Torunobası köyü resimleri - evren köyleri
Torunobası, Evren
Torunobası, Ankara ilinin Evren ilçesine bağlı bir köydür.
Tarihi
Köy halkı Avşar Türklerindendir.
Kültür
Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
Coğrafya
Ankara iline 185 km, Evren ilçesine 15 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Ekonomi
köyün ana geçim kaynagı Tarımdır. Hayvancılık eski önemini yitirmiş kısmende olsa yapılmaktadır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
> 2009 - Ahmet Demir
> 2004 - Ahmet Demir
> 1999 - Ahmet Demir
> 1994 - Ahmet Demir
> 1989 - Bayram yılmaz
Altyapı bilgileri
Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak ögrenci olmadıgından köy konagı olarak kullanılmAKTADIR. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Solakuşağı köyü resimleri - evren köyleri
Solakuşağı, Evren
Solakuşağı, Ankara ilinin Evren ilçesine bağlı bir köydür.
Tarih
Koyumuz avsar boyundan geldigi ve solaklar kabilesindendir
Kültür
Köyümüz çok köklü ailelerin bir araya gelmeleriyle meydana gelmiştir. Bu ailelerin başında Öztürkler ve Aydınlar gelmektedir.
Coğrafya
Ankara iline 177 km, Evren ilçesine 12 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Genç nüfusun 1940'lı yıllarda buyuk sehirlere ve yurt disina çalışmaya gitmesi üzerine köyün ekonomisini yaşlı nüfus yönetmiştir. Köyün en yaşlı kişileri olan Salih ERASLAN ve Hilmi COMERT'ten aldığımız bilgilere göre; köyümüzün tarihi 200 yıl öncesine kadar gitmekte, köyümüzün temelini yörüklerin oluşturduğu belirtilmektedir. Ve yedi kusaktir bu koyde yasamaktayiz.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Köyde, ilköğretim okulu yoktur ve fakat şereflikoçhisar ilçesinde ilk ilköğretim okulu burada kurulmuştur.çatalpınar,yusuf uşağı,demirayak,deliller,ibrahimbeyli köylerinden solakuşağı ilkokuluna gençler taşımalı sistemle gelmiş,öğretim görmüşlerdir. Köyün içme suyu şebekesi vardır kanalizasyon şebekesi yeni yapilmistir. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Demirayak köyü resimleri - evren köyleri
Demirayak, Evren
Demirayak, Ankara ilinin Evren ilçesine bağlı bir köydür.
Tarihi
Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur.
Kültür
Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
Coğrafya
Ankara iline 178 km, Evren ilçesine 13 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
> 2004 - Abdullah Keskin
> 1999 -
> 1994 -
> 1989 -
> 1984 -
Altyapı bilgileri
Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
koçhisar aşiretleri - Cebirli köyü resimleri - evren köyleri
Cebirli, Evren
Cebirli, Ankara ilinin Evren ilçesine bağlı bir köydür.
Tarihi
Ş. KOÇHİSAR AŞİRETLERİ
Ş. Koçhisar Yöresinde Birçok Aşiret Yerleşmiştir.
BAŞLICALARI
=Ca'berli aşireti=
Konar Göçer Türkmen Yürükler Taifesindendir. Şereflikoçhisar'a Dağınık Bir Şekilde Yerleşmişlerdir.
=Mamalı aşireti=
Şereflikoçhisar'da Dağınık Olarak Yerleşmişlerdir. Konar Göçer Türkmen Taifesindendir.
=Peçenek aşireti=
Şereflikoçhisar'da Dağınık Olarak Yerleşmişlerdir. Konar Göçer Türkmen Taifesindendir.
=Tirikan aşireti=
Şereflikoçhisar'da Dağınık Olarak Yerleşmişlerdir. Konar Göçer Türkmen Taifesindendir.
=Şerefli aşireti=
Geçitli, Seğmenli, Çatçat, Cavlak, İbrahimbeyli, Karandere, Aliuşağı, Baltalı, Yeşilyurt, Üzengilik, Eley, Mamalı, Torunobası, Çalören, Kadı obası, Bağ obası, Demircili, Sipahiler, Göllü, Yaylak, Demirci obası, ve Merkezde Yerleşmişlerdir.
=Kurutlu aşireti=
Acıkuyu, Kurutlu, Vayvay, Hacıbektaşlı ve Merkezde Yerleşmişlerdir.
=Kortulu aşireti=
Gülhüyük, Inebeyli, Cebirli, Yusufuşağı, Palazobası, Sadıklı, Değirmenyolu, Karabük ve Merkezde Yerleşmişlerdir.
=Adalar Kortulusu aşireti=
Hamzalı, Çavuşköy, Karamollauşağı ve Merkez'e Yerleşmişlerdir.
=Kiyaslı aşireti=
İnebeyli, Cebirli, Kıyıevi, Yusufuşağı ve Merkede Yerleşik Bulunmaktadırlar,
=Hacı Ahmetli aşireti=
Ağaçören yöresinde ki köyler, Kırımini ve Ş. Koçhisar Merkezde Yerleşmişlerdir.
=Atçeken aşireti=
Dağınık yerleşmişlerdir. Cıngıl ve Kulu Civarlarında Bulunuyorlar.
=Sararlı aşireti=
Dağınık Yerleşen Türkmen Boylarındandırlar.
=Tatarlar=
Akin, Doğankaya, Şeker Köylerine Yerleşmişlerdir.
=Çerkezler=
Merkez, Fadıllı, Yeni Şabanlı, Sarıyahşi ve Çıkınağlı Köylerine Yerleşmişlerdir.
=Cüdganli=
Kürt köylerimize yerleşmişlerdir.
