Adıyaman'da Sanayi Nasıl - Adıyaman - Adıyaman Sanayisi Hakkında
Sanayi
Adıyaman'da sanayi, 1967 yılında Faaliyete giren ve devlet kuruluşu olan Sümerbank (Pamuklu Sanayi İşletmesi)'la başlamıştır. Daha sonra yine Devlet Kuruluşu olan Süt, Çimento Fabrikaları ile Sanayi gelişme göstermiştir. 1988 yılına kadar sanayileşme konusunda ciddi bir gelişme olmaz. Ancak bu tarihten sonra ülkemiz ekonomisindeki sanayileşme çabaları ve sanayinin teşvik edilmesi sonucu yatırımların hızlandığı gözlenmiştir. Özellikle yöresel ihtiyaçların sonucu olarak tarıma dayalı un ve tekstil fabrikalarının sayısı hızla artış göstermiştir.
Adıyaman sanayii çoğu orta ve küçük işletme ölçeğinde toplam 90 adet işletmeden oluşmaktadır. Bu işletmelerin çoğunluğu tarıma dayalı sanayi dallarında faaliyet göstermektedirler. Bu işletmelerde istihdam edilen işçi sayısı ise toplam 5053 kişidir. Yani bir işletmede çalışan işçi sayısı ortalama 56 kişidir.
Tekstil sanayi
Adıyamanın sanayi yapısı içerisinde tekstil sektörünün önemli bir yeri vardır. İlde bulunan toplam 90 işletmenin % 41'ü tekstil sektöründe faaliyette bulunmaktadır. İstihdamdaki payı ise % 80,4 'dür. Yani istihdam edilen her 100 kişiden yaklaşık 79 kişi bu sektörde çalışmaktadır. Tekstil sektöründeki firmaların sektör içi dağılımları ile ilgili istatistiki bilgiler şöyledir.
Gıda sanayi
Adıyaman sanayinde ikinci önemli sektör gıda sektörü oluşturmaktadır. Gıda sektörü içerisinde ise un fabrikalarının önemli bir yeri vardır. Yörede üretilen buğday bu tesislerde işlenerek çevre illere ve doğudaki illere (Bingöl, Muş gibi) satılmaktadır. Gıda sektöründe faaliyette bulunan işletme sayısı toplam 31 olup ildeki sanayi işletmelerine oranı yaklaşık % 34'dedir. İstihdamdaki payı ise % 9 civarındadır.
Etimoloji Nedir - Etimoloji Hakkında - Adıyaman Etimoloji
Adıyaman'a Bizanslılar döneminde "Perres" (Yunanca) veya "Pordonnium" (Latince) denilmekteydi. Süryaniler ise ilk dönemlerde Adıyaman'ı "Klevdiye" olarak adlandırmaktaydılar. Adıyaman, M. 757 yılında Halife El-Mansur yönetimindeki Araplar tarafından ele geçirilmiş ve Mansur'a izafeten "Hısn-ı Mansur" olarak adlandırılmıştır. Bundan sonra Osmanlılara kadar "Hısn-ı Mansur" olarak yani "Mansur'un Kalesi" olarak adlandırılacaktır. Ortaçağda bazen bu isim "Hişn-Mansur" olarakta isimlendirilmiştir. Şehir Adıyaman olarak adlandırılıncaya kadar gerek İslami gerekse Ermeni ve Süryani bütün kaynaklarda bu isimle veya yanlış yazılışı olan " Hüsn-ı Mansur" olarak geçecektir.
Başka bir rivayete göre çok eski devirlerde Adıyaman'da putperest bir hükümdarın hak dine inanmış yedi oğlu varmış. Bu yedi genç putperest babalarının dinine inanmadıkları için öldürülmüşler. Bundan dolayı Adıyaman isminin "Yedi Yaman"dan geldiği söylenir. Bu yedi kardeşin mezarı Adıyaman'ın güneyindedir.
