oLci

oLci

Üye
15.09.2004
Uzman Onbaşı
4.943
Hakkında

  • Konu: KIRKLARELİ
    Pehlivanköy :

    noimage

    D 100 karayoluna 20, İl merkezine 62 km. mesafede bulunan ilçenin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemektedir.
    Türklerin Rumeli'ye geçişi ile birlikte, yörenin Osmanlı topraklarına katılması sonrasında iskanın hızlandığı anlaşılmaktadır. İlçe merkezi ve bağlı köylerde oturan halk, genel olarak 93 Harbi de denilen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında, Balkanlar'dan göçmen olarak gelip yerleşmişlerdir. 1958 yılında ilçe statüsüne kavuşan Pehlivanköy, engebesiz ve düz bir arazi üzerine kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği 25 m olup, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlıdır. 1997 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfusu 6.084 olarak belirlenen İlçenin 8 köyü bulunmaktadır.


    noimagenoimagenoimage
#21.05.2005 22:45 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    Merkez İlçe:

    noimage


    Kırklareli merkezinin 23 mahalle, 4 belde ve 41 köyü bulunmaktadır. Toplam nüfusu 77.727 olup, bunun 49.315'i şehir merkezinde 28.412'si de köy ve beldelerde yaşamaktadır. Yüzölçümü l .604 km , denizden yüksekliği 203 m.dir. Merkezde karasal iklim hakim olup, buna bağlı olarak yazlar sıcak, kışlar ise soğuk ve zaman zaman karlı geçmektedir. Yaz ve kış mevsimleri arasında sıcaklık farkı yüksektir.
    Kırklareli'nin ekonomisi genelde tarıma dayanmaktadır. Ancak son yıllarda İstanbul sanayisinin Trakya'ya yönelmesi neticesinde, yörede önemli sanayi tesisleri faaliyete geçmiş bulunmaktadır.



    noimagenoimagenoimagenoimage
#21.05.2005 22:42 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    Lüleburgaz
    noimage


    Lüleburgaz 1361 yılında, Sultan I.Murat tarafından ele geçirilerek, Osmanlı topraklarına katılmıştır. 29 Ekim 1912 tarihinde Bulgarlar, I.Dünya Savaşı sonrasında önce Fransızlar, daha sonra Yunanlılar tarafından işgal edilen Lüleburgaz, 8 Kasım 1922'de düşman işgalinden kurtarılmıştır. Toplam nüfusu 108.744 olup, bunun 70.111'i İlçe merkezinde, yaşamaktadır. 30 köyü, 1'i ilçe merkezi ve 5'i belde olmak üzere toplam 36 yerleşim merkezi bulunmaktadır.
    Düz ve verimli topraklar üzerinde yer alan İlçenin yüzölçümü 98.400 Ha. olup, arazisi Ergene ve kolları ile sulanmaktadır. İklimi genellikle yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçer.


    noimagenoimage
#21.05.2005 22:38 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    Kofçaz
    noimage
    Kırklareli'nin kuzeyinde, İl merkezine 26 km. mesafededir. Kofçaz, Istranca (Yıldız) Dağları'nın eteklerine yerleşmiş, ormanlık alanların ortasında yer almaktadır. 1369 yılında Osmanlı topraklarına katılan İlçenin, ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde "Keşirlik" adıyla nahiye merkezi olarak idari taksimatta yerini almış ve 1959 yılında da Kofçaz adıyla ilçe olmuştur. Kofçaz, merkez Belediyesi ile bağlı 16 köyü ve 2 mahallesi bulunmaktadır. Genel olarak dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan İlçenin yüzölçümü 471.500 dekar olup, rakımı 640 m.dir. İlçe arazisinden doğan dereler birleşerek Kayalı Barajını beslemektedir. Tipik karasal iklim hakimdir. Kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve esintilidir. 1997 sayımına göre toplam nüfusu 4207 olan İlçe, iş imkanlarının yetersizliği nedeniyle sürekli göç vermektedir.
    Kofçaz ilçesinde ve köylerinde kendi ihtiyaçları için kilim, battaniye, şayak, fırta, ferace ve çul gibi dokumalar yapılmaktadır.
    Bulgaristan'a sınır olan Kofçaz İlçesine bağlı Malkoçlar Köyünde eskiden bir sınır kapısı mevcut imiş, ancak Malkoçlar Sınır Kapısı faal durumda değildir.
#21.05.2005 22:35 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    Demirköy

    Kırklareli'nin Karadeniz sınırında bulunan Demirköy İlçesi İl Merkezi'ne 74 km. mesafededir. 1369 yılından önce Bizans hakimiyetinde olan Demirköy, Sultan I. Murat Hüdavendigar zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1914 yılına kadar Vesilhos Şehrine bağlı Samokofçuk isimli nahiye merkezi iken, Balkan Savaşı sırasında Vesilhos'un Bulgaristan'da kalması üzerine ilçe merkezi haline getirilmiş ve adı "Demirköy" olarak değiştirilmiştir. 27 Temmuz 1920 tarihinde Yunan işgaline uğrayan İlçe, 11 Kasım 1922 de kurtarılmıştır.
    noimagenoimage
    İğneada'dan Genel Görünümler
    Yüzölçümü 945 km2, rakımı 300 m. olan İlçenin genel bitki örtüsü ormanlıktır. Orman ağaçları başta meşe ve kayın olmak üzere çeşitlilik göstermektedir. İlçe Karadeniz ikliminin etkisinde olmasına rağmen, yazları sıcak ve kuraktır. Yıllık ortalama 1000 mm. olan yağışlar bahar ve kış aylarında daha çok görülür. 1997 genel nüfus tespiti sonuçlarına göre Demirköy'ün nüfusu 10.781'dir. Bu nüfusun 4.744'ü ilçe merkezinde, 2.152'si İğneada Beldesinde ve 3.885' i de köylerde yaşamakta olup, toplam 15 köyü bulunmaktadır.

    Traklar'dan günümüze Demirköy
    Bölge, tarih içinde birçok uygarlıgın denetimi altına girmiştir. Traklar, İyonlar, İskitler tarafından ticari amaclı olarak kullanılmıştır. M.Ö. 513 yılında Perslerin egemenliğine girdi. M.Ö. 73 yılında Trakya Traklarının bir kolu olan Astai ve Odrislerin, bir ara da Asya Trakları olan Bitinyelerin yurdu oldu. 280 yıllarda Yunan ve Romalıların eline geçti.
    Demirköyün Bizans döneminde geniş bir alanda yerleşim birimi olduğuna dair kuvvetli bilgiler bulunmaktadır. XIV.yy.in ilk yıllarından başlayarak da uzun süne Cenevizlerin yönetiminde kalır.

    1367 yılında 1. Murat tarafından Osmanlı toprağına katılmıştır.
    1877 - 1878 yıllarında 1 yıl boyunca Rus işgalinde kaldı.
    1912 - 1913 yıllarında 1 yıl boyunca Bulgar işgalinde kaldı.
    Birinci Dünya savaşının başladığı 1914 yılında Rus donanmasının İğneadayı işgal etmek için uzun süre top ateşine tuttuğu belirlenmiştir.

    Demirköy ve köylerinin tarihteki adları ise şöyle:

    DEMİRKÖY - Samakofcuk
    ARMUTVEREN - Paspala
    BALABAN - Velika (Belika)
    BOZTAŞ - Kireçova (Kireçnova)
    GÖKKAYA -Mağlavit (Magalit)
    HAMDİBEY - Turulya
    KARACADAĞ - Çıknahar
    SARPDERE - Sarpaç
    YEŞİLCE - Mihalangoz
    YİĞİTBAŞI - Kumila (Kamila)
    İĞNEADA - Pirgublu
    AVCILAR - Korfakule
    BEĞENDİK - Ayastofonoz
    SİSLİOVA - Polaça (Placa)
    SİVRİLER  Sivrikulübeler
#21.05.2005 22:33 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    noimage


    Babaeski:


    D.100 karayolu üzerinde ve İl merkezine 37 km mesafede bulunan Babaeski, 1362 yılında I. Murat zamanında Bizanslılardan teslim alınmıştır. İsmi önceleri Bizans Döneminde; Bulgaraphygon iken Babaeski Atik olarak Türklerce bilindiği; Fatih Sultan Mehmet'in ilçeyi ziyaretinden sonra, Babaeski ismiyle anılmaya başlandığı rivayet edilmektedir.


