Miss-li MeLek

Miss-li MeLek

Üye
30.12.2009
Uzman Onbaşı
4.550
Hakkında

  • Konu: Fark ettimki
    farkettim ki bazı insanlar onlara verdiğim değeri haketmiyormuş
#16.02.2012 14:05 0 0 0
#15.02.2012 20:33 0 0 0
#14.02.2012 18:27 0 0 0
  • Güldüren Sözler - Güldüren Nickler

    Gülü seven dikenine katlanır; Kaktüsü sevenin way haline!

    Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını çeksin!

    Deveye cilve yap demişler dokuz dükkan yıkmış!

    Bakmakla aşık olunsaydı öküz trene aşık olurdu!

    Bülbülü altın kafese koymuşlar "cik cik cik"demiş!

    Derdini söylemeyen iyi yapar; birde onun derdiyle uğraşamayız!

    İşleyen kafa pas tutmaz çok işleyen kafa tarak tutmaz!

    Hasret kaldım gözlerinin rengine artık çıkar şu lenslerini !

    Kalbimi kırdın o bana dedemden hatıraydı!

    İnsanlara asla güvenme sırlarını bir tavukla paylaş!

    Malın ucuzunu seç tamir ederken canın sıkılmasın!

    Acemi desinler.. korkak desinler..Ama rahmetli demesinler!

    Dünyanın en kötü şeyini sana vermek isterdim ama seni sana veremem ki!

    Konferanslarda ön sıralara oturmayın uyuyamazsınız!

    Enflasyonu yok etme formülü:Öldürüp kaza süsü verelim!

    Kibar ol; Karını dövmeden önce ceketini düzelt!

    Ne güzel senin zeka sorunun yok çünkü zekan yok!

    İkna edemiyorsan kafalarını karıştır!

    Sabah kahvaltı edemedim çünkü seni düşünüyordum...

    Öğlen yemek yiyemedim çünkü seni düşünüyordum...

    Akşam yemek yiyemedim çünkü seni düşünüyordum...

    Gece uyuyamadım çünkü açım!

    Nişanlıyken erkek konuşur kız dinler;evlenince ikisi konuşur mahalle dinler!
#13.02.2012 19:37 0 0 0
  • Konu: Kötü Haber
    Doktor hastasına aylar süren tahlillerin sonuçlarını açıklamaktadır.
    -Size bir kötü, bir de daha kötü haberim var Önce kötü haberi vereyim. Test sonuçlarına göre 24 saatlik ömrünüz kalmış. Adam yıkılır ve doktora dönüp :
    - "Hayır olamaz! Fakat, fakat bundan daha kötü ne olabilir? Doktorun yanıtı kısa olur :
    -Dünden beri size ulaşmaya çalışıyorum

#13.02.2012 19:29 0 0 0
  • Üniversitede derslerin bitmesine az bir zaman kalmıştı. Birkaç ay sonra diplomasını alacak, öğretmen olacaktı. Hayalleri ve hedefleri vardı. Arkadaşlarına karşılık beklemeden yardım eder, herkes onu daha çok bu özelliğiyle tanırdı. Ders kitaplarının ilk sayfalarına güzel sözler yazar, bunları hayatına uygulamaya çalışırdı. Bu güzel sözlerden biri, "Sizin en hayırlınız, insanlara en faydalı olanınızdır." Hadis-i Şerifiydi.

    O gün Salim Bey, "Osmanlı Tarihi" dersinin vize sonuçlarını açıklıyordu. Elindeki son yazılı kâğıdı Tayfun Şahin'indi. Üzerinde 100 yazıyordu. İsmini okumadı; ama Salim Beyin yüz ifadelerinden sınıf arkadaşları bu kâğıdın ona ait olduğunu anlamışlardı. Sınıfı birden derin bir sessizlik kapladı. Herkesin üzüntüsü yüzünden okunuyordu.