Kolaysa Ağlama Kitap Özeti - Kolaysa Ağlama Kitap Tanıtımı
KİTAP ÖZETİ
Annesinin zoruyla gittiği psikolog, günlük tutmasını isteyince, Mert önce tepki gösterir. Zaten babası öldüğünden beri yaşamındaki her şey tepetaklaktır. Okulu değiştirilmiş, arkadaşlarından ayrılmak zorunda kalmış, yeni okulunda ne sisteme ne öğrencilere alışabilmiştir. Yine de bilgisayarda tutmaya başladığı günlük, zamanla yaşamına yeni bir bakış açısı kazandırır. Bir gün psikoloğun muayenehanesinde sınıf arkadaşı Celile yle karşılaşması onu çok etkiler. Celile nin geçireceği ameliyat, giderek yakınlaşan iki gencin önlerindeki SINAV için beklenmedik bir karar almalarına neden olacaktır...
KİTAP KAPAĞI
KÜNYE
Yayınevi: Günışığı Kitaplığı
Basım Tarihi: Ekim 2007
Kitap Türü: Roman / Edebiyat
Yazar Olmak İstiyorum Kitap Özeti - Yazar Olmak İstiyorum Kitap Tanıtımı
Kitap Özeti
Yağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri. Söylenmeyen her güzellik kalp ağrısına dönüyor. Yazılmamış her şiir ölüm oluyor sonunda. Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kağıtlara anlatmalısın. Ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil... Ve yazarsan kağıdın mürekkebi emmesi kadar tutkulu yazmalısın. Yağmur taşları eskitiyor... Zaman, güncesini alınlarımızda tutmakta... Sen, yazmalısın! Yaşamı saklamalısın kağıtlarda. Çünkü bir şiir mevsimi ömrümüzde bizden geriye yalnız yazgılar kalıyor...
Künyesi
Yazar Olmak İstiyorum
Ömer Sevinçgül
Carpe Diem Yayınları
Fiyatı : 9,50 TL
Aralık 2010
ISBN : 975-6107-03-0
Minyatür sanatında reform yapmış, kendisinden önceki statik sanat kurallarını yırtarak bu sanata yeni bir biçim ve ruh getirmiştir. Sadece minyatür sanatıda değil, nakkaşlık, müzik ve şiirde de dikkati çekecek başarı göstermiştir. Güzel sanatlara karşı olan bu yetenekleri dolayısiyle sanatçıyı himayeyi baş ülkü edinen devrin sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa, nakkaş olarak onu saraya almıştır.
Levni, yaratıcı zekasıyle sanatında yeni çığırlar açarak bu himayeye layık olduğunu ispat etmiştir. "Eserlerinde kalabalık figürlerden çok, tenhalık göze çarpar. Az, hatta tek figürle çalışmayı tercih etti. Minyatürde adet olan aynı yüzler, aynı ifadeler yerine her figürde değişik bir ifade görülür. Sanki modelinde şahsi görünüşünü belirtmek istemiştir. Bu, onda, gerçekçiliğe doğru bir eğilimin ifadesidir. Birçok minyatürlerinde perspektif tasası görülür. Yani, iki boyutlu bir resim sanatı olan minyatüre bir üçüncü boyut, derinlik katmıştır. Levni'nin asıl yaptığı değişiklik de buradadır. Topkapı Sarayı Portre Galerisi'nde bulunan Ahmet III'le şehzadesinin portresi ise, nisbetleri bakımından minyatür olmaktan çıkar. Bu koskocaman bir portredir."
Edirne'de doğmuştur. Otakçılar Camii yakınındaki Sadiler Tekkesi'de gömülüdür.(?-1732)
1899 yılında İstanbul' da doğdu. Çocuk yaşlarından itibaren sesinin güzelliğiyle dikkat çekmeye başladı.
1915 yılında Dârü'l- Feyz-i Mûsikî Cemiyetine, 1917' de Dârü'l-Elhân' a girdi. Burada Zekâîzâde Hâfız Ahmed Irsoy' un öğrencisi oldu.
1918 yılında Ziraat tahsil etmek üzere Macaristan'a gittiyse de kısa bir süre sonra geri döndü. Çünkü kendisi için mûsikîden başka hiç bir meslek düşünemiyordu.
