Koreografi - Koreografi Nedir - Koreografi Hakkında
Bilindigi gibi balenin birincil görevi ya bir öykü anlatmak bir bakis açisini ortaya koymak ya da bir duyguyu veya ruhsal durumu ifade etmektir. Bu faktörlerden bir kaçinin veya tamaminin bir bilesimi de söz konusu olabilir. Geleneksel bir bale eserinde öykü belirlenmis sonuna dogru gelisirken bir noktada balenin dramatik `developmani`na (gelisimine) hiç bir sekilde katkisi olmayan bir veya bir dizi dans tarafindan geciktirilebilir. `Coppelia` ve `Findikkiran` ile `Uyuyan Güzel`in son sahneleri de bu tür `divertisman` veya `diversiyon`lari içermektedir.
Modern koreografinin babasi Fokine`in yirminci yüzyil baslarinda ortaya çikisiyla birlikte balede konu giderek önem kazandi. `Petruska` `Sehrazad` ve `Ates Kusu`nda divertisman yer almamaktadir. Bir Fokine balesinde dans montaji senaryodan ayri ele alinamaz.
`Glen Tetley` gibi daha çagdas bir koreografin yarattigi bir balede -özellikle `Tristan` ve `Field Figures`de- hareket dili gerisinde kisisel heyecan ve duyarlilik tabakalarinin yayildigi bir ayine benzer: Bu `Petipa ve Kugu Gölü`nden çok farkli bir dildir.
Petipa Fokine ve Tetley bale`de son bir yüzyilda üç kesin evreyi simgelerler ve tüm koreograflarin birer temsilcisidirler. Dans sanatçilari ve meslekten kisiler disinda koreografin tam görevi hakkinda sasirtici bir düsünsel karmasa hüküm sürmektedir. Insanlar bale eserlerinde çogu dansin dogaçlama oldugunu ve dansçilarin improvizasyon yaptiklarini düsünürler. Her ne kadar bazi çok modern dans çalismalarinda bu tür dogaçlama kesitler varsa da -zamanin veya müzigin iki noktasi arasinda böyle bir improvize öge ye izin verilmistir ve hatta tesvik edilmistir- o kadar ender yer alir ki bizi konumuzda çok fazla ilgilendirmemektedir. Balelerin büyük bir çogunlugunda adimlarin sirasi ve hareketlerin ardilligi genellikle dikkatle hesaplanir ve önceden çalisilir. Koreografi çok kesin bir sanattir. Ingiliz bale elestirmeni A. V. Coton bir yazisinda bunu söyle açikliyor: `Koreografi tensel ve entellektüel açidan doyurucu bir gösteri olan dans ve mimik sanatinin düzenlenmis bir modeli veya yapisidir; bir öyküyü aktarmak için yasamin bir evresini yorumlamak amaciyla veya sadece hareketin bir gösterisini sunmak üzere -ki bu balenin en yüksek formudur- orkestranin zaman bölümlenmesiyle bagintili bir zaman ölçegi üzerinde düzenlenen ve kadin veya erkek sahne üzerindeki her kisi tarafindan her an kullanilan hareketlerin ve jestlerin eylemsel ardilligidir.`
Koreografi sanati hakkinda çok anlamli olan bu tanimlama `Coton`un `A Prejudice for Ballet/Bale için Bir Önyargi` (1938) isimli ünlü kitabindan alinmistir. Koreografi kelimesi iki Yunanca sözcügün bir bileskesidir: `Khoros` dans anlamina gelir ve `graphia` da yazi yazmak demektir. Bu nedenle koreografi gerçek karsiligiyla bir dansin veya dans dizisinin yazilmasi yani kaydedilmesidir. Koreograf ise danslarin yazaridir yaraticisidir; hareketin heykeltrasidir. O`nun sanatinin özü dansçinin vücududur. Koreograf heykeltrasin çamurda yaptigi çalismanin tamamen aynisini dansçinin vücudunda yapar. Bir hareketi su veya bu sekilde denedikten sonra eger sonuçtan tatmin olmazsa o fikri kafasindan atar ve yeni bir deneme yapar.
Dansçi haftalar boyu (ve bazan da aylarca) koreografin yaratici denemelerine itaat eder. Ortaya konacak yeni balede O`nun kisiligi kadar icra yetenegi de dogrudan dogruya yöntemi etkiler. Tüm kusurlari ve sinirliliklari kadar meziyetleri de yaratici eylem sürecinde kendilerini açiga vurur. Böylece kisa zamanda koreografin bale hakkindaki nihai düsüncelerine de tesir eder. Bunun nedeni dansçinin tam bir enstrüman olmayisidir. O ayni zamanda bir insandir ve sonuçta hiç biri de tem anlamiyla mükemmel degildir. Bu canli çok yönlü enstrüman yeni bir bale üzerinde çalismaya baslayan koreografa sunulur; seçimi koreograf yapar.
Danslar ve dogrusu tüm baleler imitasyonun daha az animal bir yöntemiyle elde edilir. Dansta yaraticiligin ciddiye alinabilecek baska bir yöntemini henüz hiç kimse gelistiremedi. Sarkici veya aktörün tersine dansçiya provalarina baslamasindan önce ögrenmesi için bir metin veya partitur verilemez. Tüm yapabilecegi koreografça ondan istenen her talimati direktifi yeteneginin en yüksek verimiyle yerine getirmesi ve kopya etmesidir.
Gelin simdi kendimizi bir prova stüdyosunda var sayalim: göz alabildigine genis ve yüksek tavanli olan odanin her duvari boydan boya ayna ile kaplidir. Yeni sahneye konacak bale eseri için koreografça seçilen dansçilar burada toplu halde çalisirlar. Koreograf belirli bir hareket veya adimi bu figürlerin o dans veya baleyle bagintisini belirterek açiklar. Buradan yola çikarak verilen bilgiler üzerinde dansçi ayrintilara girer ve koreografin görmekten hoslanacagini düsündügü sekilde bir icra yapar. Adimi kendisinin `en iyi` oldugunu sandigi sekilde yorumlar. Bu arada düzeltmeler veya ek adimlar için öneriler ortaya konmakta veya tamamiyla yeni bir yaklasim yapilmaktadir. Eger koreograf uygun bulursa dansçinin o adimla ilgili düsüncesi sonuçta baleye dahil edilir.
Özellikle balede sonucu etkiliyorsa dansçi ve koreograf arasindaki iliski çok yakindir ve her birinin sonuca katkisi çogu kez birbirinden ayirt edilemez. Diger taraftan bazi koreograflar bir balenin yaratilisi sirasinda bir dansçinin yapmasini veya yapmamasini istedikleri seyler konusunda çok kuralcidirlar ve bazi zamanlar son derece otokratik (müstebit) `tirler.
Antony Tudor bale`nin büyülü dünyasina gerçek karakterleri gerçek problemleri ile takdim etmeye cüret etmis bir kisi olarak yeni bir balede ne istedigine oranla ne istemedigini daha fazla bilen koreograflar kategorisine girer. O; agir ancak dikkatli bir çalistiricidir ve bir perfeksiyonisttir. Her seyin mükemmel olmasini asiri derecede isteyen bir kisi olarak acemice bir is görecegine o baleyi daha elbise provasi sirasinda birakmayi tercih eder. Bir zamanlar `Genellikle bir heykeltras gibi bale yaratirim` diye açiklamisti `disari attiklarim içine koyduklarimdan fazladir. Hemen hemen provalara baslayana dek ne yapacagimi bilemem ki bu dansçilari çilgina çevirir. Fakat çalismalara basladigimda ne istemedigimi bilirim.`
Bir koreograf provalar esnasinda genellikle neyin ifade edilmesinden hoslanacagini belirten çok kabataslak bir tarif verir ve sonra dansçidan vücudundan dogal bir sekilde akan mimik jest ve adimlari kullanmasi yoluyla bunu denemesini ve seçecegi herhangi bir yoldan yorumlamasini ister. Hatta eger balerinin hareketleri sonuçta koreografça kullanilmazsa en azindan ise yarayacak bir `baslangiç noktasi` sart kosulur. Bundan dogabilecek bir fikir kivilcimi genisletilerek güzel ve olumlu seylere dönüsebilir. Bu yöntemi benimseyen koreograflarin sayisi sasirticidir ve süphesiz dansçilar arasinda daha çok ilgi toplar; çünkü bu yöntemde dansçilar koreografla hemen hemen es deger iliskiler içindedir. Yorumlayici olarak karsilastirildiklarinda yaratici olmakta ve isbirligi yapmaktadirlar.