"Mitolojiden bilindiği gibi atalarımız zamanında orta Asyadan göç ederek Anadolu'nun çeşitli bölgelerine boyluklar halinde yerleşmişlerdir. Bir mitoloji kitabinda da geçen, edindiğim bir bilgiye göre, Anadolu'ya yerleşen bu boyluklardan "CABIR" isminde bir boyluk da orta Anadolu'da Kızılırmak kıyılarına yerleşmiştir diye geçiyor. Bu bilgi doğrultusunda, aradaki bu büyük isim benzerliği dolayısıyla, köyümüzün isminin zamanında göc eden "Cabir" isimli bu boylukdan gelmiş olabileceği kanısına vardım".
Osmanlı Mahkeme kayıtlarından incelediğim ve resmi belgelerde gördüğüm kadarıyla Şerefli aşireti orta asyadan göçüp gelen ve bu günkü Şereflikoçhisarın olduğu bölgeye yerleşmişlerdir. Koçhisarın ismindeki ŞEREFLİ kelimesi aşiretin adından gelmiş olmalı Şerefli Aşiretinin CEBERLÜ mahallesinden XXXXX adlarındaki kişilerin kıbrıs ve bugünkü kuzey Irak'a Osmanlı tarafından sürgün edildiğine dair mahkeme kararları var. Ayrıca Şerefli Aşiretinin Davutlu adındaki yerleşiminden aynı mahkeme kayıtlarında rastlanıyor.
Ayrıca Çıkınağılın bir derbent olduğu ve buralara Kuzulu aşiretinin yerleştirildiği ve o bölgenin bu aşiretin korumasına ve gelirini almasına karar verildiği kaydedilmektedir.
Yani Cebirli Köyü Şerefli Türkmen boyunun Aşiretinin bir kolu ya da bir mahallesi ya da bir ailesi oladuğu söylenbilir.
bu anlattıklarım türkmen tarihi ile ilgili osmanlı arşivinden alınan bir derlemeden okudum.
Kültür
Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
Coğrafya
Ankara iline 187 km, Evren ilçesine 22 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Yapracık köyü resimleri - etimesgut köyleri
Yapracık, Ankara ilinin Etimesgut ilçesine bağlı bir köydür.
Köyde piknik alanları yaygın olup köyün ünlü Meşe Dağı 1242 m. yüksekliktedir. köyün girişinde BOTAŞ (Boru Hatları İle Petrol Taşıma Anonim Şirketi) bulunmaktadır. Köyün çevresindeki köyler: Bağlıca, Şehitali, Yenipeçenek, Çiçektepe, Aşağıyurtçu, Yukarıyurtçu, Dodurga, Alacaatli, Gutugun(Çayyolu).
Coğrafya
Ankara iline 23 km uzaklıktadır.
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 740
1997 -
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.2005 yilinda Etimegut'a bagli mahalle olmustur.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
2009 - Ziya Ulusoy
2004 - Ziya Ulusoy
1999 - Bilal Özer
1994 - İsmail Yalçın
1989 - Hayati Cantürk
1986 - İsmail Albasan
1984 - Ali Kocaarslan
1977 - Abdullah ılgın
1975 - Satılmış Yücel
1971 - Kadir Yavuz
1967 - Necati Çalışkor
19?? - Ahmet Karaaslan
19?? - Huseyin Albasan
19?? - Haci Osman Kaya
19?? - Gazi Ulusoy
Altyapı bilgileri
Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi olmasına rağmen suyu yoktur ancak kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi vardır ancak ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon var. Sabah akşam belediye otobüsü vadır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Güzelkent mahallesi resimleri - güzelkent resimleri - etimesgut mahalleleri
Güzelkent, Ankara Etimesgut'ta mahalle. Yüksek katlı binalar ile villalardan oluşmaktadır.
Ankara'nın son dönem modern yerleşim projeleri burada uygulanmaktadır.
Eryaman Mahallesi ile Fatih Mahallesi arasındadır.
Çevresinde Göksu Parkı ve Harikalar Diyarı dinlence yerleri bulunmaktadır.
Ankara'ya yaklaşık 25 km uzaklıktadır. Mahalle çevresinde çok sayıda alışveriş merkezi vardır. Mahalle İstanbul Yolu'na ve Ankara Çevre Yolu'na oldukça yakındır.
kaynak:viki
mahalleniz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Etiler mahallesi resimleri - etiler mahalleleri
Etiler Mahallesi
Ahular Sk. No:19
PK:34337 Beşiktaş
Tel: 0212 287 53 83
Fax: 0212 263 69 28
ETİLER MAHALLESİ
Etiler, 1957'de yerleşime açılan 1.Levent'ten sonra kurulan
ikinci toplu konut yerleşimidir. İstanbul'un en çok tercih
edilen yerlerinden biri olan mahallede yaklaşık 13.000 kişi
yaşamaktadır. Eğlence merkezlerinin yoğunlaştığı Etiler,
İstanbulluların tercih ettiği mekanlardan biridir. Semt
sakinleri Etiler Belediye Hizmet Ofisimizden faydalanabilmektedirler.
Yakında hizmete girecek olan sağlık ocağı
ve posthane binamızın yapım çalışmaları halen devam
etmektedir.
Sokak Sayısı: 82 Kadın: 4637
Bina Sayısı: 1136 Erkek: 3763
Hane Sayısı: 5339 Toplam: 8400
Eryaman Mahallesi resimleri - etimesgut mahallleri
Eryaman Mahallesi Ankara'da büyük bir mahalle. Etimesgut ilçesine bağlıdır. Türkiye'nin en modern yerleşim projelerinden biri olarak başlamıştır. Etaplardan oluşur. Ayrıca Güzelkent Mahallesi de bu bölgedeki önemli mahallelerdendir. Genelde evler çok katlıdır. Villalar bölgesinde ise tripleks ikiz evlerden oluşan siteler vardır.
Eryaman'ın nüfusu sürekli devam eden toplu konut çalışmaları nedeniyle her yıl artmaktadır. Şu anda Eryaman ve Güzelkent mahallelerinin toplam nüfusunun 150.000 civarında olduğu sanılmaktadır. Ankara şehir merkezine 25 km İstanbul Yolu üzerinden otomobil ile 20-25 dakika. Etapların yapımı halen devam etmektedir. Bölgede gecekondulaşma yoktur.
