"Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler"
Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen ister bekle beni der, bazen de
bekleme hayatına devam et der .Bu bekleme demenin ardında bir beklenme isteği
vardır hep.
Ve her kalan yüreğindeki acısıyla bekleyeceğim der. Dönmeyeceğini bile bile,
gelmeyeceğini bile bile, sevmeyeceğini bile bile Ve bekler
Yanı başımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara .Oysa ne
güzelmiş yaşanılanlar dersiniz .Meğer ne çok sevmişim dersiniz Ve belki de hiç
sevilmediğinizi fark edersiniz .En acısı da budur ya zaten Sevilmeden
sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru. Başlarsınız cevabı
besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya
Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce .Oysa unutursunuz bir şeyi "Aşk
Sorgulanmadan Yaşanmalıdır"
Baktığınız her yer "onda" biter Gördüğünüz her şey de "onu" ararsınız .Aynadaki
görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklaşmadır "o" Yağan
yağmurdur, denizdeki yakamozdur "o", gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir "o"
Ve son cümleler dökülür artık dilinizden "O" Mutlu Olsun Yeter Diyebileceğiniz
bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken
cümlelerinizi de götürmüştür yanında.
Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda
"yağlı bir ilmek gibi" Sanki biri ha çekti ha çekecek Durdu sanırsınız dünyayı
ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir Hayat devam
ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara
sürüklüyordur.
Bitecek sanırsınız acınızı bitmez Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde.Bir
原å¸-地å€: GiZeMLiKaPi http://www.gizemlikapi.com//showthread.php?t=83453
şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir
yaradır o artık
"Sessizliğin İçinde Bir Çığlık, Karanlığın İçinde Bir Işık, Yürekte Kapanmaz .Bir
Yaradır Artık O"
1991 ile 1998 yılları arasında memuriyet görevim nedeniyle Bayburt'ta bulundum. Bayburt'ta cuma günleri , cuma namazımızı genellikle Ulu Cami'de kılardık.
Cuma namazımı bitirip camiden çıktığımda caminin duvarına sırtını vermiş, ellerini yukarıya doğru açan 45-50 yaşlarında, esmer, iri gözlü bir dilenci dikkatimi çekerdi.
'Kimsem yok, evim yok, bana bakan yok, yardım edin, zor durumdayım ağabeyler, kardeşler!' diyerek yüksek sesle dilenir, cemaatin ilgisini çekmeyi başarırdı.
Ben hafta sonları Bayburt'ta kalmaz , Erzurum'daki ailemin yanına gelirdim. Üç gecemi (cumadan, pazara)Erzurum'da geçirir, pazartesi sabahı tekrar Bayburt'a dönerdim.
Rüzgarlı bir sonbahar günü (cumartesi), Erzurum'da Aşağı Mumcu Caddesi'nden yukarıya doğru yürüyordum. Hava bayağı soğuktu. Montumun düğmelerini iliklemiş, boynumu da kaşkolla sarmıştım. Caddenin sağında, bir bahçe duvarının dibinden geçerken bir ses duydum.
原å¸-地å€: GiZeMLiKaPi http://www.gizemlikapi.com//showthread.php?t=82848
'Allah rızası için bir sadaka. Evim yok dışarıda yatirem, soğuktan ölürem yardım edin bu fakire!' diye yüksek perdeden bir vaveyla. Bu ses hiç yabancı değildi. Sağıma dönüp baktığım da yanılmadığımı fark ettim. Bayburt'taki dilenci bu kez bahçe duvarına sırtını vermiş, ellerini Bayburt'ta yaptığı gibi yukarıya doğru kaldırmış dileniyordu.
Yanına doğru eğildim ve seslendim:
' Sen dün Bayburt'ta değil miydin amca?'
' Birine benzettin ağabeyi. Ben Erzurum'luyum Bayburt'ta ne işim var benim?'
' Ya ben bunamadım amca. Dün sen Bayburt Ulu Cami'sinin önündeydin.'
Adam Cuma günü Bayburt'ta olduğunu inkar ediyordu. Ben de fazla üstelemedim yoluma devam ettim.
