (1994)
    * The Matrix Reloaded (2003)
    * The Matrix Revolutions (2003)
    * American Fusion (2005)
    * Fearless (2006)
    * DOA: Dead or Alive (2006)
    * Flash Point (2007)
    * The Forbidden Kingdom (2008)

    Collin Chou Resimleri

    https://www.main-board.com/unluler/244219-collin-chou-resimleri.html#post3568411
#12.07.2009 00:18 0 0 0
#12.07.2009 00:18 0 0 0
  • Konu: Emily Watson
    Emily Watson - Emily Watson Kimdir - Emily Watson Biyografisi

    Emily Watson, (d. 14 Ocak 1967, Londra), İngiliz oyuncu.

    noimage

    Mimar bir babanın ve profesör bir annenin kızı olan Watson, çocukluğunda ailesiyle izlediği Shakespeare Kraliyet Topluluğu'nun sahnelediği Much Ado About Nothing adlı oyunda tiyatro ve sinemaya ilgi duymaya başladı. "Londra Drama Stüdyosu"'nda eğitim alan sanatçı, Bristol Üniversitesi'nden mezun oldu. Tiyatro oyunculuğuna başlayan Emily Watson, 1996 yılında sinemaya geçti. Tiyatroda olduğu gibi sinemada da başarılı bir oyunculuk sergileyen Watson, oyunculuğunda Judi Dench'i örnek aldığını belirtmiş, Hilary and Jackie filmindeki rolü ile ikinci kez "En İyi Kadın Oyuncu" dalında Oscar'a aday gösterildi. Yine bir oyuncu olan Jack Waters ile evlendi. Sinema alanındaki başarısına karşın tiyatrodan vazgeçmeyen oyuncu, seslendirme sanatçılığının yanısıra, 2007 yılında Mood Indigo adlı filmin senaristliğini de yaptı.

    Ödülleri

    * 1996: Felix: En iyi Aktris, Breaking the Waves
    * 1996: New York Film Critics Circle: En iyi Aktris, Breaking the Waves
    * 1996: Los Angeles Film Critics: New Generation Award for Breaking the Waves
    * 1996: National Society of Film Critics: En iyi Aktris, Breaking the Waves

    Oyunculuk geçmişi

    * School for Mothers and The Mistake (double-bill of one-act plays), White Bear Theatre, London, 1991
    * All's Well That Ends Well (Royal Shakespeare Company, Swan Theatre, Stratford-upon-Avon 1992, later Pit Theatre, London, 1993) as Marianna
    * The Taming of the Shrew (Royal Shakespeare Company, Barbican Theatre, London, 1993) as Mrs. Ruth Banks-Ellis
    * The Changeling (Royal Shakespeare Company, Pit Theatre, 1993)
    * A Jovial Crew (Royal Shakespeare Company, Pit Theatre, 1993) as Amie
    * The Lady from the Sea (Lyric Hammersmith Theatre, London, 1994) as Hilde Wangel
    * The Children's Hour (Lyttelton Theatre, London, 1994) as Mary Tilford
    * A Summer Day's Dream (1994, TV movie)
    * The Wolves of Willoughby Chase (1994, radio)
    * Wuthering Heights (1995, radio series)
    * Three Sisters (Out of Joint, 1995)
    * Othello (1996, theatre)
    * Breaking the Waves (1996)
    * Metroland (1997)
    * The Mill on the Floss(1997, TV movie)
    * The Boxer (1997)
    * Hilary and Jackie (1998)
    * Cradle Will Rock (1999)
    * Angela's Ashes (1999)
    * Trixie (2000)
    * The Luzhin Defence (2000)
    * Gosford Park (2001)
    * Punch-Drunk Love (2002)
    * Red Dragon (2002)
    * Equilibrium (2002)
    * Twelfth Night/ Uncle Vanya (Donmar Warehouse, 2002/ BAM, 2003)
    * Boo, Zino and the Snurks (2004)
    * The Life and Death of Peter Sellers (2004)
    * Separate Lies (2005)
    * Wah-Wah (2005)
    * Corpse Bride (2005)
    * The Proposition (2005)
    * Miss Potter (2006) - Millie, sister of Miss Potter's publisher and fiancé Norman Warne
    * Crusade in Jeans (2006) - Mary Vega, Dolf's mother
    * The Water Horse: Legend of the Deep (2007) - Anne MacMorrow, Angus' mother
    * Fireflies in the Garden (2008) - old version of Michael's young aunt Jane
    * The Memory Keeper's Daughter (2008, TV movie)
    * Synecdoche, New York (2008)
#12.07.2009 00:11 0 0 0
  • Mathieu Kassovitz - Mathieu Kassovitz Kimdir - Mathieu Kassovitz Biyografisi

    Mathieu Kassovitz (1967,-) Fransız oyuncu, yönetmen ve senaryo yazarı.

    noimage

    Senaryosunun yazımını ve yönetmenliğini üstlendiği La Haine (1995) ile Cannes Film Festivalinde en iyi yönetmen seçilen Kassovitz'in çektiği filmler arasında Gothika(2003) da bulunuyor.
    Kassovitz Jean-Pierre Jeunt'in Amelie isimli filminde Nino Quincampoix'i canlandırmıştı. kassovitz filmleri: Amen. (2002) Astérix & Obélix: Mission Cléopâtre (2002) Birthday Girl (2001) Fabuleux destin d'Amélie Poulain, Le (Amelie) (2001) Jakob the Liar (1999) Fifth Element, The (1997) Assassin(s) (1997) Un héros très discret (1996) Mon homme (1996)
    Haine, La (1995) Regarde les hommes tomber (1994) 3000 scénarios contre un virus (1994) Métisse (1993) Un été sans histoires (1992) Touch and Die (1991) Au bout du bout du banc (1979)

    Mathieu Kassovitz Resimleri

    https://www.main-board.com/unluler/244188-mathieu-kassovitz-resimleri.html
#11.07.2009 23:02 0 0 0
#11.07.2009 23:02 0 0 0
  • Leisha Hailey - Leisha Hailey Kimdir - Leisha Hailey Biyografisi

    Leisha Hailey (d. 11 Temmuz 1971, Okinawa, Japonya), ABD'li film oyuncusu, film yapımcısı ve müzisyendir.

    noimage

    11 Temmuz 1971'de Okinawa, Japonya'da doğmuştur. Nebraska'da büyüyen Hailey lezbiyen olduğunu ailesine söyledikten sonra New York City'e taşınmıştır. Sınıf arkadaşı ile The Murmurs adında bir grup kurmuş ve New York'un çeşitli bölgelerinde çalmıştır. 1990'ların ortalarında grubuyla birlikte Los Angeles'a taşınmış, birçok albüm çıkarmış ve Lilith Fair grubuyla konserler vermiştir. Albümlerinin çoğunluğunda yapımcılığı Leisha'nın o dönemki sevgilisi K. D. Lang üstlenmiştir.
    1997'de Ellen DeGeneres ile Ellen isimli dizinin bir bölümünde oynamıştır.
    2001'de Leisha, grubun adını ve müzik tarzını değiştirmiştir.
    Şu an halen devam etmekte olan The L Word isimli dizide Alice Pieszecki rolünü oynamaktadır. Dizinin gerçek hayatta lezbiyen olan iki üyesinden biridir.