Ali Rif'at Çağatay, Leon Hancıyan, Kemâl Niyâzi Seyhun, Lâika Karabey, Enîse Can, Nezahât, Zâhide ve Ûdi Hayriye Hanımlar ile beraber Şark Mûsikî Cemiyeti' ni kurdu. Kısa bir süre sonra Mes' ud Cemil ve Refik Fersan' ın da katıldığı icrâ heyeti ile muhteşem konserler verdi.
1923 yılında teğmen rütbesiyle Müzika-i Hümâyun' a girdi. Cumhuriyetin ilânından hemen sonra Ankara' da kurulan Riyâset-i Cumhur İnce Saz Heyeti' nde de aynı rütbeyle yer aldı.
1926 yılında bu heyetten ayrılarak İstanbul' a döndü. Sahibinin Sesi plâk firmasına yüzlerce plâk yaptı. Böylece olağanüstü güzel sesi, ve emsâlsiz üslûbunu geniş kitlelere duyurdu. Okuyuşunda geleneğe sıkı sıkı bağlılığın yanında bilhassa gazel okuma üslûbunda olağanüstü yenilikler yaratmıştır.
1927 yılında Paris'e giderek, şan ve piyano dersleri aldı. Yurda dönünce Mes' ud Cemil, Rûşen Ferit Kam, Artaki Candan ve Nubar Tekyay gibi seçkin saz sanatçıları eşliğinde Türk Mûsikîsi' nin ilk Avrupaî solo konserlerini verdi. Bu konserlerde eserleri ayakta ve frakla icrâ ederek, günümüz solo anlayışının temellerini atmıştır.
Aynı dönemde pek çok Mısır ve Türk filminin müziklerini yapmış, Allah' ın Cenneti, Kahveci Güzeli, Sâdullah Ağa gibi filmlerde başrol oynamıştır.
İstanbul Konservatuarı İcrâ Heyeti Şefi ve solisti olarak yurtiçi ve dışında yüzlerce konser vermiş, birçok sanatçının yetişmesini sağlamıştır.
Çeşitli formlarda bestelediği her biri birbirinden değerli 100' ü aşkın eseriyle büyük bir bestekâr ve son yüzyılın kendinden sonrakilere de örnek olmuş en büyük ses icrâcısıdır.
Münir Nûreddin Selçuk 27 Nisan 1981' de aramızdan ayrıldı.
Alfred Bernhard Nobel Kimdir - Alfred Bernhard Nobel Resimleri - Alfred Bernhard Nobel Biyografisi - Alfred Bernhard Nobel Hakkında
Alfred Bernhard Nobel (21 Ekim 1833, Stockholm, İsveç - 10 Aralık 1896, San Remo, İtalya), İsveçli kimyager ve mühendis, dinamit'in mucidi.
Nitrogliserin'i patlayıcı madde olarak kullanma yollarını araştırdı. 1863 yılında Stockholm'de az miktarda nitrogliserin yapmaya başladı. Birkaç ay süren araştırmaların sonunda bir patlama ile laboratuvar yıkıldı. Çalışmalarına devam eden Alfred Nobel 1865'te yeni bir fabrika kurdu, bir süre sonra ikinci fabrikasını da açtı. 1864 yılında araştırmalarının sonucunu aldı ve dinamit barutunu buldu. Araştırmalarına devam eden Nobel, 1877'de Balistit adını verdiği yeni bir çeşit barut tasarladı. 1879'da, Paris yakınlarındaki Servan'da bir laboratuvar kuran Nobel, buradaki çalışmaları sırasında dumansız barut adını verdiği ve eşit miktarlarda nitrogliserinle nitroselüloz karışımından oluşan, itici barutu buldu.
Birkaç yıl sonra kordit adlı patlayıcı madde konusunda İngiliz hükümeti aleyhine dava açtı, ancak davayı kaybetti. Bu dönemde Fransa'ya karşı kurulan bir ittifakta İtalya ile işbirliği yapan Nobel, aleyhindeki kampanyalar sonucunda Paris'i terk ederek İtalya'nın San Remo şehrine yerleşti, laboratuvarını da oraya taşıdı.