    1919 yılında Yunanlılar tarafından işgal edilen Babaeski, 9 Kasım 1922 tarihinde kurtarılmış ve 1924 yılında ilçe olmuştur. Oldukça düz bir arazide yer alan ve yüzölçümü 65.200 hektar olan İlçenin akarsuların! Ergene ve kolları oluşturmaktadır.Toplam ilçe nüfusu 50.525 olup, bu nüfusun 22.489'u ilçe merkezinde, 28.037'si ise belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçede 31 köy, birisi ilçe merkezi olmak üzere 5 belediye ve toplam 36 yerleşim merkezi bulunmaktadır.

    noimagenoimagenoimage

    İlçeden Genel görünümler ve Babaeski Şehitliği
#21.05.2005 22:29 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    noimage

    Velika Deresi:
    Demirköy yakınlarında, Karaman Bayırı'na 4 km. mesafededir. Dere boyu ve orman içi mesire yeri olup, masa,bank, WC, içme suyu gibi tesisler bulunmaktadır. Derede bol alabalık bulunmaktadır.

    Koca kaynaklar :
    Dereköy'ün 13 km. kuzeyinde Karadere köyü yakınındadır. Sınırdan geçiş yapanlar için bir konaklama yeri olarak hazırlanmış, masa, bank, WC ve içme suyu bulunmaktadır.
    noimage
    Dolapdere :
    Dereköy'ün 7 km. kuzeyinde, Türkiye-Bulgaristan yoluna 100 m. mesafededir. Dinlenme yerinde masa, bank ve içme suyu vardır. Derede alabalık avlama olanağı bulunmaktadır.

    Dereköy :
    Dereköy'de yol boyunca uzanan ormanlık alanların bir kısmı dinlenme yeri olarak düzenlenmiştir. Masa, bank, WC ve içme suyu bulunmaktadır.

    Kavaklı Meşe Korusu :
    Kırklareli merkezine 10 km. mesafede, İstanbul yolu üzerinde bulunmaktadır. Orman içi dinlenme yeridir. Bir bölümü Gaziosmanpaşa Göçmen Misafirhanesi olarak düzenlenmiştir. Kalan kısmı yeniden günü birlik kullanıma açılacaktır.
    noimage
    Çifte Kaynaklar:
    Vize İlçesi'ne bağlı Sergen Köyü yakınlarındadır. Mesire alanında masa, bank bulunmaktadır.

    İnce Koru :
    Pınarhisar-Vize yolu üzerinde, Sergen Köyü yol ayrımındadır. Orman içi dinlenme yeridir.
    noimage
    İğneada-Mert Gölü :
    Demirköy İlçesi, İğneada-Mert Gölü civarında meşe ağaçlarıyla kaplı dinlenme yeridir. Masa, bank, WC ve içme suyu bulunmaktadır.

    Karahıdır Korusu :
    İl merkezine yaklaşık 5 km. mesafede, orman içi dinlenme yeridir.

    noimage
    Kırklareli Sular İdaresi Mesire alanı:
    İl merkezimize çok yakındır. Ağaçlandırma çalışması yapılmış, konaklama, su, mangal, çocuk oyun alanları, otopark, büfe kafeterya ve WC tesisleri tam olarak hizmet verir.

    Ayrıca Dereköy yolu üzerinde Çağlayan, Kırklareli Merkez ilçeye bağlı Şeytandere, İnece ve Erikler Korusu, Kofçaz İlçesi yakınlarında Böcekdere Korulan, Hudut Kapısı ve Çamlık mesire yerleri, günü birlik gereksinimlere cevap vermektedir.
    noimage
#21.05.2005 22:21 0 0 0
  • noimage

    Kırklareli il sınırları içinde pek çok mağara bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı tarih öncesi dönemlerde, diğer bir kısmı ise Erken Hıristiyanlık sürecinde, bu din mensupları tarafından iskana tabi tutulmuş, turizm açısından önemli mağaralardır. Ayrıca doğal özellikleri itibariyle dikkat çeken ve turizme yönelik çalışmaları sürdürülen beş adet mağara bulunmaktadır.

    noimage

    Dupnisa Mağarası:
    Bunlardan en önemlisi, Kırklareli'nin yaklaşık 50 km. kuzeydoğusunda, Demirköy İlçesi, Sarpdere Köyü'nün 6 km. güneyinde bulunan Dupnisa Mağarasıdır. Birbirine bağlı iki kat ve gelişim özellikleri farklı, üç mağaradan her birinin hidrolojik özellikleri, gelişim dönemleri, fauna yoğunluğu, meteorolojileri ve mağara içi damlataşı çökeltileri birbirinden son derece farklıdır. Birbirine tezat üç mağaranın üst üstte bulunması son derece ilginçtir, üstte yer alan Kuru Mağara, damlataşı birikimi yönünden son derece zengindir. Özellikle sarkıt, dikit, sütun ve duvar damlataşları büyük boyutlara ulaşmıştır. Buna karşılık altta, bulunan Dupnisa Mağarası, içindeki yeraltı deresi ve göller ile saçak şeklinde göllerin üzerine inen duvar ve perde damlataşları vasıtasıyla, oldukça cazip bir görünüm sunmaktadır. Bu nedenle Kuru ve Dupnisa Mağaralarından oluşan sistem, turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur. Bunun yanında doğal çevrenin güzelliği, mağaranın önemini daha da arttırmaktadır. Dupnisa Mağarası, Trakya'da uygulama projesi çizilen ilk mağara olma özelliğini taşımaktadır. Hazırlanan mimari ve elektrik projelerinin uygulanması, yol ve çevre düzenlemesinin yapılması durumunda, Kırklareli turizmi büyük bir hareketlilik kazanacaktır.

    noimage

    Dupnisa Mağara Sistemi
    Yeri: Kırklareli, Demirköy İlçesi
    Mağara Kırklareli ilinin Demirköy ilçesine bağlı, Sarpdere köyünün sınırları içerisindedir. Köyün 5-6 km. güneybatısındadır. Mağaraya jeep, traktör gibi araçlarıyla ulaşılmaktadır.
    Özellikleri: Üç girişe sahiptir yeraltı sistemi olan mağaranın toplam uzunluğu 3200 m.dir. Girişten itibaren ilk 1000 m.si suludur. Mağaran çıkan kaynak Türk-Bulgar sınırı olan Rezve Deresini oluşturmaktadır. Girişlerden birincisi Dupnisa Dolin girişidir. İkincisi kuru mağara olup iki ayrı girişle başlar. Kollardan biri 456 m., diğeri 363 m.dir. Üçüncü giriş Kız Mağarası olup 60 derecelik bir eğimle başlar. Mağaranın yan kolları fosil, ana sistemi aktiftir. İçinde boyutları 150x 60 m. çapında bir salon vardır.

    Yenesu Mağarası
    Yeri: Vize İlçesi, Balkaya Köyünde bulunmaktadır.
    Özellikleri: Trakya'nın üçüncü büyük mağarasıdır. Yenesunun içi, görünümleri son derece güzel, her türden damlataşları (sarkıt, dikit, sütun duvar damlataşları, damlataşı havuzları ve makarnalar) ile kaplıdır. Damlataşı havuzu veya göllerin üzerine saçaklar şeklinde inen veya tabanından yükselen bu şekiller mağaraya sihirli bir hava kazandırmıştır.

    Domuzdere Mağarası
    Yeri: Vize İlçesi, Balkaya Köyünde bulunmaktadır.
    Özellikleri: Domuzdere Mağarasının içi görünümleri çok güzel sarkıt, dikit, sütun, örtü ve duvar damlataşları ile kaplı, geniş ve yüksek salon veya galerilerden meydana gelmiştir.