    Filmografi

    Oyuncu Olarak

    * The L Word - Alice Pieszecki (TV Dizisi, 2004- ...)
    * Grey's Anatomy - Claire Solomon (TV Dizisi, 2006)
    * CSI: Crime Scene Investigation - Allison Ludfordn (TV Dizisi, 2006)
    * The Snowflake Crusade - Marigold (2002)
    * Size 'Em Up - Clea Shapiro (2001)
    * Sleeping Beauties - Sno Blo Band (1999)
    * Some Girl - The Murmurs (1998)
    * All Over Me - Lucy (1997)
    * "Boy Meets World" - Corinna (1996)

    Yapımcı Olarak

    * "True Life" TV dizisinin "My Parents Are Gay" adlı bölümü (2006)
    * Raising Teens - TV filmi (2005)

    Söz Yazarı Olarak

    * "Never Been Kissed" filmindeki "Smash" isimli parçanın yazarı (1999)
    * The Murmurs adlı kendi grubundan çıkardığı "Genius" isimli parçanın yazarı (1998)

    Besteci Olarak

    * All Over Me - Film müziklerinin bestecisi (1997)
#11.07.2009 22:55 0 0 0
  • Konu: Anakreontizm
    Anakreontizm - Anakreontizm Nedir - Anakreontizm Hakkında

    Anakreontizm, "Yeryüzünde her şey geçicidir; onun için de insanoğlu yalnız en güzele karşı ilgi duymalıdır" görüşünü savunan düşünce akımıdır. Özentili ve yapmacık bir şiir tarzıdır. Remy Belleau bu tarzda şiir yazanların başında gelir.
    Bu akım adını; şair Anakreon'dan alır. M.Ö. 6. yüzyılda doğduğu bilinir. 18. yüzyılda en parlak çağını yaşayıp; doruğa çıkmışsa da, boş ve gereksiz olduğu için kenara bırakılmış denilebilir. Türkçe'de bir karşılığı yoktur.

    Edebiyatta özentili, yapmacıklı bir şiir akımıdır. Lirik Grek şairi Anakreon'a (M.Ö. VI. yüzyılın ikinci yarısı) mal edildiği için, bu adla anılagelmiştir. Anakreontizm, bir edebiyat türünden çok, belli bir hayat felsefesine dayanan bir şiir tarzını anlatmak için kullanılan bir terimdir. Bu görüşe göre, yeryüzünde her şey geçicidir; onun için de, insanoğlu yalnız en güzele karşı ilgi duymalıdır.
    Oldukça basit zevkleri dile getiren bu şiir akımı, ilkin M.Ö. VI. yüzyılda, bir kralın sarayında doğmuş, boş, yüzeysel bir hayat süren prenslerce pek beğenilmiştir. Daha sonra, Latinler'den Catullus, Fransızlar'dan H. Estienne, Remy Belleau, Ronsard da bu modayı benimseyerek, anakreontizmin etkisi altında kaldılar. Bu şiir akımı, XVIII. yüz. yılda doruğuna eriştiyse de, yapmacıklığı, özentiliği yüzünden XIX. yüzyılda büsbütün bırakıldı.
#11.07.2009 22:53 0 0 0
  • Uluslararası Fonetik Alfabesi - Uluslararası Fonetik Alfabesi Nedir

    Uluslararası Fonetik Alfabe (sescil alfabe, sescil abece, İngilizce: International Phonetic Alphabet, IPA), seslerin kâğıt üzerinde gösterilebilmesi için oluşturulmuş standart alfabe. Tüm dillerdeki konuşma seslerini bir örnek biçimde kodlayabilmek için oluşturulmuş işaretler ve simgeler sistemi. Bu sistemden en çok dilbilimde ve sözlüklerin hazırlanmasında yararlanılır.
    Dillerin doğru telaffuz edilmesini sağlamak, tutarsız ve keyfi yazımlarla çok sayıda transkripsiyon (yazı çevirimi) sisteminin doğurduğu karışıklıkları önlemek amacıyla geliştirilmiş alfabedir. Uluslararası Sesbilgisi Alfabesi olarak da bilinir. IPA'nın bir amacı da bir sözcüğü diğerlerinden ayırmaya yarayan her ses için ayrı bir sembol geliştirmektir.
    IPA'da temel olarak Latin harfleri kullanılır. Bunun dışında başka alfabelerden harf alınmış, bunlar Latin harflerine uyacak biçimde değiştirilmiştir. İnce ses ayırımları ve genizsilleşen ünlülerle sesin uzunluk, vurgu ve titreşimi, harflerin üstüne veya altına konan çeşitli işaretlerle belirtilir.
    IPA dar ve geniş yazı çevrimlerinde kullanılabilir. Mesela anadili İngilizce olanlar tek bir t sesi ayırt ederler. Bu sebeple geniş yazı çevriminde bu sese karşılık tek bir sembol yeterlidir. Ama t'nin tap, pat ve stem gibi sözcüklerdeki söylenişlerinin birbirinden biraz farklı olduğunu belirtmek için dar yazıçevrimi yani t'nin altına veya üstüne belli işaretler koymak gerekir.
    Uluslararası Sesbilgisi Alfabesi umulduğu kadar başarılı olamamıştır. ABD'de Avrupa'ya nazaran daha az kullanılmıştır. Latin alfabesinin yanı sıra çok sayıda özel işarete yer verdiği için basım ve daktilo etme güçlüğü vardır. Yer kazanmak ve kolaylık sağlamak gayesiyle IPA işaretleri ekseriyetle değiştirilerek veya birbirlerinin yerine kullanılır.

    noimage
#11.07.2009 22:51 0 0 0
#11.07.2009 22:13 0 0 0
  • Canan Güldal - Canan Güldal Kimdir - Canan Güldal Biyografisi

    Canan Güldal, ressam, İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Ana Sanat Dalı bölümünü derece ile bitirdi (1994). On kişisel resim sergisi açan sanatçı, yurt içinde çok sayıda karma sergiye katıldı. Özel bir okulda resim öğretmenliği yapan ressam çalışmalarını İstanbul Kadıköy'deki kendi resim atölyesinde sürdürüyor.