    Tayfun, bir öğrenci yurdunda kalıyordu. Yurt idarecilerini çok seviyor, onlardan insanî değerler adına çok şeyler öğrendiğini söylüyordu. Yurt, onun için evi kadar sevdiği bir yuvaydı. Ona ek bir bina daha yapılmıştı. Kendisi gibi daha birçok talebe orada barınacaktı. Buna çok seviniyordu. Sadece temizlik işleri kalmıştı; o da tamamlanınca yeni öğrenciler gelecekti. Temizlik yapmak için öğrenciler arasından birkaç gönüllü aranınca, Tayfun ve iki arkadaşı, "İnsanlığa hizmet, Hakk'ın rızasını kazanmaktır." diyerek hemen kolları sıvayıp işe giriştiler.

    Gayretli bir çalışmayla iki gün içinde binanın temizliği bitti. İkinci gün akşam geç vakitte toz toprak içerisinde odasına döndüğünde, Tayfun sıcak bir duş alıp rahatlamak istedi. İşte ne olduysa o anda oldu. Bu bir dalgınlık mıydı, yoksa bir davetiye mi yollanmıştı kendisine? Şofbenden sızan gazın tesiriyle derin bir uykuya daldı. Kimsenin bundan haberi yoktu. Uzun bir süre sonra, yurt müdürü, banyonun ışığını açık görünce olayın farkına vardı. Derhal Tayfun'u hastaneye kaldırdılar. Ama yapılacak bir şey kalmamıştı.

    Müdür, gece yarısına doğru yurda döndü. Bitkin bir halde idare odasına geçti. Üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyordu ki telefon çaldı. Gecenin bu saatinde arayan da kimdi? Ahizeyi korkuyla kaldırdı. Telefondaki ses, yurdun ihtiyaçlarının temininde kendilerine yardımcı olan emekli öğretmendi. O, yurda on kilometre kadar uzakta bir evde oturuyordu. Gördüğü bir rüyanın tesiriyle uyanmış, bir daha uyuyamamıştı. Yurdu aramadan içi rahat etmeyecekti. Hemen gördüğü rüyayı müdüre anlattı:

    "Rüyamda, Kâinatın Efendisi (s.a.v) ile yeni yapılan yurdu gezdik. Allah Resulü (s.a.v) yurttan ayrılırken, sevdiği bir genci yanında götürdü."

    Tayfun'un vefat haberi kadar bu rüya da dostları arasında yayıldı. Bütün sınıf arkadaşları da duydu. İşte onun adı okunmadan sınıfı sessizlik ve hüzün kaplamasının sebebi buydu. Selim bilinen rüyayı anlatarak sınıftaki sessizliği bozdu. Diğer arkadaşları da o güzel insanla olan hatıralarını anlatıp biraz olsun rahatlamak istiyorlardı. Bunun farkında olan Salim Bey, o günü Tayfun'u anmaya ayırdı.

    İlk sözü Enver aldı.

    "Liseyi de onunla beraber okudum. Yedi yıldır beraberdik. O sanki başka bir dünya için yaşıyordu. Şimdi bana bıraktığı büyük bir hatıra var elimde: ders notlarını tuttuğu büyük bir defter... Her ders için ayrı bir bölüm ayrılmış. En sonda ise duygu ve düşüncelerini yazdığı bir bölüm var. İşte dikkatimi çeken bir yazı. 'Dikkat!' ile başlıyor. O bir mektup mu, yoksa vasiyetname mi, bilemiyorum. Şöyle devam ediyor yazı:

    'Dizmeye başladığın boncukları bitirmeden ölebilirsin. Sıvamaya başladığın odanı tamamlamadan hayata gözlerini yumabilirsin. Çıktığın seferini tamamlamadan fâni ömrün bitebilir. Evet, her an ölebilirsin. Madem hakikat böyledir; gurur ve enaniyeti bırak, üzerindeki gafleti at ve ölüme daima hazırlıklı ol. Tâ ki, ölüm meleği geldiğinde seni hazır bulsun. İşte sen böylesine bir şuurla yaşa ki kabirde de, mahşerde de rahat edesin. Öyleyse, işlediğin günahları pişmanlık ve istiğfar gözyaşlarınla yıkamaya bak; onlara bir daha yaklaşmamaya karar ver! Olur ki, Yüce Mevlâ, hâline ve gözyaşlarına acır da merhamet eder."