Alti çok farkli koreograf -üçü Amerika`li (Eliot Feld Paul Taylor Lar Lubovitch) ve üçü Ingiliz (Jack Carter Peter Darrell Kenneth MacMillan) - nasil yeni bir bale yaratmaya hazirlandiklarini söyle açikliyorlar:
Eliot Feld: `Dansçilarla prova odasina gitmeye kalkismazdan önce balenin elle tutulabilir fikri aklimda tamamlanmistir. En azindan simdiye kadar bu böyle olmustur. Fakat provaya gitmezden önce adimlari zihnimde canlandirmam. Bununla beraber bazi zamanlar provadan önceki ilk gün bir veya iki adim hazirlarim ki bütün baski üzerimdeyken açikta kalmayayim. Bundan sonra yaraticiligin yükünü ve sorumlulugunu daha esit bir sekilde bölüsürüz.`
Paul Taylor: `Provalara baslama olasiligimdan daha önce bir fikir için beklemek zorunda kalsaydim hiç bir zaman basariya ulasamazdim. Fikirsel hazirligi yönünde çok bir sey yapmam. Yalnizca dansçilarla stüdyoya gider ve onlardan bir seyler yapmalarini rica ederim ki bu en azindan dansçilari benim `bir fikrim oldugunu` düsünmeye yöneltir. Benim fikirlerim her nasilsa ne istedigime gelisim içinde karar vermekten çok tam çalisma süreci içinde olusur. Dansçilarin yapmalari gerekeni tasarimlamaktan çok dansçilarin rehberlik yaptigi her öneriye açik bir zihnin gerekliligine inanirim. Her ne kadar onlar oyuncak veya alet degillerse de bana hamur gibi gelirler. Bireyler düzeyinde onlara son derece vakifim ve `servisi` onlar için üzerime alirim. Çalisma esnasinda huysuz ve inatçiyimdir; provalarda bir çok degisiklik talep eder ve hatirlama gücü isterim. Her bale zaman içinde denedigimiz ve iskartaya çikardigimiz tüm mümkün fikirler ve permütasyonlarla bir yirminci bale gibidir.`
Lar Lubovitch: `Genellikle stüdyoya gitmezden önce defalarca müzigi dinlerim ve çogu kez evimde kendim dans ederim. Kendimi tam anlamiyla dogaçlamaya terk eder o anda bana dogru gelen her seyi yaparim. Bu fikirlerin neler oldugunu asla bilemem. Hatta bu fikirler hakkinda düsünmem bile... Müzikle bagintili olarak kendimi degisime birakirim. Stüdyoya gittigimde hiç bir sey hazirlamamisimdir ancak istisnasiz yaptiklarim bir çok ihtiyacimi karsilar beni destekler. Dansçilari koreografiyi yapan kisinin üzerinde düsünmek isterim; onlara hürriyet vermeyi severim ki bu dansi gerçek bir noktaya ulastirir ve koreografinin yönünü büyük miktarda degistirir.`
Jack Carter: `Ben koreografimin stilinin müzigin stilinden geldigine dair kendimi en bastan sinirlarim. Bir baleye baslamazdan önce kendi üzerimde çalismayi severim. Hollanda`da `Witch Boy`u çalistigimiz günleri hatirliyorum. Kendimi sabah saat dokuzdan gece yarisina dek stüdyoya kapatiyordum. Sunu söylemeliyim: Büyük bir gösterisle yola koyuluyorsunuz elinizden geleni yapiyor ve `sevimli sevimli` diye düsünüyorsunuz ve her sey birdenbire manen ve maddeten paramparça oluyor. Her balede bu asagi yukari böyledir. Her sey yanlis gidiyor ve siz bakakaliyorsunuz. `Nasil yapabildim? Nasil sorumlu olabilirim bu döküntünün dehset verici yükünden? ...` Tüm gün bunlari düsünerek basimi duvarlara vururken sonra hiç beklenmedik bir sekilde her sey yeniden toparlaniyordu. Ben daima bastan sona karmasik sarsinti doguran ve kendinden kuskulandiran bu yoldan giderim.`
Peter Darrell: `Ben kukla bir koreograf degilim. Küçük çöpten adamlar yönetmiyorum ve balelerimi gelisim sürecinde beyaz bir kagit üzerinde çalismiyorum. Dansçilari stüdyoda çevreme alana dek adimlar üzerinde çalisamam. Benim çalisma seklim daha çok dansçilara dayanir. Provalara her seyi not ederek gidenlerden süphelenirim. Bu rahat hareket etmeye olanak birakmaz. Ve bana `hiçbir sey vermeyen hiçbir katkida bulunmayan` dansçilarla çalismaktan nefret etmisimdir. Bu kuklalarla çalismaya benzer.`
Kenneth MacMillan: `Çok söylemisimdir dansçilarin isbirligi yapmalari gerektigini hissederim. Dansçilar tam bir çamur öbegi halinde olmamalilar; onlarin baleye katkilarinin hemen hemen bir ressam müzikçi veya koreograf kadar önemli oldugunu düsünürüm. Gerçekte baleye baslarken açiklama yapmamaktan hoslanirim ve dansçilarin hareketi hissetmeleri algilamalari için rahat birakirim. Sonra niçin bunlari böyle yaptiklari konusunda yari yolda çok genis detaylara girerim.`
Diger bir deyisle dansçilar ilk olarak hareketi yapmalilar ve bu hareketten netice olarak bale insa edilmeli ve gelistirilmeli... Ancak eylemsel süreçte yukaridaki koreograflarin bazilarinin açikladigi gibi hareketlerin çogu seçilerek atilacak ve yerlerine yeni adimlar konulacaktir. Belki de ertesi gün yirmidört saat önce yaratilan her sey bir kez daha atilacak ve tümüyle farkli fikirlerle yer degistirecektir. Simdiye dek balenin ebedi eserleri birbirinden bagimsiz parçalarin bu tür insa yolu ile tabaka tabaka eklenmesiyle evrim geçirdi.
Bale müzik gibi yaratici iyi planlanmis ve simgesel bir sanat dalidir. O gerçekligin dogasi kadar realist degildir; biçimin gerisindeki fikirleri resmeder. Baleden gerçek yasamin harfiyen bir tasvirini vermesini bekleyemezsiniz; bununla beraber realiteyle baglari da olmalidir. Bu baglar olmadan o tamamen renksiz sönük ve cansiz kalacaktir. Bu yüzyilin baslarinda bale dünyasi prensesleriyle perileriyle ve sihirbazlariyla çevresindeki yasamin düzensiz ve kuralsiz durumundan sert darbeler yedi. Halk ona etki ve gücünü kaybetmis gözüyle bakmaya basladi. Zaman gözü dönmüs ve öfkeli yeniligin zamaniydi. Bilinen formlar tam anlamiyla eglence için çocuklarin oyuncaklari gibi paramparça oldu. Bu nedenle son birkaç on yilda bale daha az dekoratif ve sevimli fakat daha fazla canli duruma dönüstü. Çünkü bu insanlarin talebiydi. Daha da önemlisi bu genç ve gözü ileride koreograflarin da bir istegiydi. Koreograf ve nihayet bagdar desinatör ve dansçi `biçemi` olustururlar.