Bayburt'a dönmüş işlerimle ilgileniyordum. Yine günlerden Cuma olmuştu. Ben her zamanki gibi Ulu Cami'de namazımı kılmış dışarıya çıkıyordum. Duvar dibinde yine aynı dilenci amca, yine bağırarak dileniyordu. Yanımda Bayburtlu, Bayburt'u iyi tanıyan daireden bir arkadaş vardı. Olanları ona anlattım.
Arkadaş gülümsedi. Gerçekleri anlattı. Meğer dilenci amca oldukça varlıklıymış. Biri Bayburt'ta, bir, Erzurum'da iki adet evi, Bayburt'ta arsaları, bir de Erzurum'da kirada dükkanı varmış. Karısı ölmüş. Çocukları olmamış. Yalnızmış.(Burada dilenci doğru söylemiş!).Dilencilik onun için bir alışkanlık, bir hobiymiş. Hafta içi Bayburt'ta, hafta sonları da Erzurum'a gider, günlerini geçirirmiş. Fazla tanınmamak için de Erzurum'da sık, sık yer değiştirirmiş. Erzurum'un ilçelerinde bile gören oluyormuş bu seyyar dilenci amcayı.
Dilenci amcanın yanından geçerken durakladım, elimdeki bir lirayı önündeki mendile bıraktım, kulağına doğru eğildim:
' Yarın Erzurum'da görüşürüz' deyip yanından uzaklaştım. Dilenci amcanın iri gözleri daha da irileşmiş arkamdan bakakalmıştı.
Çok tembel bir arı vardı.Bütün gün yan gelir yatar hiçbir iş yapmazdı.Karnı acıktığında da bal peteğini oluşturan altıgen hücrelerden birine ağzını dayar ve içindeki balı boşaltırdı.Kovana giren çıkan,balözü,çiçek tozu taşıyan o kadar çok arı vardı ki,onun çalışmadığı hiç fark edilmezdi.
Bir gün kraliçe arı kovanı dolaşmaya çıktı.tembel arıyı uyurken yakaladı.Hışımla karşısına dikildi:`:Burada aylak aylak ne yapıyorsun`diye gürledi.Tembel arı yüzsüz bir tavırla:`Kış için depoldığımız balın tatlı olup olmadığına bakıyorum`diye karşılık verdi.Kraliçe arı sinirli sinirli vızıldayarak:`Çabuk kalk.`diye bağırdı. `Diğer kardeşlerin gece gündüz demeden çalışıyor.Sende utanmadan onların getirdiklerini bitiriyorsun.Hemen dışarı çık.Yiyecek bulmadan da geri gelme.`
Tembel arı,durmadan yiyip içmekten oldukça şişmanlamıştı.Dört muhafız arı,onu çeke çeke kovanının çıkış deliğine zorlukla getirdi.Sonra kanatlarından ve ayaklarından sıkıca tuttular,bir güzel sallayıp aşağı attılar. Arkasından da : `Kraliçemizin dediklerini sakın unutma`diye seslendiler. `Elin boş dönersen seni kesinlikle içeri almayız.
Tembel arı,uzun süreden beri açık havaya çıkmadığından uçmasını unutmuştu.Bir taş gibi yere düştü.Güçlükle doğruldu,şöyle bir kanatlarını silkeleyip başını yukarı kaldırdı.Kovuğun kapısından onu izleyen muhafız arılara: `Kapıyı açık tutun.`diye haykırdı. `Birazdan taşıyamayacağınız kadar çok yiyecekle geri döneceğim.