    Sınıftaki herkes bir şeyler söyledi. Kimi onun vefasından, kimi çok kitap okumasından, kimi bilgiçlik için değil, yaşamak için okuduğundan, kimi Yaratıcı'sıyla alâkasından bahsetti. Ama konuşmaktan çok dinlediler. Enver'in okuduğu yazı ve emekli öğretmenin gördüğü rüya, zihinlerde bir araya gelince herkes bir daha sarsılmıştı. Bundan da öte, hepsinde bir merak vardı. Tayfun bu satırları yazarken, vefatının yakın olduğunu mu hissetmişti, yoksa sürekli ahiret endişesiyle mi yaşıyordu? Belki her ikisi de söz konusuydu!
#13.02.2012 19:16 0 0 0
  • Niçin Ağızları Kapalı


    Şeyh Necmüddin Ali (k.s.) hazretleri anlatıyor:

    Zaman zaman ziyaretime gelen bir kadın vardı. Basîreti (kalp gözü) açık bir hâtundu. Yine bir gün ziyâretime gelmişti. O sıralar elim biraz dardı ve o da bu hâlimi biliyordu. Evimde bir-iki göz ambar vardı. Eğer Allah Teâlâ, hubûbattan arpa-buğday gibi bir şey verirse o ambarlara koyardım. Şimdi ise onlar boştu. Kullanılacakları zamana kadar temizce dursunlar diye ağızlarını kapatmıştım. O kadın içlerinde bir şey var zannetti ve bana dedi ki:

    - Mâdem ki elin dar, niçin şu ambarların içindekilerden azık edinmiyorsun?

    -Boş onlar, dedim.

    - O halde, dedi, niçin ağızlarını kapalı tutuyorsun?

    -Temiz dursun diye...

    Kalktı, onların kapaklarını açtı ve şöyle dedi:

    - Bunlar, ağızları kapalı oldukları için boştur. Eğer ağızları açılsa, onlar da aç ve açık olan ağız gibi olurlar. Hak Teâlâ aç ve açık olan ağızın rızkını gönderir. İhtiyaç vakti gelince, her şeyin rızkını yine kendisine münâsip bir şeyden eriştirir.

    O kadın bu işi yapınca, çok geçmeden Allah (c.c.) o ambarlara o kadar buğday gönderdi ki, bölmelerin hepsi doldu taştı.
#13.02.2012 19:10 0 0 0
#13.02.2012 19:04 0 0 0
#13.02.2012 19:02 0 0 0
#13.02.2012 19:00 0 0 0
  • arkadaslar size iyi tatiller
    hepinize bol bol iyi geceler, günaydınlar
    şimdiden söyliyim dedim (:
    15 gün giremicem çünkü ):
#20.01.2012 15:33 0 0 0
  • Hacım Sultan Efsanesi - Efsaneler

    Hacım Sultan Uşak yöresinde yaşamış keramet sahibi erenlerden mübarek bir kişidir. Kerametlerinden biri şöyledir:Geçit vermeyen Banaz Çayı'nı ikiye böldüğüdür.

    Hacım Sultan'ın müritleri Banaz Çayı'na vardıklarında gördüler ki su, kan bulanık akmakta.Irmağı taşkın bulup geçemediler.Öncü kafilenin içinde Habip Hacı ve Bekçe Sultan da vardır.Kafilenin sudan geçememesi Hacım Sultan'a malum oldu.Uşak'ın Hacım Köyü'nden kalkıp Banaz Çayı'na geldi.Kafileyi selamladı.Bekçe ve Habip Sultan'a dedi ki:"Germiyan ikliminin olgun şeyhleri geçinmektesiniz, ulu seccadelerde oturmadasınız, yağlı kuyrukları yemektesiniz amma bu sudan geçemiyorsunuz.Bu böyleyken yarın kıyamet günü bunca müridi sırat köprüsünden nasıl geçireceksiniz? Dedi.Bu sözlerden sonra Hacım Sultan başındaki elifi çıkarıp suya tuttu ve suya şöyle seslendi:"Ey yüce su sen dosta gitmektesin,biz de dosta gitmekteyiz.Dosta gitmeye yol yok,bize yol ver geçelim.)dedi.Su hemen işaret ettiği yerden ikiye ayrıldı,Hacım Sultan hacı Bektaş Velinin tarikatındandır.
#20.01.2012 14:25 0 0 0
  • Yazılmamış Destanlar - Destanlar