Koreograf denge kontrast rol ve kompozisyon için bir ressamin gözüne sahip olmalidir. Sahnede çok sayida dansçi varken çok sayida olay ya ayni zamanda olmakta veya kontrapunt olusturmaktadir. Koreograf izleyici tarafindan degerlendirilecek olan görüntü etkisini göz önünde tutmalidir. Bir noktada balerin ve partnerinin bir `pas de deux`sü olabilir sonradan üç veya dört her biri ayni zamanda ve bir arada kendi danslarini icra eden çiftlerle birlesebilirler. Toplulukla birleserek bir `ensemble` anlayisina ulasabilirler ve tekrar bir çok gruba ayrilarak kontrapuntik dans tarzina yönelebilirler. Bu tür tasavvur edilebilir karmasik sorunlar bir balede koreografi kusatmaktadir.
Zamana karsi durabilen usta ve mükemmel koreografi üç önemli faktörü içerir: hosa giden görsel bir güzellik uyarici rolü olan duygulu bir içerik ve bir izleyici toplulugunu büyüleme yetenegi. Ilk iki maddeye ulasabilmek yeterince zordur ancak ortalama bir dansçi ve koreografin yeteneklerinin çok ötesinde degildir. Ayrica bu yönde sürekli olarak üstün olmak ta farkli bir meseledir. Her nasilsa bir izleyici toplulugunu tutabilmek daha rizikolu ve istikrarsizdir. Ayrica tümüyle iki yan faktörün destegi gerekir: Birinci planda koreografinin kalitesi ve ikinci olarak dansçilarin onu nasil yorumladiklari... Bu ikisi süphesiz birbirleriyle alakalidirlar fakat eger o dansin dogasi dansçilara onu yorumlamak için çekici gelmeyen bir üslubu içermekte ise bu sempati noksanligi sonuçta izleyici ilgisiyle baglanti kuracaktir.
Bu nedenle dogrudan dogruya ve etkili bir sekilde izleyiciyle bag kurmak koreografa öncelikle gereken önemli bir yetenektir. Drama (öykü) `yi onun dans ve mimik bütünlügünün sinirlandirilmis çerçevesi içinde yaratici ve planlayici güçte olmasi yalnizca makul olmakla kalmaz; ayni zamanda görüntüsel açidan da etkilidir. Bu kolay degildir; çünkü koreograf oyun yazarindan bagdardan ve sanatçidan farkli olarak sanatinin dört basi mamur bir üstadi degildir olamaz da...
Yeni bir bale yaratmaya karar veren bir koreografin göz önüne almasi gereken bir çok sey vardir; çok sayida büyük balenin varligi ve hatta bazilarinin saheser olarak nitelendirilmesi düsündürücüdür. Süphe yok ki Marie Rambert`in ne zaman bir bale eserini uygulamaya koydursa asagidaki sorulari sirayla kendisine sormasinin nedeni de budur.
mersin halk oyunları - halk oyunları - mersin oyunu
Defne kokulu Toros sırtlarından portakal tüten Mersin bahçelerine kadar uzanan topraklarda allı pullu şalvarlarla nazlı nazlı oynanır... Bu oyunlardaMersin Yöresi Halk Oyunları erkeğin âhenkli hareketiMersin Yöresi Halk Oyunları kadının tatlı salınışı peşindedir. Oyunun biraz yavaşlığında güneşin sıcaklığının etkisi büyüktür. Tempo ağır olsa daMersin Yöresi Halk Oyunları hareketlerin ılık kıvraklığı yeter...
Mersin Yöresi Halk Oyunları
AdanaMersin Yöresi Halk Oyunları Mersin ve Tarsus bölgelerinde karakterce bir kalan belli başlı iki oyun vardır: Mengi (Toros Mengisi) ile Adana Üç Ayak Halayı. İkisi de davul - zurnayla yürütülür. Mengi'yi 4 kadınMersin Yöresi Halk Oyunları 4 erkekMersin Yöresi Halk Oyunları Üç Ayak Halayı'nı da 3 kadınMersin Yöresi Halk Oyunları 3 erkek oynarlar. Kadınlı - erkekli karma oyunlarında ayrı bir çekicilik vardır. (Birliktelik çevrenin nezihliğine bağlıdır).
Mengi aşk oyunudur. Türküsü şudur:
Pınar başı ben olayım
Bulanırsam bulanayım
Sevdiğimi verin bana
Dilenirsem dileneyim.
Kazan kaynar taşmaz mı?
Yol gedikten aşmaz mı?
Ağlamayın sevdiğim
Ayrılan kavuşmaz mı?
Üç Ayak Halayı da öbür halaylar gibi el ele tutuşularak oynanır. Türküsü:
İndim dereye taş bulamadım
Çok aradımMersin Yöresi Halk Oyunları çok da gezdim
Kendime münâsip eş bulamadım
Seyhan (Adana) oyunlarında kadın giyimliMersin Yöresi Halk Oyunları yüz yılların geleneği inceliktendir. Üç etek denilen üç peşli bir "zıbın" ve ipekli kutnudan gömlek giyerler. Gümüş (zincirli) allı yeşilli mevlâna sarıkları sararlar. Ayaklarında yollu çekiler (şalvarlar) bulunur. Yüzyıl önceki kalkık burunlu yemeniler (papuçlar) giyilir. ErkeklerMersin Yöresi Halk Oyunları gâh zıbınMersin Yöresi Halk Oyunları gâh şalvar giyerler. Üzerine Trablus kuşak bağlarlar. Ayakta kara köseleden ve inceMersin Yöresi Halk Oyunları bağlamalı mest bulunur. Başa puşu sarılır.
bursa kaşık oyunu - bursa kaşık oyunları - bursada kaşık
Kaşık insanoğlunun yaşam boyu varlığını sürdürebilmesi için elinden düşmeyen, yeri geldiğinde bilmece, deyim ya da atasözü şeklinde dilinde oluşan ve ritim olup onu coşturan; buna karşın yine de unutulmuş, üzerinde pek durulmamış bir araç ve zanaat-sanat dalı.
İnegöl, İznik, Karacabey, Keles, Orhaneli ve Büyükorhan ilçelerinin bazı köylerinde çeşitli biçimlerde kepçelerle, kavurma ve yemek kaşıkları yapılır.İnegöl ilçesi Tahtaköprü bucağının Gedikpınar, Hilmiye, Kocakonak ve Mesruriye köylerinde akçaağaç, gürgen, kestane ve karaağaçtan yemek kaşıkları yapılmaktadır.Eskiden İnegöl pazarında ve çevre köylerde satılan kaşıklar son yıllarda alıcı bulamadığından ancak dostlar için yapılmaktadır.Kaşık yapımında sırası ileuzun saplı (25cm) eğdi "çevirgen" kullanılır ve üzerinde kaşık çalışılan ağaca kütük denir.
İznik ilçesinin merkez köylerinden Elmalı'da 70 yıl kadar önceleri şimşir gibi sert, sarımtrak ve çok temiz bir ağaç olan ayı armudundan kaşık yapmaya başlayan İsa Turan, sonradan göçtüğü Hacıosman köyüne bu sanatı götürmüş ve Bilecik'in Gölpazarı ilçesi Karaağaç köyünde imamlık yaparken de 1965 yılına kadar kaşık yapmayı sürdürmüştür.Kaşıkları sivri ağızlı olup, boynu dirsekli ve düz, sapları yuvarlak bitimlidir.Yemek kaşıklarının yanı sıra yuvarlak ağızlı kavurma kaşıkları ile çeşitli boy ve biçimlerde kepçeler de yapardı, bir deste on kaşıktan oluşurdu.Daha sonra yalnızca dost gereksinmesi için kaşık yapan İsa Turan bu sanatı bırakmıştır.Kaşık yapımında keser, tek yanlı eğdi, özel bıçak, cam kullanırdı ve bunlar da kısa saplı idi.Üzerinde kaşık yapılan kütükte, kaşığı boynundan sıkıştırmak için mengene denen oyuk ve bir de kaşığın burnunu dikine dayamak için küçük bir çukur bulunurdu.