    Kıyıköy Mağarası
    Yeri: Vize İlçesi, Kıyıköy Beldesinin 2 km. güneyinde bulunmaktadır.
    Özellikleri: Menderesler çizerek gelişen ve yer yer damlataşı çökellerine sahip olan Kıyıköy Mağarası turizm amaçlı kullanıma uygun özelliklere sahiptir

    Kaptanın Mağarası
    Yeri: Vize İlçesi, Kıyıköyde bulunan Kıyıköy Mağarasının 200 m. güneyinde bulunmaktadır.
    Özellikleri: Zengin damlataşı birikimlerine sahiptir.
#21.05.2005 22:13 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    noimage

    Kırklarelili Karagöz:
    Evliya Çelebi 1658 yılında Kırklareline (kırkkiliseye) geldiğinde Karagözü İstanbul tekfuru Konstantinin habercisi Edirne yakınındaki Kırkkilisede söz sahibi ağzı laf yapan ünlü ve çelebi bir Osmanlı kıptisi olarak tespit etmiş ve bu bilgiyi ünlü Seyahatname adını taşıyan kitabına geçirmiştir.Ayrıca Karagöze Sofyozlu Bali Çelebi dendiğini bildirmiştir."

    Diğer yazılı ve güvenilir kaynaklar da Karagözün atalarının geleneğine uyan biçimde demircilik yaptığını Demirköy maden ocaklarında çalıştığını ileri sürmektedir.
    Biz de Karagözün yaşadığı yeri araştırırken burasının Vize nin Kömürköy ile Karadeniz kıyısındaki panayır iskelesi arasında Romanlara ait bir köy olduğunu bu köyün tarihi bir olay nedeniyle ortadan kaldırıldığını köyde çingene kale ve kar mevkii bulunduğunu tespit ettik.

    Evliya Celebinin verdiği bilgiye diğer bilgiler de eklenerek, Karagözün heykeli Kırklareline dikilmiştir.Kırklareli de Karagözü kendi kültürüne, kendi folkloruna dahil etmiştir.

    Kırklareli'nde Mimari:
    noimage
    KAPILAR AÇILIR ZAMANLARA; MEKANLARA;
    KAPILAR AÇILIR UMUTLARA; MUTLULUKLARA;
    KAPILAR AÇILIR HUZURLARA SÜKUTLARA;
    VE....; BAZEN NE YAZIKTIR Kİ ! .... KAPILAR AÇILMAZ OLUR
    O ESKİ MUTLU ANILARA
    noimage
    Halk Mimarisi :
    noimage
    Mimari yapıların oluşmasında, şekillenmesinde arazinin yapısı, iklim, bölgedeki doğal malzeme ile yapıyı yapan ustanın bilgi ve becerisi etkili olmaktadır. Bulgaristan sınırında ve Karadeniz kıyılarında yer alan Kofçaz - Vize ilçeleri ve köylerinin yer aldığı bölgeler ormanlık olup, taş malzeme bol miktarda bulunmaktadır. Bu nedenle yapılarda taş ve ağaç, çatıda ise kiremit kullanılmaktadır. Kırklareli Merkez İlçenin güneyinde kalan bölgesi, Babaeski, Lüleburgaz, Pehlivanköy ilçeleri ile Pınarhisar İlçesi'nin güneyinde kalan bölümünde orman ve taş hayli azalmakta, bunların yerini tahıl ekilebilir düz, toprak arazi almaktadır. Bu nedenle bölgedeki evler kerpiçten olup, çatı malzemesi yine kiremittir.
    noimage
    Mimari yapılarla ilgili çeşitli inanışlar da mevcuttur; mutfak suyu ile tuvalet ve banyo suyu aynı yere akıtılmaz. Ev halkından birisi öldüğünde, ölen kişinin yıkandığı yere yeni bir yapı yapılmaz. Yağmur yağar, gök gürlerken evlerin dışarı açılan ana kapısının eşiğinde ve saçak altında durmamaya özen gösterilir, ayrıca oda içerisinde iken kapı arkasında durmanın iyi olmadığına, orada duranın başına uğursuzluk geleceğine inanılır. Bir diğer inanış ise evin ana giriş kapısının iç üst kısmına "karınca duası" yazısı konmasının eve bolluk ve bereket getireceği düşüncesidir.
    noimage
    Arasta (Bedesten):
    Kırklareli merkezinde, Hızırbey Hamamı'na bitişik inşa edilmiştir. 1383 (H.785) yılında ticari amaçla yapılmış, T plandadır. Kemerli duvarların dış cepheleri, bilhassa üst kısımları, hamam duvarı işçiliğinden farklı, tuğla sıkıştırmak, alternatif taş ve tuğla sıra tekniğindedir. Kemer duvarlı, iki tuğla hatıllı üst örtüsü manastır tonozlu olup, 15 metre uzunluğunda, 12 göz (magazin) dükkandan oluşmaktadır.

    Hızırbey Hamamı (Çifte Hamam):
    Kırklareli merkezinde, Cumhuriyet Meydanı'nda bulunmaktadır. 1383 (H.785) yılında Köse Mihalzade Hızırbey tarafından yaptırılmış, 1683 yılında, Hacı Hüseyin Ağa tarafından onarılmıştır. Halen faal durumdadır. Duvarların dış yüzeyi düzgün yönü köfeki kaplamadır. Kubbe fenerlerinin işçiliği köfeki olup, dikkat çekicidir. Hamam, bitişiğindeki arasta ile birlikte yapılmıştır

    Askeri Mimari Örnekleri :
    noimagenoimage
    Seyfioğlu Tabyası ve Taş Tabya:
    Kırklareli merkezine üç kilometre mesafede, şehrin kuzeydoğu ve kuzeybatı kısımlarında bulunmaktadır. 1877 (H. 1293) yılında savunma amaçlı yapılmıştır. İç duvarlar kesme muntazam köfeki taştan, üzerleri toprak yığmadır. Her bölümün üzerinde paratoner bulunmaktadır. Cepheleri genel olarak kuzey istikametinde olup, ters U planında ve etrafı hendeklerle çevrilidir.

    Yoğuntaş (Polos) Kalesi:
    Kırklareli'nin Yoğuntaş Köyü'nde bulunmaktadır. Oldukça harap durumdaki kalenin Helenistik dönemden önce, yani II. Philip (Flip) zamanında, MÖ. 4. yy. ortalarında yapıldığı ileri sürülmektedir

    Koyva Kalesi:
    Merkez İlçeye bağlı Kuzulu Köyü yakınlarında olup, MS. 3-4. yy. (?)'da yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça harap durumdadır. Çok az temel kalıntısına ve galerilere tesadüf edilmektedir. Bu yapınır kale olmaktan ziyade, bir gözetleme kulesi olma ihtimali yüksektir. Kalıntıların 500 m. güney istikametinde yaklaşık olarak aynı dönemlere tarihlenen mağara manastırları bulunmaktadır.

    Diğer Kaleler:
    Yukarıda belirtilen kaleler dışında tahrip edilmiş veya kısmen korunabilmiş kale ve kuk kalıntılarının sayısı bir hayli fazladır. Bunlardan bir bölümü; Eriklice Kalesi, Demircihalil Kalesi (2 adet), Karakoç, Keçi Kale, Erikler Has Kale, Düzorman Köyü Kalesi, Koruköy Kalesi, Dereköy Kak Kaynakları Kalesi, Yündolan Kalesi (2 adet), Üsküp Asarcık Kalesi, Çukurpınar (Sazara) Kalesi, Armağan Kalesi Armutveren Kalesi, Beypınar Kalebayırı Kalesi'dir.

    İnece Köprüsü:
    Merkez İlçe'ye bağlı İnece Kasabası girişinde yer almaktadır. 1891 yılından önce, askeri amaçla ahşap olarak yapılmıştır. Uzunluğu yaklaşık olarak 150 metre olan köprü, 1940 yılında bugünkü şekliyle yeniden yapılmıştır.
#21.05.2005 22:05 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    noimage
    Kültür Müdürlüğü:
    Kültür Bakanlığı'nın taşra teşkilatı olarak faaliyetini sürdürmektedir.Bu doğrultuda İldeki kültür hizmetinin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ile ilgili araştırma ve planlamaları yapmak, her türlü kültürel, sanatsal etkinliği gerçekleştirmekle yükümlü olan İl Kültür Müdürlüğü, Kırklareli Müzesi ve 9 adet halk kütüphanesinden oluşan toplam 10 bağlı birimde hizmet vermektedir.
    Müdürlük, her yıl düzenli olarak tiyatro gösterileri, çeşitli konserler ve sergilere ev sahipliği yapmakta, güncel konularda konferanslar, paneller, açık oturumlar vb. kültürel etkinlikler düzenlemektedir.
    İl Kültür Müdürlüğü, önceleri Valilik Binası'nda hizmet vermekte iken, 1994 yılında, İstasyon Caddesi altında bulunan, metruk haldeki Gümrük (Oktavra) Binası'nın Kültür Bakanlığı tarafından restore ettirilmesiyle kazanılan yeni binasına taşınmıştır.
    noimage
    Kırklareli Müzesi:
    "... Memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan eski medeniyet eserlerinin ileride tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan Anıt yapıların muhafazaları için Müze Müdürlüklerine ve kazı işlerinde kullanılmak üzere (Arkeoloji) mütehassıslarına kesin lüzum vardır..."
    M.Kemal ATATÜRK
    Kırklareli Müzesi binası, 1894 yılında Mutasarrıf Neşet Paşa ve Belediye Başkanı Hacı Mestan Efendi zamanında yaptırılmıştır. 20 Aralık 1930'da Büyük Önder Atatürk tarafından ziyaret edilen bina, 1962 yılına kadar fiilen Belediye binası olarak kullanılmış, 1970'li yıllarda ise tamamen boşaltılarak terk edilmiştir. 1983 yılında başlayan ve çeşitli aralıklarla devam eden restorasyon çalışmaları 1993 yılında tamamlanmıştır. Tarihi binanın müze olarak düzenlenmesi çalışmaları ise Aralık 1990 tarihinde başlatılmış ve 14 Ocak 1994 tarihinde Kırklareli Müzesi resmen ziyarete açılmıştır. Bodrum hariç iki katlı betonarme olan yapının dört cephesinde kemerli pencereler yer almakta olup, girişte dört sütuna oturan cumba vardır. Arkeoloji ve etnografya seksiyonları üst katta yer almakta, giriş katında ise Kültür ve Tabiat sergi salonu bulunmaktadır. Esas amacı, çevresinde geç kalmış olan tarihi araştırmalara merkez olmak, çeşitli bilimsel kuruluşlara yardım ve öncülük etmek olan Kırklareli Müzesi'nde halen 553 etnoğrafik, 1189 arkeolojik, 1995 adet de sikke olmak üzere, toplam 3737 adet kayıtlı eser mevcuttur. Müze'ye eser akışı sürekli olarak devam etmektedir. Bu eserler tarihi seyir itibariyle Prehistorik dönemden, Cumhuriyet dönemine kadar gelişen zaman dilimini içermektedir. Yine Müze Müdürlüğü'nün asli görevi olarak yerine getirilen doğal ve kültürel gayrimenkul tescilleri de dikkat çekici çokluktadır. Bu amaçla İl'de 98 arkeolojik, 3 kentsel, 13 doğal sit ve 195 adet de tek yapı olmak üzere, toplam 309 adet tescilli gayrimenkul yapı ve sit alanı bulunmaktadır.
    noimage
    Kültür ve Tabiat Salonu:
    Müze girişinde zemin kattadır. Bu bölümde 76 türden 102 adet çeşitli canlı örneği, tahnit edilmiş olarak sergi halindedir. Bu hayvan türlerinden bir kısmının nesli tükenmiş ya da tükenme tehdidi altındadır. Müzenin en yoğun ilgi gören bu bölümünün ziyaretçileri, çoğunlukla ortaöğretim öğrencileri, üniversitelerin biyoloji bölümü öğrenci ve öğretim elemanları ile çeşitli araştırmacılardır. Müze binasının son derece yetersiz olması nedeniyle 1996 kazı sezonunda ele geçirilen antik Vize tiyatrosu rölyefleri de bu bölümde sergilenmektedir.
    noimage
    Arkeoloji Seksiyonu:
    Kırklareli ve yakın çevresinde elde edilen eserlerden oluşmaktadır. Sergi Buzul Çağı sonrası döneme ait çeşitli deniz, kara türleri ve ağaç fosilleri ile başlamakta, daha sonra kronolojik sıra itibariyle Roma Dönemi sonlarına kadar bir seyir takip etmektedir. Vitrinlerde ağırlıklı olarak Kırklareli Aşağıpınar, Kanlıgeçit ve Tilkiburnu yerleşim birimleri ile Pınarhisar İslambey A, Alpullu Höyüktepe, Dolhan ve Yündolan tümülüslerinde yapılan kazılar sonucu elde edilen eserler yer almaktadır. Burada ayrıca Klasik dönemlerden, Osmanlı dönemine kadar süregelen ve kronolojik seyir takip eden bir de sikke vitrini bulunmaktadır. Eser sayısının günden güne artması ve bina yetersizliği nedeniyle, özellikle Müzeler Haftası öncesinde arkeoloji vitrinlerinde eser değişimi yapılmakta,ancak arzu edilen seviyede geniş kapsamlı bir teşhir yapılamamaktadır.
    noimage
    Kırklareli Müzemizin bu bölümü üst katta ve 2 odadan oluşur.Birinci bölüm 19-20yy. lara ait kırsal ve kentsel yaşantılara ait görsellikler sunulur. Bu bölümler bünyesinde çeşitli dönemlere ait süs eşyaları, giysi ve günlük malzemeler sergilenir.
    noimage
#21.05.2005 21:54 0 0 0
  • Folklor
    Folklor, halkın geleneklerini, adetlerini, inançlarını, efsanelerini, türkülerini, edebiyatını inceleyen, bunları gün ışığına çıkaran ve gelecek kuşaklara aktaran bir bilim dalıdır. Folklor, geçmişle geleceği birbirine bağlayan bir köprüdür. Folklor halk edebiyatı, gelenekler - görenekler ve inançlar ile maddi kültür, olmak üzere üç ana başlık allında toplanmaktadır.

    Halk Edebiyat
    a. Atasözleri
    Atasözleri, yüzyıllar boyunca insanlar tarafından tecrübe edilmiş, doğruluğu deneylerle kanıtlanmış ve günümüze ulaşmış, geçmiş tecrübelerini nasihat şeklinde anlatan, milletin ortak malı olmuş sözlerdir. Kırklareli'nde söylenen atasözlerinin bir kısmı muhakkak ki ülkemiz genelinde bilinmektedir. Bölgesel olarak söylenen atasözlerinden bir kısmına şöyle örnek verilebilir;
    Bağda izin olsun, yemeğe yüzün olsun.
    Eşeğin canı yanarsa. yarış atını geçer.
    Harman döven öküzün ağzı bağlanmaz.
    Keçinin yemediği ot, karnını ağrıtır.
    Mart ayı dert ayı. bir sepet saman ver Ali dayı.
    Tutulan kısrak, harmanı döver.
    Ver yiyeyim, ört yatayım.

    b. Bilmeceler
    Uzun kış gecelerinde, aile toplantılarında söylenip ortamı neşelendiren, insanı düşünmeye sevk eden halk edebiyatı ürünlerinden biri de bilmecelerdir. Kırklareli'de halk arasında söylenen bilmecelerden bazıları şunlardır;
    Ağaç üstünde kara şopar (Zeytin)
    Hey gidinin poturu Ev üstünde oluru (Baca)
    Çarşıda satılmaz, elle tutulmaz Ondan daha tatlı bir şey bulunmaz (Uyku)
    Karşıdan baktım pek çok Yanına vardım hiç yok. (Sis)
    Dağdan gelir sekerek Kara üzüm dökerek (Keçi)

    c. Deyimler
    Deyimler, kendi anlamından biraz daha farklı anlam taşıyan, kalıplaşmış kelime veya kelime gruplarıdır. Kırklareli'nde derlenmiş deyimlerden bazıları şunlardır;El etek çekmek Fıkır fıkır kaynamak Nal çakmak Var delisi olmak Yaş yere basmamak.

    d. Maniler
    Maniler; yazanı bilinmeyen, anlatılmak islenen tema genellikle son İki dizesinde yer alan, konulan aşk, özlem ve ayrılık olan, kafiye düzeni, (a,a,b,a) şeklindeki anonim folklor ürünleridir. Halk arasında yaygın olarak söylenen manilerden birkaç örnek;

    Saçını tarıyorsun
    Sen güzel arıyorsun
    Güzeli arar iken
    Benden de kalıyorsun.
    Karahalil üç bölüm
    Yavaş geliyor gülüm
    Bana yardan ayrılmak
    Ölüm geliyor ölüm.

    Elimde zilli dare
    Tastan olur minare
    Çok isteştik sevdiğim
    Vermiyorlar ne çare
    Bahçelerde sardunya
    Sardunyayı kırdın ya
    Istemiyom dermişsin
    Yine bana kaldın ya.

    Ayva gömdüm samana
    Dumana bak dumana
    Şoför yarim var iken
    Gider miyim çobana?

    f. Ninniler
    Ninniler, annelerin çocuklarını uyutmak için söyledikleri türkülerdir. Ninni, çocuğun altı temizlenip karnı doyurulduktan sonra yüksek sesle başlanıp, çocuğun uyumasına doğru alçalan bir sesle söylenir. Kırklareli ve çevresinde söylenen ninnilere bir örnek;

    Dandini dandini danalı kuzu
    Elleri ayaklan kınalı kuzu
    Asmaya kurdum salıncak
    Eline de verdim oyuncak
    Yine de uyumadı gitti
    Şu küçücük yumurcak
    Dandini dandini dastana
    Danalar girmiş bostana
    Kov bostancı dananı
    Yemesin bizim bostanı
    Eh ee ee Allah Uykucuklar ver Allah

    Eee eee ee şimdi
    Bir eşek buldum ben şimdi
    Sahibi geldi ee şimdi Ooo kuşu
    Nerelerde su kuşu
    Çalılıkta yuvası
    Mamacık getir babası
    Dandini dandini danalı kuzu
    Elleri ayaklan kınalı kuzu
    Asmaya kurdum salıncak
    Eline de verdim oyuncak
    Yine de uyumadı gitti
    Şu küçücük yumurcak

    g.Tekerlemeler
    Tekerlemeler, çocukların sokakta oyun oynamaya, masal anlatmaya başlamadan önce söyledikleri veya bir grubu güldürmek için kafiye düzeninden faydalanarak, şaşırtmak amacıyla söylenen halk edebiyatı ürünleridir.
    Çocukların oyunlarında veya masal anlatımlarında;Öncelikli söylenen, güldürü veya şaşırtma amaçlı, kafiye düzeni olan halk edebiyatı türüdür.
    Laleli Belkız
    İçeriye gir kız
    İpte atla kız
    Dışarıya çık kız
    Tarhana tartar
    Boğazımı yırtar
    Baklava kardeş
    Gel beni kurtar

    h.Türküler
    Yöreye ait pek çok türkü mevcuttur. Sevgiyi, acıyı, gurbeti ve özlemi konu edinmiş türküler olduğu gibi, geçmişte Osmanlı sınırları içinde olup da 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile kaybedilen topraklar ile ilgili de pek çok türkü söylenmektedir. Türkülerin bir kısmı Balkan göçmenleri ile yurda gelmişken, bir kısmı da yerli halk tarafından üretilmiş ve yaşatılmıştır. Yöreye ait türküden bazı örnekler:

    "Ah Selanik"Muzaffer SARISÖZEN tarafından 16 Temmuz 1947 tarihinde, Kasap Tahsin'den, Vize'de derlenmiştir.

    "Akça Köyün Bağları"Muzaffer SARISÖZEN tarafından 09 Ağustos 1947 tarihinde Arife TİMUR'dan derlenmiştir.

    "Alim Gitme Pazara""Avlu Dibi" Muzaffer SARISÖZEN tarafından 15 Ağustos 1947 tarihinde, Fatma GÜRSU'dan, Kırklareli'nde derlenmiştir.

    "Ayşe'm" "Bahçelerde Biberiye " TRT Müzik Dairesi THM repertuarı sıra no: 1366'da kayıtlı olan türkü, Aşık Ali TAMBURACI tarafından derlenmiş ve Nida TÜFEKÇİ tarafından notaya alınmıştır. Türkünün sözleri şöyledir;

    Bahçelerde biberiye
    Şişe dolu anberiye
    Sen benimsin gel beriye

    Aman aman balabancı
    Sol yanımda vardır sancı
    Aman makidonlu makidonlu
    Güzellerin içinde pek şanlı
    Bahçelerde olur marul !
    Sular akar harıl harıl
    İnce belden sıkı sarıl ,

    Aman aman balabancı
    Sol yanımda vardır sancı
    Aman makidonlu makidonlu
    Güzellerin içinde pek şanlı
    Bahçelerde olur haşhaş
    Rakı içtim oldum serhoş
    Ela gözler olur bir hoş

    Aman aman balabancı
    Sol yanımda vardır sancı
    Aman makidonlu makidonlu
    Güzellerin içinde pek şanlı

    "Bahçelerde Yeşil Mazı" "Bana Derler Gazi Boşnak" Muzaffer SARISÖZEN tarafından 16 Temmuz 1947 tarihinde Ahmet Kök'ten, Kırklareli'nde derlenmiştir.

    "Ben Gitmem İnekliye" Muzaffer SARISÖZEN tarafından 14 Ağustos 1947 tarihinde, Aşık Ali TANBURACI'dan, Kırklareli'nde derlenmiştir.

    "Budin" Muzaffer SARISÖZEN tarafından 16 Temmuz 1947 tarihinde Ahmet Aşık'tan Vize İlçesi, Evrenli Köyünde derlenmiştir.

    Giderim giderim ooof
    Varna görünmez
    Dönerim arkama bakarım ooof
    Kimseler gelmez
    Dönerim arkama bakarım ooof
    Kimseler gelmez
    Babam da ihtiyar ooof
    Ata binemez
    Nişanlım küçüktür ağ-beyler ooof
    Yolları bilmez.
    Nişanlım küçüktür ağ-beyler ooof
    Yollan bilmez.
    Söyle Elif kız söyle ooof
    Türkünü söyle
    Türkü de bilmiyom ağ-beyler ooof
    Kuran okurum.
    Türkü de bilmiyom ağ-beyler ooof
    Kuran okurum.
    Esvaplarım sandıkta ooof
    Basılı kaldı.
    Evde nişanlım ağ-beyler ooof
    Yasılı kaldı.
    Evde nişanlım ağ-beyler ooof
    Yasılı kaldı.
    Yetişin kardaşlar yetişin ooof
    Aldılar beni
    Deli de orman şaykaları ooof
    Çaldılar beni
    Deli de orman şaykaları ooof
    Çaldılar beni


    Halk Oyunlarımız
    Türkler, Orta Asya'dan Anadolu'ya, oradan da 14. yüzyıldan itibaren Balkanlar'a yayılmaya başlamış ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile birlikte tekrar tersine bir göç ile Balkanlar'dan bugünkü topraklara gelmişlerdir. Balkanlar'da kaldıkları ortalama 450 yıllık süre içerisinde Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Makedonya, Arnavutluk gibi ülkelerin insanlarıyla yan yana yaşamış, onları kendi kültürleriyle etkiledikleri gibi, onların kültürlerinden de etkilenmiştir. Kültür bölgesel özellikler gösterdiği halde, doğduğu yerde kalmayarak, yayılmaktadır. Halk oyunları da anonim bir özelliğe sahiptir. Halk oyunları (dansları) ilk çıkış noktasında bir olayı, bir isteği, bir üzüntüyü dile getirmek için oluşturulmasına rağmen, aynı halk dansı günümüzde insanlara sevinç, neşe ve güzel duyguları tattırmakta ve insanları coşturmaktadır. Ortaya çıkışı insanlık tarihiyle paralellik gösteren halk oyunları, zamanla değişime uğramakta, oynayan kişilerce yeni figürler eklenebilmektedir. Zaten ilk çıktığı gibi değişmeden günümüze kadar gelmiş halk oyunu bulmak da zordur.


    Kırklareli yöresi halk oyunları; Balkanlar'dan gelip yöreye yerleşen göçmenlerin beraberinde getirdikleri değerler ile geldiklerinde karşılaştıkları kültürün (oynadıkları oyunların) karışımıyla ortaya çıkan sentezin ürünü olduğu söylenebilir. Çünkü Balkanlar'dan gelip buraya yerleşenler ve bu kuşağın devamı olan kişiler, bu oyunlara sıkı sıkıya sahip çıkmışlar, otantik yapısında herhangi bir değişikliğe müsaade etmemişlerdir. Bu durum da yurt genelinde Kırklareli halk oyunlarının beğeni ile izlenmesine ve diğer yörelerde de öğrenilmek, oynanmak istenmesine neden olmaktadır. Kırklareli yöresi halk oyunları; bayramlarda, evlenme düğünlerinde, asker düğünlerinde, özel günlerde ve her türlü törende oynanır. Günümüzde yöreye ait halk oyunları köylerde davul-zurna İle yapılan düğünlerde oynanmakta iken, şehir ve kasabalarda org ile yapılan düğünlerde pek oynanamamaktadır.
    Yörenin halk oyunları, genellikle iki davul, iki zurna ile oynanmakta olup, birinci zurna melodiyi söylerken ikinci zurna da dem tutar. Oyunlar genellikle ağır başlayıp hızlı biter. Kollar bağlı olarak oynanan oyunlar ve karşılıklı oynanan oyunlar vardır. "Kırklareli Karşılaması" çiftlerin karşılıklı oynadıkları bir oyundur. Hora denilen ikinci bir oyun da el ele, kol kola, omuz omuza toplu olarak oynanan bir oyun olup, bölgede yaygın olarak oynanmaktadır.
    noimage
    Diğer bir oyun grubu da "kabadayı" oyunudur. Davul-zurna eşliğinde erkekler tarafından oynanır. Yavaş başlayıp çok hızlı biter. Hora ve kabadayı oyunlarında oyunu yönlendiren ekip başıdır. Halk oyunlarından bazı örnekler; Alay Beyi, Ali Paşa, Arzu ile Kamber, Boymisa, Dere Boyu Eski Kasap, Galamata, Kabadayı, Kara Yusuf, Kambana, Kırk Haydut, Kız Karşılaması, Pavle, Sirto, Gayda, Hanım Ayşem ve Drama Karşılaması vb. sayılabilir.
    İsmini ortaya çıktığı Batı Trakya'daki Drama Şehri'nden almış olan "DramaKarşılaması"nın sözleri şöyledir:
    Yukarı mahalle çeşmeleri Akar akar süzülür,
    Sana bu şarkılar Esmam Gazinoda düzülür.
    Yukarı mahalle çeşmeleri Değirmen döndürür,
    Senin o bakışların Esmam Beni öldürür aman aman.
    "Hanım Ayşem" göçler sırasında Batı Trakya'dan bölgeye gelen göçmenler vasıtasıyla getirilmiş, kızlı erkekli oynanan bir oyundur. Bir gencin sevgilisine yaktığı türkünün sözleri, gencin sevgisini anlatır. Türkünün sözleri şöyledir;

    Giderim yolce yolce
    Yolun çiçeği morce
    O senin bakışların Hanım Ayşem
    Sokuyor beni borce.
    Arpa ektim gül bitti
    Gül gibi yarim gitti
    Sen orada ben burda Hanım Ayşem -
    Eridi yağım bitti.


    Bir diğer oyun da "İzzet Hoca"dır. Batı Trakya'da çok zengin birisi olan İzzet Hoca, kızının düğününü yapmaktadır. Kına gecesi eğlenceler devam ederken kırk haydut tarafından gelin kaçırılır. Haydutlar tarafından kaçırılan gelinin İzzet Hoca'nın kızı olduğu anlaşılınca, haydutların en küçüğü tarafından, kız öldürülür. Bu olaya istinaden bir türkü yakılmış ve olay danslarla betimlenmiştir. Oyun, erkekler tarafından oynanır.
    Kına gecemde çaldılar beni
    Dokuz dizi altunumu verdim
    Yine kurtulamadım anacığım
    En küçüğü canıma kıydı.
    Haydi dediler Sırça Pnar'a anacığım
    Götürdüler beni dönmez yollara
    Bana sordular anacığım,
    Sen kimin kızısın
    Ben de dedim İzzet Hoca'nın kızıyım.
    Yörede en çok sevilerek oynanan oyunlardan birisi olan "Sülüman Ağa", kızlı-erkekli ve mendille oynanan hareketli bir oyundur. Çift davul-çift zurna ile karşılama türünde oynanan oyunun türkü sözleri şöyledir;
    Abe Sülüman Ağa
    Tut çakal beygiri
    Vuralım yuları Alalım gelini
    Sülümanağa'nın karısı
    Pencereden bakar
    Pencereden bakar
    Sülümanağa'nın karısı Çok canlar yakar.
    "Zigoş", adım Batı Trakya'nın Drama ve Kavala arasında bulunan Zigoş Köyü'nden almaktadır. Çift davul, çift zurna ile oynanmaktadır. Çok hareketli olan oyun, düğünlerde sevilerek oynanır.

    Yöresel kıyafetler
    Günümüzde Kırklareli halkı hazır elbise giymekte ve giyim tercihi moda akımına göre zaman zaman değişebilmektedir. Eski yıllarda köy ve şehirlerde yaşayanlar arasında gözle görülür farklılıklar bulunmakta iken, bu gün aradaki fark oldukça azalmıştır. Köylerde özellikle 50 yaş ve üstündeki kadınlar dışarıda çarşaf, ferace denilen siyah renkli giysileri kullanmakladır. Renkli basmalardan yapılan şalvar, bluz, ayaklara koyun yapağından örülme çetik, başlarına eşarp ya da beyaz bezden oluşan baş örtüleri ise ev içinde giyilmektedir. Erkekler genelde hazır olarak aldıkları ceket ve pantolon giyer, başlarına ise kasket ya da şapka kullanmaktadır. Yaşlı olanlar sıcak tutsun diye kışları şayak (aba) pantolon giyerler. Gençler ile yaşlılar arasında, giyimde büyük farklılıklar vardır. Genç kızlar saçlarını örtmezler. Bu durum ilk zamanlar aile büyükleri tarafından yadırganmasına rağmen, bu gün hoş karşılanmaktadır. Genç erkekler de gayet modern giyinmekte ve başlarında şapka kullanmazlar.

    Yörenin halk oyunu kıyafetleri ise şunlardır;
    Kadın Giysileri:
    Başa çember, oyalı yemeni, grep, yazma, kıvrak, tartma, vala; sırta iç donu, bürümcek gömleği, cepken, şalvar, fıta, uçkur, fistan, yağlık, toka; ayağa ise yemeni, çetik (şaşon), çorap giyilmekte ve boyunda kurdeleye dizili altın, kulaklara da küpe takılmaktadır.

    Erkek Giysileri:
    Başa fes; sırta gömlek, cepken, kollu-kolsuz cemedan, potur, kuşak, peşkir; ayağa ise yemeni, çarık ve çorap giyilmektedir. Aksesuar olarak yağlık, mendil, silahlık, tütün tabakası ve köstek kullanılmaktadır.

    [DAILYMOTION]x84rba_egedans-kirklarely-yoresy_music[/DAILYMOTION]
#21.05.2005 21:34 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    noimage
    o.Kırklareli'nde Yağmur Duası
    Köylünün, geçim kaynağı olan toprağa ektiği mahsulünün verimli olması için havaların kurak geçtiği, suya ihtiyaç duyduğu zamanlarda "yağmur duası" yapılmaktadır. Kırklareli'nin hemen hemen her köyünde, Nisan veya Mayıs aylarında yapılan yağmur duası, komşu birkaç köyün birleşerek yapabildiği gibi, genelde her köy ayrı ayrı program yapmaktadır. Kırklareli'nin tüm köylerindeki yağmur dualar çoğunlukla birbirine benzemektedir. Bu nedenle, Ahmetçe Köyü'nde yapılan yağmur duasının tanıtımı, örnek olması açısından yeterli olacaktır. Merkez İlçe'ye bağlı Ahmetçe Köyü'nde yağmur duası geleneksel olarak her yıl yapılmaktadır. Yağmur duası İçin belirli bir gün olmamakla beraber, köylünün ortak kararıyla tarih belirlenir. Herkes gönlünden koptuğu kadar, köy muhtarlığına para verir. Zengin sürü sahiplerinin de kurbanlık koç ve kuzu verdikleri olur. Tarihi belirlenen yağmur duasına komşu köyler de davet edilir. Duadan üç gün önce 8-12 yaşları arasındaki çocuklar, köyün etrafında, özellikle yüksek yerlerde ve mezarlıkta gezdirilir. Yüksek yerlerde yağmur yağması için mezarlıklarda ise ölmüşlerin ruhu için dua edilir. Dua yapılıncaya kadar geçen sürede şayet yağmur yağar ise program, yağan yağmur için "şükür duası" olarak devam eder.
    1977 yılına kadar yapılan bir gelenek ile yağmur dualarında, nohut - fındık büyüklüğünde yetmiş bin adet taş toplanır. Köyde okumasını bilen kişiler tarafından Kuran-ı Kerimde mevcut olan bir cümlelik ayet (Şura Suresi, 28. Ayet) bu taşlara tek tek okunur. Okunan taş, hava yağışlı olsun diye dil ile ıslatılır. Taşlar okunurken, rüzgar çıkıp yağmur bulutlarını dağıtmasın diye, esnememeye özen gösterilir. Okunup dil ile ıslatılan yetmiş bin küçük taş, köylünün tamamının katılımıyla yapılan yağmur duasından sonra, çuval içinde dereye gömülür. Taşların dereye gömülmesi sırasında 4-5 kişi tarafından yine dua edilir. Çok yağmur yağar, sel olur ise dereye gömülen bu taşlar yağmur azalsın diye dereden çıkarılır.
    Taşa dua okuma geleneğinin terk edildiği 1977 yılından sonra, Ahmetçe'nin yağmur dualarında, 41 boğumlu asma çubuğuna dua okuyup, dereye gömme geleneği ortaya çıkmıştır. Yine tüm köylünün katılımıyla yapılan yağmur duası bittikten sonra, tek parçadan oluşan 41 boğumlu ve her boğuma Yasin-i Şerif okunmuş asma çubuğu, başta köy imamı olmak üzere, 4-5 kişi tarafından köyün deresine gömülür. Şayet çok yağmur yağar sel olur ise o asma çubuğu gömüldüğü yerden çıkarılır. Yalnız erkeklerin katıldığı, yemeklerin yapılıp yendiği yağmur duasında, avuç içleri göğe doğru değil, yere doğru açılmaktadır. Yakın tarihlere kadar yapıldığı halde bu gün yapılmayan diğer bir gelenek ise yağmur duası esnasında birbirlerini görecek uzaklıkta koyunlar bir tarafta, kuzular diğer tarafta bekletilir. Analarını gören kuzular ve kuzularını gören koyunlar melemeye başlar. Köyün ve kuzuların bu meleme sesleri yağmur yağsın diye Allah'a yakarış olarak yorumlanır. Yağmur duası sonrasında, hazırlanan yemek gelenlere ikram edilir. Genel olarak muhtarlıkta toplanan yiyecek malzeme, yağmur duasının yapılacağı yere daha önceden götürülüp işin ehli olan 8-10 kadın tarafından et ve pirinç pilavı olarak yapılmıştır. Sofralar kurulur, her sofraya tepsilerle kuru fasulye, etli pilav ve yoğurt konarak, topluca yemek yenir.Yemekten sonra, yağmur duasını yaptıran hoca tarafından yemek duası yapılır. Artan yemekler, köyde fakirlere verilir. Ayrıca yemek artarsa komşu köylere de gönderilir