    Kişisel Sergiler

    * 1999 Adapazarı Sakarya Sanat Evi
    * 2004 İstanbul Doku Sanat Galerisi
    * 2004 Ankara Doku Sanat Galerisi
    * 2005 İstanbul Doku Sanat Galerisi
    * 2005 Ankara Doku Sanat Galerisi
    * 2006 İstanbul Doku Sanat Galerisi
    * 2006 Ankara Doku Sanat Galerisi
    * 2007 Ankara Doku Sanat Galerisi
    * 2009 İstanbul Piazza Art Gallery
    * 2009 İstanbul City's Nişantaşı

    Karma Sergiler

    * 2003 Bandırma Resim Sergisi
    * 2004 İstanbul Yaz Karması Doku Sanat Galerisi
    * 2005 İstanbul Öğretmenler Resim Sergisi
    * 2005 İstanbul Yaz Karması Doku Sanat Galerisi
    * 2005 Ankara Yaz Karması Doku Sanat Galerisi
    * 2005 Ankara - Çağdaş Ustalar Karması - Piano Piano Galeri
    * 2005 Ankara - "Güney Asya Ağlıyor" Resim Sergisi [1]
    * 2006 İstanbul - Ankara Yaz Karması Resim Sergisi
    * 2006 TÜYAP Sanat Fuarı
    * 2006 Doku Sanat Galerisi- İstanbul
    * 2007 Ankara Sanat Fuarı - Yaz Karması Resim Sergisi
    * 2008 Ankara Doku Sanat - Karma Resim Sergisi
#11.07.2009 22:07 0 0 0
  • II. Meşrutiyet Sonrası Türk Edebiyatı - II. Meşrutiyet Sonrası - Türk Edebiyatı Hakkında

    II. Meşrutiyetten sonra Servet-i Fünun mecmuası etrafında kendilerine Fecr-i Ati adını veren yeni bir nesil toplanmıştır. Kısa ömürlü olan bu topluluk, Servet-i Füsunculardan daha sade bir dil kullanmış sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine uygulamışlar, Avrupa Edebiyat ile Milli Edebiyat arasında bağ oluşturmuşlardır. Aruz'la şiir yazan Fecr-i Ati şairlerinden tanınmış ve orijinali Ahmet Hacim'dir. Başlangıçta Fecr-i Ati roman ve hikayecisi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay ise, gerçek kişiliklerini Milli Edebiyat akımı içerisinde göstermişlerdir. Fecr-i Ati topluluğu dışında kalan İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı kendi şiir anlayışlarına göre eserler veren ve daha sonra Milli Edebiyat akımına katılan şairlerdir. Modern Türk Edebiyatını yaratma amacıyla kurulan Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati toplulukları büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransız sanatına bağlı, dil ve üslupta Osmanlıcaydı sürdüren, milli kimlik ve kişiliğe ulaşamamış bir edebiyat vücuda getirmişlerdir. Osmanlı imparatorluğunun dağılışı sırasında, Türk aydınlarının büyük bir bölümü, ümmete bağlı Osmanlıcılığın terk edilerek milliyetçiliğin benimsenmesinin, memleketin geleceği için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akımları doğmuş, her sahada milli kimlik ve kimlik arayışları başlamıştır. Türk Dili, Türk Vezni, Türk Zevki ve Kültürü ile Milli konuları, Milli Ülküleri işleyen Türk Edebiyatı ihtiyacı ve özlemi sonucunda 1911-1923 yılları arasında Milli Edebiyat akımı doğmuştur. Bir kısmı daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve şairleri arasında da yer alan bu edebiyatın temsilcilerinin en önemlileri, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Kor yürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Refik Halit karay, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Halide Nusret Zorlutuna, Şükufe Nihal, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Cumhuriyet kültür, ideoloji, edebiyat alanlarında Milli Edebiyatçıları hemen bütünüyle devralmıştır. Milli Edebiyat akımının özellikleri, cumhuriyetin ilk on yılının da bir özeti olmaktadır. Bu çerçeve içerisinde, Milli

    Edebiyat akımının ilkeleri de şu şekilde belirtilebilir:

    Dilde yalınlık, halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma ve hece ölçüsü, konu seçiminde yerlilik. Yalın bir dille yazma, konularını hayattan ülke şartlarından seçme ve milli kaynaklara yönelme ilkelerinde birlenilmiştir. İslamcı, Osmanlıcı, gelenekçi görüşlere sahip yazarlardan , bireysel eğilimli yazarlara kadar tüm edebiyatçılara açık bir bütünlük mevcuttur. Çünkü artık söz konusu olan Milli Edebiyat akımı kavramı değil, Milli Edebiyat dönemidir. Bu akım dilde ve duyuşta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin ön planda olduğu roman, hikaye, tiyatro eseri ve şiirler verilmesine yol açmıştır.

    Türk milletine mensup olma şuuru, tarih içinde devamlılık düşüncesi, kendi kalarak Batılılaşma inancı, 1911-1923 yılları arasındaki akımın temelleridir. Bu dönemin bariz özelliği, Türk Romantizminin edebi tezahürlerini göstermesidir. Adını 1912'den itibaren duyurmakla beraber asıl şöhretini Milli Mücadele Devrinde kazanan Yahya Kemal Beyatlı, ölümüne kadar saf şiir peşinde koşmuş bir mısra kuyumcusudur. İslamcı şair olarak tanınan, başta İstanbul'da olmak üzere çeşitli şehir ve ülkelerin geri kalmışlığını, çaresizliğini, aydınların yabancı amacını anlatan Mehmet Akif Ersoy'un Safahat (Safhalar) adlı şiir kitabı hem aydınlar hem de geniş halk yığınları üzerinde büyük etki yapmıştır. Gerek Mehmet Akif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatlı şiir dili ile konuşma dili arasındaki uzlaşmalığı ve Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldırıp yaşayan Türkçe ile başarılı şiirler yazmışlardır. Yahya Kemal Beyatlı sadece bir şair olarak değil, medeniyet ve kültür araştırıcılığı, çok çeşitli fikri ve edebi zenginlikleri şahsında toplamış, sohbetleri ile çığır açmış bir edebiyatçı olarak da tanınır. Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş savaşından sonra Türkiye'de meydana gelen en önemli olay, tarihe karışan Osmanlı Devletiyle birlikte, onun dayandığı müesseseler, sosyal tabaka, hayat felsefesi, dil ve üslubun ortadan kalkarak, yeni bir rejime, zihniyete ve sosyal düzene dayanan yeni bir devletin kurulmasıdır. Cumhuriyet devri, halk iradesine dayanan parlamento rejimini getirdi. Bu rejimi kuran ilk nesil, Kurtuluş savaşını kazanan subaylar, İkinci Meşrutiyet devrinde yetişen münevverlerdir. Hem büyük bir kumandan hem de kültür ve medeniyet konularında ileri görüşlü olan Mustafa Kemal Atatürk,bu münevverlerle birlikte Türkiye'nin sosyal, iktisadi ve kültürel yapısını değiştiren inkılapları gerçekleştirdi. Cumhuriyet devri edebiyatının ilk dönem eserleri bu siyasi, sosyal ve kültürel çerçevenin etkilerini taşır. Cumhuriyet kuruluşunu hazırlayan milliyetçilik ideolojisi içinde doğan Milli Edebiyat akımı Cumhuriyetin ilk yıllarında en olgun eserlerini verdi. Cumhuriyet rejimi ve bu devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadi müesseseler üstünde başlarında büyük Türk sosyolog ve düşünürü Ziya Gökalp'in bulunduğu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu. Gökalp'in Türkiye ve Türkler için şekillendirdiği düşünceler başta Atatürk olmak üzere, Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüşünün kaynağını teşkil etti. 1880 yıllarından sonra doğan, II. Meşrutiyeti, Balkan savaşını ve Kurtuluş savaşını gören ve modern Türkiye Cumhuriyetinin aydın tabakasını meydana getiren nesil, felaketlerle olgunlaşmış ve zenginleşmiş hayat tecrübesine sahiptir. Halka ulaşabilmek ve onunla bütünleşebilmek için onun dilini kullanmak gerektiğine bu nesilden yazarlar eserlerinde konuşma dilini kullandılar. Halk dilini kullanırken gençlik yıllarında hayran oldukları Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarının ince zevkini günlük dile aktardılar. Genç Kalemler Dergisinde başlayan bu çalışmalar başlangıçta Edebiyat-ı Cedide topluluğunda yer alan ve II. Meşrutiyet devrinde Türkçülük akımına katılan Ahmet Hikmet Müftüoğlu devrinin ilk dönem şairleri Türkçülerin yaygınlaştırdığı sade dil ve hece veznini kullandılar. Memleket gerçekleri ve bir ölçüde günlük hayat şiir konuları arasına girdi. Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Orhan Seyfi Orhon (1890-1972) ve Yusuf Ziya Ortaç'dan (1896-1967) sonra yetişen Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973) ile Kemalettin Kamu (1901-1948) Anadolu'yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Hece vezni ile serbest tarzda şiirler yazan Enis Behiç Koryürek'in (1892-1949) şiirleri tarihi ve milli heyecanları yansıtır. Kendine has üslubu, vatan, coğrafya ve tarihini İstanbul dekoruyla canlandıran Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) hem şiirde hem de nesirde çok başarılı örnekler veren çok yönlü bir edebiyatçıdır.