Keles ilçesi Alpagut ve Sorgun köylerinde yemek kaşıklarının yanı sıra özel oyun kaşıkları da yapılmaktadır.Alpagut köyünde çoban Mehmet Ali, Keles kaşık oyunu ekibi için, çift tırnaklı hayvan ayağını andıran 10-12 cm kadar kısa saplı ilginç bir kaşık biçimi yaratmıştı.Sapı ucunda sallanan sivri topaklar "tongurdak", sonradan takılmış olmayıp kaşıkla birlikte çıkarılmıştır.Bu kaşıklar oldukça küçük ve sivri ağızlı olup, sapın iki yanında parmaklar için karşılıklı hafif birer çukurluk yapılmıştır.Küçük olduğundan bunları genelde kadın oyuncular kullanır.Harmancık Demirci köyünde 1960'lara kadar Halil Kunduz dostlar için sivri ağızlı yemek kaşıkları ile kepçeler yapardı.Sorgun köyünde İsmail Güneş akçaağaçtan, dedesinden öğrendiği ucu topaklı oyun kaşığı yapmaktadır.Bu kaşıkları yaparken yörede kadınların örgü örerken kullandıkları tongurdaklı şişlerden esinlenmiştir.Günümüzde İbrahim Güneş bu sanatı sürdürmektedir.Kocakovacık'ta Mehmet Kılıç genellikle akçaağaçtan kaşık yapardı. balta, testere, keser, eğdi "oygulu-kancalı" ve zımpara kullanılır.Yakın zamana kadar Kocakonak köyünde ailece kaşık yapan Mustafa Aybey'in İnegöl'e yerleşmesiyle bu sanat kaybolmuştur.Gedikpınar köyünden şimdi hayatta olmayan Mustafa Dayı önce kartondan bir kalıp çıkartıp ağaca çizerek akçaağaçtan çok özel kaşıklar yapardı.Hilmiye köyünde eskiden Çizmeli Mehmet Ağa ve Hacı Yusuf Gürel kaşık yaparlarken günümüzde Hacı Recep, Hacı İsmail ve Hacı Şirin ile Mesruriye köyünden Demir Alp güzel kaşık yaparlar.Bölgede kaşık yapımında
Bursa'da Kaşık Oyunu
Hiç bir ritim, tempo(ölçülü ses) aracı bulunmadığı zamanlarda insanlar el ve ayaklarını birbirine, yere ya da vücutlarına vurmakla ve baş parmak ile orta parmağın sıkıca bastırılıp birbiri üzerinden kaydırılmasıyla avuç içinden çıkardıkları sesle oynamışlar.Daha sonraları ise oyundaki ritm-tempo gereksinmesini taş, kemik, tahta ya da sert maden parçalarını birbirine vurmakla çıkardıkları seste aramışlardır.İşte Türklerdeki kaşık oyunu da bunun bir ürünüdür.
Keles, İnegöl, Orhaneli ve Büyükorhan ilçelerinde kaşık oyunları oynanmaktadır.Keles ilçesini Alpagut, Gelemiç, Sorgun ve Belenören köyleriyle diğer dağ köylerinin hemen hepsinde "Fadimem, Bursa'nın ufak tefek taşları, Ben yemenimi al isterim, Menekşesi tutam tutam, Azime ve Cezayir " türküleri ile düz oyun, sekme, güvende ve büyük oyun tarzında ya da 9/8 aksak ölçülü kaşık oyunları oynanır.Anadolu'nun bir çok yöresinde de oynanan Cezayir oyunları içinde yer alan en güzel ve en duygulusu Keles'te oynanandır.Özellikle "Azime, Ben yemenimi al isterim, Menekşeler tutam tutam" türküleriyle kadınlar oynar ve kadınlar için 15-20 yıl öncesinden bu yana kısa saplı, ucu sallanan topaklı "tongurdak" özel bir oyun kaşığı yapılmıştır.Bu topakların çıkardığı ses oyuncuya ayrı bir ritm verir.
Erkekler erkek topluluklarında, kadınlar ise kadınlar arasında iki ya da ikinin katları biçiminde oynarlar.Eskiden köy düğünlerinde tek davul ya da dümbelek "dümbek" ve iki zurna ile oynanan kaşık oyunları bugün keman, klarnet gibi incesazlar ya da bağlama takımı eşliğinde yürütülür.
Kaşık Oyunu Ekipleri
Bursa'da 1974 yılında Halk Eğitim Başkanlığınca oluşturulan Keles Kaşık Oyunları Ekibi 1975 te Türkiye'de yapılan Uluslararası Folklor yarışmasında birinci olmuş ve daha sonra bu ekip Bursa turizm ve Folklor Derneği'nce 1976 yılında yeniden derlenmiş olup, 1977 yılında Milliyet Gazetesi'nin düzenlediği Halk Oyunları yarışmasında birinci, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın düzenlediği Folklor Yarışması'nda ise Kaşık Oyunları Birincisi ve Bolu'da yapılan yarışmada Marmara Bölgesi birincisi olmuştur.Ekip kaşık oyunlarını bağlama takımı ve darbuka eşliğinde oynamaktadır.Kız ve erkek ekipler özel giysileriyle ayrı ayrı oynarlar.
Bursa Kılıç Kalkan Folklor Derneği derledikleri yöre oyunları arasına 1980 yılında kaşık oyunlarını da sokmuştur.Yine kız ve erkekler ayrı ekiplerle oynar.
Bursa Kültür ve Sanat Vakfı bünyesinde 1988 yılında sayın Osman Odman öncülüğünde 30 kız, 30 erkek oyuncudan oluşan Karagöz Halk Dansları Topluluğu içinde Keles Kaşık Oyunu ekibi de bulunmaktadır.Giysiler Keles yöresinin giysileridir.Topluluk günümüzde sayın Kenan Çelik yönetiminde minik, genç ve örnek gruplar şeklinde üç ayrı kategoride olmak üzere varlığını sürdürmektedir.Ekip, 1989 ve 1992 yılında Türkiye birincisi, Kültür bakanlığı'nın düzenlediği yarışmada Türkiye ikincisi ve bir de katıldığı Chateauneuf-du-Faou'da (Fransa) Dünya birincisi olmuştur.
türkmenistan halk oyunları - burdur halk oyunları - türkmenistan
Aşkabat'taki Dünya Türkmenleri Yayla Festivali'nde Türkiye'yi, Burdur Aziziyeli 4 aileden oluşan ekip temsil etti. Burdur çadırı, folkloru, yöresel yemekleri, el işleri gibi kültürel değerler festivalde ilgi odağı oldu.
Türkmenistan'daki Uluslararası Dünya Türkmenleri Yayla Festivali'nde Türkiye'yi Burdur ekibi temsil etti. Burdur'un folkloruyla ünlü Aziziye Köyü'nden 4 ailenin 24 üyesi, kurdukları çadırla, sergiledikleri folklor, oyunlar ve kültürel değerler ile ikram ettikleri yöresel yemeklerle festivalin ilgi odağı oldu.
Türkmenistan Kültür Bakanlığı ile merkezi Türkmenistan'da bulunan Dünya Türkmenler Birliği'nin düzenlediği dünyanın çeşitli yerlerindeki Türmenler'i biraraya getiren festival, Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'a 20 kilometre uzaklıktaki Ahal vilayetinin yaylasında 4 gün sürdü. NATO toplantısı nedeniyle festivale gelemeyen Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov da, mesajında festivalin dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türkmenler'in kültür ve medeniyetinin sergilenmesine önemli katkı sağladığını belirtti.
Türkmenistan Devlet Başkanı Yardımcısı Hıdır Saparlıyev, bakanlar, Dünya Türkmenleri Humanitar Birliği Başkan Yardımcısı Annagurban Aşırov, Afganistan, Özbekistan, İran, Tacikistan ve Türkmenistan'dan çok sayıda ekibin, sivil toplum örgütleri, çeşitli ülkelerden gelen basın mensupları ve çok sayıda davetlinin katıldığı festivalde, Türkiye'yi Burdur ekibi temsil etti. İl Özel İdaresi Genel Sekreteri İbrahim Şimşek'in başkanlığında folkloruyla ünlü Aziziye Köyü'nden Bedel, Atmaca, Koçak ve Can ailelerinden 24 kişiden oluşan Burdur ekibinin kurduğu kıl çadır, yapılan etkinlikler nedeniyle büyük ilgi topladı.