Çok gitmemişti ki,yerde kendinden kat ve kat ağır bir buğday taşıyan karıncayı gördü.Tembel arı hemen önünü kesti.Sivri iğnesini göstererek:`Onu çabuk bana ver` diye diklendi. ` Yoksa seni sokarım ha!` Küçük karınca titrek bir ses : ` Buyurun,sizin olsun diyerek buğday yükünü yere bıraktı. Tembel arı büyük bir iştahla haöle yaptı ,buğday tanesini kapıp çiğnedi.Fakat bir türlü yutmayı beceremedi. Pek öfkeli bir sesle : `Çok sertmiş` diye söylendi. `Boğazımdan geçmedi.`Küçük karınca saygılı bir sesle:`Çok üzüldüm,` dedi.`Sen yumuşak besinler yesen daha iyi olur.`Tembel arı aldığı öneri karşısında afalladı:`Ya öyle mi?` dedi.`Buğdayın sende kalsın.Zaten tadını beğenmemiştim.`
Çok gitmemişti ki yakın bir yerden çevreye yayılan enfes bir koku duydu.Hemen o yöne uçtu.Karşısına çıkan armut ağacının olgun meyvelerinden birini şapır şupur yiyen meyve kurdunun yanına kondu.Büyük bir merakla :`Yediğin yumuşak,sulu ve şekerli mi?`diye sordu.Meyve kurdu ağzını şapırdatarak :`Hem de nasıl,`d,ye yanıt verdi.`Gel yanıma bana katıl.`Tembel arı büyük bir sevinçle armuda yumuldu.Ama sert kabuğuna dişini geçiremedi,bir ufak lokma bile koparamadı.Sıkıntılı bir ses tonuyla:`Nasıl yiyeceğim?`diye sordu.Meyve kurdu umursamaz bir edayla:`Benim gibi üstten delik aç,içine gir,`diye bilgi verdi.Sonra bilgiç bilgiç sırıttı:`Meyvelerin asıl güzel tarafı içlerinde gizlidir.`
Tembel arı denileni yaptı.Ama tüm gayretine karşın başarılı olamadı.Ağlamaklı bir sesle:`Senin gibi bir tünel açamıyorum`diye yakındı.Meyve kurdu girdiği delikten başını çıkardı.Küçümser bir tavırla:`Canın çok tatlıymış!`dedi.`Çaba harcamadan karnını doyuramazsın.En iyisi kovanına dön.` Tembel arı pek gücenik bir sesle:`Ya,öyle mi?`dedi. `Delik deşik ettiğin armudun sana kalsın.Zaten ben başkasının dişlediği yiyecekleri kesinlikle yemem.`Sonra kızgın kızgın vızıldayarak havalandı,oradan ayrıldı.Kendine uygun yiyecek bulmak ,çin bütün gün dolanıp durdu.Ama doğayı tanımadığından başarılı olamadı.Sonunda bitkin bir halde yere yığılıp kaldı.
Tam o sırada yanına allı morlu bir kelebek kondu.Büyük bir merakla:`Arı kardeş durumun hiç iyi görünmüyor,Bir derdin mi var,` diye sordu.Tembel arı pek iç paralıyıcı bir sesle:`Açım,`diye yanıt verdi.`Ayrıca kovanıma götürecek yiyecek bulamadığımdan geri dönemiyorum.`Sonra da başından geçenleri anlattı.
Allı morlu kelebek onun haline acıdı.Pek sevecen bir tavırla:`Sana yardım edeceğim,`dedi.`Şimdi peşimden gel.Orman,dilediğin kadar yiyecekle dolu.`Zarif kanatlarını sallayıp havalandı.Dosdoğru yeni açmış bir çiçeğin ortasına kondu.Hemen yanı başına inen arıya:`Bacaklarına yapışanlara çiçek tozu denir,`diye bilgi verdi.`Onları arka ayağındaki minik sepetçiğe doldurursun.`Sonra hoş kokulu çiçeğin taç yapraklarının dibini gösterdi.`Burada da balözü bulunur,`dedi.`Uzun ağzını hortum gibi büzerek dilediğin kadar emer,Karnını doyurursun.Fazla geleni de kovanına götürürsün.`
Çiçekten çiçeğe konmak,farklı tatlarda leziz balözü,çiçek tozu yemek tembel arının pek hoşuna gitti.O günden sonra asla yatıp uyumadı.Her gün en önce o kovandan çıktı.En son da o döndü.