    Genç yaşında Rusya'ya giden ve oradan Marksist ve materyalist bir inançla dönen Nazım Hikmet Ran (1902-1963) Türkçe'nin estetiğini Mayakovski tesirleri taşıyan yeni bir tarzda kullanarak ihtilalci şiirler yazdı. 1960'lı yıllardan sonra Türk Edebiyatı içinde yaygınlaşan sosyalist akımının başlangıcı bu şiirler oldu. Ahmet Muhip Dıranas şiiri tamamen estetik olarak kabul eden şairlerdendir. Aynı nesilden olan Arif Nihat Asya (1904-1976) üslup ve ruh yönünden zenginliğini şiirlerine aksettiren orijinal bir şairdir. Türk Edebiyatında küçük klasik hikaye yazma geleneğinin kurucusu ve en başarılı temsilcisi olan Ömer Seyfettin'in (1884-1920) hikaye kitapları 144 baskı yaparken kendisi en çok okunan yazar oldu. Sait Faik Abasıyanık (1906-1948) ve Sabahattin Ali'nin 1935 yılından sonra yayınladıkları hikayeler, birbirinden farklı iki yeni çığır açtı. Sait Faik, konuları İstanbul'da geçen ve şahsi izlenimlerine dayanan şiir duygusuyla dolu hikayeler yazdı. Materyalist bir dünya görüşüne sahip olan Sabahattin Ali, dış tasvirlere ve sade olaylara fazla önem veren hikayeler yazdı. Bu iki yazarla birlikte 1960'lı yıllardan sonra yoğunlaşan günlük hayat ve olayların, düşünce ve beklentilerin edebiyata akması başladı. 1940-1945 yılları arasında Türkiye II. Dünya Savaşına katılmamakla birlikte, siyasi,sosyal,kültürel bakımdan büyük değişikliklere uğradı. İdeolojik yönden Nazizm ve Faşizme karşı açılmış olan bu savaş bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de batılı demokrasiye ve sosyalist akımlara üstünlük sağladı. Türkiye, bu yeni kuvvetler dengesi içinde Tanzimat'tan beri yöneldiği Batı medeniyetini ve örnek aldığı, Batı demokrasisini tercih etti. Demokrasiye bağlı hürriyet ve tenkitle beraber sosyalist ve Marksist görüşler de Türkiye'ye girdi. Şiirlerini 1941 yılında Garip adlı kitapta toplayan Orhan Veli Kanık'a ve onunla aynı tarzı paylaşan Melih Cevdet Andan ve Oktay Rıfat, Garipçiler adıyla anıldılar ve Türk şiirlerinde yeni bir akım meydana getirdiler. Bu akımın esası, şiiri öteden beri vazgeçilmez unsurlar sayılan vezin, kafiye ve benzetmelerden sıyırarak, duyuların yalın ifadesi haline getirmekti. Orhan Veli, bu tarzda yazdığı başarılı şiirlerle kendisinden sonrakileri büyük ölçüde etkiledi. Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956) aynı sadeliği vezin ve kafiyeyi kullanarak sağladı. Tarancı mısra içindeki belirli durakları kaldırarak veya değiştirerek hece vezninde yenilik yaptı. Bu neslin dünya görüşü Andre Gide'in tesiri ile varlık ötesi geçmiş ve gelecek tasavvurları olmaksızın anlık duyumlara dayanıyordu. Sait Faik'in eserleri de dahil olmak üzere bu grubun eserlerinde yaşama sevinci hakimdir. Serbest şiir hızla yayılmış, Asaf Halet Çelebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil gibi başarılı temsilciler yetişmiştir. Asaf Halet Çelebi bazı şiirlerinde doğu mistisizmi ile tasavvufu birleştirdi. İlk şiirlerinde serbest çağrışımlara yer veren Fazıl Hüsnü Dağlarca, şuur altının karanlık akımlarını ifade eden sembollerle dolu orijinal şiirler yazdı. Behçet Necatigil, şiirlerinde büyük şehir hayatı içinde ezilmiş ve kaybolmuş insanın kırık, karanlık, dolaşık duygularını anlattı. Şiirlerinde ahengi ihmal eden Necatigil, divan şiirinde olduğu gibi, gittikçe derinleşen bir arka planı işlemiştir. 1950 yılından itibaren Türk yazar ve şairlerinin büyük bir kısmı hayat görüşlerini "toplumsal gerçekçilik" adıyla edebiyata uyguladılar. Bu dönemde Batıdan gelen varoluşculuk ve gerçeküstücülük akımları da hayata bakış tarzıyla beraber eserlerinin kompozisyon ve üslubunu da değiştirdi. Son kırk yıllık Türk Edebiyatı Batıdan gelen akımlar, sosyalist dünya görüşü, milli ve dini yaklaşımlar ve çok partili dönemde çeşitlenen politik tercihler doğrultusunda fevkalade çeşitlilik göstermekte, edebiyat çok kere vasıta gibi kullanılmakta ve yeni arayışlar içinde görünmektedir. Kısa zaman içinde büyük şöhret kazanan veya adını pek az duyurabilen yazar ve şairlerin Cumhuriyet terkibi paralelinde kurulmakta olan yeni edebiyat geleneklerine katkıda bulunmakla beraber, bunlar hakkında içinde yaşarken objektif tenkitler yapmak ve edebiyat tarihindeki yerlerinin belirlenmesi mümkün olamamaktadır. Özellikle 1960'lı yıllardan sonra gelişen kadın yazar ve şairlerin sayılarının artmış olması feminist akımın da diğer pek çok akım gibi Türk Edebiyatı içinde yer almasını sağlamıştır.