Burdur ekibi, davul-zurnalı gelin çıkarma, kına gecesi, diş bulguru, halk oyunları, seyirlik köy oyunlarını canlandırırken büyük alkış aldı. Çadır önünde yöresel çalgılar sipsi, kaval ve bağlama eşliğinde gün boyu yöre türkülerini seslendiren ekip, kurdukları tezgahlarda kilim ve kolan dokumasını, sipsi, çarık, kaşık ve oklava yapımını, çorap örülmesinden yün eğirmesine kadar el sanatlarından örnekleri sergiledi. Festivale katılanlara Burdur çadırının önünde tarhana çorbası, kuzu çevirme, kuru fasulye, pilav, keşkek, içli köfte, un helvası, baklava, saçta börek ve katmer ikramları da yapıldı.
Katılanların ve medya mensuplarının Burdur ekibinin etkinliklerini büyük ilgi gösterdiği festivalde büyük bir Şaman Ateşi de yakıldı ve katılımcılar etrafında toplanarak dans etti.
Burdur folklor kıyafetiyle Aşkabat'ı gezen İl Özel İdaresi Genel Sekreteri İbrahim Şimşek, festivaldeki konuşmasında, "Bizler yüzyıllar önce dedemiz Ertuğrul Gazi ile atlarla Anadolu'ya kadar gittik ve oralarda yaşantımızı sürdürdük. Yıllar sonra da Atayurdurmuz'a demir atlarla tekrar geri dönüp sizlerle görüşme imkanı bulduk. Ortak yönlerimizin hala canlılığını koruduğunu gördük. Burada Türkmen kardeşlerimizle hemen hemen aynı dili konuşuyor olmaktan aynı kültürü, örf ve adeti, gelenek ve göreneği yaşıyor olmaktan mutluluk duydum. Bu durum, bu yaylada toplanan yüzlerce insanın aynı kökten geldiğini çok iyi bir şekilde ortaya koymaktadır" dedi.
Şimşek, festival dönüşünde yaptığı değerlendirmede, "Bu festivale Türkiye Türkmenleri adına sadece Burdur'u daveti nedeniyle Aşkabat Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşavirimiz Cesim Çelebi'ye ve tüm masrafları karşılayan Dünya Türkmenleri Birliği'ne teşekkür ederim. Festivale Türkiye adına katılan bizler, Türkmenistan'da toplanan dünya Türkmen ailelerine, Anadolu Teke Türkmenleri'nin yaşam tarzını çadır hayatı ile en iyi şekilde aktarmaya ve tanıtmaya gayret ettik" diye konuştu.
teke yöresi oyunları - teke yöresi halk oyunları - teke yöresi
yörede 9/4'lük ölçüde oynanan , zeybek olarak adlandırılan oyunlar;
• alyazma zeybeği ( erkekler ve kadınlar tarafından oynanır )
• avşar zeybeği ( erkekler tarafından oynanır )
• bas bas zeybeği ( erkek yada erkek-kadın karma oynanır )
• toros zeybeği ( erkekler tarafından oynanır )
• oba zeybeği ( erkekler tarafından oynanır )
• kazım zeybeği (erkekler tarafından oynanır )
yörede 9/8'lik ölçüde oynanan, zeybek olarak adlandırılan oyunlar;
• serenler zeybeği ( erkekler tarafından oynanır)
• hasbahçe zeybeği( erkekler tarafından oynanır)
• desti doldurdum çaydan ( erkek yada erkek-kadın karma oynanır)
• serik kıvrak zeybeği ( erkekler tarafından oynanır )
yörede 9/8'lik ölçüde oynanan, teke zeybekleri olarak adlandırılan oyunlar;
* not: yörede teke zeybekleri, aynı adım yapısına sahip olup (kadın-erkek karma) genel olarak aşağıdaki oyun müzikleri ile oynanmaktadır.
• antalyanın mor üzümü
• toronlar
• gökte yıldız
• karinom
• haymanalı
• şu dirmilin çalgısı
• hükümet
• yaylalarda gezersin
• kozağacı zeybeği
• oğlanın adı ali mülazım
• cemilem
• sarı zeybek
• gel ayşem
• mini mini metelik
yörede 9/8'lik ölçüde oynanan kaşık oyunları;
• osman efem ( erkek-kadın karma oynanır )
• osmanımın tesbihi ( kadın oyunu )
yörede 9/8'lik ölçüde oynanan kadın zeybekleri olarak adlandırılan oyunlar;
• iğnem düştü
• şişedeki gül yağı
• gemideyim
yörede 2/4'lük ölçüde oynanan , kadın oyunları olarak adlandırılan oyunlar;
• bir taş attım darabaya ( kaşık ile de oynanır )
• kezban yenge
• hanım zühra
• tahtalıkta kalbur var
• karamanlı
• çek deveci
• erik dalı
• meşelidir enginde dağlar ( kaşık ile de oynanır )
• şu maşatın kızları ( kaşıkla oynanır )
• hayriye'ye mendil verdim
yörede 9/16'lık ölçüde oynanan, teke zortlatması olarak adlandırılan oyunlar;
*not: yörede teke zortlatması, aynı adım yapısına sahip olup (kadın-erkek karma) genel olarak aşağıdaki oyun müzikleri ile oynanmaktadır.
• antalyanın mor üzümü
• yayla yolları
• fatmana
• dirmilcik
• ilimon yar
• gülsüm
• ovalar
• samas dağı
• bostancı
• dünürcüler
• hadi gari
• pampirin bacaları
• ilimonum sulandı
• yılana bak yılana
• derenin başındayım
* yörede gabardıç ( ötme de guguk ) oyunu 4/4'lük ölçüde ayrı ayrı yada kadın-erkek karma olarak oynanmaktadır.
1530 YILLARINDA İMAMOĞLU KABİLESİ TARAFINDAN KURULUP DAHA SONRADAN DİĞER KABİLELERİNDE GELMESİYLE ŞUANKİ DURUMUNU ALMIŞTIR.Bİ RİVAYETE GÖRE İMAMOĞLU KABİLESİ ERZURUM HOROSANLI BÖLGESİNDEN GÖÇ ETTİKLERİ SÖYLENİR.KÖY HALKI GEÇİMİNİ HAYVANCILIK VE TARIMDAN SAĞLAMAKTADIR.ŞUANKİ İSMİNİDE KURULDUĞU SIRALARDA GÜREŞLERE KATILAN VE HİÇ YENİLGİ GÖRMEMİŞ TOZ KOPARAN LAKAPLI Bİ GÜREŞCİDEN ALDIĞI SÖYLENMEKTEDİR.İLERKİ SENELERDE KOPARAN OLARAK ANILMIŞ VE DEĞİŞTİRİLMİŞTİR.
Gelenek ve görenekleri hakkında bilgi yoktur.
En meşhur tatlısı höşmerim olup baklavaları da tanınmıştır.
Coğrafya
Ankara iline 30 Km., gölbaşı ilçesine 18 Km. uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi sürer.Yazları sıcak ve kurak geçer.Kışları soguk ve kar yagışlı geçer.
Nüfus
Yıllara göre köy nüfus verileri
2007 452
2000 354
1997 312
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
2009 - FİKRET KALE
2004 - Ahmet Kanberoğlu
1999 - Ahmet Kanberoğlu
1994 - Şükrü Elüman
1989 - Rafet Balcı
1984 - Şükrü Alıcı
Altyapı bilgileri
Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ve paralıdır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. ADSL ve internet ağına sahiptir. Köy içine asfalt döşenmiştir.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Karaoğlan köyü tarihi - gölbaşı köyleri
Karaoğlan, Gölbaşı
Karaoğlan, Ankara ilinin Gölbaşı ilçesine bağlı bir köydür.
