nadiş

nadiş

Üye
24.08.2009
Er
368
Hakkında

  • Trafik ve otopark sorununa Yikebike'la paydos... Çantaya giren bisiklet 15 saniyede kuruluyor.
    Yeni Zelandalı Grant Ryan ve Peter Higgins tarafından icat edilen YikeBike yeni yüzyılın aracı... Saatte 10 kilometre hızla giden ve elektrikle çalışan bisiklet, 10 kilogram ağırlığında...

    Londra'da test edilen araç, trafik ve park sorununa karşı geliştirildi. 15 saniyede kullanıma hazır hale gelen bisiklet katlanarak çantaya giriyor. Böylece kullanıcısı aracını omzuna alarak ofisine giriyor.

    Yaklaşık 3 bin Sterlin'e satılması planlanan bisikletin motoru arka pedallardan 1.2 kW elektrik gücü üreterek sürücünün işini kolaylaştırıyor.
#12.09.2009 23:21 0 0 0
  • Eklenti diye kuruluyor; ama bütün bilgilerinizi kaydedip gönderiyor!

    Kendini Firefox eklentisi olarak tanıtan ve "Adobe Flash Player 0,2" olarak adlandıran bir spyware Firefox kullanıcılarını tehdit ediyor.

    Kaynağı hakkında tam bir bilgi edinilemezken forum iletileri vasıtasıyla gün ve gün daha fazla kullanıcının arama geçmişi ve Google arama girdileri gibi bilgileri önceden ayarlanmış bir kontrol mekanizmasına yollayan bu zararlıya karşı Trend Micro tehlike çanlarını çaldı. Arama yaptığınız an, kendi oluşturduğu bağlantıları karşınıza getiren zararlı daha da sinir bozucu hale gelebiliyor.

    Trend Micro Smart Protection Network'ün başarıyla engellediği bu zararlıya karşı bütün Firefox kullanıcılarının dikkatli olmasını ve tarayıcılarına eklenmek isteyen bu eklentinin aslında bir zararlı olduğunu bilmesi gerekiyor.

    Internet Explorer'da ise bulduğu bir açığı kullanarak sisteme kurulmak isteyen bu zararlıya karşı mutlaka Kullanıcı Hesap Denetimi'nin açık halde olmasını tavsiye ediliyor.
#12.09.2009 23:11 0 0 0
  • Balıkesir'in Gönen İlçesi'ne bağlı Dereköy'de sel köy mezarlığını yok etti.

    Mezar taşlarının kilometrelerce sürüklendiği mezarlıkta tek bir mezarın sağlam kaldığı görüldü. Başındaki bayrağın bile durduğu mezarın bir şehide ait olduğu öğrenildi.

    Geçtiğimiz Çarşamba günü şiddetli yağmur sonrası oluşan sel, dere kenarındaki köyde bir kişinin ölümüne, köy mezarlığının ise yok olmasına sebep oldu. Selin yıktığı köy mezarlığında sadece bir mezarlık ayakta kaldı. 1995 yılında Hakkari'nin Çukurca ilçesinde şehit olan 1974 doğumlu Jandarma Çavuş Ercan Coşkun'a ait olan mezarlığın başındaki Türk bayrağı bile selden etkilenmedi.

    Eşini geçtiğimiz yıl kaybettikten sonra tek başına yaşamaya başlayan 55 yaşındaki Şehit babası Ethem Ruhi Coşkun, oğlunun mezarı dışındaki tüm mezarların selde yıkıldığını söyledi. Coşkun, "Sel, kocaman blokları, ağaçları söküp götürüyor. Şehit mezarı ve bayrak diğeri burada, bayrağı buradaydı. Aldım bayrağı yıkadım yerine koydum. Birde mezarın mermerini sildim." dedi.

    Şehidin annesinin mezar taşını dere kenarında bulduklarını hatırlatan köyün eski bekçisi Esat Engin ise, "Gördüğünüz gibi bu mezarlar böyle bahçe kısmına doğru gelmiş. Mezar taşları sağa sola yayılmış. Fakat Allah'ın hikmeti ki, Ercan kardeşimizin mezarı bayrağına varıncaya kadar duruyor. Allah tarafından kardeşimize bir şey gelmiş ki, kardeşimiz sapsağlam kalmış. Mezar taşında dahi bir leke yok. Bu olayı duyan vatandaşlar köye geliyor. Hatta şehidin askerden arkadaşları bile buraya gelerek mezar başında dua edip gidiyorlar." diye konuştu.
#12.09.2009 22:51 0 0 0
  • Hat sanatçısı Süleyman Kartal'ın yaptığı ve 'dünyanın en büyük Hilye-i Şerif'i' olarak adlandırdığı eser Mersin'de sergileniyor.

    Hattat Süleyman Kartal tarafından yazılan yaklaşık 50 eser, Forum Mersin Alışveriş ve Yaşam Merkezi'nde sergilenmeye başladı.

    Sergide son Peygamber Hazreti Muhammed (SAV)'in dış görünüşü ile vasıflarının anlatıldığı ''Hilye-i Şerif'' de yer alıyor. Bu güne kadar tek parça kâğıt üzerine yazılmış dünyanın en büyük ''Hilye-i Şerif''i 4 metre boyunda ve 2 metre 60 santimetre büyüklüğünde. Klasik hat sanatı teknikleri ile hazırlanan, çay ile renklendirilip yumurta akı ve şap ile cilalanan eserin de aralarında bulunduğu sergi, 17 Eylül Perşembe gününe kadar görülebilecek.
#12.09.2009 22:36 0 0 0
  • Başkentte okul servis ücretlerine yüzde 7,5 ile 9 arasında zam yapıldı. 2010 eğitim-öğretim yılının başlamasına az bir zaman kala Ankara Umum Servis Aracı İşletmecileri Odası, başkentte uygulanacak yeni servis ücretlerini belirledi.