    *1850-1986 yılları arasında isimleri en çok duyulan ve okunan roman ve hikayeciler şöyle sıralanabilir :
    Halide Nusret Zorlutuna, Nihal Atsız, Safiye Erol, Tarık Dursun K., Attila İlhan, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Firuzan, Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Selim İleri, Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı), Bekir Büyükarkın, Necati Cumalı, Haldun taner, Mustafa Kutlu, Muhtar Tevfikoğlu, Bahaettin Özkişi, Durali Yılmaz, Rasim Özdenören, Şevket Bulut.

    *Bu dönemin şairleri:
    Behçet Kemal Çağlar, Necati Cumalı, Ümit yaşar Oğuzcan, Bekir Sıtkı Erdoğan, Atilla İlhan, Yavuz Bülent Bakiler, Mehmet Çınarlı, Mustafa Necati Karaer, Munis Faik Ozansoy, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, İlhan Geçer, İlhan Geçer, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Bahaettin Karakoç'tur.
#11.07.2009 22:02 0 0 0
  • Konu: Burhan Uygur
    Burhan Uygur - Burhan Uygur Kimdir - Burhan Uygur Biyografisi

    Burhan Uygur (d.1940 Tirebolu, ö. 1992 İstanbul) Türk Ressam

    Orta ve lise öğrenimini Trabzon'da tamamladı. 1961 yılında şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan, dönemin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahmi Eyüpoğlu Atölyesi'nden 1969 Şubat döneminde mezun oldu.

    1968 yılında daha akademide öğrenci iken; Beyoğlu Sanat Galerisi'nde ilk sergisini açan sanatçı, 1970'te Avusturya Hükümeti'nin bursuyla Salzburg Yaz Akademisi'nde ressam Corneille ile çalıştı. Hollanda'da bir sokak sergisi de açtı. 1968'deki İlk sergisinde beklediği ilgiyi bulamadı ama, aynı yıl Çağdaş ressamlar Cemiyeti'nin düzenlediği yarışmada "Yılın Genç Ressamı" ünvanını alarak birinci oldu.

    "Kurallardan hoşlanmazdı. O'nu sınırladığını düşünürdü. Ama disiplinliydi aynı zamanda. Kalıbına sığmazdı. Gece aklına eser esmez, dışar çıkardı. Aslında gece, gündüz fark etmezdi O'nun için. Yapıtlarında da bunun görülebildiğine inanıyorum." diyor Vesile Uygur, eşi Burhan Uygur için.[[2]]

    Yaşarken sanatçı olma mutluluğunu yaşayan Burhan Uygur, resim yapmak için bir an olsun yanından ayırmadığı ve resimlerini yaptığı "Defteri"ni Erol Simavi'ye satarak; o parayla Üsküdar'daki ailece oturduğu evi satın aldı. (Bir defter parası ile Bir ev)

    ..."Bir Çöp tenekesinde bile kendimi görürüm ben. Resmin işiği değil; uşağıyım,çömeziyim, hamalıyım"[[3]] diyen Burhan Uygur,1986 yılı Ocak ayında 2. uluslararası Asya Avrupa Bienali'ne katılma konusunda 31 sanatçı, yazar, eleştirmen ve galericinin katıldığı ankette 19 oy alarak katılma hakkını kazandı ve ikincilik ödülü aldı.

    1989 yılında beyin kanaması geçirdikten sonra kendine gelir gelmez, kâğıt ve boya isteyen sanatçı, normal yaşamını sürdürürken; 1992'de direksiyon başında ikinci kez geçirdiği beyin kanaması sonucu arkasında yüzlerce özgün yapıt bırakarak yaşamını yitirdi.

    Sergilerinden

    * 1968 Beyoğlu Sanat galerisi İstanbul
    * 1972 Taksim sanat Galerisi "Hiçlik Üzerine Kurulan Boş Hayaller istanbul
    * 1974 Devlet Resim heykel galerisi Günler Ne İşe Yarar Resim Sergisi
    * 1975 Sıfırın Düğümü
    * 1976 Ölü Şehrin Çiçekleri

    Ödüller

    * 1968 Çağdaş Ressamlar Cemiyeti "Yılın Genç Ressamı" ödülü
    * 1978 Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü
    * 1982 2. Asya Avrupa Bienali İkincilik Ödülü
#11.07.2009 21:26 0 0 0
  • Ayhan Türker - Ayhan Türker Kimdir - Ayhan Türker Biyografisi

    Ayhan Türker (d. 1938 Çermik Diyarbakır) Türk Ressam, İç Mimar

    İlk öğrenimini Diyarbakır Yeni İlkokulu'nda tamamladıktan sonra, 1953 yılında başladığı Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi'ni Turan Erol'un öğrencisi olarak 1956'da bitirdi. Ara vermeden girdiği Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nden 1960 yılında iç mimar olarak mezun oldu. Bu yıllarda Sabri Berkel ve Edip Hakkı Köseoğlu'nun yanında "suluboya" ve "yağlıboya" resim çalıştı.

    Kendi işini kurarak mobilya ve dekorasyon üzerine çalıştı. Daha sonraları "İstanbul İzlenimcisi" olarak sanat çevresinde tanınacak olan Ayhan Türker, 1985 yılında Vakko Sanat Galerisi'nde birikimli ürünleri ile ilk sergisini açtı. Sanat eleştirmeni Profesör Kaya Özsezgin tarafından "Bir İstanbul İzlenimcisi Ayhan Türker" adlı kitabı yazıldı.

    Yaşadığı çevre olan İstanbul'un Rumeli Hisarı, Emirgan, Çınaraltı, Büyükdere, Beylerbeyi, Çengelköy, Kandilli, Kanlıca Körfezi, Anadolu Hisarı ve değişik açılardan Kız Kulesi Peyzajlarını Empresyonist tarzda çalışan Ayhan Türker, Vikipedi'nin İstanbul Bibliyografyası'nda da yerini aldı.

    Halen İstanbul'da çalışmalarına devam etmektedir.

    Seçme Sergiler

    * 2008 Mart Kolleksiyonu
    * 2007 Doku Sanat Galerisi
    * 2007 Mart Kolleksiyonu
    * 2006 Doku Sanat Galerisi
    * 2006 Toprak Sanat Galerisi
    * 2005 Songur Sanat Galerisi
    * 2004 Artı Mezat [[1]]
    * 2003 Artium Sanat Galerisi
    * 2003 Artı Mezat
    * 2003 Artı Mezat
    * 2001 Galeri Kıle
#11.07.2009 21:23 0 0 0
  • Fecr-i Ati Edebiyatı - Fecr-i Ati Edebiyatı Hakkında

    Edebiyat-ı Cedide'ye tepki olarak doğmuştur. Fecr-i Aticiler, 24 Şubatta 1909 da sanat anlayışlarını ,amaç ve ilkelerini bir bildiriyle açıklamışlardır. Fecri Ati geleceğin tanı anlamına gelir. Topluluğun sanat anlayışı şu ilkede odaklaşır:

    "Sanat kişisel ve saygındır"Amaçlarını ise şöyle özetlediler:

    *Dilin yazının ,edebiyatın ,ve bilimin gelişmesine çalışmak.