Minik bir kar tanesiydi o. Şirin kendine has. Bulutta sessizce beklemekteydi yeryüzüne ineceği zamanı. O kadar merak ediyordu ki; yeryüzünü "ah" diyordu. "keşke havalar biran evvel soğusa da bizlerde yeryüzene inebilsek" Rüzgara bakıyordu. Sakin ve kendinden emin inceden inceye esmekteydi. Gökyüzü bulutlarla doluydu ancak Güneşte olabildiğine ısıtıyordu. "Henüz erken" dedi Bulut "henüz erken havalar iyice soğuduğu bir zaman başlayacak kar yağışı. Bir görsen ençok çocuklar sevinir sizin geldiğinize. Coşkuyla karşılarlar sizleri. Minik eller sarar sizi. Bazen kardam adam olursunuz bazen kartopu"
Minik kar tanesi beklemeye başlamıştı havaların soğumasını, hayal ediyordu çocuklarla tanışacağı anı. "Kardan adam mı yaparlar benden yoksa kartopu yapıp birbirlerine mi atarlar" diye düşündü. Bakışlarını gökyüzüne çevirdiğinde, Güneşin usulca uzaklaştığını farketti. Etrafına bakındı sonra rüzgarın gücü bulutları birbirine biraz daha yaklaştırıyordu. "Zamanı geldi galiba" diye düşündü. Şimdi yeryüzüne ineceğini hissetmişti. Usul usul inmeye başladılar. Birbirine hiç benzemeyen minik kar taneleri. Aşağıda neşeli bir kalabalık bekliyordu onları. Dağıldılar dört bir yana.
Şirin bir Kız çocuğunun yanına düşmüştü bizim kar tanesi. Kız çocuğu iki elini birleştirip dudaklarına götürüyor nefesiyle ellerini ısıtmak için sürekli hohluyordu. Üşümüştü ama karda oynamak ona o kadar zevk veriyordu ki; bir türlü bırakamıyordu oyunu.
Minik kartanesini eline aldı kız çocuğu, kar tanesinin soğukluğu ellerinin biraz daha üşümesine sebep oldu. Çocuğun elleri üşürken kar taneside temas ettiği ısı nedeniyle erimeye başlamıştı ki, bir kartopu oluşturmak için diğer taneleri de topladı kız çocuğu. Sonra bir kuvvet arkadaşının başına fırlattı elindeki topu, Neşe içinde gülüştü çocuklar onları mutlu ettikleri için neşeyle birbirlerini sarıldı kar taneleri.
Hava iyiden iyiye soğumuş, çocuklar da üşümüş olduklarından annelerinin onları sıcak evlerine çağıran sesleri duyulmaktaydı. "Haydi çocuklar, bu kadar yeter. Hasta olmadan evlere" diye sesleniyorlardı. Tüm çocuklar evlerine gidince yanlız kaldı kar taneleri "bu kadar mıydı?" diye sordu minik kar tanesi etrafındakilere, "ben günlerce yeryüzene inmek için bekledim, ne çabuk sıkıldı, ne çabuk bıraktı bu çocuklar bizi" "yoo" dedi. Aralarında yaşlı olan kar tanesi " fazlası hem sana hem onlara zarar verirdi." " fazla soğuk çocukların hasta olmalarına sebep olabilir. Bizlere gelince, burada erimeden biraz kalabilmeliyiz ki; tekrar buluttaki yerimizi alabilecek enerjiyi toplayabilelim. Hem toprak kendisini yenileyecek zamanı bulsun, dinlensin ve baharda tekrar cömert ve şefkatlı olabilsin." Dedi. "Tabiatta herşey bir denge üzerine kurulmuştur. Ölçülü olmak herkesin iyiliği içindir."
Etçil bitkiler arasında en insan canlısı ve evde yetiştirmeye uygun olanı. En büyük hobisi fare ve böcek yemek. Sevgilinize durumu açıklamayı unutmayın da dudağının yarısını çiçeğe kaptırmasın.
2-Titanarum
Daha çok bilinen adıyla ceset çiçeği. Bu ismi almasındaki neden zaman zaman çiçek açtığı dönemlerde çevresine mide bulandırıcı berbat bir koku yayması. İki tane alıp üremelerini bile sağlayabilirsiniz.
3-Drakaeaglyptodon
Ceset kokusu kesmedi mi? O zaman size resimde gördüğünüz çekiç orkide isimli bitkiyi öneriyoruz. Çevreye öyle berbat bir çiğ et kokusu salar ki mahalledeki bütün eşek arıları açık pencereden eve üşüşebilir.
4-Cornus Canadensis
Huzurlarınızda yeryüzünün hız rekortmeni bitkisi. Uzaya giden bir mekikten tam 800 kat daha büyük bir G-Kuvveti ile yayıldığı iddia ediliyor. Bu süper alerjik bitki polenlerini tam altı metre uzağa fırlatabiliyor.
5-Phallaceae Fungus
Gördüğünüz gibi bu aslında bir mantar.. Çok garip bir şekli var değil mi? Huzurlarınızda penis mantar!