    Buna göre, Ankara'da servis ücretleri en kısa mesafe olan 0-3 kilometre arasında yıllık 815 TL, 3-6 kilometre arası 870 TL, 6-10 kilometre arası 1.100 TL, 10-15 kilometre arası 1.275 TL, 15 kilometreyi aşan her kilometre için ise 1.35 TL ek ücret talep edilecek.

    Ankara Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (ANKESOB) Başkanı Mehmet Yiğiner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeni düzenlemenin hem vatandaşı, hem esnafı sıkıntıya düşürmeyecek şekilde, günün ekonomik koşullarına uygun yapıldığını söyledi.

    Zammın kilometre oranları göz önüne alındığında yüzde 7,5 ile yüzde 9 oranında gerçekleştiğini ifade eden Yiğiner, 'Ankara Servis Araçları İşletmecileri Esnaf Odası Başkanlığı geçtiğimiz ay yüzde 15 oranında zam talebiyle bize başvurdu. Rakam yüksek olduğu için yeniden düzenlemeleri için iade ettik. Şimdi getirdikleri yeni rakamlar değerlendirildi ve uygun bulunduğu için onaylandı' dedi.

    Ankara Servis Araçları İşletmecileri Esnaf Odası Başkanı Tuncay Elmadağlı da, akaryakıta gelen zam ve girdilerdeki artışın okul servis ücretlerinde yeni düzenlemeyi zorunlu kıldığını söyledi.

    Yeni tarifenin onaylandığını ve yürürlüğe konulduğunu belirten Elmadağlı, velilerin okul servisleriyle ilgili bir sıkıntı yaşaması halinde, oda başkanlığı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin Zabıta Daire Başkanlığına başvuruda bulunabileceğini kaydetti.
#10.09.2009 21:52 0 0 0
  • Andromeda galaksisinin sürekli genişlemesinin sebebi bulundu.

    Bilim adamları bir süredir sürekli genişlediği tespit edilen Andromeda galaksisinin bunu nasıl gerçekleştirdiğini araştırıyordu. Sonunda uluslararası bir bilim adamları topluluğu galaksinin genişlemesinin sırrını resmen keşfettiler.

    Andromeda genişlerken, civarındaki cüce galaksileri kendi bünyesi içine alıyor ve sürekli olarak daha da genişliyor. Bilim adamları Andromeda'nın Dünya'ya oldukça yakın olması sayesinde bu süreci rahatlıkla gözlemleyebildiklerini açıkladılar.

    Dünya'ya yaklaşık 2,5 milyon ışık yılı uzakta bulunan Andromeda'nın diğer galaksilere karşı sürdürdüğü 'yamyam'lığının ise, galaksinin içerisinde bulunması mümkün olmayan özelliklere sahip gezegenlerin tespit edilmesi sayesinde ispatlanabildi.

    Andromeda'nın yakının bulunan Triangulum adlı diğer bir galaksinin yapısının ise Andromeda'ya doğru uzuyor olmasının, 'yamyam galaksi'nin yeni hedefinin Triangulum olduğunu ortaya koyuyor. Bilim adamları eğer bu yakınlaşma devam ederse bir süre sonra iki galaksinin tamamen birleşmesinin mümkün olacağını iddia ediyorlar.
#10.09.2009 21:36 0 0 0
  • Sizin ve bebeğiniz için neyin en iyi olduğuna karar verirken, emziğin avantaj ve dezavantajlarını da göz önünde bulundurun.

    Mayo Clinic'in web sitesinde yer alan habere göre, birçok bebek güçlü emme refleksine sahip. Hatta bazı bebekler doğmadan önce elinin başparmağını ya da diğer parmaklarını emer. Beslenmenin ötesinde emme, sakinleştirici ve yatıştırıcı etkiye sahip. Bugün dünyada birçok aile emzik kullanıyor. Peki bebeğiniz için emzik ne kadar iyi? Amerikan Pediatri Akademisi emziklere yeşil ışık yakıyor. İşte size emzik kullanmanın avantaj ve dezavantajları:

    Avantajları:

    Bazı bebekler için emzik, beslenme arasındaki memnuniyetin anahtarıdır. Emziğin diğer avantajları ise şunlar:

    - Emzik, mızmız bebeği sakinleştirir. Bazı bebekler, ağızlarında bir şey emdiklerinde mutlu olurlar.

    - Emzik, geçici bir avunma sağlar. Bebeğiniz acıktığında, mamasını hazırlamanız için ya da emzirecek uygun bir yer bulmanız için size birkaç dakika kazandırır. Emzik ayrıca bebeğinize yapılan aşılar ya da kan testleri sırasında işe yarayabilir.

    - Emzik bebeğinizin uykuya dalmasına yardımcı olur. Eğer bebeğiniz yatışmazsa, emzik onu kandırabilir.

    - Emzik, ani bebek ölümü sendorumu riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Araştırmacılar, uyurken emzik kullanımı ile ölüm riskinin azalması arasında bir ilişki tespit ettiler.

    - Emzikler emrinize her an hazırdır. Emzik kullanmak istemeyince, atabilirsiniz. Eğer bebeğiniz başparmağını ya da parmaklarını emme alışkanlığı kazanırsa, bunu bıraktırmak daha zor olabilir.

    Dezavantajları:

    - Erken başlanan emzik bebeğin anne sütünü emmesini engelleyebilir. Göğsü emmek emzik ya da biberon emmekten farklıdır. Bazı bebeklere çok erken emzik verilirse, annesinin memesini emmeyi öğrenirken güçlükler yaşayabilir.

    - Bebeğiniz emziğe bağımlı hale gelebilir. Eğer bebeğiniz uyumak için emzik kullanıyorsa, emzik ağzından çıktığında gecenin bir yarısı ağlar.

    - Emzik kullanımı, orta kulak enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Ancak, orta kulak enfeksiyonları bebekler 6 aylık olana kadara az görülmektedir.

    - Uzun süreli emzik kullanımı, diş problemlerine neden olabilir. Bebeğin ilk yılı boyunca normal emzik kullanımı uzun-süreli diş sorunlarına yol açmaz. Ancak daha uzun süreli emzik, üst ön dişleri dışarıya doğru çarpıklaşabilir ya da çıkan dişler düzgün bir sırada olmayabilir.