    *Topluluk üyelerinin yapıtlarını içeren bir kitaplık kurmak

    *Yetenekli sanatçıları bir araya getirmek

    *Batının önemli eserlerini çevirmek

    *Herkese açık toplantılar düzenleyerek halkın edebiyat ve sanat konularındaki bilgileri artırmak

    *Batıdaki benzer kurum ve kuruluşlarla ilişki kurarak ülkemizin yazınsal ürünlerini batıya , batının ürünlerini de doğuya tanıtmak



    FECR_İ ATİ EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

    *Örnek olarak Fransız edebiyatını aldılar.

    *Eserlerinde aşk ve tabiat konusunu işler.

    *Duygulu ve romantik bir aşkı dile getirdiler.

    *Gerçekten uzak tabiat tasvirleri yaptılar.

    *Fransız sembolistlerinden etkilendiler.

    *Şiirlerinde aruz veznini kullandılar.

    *Serbest müstezatı geliştirerek kullanmaya devam ettiler.

    *Ağır bir dil kullandılar.dil Arapça,Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür.

    *Herhangi bir yenilik getirememişlerdir.Serveti Fünun edebiyatının devamından öteye gidememişlerdir.

    *Fecr-i Ati topluluğu:Refik Halit Karay ,Ali Canip Yöntem ,Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Celal Sahir gibi sanatçılardan oluşur.



    AHMET HAŞİM

    (1884-1933)

    *Topluluğun en önemli şairidir.

    *Topluluk dağıldıktan sonra sanat hayatını bağımsız olarak sürdürmüştür.

    *Piyale adlı şiir kitabının önsözünde şiir hakkındaki düşüncelerini Şiir hakkında bazı mülazahalar başlığı altında toplamıştır.Şiir hakkındaki görüşleri:

    Şiir duyulmak,hissedilmek için yazılmıştır.

    Şiirde musiki anlamdan önce gelmelidir.Şiirde anlam aranmaz.

    Şiirin dili musiki ile söz arasındadır,sözden ziyade musikiye yakındır.

    *Şiirlerinde dış dünyayı kendi iç dünyasıyla birleştirir ve iç dünyasında ,ruhunda aldığı şekillerle yansıtır.

    *Şiirin kaynağı Haşim'e göre şuuraltıdır.

    *Sembolizmin en önemli temsilcisidir.

    *Sanat sanat içindir.görüşüne bağlıdır.

    *Şiirlerinde tabiat ile ilgili kavramlar, akşam, gurup, şafak, mehtap, gece, çöller gibi kavramları bolca kullanır.

    *Hece veznini köylü vezni olarak nitelendirir.

    *Dili süslü ve sanatlıdır.Serbest müstezatı bolca kullanır.

    Eserleri:Şiirleri:Göl Saatleri ,Piyale

    Nesirleri:Gurabahane-i Laklahan ,Bize göre

    *NOT:Düz yazılarında açık anlaşılır,yalın bir anlatımı benimsemiş fıkra ve denemeler yazmıştır.



    REFİK HALİT KARAY

    (1888-1965)

    *Edebi hayata çeşitli gazetelerdeki yazıları ve fıkralarıyla başlayan Refik Halit Fecr-i ati edebiyatının sonra milli edebiyat akımı içinde yer almıştır.

    *İlk yazılarında günlük hayatı dile getirmiş,hayatın gülünç yanlarını karikatürize etmiştir.

    *Sosyal hayattaki çarpıklıkları nükteli bir şekilde anlatır.

    *Eserlerinde mizah,eleştiri,ve hiciv önemli yer tutar.

    *Şahısları kendi sosyal çevreleri içinde yer alır.

    *Çok iyi bir gözlemcidir.Olayları ve karakterleri en ince ayrıntılara kadar inceler.

    ESERLERİ:

    Hikayeleri:Memleket hikayeleri,Gurbet hikayeleri

    Romanları :Sürgün ,Nilgün ,Çete ,Bugünün Saraylısı,Kadınlar Tekkesi, Anahtar

    II. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkmış bir edebiyat topluluğudur. Fecr-i Ati (geleceğin tan aydınlığı) topluluğu Edebiyat-ı Cedide'ye bir tepki olarak doğdu . O yıllarda 20-25 yaşlarında olan topluluk üyeleri arasında Ahmed Haşim, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Refik Halit (Karay), Mehmed Fuad (Köprülü), Ali Canip (Yöntem) gibi sonradan ün kazanacak olan şair ve yazarlar vardı. Önceleri çeşitli dergilerde yazı ve şiirleri yayımlanan bu genç edebiyatçılar, 1909'da bir basımevinin küçük odasında bir araya gelerek Fecr-i Âti adını verdikleri topluluğu kurdular. Bir dergi çıkararak görüşlerini dile getirmek istiyorlardı. O sırada yeniden yayıma başlayan Servet-i Fünun dergisinde yazma olanağı bulduklan için bu tasandan vazgeçtiler. 1910 yılında bu dergide görüşlerini bir bildiriyle dile getirdiler. Türk edebiyatında ilk kez bir bildiri ile görüşlerini ortaya koyan, okura duyuran edebiyat topluluğu da Fecr-i Âti oldu. Sanat anlayışlan "sanat kişisel ve saygıdeğerdir" anlamına gelen şu sözlerinde yoğunlaşıyordu:
    "Sanat şahsi ve muhteremdir." Dile, edebiyata ve toplumsal bilimlerin ilerlemesine hizmeti amaçlayan bu topluluk yetenekli sanatçıların bir araya gelmesiyle oluşan güçle halkı aydınlatmak istiyordu. Bunun için topluluk üyelerinin kitaplarını yayımlamak ve bu kitaplardan bir kitaplık oluşturmak; batının önemli yapıtlarını Türkçe'ye çevirmek; herkese açık toplantılarla halkın edebiyat ve sanat konularındaki görüşlerini geliştirmek; batıdaki benzer topluluklarla kültür alışverişi içinde olmak da topluluğun amaçları arasındaydı.
    Fecr-i Âti topluluğunun amaçlan gerçekleşmedi. Çünkü karşı oldukları Edebiyat-ı Cedide Akımı'nın etkisinden kurtulamadılar. Bu nedenle Edebiyat-ı Cedide Akımı'nın sürdü-rücüsü sayıldılar. Ayrıca sanatı bireysel bir uğraş olarak ele aldıkları için topluluk üyeleri arasında bir görüş birliği oluşmadı. Yapıtla-nndaki başlıca tema aşk ve doğa idi. Ama bu iki temada da yapaylıktan, zorlamalardan kurtulamadılar.
    Topluluk çalışmalarını 1912 yılına kadar sürdürdü, daha sonra dağıldı. Topluluk üyelerinden bazılan Kurtuluş Savaşı yıllarında gelişen Milli Edebiyat Akımı'na bağlandı. Birlikte olduklan süre içinde şiirlerinde aruz veznini kullandılar. Özellikle Şehabeddin Süleyman, Tahsin Nahid, Müfid Ratib gibi topluluk üyeleri tiyatro oyunlan yazdılar.
    Fecr-i Âti, Türk edebiyatında şair ve yazarlar ortak bir amaç çevresinde ilk kez bir araya getiren topluluk ve edebiyatın çağdaşlaşmasında bir adım olmasıyla önemlidir. Bunun dışında bir akım yaratmak, bir edebiyat anlayışı ortaya koymak gibi özellikleri yoktur.
#11.07.2009 19:37 0 0 0
  • Konu: Avni Arbaş
    Avni Arbaş - Avni Arbaş Kimdir - Avni Arbaş Biyografisi