Yüksek bloklar özellikle Bilkent, Hacettepe ve ODTÜ öğrencilerinin tercih ettiği yerler arasındadır. Öğrenciler dışında memurlar da ağırlıklı olarak bu bölgededir. Eryaman daha çok orta gelirli ailelerin tercih ettiği bir bölgedir. Villalar bölgesi ise orta ve üstü gruplara hitap etmektedir.
Bu mahallede yer alan Göksu Parkı Ankara'nın en önemli dinlence yerlerindendir. Küçük bir göl ve çevresinde oluşturulmuş yeşil alandan oluşur. Tam karşısında ise KC Göksu Alışveriş merkezi yer almaktadır. Ayrıca Sincan sınırına yakın bir konumda olan Masal Adası ve Harikalar Diyarı da önemli dinlence-eğlence yerlerindendir. Harikalar Diyarı içinde nikah salonundan paten sahasına kadar çok çeşitli tesisler bulunmaktadır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Bağlıca köyü resimleri - etimesgut köyleri
Bağlıca, Etimesgut
Bağlıca, Ankara ilinin Etimesgut ilçesine bağlı bir köydür.
Tarihi
Bağlıca köyü'nün kuruluşu Osmanlı Devleti zamanına, yaklaşık 7 asır geriye dayanmaktadır. Bağlıca köyü kuran soyadlar [MERMER]Demir Atak YalınkıLıç Yılmaz Metin Çelik Turak Degirmenci balcı
Coğrafya
Ankara iline 22 km, Etimesgut ilçesine 7 km uzaklıktadır.
Kültür
Bayramlarda erkekler topluca bayramlaşmaya çıkarlar.Düğünlerde ise kına alemleri gerçekleştirirler.Düğünden iki gün önce köyün erkeklerine konakta çay verilir. Ertesi gün sazlı sözlü kına gecesi alemleri düzenlenir.Düğün günü sabah gelin alma hakk düzenlenir.gelini aldıtan sonra hakçılara yemek verilir. Bağlıca Köyünde geleneksel olarak düğünlerde pilav dağıtılması meşhurdur.Şimdilerde ise genelde döner ikram ediliyor. Bağlıca köyü nde kına gecesinden 1 gün önce sinsin yakılır.Ve oynalırır.
Eskiden yağmur duasına çıkarlardı. Kuzular çevrilir yemekler hazırlanırdı.
Alemlerde genellikle p.süleyman ömer faruk bostan snatçı olrk katılmaktadır.Alemlerde rakı içilir
İklim
Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Nüfus
Ekonomi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarım ve hayvancılıkla Etimesgut bütçesine çok büyük katkı sağlamaktadır. Bu bakımdan önemi büyüktür.
Muhtarlık
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
> 2009 - Ömer Mermer
> 1999 -Ömer Mermer
> 1998 - Süleyman yalınkılıç
> 1994 - Süleyman yalınkılıç
> 1993 - Hasan hüseyin mermer
> 1989 - Hasan hüseyin mermer
> 1988 - Ahmet yılmaz
> 1984 - Ahmet yılmaz
> 1950 -Mehmet yılmaz
Altyapı bilgileri
Köyde bir ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Doğal gaz boruları döşenmeye başlamıştır.
Köyünüz hakkında herşeyi bizimle paylaşabilirsiniz..
Cumhuriyetin İlanından Sonraki Yenilikler - cumhuriyatin ilanından sonra
Cumhuriyet'in ilanından yada Cumhuriyetten sonra yapılan yenilikler:
Siyasal Alanda Yapılan Yenilikler
Saltanatın kaldırılması ( 1 Kasım 1922)
Ankara'nın başkent olması (13 Ekim)
Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
Siyasi Partiler kuruldu. (Cumhuriyet Halk Fırkası, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası)
Hukuk Alanında Yapılan Yenilikler
20 Ocak 1921'de ilk anayasa Teşkilat-ı Esasiye ilan edildi.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 anayasası ilan edildi.
17 Şubat 1926'da Medeni Kanun ilan edildi. İsviçre'den alındı.
- a) Birden fazla kadınla evlenme yasaklandı.
- b) Mirasta ve boşanmada kadın erkek eşitliği geldi.
8 Mayıs 1928'de Borçlar Kanunu -İsviçre'den
10 Mayıs 1928'de Ticaret Kanunu—Almanya'dan
1Temmuz 1928'de Ceza Kanunu - İtalya'dan alınarak ilan edildi.
Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan Yenilikler
3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ilan edildi. Eğitim öğretim laikleştirildi. Bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Medrese ve okul ikiliğine son verildi
1Kasım 1928'de Latin alfabesi kabul edildi.
15 Nisan 1931'de Türk Tarih Kurumu kuruldu.
12 Temmuz 1932'de Türk Dil Kurumu kuruldu.
1924'te Topkapı Sarayı müze haline getirildi. Aynı yıl Etnografya Müzesi ve Güzel Sanatlar Akademisi açıldı.
1933'te İstanbul Üniversitesi ve Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi açıldı.
Toplumsal Alanda Yapılan Yenilikler
25 Kasım 1925'de "Şapka Kanunu" çıkarıldı.
30 Kasım 1925'de tekke , zaviye ve türbeler çıkarılan bir kanunla kapatıldı.
1934 çıkarılan bir kanunla din görevlilerinin dini elbiselerle ibadet yerleri dışında dolaşmaları yasaklandı. En yetkili kişi hariç (Diyanet İşleri Başkanı ""gibi)
1925 Yılında Hicri ve Rumi takvimler kaldırılarak Miladi takvim kabul edildi.1 Ocak 1926'dan itibaren uygulamaya geçildi.
1931 Yılında bir kanunla Okka ,arşın vb. yöresel ölçü birimleri yerine Kilo, metre ve litre gibi ölçü birimleri kabul edildi.