6-Orchid Mantis
Bitki gibi durduğuna bakmayın bu aslında bir böcek. Hem de etçil bir böcek. Evde sinek, böcek, arı ne varsa silip süpürür. Biraz steroid takviyesiyle bir adım ileri bile geçebilir.
Baby come to me,
And feel the waves,
Feel the waves
Baby come to me,
Fall into place,
Fall in place
You will want,
Wa-wa-wa want speaking,
Is no time,
And my se-se-se-sexy bikinis will drop.
Tic-tac-toe go play me nonstop
Tonight I will make you mine.
Boy you make me high, I I I want you to try-y-y
Get back A.S.A.P
Boy you make me high, I I I want you to try-y-y
Get back A.S.A.P (x2)
Yeah, yeah, yeah, oh yeah [ x 8]
You will want,
Wa-wa-wa want speaking,
Is no time,
And my se-se-se-sexy bikinis will drop.
Tic-tac-toe go play me nonstop,
Tonight I will make you mine.
Boy you make me high, I I I want you to try-y-y
Get back A.S.A.P [x 4]
Boy you make me high (hi-hi-hi-hi), to (to-to-to-to)
Get back A.S.A.P
Boy you make me high (hi-hi-hi-hi), to (to-to-to-to)
Get back A.S.A.P [x 2]
Alexandra Stan Kimdir - Alexandra Stan Resimleri - Alexandra Stan Biyografisi - Alexandra Stan Hakkında
Trajan şehrindeki Lyceum Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi 2. sınıf öğrencisidir. Mamaia Festival'inde söylediği çeşitli şarkılarla beğeni toplamıştır. 2009 yılında çıkardığı "Lollipop" isimli şarkısıyla tanınmaya başlamış ve 2010 yılında çıkardığı "Mr. Saxobeat" adlı şarkısıyla ise 14 hafta boyunca Romen radyolarının şarkı listesinde üst sıralarda yer almıştır. 2011'de Get Back adlı single'ı çıkmıştır.
Alman pilot Ronny Wechselberger, iki arabanın arasına en hızlı ve tek hareket ile girme rekorunu kırdı. Araba park ettiğinde önde ve arkada kalan boşlukların toplamı sadece 27 santimetre kalacak şekilde ayarlanmıştı.
Ronn Wechselberger gösterisini yapmak için aracına biniyor ve Alman RTL 2 kanalıda bu gösteriyi görüntülüyor. Aracın gazına basan pilot hızla iki aracın yanına geliyor ve akıllara durgunluk veren hareketiyle kusursuz bir şekilde aracı park ediyor. Bu denemesiyle Ronny'nin, Guinness Rekorlar Kitabı'na girişi onaylandı.
Sorumluluk Sahibi Puge Hikayesi - Okul Öncesi Hikayeler
Sorumluluk Sahibi Puge
Kuzey Kutbunda, her zamanki gibi soğuk bir gündü. Penguen ailesi günlük iş bölümlerini yapacaklardı. Baba penguen;
_Haydi, bakalım herkes iş başına! Dedi.
Bugünkü plana göre baba evdeki tamirat işleri ile uğraşacak, anne yemek yapıp küçük çocuklarla ilgilenecekti. Pugi'nin görevi ise balık avlamaktı. Zaten balık avlamayı da çok seviyorlardı. İsterse suda yüzerek balıkları kovalıyor, isterse de buzun üstüne açtığı delikten olta sallayarak balıkları yakalayabiliyordu.
_Bugün canım yüzmek istemiyor, dedi kendi kendine.
Gidip buzda delik açayım bari. Babası:
_Deliği açınca, önüne dikkat levhası koymayı unutma olur mu? Dedi.
Kazaya sebep olmak istemeyiz. Pugi başını salladı. Ne zaman balık tutmak için buzda delik açsalar, buz kendi kendini yenileyene kadar yanına dikkat levhası koyulurdu. Balık tutan kişinin sorumluluğu buydu.