    Avni Arbaş ( d. 1919 İstanbul- ö. 2003 İzmir, Foça ) Türk ressam

    noimage

    İlköğrenimine babasının görevi nedeniyle bulunduğu Aydın'da başladı. İlk resim öğretmeni sayılabilecek babasının 1929 yılında Sivas'ta ölümü üzerine annesi ile birlikte geldiği İstanbul'da Galatasaray Lisesi'ne kayıt oldu. O günün Galatasaray Lisesi öğrencileri ve günümüz ressamları Cihat Burak ile Selim Turan'la birlikte asker ressamlardan Mehmet Ali Bey'in öğrencisi oldu. Dönemin Akademi hocaları İbrahim Safi ile Naci Kalmukoğlu'nun atölyelerinde çalıştı. 1937 yılında şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi orta kısmına girmek üzere Galatasaray Lisesi'nden ayrıldı. İbrahim Çallı ve Leopold Levy'nin atölyelerinde çalışan Arbaş, Akademi'de kaldığı dokuz yılın son dönemlerinde Devlet Resim ve Heykel Sergilerine katıldı. 1946 yılında okulu bitirdikten sonra; dönemin Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hasan Ali Yücel'in çabalarıyla düzenlenen "Yurt Gezileri"ne katılarak Siirt'e gitti.

    Fıransız Hükümeti'nin bursu ile paris'e giden sanatçı 1951 yılında Türkiye'de Maya Galerisi'nde, 1954 yılında ise Paris'te Mahmut Makal'ın "Bizim Köy" adlı kitabından esinlenerek yaptığı çalışmaları ile ilk sergilerini açtı. 1943 yılında evlendiği eşi Zerrin'in ölümü üzerine 1958 yılında Henriette Lapouge ile ikinci evliliğini yaptı. 1966 yılında Henri Montherlant'ın 3. cildini onbeş Litho (Taş baskı) çalışmasıyla resimledi.

    1977 yılında Türkiye'ye döndü ancak; askerliğini yapmadığı gerekçesiyle vatandaşlığını kaybettiğini öğrenince sıkıntılar yaşadı. Verdiği mücadele sonunda vatandaşlığını yeniden elde etti. Bu dönemde ağırlıklı olarak Mustafa Kemal portrelerinin yanı sıra, "İstanbul" ve "Boğaz" konulu yapıtlar üretti. Paris'te iken zaman zaman Paris'e uğrayan Nazım Hikmet'in karakalem portrelerini de çalışan sanatçı, 2003 yılında kansere yenik düşerek; yaşamını sürdürdüğü İzmir'in Foça ilçesinde 84 yaşında öldü.


    Ferit Edgü'nün gözü ile Avni Arbaş

    Modern resmin ustaları arasında Avni Arbaş'a en yakın sanatçının Picasso olduğunu belirten Edgü, 'Resim, benden daha güçlü, ne isterse yaptırıyor bana" diyen Picasso'nun tam tersine, Arbaş'ın "Resme söz geçirmeye çalıştığını" söylüyor. Sanatçının, öğrencilik döneminden yıllar sonra gerçekleştirdiği gerek desenlerinde, gerek yağlıboyalarında beli bir ustalığın izlerini taşıdığını ekleyen Edgü, Arbaş'ın sanat çizgisini ise şöyle değerlendiriyor: "...Bu resimlerde gördüğüm bir şey var ki, o, pek o kadar olağan değil. Avni'nin Türkiye'de, daha sonra Fransa'da, daha sonra yine Türkiye'de geçen, uzun sanat yaşamı boyunca, Akademi'deki gençlik yıllarında tuttuğu yoldan ayrılmamış olması. Kuşkusuz, aradan geçen yıllar boyunca hep aynı resmi yaptı demiyorum. Ama, her zaman, aynı anlayışta resimler yaptı, diyorum".

    Ölümünden sonraki online sergiler

    * 2008 Arda Sanat Galerisi
    * 2008 Artisan Sanat Galerisi
    * 2008 Artisan Sanat Galerisi
    * 2008 Derinlikler Sanat Merkezi
    * 2008 Olcay Art
    * 2008 Artisan Sanat Galerisi
    * 2008 Pınar Art
    * 2008 Antik Park Fine Art and Antiques
    * 2007 Evin Sanat Galerisi
    * 2007 Artisan Sanat Galerisi
    * 2007 Artisan Sanat Galerisi
    * 2006 Artisan Sanat Galerisi
    * 2006 Artisan Sanat Galerisi
    * 2006 Cumalı Sanat Galerisi
    * 2006 Galeri D
    * 2006 Artisan Sanat Galerisi
    * 2005 Artı Mezat
    * 2005 Artisan Sanat Galerisi
    * 2005 Maçka Mezat
    * 2005 Alif ART
    * 2005 İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi
    * 2004 Krişna Sanat Merkezi
    * 2004 Artisan Sanat Galerisi
    * 2004 Artisan Sanat Galerisi
    * 2004 Artium Sanatevi
    * 2003 Artı Mezat
    * 2003 dem-art Sanat Galerisi
    * 2003 Artisan Sanat Galerisi
    * 2002 Artisan Sanat Galerisi
    * 2002 dem-art Sanat Galerisi
    * 2001 dem-art Sanat Galerisi

    Kişisel Sergileri

    * 1998 Milli Reasürans Sanat Galerisi/Retrospektif, İst.
    * 1995 Artisan Sanat Galerisi, İstanbul
    * 1992 Garanti Sanat Gal./Küçük Retrospektif, İstanbul
    * 1991 Artisan Sanat Galerisi, İstanbul
    * 1987 Artisan Sanat Galerisi, İstanbul
    * 1987 Artisan Sanat Galerisi, Ankara
    * 1983 Artisan Sanat Galerisi, Ankara
    * 1982 Urart Sanat Galerisi, İstanbul
    * 1981 Artisan Sanat Galerisi, Ankara
    * 1979 Artisan Sanat Galerisi, Ankara
    * 1978 Bedri Rahmi Galerisi, İstanbul
    * 1977 Vakko Sanat Galerisi, Ankara
    * 1975 Galerie Esteve, Paris
    * 1972 Gallery Herbert Benevy,New York
    * 1970 The Vernon Manor, Ohio
    * 1965 Galerie Dina Vierny, Paris
    * 1962 Galerie Dina Vierny, Paris
    * 1961 Gallery Nicole, New York
    * 1958 Musee Grimaldi, Antibes (Abidin Dino'yla birlikte)
    * 1956 Galerie Dina Vierny, Paris
    * 1954 Galerie Octobon, Paris
    * 1953 Galerie La Roue, Paris
    * 1951 Maya Sanat Galerisi, İstanbul (Türkiye'deki ilk sergisi)

    Karma sergilerden seçmeler

    * 1986 "İstanbul`da Bahar" Edpa Sanat galerisi İstanbul
    * 1968 Galerie La Muraille, Besançon
    * 1965 "Paris`te Yaşayan Türk Ressamları "Alman Kül. İstanbul
    * 1956 Ecole de Paris 56 Galeri Carpentier, Paris
    * 1940 Liman Sr., Yeniler Grubuy`la Matbuat Müdürlüğü Salonu, İstanbul
#11.07.2009 19:31 0 0 0
  • Kendini bende,beni sensizliğe ter ederken hiç mi
    dolanmadı ayaklarına yollar,
    Gitme kal diye...