1935 Yılında hafta sonu tatili Cuma'dan Pazar gününe alındı.
24 Haziran 1934'te Soyadı Kanunu kabul edildi.
Türk Kadınına Siyasi Haklar Verildi:
- a) 30 Nisan 1930'da belediye seçimlerinde seçmen olma hakkı,
- b) 26 Ekim 1933'te muhtar seçme ve köy ihtiyar heyetine seçilme hakkı,
- c) 5 Aralık 1934'te milletvekili seçilme ve seçme hakkı verildi.
Ekonomik Alanda Yapılan Yenilikler
17 Şubat 1923'de "İzmir İktisat Kongresi" toplandı. Milli ekonominin hedefleri belirlendi. Yatırım yapacak şirketlere kolaylık sağlanacağı, milli bankanın kurulacağı, demiryolu yapımına önem verileceği,yerli malı kullanımı teşvik edileceği belirtilmiştir. Ayrıca kongrede "Misak-ı İktisadi" (Ekonomi Andı) ilan edildi. Buna göre ekonomik kararlar uygulanırken ekonomik bağımsızlığın titizlikle korunması kararlaştırıldı.
Özel teşebbüsün yetersiz olmasından dolayı 1930'dan itibaren "Devletçi" bir ekonomi politikası uygulanmaya başlanmıştır.
1933 yılında "İlk Beş Yıllık Kalkınma Planı" hazırlandı ve başarıyla uygulandı.
Tarım Alanında Yapılan Yenilikler
Köylünün durumunu düzeltmek için Aşar (Öşür) vergisi 1925'te kaldırıldı.
Ziraat Bankasının verdiği kredi artırıldı.
Çiftçinin tarımda makine , iyi tohum , gübre ve ilaç kullanımı teşvik edildi.
Çiftçiye damızlık hayvan, tohum, fidan , borç para verildi.
1929'da "Tarım Kredi Kooperatifleri" kuruldu.
Sanayii Alanında Yapılan Yenilikler
1925'te "Sanayi ve Maadin Bankası" kuruldu (Yıpranmış Osmanlı tesislerini tamir etmek için.).
1927'de "Teşvik-i Sanayi Kanunu" çıkarıldı (Halk sanayiye teşvik edildi, ancak halkın gücü olmadığından "Devletçilik" politikası izlendi.).
1933'te "İlk Beş Yıllık Sanayi Planı" hazırlandı.
1933'te Sümerbank kuruldu.
1938'de "İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı" hazırlandı. Ancak 1939'da II. Dünya Savaşı'nın çıkması bu planın uygulanmasına engel olmuştur.
Ülkedeki madenleri aramak için 1935'te Maden Tetkik Arama Enstitüsü (M.T.A) kuruldu. Madenleri işlemek içinde Etibank kuruldu.
1939'da Türkiye'nin ilk demir çelik fabrikası olan Karabük Demir-Çelik Fabrikası kuruldu.
Ticaret Alanında Yapılan Yenilikler
1924'te İş Bankası kuruldu (İş sahiplerine kredi vermek amacıyla kuruldu).
1 Temmuz 1926'da "Kabotaj Kanunu" çıkarıldı. Böylece Türk karasularında yolcu ve yük taşıma hakkı yalnızca Türk gemilerine verildi. Ayrıca Denizbank'ın kurulmasıyla denizcilik faaliyetleri artmıştır.
Bayındırlık Alanında Yapılan Yenilikler
Demiryolları yabancı şirketlerin elinden alınarak devletleştirildi. Yeni demiryolları yapıldı. Cumhuriyetin ilanından 1938 yılına kadar 3360 km demiryolu yapılmıştır.
Osmanlı Devleti'nden 18335 km kalan karayolu 1948 yılında 45000 km' ye çıkmıştır.
Denizcilik alanında Kabotaj Kanunu çıkarılmış ve yeni liman ve iskeleler yapılmıştır.
Pek çok yeni şehir ve kasaba inşa edilerek modern bir görünüm almıştır.
Gün ortasıydı ve gökyüzü güneşsizdi. Etraf dalgalı beyaz bir deniz... Hava uğultulu buslu serpintili ufuksuz boğuk bir aydınlık...
Rüzgar yine uğuldadı..
Rüzgârın her uğuldayışında dudaklarından; ''Allahu Ekber!'' nidası yükseldi.
Bin üç yüz onuncu uğuldayışıydı rüzgârın.
Karlı tepeler savrulup savrulup üzerlerinde geliyordu. Soğuk hep soğuk yalnızca soğuk... Allahuekber Dağlarının soğuğu ne de yamandı böyle.
Bedenleri karlı tepelerde dolaşırken yürekleri tevekkülün yamaçlarında dolaşıyordu ve bundandır ki yürekleri ürkmüyordu tipiden.
Çarığının içinde parmağını oynatmaya çalıştı. Hissetmedi ayak parmaklarını. Ufka baktı acı acı. Ufuk görünmüyordu. Yok yok görünüyordu aslında. Ufuk hemen önlerindeydi. Rüzgârın acı acı uğuldaması tüylerini de ürpertmiyordu. Çünkü tüylerinin ürperişini de hissetmiyordu.
Rüzgârın bin yedi yüzüncü uğuldayışını duydu ve hissetti.
Bunu hissetmemesi ne mümkündü. Her taraf rüzgâra ve yerden savrulan karın sesine teslim olmuştu. Yer yer uğuldayan kurtlar çakallar ve bilumum yabani hayvanların sesi de duyulmaz olmuştu. Rüzgâra ve tipiye direnen sadece birerli kolda ilerleyen ve takati tükenmek üzere olan Türk askerleriydi.
Zemin değişkendi ürkütücüydü yutucuydu renksizdi. Satılmış'ın ayaklarında karıncalanma ve sinirlerinde uyuşma vardı. Birliğin epey gerisinde kalmıştı. Hızlanmalıydı. Herşey umutsuzluğu fısıldıyordu ama direnmeli ve hızlanmalıydı.
Zemin dipsiz beyaz bir kuyu Zaman; yelkovansız akrepsiz ve rakamsız...