Nobel, San Remo'da 1896 yılında beyin kanaması sonucu öldü. Vasiyetinde, mirasının Nobel Ödüllerinin enstitüleştirilmesi yönünde kullanılmasını ve 33.200.000 kronunun her yıl insanlığa hizmette bulunanlara sunulmasını istemiştir.
Bu ödüller, fizik, kimya, tıp ya da fizyoloji, edebiyat ve barışa hizmet olmak üzere toplam beş dalda verilecekti. Nobel'in bu vasiyeti önceleri büyük tartışma yarattı. Ancak 1900 yılında İsveç hükümetinin Nobel Vakfı'nı kurmasıyla, Nobel Ödülleri düzenli olarak verilmeye başlandı. Daha sonra 1968'de İsveç Bankası Alfred Nobel'in anısına bir ekonomi ödülü vermeyi kararlaştırdı, ödül ilk kez 1969'da verildi.
Sentetik bir element olan Nobelium onun anısına bu isim ile anılmıştır.
Öklid gelmiş geçmiş matematikçilerin içinde adı geometri ile en çok özdeştirilen kişidir. Geometri dünyasında kapladığı bu seçkin yeri kendisinin büyük bir matematikçi olmasından çok, geometrinin başlangıcından kendi zamanına kadar bilinen ismi ile Öğeler adını taşıyan kitabında toplamıştır. Öklid derlemesinin tutarlı bir bütün olmasını sağlamak için, kanıt gerektirmeyen apaçık gerçekler olarak 5 aksiyom ortaya koyar. Diğer bütün önermeleri bu aksiyomlardan çıkarır. Öklid soruları Cahit Arf'ı matematiğe yakınlaştırır.
Eğitimini Akademi'de tamamladıktan sonra İskenderiye'de büyük bir matematik okulu kuran Öklid, çağlar boyu matematikle ilgilenen hemen herkesin gözdesi olmuştur. Geometriyi ispat ve aksiyomlara dayalı bir dizge olarak işleyen 13 ciltlik kitabı "Elementler" bu alandaki ilk kapsamlı çalışmaydı. Kendinden önceki Tales, Pisagor, Platon, Aristoteles gibi matematikçi ve geometricilerin çalışmalarını temel alan Öklid'in bu yapıtı, iki bin yıl boyunca önemli bir başvuru kaynağı olarak kullanılmıştır. Düzlem geometrisi, aritmetik, sayılar kuramı, irrasyonel sayılar ve katı cisimler geometrisi Öklid'in kitabında ele aldığı başlıca konulardı. Öklid'in her önermeyi daha önceki önermelerden çıkarma yöntemi, kendisine atfedilen "geometrinin babası" sözünü de haklı kılar. Kitapta yer alan aksiyomlara, teoremlere ve ispatlara dayanan sentez yöntemlerinin Batı düşüncesi üzerindeki etkisinin Kitabı Mukaddes'ten sonra ikinci sırada yer aldığı söylenir. Russell, Elementler'in bugüne kadar yazılmış en büyük kitap olduğunu ileri sürer. Einstein ise "Gençliğinde bu kitabın büyüsüne kapılmamış bir kimse, kuramsal bilimde önemli bir atılım yapabileceği hayaline kapılmasın" der.
Öklid geometrisi 19. yüzyılın başına kadar rakipsiz kaldı. Hatta 20. yüzyılın ortalarına kadar bile orta öğretimde geometri, Öklid'in öğelerine bağlı olarak okutuldu.
Öklid'in yaşamı konusunda hemen,hemen hiçbir şey bilinmiyor. Önceleri bir Yunan kenti olan Megara'da doğduğu sanıldıysa da, sonradan Megaralı Öklid'in, Öğeler'in yazarı İskenderiyeli Öklid'den yüzyıl kadar önce yaşamış olan bir felsefeci olduğu ortaya çıkmıştır.