    Gitme Kal Bende Kal Sadece Gitme..


    Şiir Ve fon Müziği Birbirini Çok İyi Tamamlamış..Resimlere Gelince Herzamanki Düşüncem
    Başkasının Çalışmasını Sunmaktansa Sadelik Daha Güzeldir..

    Hadi Yine İyisin Böyle Sunarsan Fırça Atmam Ama Artık Bir Tane Kendi Çalışmanı Görmek İstiyorum..

    Yüreğine Sağlık Benim Güzel Meleğim..
#11.07.2009 19:25 0 0 0
  • Konu: Aslı Özer
    Aslı Özer - Aslı Özer Kimdir - Aslı Özer Biyografisi

    Aslı Özer; Türk ressam ve tasarımcı.

    19 Mayıs Üniversitesi Resim Eğitimi Bölümünde eğitim alan sanatçı, karma ve kişisel sergilerde çalışmalarını halkla buluşturmuştur. Tiyatro aktivitelerinde tasarımlarıyla yer alan Özer, tiyatro afişi, sahne dekoru, makyaj, kostüm tasarımlarıyla birlikte değişik oyun ve tiyatro gruplarına katkıda bulunmaktadır. Sanatçı, şiir ve resim sanatını bütünleştirerek denemelerde bulunmaktadır. 1995 yılında üçüncü kişisel sergisini "şiirli resim sergisi" şeklinde tasarlayarak şiirle resmi kaynaştırmıştır. "Buzlar Çözülmeden" (1991), "Gülen Torba" (1995), "Ha Babam Ha" (1996) "Türkmen Düğünü" (2008) tiyatro oyunlarında afiş ve dekor çalışmalarında bulundu. Ayrıca vitray, minyatür, hat sanatı vb. klasik sanatları günümüz modern sanatıyla birleştirerek çalışmalar yapmaktadır. Özer, çalışmalarından dolayı Giresun ve Tokat valiliklerince ödüllendirilmiştir. Sanatçı çalışmalarının yanı sıra eğitim görevine de devam etmektedir.

    Sergilerinden bazıları

    * Eğt. Fak. Resim Sergisi, Ankara 1990
    * Karma Resim Sergisi, Samsun 1991
    * Resim, Heykel ve Grafik Sergisi, Ankara 1991
    * I. Kişisel Sergi, Samsun 1991
    * Eğt. Fak. Resim Sergisi, Ankara 1992
    * II. Kişisel Sergi, Samsun 1992
    * BP Türk-Azeri Genç Sanatçılar Sergisi, İstanbul, 1994
    * Kütüphaneler Haftası Resim Sergisi, Giresun, 1994
    * III. Kişisel Sergi, Giresun 1995
    * 18.Uluslararası Karadeniz Giresun Aksu Festivali Resim Sergisi, Giresun 1995
    * KTU First Black Sea Inter-Universities Games Resim Sergisi, Trabzon 1995
    * Karma Resim Sergisi, Samsun 1996
    * 75. Yıl Resim Sergisi, 1998 Tokat
#11.07.2009 19:21 0 0 0
  • Cemal Akyıldız - Cemal Akyıldız Kimdir - Cemal Akyıldız Biyografisi

    Cemal Akyıldız Türk ressam.

    noimage

    Cemal Akyıldız 1933 yılında Of'un Kaziret(Ağaçbaşı) köyünde doğdu. Okul sıralarında en sevdiği ders, resimdi. Resime olan sevgisi bütün hayatının tek amacı olacaktı yıllarca. Bu yeteneğinin öğretmenleri tarafından fark edilmesiyle birlikte, daima destek gördü ve bunun sonucunda uluslararası ilkokullar resim yarışmasına eseri gönderilerek sanat hayatına merhaba demiş oldu.

    Güzel Sanatlar Akademisi'ne girmek için 1949 yılında İstanbul'a geldi. Ressamlık eğitimini birçok ünlü ressamın atölyelerinde çalışarak geliştiren sanatçı, Babıâli'de gazete, matbaa, ev, reklam resimleri çizerek mesleğini genç yaşta açtığı atölyesinde uygulamaya başladı. Burada aldığı resim eğitimi onun resim tekniğinin gelişimine ve kendi çizgilerinin oluşmasında önemli bir işlev gördü. Atölyesinde resmin her dalında çalışma yaparak afiş, yazı dallarında yüzlerce kitap ve roman kapağı çizdi. Hat sanatı dalında da zamanın değerli hattatlarından dersler aldı. Yıllarca Babıâli'de kitap kapakları çizimiyle geçimini sağladı. Batı da Rönesans la başlayan gravür sanatını yıllar sonra yeniden hayata geçiren sayılı ressamlardan biri oldu. Resimlerinde özellikle tarihi temaları işlemektedir.
#11.07.2009 19:19 0 0 0
  • Wallace Çizgisi - Wallace Çizgisi Nedir - Wallace Çizgisi Hakkında

    Wallace Çizgisi, Oryantal ve Avustralyen zoocoğrafya bölgeleri arasından geçen, İngiliz doğa bilimci Alfred Russel Wallace'ın önerdiği sınırdır. Hint Okyanusu'ndan kuzeye doğru uzanarak Bali ve Lombok adaları arasındaki Lombok Boğazı ile Borneo ve Selebes adaları arasındaki Makassar Boğazı'ndan geçen bu çizgi doğuya yönelir ve Mindanao'nun güneyinde Filipin Denizi'ne ulaşır.
    Wallace Çizgisi, zoocağrafyacıların birçoğu tarafından artık bölgesl sınır olarak kabul edilmemesine karşın birçok büyük hayvan grubunun coğrafi dağılımını sınırlar. Çeşitli balık, kuş ve memeli grubunun yanı sıra bazı omurgasızlarda Wallace Çizgisi'nin bir yanında bol ve çeşitli, öbür yanında ise çok az ya da hiç yoktur.

    Hint-Malay Bölgesi
    Deniz seviyesinin düştüğü buzul çağlarında türlerin ataları güneydoğu Asya'dan kara yoluyla çevreye yayılmış su seviyeleri yükselince de adalarda kalmışlardır. Zamanla Cava gergedanı gibi bazı türlerde alt türler ortaya çıkardı. Bu hatta 177 kuş ve 215 tür memeli tür vardır.

    Avustro-Malay Bölgesi
    Bu bölgenin çekirdeğini deniz seviyesinin düşük olduğu çağlarda bir arada bulunan iki anakara olan Avustralya ve Yeni Gine oluşurmaktadır. Keseliler çok çeşitlilik göstermektedir. Bu bölgede 241 kuş ve 79 tür memeli yaşamaktadır.


    noimage
#11.07.2009 19:15 0 0 0