Tarihi
Ankara çevresine yerleşen oğuz türkmen boylarından 'KARAOĞLAN' cemaati ilk olarak bu köye yerleşmiştir.Karaoğlan cemaati ise yörükan taifesindendir.Bu cemaat genellıkle balıkesır,edirne,aydın,izmir,eskişehir,bilecik ve ankara civarına iskan etmiştir.köy meydanında bulunan çeşmenin üzerindeüç kitabe bulunmaktadır.daha önce iki çeşme halinde iken 1904 yılında yapılan tamirle birleştirilmiştir.köy içerisinde bulunan höyükte 1937-1941 yılları arasında yapılan kazı calısmaları sonucunda kalkolitik cağ,frig,helenistik,hiti,roma,bizans ve osmanlı dönemine ait yerleşme izleri bulunmuştur.kazı neticesinde bulunan antik eserler anadolu medenıyetleri müzesinde sergilenmektedir
Kültür
Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur. peynirli hamur denilen erişte ile yapılan bir tür makarna ,pıtpıtı çorbası cok sevilen yemeklerdendir. Tirit, Bazlama ve Hoşmerim ayrıca köyde tüketilen geleneksel yemeklerdendir.
Köy içerisinde çevresinde çeşitli höyükler ve tarihi kalıntılar mevcuttur. Köy içerisindeki höyükte 30'lu yıllarda kazılar yapılmış, elde edilen eserler Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Karaoğlan adlı bir bölümde sergilenmektedir.
Coğrafya
Ankara iline 29 km, Gölbaşı ilçesine 9 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.Ayrıca köyün büyük bir kısmında doğalgaz altyapısıda tamamlanmıştır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Karacaören Köyünün ilk adı Karacaviran'dır. Köyün tamamı Türkmendir. Köyümüz Oguzların Bozok Boyunun Beydili Oymağına mensuptur. Osmanlı döneminde iç anadoludan Rakka eyaletine sürülmüştür. Diğer türkmen boyları ile birlikte.Rakkada şimdiki Diyarbakır Halep arasında kalan bölgedir. Rakkada Arapların baskıları sonucunda tekrar Anadoluya dönmemin yollarını aramışlar ve Adana Kozan civarına yerleşmişlerdir. "Sürgün edilmelerinin sebebi yerleşik köylülerin şikayetleri ve otoriteye karşı gelmeleridir."Adana Kozan' da yine aynı sıkıntılardan dolayı Osmanlı Devleti tarafından yeniden iskana tabi tutulup tekrar eski yerleşim bölgelerine yani iç anadoluya geçişlerine izin verilmiştir. (1860-65) Yani Nevşehirin Kozaklı ilçesi ve Kırşehirin Çiçekdağı İlçeleri civarına oradanda nden araştırmalarıma göre 1865-1870 yılları arasında şu anki yerleşim alanına yani Haymana Karacaören köyüne yerleşmişlerdir.Sarıoğlu Ailesinin (Haydarlar Sülelesi) bir diğer koluda Yozgat iline yerleşmiştir. Kozan köyünde tülek sülaesi olarak yaşamaktadırlar. "Tülekler.Soy adları yazılı kaynakta "Tülük veya Tülek"olarak geçmektedir.Tüleklerin kendileriniKırşehir Kozaklıdan geldiklerini söylerler.Tüleklerin "Yörükan taifesinden"oldukları belirlenmiştir.Tülek oymağından olmakla birlikte bunların ayrıca birde Memik Çam,Bestel çam,Müsaadet Çam " Sarıoğulları" olarak anıldıklarını öğrenmekteyiz.Bunların Adana ve Tarsus sancaklarıyla iskan edildiğini görüyoruz. Eskiden namı duyulmuş Kozan ve Yöresi Ünlü Güreş Pehlivanlarının bu sülaleden olduklarını tarih kitaplarından öğrenmekteyiz...Çam-Soyadı bu Sülaledendir."
Köyümüzdeki başlıca süleleler: Haydarlar,(Sarıoğulları)Hacı İsmailler, Haliller, Şevketler, Hömüller,Gaziler,Havuzibrahimler,Hacı Hasanlar Hacıosmanlar, Pişler,Çürükler,Coşkunlar(Coddular)Recepler,Jandarmalar,Yatcılar, Bayraktarlar gibi ailelerdir.
Köyümüz 2006 yılında Gölbaşı İlçesine bağlanmıştır.
Arastırmanlarından dolayı Murat BİLİCİYE tesekkür ederız..
Kültür
Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
Coğrafya
Ankara iline 70 km, Gölbaşı ilçesine 50, Haymana ilçesine 60 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 92
1997 -
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
2004 -
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -
Altyapı bilgileri
Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Hallaçlı Köyü tarihi - gölbaşı köyleri
Hallaçlı, Ankara ilinin Gölbaşı ilçesine bağlı bir köydür.
TARİHİ
Eski adı 'HALAŞLI've'halaşlu' olan köy, haymana gölbaşı karayoluna 15km ilçe merkezine 23km uzaklıktadır. tulumtaş, koparan, velihimmetli, çayırlı, subaşı, ücret, hisarlıkaya ve fevziye köyleri ile komşudur.
kaynaklarda bozulus türkmen aşiretine mensup 'HALAŞLI' cematinin haymanada iskan edildiği zikredilir. Halaşlı cematinin, 'kallaçlu' ve 'HALLAÇLU' ilişkilendirilmesi yanlıştır. Ankara civarında bu aşirete mensup aile yoktur.
Tarih içinde 'yörükan' kazasına bağlı. yerleşme daha sonrahaymana kazasına bağlanır. halaşlı köyünün adı 'Hallaçlı' olarak değiştirilir. yıllar öncesi bu köyde keçi imalatı yapıldığı için 'Halaçlı' denildiği rivayeti vardır.
su kaynakları ve mera yönünden zengin, tarıma el verişli toprağı ile zaman içinde nüfusu artan köye, İstanbul'dan 'Şerifoğulları' gelir ve Hacı Şerif Mehmet Bey tarafından bir cami yaptırılır.
Şerifoğullarının köye yerleştiği tarihte KarakÂğlar, Beyazıt oğulları ve Ömeraliler bulun maktadır. Daha sonra köye Konya'dan gelenler olur Haymana Kadı köyden 'Paşalar', Kızılcahamam'dan Çıtaklar,Ankaradan Teberoğulları ve Ankara Hacettepeden bugünkü Atak'ların dedesi 'Tatar Halil' gelir.Zaman içinde köyden çevre köylere göç edenler olur.
Milli mücadele yıllarında Hallaçlı köyünün önemli bir yeri vardır. Özellikle köyün eşrafından MehmetŞablon:Atak Ağa, ordunun ekmek ihtiyacını karşılamak için köyde 3 fırın yaptırılır. Sakarya Savaşı'nda köy, ordunun 1 ilkmal merkezi olarak kullanılır. Köyde öğrenim yüzdesi yüksektir. geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. köyde Türkmen geleneği hakimdir bazlaması, gözlemesi ve baklavası meşurdur.Köde birde eski bir konak bulunmaktadır.
Kültür
Hallaçlı köyü Ankara'nın en eski köylerinden olup Ankara'nın Kültür temelini oluşturan değerlere sahip ender köylerimizden birisidir. Hallaçlı köyünde Ankaranın Ankaranın geleneksel düğünlerini izlemek ve görmek mümkündür. Ayrıca Hallaçlı köyünde Köye özgü höşmerim ve baklava yapılır.
Coğrafya
Ankara iline 41 km, Gölbaşı ilçesine 23km uzaklıktadır.arabayla 20 dakikadır gölbaşı ilçesi ne
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 313
1997 -
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Kafkasya kokenlidirler.1864 büyük çerkez sürgünü sonucu vatanlarindan surulenlerin kurdugu koydur.köyde hala çerkesçe konuşan bulunmaktadır.
