Çok önemli bir konu açmışsın @kurtjara,
Ben eskiden evden işe işten eve hep arabayla gittiğim için birde binalarda hep asansör var. yürümeyi unutmuştum. Şaka değil gerçek. 500 m yürüyemiyordum. hemen binelim yahu şurdan bir taksiye diyordum.
Şimdi sırf yürümüş olmak için hergün düzenli olarak 3.5 Km yürüyorum. Yaklaşık 7 aydır. inanın çokkk faydasını gördüm
@ECE-06 ne diyorsa aynen doğrudur. Çünkü ben gözlerimle gördüm şahit oldum. (Cildiyecinin başarılı olamadığı sivileceleri siyah noktaları yok etti bir arkadaştaki)
Bu konuda şikayeti olan yazsın ECE-06 da başka neler yapılacağını, ne gibi kozmetik ürünleri kullanacağınızı detaylı açıklasın.
Tabi önemli bir sorununuz varsa önce mutlak bir CİLDİYE UZMANI DOKTORA DANIŞINIZ.
Bende Ankara'da yaşayan, çalışan biri olarak bu sayfaya emeği geçenlere teşekkür ederim.
Fırsatım olursa kendi çektiğim resimlerden bir demet sunacağım.
Güzel bir konu açmışsınız,
Evet İran Yüzyılardır Türkiye' ye karşı bir düşmanlık gütmemmiştir.
Ancak İran Ortadoğuda süper güç olma sevdasındadır. Nükleer silah yapmayacağına dair Uluslararası andlaşmalara imza koyduğu halde, ve BM'in karşı çıkmasına rağmen hızla nükleer silah yapma çalışmalarına devam etmaktedir.
İran Bu silahları kime karşı kullanacaktır?
Dirseğimi, bu yazıyı okumadan çok önce yalamaya çalışmıştım zaten
Güzel ve komik bilgiler için sağol
gerçekten bunları biliyormuydunuz konusuna ek olmuş
Bilgilendirdiğiniz için teşekkürler,
Hafızası zayıf bir millet olduğumuz için çabuk unutuyoruz malesef.
Ebu-Garip hapishanesindeki rezillikleri unuttunuz mu?
Özellikle bankaların konut faizlerini indirdikleri ve konut alım-satımının hızlandığı bir sırada açılmış çok bilgilendirici bir konu olmuş.
Emeklerinize teşekkürler,
Ancak, bir kaç kelime ile ek bilgi vermek istiyorum.
Binanın mukavim olup olmadığı dışarıdan bakarak pek anlaşılmaz. Genellikle insanlar sıvasının düzgünlüğüne, boyasına, kapı pencere ve dolapların kalitesine bakarak sağlamlığına karar veriyorlar. Bu çok yanıltıcı olabilir.
Bunlar tamamen kişisel zevklere tercihlere bağlıdır. kimsenin de diğeceği birşey olamaz. Ama güvenliği sağlamlığı için mutlaka tecrübeli bir mühendise danışsınlar. Eğer tecrübeli bir mühendis ise sizin görmediğiniz çatlakları, oturmaları, hataları görecek ve doğru karar vermenize yardımcı olacaktır.
Ne kadar emek vererek, ne kadar güzel hazırlamışsın
Şahane olmuş.[/
Yalnız, Arkadaşların dediği gibi kahvaltıda çayla yumurtasız olmuyor. Buraya yumurtayla ilgili bir alıntı koyayım.
Protein ve vitamin kaynağı
Yumurtada, organizmamızın kendi başına üretemediği bütün proteinlerin üretimi için gerekli aminoasitler bulunuyor... Ayrıca A, D ve B vitaminlerini de yüksek miktarda içeriyor. Fosfor, demir, kalsiyum ve kükürt gibi mineralleri de unutmamak gerek! Yumurtanın yararları saymakla bitmiyor. Havucun gözlere ne kadar faydalı bir besin olduğunu hepimiz biliyoruz. Yumurta da en az havuç kadar gözlere yararlı!.. Yumurtanın sarısında bulunan pigmentler göz dokularında depolanıyor ve serbest radikallerin yarattığı yaşlanma etkilerini azaltıyor. Özellikle yaşa bağlı bir göz rahatsızlığı olan ve sonu körlüğe kadar varabilen 'Armd' probemine karşı önlem almak için yumurta tavsiye ediliyor.
Aşırı miktarda tüketilen çay ve kahvenin vucudumuzdaki demiri yok ettiği bilinen bir gerçek. Madem çaydan vazgeçemiyoruz. o zaman demir içeren yiyeceklerden daha fazla almalıyız.
Birde herkesin severek yediği yoğurlu ıspanak konusu var. Bir beslenme Uzmanı arkadaşımdan duymuştum.
Ispanaktaki demirle yoğurttaki Karbonat birleşerek vücudun alamayacağı bileşikler yapıyormuş. Yani mineraller boşa gidiyor.
Ne olursa olsun, Ispanakta yoğursuz yenmez ki değil mi?
Kebapın, tavuk kızartmanın Colasız ne tadı olacak...
Evet, çok güzel bir konu
Güneşimizin kütlesinin 5-6 katından büyük yıldızlar yakıtlarını tükete tükete en sonunda demir elementine kadar geliyorler.
(Güneşlerin enerji kaynağı ve yakıtları ayrı bir yazı konusu olacak kadar uzundur.)