    "Sonsuzluk şarabıyla sermest ebedî rindler
    Her zaman ışık türküsü söyler bu yiğitler."
    Akşamdı oturuyorduk. Yemek ısmarlamıştı kantine, telefonla. Temiz ve düzenli görünümlü masasının üstündeki farklı kitaplar, zengin kültürünün işaretleriydi. Hoş beni burada tutan bunlar değildi. Bu arkadaşı bana ve çevresine sevdiren tevazuuydu. Mecliste arif olup kelâm dinlemesini bilenlerdendi. Kapı çalındı ve kantinci genç siparişleri getirdi. Paranın üstünü alan çocuk çıkarken telefon çaldı.. Arkadaşımın, telefonu ızdırap dolu bir yüz ifadesiyle kapadığını gördüm. Birden ayağa kalktı; sırtını dönerken ellerini yüzüne doğru götürdü. Hıçkırıklarını tutamamıştı. Ben de ayağa kalktım ve kitap dolu masayı dolaşarak yanına yaklaştım.

    'Fuat Bey ne oldu?' dedim.

    İşin doğrusu ben de şaşkındım. Acaba eşine, çocuklarına ya da anne veya babasına mı bir şey olmuştu. Birazdan yaşlı gözleriyle bana döndü; bir şey söylemeden derin bir iç çekişiyle birlikte koltuğuna oturdu. Ben de oturduğum yere geçtim. Bir süre hüzün dolu sessizlikten sonra zor zahmet tekrar sordum:

    Fuat Bey ne oldu?

    Kesik kesik cümlelerle anlattı: "İki gündür içimde bir sıkıntı vardı; sebebi buymuş demek" dedi. Uzak diyarlardaki gönüllü öğretmenlerden biri kaza geçirmiş ve bacağı kesilmişti. O güne kadar Süleyman Alptekin'in ismini duymamıştım. Evet, ismini duymamıştım ve duyulmamıştı. Arkadaşım mendiliyle göz yaşlarını silerken, ben de hayalin hızıyla bu hazin hâdise etrafında dolaşmaya başlamıştım.

    O an aklıma Tarık Buğra'nın Kuruluş'undaki derviş geldi. Hoşgörü medeniyeti de diyebileceğimiz medeniyetin kurucusu Osman Bey, adını sorunca ne demişti derviş:

    Dervişe ad gerekmez!

    Adlarını bilmememizin veya tanımıyor olmamızın önemi yoktu onlar için.

    "Saki bize Allah idi / Doldu gönül peymanemiz." diyen şairin anlattığı gibi sonsuzluk şarabından sermest bu şevkmezhepli insanların, ebedî cennetlerden daha şirin bir anlayışın insanlarının, ismi ve cismi düşünmeleri pek olur iş de değildi. Osman Bey'e cevabının devamında ne demişti gönül insanı:

    "Ad beylere gerektir."

    Hoş bu insanlar öyle sıradan insanlar da değillerdi. Hemen her biri seçkin üniversitelerin seçkin öğrencileriydiler. Belki ülkelerinde çok farklı imkânlara sahip olabileceklerdi, fakat onlar zoru seçmişlerdi. Bayrak sevgisi, insan sevgisiydi onları yokuşlara süren. Ballar balını bulanlar kovanı terk ediyorlardı.

    Türkmenistan'da arabası bozulduğu için ailesiyle yolda kalan ve saatlerce susuz kaldıktan sonra pis su birikintilerinden su içip kanlı ishal olan çocukların babası geldi aklıma. "Biz kimseye hor bakmayız, kamu âlem birdir bize" felsefesiyle yollara düşen bu alptekinler Fuat Köprülü'nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinin sayfalarını açtırdı gözlerimin önüne. Ahmet Yesevî, Yusuf Hemedanî'nin öğrencisi miydi? Önemi yoktu bunun. Onların içtiği kaynak birdi nasıl olsa ve Yesevî o kaynaktan yüklenip rahmet olarak dökülmüştü Anadolu'ya. Yunus'un sevgi pınarları bu kaynaktan beslemişti tüm insanlığı. Ellerim masada duran Kırık Mızrap kitabına uzandı bir an; sıkıntının saikiyle olsa gerek, gayr-ı ihtiyari açtığım sayfayı içimden okuduktan sonra, sesli okumaya başladım. Kendimi tutamamıştım, mısralar âdeta, "beni bağıra bağıra oku" diyordu:

    "Yiğidim görün artık / Görün ki çok bunaldık / Canlarımız gırtlakta / Son kelime dudakta / Gülümse milletine / Susadık himmetine."