Kültür
Köy çerkes adetlerine bağlı ve çerkes adetlerini muhafaza etmektedir.
Coğrafya
Ankara iline 36 km, Gölbaşı ilçesine 16 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Yıllara göre köy nüfus verileri
2007 231
2000 207
1997 162
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
2009 - fuat talat
2004 - fuat talat
1999 - Mehmet Öztekinoğlu
1994 - mehmet öztekinoğlu
1989 - mehmet öztekinoğlu
1984 -
Altyapı bilgileri
Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.gelenek ve göreneklerine bağlıdır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Hacıhasan köyü tarihi - gölbaşı köyleri
Hacıhasan, Gölbaşı
Hacıhasan, Ankara ilinin Gölbaşı ilçesine bağlı bir köydür.
Tarihi
Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur. 1977 Yılında köye yerleşen Hacı Hasan Burkay efendi Tarafından Köy Kurulmuş Hacı Hasan olarak köyün adı verilmiştir.
Kültür
Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
Coğrafya
Ankara iline 25 km, Gölbaşı ilçesine 7 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.DOGALGAZ VARDIR
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Günalan Köyü Gölbaşı'nın Ballıkpınar ve Taşpınar ile birlikte üç Tatar köyünden biridir. Köylüler; Kırım'dan Slavlaştırma politikaları yüzünden önce Romanya'ya sonra da Türkiye'ye göç eden ve eski adı Holos olan köye Devlet tarafından yerleştirilen Tatarlardır. Göç yolların pek çok şeylerini yitirmişler, ancak iki şeyi "Yeşil sevgisi" ve "ileri tarım tekniklerini" yanlarında getirerek Bozkır'ın ortasında bir vaha oluşturmuşlardır. Ceplerinde getirdikleri akasya ağacı tohumlarını dikerek yeşil bir çevre yaratırken, o dönem Anadolu'sunda olmayan demir pulluğu (güçlü atlarla birlikte) kullanarak ortalamanın çok üzerinde artı değer yaratmış zenginliklerini de insana harcamak suretiyle erken çağda okulluluk oranını en üst düzeye çıkarmışlardır. Ankara'ya yakın olmakla bir yandan kentlileşirken bir yandan da geleneksel kimliklerini kaybetmemişlerdir. Halen anavatan'da (Kırım) kalan soydaşlarla sıkı ilişkiler içerisindedirler[1].
Kültür
Anavatan Kırım'daki gelenek ve görenekler yaşatılmaya çalışılmaktadır. Düğün ve bayramların yaşanılması özgün karakterini korumaktadır. Düğünlerde "Siydosman Saray", "Ay Gülü Güllüm" türküleri "Dare" (tef) eşliğinde halen şınglatılmakta(söylenmekte), konuşma gecelerinde "Kartagası" "Sağbey" "Solbey" "Küregecibey" görev yapmakta, sofra adabına uymayanlar "Kapıcı" tarafından soyundurulmaktadır(cezalandırılmaktadır). Böylesi gecelerde efendi olmanın gereği yerine getirilmektedir.
Yemekleri
Yemekler et ve hamur karışımıdır. Kırım dan beri hiç unutulmayan tatarın baş aşı çiğ börek en favorilerdendir. Çoğu evde çiğ börek halen anavatandan getirilen şöyün (döküm) kazanların içerisinde odun ateşinde pişirilmektedir. Kaşıkbörek,uköm börek,gobete, peşlokum (peş=fırın) v.b. yiyecekler etin hamur ile bileşiminden oluşmaktadır.
Coğrafya
Ankara iline 46 km, Gölbaşı ilçesine 24 km uzaklıktadır.Ankara-Konya Yönünde Devlet Karayolunun 40'ıncı kilometresindeki Ahiboz'dan sola doğru 4,5 km gidildiğinde köye ulaşılır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir. Son yıllarda tüm dünyada görülen küresel ısınmanın etkilerini en aza indirmek için başlatılan ağaçlandırma calışmaları tüm hızı ile devam etmektedir.
Nüfus
Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 238
1997 -
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı olmakla birlikte, köy artık büyük çoğunluğu Ankara'da yaşayan köylülerin hafta sonu yazlığı niteliğine dönüşmüştür. Kışın köyde sadece yaşlılar ikamet etmektedir. Bu nedenle ekonomi biraz da şehre dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Köyde bulunan ilk öğretim okulu, okulun yillar once ogrencisizlikten kapanmasi nedeniyle yoktur. Var olan Ilk ogretim Okul binasi da yillardir bos ve harabe halinde durmus, icindeki esyalar ve kitaplar maalesef koydeki bir takim insanlar tarafindan yagmalanmistir. Uzun yillar bakimsiz virane halde duran okul binasi, restore edilmesi olanagi bulunmadigindan 2007 yili sonunda yikilarak kasabalari ve ilceleri kiskandiracak modernlikte bir spor tesisi ve sosyal tesise donusturulmustur. Köyün içme suyu şebekesi yenilenmis ve koyun su problemi Buyuksehir Belediyesinin calismalariyla sona ermistir. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
29.03.2009 tarihinde yapılan yerel seçimlerde ERDAL CANDEMİR yeniden muhtar seçilerek yaptığı hizmetlerin ödülünü almıştır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Gölbek köyü,Ankara ili Gölbaşı ilçesine bağlı köydür.Yüzölçümü 64 km2, toplam nüfusu 380'dir. Güneyde Haymana ilçesine bağlı Çeltek,batıda Karacaören,doguda Bala ilçesine bağlı Gülbağı ve kuzeyde Gölbaşı ilçesine bağlı Emirler köyleri ile komşudur.
Deniz seviyesinden 1025 m yükseklikteki Haymana platosu üzerinde yer alan Gölbek köyü karasal iklimin etkisi altındadır. Yazlar sıcak ve kurak kışları ise soğuk ve kar yağışlıdır.Orman örtüsünden yoksun olan Gölbek köyü bozkır bitkileriyle kaplıdır.
Gölbek Köyü 1970 yılından itibaren göç vermeye başlamış ve büyük çoğunluğu Ankara İline yerleşmiştir. Ankara İlinde yaklaşık 2500 civarında Gölbekli hemşehrilerimizin olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Avrupa Ülkelerine çalışmak amacıyla giden birçok hemşehrimiz bulunmaktadır. Gölbek Köyünde ikamet edenlerin büyük bir çoğunluğunu yaşlılar oluşturmaktadır ve geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Buğday, Arpa, Nohut, Mercimek, Kimyon yaygın olarak ekimi yapılır. Köyde az sayıda da olsa hayvancılık yapılmaktadır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Otel Bilgisi
Türkiye'nin güney kıyısında bulunan Corinthia Excelsior'un arkası karlı dağlar, etrafı ise çam ormanları ve sıcak Akdeniz kumsalları ile çevrilidir. Tarihi ve doğal zenginlikleri gezmek için ideal bir oteldir.
Otel Özellikleri
* Otelde açık havuz (690 m3), kapalı havuz (90 m3) ve çocuk havuzu (18 m3) bulunmaktadır.
* Pool bar, lobby bar (150 kişilik), beach bar, disko (100 kişilik) ve Corinthia Restaurant yemeklerinizi ve içeceklerinizi alabilceğiniz yerlerdir.
* Kuru temizleme, para bozdurma, mini club, çocuklar için oyun alanı, animasyon, fitness center, doktor, araç kiralama, su sporları, at binme, bilardo, internet, tennis, masa tenisi, mini futbol otelde bulabilceğiniz olanaklardan bazılarıdır.
Oda Özellikleri
Otelde toplam 181 oda bulunmaktadır. Odalarda merkezi klima, küvet, televizyon, direk telefon, minibari fön ve balkon bulunmaktadır.
Yakın Merkezler
* Antalya Havaalanı - 60 km
* Manavgat - 5 km
* Side - 6 km
* Antalya - 70 km
Konum Bilgisi
Titreyengol / Side'de bulunan otel, denize 450 m uzaklıktadır.