    Emzikle ilgili bilmeniz gereken diğer konular:

    Eğer emzik kullanmayı tercih ettiyseniz, bunları aklınızdan çıkarmayın:

    - Bebek meme emmeye iyice alışına kadar bekleyin, sabırlı olun. Bebeğin meme emerken rutin oluşturması birkaç haftadan uzun sürebilir. Eğer bebeğinize anne sütü veriyorsanız, uzmanlar emzik vermek için bebeğinizin 1 aylık olmasını beklemenizi öneriyor.

    - Bebeğiniz her ağladığında emzik vermeyin. Bazen pozisyon değişikliği ya da beşiği sallamak bebeği sakinleştirebilir. Eğer bebeğiniz açsa, emzirmeyi ya da mama vermeyi deneyin.

    - Tek parça ve bulaşık makinesinde yıkanabilen emzik seçin. Emzikler parçalandığı zaman tehlikeli olan iki parçadan oluşuyor. Şekli ve dayanıklılığı önemlidir. Çocuğunuzun hoşuna giden emzikten elinizin altında birkaç tane daha bulundurun. Çünkü, birçok bebek, alıştığını emziğin dışındakileri reddediyor.

    - Bebeğinizin emziğe alışmasına izin verin. Eğer emzikle ilgilenmezse, daha sonra tekrar deneyin. Bebeğiniz uyurken emzik ağzından düşüyorsa tekrar vermeyin.

    - Emziği temiz tutun. Emziği bebeğinize vermeden önce, sabunla ve suyla yıkayın, iyice kurutun. Temizlemek için emziği ağzınıza almayın, bu şekilde sadece bebeğinizin ağzına daha fazla mikrop yayarsınız.

    - Emziğinizi koruyun. Sık sık emziği değiştirin, bozulma belirtilerini gözlemleyin. Eskimiş ya da çatlamış emziğin parçaları kopabilir ve tehlikeli hale gelebilir. Boynuna dolanma riski nedeniyle, emziğe özellikle bebeğiniz uyurken ip ya da askı takmayın.

    Emziği bırakacağınız zamanı bilin. Eğer kulak enfeksiyonu gibi bir kaygınız varsa bebeğiniz 6 aylık olduğunda emziği bıraktırmaya başlayın. Kendi haline bırakılırsa birçok çocuk, 2 ile 4 yaş civarında emziği bırakır. Çocuğunuzun emzik kullanımı konusunda kaygılarınız varsa, çocuğunuzun doktoruna danışın.
#10.09.2009 21:22 0 0 0
  • İftar ve sahur sofrasında ölçüyü kaçıdıysanız, hazımsızlık problemi yaşıyorsanız bu öneriler sizin için

    Özellikle iftar sofralarında birdenbire ve fazla miktarda yemek sonrası çektiğimiz hazımsızlık için bazı pratik önerileri araştırdık. En doğrusu aniden çok fazla yemek yememek ve tabi ki yemek sonrası hafif egzersizler yapmak özellikle yürüyüş. Ama cazip yemeklere karşı koyamadıysanız ve biraz da ölçüyü kaçırdıysanız bu öneriler işe yarayabilir

    Damak zevkinize ve bünyenize en uygunu sizin seçiminize kalmış:

    Naneyi demleyip demledikten sonra içine az miktarda tuz atıp içmek

    Hafif soğuk süt içmek

    Özellikle iftar sofralarında birdenbire ve fazla miktarda yemek sonrası çektiğimiz hazımsızlık için bazı pratik önerileri araştırdık. En doğrusu aniden çok fazla yemek yememek ve tabi ki yemek sonrası hafif egzersizler yapmak özellikle yürüyüş. Ama cazip yemeklere karşı koyamadıysanız ve biraz da ölçüyü kaçırdıysanız bu öneriler işe yarayabilir

    Damak zevkinize ve bünyenize en uygunu sizin seçiminize kalmış:

    Naneyi demleyip demledikten sonra içine az miktarda tuz atıp içmek

    Hafif soğuk süt içmek

    Bir bardaktan biraz fazla su

    1 tatlı kaşığı taze kıyılmış zencefil kökü

    Yarım tatlı kaşığı rezene tohumu

    Yarım tatlı kaşığı kuru nane
    Zencefil ve rezeneyi ağzı kapalı bir kap içerisindeki suda beş dakika kadar kaynatın. Ateşten aldıktan sonra naneyi ilave edin. Kapağını kapatıp on dakika daha demlendirin. Süzdükten Sonra arzu ederseniz balla tatlandırarak sıcak sıcak için.

    1 çay bardağı sıcak suya yarım limon sıkılmalı ve 1 çay kaşığı bal ilave edilerek yemek üzerine yudum duyum içilmelidir

    Anason, civanperçemi, lavanta, melisa, papatya ve pelin çayları içilebilir

    Kuru melisa yapraklarını demleyerek içilen bir ya da iki fincan çay hem moral verir hem hazmı kolaylaştırır

    Nane ile çay yap, limonla ve balla tatlandır

    Elma ve kuşburnu çaylarını karıştır ve 10 dk demle

    Yarım bardaktan az suyun içine, 1 tüm limonun suyunu, eğer, şikâyetleriniz daha hafif ise, yarım bardak suyun içine, yarım limon suyunu sıkıp, aç karnına için

    Limon midenize dokunursa, günde 1 fincan melisa çayı içebilirsiniz

    Doğrusu bir fincan Türk kahvesi yada soda da pratik bir çözüm olabilir.
#10.09.2009 21:13 0 0 0
  • Windows XP'yle ilgili olarak, bunca zamandır emsali duyulmamış garip bir iddia...

    Windows'ta otomatik yeniden başlatmanın izin istemeden gerçekleştiği ve veri yuttuğu iddia edildi! TGDaily'e bir okuyucunun yolladığı görsel olay oldu. Windows XP'nin güncellemeden sonra uyarı vermeden sistemi yeniden başlatmasının, toplanan verileri ortadan kaybettiği öne sürüldü.