    Mısralar arkadaşın sessiz ağlayışını hıçkırıklara çevirmişti. O da bu seslere şahitlik ederken kantinci genç içeri girdi.

    Fuat Bey'in ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözlerini görünce sessizce tabaklarını toplayıp çıktı. Kapı kapanınca Fuat Bey:

    - 'Birileri bu arkadaşların destanını yazmalı.' dedi boğuk bir ses tonuyla...

    "Destanları yazılsın yazılmasın ne önemi var" dedim içimden. Dilime Yunus Emre'nin mısraları dolaştı:

    "Ko gülen gülsün / Hak bizim olsun / Gafil ne bilsin / Hakkı seven var."
#20.01.2012 14:21 0 0 0
  • Bang&Olufsen'den BeoVision 7-55

    Dünyanın en iyi high-end ses ve görüntü sistemleri markası olarak kabul edilen Bang & Olufsen, merakla beklenen yeni LED televizyonu BeoVision 7-55'i teknoloji tutkunlarının beğenisine sundu. Entegre Blu-ray oynatıcıya sahip olan yeni BeoVision 7-55, yüksek görüntü kalitesi ve nefes kesen dijital ses sistemi ile 3D sinema keyfini evlere taşıyor.

    Danimarkalı teknoloji devi Bang & Olufsen, yeni 3D LED televizyonu BeoVision 7-55'i piyasaya sundu. Bang & Olufsen'in LED ürünleri içerisinde büyük beğeni toplayan yeni BeoVision 7-55, entegre Blu-ray oynatıcısının yanı sıra 3D özelliği sayesinde ekran başındakileri koltuklarından alıp, aksiyonun ta kendisine götürüyor. Son teknoloji ile donatılan BeoVision 7-55, eşsiz görüntü performansı ve dijital surround ses sistemi sayesinde benzersiz bir seyir keyfi sunuyor.

    3D ile gerçek yanı başınızda:

    Entegre Blu-ray oynatıcıya sahip nadir LED televizyonlardan biri olan BeoVision 7-55, doğrudan LED fon ışığı kullanılarak daha fazla kontrast elde etme imkanı tanıyor. BeoVision 7-55'de kullanılan yeni 3D teknolojisi sayesinde film ve oyunlar artık yanı başınızdaymış gibi gerçekçi bir hal alıyor. Bang & Olufsen tutkunları BeoVision 7-55 ile evde sinema keyfini ister 2D ister 3D olarak izleme şansına sahip olurken en hızlı aksiyon sahnelerini bile büyüleyici bir görüntü kalitesi eşliğinde seyredebilecekler.

    Müşterilerine en son teknoloji ile geliştirilen bir BeoVision 7 deneyimi sunmaktan dolayı son derece memnun olduğunu belirten Bang & Olufsen CEO'su Tue Mantoni " Dünya çapında büyük beğeni toplayan BeoVision 7 serisi, LED ürünlerimiz arasında lider bir televizyon çözümü olarak kabul ediliyor. Ayrıca BeoVision 7 serisi, görüntü sistemleri portföyümüzdeki en çok satılan ürünler arasında yer alıyor" diye konuştu.


    noimage
#20.01.2012 14:19 0 0 0
  • Konu: Yaralıyım
    Yaralıyım Azerice Video Klip - Yaralıyım Klip İzle

    [video=youtube_share;F8C8gA5Mo18]http://youtu.be/F8C8gA5Mo18[/video]
#20.01.2012 14:15 0 0 0
  • Yanvarın 18-də Abşeron rayonunda qətl hadisəsi törədilib. Rayon prokurorluğundan Lent.az-a verilən məlumata görə, Goradil qəsəbəsi, Yeni yaşayış massivində inşa edilməkdə olan evin həyətindəki yardımçı tikilidə 1988-ci il təvəllüdlü İmanov Bayram Şəfaqət oğlunun üzərində çoxsaylı bıçaq xəsarətləri olan meyiti tapılıb.