Denize Mesafe
600 m.
Konum
Antalya Alanya Türkler Kasabası
Antalya Hava Limanı 110 km
Yiyecek İçecek Konsepti - Herşey Dahil
Sabah Kahvaltı, Snack Saati, Limitsiz Yerli İçki, Akşam Yemeği, Çay Kek Saati, Öğle Yemeği, Gece Çorbası,
Tesis Özellikleri
Otelin toplam alanı 13000m2, Toplam oda sayısı 159, Yatak kapasitesi 450, Standart oda sayısı 82, Engelli oda sayısı 1, Aile odası sayısı 77, Bar sayısı 5, 24 Saat Açık Ön Büro , Çamaşır Hane , Emanet Kasa , Hava Alanı Servisi , Jeneratör , Engelli Odası , TV Odası , Cafe & Bar , Kongre Salonu , Kaydıraklı Havuz , Doktor , İnternet , Sauna , Bahçe , Özel Plaj , Berber Kuaför , Jakuzi , Market , Otopark , Türk Hamamı , Açık Havuz , Kapalı Havuz
Oda Özellikleri
Balkon, Odada Minibar, Kablolu - Uydu tv, Saç Kurutma Makinası, Kasa, Split Klima, Telefon, WC Telefon
Havuz Plaj Özellikleri
Açık Yüzme Havuzu , Kaydıraklı Yüzme Havuzu , Çocuk Havuzu , Özel Plaj , Denize Mesafe 600m
Aktiviteler
Çocuklar için
Çocuk Oyun Bahçesi, Çocuk Yüzme Havuzu, Çocuk Kulübü, Kaydıraklı Yüzme Havuzu
Ücrete Dahil Hizmetler
Herşey dahil konsepti dahilinde ücretsiz açık büfe kahvaltı, açık büfe öğle yemeği, açık büfe akşam yemeği, limitsiz yerli alkollü ve alkolsüz içecekler, Hamam-Sauna, Masa Tenisi
Ücrete Dahil Olmayan Hizmetler
Herşey dahil konsepti dışında kalan tüm yiyecek ve içecekler.
Otel Özellikleri
Yatak kapasitesi 220
Oda sayısı Standart (102), Süit (4), Family Oda (4), Özel odalar (8)
Özel odalar diğer 1 Engelli Odası
Toplantı Salonu Yes
Konum Denize Sıfır
Havaalanı 140 km. Otel Alan Transferi ücretsiz
Havuz Açık Havuz, Kapalı Havuz
Otopark Yes
1997 yılında turizmin incisi Alanya da İnşa edilmiş olan ve 2007 de tamamen yenilenmiş olan Drita Hotelimiz de 11. yılımızda da saygıdeğer misafirlerimize hizmet vermekten kıvanç duyarız.
6200 m2 alan üzerine kurulu ,deniz ile iç içe tesis,denize sıfır tesisin 100 m uzunluğunda plajına tesis içinden alt geçitle ulaşılır.Tesisimiz mavi bayrak ödüllüdür.Toplam oda sayısı 103--220 yatak
86 deniz manzaralı oda,17 bahçe manzaralı oda, 5 aile odası tüm odalar balkonlu ve deniz manzaralı (bahçe odaları hariç)tüm odalarda split klima,kasa, mini-bar, uydu sisteminde Tv yayını,direkt telefon, saç kurutma makinesi ve küvet
UZAKLIKLAR
Antalya havaalanı 140 km, Alanya merkeze 14 km, Denize 0
ÜNİTELER
açık ve kapalı restaurant,1 a'la carte restaurant,pool bar,açık hava diskotek,disko,tv odası,internet cafe,konferans salonu,anfi tiyatro,açık havuz/ç0cuk bölümü,kapalı havuz,su kaydırağı,Türk hamamı,sauna,fitness salonu,alış veriş merkezi,mini club ( 04 - 12 yaş ),çocuk oyun alanı,kuaför,doktor
ODALAR
25m2 genişliğinde konforlu şekilde döşenmiş ,standart odalar 2+1 konaklamalara uygundur.
Aile odaları 5 adet ve 3+1 konaklamalara uygundur.Odalarda tv,wc,küvet,fön,telefon,minibar,split klima,zemin halı,safe ,balkon
ÜCRETSİZ AKTİVİTELER
Fitness,şezlong-şemsiye,masa tenisi,mini futbol, animasyon , çocuk animasyonu , dart,su kaydırağı,
mini club ( 04 - 12 yaş ) 10.00 - 12.30 /14.30 - 17.30 ,plaj voleybolu-basketbol,çocuk dİskosu
ÜCRETLİ AKTİVİTELER
Sauna,Türk hamamı,emanet kasa,bilardo,ala carte restaurant,tenis raket,top,ışıklandırma,jakuzi
dalış kursu,minder-plaj havlusu ,saat 24:00 'den sonra tüm içecekler, masaj, kuaför, cilt bakimi, dükkanlar, posta servİsİ,faks ve telefon , motorlu su sporları, çamaşır yıkama ve ütü hizmeti,
araç kiralama, tüm İthal içecekler , alış veriş merkezi, internet cafe, sağlık hizmetleri(doktor) , bebek bakimi,minibar
RESTAURANT VE BARLARDA SERVİS SAATLERİ
kahvaltı 07:30 - 10.00 ( açık büfe )
geç kahvaltı 10:00 - 11:00 ( continental)
öğlen yemeği 12:30 - 14:00 ( açık büfe )
akşam yemeği 19:30 - 21:30 (açık büfe )
plaj bar 10:00 - 18:00
pool bar 10:00 - 24:00
lobby bar 10:00 - 24:00
snack servisi 12:00 - 14:30 plajda
çay/kurabiye 16:00 - 17:00
a'la carte restaurant rezervasyonlu ücretli
dısco bar 24:00 ücretli
minibar odalarda ücretli
herşey dahil 10:00 -- 24:00 arası
NOT: servis saatleri önceden haber verilmeden değişebilir.Evcil hayvan kabul edilmez.
Tesisimiz tekerlekli sandalye rampalarına sahip olup özürlü odası mevcuttur.
Bira alkollü içecektir. Sahilde alkollü içecek servisimiz yoktur.
Tayanç Ayaydın Kimdir - Tayanç Ayaydın Resimleri - Tayanç Ayaydın Biyografisi - Tayanç Ayaydın Hakkında
Tayanç Ayaydın televizyon dizilerinde yer aldığı rollerle kendisini sevdirmeyi başaran genç yeteneklerden biri...İstanbul'lu bir ailenin tek çocuğu. Özel Dost Koleji'yle başlayan ilkokul hayatı, Tercüman Lisesi ve İstek Vakfı Lisesi ile devam ediyor. Ardından Mimar Sinan Tiyatro bölümüne giriyor. "Üniversitede okuyorduk ve yapmamız gereken tek şey oynamaktı. Dünyada bundan keyifli bir şey yok" diyerek anımsıyor öğrencilik yıllarını... 2001 mezunu. Komedi Dram Tiyatro Topluluğu, Stüdyo Drama ve Alchera Tiyatro Topluluğu'nda oynamış. Alchera'da barmenlik de yapan Tayanç Ayaydın "Aliye" dizisinde Doktor Kahraman rolü ile ülkemizde tanınmaya başlıyor. Fatih Akın'la çalışmayı çok istiyor. Bu sebeple babasından Almanca dersleri alıyor.Gün içinde başına kötü bir şey geldiğinde hemen filmin çekim dönemlerini düşünüyor ve Kurtuluş kapısı gibi, keyifleniyor.
Sıla, Kalbin Zamanı, Ziyaret, Aliye ve Gece Yürüyüşü adlı yapımlarda rol alan Tayanç Ayaydın, Ben Hopkins imzalı Pazar-Bir Ticaret Masalı'nın başrolünde yer aldı ve bu rol sayesinde 2008 Locarno Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazandı.
Gerçek Adı : Tayanç Ayaydın
Doğum Yeri : İstanbul
Doğum Tarihi : 1979