Demir topu haline gelen bu güneş yakıtı olmadığından ve dışa doğru bir basınç olmadığından, dengesini kaybederek kendi içine doğru çökmeye başlıyor. O kadar büyük bir basınçla sıkışıyor ki, artık atomun içindeki elektron, nötron, protonlar çorba halinde yüzmeye başlıyor. Yıldız bu aşamada kalırsa bu yıldızlara nötron yıldızları deniyor. Eğer kütlesi nötron yıldızı aşamadan büyükse, muazzam kütlesiyle uzay zamanı öyle bir eğiyor ki, aynı sonsuz derinliği olan bir kuyu gibi oluyor. Bu kuyu o kadar derin ki içinde neler olup bittiğini göremiyoruz. Zira içine düşen Işık bile dışarı çıkamıyor. O Yüzden kara delikler diyoruz.
Uzay-Zamanın eğilmesi ne demek?
Fizik'te meşhur kafasına elma düşen Newton'un kütle çekim kanunu biliyorsunuz. Newton kanunu ortaya koymuştur ama sebebini açıklayamamıştır. Bu sorunun cevabını tarihe bırakıyorum demiştir. Yani Newton çekim gücünün kurallarını ortaya koymuştur. Ama bu çekim nedir. Niye böyle bir çekim oluşmaktadır'ı açıklayamamıştır.
Bu sorunun cevapını Ünlü Fizikçi Albert Einstein ortaya koymuştur.
Uzay zamanı düzeltilmiş yatağınızın çarşafı gibi düşünün. Bu çarşafın üstüne koyduğunuz bir futbol topu çarşafta bir çukurluk yaratır değil mi? başka bir tarafına bir bilya koyun. Çok az çukurluk yaratır. Bir tarafına siz oturun, yatakta kocaman bir Çukurluk oldu değil mi?
İşte gezegenlerde aynen burdaki gibi kütleleriyle orantılı olarak uzay zamanı eğerler. Bu çukurluk alanına giren cisimleri de kendi üzerine çekerler.
Kütle çekimi basitçe bu şekildedir.
Palaşımınız için teşekkürler.
Gerçekten Google kişilerin tüm mesajlarını kaydediyor. Sildiklerinizde aslında sadece sayfanızda silinmiş gözüküyor.
Ancak Tüm e-postaların, MSN yazışmalarının CİA denetiminden geçtiği artık bir sır değil.
Arkadaşlar, özellikle yabancılar tarafından oldukça sık kullanılan ve maalesef halkımız tarafından da benimsenen bu söz doğru değildir.
Yeryüzündeki tüm canlılar için yaşamın temel kaynağı olan su giderek tükenmektedir. Dünyamızın %70'i sularla kaplı olmasına rağmen, tatlı su kaynakları bunun yalnızca %2,5'idir. Bugün yeryüzü nüfusunun beşte biri su kaynaklarının yanlış kullanımı, kirlilik, alan kaybı gibi nedenlerden dolayı sağlıklı, temiz ve içilebilir suya sahip değildir. Günümüzde yaklaşık 1,3 milyar kişi su sıkıntısı çekmektedir. Gelecek 25 yılda bu sayının 2 katına çıkacağı tahmin edilmektedir.
Su talebinin son 25 yıl içinde % 60 arttığını biliyor muydunuz? Bir ülkenin su zengini olabilmesi için kişi başına düşen yıllık ortalama su miktarının en az 10.000m³ olması gerekirken, bu miktar Türkiye'de 1.430 m³. Bu rakam, bilinenin aksine Türkiye'nin su zengini olmadığını gözler önüne seriyor.
Evet, Malesef ülkemiz bilinenin aksine su kaynakları şimdilik,ancak kendine yetebilecek durumdadır. Dünyadaki ülkeler arasında su kaynakları yönünden orta sıralarda yer almaktadır.
Suyun akıp, Türk' ün de boş boş baktığı konusuna gelince,
Maalesef, bu son derece yanlış ve milletimizi aşağılamak için özellikle yabancılar tarafından uydurulmuş bir sözdür.
Her gördüğünüz suyun, akarsuyun, çayın, derenin vs üzerine Baraj, gölet, regülatör vs yapamazsınız.
Yapabilmek için; jeolojik, topografik, hidrolojik, çevresel etkilerin, ve en önemlisi ekonomik şarların uygun olması gerekir.
Kim, ekonomik olmayan kazançlı olmayan projeye yatırım yapar ki?.. Merak etmeyin devlette yapmaz. Devlet sadece sosyal durumlar için hayati olan işler için ekonomik hesap yapmayabilir. Örnek: içme suyu temini gibi ( Bu hayati zorunlulukta gerekiyorsa ekonomi aranmaz)
Devletimizin bu güne kadar her türlü yeterliliği olan akarsulara neden baraj yapmadığı konusuna gelince; sebep devletimizin, ülkemizin kalkınmakta olan bir ülke olması sebebiyle ekonomik yetersizliğidir. Ülkemizin her ama her konuda acil yatırıma ihtiyacı vardır. Yollara, Limanlara, Köprülere, Demiryollarına, Okula, Hastanelere, Askeri güvenlik harcamalarına vs. vs.
Bu konu çok uzun bir konu sizleri sıkmak ta istemem.
Ama şunu biliniz ki Ülkemizde Baraj Yapılarak enerji elde edilebilecek tüm akarsulara ya baraj yapılmaktadır, yada projeleri hazır olup özel sektörce yap işlet devret sistemiyle yapılması için devletten izin beklenmektedir.
Not: Bu yazı Alıntı değildir.