    Qətlin baş vermə vaxtı, motivi və digər tərəfləri bəlli deyil.

    Faktla əlaqədar Abşeron rayon Prokurorluğunda Cinayət Məcəlləsinin 120.1-ci (qəsdən adam öldürmə) maddəsi ilə iş başlanıb.

    Qaynaq: Lent.az
#20.01.2012 14:11 0 0 0
  • 2011-ci ilin sentyabr ayının 9-da Bakının Yasamal rayonunda dəhşətli qətl törədən Azərbaycan çempionu həbs edilib. Yasamal rayon Polis İdarəsindən Lent.az-a verilən məlumata görə, 31 yaşlı Taleh Məmmədovu tapançadan açdığı atəşlə qətlə yetirən 1984-cü il təvəllüdlü Cəfərov Müseyib Fərhad oğlu həmin vaxtdan axtarışda olub və ölkədən çıxa bilmədiyi üçün Azərbaycanın, həmçinin Bakının müxtəlif yerlərində gizlənib. Əməliyyat-axtarış tədbirləri nəhayət bu il yanvarın 18-də nəticəsini verib. 28 yaşlı M.Cəfərov Bakının Binəqədi rayonu, 9-cu mikrorayon, Cavadxan küçəsi 3 ünvanındakı binanın qarşısında tutulub. Dərhal rayon Polis İdarəsinə gətirilən M.Cəfərov hadisə barəsində geniş danışmasa da, əməlini etiraf edib.


    Qeyd edək ki, M.Cəfərov cüdo üzrə dəfələrlə Azərbaycan çempionu, Avropa üçüncüsü və beynəlxalq turnirlərin qalibidir. O, qətlə yetirdiyi T.Məmmədovu hadisədən bir gün əvvəl tanıyıb. Gənclər paytaxt barlarından birində qarşılaşıblar və mübahisələri düşüb. Ertəsi günü M.Cəfərov mübahisəni davam etdirmək üçün T.Məmmədovun işlətdiyi internet klubun yaxınlığına gəlib və avtomobildə söhbət (mübahisə) zamanı onu güllələyərək qətlə yetirib. Hadisədən sonra M.Cəfərovun qardaşı Mübariz hadisədə istifadə edilmiş 1 ədəd "Makarov" markalı tapançanı və 5 ədəd gülləni könüllü olaraq polisə təhvil verib.

    M.Cəfərov barəsində Yasamal rayon Prokurorluğunda Cinayət Məcəlləsinin 120.1-ci (qəsdən adam öldürmə) və 228.1-ci (qanunsuz odlu silah saxlama) maddələri ilə başlanmış iş davam etdirilir.

    Qətlə yetirilmiş 31 yaşlı T.Məmmədov hadisədən bir neçə ay əvvəl ailə həyatı qurub.

    Qaynaq: Lent.az
#20.01.2012 13:23 0 0 0
  • Pamukta Dolu Zararı - Pamuk Bitkisi - Pamuk Hakkında

    Pamukta dolu yağması sonucu; bitki dokularında yaralar açar; yaprak, çiçek ve meyveleri tahrip eder.
    Açılan yaralar ayrıca patojenler için giriş kapısı olarak iş görür. Yumuşak dokulu bitkiler zarara duyarlıdırlar.
    bitkilerde dolu etkisiyle kalıcı hasarlar meydana gelirken meyve ve genç sürgünlerde ise yaralanmalar görülür. Dolu zararının diğer nedenlerle oluşan zararlardan farkı sürgün veya diğer bitki kısımlarının tek yüzünün zarar görmüş olmasıdır.

    Kendi Objektifimizden Pamuk bitkisine dolu zararını resimledik. Aşağıdaki resimde pamuk zararını görebilirsiniz.

    noimage
#20.01.2012 13:18 0 0 0
#20.01.2012 13:03 0 0 0