    Tim B. İsimli internet kullanıcısının iddiası çok ciddi. Lisanslı ve yasal Windows XP Professional kurulu bilgisayarında bir simülatör çalıştırırken bilgisayar otomatik güncelleme yapıyor ve sistemi yeniden başlatıyor. "Bir başka ekrana bakıyordum ki birkaç saniye sonra bilgisayar yeniden başlatıldı. Sistemin kapandığını gözümün ucuyla gördüm. Saatlerce süren simülasyon çalışmalarım gitti!" diyen Tim B. oldukça kızgın duruyor.

    Sisteminin bu olaydan sonra mscorsvw.exe'yi çalıştırırken büyük miktarda işlemci kaynağı tükettiğini söyleyen Tim, güncellemenin .NET ile ilgili olduğunu düşündüğünü söyledi.

    Şimdi, Microsoft'un bu iddiaya cevabı bekleniyor...
#10.09.2009 21:02 0 0 0
  • İyi niyetle kurmuş olabileceğiniz bu yazılımlara dikkat edin; aslında tuzağa düşüyorsunuz...

    Eğer çocuğunuzu internet üzerindeki zararlı içerikten korumak konusunda bir şeyler yapmayı planlıyorsanız, bu konuda dikkatli olmanızda büyük fayda var. Çünkü istemeden daha büyük sorunlara yol açacak bir programdan medet umuyor olabilirsiniz. Çocuğunuzu zararlı içerikten koruyor olabilirler ama tek yaptıkları bu değil.

    Bu tarz programlar bir yandan internetin zararlı bölümlerine girişi engellerken, diğer yandan çocukların MSN, Yahoo Messenger ve AOL gibi anında mesajlaşma programlarındaki sohbet kayıtlarını saklıyor ve daha da kötüsü bu kayıtları satıyorlar. Çocukların konuşmalarını takip eden yazılımlar bu sayede bir anlamda pazar araştırması yapıyor ama kişilik haklarını tamamen yok sayıyor olmaları nedeniyle ciddi bir sorun oluşturuyorlar.

    CHIP
#10.09.2009 20:33 0 0 0
  • "Sahneden Secdeye" Kitabına New York Kitap Festival'inden Birincilik Ödülü
    Kaynak Kültür Yayın Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Tughra Books Yayınevi yazarı Rabia Christine Brodbeck New York Kitap Festivali'nde "From the Stage to the Prayer Mat: The Story of How a World-Famous Dancer Fell in Love with the Divine" (Sahneden Secdeye) isimli eseriyle Maneviyat (Spirituality) kategorisinde birincilik ödülü aldı.

    Önceki akşam Cağaloğlu Kaynak Kültür Merkezi'nde basın mensupları ve seçkin davetlilerin katılımıyla gerçekleşen iftar programında yazar Rabia Christine Brodbeck'e ödülü takdim edildi.

    New York'ta kitap dünyasının en büyük faaliyetlerinden biri olan New York Kitap Festivali, her yıl binlerce ziyaretçiyi Central Park'a topluyor. Festivalde kitap sergilerinin yanı sıra müzik grupları sahne alıyor ve yazarlar kitaplarından okumalar yapıyor. Festival, dikkate değer kitapların daha çok öne çıkabilmesine imkan sunuyor. JM Northern Media tarafından düzenlenen festivalin kitap yarışmasında farklı kategorilerde kazanan kitaplar anons ediliyor.

    Rabia Brodbeck, her satırı hakikat aşkıyla parıldayan bu eserinde, New York'tan İstanbul'a uzanan manevi seyahatini anlatırken modern dansta öncü bir sanatçı olduğu dünya çapında şöhretli günlerden kulluğa, kaotik bir yaşamdan hayranlığa olan dönüşümünü anlatıyor. 1970'li, 80'li yıllarda meşhur bir dans sanatçısı olduğu dönemde New York, İsviçre ve İngiltere'deki en büyük gösteri merkezlerinde sahne alıyordu. Ancak, hayatında bir şeylerin eksik olduğunu gençliğinden itibaren hissediyordu; başarıdan, şöhretten, ya da refahtan daha farklı bir şeyler. Bir gün New York'ta kaderin hoş bir cilvesiyle karşılaştı ve eksik olan şeylerin farkına vardı ve nihayet hakikat arayışı onu şöhretinin zirvesindeyken tanıştığı İslam'a kavuşmak üzere İstanbul'a getirdi.

    Brodbeck'in bir zamanlar sahnede sergilediği zarafetin bir misliyle kaleme aldığı bu eser hakikat arayışındaki okurlara Hakk'a hayranlık duyguları içerisinde İslam'ın ve Resulü'nün evrensel cazibesini sunuyor.

    Rabia Christine Brodbeck İsviçre'nin Basel şehrinde dünyaya geldi. Bale ve modern dans eğitimini Londra'da aldı. Müslüman olduktan sonra İstanbul'a yerleşti.
#10.09.2009 20:20 0 0 0
  • O, dünyada iken cennetle müjdelenen bir insandı. Ancak bütün bunlar, Hz. Ömer'in kendisini insanlardan bir insan görmesine mani değildi.
    İman ve ilimde nurdan bir âbide gibiydi. Onun üstün idare kabiliyeti herkesçe malumdu. Ancak bütün bunlar, Hz. Ömer'in kendisini insanlardan bir insan görmesine ve ahiret endişesiyle iki büklüm olmasına mani olmuyordu...

    Hz. Ömer, müminlerin halifesiydi. O hayatı boyunca Allah Resulü'nün nice iltifatlarına mazhar olmuştu. "Hak ile batılı birbirinden ayıran" manasına "Faruk" ismi ona bizzat Allah Resulü tarafından verilmişti. İki Cihan Serveri onun için:

    "Benden sonra peygamber gelecek olsaydı Ömer olurdu" (Tirmizi, Menâkıb 18) demişti ve yine onu yeryüzündeki iki vezirinden biri olarak saymıştı. Diğeri ise Hz. Ebu Bekir (r.a.)'di. O, dünyada iken cennetle müjdelenen bir insandı. İman ve ilimde nurdan bir âbide gibiydi. Onun üstün idare kabiliyeti herkesçe malumdu. Bu sebeplerdir ki, Hz. Ebu Bekir gibi bir feraset insanı hiç düşünmeden onu yerine halife tavsiye etmişti.

    İtiraz edip, "Allah'a nasıl hesap vereceksin" diyenlere de, "Ya Rabbi onlara içlerinde en hayırlılarını halife olarak bıraktım" derim, cevabını vermişti. Ancak bütün bunlar, Hz. Ömer'in kendisini insanlardan bir insan görmesine ve ahiret endişesiyle iki büklüm olmasına mani olmuyordu.

    Sabah namazı vaktiydi. Ezan okunmuş ve cemaat saf saf durmuş, imamını bekliyordu. Hz. Ömer içeriye girdi, imamete geçti ve her zamanki gibi "Safları düzeltin" diye seslendi, sonra da namaza durdu. Tam namaza durulmuştu ki Hz. Ömer arkasından yediği bir hançer darbesiyle yere yığılmıştı. Hz. Ömer'i evine götürdüler. Namazı Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a.) kıldırdı. Namazı müteakip bütün cemaat Hz. Ömer (r.a.)'in evine dolmuştu.

    "İşte benim derdim buydu"

    Hz. Ömer uzanmış upuzun yatıyordu. Herkes başucundaydı ve hıçkırıklar boğazlarda düğümlenip kalmıştı. Doktorun "Ya Ömer! Vasiyetini yap" dediğini duyunca bir anda içeride bir feryad u figan koptu. Herkes ağlıyordu.

    Hz. Ömer, "Ağlamayın! Ağlayacak olan yanımdan çıksın. Siz Allah Resulü'nün, 'Ehlinin ağlamasıyla ölü eziyet çeker' dediğini duymadınız mı" diyerek onların ağlamasına mani olmaya çalıştı. Hz. Ömer, İbn Abbas'a "Bakın bakalım beni vuran kimdir" diye sordu. Gelen habere göre onu Muğire b. Şu'be'nin kölesi Firuz hançerlemişti. Hz. Ömer bunu öğrenince "Allah'a hamd olsun ki beni bir Müslüman eliyle öldürtmedi" dedi. Bir ara daldı. Baş ucunda duran oğlu Abdullah, gözlerini babasından bir an ayırmıyordu.

    Hz. Ömer'de bir düşünce hem de yüreğini dağlayan bir düşünce vardı. Ve gözlerini açarak ümitsiz bir ifadeyle: "Oğlum! Git, Aişe'ye benden selam söyle. Fakat sakın, Emiru'l-mü'minin'in selamı var, deme. Zira şu anda ben mü'minlerin emiri değilim.

    Ona, "Ömer senden, acaba iki arkadaşıyla beraber yatmasına müsaade eder misin" diye izin istiyor de. İbn Ömer babasının emrini yerine getirmiş ve Hz. Aişe'nin evine gelmişti. Onu bir köşede oturmuş ağlıyor buldu. Babasının arzusunu söyleyince Hz. Aişe validemiz, "Vallahi orayı ben kendim için düşünmüştüm. Fakat bugün Ömer'i nefsime tercih ederim" dedi. İbn Ömer (r.a.) bu müjdeli haberle dönüp babasını müjdeleyince Hz. Ömer birden rahatlayıverdi. Ve dudaklarından şu cümle döküldü:

    "Vallahi işte benim derdim buydu." Çok kereler gözünü açamayacak kadar halsizleşiyordu. Başındakiler ne yemek ne de su teklifiyle onu uyandıramıyorlardı. Fakat içlerinden birisi "Ömer namaz vakti geçiyor" dediği an Hz. Ömer birden ayağa fırlıyor "Namaz! Namazsız adamın İslam'dan nasibi yoktur" diyor ve namazını eda edip tekrar uzanıyordu. İşte Hz. Ömer'in namaza olan iştiyakı bu ölçüdeydi. Namaz dendiğinde akan sular duruyor ve bütün acılarına rağmen namazını ihmal etmiyordu.
#10.09.2009 20:03 0 0 0
  • Konu: matematik
    Biraz kafani yor istersen.Kimbilir ailen seni okutmak için nekadar emek sarfediyordur.Gayret edersen,başarirsin.
#09.09.2009 21:39 0 0 0
  • Dün başladı ramazan ne oluyor müslüman
    Ne ar kalmış gençlerde ne de azıcık iman

    Nerde görse yarini sanki azmış bir eşek
    Utanmasa dolmuşa serecek yatak döşek


    Cahile lafım yok da bilene ne demeli
    Gözleri görüyorken kalpleri de görmeli


    Sokakları ülkemin sanki ecnebi yunan
    Bırak göğsü açanı beli tezgâha sunan


    Cahilin alâmeti isyanda cesarettir
    Ahlakta mahkumiyet en büyük esarettir


    Ne his kaldı gönülde ne de iman neşesi
    Her sokağı ülkemin efes tuborg şişesi


    Milletin çekirdeği özü ailesidir
    Lafı değil kişinin işi ainesidir


    Anneye bak kızına hicâb giydiremiyor
    Beybabalar oğlunu eve girdiremiyor


    Annenin evladının her sözünü yapması
    Kendi doğurduğunun cariyesi olması


    Kıyamet alameti benim söylediklerim
    Bu günü gördüm ise kıyameti beklerim


    Her cümlenin sonunda küfür aldı başını
    Utanırım sormaya küfredenin yaşını


    Milletim dönsün diye terkettim ben işimi
    Rabbimden bekliyorum en güzel bahşişimi


    Kimin nesli bu millet yoksa internetin mi
    Yahut tele-kanalizasyon illetinin mi


    Sesini çıkarmazsan bugün eleştirmezsen
    Yarın çok geç olacak sözü birleştirmezsen


    Evlilik kölelikmiş bekarlık da sultanlık
    Sonudur bekarlığın kaçınılmaz buhranlık


    Artislik olsun diye söylüyorum sanmayın
    Tek derdim odun gibi cehennemde yanmayın


    Gözlerim kan çanağı oluyor hep duygudan
    Derdim uyandırmaktır milletimi uykudan


    Sözüm aza değildir azmış cahil çokluğa
    Cenneti hiçe satan namusu da tokluğa


    Dertgahiyim sözümü söyleyip de durayım
    Sen davul ol ben tokmak kas kafana vurayım


    Recep ÜÇÜNCÜ / Ramazan Rehberi Com
#06.09.2009 22:03 0 0 0
  • Kadir gecesi bir şans oyununa döndü.
    Bir simit çeşidiyle uçurulur oldu.
    Yarına tesiri olmayan¸sadece geçmişi akladığına inanılan bir kadir gecesi üretildi.neredeyse kadir gecesi müziği bile icat edilecek hale geldi.

    O bir istiğfar gecesidir¸ Dönüşüm gecesidir

    Kadir gecesinin bize bağışlanmasının nedeni günahlarımızdan arınma umudumuzdur.
    O gece- ki ramazanı bütün geceleri kadir gecesi olma ihtimalini taşır-Allah'a dönüş yapma kararı verdiğimiz¸ Kur'an ve sünnete aykırı hareketlerimizden kurtulduğumuz¸ kul haklarında arındığımız gece olmalıdır.
    Ramazanın 27. gecesinde bizi gelip bulan bir kadir gecesi değil¸ bizim bütün ramazan boyunca peşinde koştuğumuz kadir gecesi bir ömre bedel gecedir.
#06.09.2009 21:09 0 0 0
  • Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan Türklerin göç tarihi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle olan ilişkileri kadar uzun bir geçmişe sahip. Türkiye, 1961'den başlayarak Avrupa'nın çeşitli ülkeleriyle işçi alımı anlaşmaları imzaladı. 1961'de Almanya, 1964'te Hollanda, Belçika ve Avusturya, 1965'te Fransa ve 1967'de İsveç ile anlaşma imzalanmasıyla ve Avrupa'ya yönelik Türk göçü başladı. O zaman kapılarını Türklere açan Avrupa şimdi Türklere karşı başka bir şekilde bakıyor.
    Her geçen gün Avrupa'nın her ülkesinde Türklere karşı yapılan baskılar artmakta ve Türklere, Avrupa'nın her ülkesinde istenilmeyen bir Millet olarak bakılmaktadır. Yapılan bu baskılar gizli olmaktan çıkmış, artık Avrupalıların deyimi ile "açıkça gidin, biz sizleri istemiyoruz" şeklini almıştır. Avrupa devletleri tarafından çıkartılan ve alınan bütün karar ve yasalar ilgili ülkelerce Integration (entegrasyon) olarak adlandırılmaktadır. Oysa bu Integration Teorisi altında başka bir amaç ve gaye bulunmaktadır. Integration teorisi altında yatan asıl gaye ve amaç, Türkleri asimile etmektir. Ama Avrupalılar Türklerin hiçbir zaman asimile edilemeyeceklerinin, hiçbir zaman yaşam ve kültürlerinden vazgeçmeyeceklerinin farkında olarak, bu sefer baskılarını çıkarmış oldukları siyasal kararlarla devam ettirmektedirler.
    Mesela, Hollanda'da alınmış olunan bir kararla, Hollanda hükümeti ülke içinde okullarda Türkçe öğretilmesini yasakladı. İşte buyurun size AB'de yaşanan bir çifte standart!
    Bize zorla Kürtçe kursları açtıran ve her türlü ortamda Kürtçe'yi serbest bıraktıran AB, şimdi Hollanda'nın Türkçe öğretimini yasaklanmasına seyirci kalıyor. Bu konu derinden incelendiği zaman bölgede Türklerin yabancılaştırılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Çünkü bir milleti dininden, dilinden, örf, adet ve törelerinden mahrum bırakmak o milleti yok etmek demektir.
    Avusturya'da vizeler
    yenilenmiyor
    Yine Almanya ve Avusturya'da çıkartılmış olan yasalara şöyle bir baktığımızda herşey açık ve nettir.
    Avusturya'da geçen yıla kadar uzun vize dedikleri süresiz vize vardı. Şimdi Avusturya Hükümeti bu vizenin süresini önce 10 yıla, sonra 5 yıla düşürdü. Ve elinde süresiz vizesi olan Türk vatandaşlarından uzun vizesini alıp yerine 10 yıllık vize vermeye başladı. Vizesinin süresi bittikten sonra vizeyi uzatmak için gittiklerinde, vizelerinin uzatılmaması için çeşitli bahanelerle karşılaşmaktadırlar. Yine Avusturya'da yasada var olan Türkçe dersi, maalesef Avusturya'nın her yerinde verilmemektedir. Türkçe dersini kısıtlayan Avusturya, Türkleri kendilerine entegre edebilmek için, şimdi mecburi Almanca Kursu yasasını çıkartı. Bir Türk vatandaşı vizesini uzatabilmek için Avusturya makamları tarafından çıkartılmış olan kursa gitmek zorunda ve bu kursun sonunda, kursun başarı ile bitirdiğine dair belgeyi alması gerekmektedir. Eğer bu belge yok ise vizenin uzatılması zor.
    Fransa'nın tavrı
    Mesela, Fransa'nn "ya sev, ya terk et" diyor. Memlekette yaşayan Türk vatandaşlarımızın sosyal haklarının yarısını bile tanımayan Fransa, Türkiye'yi işgalci ve katil olarak tanıtmasına ne demeli. Kim Ermeni soykırım iddialarını inkar edip kabul etmez ise, Fransız makamları tarafından hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Bu bir baskı değilse nedir.
    Fransa'nın kabul etmediği başörtüsü konusu. Bunlar bir 'ya sev ya terk et' demek değil midir? Ya kendi kimliğinden vazgeçeceksin ya da ülkemizden çek git demek değil midir?
    Bunlar sadece Avrupa'nın birkaç ülkesinde Türklere karşı yapılanlar, hemen hemen Avrupa'nın her ülkesinde durum aynıdır. Danimarka ve Norveç'te Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e hakaret maksadıyla kasti olarak yayınlana karikatürlere artık mezkur ülkelerin hükümetleri sıradan bir gelişmeymiş gibi bakıyor. Bu tür tahriklerle Türkleri kışkırtarak onların sınırdışı edilmelerini kolaylaştırmak istiyorlar. Avrupa devletleri bir ülkeyi ve bir milleti içten yıkmayı iyi biliyorlar ki, yaptıkları ve çıkarttıkları yasalar ona yöneliktir.
    Kısaca özetleyecek olursak Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşları her gün baskı altında ve korkarak yaşamlarını devam ettirmektedirler. İşten evine giderken kimle, hangi Nazi ile karşılaşacağı, bugün hükümetin yabancılar yasasında ne gibi değişiklik yapacağı düşüncesiyle korku ve stres içerisinde yaşamlarını devam ettirmektedir. Camiye giden bir Müslüman namazda ve namazdan sonra ne gibi tehlikelerle karşılaşacağı korkusu her geçen gün artmakta, camilere atılan bombalar, dağıtılan ve yıkılan mezarlıklar, basılan ve yıkılan evler, iş yerinde ve sokakta hor görülmeler, bunların hepsi bütün Avrupa devletleri tarafından görmezlikten geliniyor, hatta bu ve bunlara benzer bütün olaylar hükümetler tarafından destekleniyor. Bu olaylara karşı hiç bir önlem almıyorlar, aksine destekliyorlar. Siz eylemlerinize devam edin biz görmeyiz politikası izliyorlar.
    Yapılan bütün bu olaylar karşısında ne Türkiye ne de Avrupa Devletleri önlemler almıyor. Türk hükümeti 'beni rahat bıraksın da ne yaparsa yapsın', Avrupa ise 'beni ilgilendirmez' derken, Avrupa hükümetleri de, Türkler yobaz, ülkemizi terk etsin gitsin insan hakları var demokrasi var ben onları direk kovmam ama dolaylı yoldan onları kovarım ve onları baskı ve zorbalıkla ülkelerine gönderirim diyorlar.
    Yani Avrupa'daki Türklerin dünyanın hiçbir yerinde ülkesi yoktur. Türkiye'ye gelince Avrupalı, Avrupa'da ise yabancı olarak görülüyorlar. Şunu ne Avrupa ne de Türkiye unutmasın, Türkler her iki tarafa da maddi bakımdan çok büyük katkıda bulunmaktadır.
#06.09.2009 19:48 0 0 0
  • Konu: Aura Nedir?
    Aura Nedir Her insan bir auraya sahiptir. Herkes başkalarının aura alanlarını zaten görmüş ya da deneyimlemiştir. Ancak sorun şu ki, çoğu insan bu deneyimi ya reddetmekte ya da hiç böyle bir şeyin olmadığını varsaymaktadır.

    Çocuklar aura görmede ve deyimlemede çok iyidirler. Bu deneyimleri genellikle çizdikleri resimlere yansıtırlar. Şekillerin çevresini değişik ve alışılmadık renklerle boyarlar. Bu renkler çoğunlukla çizdikleri şeyin çevresinde gözlemledikleri süptil enerjileri yansıtmaktadır.

    Çoğunlukla, bu resimler büyükleri tarafından "Hayatım, neden annenin çevresindeki havanın rengi eflâtun?", "Neden kedi yeşil ve pembe?" ya da "Neden kardeşini mavi boyadın?" gibi sorularla karşılanır. Fakat konu kedinin yeşil ve pembe olması ya da kardeşinin mavi olması değildir. Sadece, çocuk bu aura renklerini görmüş ve gördüğünü anlatmak için renkli kalemleri kullanmıştır. Ne yazık ki, bu tür yaklaşımlar, süptil algılamaların ve farkındalığın önünü kapatmaya sebep olmaktadır.

    Birçok şekilde tanımlanabilen aura, maddeyi çevreleyen enerji alanıdır. Atomik yapısı olan her şey, bir auraya, kendisini çevreleyen bir enerji alanına sahip olacaktır. Her maddenin her atomu, sürekli hareket içinde olan elektron ve protonlardan oluşur. Bu elektron ve protonlar elektrikseldir ve manyetik enerji titreşimleridir. Canlı maddenin atomları, cansız maddenin atomlarından daha aktifdir ve titreşimleri daha yüksektir. Bu nedenle ağaçların, bitkilerin, hayvanların ve insanların enerji alanları daha kolay saptanabilir ve görülebilir.

    Aurik Enerji Alanını Deneyimlediniz mi?
    Eğer aşağıdaki sorulardan birine olumlu yanıt verebilirseniz, kendi auranızda dışsal bir enerji alanının etkisini deneyimlemişsiniz demektir.

    1. Bazı insanlarla birlikteyken, kendinizi tükenmiş hisseder misiniz?

    2. İnsanlarla bazı renkleri ilişkilendirir misiniz?(Örneğin, "Bana hep sanki sarı bir insan gibi gözüküyorsunuz.")

    3. Birisinin size dikkatlice baktığını hiç hissettiniz mi?

    4. Yeni tanıdığınız birinden anında hoşlandığınız ya da hoşlanmadığınız oldu mu?

    5. Bir insanın görünürdeki davranışının aksine aslında neler hissettiği ile ilgili bir algınız oldu mu?

    6. Birisi gelmeden ya da siz onu görmeden önce hiç o insanın varlığı ile ilgili bir algınız oldu mu?

    7. Bazı sesler, renkler kendinizi daha rahat yada rahatsız hissetmenize neden olur mu?

    8. Yıldırım sizi sinirli yapar mı?

    9. Bazı insanlar sizi diğerlerine göre daha enerjik yapar mı?

    10. Bir odaya girip, hiç korktuğunuz, dona kaldığınız ya da kızgınlık duyduğunuz oldu mu? Bazımekânlar orada kalmak istemenize neden olur mu? Ya da terk etme hissi verir mi?

    11. Birisi hakkındaki ilk izleniminizi dikkate almayıp da en sonunda bu hissinizin doğrulandığıolur mu?

    12. Bazı odalar diğerlerine oranla daha rahat ve eğlenceli geliyor mu? Bir odadan diğerine farkı hissediyor musunuz? Kardeşinizin odasının sizinkinden nasıl daha farklı hissedildiğine dikkat ettinizmi? Peki ya ebeveynlerinizinki ya da çocuklarınızınki?

    İnsan aurası, fiziksel bedeni çevreleyen bir enerji alanıdır. Bu alan bedeni her yönden sarar. Üç boyutludur. Sağlıklı bir bireyde, bedenin çevresinde elips şekli oluşturur Ortalama bir bireyde, bedenin çevresinde 2,5-3 m genişliğindedir. Kadim üstatların auralarırun birkaç km genişliğinde olduğu söylenir. Gittikleri her yerde çok sayıda insanı kendilerine çekebilmelerinin bir nedeninin bu olduğuna da inanılır.

    Aurik alanları zayıf olanlar, dışsal etkilerden daha çok negatif olarak etkilenirler. Bu durum, daha kolay yorulmaya ve yönlendirilmeye yol açar. Zayıflamış auralar; başarısızlık duygusu, sağlık sorunları ve yaşamın birçok alanında etkin olamayış olarak sonuçlanırlar.

    Auranız ne kadar güçlü ve canlı ise, o kadar sağlıklı olursunuz. Aksi hâlde dışsal güçler tarafından olumsuz yönde etkilenmeye açıksınızdır.

    Bu bedenlerin öncelikli işlevi, ruh varlığının fiziksel yaşamdaki eylemlerini düzenlemek ve koordine etmektir, fakat bu kitapta bu konu üzerinde durulmayacaktır. Şimdilik, bu bedenlerin tüm aurik alanının parçalan olduğunu bilmeniz yeterlidir.

    Doğal enerjiler, beden tarafından kolayca özümsenir ve dönüştürülür. Bireyi sağlığına kavuşturma açısından bilinen bir yöntem, onu hava değişimi için deniz kenarına yollamaktır. Deniz ortamı, yaşamın dört temel elementine sahiptir. Güneşten ateş, deniz rüzgârlarından hava, denizin kendisinden su ve kuşkusuz toprak. Bireyin bedeni bu temel elementleri almaya ve şifa veren enerjilerle tüm fiziksel enerji sistemini güçlendirmeye uygundur. Bu dört element ile iletişim, bireyin dengesini yeniden kazanmasını sağlar.

    Öte yandan aura sadece doğanın elementlerinden özümsenip dönüştürülen enerjilerden oluşmamıştır. Ayrıca, gökyüzünün enerji alanları ile bedenin süptil etkileşimi de bulunmaktadır. Astrolojide sıkça betimlendiği gibi, yıldızsal etkiler de bireyde enerji ifadeleri hâline dönüştürülür. Bazı gezegensel etkiler, bireyi diğerlerine göre daha güçlü ve daha çok etkileyebilir. Unutmayın ki, herkesin kendine özgü bir enerji sistemi vardır ve bu sistemin daha süptil çevresel etkilerle işleyişi ve iletişimi, bireyden bireye değişkenlik göstermektedir. Kısa bir çaba ve gözlemle bile bu etkileri algılayışınızı geliştirebilir ve onalarla daha yaratıcı ve üretici biçimde çalışmayı öğrenebilirsiniz.
#04.09.2009 23:56 0 0 0
  • Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Evren, bilgisayar başında çalışanlarda gözlerde yorgunluk hissi, yanma, batma, kızarıklık, bulanık görme ve baş ağrısı gibi şikayetler ortaya çıkabildiğini belirterek, ''Bilgisayarda 20 dakika çalıştıktan sonra, gözleri kapatarak ya da uzağa bakarak 20 saniye dinlenmek gözleri korur'' uyarısında bulundu.

    Evren, uzun süreli bilgisayar kullanımından kaynaklanan, ''Ekrana Bakma Sendromu'' olarak adlandırılan sorunların, göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Evren, ''Kitap okurken gözler aşağıya doğru baktığı için, yakına bakmak ve gözün uyum sağlaması daha kolaydır. Gözleri yormaz. Oysa, bilgisayar ekranı karşısında yazıları, gözlerimiz düz karşıya bakarken okuruz. Bu, gözleri zorlayan bir durumdur. Ayrıca, bilgisayar ekranına düz baktığımız için göz kapaklarımız daha aralıktır. Bu durum, gözyaşının daha çok buharlaşmasına ve gözün kurumasına neden olur. Ayrıca, bilgisayar başında yoğun çalışırken göz kırpma sayımız yarı yarıya düşer. Bu durum da gözlerde kuruluğa neden olur'' diye konuştu.

    Bilgisayar ekranından ışık yansıması ve çözünürlüğün de göz sağlığı üzerinde önemli etkileri olduğuna dikkati çeken Evren, ekrandan yansıyan ışığın gözü yorduğunu bildirdi.Evren, ''Ekrana Bakma Sendromu''nun sağlıklı bireylerde bile problem olduğu düşünüldüğünde; kuru göz sorunu olan, göz yaşı miktarını azaltan ve vücuttan su atmaya yönelik diüretik grubu tansiyon ilacı, alerji için antihistaminik, doğum kontrol hapı ya da kontakt lens kullananlarda bu sorunun daha belirgin ve hızlı ortaya çıkacağı uyarısını dile getirdi.
#04.09.2009 20:36 0 0 0
  • Konu: Su Aygırı
    köpek dişleri aynı şekilde tehlikeli silahlarıdır. Bunlar yetişkin bir timsahı bir ısırıkta ikiye ayırabilirler. Su aygırı kayıklara saldırmaktan da çekinmezken, küçük olanlarını ters-yüz edebilecek durumdadır.
#04.09.2009 19:36 0 0 0