Sıcak bir ocağın başında olsaydı şimdi. Yumuşak minderin üzerine kurulsaydı ocağın başında. Ateşin yalazı yüzünü yalasaydı. Ocağın üstünde çorba kaynıyor olsaydı. Bir de bir de sevdikleri olsaydı ocağın başında.
Rüzgâr kaçıncı kez uğuldamıştı unuttu bu kez.
Unutmamak ne mümkün? Dudaklarından; ''Allahu Ekber!'' nidası daha düşmeden diğeri uğulduyordu rüzgârın çünkü
Yine uğuldadı rüzgâr acı bir anne feryadı gibi.
Zira rüzgârın her uğuldayışı bir annenin yüreğine figan düşürüyordu. Rüzgârın her uğuldayışında bir ana kuzusu dizlerinin üzerine çöküp kar ortasında işaret taşı gibi öylece kalakalıyordu.
Uykusuz gecelerin isyan eden sesi gibiydi rüzgârın uğultusu. Aslında bir de hırt hırt eden zeminin sesi vardı.
Her adımda biraz daha seyrelen...
Her hırt hırt sesinden sonra
bir yiğidi daha bağrına emen
Kuruyan adımları bağrına gömen
Ve nafile yakarışlar serzenişler çırpınışlar..
.
Birçoğu evliydi askerin. Her adımın karlı zeminde susuşu birkaç yetimin de ağlayışı demekti aynı zamanda. Umutlar buz tutar mıydı? Umutlar buz tutuyor buz oluyordu işte. Nice umutlar Allahuekber Dağları'nda buz olup kalakalıyordu öylece.
En son uğuldayış; bir uğultu muydu yoksa teninde hissettiği bir ürperiş miydi ayırt edemedi.
Her yanı sallanan yaşlı ahşap bir yalı gibi sendeledi. Bacakları titredi Satılmış'ın. Kolonlarından darbe alan bir bina gibi titredi bacakları. Birden umutları da sarsıldı bedeni gibi. Rüzgârın uğultusunu duymaya çalıştı. Çünkü bu uğuldayış da hayatın sesiydi.
Rüzgârın yeni bir uğuldayışını duyunca mutlu oldu bu kez. Yine ''Allahu Ekber!'' nidası döküldü dudaklarından belli belirsiz.
Tam da kendini koyuverecekti ki; bu ''Allahu Ekber!'' nidası kalorifer borularına yürüyen sıcak su gibi geldi tenine.
Rüzgâr uğuldadı zemin aktı zaman savurdu...
Durmamalıydı. Zaman gecenin ayazına gebeydi ve galiba akşam oluyordu. Çünkü zemin biraz daha solgun oluyordu gitgide. Ya da gözlerinin feri sönüyordu. Gecenin ayazı tenlere daha saldıracaktı. Aç kurtlar uluyacaktı sonra tenlere saldırmak umuduyla.
Kurtlar... uluyorlardı işte. Rüzgârın ve zeminin sesine bir de kurt sesi eklenmişti.
Evet galiba gece oluyordu. Kurtların uluması iyi aslında diye düşündü. Beyaz bir döşeği andıran zeminde uyuma hissini insanın içinden alan bir sesti kurt sesi. Ölümü hatırlatan ürperten bir ses...
Geride donup kalmış arkadaşlarının cesetlerini yiyen kurt görüntüleri hiç aklından gitmiyordu. Çölün akbabaları neyse karın kurdu da oydu.
Donma tatlı bir uyuşukluk ve karşı konulması güç tatlı bir uyku hâliyle başlıyordu. Askerler bu tatlı uyku haline karşı koymakta güçlük çekiyorlar ve bu rahatlığa kendilerini bırakıveriyorlardı. Bu bir gönüllü ölüm değildi cenneti arzulayış değildi bu bambaşka anlatılmaz bir şeydi. Hani Mevlana'ya ''Aşk nedir?'' diye sorduklarında ''Ol da gör'' demişti ya işte öyle bir şeydi bu. Anlamak için donmak gerekti.
Rüzgâr yine bilmem kaçıncı kez uğuldayıp sustu.
Islık çalmaya çalıştı. Önündekilere bir şeyler diyecekmiş gibiydi.
Bir keresinde; ''Ben ardınızdan ıslık çalarsam bilin ki donmak üzereyim demektir. O zaman bana yardım edersiniz'' demişti.
Dudaklarını ıslık çalma vaziyetine getirdi. Ama yapamadı. Göğsünden kopup gelen hava olduğu gibi ağzında çıkıverdi ve buhar oldu. Tıpkı hayat gibi... Dudakları uyuşmak üzereydi. Silahını tuttuğu elinin parmaklarını oynatmak istedi. Parmakları silahının kayışında kilitlenmişti.
Uğuldayan rüzgâr mı yoksa kar mıydı? Yine havada bir uğultu...
Kar etrafta baş döndürücü hızla savruluyor kamçı olup yüzlere değiyordu. Arz askerlerin adımlarını merkezine çekiyordu. Lakin bir adım duraklasa bir daha yürüyemeyecek haldeydi. Bir daha öndekilere yetişememe endişesi vardı içinde.
Yürüyüş kolundan kopmak demek ölmek demekti. Herkes kendi derdindeydi. Düşene el vermek yeniden doğrulamamak demekti. Sonra eller hissedilmiyordu ki düşene el verilsin. Düşen karlı zeminde kalıyor ve tatlı bir uykuya dalıyordu.
Uyandırmalıydı kendisini. Yarı açık bilinci böyle diyordu. Kendini boğulmakta olduğu kendi gölünden el vererek kurtarma çabasına düştü. Emanetin hakkını vermek için çabaladı yani akîbeti için çabaladı. Evet bu tatlı uykunun ardında şahadet vardı. Tatlı bir hayat vardı. İçindeki önü alınmaz bir güç onu tatlı uykuya ve tatlı hayata bundan dolayı çekiyordu sanki. Ama yaşamak için direnmezse bu intihar olmaz mıydı? İnsan bile bile ölümün kucağına nasıl atlayabilirdi ki? Böylesi bir mücadelede kazanma kuşağında kaybetmek de vardı. Direndi...
Sonra rüzgâr kaçıncı kez uğuldadı yine kestirmek ne mümkündü.
Katılaşmış buza kesmiş elbise tabutunun içinde kaputunun karalığına tutunmaya çalışan şekilsiz başını oynattı. Görebiliyor muyum acaba düşüncesiyle buzdan kaputunun bir yerlerinde karalık aradı. Etrafı görmediğini sandı. Her tarafın boydan boya beyazlıklar içinde olmasından kar körlüğü denen göz donmasına tutulmaktan korkuyordu. Önce gözleri sonra kendisi donan bir arkadaşının serzenişi hiç gözünün önünden gitmiyordu.
''Neden hemen gece oldu?'' diye sızlanmaya başlamıştı arkadaşı. Gözleri donmuştu oysa.
Buz tutan elbisesinin bir yerindeki karalığı görünce sevindi. Başını yeniden oynattı ve hafif göğe dikti. Kar yağıyordu yok savruluyordu aslında kar. Veya binlerce beyaz akbaba dönüyordu başında.
Kirpiklerini buza tutmuş bakışlarını kaputunun karalığından kaldırdı. Vücudunun kimi yerlerini hissetmiyordu. Uyandırmalıydı yüreğini çocukluğunu gençliğini uyandırmalıydı. Rüzgâra ıslık çalmalıydı. Islık çalmaktan hoşlanmazdı ama şimdi çalmalıydı.
Rüzgârın uğuldayıp uğuldadığını duymadı bu kez.
Gecenin beyaz mağarasında buzdan bir taş oluyordu ayak izleri. Yürüyüş kolunda epey geride kalmıştı. Zaman ak kefeninin üzerine kara elbisesini giymişti.
Gecenin sayısız kar oyukları sayısız yiğidi yutmuş bir daha geri vermemişti. Allahuekber Dağları boydan boya kabristan olmuş zemindeki karlar şehitlere kefen olmuştu. Rüzgâr habire oyuklar açıyordu zeminin bağrında. Rüzgâr açtığı her bir oyuğa yeni bir askeri çağırıyordu.
Rüzgârın ölüme davet eden sesi sustu sonunda.
Bulutlar bir bir çekildi semadan. Zemin bağrını ayaza gerdi bu kez. Vakit azaldı çok çok azaldı vakit. Gözlerinin önüne çocuklarını getirdi. Rüzgârın daha önceden açmış olduğu beyaz oyuğa buzdan bir heykel gibi düştü. Allahuekber Dağlarının zemini bir şehidi daha aguşuna aldı. Gözleri açık kaldı. Yüzünde tatlı bir tebessüm gözlerinde çocuk masumiyeti vardı.
Merhaba anne, yine ben geldim
Merak etme okuldan çiktim da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama,
Ali okula gitmezsem annem çok kizar merak eder, demiştide onun için söylüyorum.
Geçen hafta ögretmen sag elimde sarimsak,
sol elimde sogan dedirte dedirte
Ögretti sagimi solumu.
Ben biliyorum artik anne, sagim neresi solum neresi,
Agriyan yanimin neresi oldugunu simdi iyi biliyorum anne
Hani geçen geldigimde, suram aciyor, suram iste demistim de,
Bir türlü söyleyememistim ya aciyan yanimi anne,
Bak simdi söylüyorum.
Suram iste sol yanim çok aciyor anne,
Hem de her gün aciyor anne, her gün
Dün sabah annesi Ayse;nin saçlarini örmüstü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakasi da danteldi. Zil çalinca öptü, hadi yavrum sinifa dedi
Bende agladim Agladim iste utanmadim.
Ögretmen ne oldu dedi. Düstüm dizim çok aciyor dedim.
Yalan söyledim anne,
Dizim acimiyordu ama, sol yanim çok aciyordu anne!
Bu gün bende saçim örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadi.
Dantel yaka istedim, babam ben bilmem ki kizim dedi
Bari okula sen götür dedim.
Kizim is dedi. Bende bana ne dedim agladim.
Kizim ekmek dedi babam.
Sustum ama , okula giderken yine agladim anne.
Ha bide sol yanim yine çok acidi anne
Herkesin çoraplari bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep annem beyazlara renkli çamasir katmadan yikiyormus dedi.
Babam hepsini birlikte yikiyor,
babam çamasir yikamasini bilmiyor mu anne?
Of babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama,
Arkadaslarim her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
E biliyorum babam pasta yapmasini bilmez anne.
Hava karariyor, ben gideyim anne,
Babam bilmiyor kaçip kaçip sana geldigimi?
Duyarsa kizmaz ama, çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor topragini, çiçeklerini kim kopariyor!
izin verme anne, ne olur topragina el sürdürme!
Eve gidince aklima geliyor, bide bunun için agliyorum anne.
Bak kavanoz yanimda, topragindan bir avuç daha alayim.
Biliyor musun anne, her gelisimde aldigim topraklarini,
Su kavanozda biriktirdim,
üzerine de resmini yapistirip bas ucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor, kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne, bazen de konusuyorum onunla.
Ne yapayim seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan! Ögretmen yarin
anneyi anlatan bir yazi yazacaksiniz dedi.
Ben babama yazdiracagim,
ögretmen anlarsa çok kizar ama, bana ne,
Kizarsa kizsin. Ben seni hiç görmedim ki, neyi nasil anlatacagim anne,
Senin adin geçince, sol yanim aciyor anne, Hiçbir sey yutamiyorum.
Bazen de dayanamayip agliyorum. Kagida da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne, Topragini öpeyim, sende rüyama gel beni öp,
Mutlaka gel anne. Sen rüyama gelmeyince,
sol yanimin acisiyla uyaniyorum anne
Sol yanim açiyor anne. Iste tam surasi,
Sol yanimÇok aciyor anne.
Seni çok özledim, çok...anne...
Bedirhan Gökçe - Almanya Mektubu Sözü lyric
Mektubun yenice geçti elime,
Selamını duymak yeteyo gardaş,
Dağ başı bi çaruk esküttüğümüz,
Boz dağlar gözümde tüteyo gardaş.
Gardaş, Hambırgın yolları asfalt,
Adamların kafaları sıfır nımara tıraşlı,
Afyon içiciler, itle, manyakla,
Turken raus, Turken raus diye bağırıyorlar.
Heh...Ulen noldu da değişti devran.
Çok deel,
Yirmibeş otuç yıl önce bizi bandoynan karşıladılar,
Bunca yıl gavurun pisliğiynen uğraş,
Sonra sana düşman gibi baksınlar,
Ataş verip, düneğini yaksınlar,
Adamanın ağarına gidiyor gardaş.
Gardaş, vaktı geçmiş Alamanyanın,
İrecebe söle, havas itmesin,
İneğini, danasını neyin satmasın,
Gavurun parası kıymetli emme,
İliğini sömürüyo adamın.
Kel Musanın Abdıllayı bildin mi?
Böyük kız gavura kaçtı diyolar,
Adı Hans mıymış neymiş,
Sarı bir oğlan.
Abdılla düştükçe düştü diyolar.
Hayat bu gavırın sürdüğü hayat.
Bizimkisi gün tüketmek neydecen.
Onlar gibi yaşamaya kaktın mı,
Kendinden öteye düşünmeyecen.
Bizim pavlikada bir alman var. Glaus,
Çok eyi gardaşım olsun.
Bazı iş çıkışı bize geleyyo,
Yemek sarımsaklıysa yemeyyo.
Yemekte sarımsak olmaz mı gardaş?
Bazı gıcık almanlar çıkeyyo,
Sırtını döneyyo, burun bükeyyo,
Diyo hör Türk, siz çok kötü kokeyyo,
Çöpçü... Gül kokacak değil ya garda...
Bu Almanlar çok acayip bir millet,
Yere tükürene bağırıyorla,
Heh... Yetmeyyo, polizay çağırıyo,
Adamın gülesi geleyyo...
Gardaş, bir mercedes aldım, kırmızı,
Gayri tufalete yayan gitme yok,
Çatlasın elleme mıhtarın kızı,
Eee...
Başı göğe erdi gedesalihle evlendi de haspam.
Er yerine gomazdı bizi,
Orda ne va, ne yok,
havalar nasıl
Ekinler, koyunlar, kuzular nasıl?
Sen nasılsın Muhammed, Fadime nasıl?
Selamı selama eklerim gardaş,
Tez elden bi cüvap beklerim gardaş...
Bedirhan Gökçe - Cigerin Yansın Sözü lyric
Birikti uğrunda döktüğüm yaşlar
Al götür vicdansız ruhun yıkansın
Her günüm hasretin zulmüyle başlar
Ahımı hakettin ciğerin yansın
Bilseydim duyguya yer yok dininde
El pençe durmazdım hayalin önünde
Kapkara yas tuttum doğum gününde
Neşemi yok ettin ciğerin yansın
Doğuştan sevgiye aşka meyildim
Kimsenin lütfuna muhtaç değildim
Bir sana diz çöktüm sana eğildim
Canıma tak ettin ciğerin yansın
Sen ince ağrımsın veremdim sana
Aleme haramdım,haremdim sana
Aşkınla tutuşan,keremdim sana
Aslıdan çok ettin ciğerin yansın
Bedirhan Gökçe - Annem Sözü lyric
Ne hız ellerini üzdün dünyadan
Balanı tek goyup nereye gettin ?
Nasıl yog olurmuş bir anda insan
Sanki bu dünyada hiç yog imişsin...
Güneş gurub etti, o da garardı
Bir anda yog oldun sen heyal gibi
Şimdi düşünirem senden ne galdı
Gönlümde hatıran kara hal gibi...
Meni boya başa yetirdin anne
Bize borçlu bildik her zaman seni
Sen meni dünyaya getirdin anne
Mense yola saldım dünyadan seni...
Sen mene beşikte ninni çalmışsın
Ninni çalsam sana men de mi ?
Senin şirin şirin ninnilerini,
Sana gaytarayım cenazende mi ?
''Uykun şirin olsun'' diyerdin mene
''Uykun şirin olsun'' deyim mi sene
Gerek men başına dönüp dolanım,
Meni hayat için hep uyutanım,
Söyle ölümçün,
Söyle nasıl uyutayım seni men bugün ?
Bu nasıl dünyadır anlayamam ben
Cilvesi cürbecür, rengi cürbecür
Dün öz nefesiyle seni isiden
Bugün buza dönüp, taşa dönüptür...
Bu nasıl dünyadır...
İnsanoğlunun hayali göktedir gendi yerdedir
Sağken omuzunda hayatın yükü
Ölende ceseti çiyinlerdedir...
Bu nice dünyadır, bu nice dünya
Ölüm hakikat hayatı rüya
Derdimin gamımın ortağı sendin
Niye yüz çevirdin ya niye menden ?
''Derdin mene gelsin'' diyerdin hani ?
Niye dert ekledin derdime ya sen...
Annem, annem kimse seni darıltmamıştır,
Men seni darıltan kadar...
Şimdi kime açsam derdimi bir bir,
Kim menim derdime yanar sen kadar ?
Evin her küncünde görünür yerin
Gözüm ahtarıcıdır anne, ey anne
''Ninem hani'' diyor küçük azerin
Ne cevap vereyim ona ey anne
Bilmem, bilmem bu ölüm nedir ?
Ha sen hayattayken ey annem
Nefesin ey annem hala evdedir
Kendin yer altında taşa dönmüşsün...
Bögün, bögün yeddin oldu annem
Yeddi gün bizimle beraber ağlar odalar
Sene, yalnız sene demek eçün
Gönlümde bilsen ne gadar sözüm var...
Kimleri çağırak bugün yeddiye
Halalar bacılar soruyor mene
Anneme soralım o bilir diye
Men yüz tutuyorum senin odana
Annem, annem ısmarlandın anne torpağa
Bu ölüm sineme çekti dağ benim
Sen benim arkamda benzerdin dağa
Sanki de arkamdan uçtu dağ benim...
Gızımın adıdır senin öz adın
Bu da göz dağıdır bana bugünde
Son defa sen mene bakıp ağladın
Suretin mezara gitti gözümde
Ömrü başa vurdun altmış yaşında
Altmışın üstünde durup yaşında
Artık senin için durduğu zaman
Ölüm menim için dolaşır
Gün olur akşam,
Vakit geçer, sen menden uzaklaşırsın
Men sene günbegün yakınlaşırım...
Annem öz ismini gızıma verdi
Annem torununu çok istiyerdi
Küçük torununu goyup yerinde
Annem tam sakince dünyadan getti
Gızımın meyilli nazarlarında
Annemi görirem, annemi şimdi...
Torun ninesine benziyor aynen
Büyüyor, yüceliyor yılbayıldızım,
Yeniden büyüyor annem, yeniden
Annemin özüdür tam sanki gızım
Hayat kendi garip sırlarından
Bize renkli renkli muciz gösterir
Gızımı ismiyle çağırmıram men
''Ey anam'' diyirem, o da ''hay'' verir...
O menim annemdir, o menim annem
Ancak bir farkı var bunu yadsımam
Bir vakit annem mene ''can, can'' diyerdi
Şimdi men anneme ''can, can'' diyerem...
Bir vakit annem meni çok istiyerdi
Şimdi men annemi çok istiyirem
Men annemi çok istiyirem...
(Türkü)
Men seninen vardım anam,
Sen yoksan mende yokam anammm...
Menim anam, özüm anam, can anam, canım anam, özüm anam, anammm...
Sen mene can, can diyerdin,
Oysa ki sen menim canımdın anammmm...
Gettinde, gettin de dönmedin, meni de yanına al anamm,
Can anam, can anammm...
Bedirhan Gökçe - Nokta Noktam Sözü lyric
Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
Beni anlatmış sana ve sen ona
"Unuttum artık onu" demişsin.
Hem bu sözü gülerek,
Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Çünkü; unutmak için
önce unutulmak gerek
Oyasa ki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın...
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil, silemezsin
Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
İki heceli erkek adımı
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Seninle biz, halâ bir kabukta
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın; kokacaksın
Güneşsin; yakacaksın.
Sabah yatağım kadar rüyâ dolu
Sabah yatağım kadar sıcaksın
Unutamam
Unutamazsın!
Şimdilik bu kadar.
Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
Darılma bana, gücenme sakın
Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
Binlerce selam sana.
Bahar başladı nokta noktam
Ankara'da bahar, veriminde toprak ana
Aylar var ki sana tek satır yazamadım
Oysa ki şimdi mevsim bahar
Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var
Artık yazmalıyım.
Takvime baktım bu sabah,
ayrılalı beş ay olmuş.
Düşün ki Nokta Noktam
Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder.
Bunca uzun ayrılıksa;
İnan bana Nokta Noktam
İnsanı, herşeye küskün eder.
İnan bana... Dargınlığım herkese
Ve tek hasretim sana
Düşünüyorum...
Aşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum.
Bu yolun sağında yükselen
Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen
Bahçesinde iri yedi veren,
kayısı gülleri açan evi düşünüyorum.
Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı
Ablan yanımda çorapsız gezerdi,
Baş örtüsüz annen.
Düşünüyorum... Bu mevsimde baban,
Her akşam bir yerine iki içerdi.
Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum
bahar dişidir doğurur" derdi.
Bahar başladı Nokta Noktam.
Ankara'da bahar,
Gönül ufkunda yağmur bulutları
Cennet olsa artik sevmiyorum
Sevmiyorum sensiz baharı...
Sen; ey yirmidört baharın en güzel süsü!
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey ilk yaz akşamları kadar güzel çocuk!
Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası!
Ölümsüz bir yolculuk yaratan
Sen; ey çıplak bir hançer gibi!
Boylu boyunca gönlümde yatan
Sen; ey herşeyim olan herşey!
Son mektubunda söz verdin
Tut diyorsun, unuttum
Unut diyorsun, unutmak mı???
Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç?
Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç?
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey herşeyim olan herşey!
Bu gece Yılbaşı...
Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam
Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar
Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar...
Bu gece yılbaşı.
Bilirsin ki Nokta Noktam
Yılbaşında hesaplanır
Çoğu zaman insanların yaşı.
Bu gece yılbaşı...
Tokmaklarında yirmi dört hece
Eğilip üstüme sessizce
Şehrin kule saati
Bilir misin Nokta Noktam?
Bilir misin, bilir misin ne dedi?
"Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi."
Ve bir el saçlarımdan tutarak
Kalbimi sana kadar sürükledi.
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları komşu plâkta.
Ne de kıvrak bu vals havası
Başladı yine gönlümün
On yıl evvel ki kanaması
Ne günlerdi o günler cancağızım
Ne günlerdi...
Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde
Başı duman duman bir kız.
Ben, yirmi üstünde
Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı
Öylesiye bir şair, öylesiye bir delikanlı.
Ne çabuk geçti zaman.
Hey gidi Dünya hey...
Bu gece yılbaşı
Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim.
Bartın'da bahar.
Elimle yapmışım
"asma köprüsünden" Kocanaz deresi
Sağda, orta okul
Okulda, çocukların sesi.
"Çakır beylerin" elma bahcesi.
Derede kayık, dümende ben.
Küreklerde sen.
Hava berrak, hava ılık
Hava temiz
Ve sularda sarmaşan gölgemiz
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları değil artık
komşu plâkta.
Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta.
Dışarıda kar yağıyor.
Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi
Eski hatıralar...