Pugi balık kovasını ve oltasını alıp yola çıktı. Evden oldukça uzaklaşmıştı. Sonunda gözüne kestirdiği bir yere oturdu ve eliyle buzu yokladı ve oltanın sapını kullanarak bir delik açtı. Şimdi de balıkların gelmesini sabırla beklemeye başladı. Akşama doğru balıklar kovasını dolduracak kadar olmuştu. Çok yorulmuştu ve eve gitmeye karar verdi. Dikkat panosunu önemsemedi.zaten uzak bir yer buraya kimse gelmez diye düşündü.
Akşam Pugi ve ailesi nefis bir balık ziyafeti çekti. Babası Pugi ye delik kapanmadan yarın beraber gidelim balık tutalım dedi. Pugi çok mutlu oldu. Ertesi gün babasıyla beraber kahvaltısını yaptıktan sonra balık tutmak için evden çıktılar. Tam buz deliğinin oraya geldikleri zaman İmdat yardım edin diye bir ses duydular. Babası buz deliğinin içine girdi bir de ne görsün bir ayı yavrusu deliğe kaçmış. Baba penguen onu kurtardı. Ayıcık çok korkmuştu. Kim yapmış bu sorumsuzluğu dedi sinirlendi. Uyarı levhası olsaydı ben buraya kaçmazdım neredeyse canımdan oluyordum dedi. Baba penguen ile pugi göz göze geldiler. Pugi yere bakarak yavru ayıcıktan özür diledi. Ayıcık ne olduğunu anlayamadı. Nasıl yani siz benim hayatımı kurtardınız dedi. Penguen;
_Hayır, hayır dün ben buraya balık tutmaya gelmiştim. Uyarı levhasını koymak benim sorumluluğum olduğu halde ben yapmadım. Eğer görevimi tam yapsaydım bunları yaşamayacaktık dedi. Lütfen beni affet.
Yavru ayıcık; tamam artık üzülme bak ben iyiyim dedi.
Yaşananları izleyen baba penguen,
_bu sana iyi bir ders olsun Pugi herkes üstüne düşen sorumluluğu yerine getirirse hiçbir şey eksik kalmaz ve kimse üzülmez dedi.
Pugi yavru ayıcıkla arkadaş olmuş sorumluluk sahibi bir penguen olarak mutlu bir şekilde yaşadı.
Bir çocuk varmış. Eşyalarını toplamaktan hiç hoşlanmazmış. Bir gün yerlerde atılı duran eşyalar, aralarında konuşuyorlarmış.
-"Sen neden hala buradasın. Bu saatte okulda olman gerekmiyor mu?" diye sormuş ceket ders kitabına. Ders kitabı:
-"Evet, ama dağınık çocuk okula giderken beni aradı, bulamadı. Sonunda beni almadan gitti" dedi. Çorap:
-"Ben tam üç gündür burada yatağın altında sıkışıp kaldım. Kimse beni görmüyor." Dedi. Tişört:
-"Ben tertemiz bir tişörttüm. Beni dolaptan çıkarttı sonra yere attı. Üstelik dağınık çocuk odada yürürken üstüme basıyor. Hem kirlendim, hem de buruştum."
-"Bir fikrim var" demiş pantolon. "Dağınık çocuk benim cebimde otobüs bileti unutmuş. Hep birlikte otobüse binip gidelim."
-"Evet" diye bağırmışlar. Hep birlikte yola çıkmışlar. Otobüs onları yemyeşil kırlara götürmüş.
-"Ne kadar güzel bir yer burası? İyi ki yatak altlarında dolap kenarlarında beklemek yerine buradayız."
Saklambaç oynamışlar, yerlerde yuvarlanmışlar. Tozlanıp çamurlandıklarına hiç aldırmıyorlarmış. Tekrar otobüse binip eve dönmüşler. Bütün eşyalar daha önce atılmış oldukları yerlere aynen uzanıp yorgunluktan uyuya kalmışlar.
Çocuk okuldan dönüp eşyalarının halini görünce:
-"Aman Allahım! Yerlerde bıraktım diye ne hale gelmişler." Demiş.
O günden sonra eşyalarını hep yerli yerinde tutmuş.
Adam kitap evinin kapısından içeri girdi ve tezgahta duran gence sordu :
- Sizde "FENERBAHÇE' NİN TÜRKİYE KUPASINI KAZANIŞI" isimli roman var mı acaba? Tezgahtar eliyli gösterek :
- Tabi efendim, şurdaki masal kitapları arasında bulabilirsiniz (: