İki softa, "Ramazanda bedava yiyip içeriz" diye bir Bektaşi köyüne misafir olmuşlar. Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gitmiş. Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sormuş:
-Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?
O da kendini üstün göstermek için, şöyle cevap vermiş:
-Bırak şunu, eşeğin tekidir!
Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sormuş:
-Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?
Bu softa da öteki gibi cevap vermiş:
-Bırak şunu, öküzden farkı yoktur!
Akşam olunca iftar sofrası kurulmuş. Tepsinin üzerinde arpa ile samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sormuşlar:
-Bunlar ne erenler?
Bektaşi gülerek cevap vermiş:
-Biriniz eşek, ötekiniz öküz; sizin için bunlardan daha iyi azık olur mu?
Sarhoşluğun kaç hali vardır diye oturup düşündüm. Aşk sarhoşu, meşk sarhoşu, servet sarhoşu, güç ve iktidar sarhoşu en kötüsü de kibir sarhoşluğu.
Bu tip insanlar kibir tarlasında bolca tırpanladıkları kibri heybelerine doldurup sırtlarına vurarak yollara düşer. Az giderler, uz giderler. Nereden nasıl geldiklerini bile unuturlar. Kibir denen illet; kara yüreklerine karabasan gibi çöker. Dün bir kanalda Hitler'i izledim. Adam nasıl kendine âşık, nasıl kendine narsist. Kibirden sarhoş olmuş. Narsistler, her konuda ve her yerde hegomanya kurmayı severler. Amaçları toplumda tek ve top olmaktır.
Kısaca kendilerine âşık ve o aşkın sarhoşluğu içindedirler. Kördürler bakar ama görmezler.
Şöyle bir göz atacak olursak yakın çağ diktatörlerine;
Mussolini, Hitler, Stalin, Castro, Franco. Hepsinin o kadar çok müşterek özelliği var ki. Beşer Esed'i de katalım isterseniz. Bilmiyorum başka var mı?
Tolstoy der ki, "Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar. "Türkiye’de uygulanan beşinci sınıf demokrasidir. Uygar ve demokratik toplumların ciğerleri özgürlükle nefes alır. Halkın protestoları ve sivil toplum örgütleri demokrasileri besler ve yaşatır. En büyük irade sadece halktır.
Halk kendi sağlığı dâhil, yaşantısı için alacağı her karara muktedir ve özgürdür.
Başbakan halkın sağlığını düşündüğü için alkol yasağına gidildiğini belirtti.
Başbakan bilmiyor galiba sağlıklı bir beden sağlıklı bir ruh halinden geçer.
Halk önce psikolojik anlamda doygun ve yapılanmış ise yani ruh hali iyi ise, fiziksel sağlığı da iyi olacaktır. Bireysel sağlık dingin bir insan psikolojisi ile doğru orantılıdır. Taksim Gezi Parkı olayları bardağın son damlası olup taşmıştır. Sigara, içki yasağı, gâvur İzmir, iki ayyaş, dizilere müdahale,19 Mayıs 29 Ekim 10 Kasım 23 Nisan 30 Ağustos ve daha nicelerine sürekli bir engelleme içinde olmak. Şehit analarına "yaygaracı." Babalarına ise "Ananı al da git." , "İki çocuk yetmez bas gaza." Kürtaj yasağı, Apo'yu nazlayıp, Obama’ya nazlanmak.
Atatürk Orman Çiftliği’ndeki ağaçları kesip yok etmek.
PKK’ya yol verip bir üstüne üstlük ellerine piknik sepeti vermek. Bütün bunları Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın yapmış olduğuna inanmak istemiyorum. Ancak hepsi gerçek. Ancak gençler nasıl bir ağacın kökleri olduğunu gösterdi. Sabrın da bir sonu var. Bir gün taştı mı bendini yıkar geçer…
Beni dahi polise düşman ettiniz.
Bundan böyle polise olan nefretimi, hayatım boyunca hiç kimse gözlerimden ve belleğimden silemez. En önemlisi ise güven duygularımı yıkıp vatandaş olarak beni yalnızlığa mahkûm ettiniz. Bu bozuk psikolojiyi kim tedavi edecek. Yazılarımı ben, sen ve onlar için yazmıyorum. Hepimiz için yazıyorum.
Sayın Başbakan sizden bir ricam var. Lütfen bir ayna alıp gözlerinize bakın.
Gözlerinizdeki kin ,öfke, nefret duygularını siz de bizatihi görün... Siz kendinizi sevmediğiniz için böylesiniz. Kendinizi sevseydiniz biz vatandaşlarınızı da sever korur ve bize " Çapulcu " demeye yüreğiniz el vermezdi.
Bir Başbakan toplumu bölüp" biz ve siz" diyemez. Tüm vatandaşını aynı duygu ile sarıp, sarmalayan bir Başbakan görmek isterim ben. Beni dahi önyargılı yaptınız. Sokakta yürürken sürekli insan analizi yapmaya çalışıyorum. Mutlu musunuz? İçinizdeki nefret duygusu sizi boğacak… Sevmeye çalışın. İnsanı, doğayı, bitkiyi, hayvanı evreni sevin. Sevginin açamayacağı hiçbir kapı yoktur.
Bizleri sizin istediğiniz gibi değil, olduğumuz gibi sevin.
Dünyanın en güzel hissi birinin yüzündeki gülümsemenin nedeni olduğunu bilmektir. Gülümsememizin nedeni olun. Gülmek beyni rahatlatır, sakinleştirir. İnsanlara zevk ve umut verir. Acıları ve kederleri unutturan bir ilaçtır gülmek.
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine."
"Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir."
Biz artık damla değil, sel olup ormanlara taşıyoruz.
Meğer toplum olarak ne çok özlemişiz birbirimizi.
Birbirimize arkamızı dönüp sağlam bir taşa yaslanmayı.
Dr. Ahu PAKDEMİRLİ
Çok sevdiğim bir arkadaşımın çocuğuna bu tanı kondu: Arnold Chiari malformasyonu. Büyüme geriliği nedeniyle araştırılırken çıktı ortaya. Kitaplarda okurken ya da beyin cerrahisine hasta gelince insana çok uzakmış gibi geliyor. Sanki bu hastalıklar bize hiç olmaz, başımıza gelmez diye düşünülüyor. Binde birin altında görülme sıklığı ama sizi bulduysa geri kalan 999 küsur sizi ilgilendirmez artık sizin için 1000'de 1000'dir!
Hekim değilseniz ve o binde birlik grupta değilseniz muhtemelen şuan adını ilk kez duydunuz bu hastalığın. İlk kez 1890'da Avusturyalı patoloji profesörü Hans Chiari beyincik (serebellum) ile omurilik arasında bir anomali tarif eder. Bu doğumsal bir anomalidir tıptaki söylemiyle 'konjenital'. Basitçe tarif edersek beyin fıtıklaşır ve kafatasından aşağıya omuriliğe doğru taşmaya çalışır.
Kafatasımız tek parça yekpare değil, kemiklerin birleşmesiyle oluşur. Hani bıngıldak kapanır da kemikler sertleşir ya işte kemikler kapanır birbirine yapışır lakin arada omurgayla birleşen büyük bir delik vardır. Bu delikten beynin devamından omurilik yani sinirler çıkar. Latince'de büyük delik anlamında Foramen Magnum denir buraya. Normalde buradan sadece omuilik çıkarken beyin de dışarı çıkmaya kalkar. Beraberinde omurilik içinde kist olması ile de karşılaşabilir (siringomyeli). İş sadece fıtıklaşmayla da kalmıyor, eşlik eden başka hastalıklar da var. Örneğin boyun kemiklerinde doğuştan kaynama (Klippel-Feil Sendromu), kafatabanı kemiklerinde yukarı doğru kubbeleşme.
Chiari malformasyonunun 4 ana tipi var. Foramen Magnum'dan sadece beyinciğin alt uç kısmı (tonsil) çıktıysa bu Tip I, tonsille beraber beyin sapı da hareket ettiyse Tip II denir. Tip II'de ilave olarak belde veya sırtta omuriliğin kapanmamasına bağlı problemler de olur (myelodisplazi).Sırttaki omurga kapanmaması ve beynin ağşağı fıtıklaşmasına Tip III, nadiren görülen beyinciğin tamamının olmayışına da Tip IV denir.
En sık baş ağrısı şikayeti olur. Görme bozuklukları, kas sertlikleri ve ağrı-ısı duyusu kaybı olabilir. Beyincik etkilendiğinden onun görevi bozulur ve dengesizlik, koordinasyonsuzluk ve sık sık düşme meydana gelir. Beyin sapı etkilendiyse yutkunma konuşma güçlüğü de olur. Aslına bakarsanız bu şikayetler pek çok hastalıkta olur. Tanıyı hekimler esas görüntüleme teknikleriyle koyar. Düz bir röntgen filmi genelde ilk yapılan tetkiktir ve kemiklerde anomali var mı bakılır. Tomografi ve MRI ile beyin, omurilik, fıtıklaşan dokular daha iyi görülür.
Tanı konduktan sonra sıra tedaviye gelir. Eğer şikayet yoksa tamamen tesadüfen bulunduysa tedaviye gerek olmadan sadece takibi yapılır. Şikayetler varsa veya fıtık büyüyorsa cerrahi müdahalede bulunulur. Fıtıklaşan bölgedeki basıyı rahatlatmak için kafa tabanındaki kemiğin bir kısmı çıkarılır (posterior fossa dekompresyonu) , sıvı toplanması varsa şant denen minik hortumla sıvı boşaltılır (sirinksin şantı).
Keşke sadece kitaplarda kalsa başımıza hiç gelmese şu hastalıklar!
Biber gazının kalıcı etkisiHaziran 6, 2013 |
CHP'li Yüceer, Gezi Parkı direnişiyle bir kez daha gündeme gelen biber gazının yasaklanmasını istedi.
CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ile düzenlediği basın toplantısında Gezi Parkı direnişini ve polis tarafından yoğun bir şekilde kullanılan biber gazını gündeme getirdi. Biber gazının yasaklanmasını isteyen Yüceer, 2011 yılında Artvin Hopa'da HES protestosu sırasında Metin Lokumcu ile 2012 yılında İstanbul'da mahalle kavgasını ayırmak isteyen 30 yaşındaki astım hastası Çayan Birben'in polisin kullandığı biber gazı nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlattı.
MASUM İNSANLAR ÖLDÜ
CHP'li Yüceer, Çayan Birben'in suçunun içinde bile bulunmadığı bir kavgayı görerek yalnızca insani duygularla ayırmak istemesi, Metin Lokumcu'nun suçunun ise doğup büyüdüğü köyüne sahip çıkmak; köyünde yapılacak HES projesine, doğa katliamına 'hayır' demek olduğunu bildirdi. Yüceer, 'İnsancıl bir gencimiz kaderi bir mahalle kavgasını ayırmaya çalışırken biber gazıyla ölmek, köyüne doğaya sahip çıkan bir yurttaşımızın kaderi, biber gazıyla ölmek olmamalıdır' diye konuştu.
BİBER GAZININ KALICI ETKİSİ: ÖLÜM
İktidarın İçişler Bakanlarının, arka arkaya yaptıkları açıklamalarla, biber gazının insan sağlığı üzerinde 'kalıcı' bir etkisinin olmadığı iddiasında bulunduğunu kaydeden Yüceer, biber gazına bağlı ölümlerini anımsattı. Yüceer, Hatice İdin, İbrahim Sevindik, Musa Dağ, Mehmet Uytun, Hacı Zengin, Kazım Şeker, Metin Lokumcu ve Çayan Birben'in 'kalıcı' olarak öldüğünü belirtti. Biber gazlarının kimyasal silah olduğunu ve yurttaşların ölümüne nende olduğunu söyleyen Yüceer, 'İçinde bulunan kimyasallar nedeniyle, insan sağlığını büyük ölçüde tehdit eden, insan üzerinde kalıcı hasarlara neden olan ve ölüme sebebiyet veren biber gazlarının zararları gerek sağlık örgütleri gerek bizler, gerekse basın yoluyla defalarca dile getirildi. Buna rağmen, polis, pervasızca, zalimce, biber gazının şiddetle kullanmaya devam etti' ifadelerini kullandı
DEVLET TERÖRÜ
CHP'li Yüceer, Gezi Parkı'nda 50 kişilik küçük, masum ve çevreci bir eylem olarak başlayan olayın, polisin biber gazlı sert müdahalesiyle yurda yayıldığının altını çizdi.
Yüceer şöyle konuştu: İnsan sağlığını hiçe sayarak, olur olmaz yerde, büyük küçük demeden, hasta demeden, evlerin içine, hastanelerin içine mahalle kavgalarında bile, hiçbir uyarı yapılmaksızın yoğun bir şekilde yurttaşlarımıza biber gazı sıkılmaktadır. Bunun adı Devlet terörü ve halkına zulmetmektir. Huzuru, barışı, güvenliği, kontrolsüzce biber gazı kullanarak öldürerek mi sağlayacaksınız? Biber gazından öldürdüğünüz kişiler hakkını arayan, emeğinin peşinde koşan işçiler, öğretmenler, memurlar, parasız eğitim isteyen, okumak isteyen öğrenciler, çevresine sahip çıkan doğa severler. Ve son olarak ağacına, kimliğine, özgürlüğüne, onuruna, geleceğine sahip çıkan gençler! Bu ülkenin kendisine verdiği anayasal hakkı kullanan, vergisini veren, üreten emekçi yurttaşları. Ama onlara hak görülen layık görülen ise biber gazı, şiddet ve ölüm" şeklinde konuştu.
BİBER GAZI YASAKLANMALI
CHP'li Yüceer, yoğun bir şekilde olur olmaz yerde biber gazı kullanılmamasını, polislere biber gazıyla uygulatılan Devlet terörünün, bir an önce son bulmasını, bugüne kadarki olaylarda kusuru olanların, başta İçişleri Bakanı olmak üzere, bu ve benzer olaylarda sorumluluğu, olanlar hakkında gereğinin yapılmasını istedi.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Seneye Seviye Belirleme Sınavı'nın (SBS), tek sınav ve test ağırlıklı olmayacağını belirterek, "Öğrencilerimiz derslerdeki yazılıdan aldığı notlar da değerlendirmeye katılacak. Notların öğretmenler tarafından şişirilmemesi için de buna fırsat vermeyecek bir düzenleme yapacağız" dedi.
Eskişehir'in Han ilçesinde düzenlenen 'Bahar Şenliklerine' katılan Bakan Avcı, SBS hakkında açıklamalarda bulundu.
NOT ŞİŞİRMECE OLMAYACAK
SBS'nin tek sınavlı ve test ağırlıklı olmayacağını belirten Avcı "Daha doğrusu dershane ağırlıklı olmayacak. Sene içerisinde girdiğini derslerde aldığınız notlar da değerlendirmeye katılacak. Öğrencilerimiz gelecek senelerde dershanelerden aldıkları notlarla değil, okullarında derslerinde gördükleri konulardan sınavagirecekler. Sene içinde matematik, Türkçe gibi derslerden yazılıdan alınan notlar değerlendirmeye katılacak. Notların öğretmenler tarafından şişirilmemesi için de buna fırsat vermeyecek bir düzenleme yapacağız. Öyle not şişirmece olmayacak" diye belirtti.
Konut Kredisi başvurusu için tıkla. 10 yılda %0,67 burada
Soran, sorgulayan, anlaşılmaz yanıtlar alınca ısrarla soran bir yapısı var gençliğin Vazgeçmeyen, pes etmeyen, doğru bulmadığına karşı çıkan
Doğru bulduğuna sarılan,
Elinden doğrusu alınmaya kalkıldığında ona sımsıkı sarılan,
Bir ağacın bilge gövdesine sarılır gibi
Sahiplenen gençlik.
Yalanlarla, aptallıklarla, tehditlerle, onursuzlukla boğmaya kalkar, onlar kadar 'güzel' olmamakta ısrar ederseniz gençlerin ne denli güçlü bir ateş olduğunu görürsünüz.
İstanbul'daki gençler, tüm dünyanın hayretle izlediği bir işi gerçekleştirdiler. Taksim'de Gezi Parkı'ndaki ağaç kıyımına engel olmak için bir direniş başlattılar. Uygarlığa en güzel örnekle ağaçlara sarıldılar sımsıkı Kentlerinin ağaçlarına sahip çıktılar şarkılarla, sempatiyle, iyi niyetle, şiddetsiz gençlik güzellikleriyle..
İçlerinde solcular,sağcılar, İslamcılar, İTÜ'lüler, Boğaziçi'liler, sanatçılar, işsizler, ağaçlara sahip çıkma ortaklığında her genç vardı. Polisin vandal ve sert tepkisiyle karşılaşınca olanlar oldu..
Kanlar içinde kaldı fidanlarımız, kimyasallar, coplar, sopalar, basınçlı sulara maruz kaldılar. Kollarını, gözlerini yitirdi bazıları, kimileri polis panzerinin altında kalarak can verdi..
Biber gazıyla yandı yüzleri, gözleri içimiz yandı.
Eylemin beşinci gününde kentin ve ülkenin dört bir yanından direnişe destekler gelmeye başladı. İstanbullular Taksim'e akın ederken, Eskişehir, Hatay, Edirne, Zonguldak, Ankara, İzmir, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kaş ayağa kalktı ülkenin her yerine bu gençlerin ateşi yayıldı. Gezi Parkı direnişi ülkenin iktidara karşı protestosuna dönüştü.
Gençlerimiz sırt çantalarını hazırlayıp kendilerini sokaklardaki insan selinin içine attılar, onları hiçbir güç durduramaz oldu.
Şimdi hepimiz direnişteyiz
Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler, Beşiktaşlılar
Esnaflar, anneler, aydınlar, sanatçılar
Doktorlar, askerler, memurlar,
Komşularımız, meslektaşlarımız, arkadaşlarımız
Bu iktidardan zarar gördüğünü fark eden herkes
Birlikte.. yardımlaşarak omuz omuza
Kurtuluş savaşından bu yana hiç olmadığı kadar.
Bugün sisler içinde İstanbul tüm ülkeyi ardına almış aydınlığa çıkmaya çalışıyor.
Bugün başı dumanlı şehrimin, özgürlük için sancı çekiyor..
Başlatmaktı zor olan, bunu başaran gençlerimiz oldu onlar tüm dünyaya örnek olacak bir şey yaptı
Uyuyan koca bir ülkeyi uyandırdı.
Atatürk gençlere güvenmekte ve ülkeyi onlara emanet etmekte haklıymış
Gençlerimiz ve ateşi sayesinde şimdi 'her yer Taksim, her yer direniş'.
Ve belki de bir devir devriliyor,
Ne biber gazı, ne panzer durduramıyor.
Bugün sisler içinde İstanbul tüm ülkeyi ardına almış aydınlığa çıkmaya çalışıyor.
Bugün başı dumanlı şehrimin, özgürlük için sancı çekiyor..
Çıktık açık alınla, sonradan kapandı başlar
Bu yurt bizim yurdumuzdur, istediğimize parselleriz, değil mi arkadaşlar
Türk önde, Türk ileri
Oldu mu ya şimdi
Bir ileri
İki geri
Hep öyle demez miydi rahmetli
Hayır dualarımız üzerine olsun
Rasiiim, hesapları al evladım, kasamız dolsun
Bırak şimdi veli nimet ayaklarını, isterse memnun olsun
İstemez ise
Salla, altıncı yola
Hayrımız olsun
Söğüt'ün erenleri
Çevirin gidenleri
Yurtta barış, dünyada barış
Zaten kardaşız
Al kızı, ver papazı
Niye he demiyon lan, zalımın kızı
Tekbiiir
Ya Allah, bismillah
Yapma ağam, n'olur
Ben daha bakireyim
Ben de ikinci Lui
Nasıl sakinleştireceğiz buni
Hadi yine şanslısın, bulduk bak çaresini
Mute nikahı ile açacağız peçesini
Biz biliriz işimizi
İşimiz kimseden sorulmamıştır
Tarih boyunca
Topla
Tüfekle
Başımız ağrıyor biraz, işler de limoni beyim
Eller bindi taht-ı revana,
Ben ise her devirde yerdeyim
Çözümsüz denklem gibiyim
Her gelen beni elliyor
Müsaadenizle beyler
Biraz da ben elleyeyim
Doğrudur
Dalları bastı kiraz
Ama böylesi naz
Beni bile usandırır Binnaz
Hala naz peşinde misin kurnaz