    KIRKLARELİ MUTFAK KÜLTÜRÜ
    noimage
    Yöre mutfağının kaynağını tarım ürünleri, büyük ve küçük baş hayvancılık ile deniz ürünleri oluşturmaktadır. Bölgede üretilen ve yöre mutfağına besin olarak giren tarım malzemesi; buğday, ayçiçeği, şeker pancarı, çekirdeklik kabak, patates, mısır, kuru fasulye, arpa, üzüm, karpuz, kavun, domates, biber; meyve olarak şeftali, erik, ceviz, kayısı, elma, ayva, dut, çilektir. İnek, koyun, keçi, manda; kümes hayvanlarından da tavuk, ördek, hindi, kısmen de kaz beslenir. İlin Karadeniz'e kıyısı bulunan Demirköy ve Vize ilçelerine bağlı İğneada, Kıyıköy, Beğendik ve Limanköy'de yaşayan halkın geçim kaynağının önemli bir kısmını ise balıkçılık karşılamaktadır. Balık türleri arasında kalkan, tekir, barbun, mezgit, hamsi, istavrit, palamut, çînekop, sarıkanat, lüfer, kofana ve yayın yer almaktadır. Göletlerde aynalı sazan ve İsrail sazanı, derelerde ise kara sazan, kızıl kanat, miryana, gümüş balığı ve alabalık bulunmakta ve bu çeşitlilik yöre mutfağına yansımaktadır.
    noimage
    Kırklareli'nde hayvansal ürün olarak et, süt ile yoğurt, peynir, ekşimik; kümes hayvanlarından da yine et ve yumurta elde edilmektedir. Bütün bu zengin malzemeden Yöreye özgü çeşitli yemekler yapılmaktadır. Bölgesel isimle anılan yemeklerden bir kısmı; işkembeden yapılan Değirmendere, hamurdan yapılan umaç çorbası, sığır etinin kaynatılmış suyundan yapılan höşmel, papara, yağlı çorbalar, özel olarak hazırlanmış ve muhtevaca zengin tarhanadan yapılan tarhana çorbası, yoğurtlu labadadan yapılan borani, unla pişirilen labadadan yapılan toğga, korda sendirilmiş patlıcan, biberden yapılan manca, turşu ve lahanadan yapılan kapuska yemekleridir. Özellikle düğünlerde çok yaygın olarak yapılan etli yahni, çeşitli sebze katkılı papaz yahnisi, et haşlama, tas kebabı, hıdrellez kuzusu da denilen kuzu kapama, ciğerden yapılan ciğer yahni ile ciğer tava yemekleri, lahana turşusu ve pirinç ilave edilerek yapılan kaile yemeği, un ile yapılan tavuk bulamacı, pirinç katkılı tavuk kapama ve hindi kapama etli yemekler sınıfındadır. Balık yemekleri; kalkan balığı, tekir, barbun, mezgit, hamsi, istavrit ve Eylül ayı sonuna kadar yağlanmadan önce palamut balığı tavada, yağda kızartılarak yenir. Eylül ayından sonra, boylarına göre ismi değişen çinekop, sarıkanat, lüfer, kofana yağlı balık olduklarından ve palamut balığı da yağlanmaya başladığından ızgarası yapılmaktadır. Gerek tatlı su balıklan, gerekse Karadeniz'den tutulan balıkların hepsi korda yapılabilmektedir.
    noimage
#21.05.2005 21:28 0 0 0
  • Konu: KIRKLARELİ
    m. Halk Hekimliği
    Her yerde olduğu gibi Kırklareli'nde de tıbbın insana ulaşamadığı veya şehirden ve doktordan uzak olduğu köylerde yaşayan insanların, başına gelen çeşitli rahatsızlıklar karşısında zaman içerisinde geliştirmiş oldukları bazı tedavi yöntemleri vardır. Bu tedavi yöntemlerine ve kullanılan ilaçlara "kocakarı ilaçları" denilmektedir. Kocakarı ilaçları çeşitli bitkilerden, hayvansal ürünlerden ve dini dualarla yapılan telkin yöntemlerinden oluşmaktadır. Bazı örnekler verilecek olursa;
    Nazara karşı, kurşun döküp dua okunmaktadır. Kırklareli'nin hemen hemen bütün köylerinde, ilçelerinde ve il merkezinde nazara karşı dua okuyup kurşun döken yaşlı insanlar bulmak mümkündür.
    Boğaz şişmesine karşı, inek ve benzeri hayvanların mayıs denen dışkısı bir saç üzerine konup ateşte ısıtılır. Isıtılan mayıs, bir tülbent ile boğaza bağlanır. Diğer bir tedavi yöntemi de kuru soğan küle gömülüp biraz sendirildikten sonra, bir tülbent ile boğaza bağlanmakta ve boğazın yumuşaması sağlanmaktadır. Üçüncü bir yöntem de çekirdeği çıkarılmış zeytinin bir tülbent ile boğaza bağlanmasıdır. Dördüncü bir tedavi şekli de buğday ununun kepeği suyla karıştırılıp lapa yapılır. Hazırlanan lapanın üzerine zeytinyağı da sürülerek bir bezle boğaza bağlanır.
    Karın ağrısına karşı, kekik otu kaynatılıp içine yumuşak peynir şekeri ilave edilerek içilir. Ayrıca çiçek açmış papatyanın göbeğindeki sarı kısım da kaynatılıp içilir.
    Bronşite karşı, kara turpun içi oyulur. İçine bal konularak bir gece bekletilir. Ertesi gün hazırlanan bu bal, bronşitli olan kişiye yedirilir.
    Sinüzite karşı, acı kavun suyu genize çekilir. Baş ağrısına karşı incecik, dilim dilim kesilen
    patates bir tülbent ile alına ve şakaklara bağlanır.
    Kulak ağrısına karşı, ateşte sendirilen pırasanın suyu sıkılır. Bu sudan birkaç damla ağrıyan kulağa damlatılır.
    Gözde kanlanmaya karşı, yumurtanın akı yağsız pişirilir. Bir tülbent ile kanlanan göze bağlanır.
    Mayasıla karşı, ilkbaharda derelerden toplanan sülükler, mayasıl yerine yapıştırılır.
    Vücutta oluşan çürüklere karşı, yeni kesilmiş inek, dana, tavuk gibi hayvanların eti çürük yere sarılır.
    Vücutta çıkan çıbana karşı keten tohumu un gibi öğütülüp, süt ile karıştırılır. Hazırlanan bu keten lapası çıbanın üstüne bezle bağlanır ve bir gün, bir gece bekletilir. Sonuçta çıbanın kaybolması sağlanmış olur. Diğer bir tedavi yöntemi de çıbanın üzerine, sardunya çiçeği yaprağının akşam yatmadan önce bağlanmasıdır.
    Parmakta dolama olursa, acı biberin çekirdekleri boşaltılır. Çekirdeği alınmış acı biber, dolama bulunan parmağa bağlanır. Biber, parmakta bir gün, bir gece bağlı kalır ve birkaç gün içinde dolama geçer.
    Bağırsak kurdunu yok etmek için 7 ila 10 gün boyunca çiğ kabak çekirdeği yenir.
    Parmağa iğne, diken batıp parmak su toplarsa, su toplanan yere sardunya yaprağı bağlanır. Sardunya bulunmazsa, lokum bağlanıp bir gece bekletilir.
    Soğuk algınlığına karşı, hardal tohumu sürtülerek parçalanır ve beze sarılarak bir kova sıcak suya atılır. Suda 5-1 ü dakika bekletildikten sonra o suyla banyo yapılır.
    Üşümeye karşı ispirto, limon ile vücut, kol ve bacaklar ovulur. Sırt ağrısına karşı, yanmakta olan gaz lambasının gazı ile sırt ovulur.
    ***Yukarıda tespiti yapılan tedavi yöntemleri motorlu araçların olmadığı ve doktorların bulunmadığı, kasaba ve şehirlere ulaşımın zor olduğu dönemlerde kesin ve mutlaka başvurulan tedavi yöntemleri iken, bu gün özellikle hastaneler tercih edilmektedir. Ancak yine de zaman zaman bazı köylerde benzer uygulamaların varlığını muhafaza ettirdiği görülmektedir.

    n. Çocuk Oyunları
    Oyun; çocukların vazgeçilmez eğlencelerinden biridir. Çocuğun gelişip sosyalleşmesi açısından da çok önemlidir. Oyun, çocukta yaratıcılığı artırır, kişiliği geliştirir. Çocuk, oyunu kaybettiğinde mağlubiyeti kabullenmesini, kazandığında ise sevinmesini öğrenir. El becerilerini artırır, düşüncelerini uygulama alanı bulur. Yörelerdeki çocuk oyunları, yaşanılan çevre ile bağlantılı olarak farklılık gösterir. Yörede çocukların oynadıkları, büyüklerin oynayıp da bugün bir kısmını unuttukları pek çok oyun bulunmaktadır, Şunlardan birkaçı şöyledir:
     Beş taş (aşık) oyunu
     Tombili (Tumburlens)
     Mendil kapmaca
     İstop
     Yakan top
     Kör ebe
     Domuzcuk
     Çelik
     İp atlama
     Ortada sıçan
     Yağ satarını bal satarım
     Kaydırak
     Evcilik oyunu
     Misket (bilye, zımzık)
    Bu oyunlardan iki tanesinin oynanış şekli şöyledir:
    Beş Taş : Karşılıklı iki kişi tarafından oynanır. Kızlar da erkekler de oynar. Taşlar (5 adet) yere atılır. İlk önce "birler" oynanır. Birlerde oyuncu bir taşı baş hizasına kadar havaya atar. Havaya attığı taş yere düşüne kadar taşı havaya attığı elle yerden bir taş alıp, daha önce havaya attığı taşı yakalamak zorundadır. Yakalayamaz ise yanar. İkilerde, yine havaya bir taş atıp aynı elle yerden 2 taş almak, Üçlerde, üç taş almak, dörtlerde havaya attığı taş yere düşene kadar 4 taşı da almak ve havadan düşen taşı tutmak zorundadır. Daha sonra işaret parmağını (sol el) orta parmağının üstüne koyup yere dayayarak köprü oluşturulur. Sağ elle de bir taş yukarı atılır. 4 taşı da birbirine değmeyecek gibi köprü kurduğu parmaklarına yakın bir yere bırakır. Havaya attığı taş yere düşmeden köprüden bir taşı diğer tarafa geçirir ve yukarıya attığı taşı yere düşmeden tutar. Dört taşı da birer birer diğer tarafa geçirince bu bölüm de tamamlanmış olur. Sonra 5 taşı sağ elle havaya atıp birlerde en az bir taş elinin üstünde kalacak şekilde taşları yakalar, elinin üstündeki (tersindeki) taşı tekrar eliyle yukarı atar ve avucuyla yere düşmeden yakalar. Bu hareket ikilerde 2 taş, üçlerde 3 taş. dörtlerde 4 taş ve beşlerde 5 taş elinin üstünde tutulup avucuyla yakalayacak biçimde devam eder. Elinin üzerinde eksik taş yakalarsa ve avucuyla tutamazsa yanmış olur. Tüm bu hareketleri aksatmadan (yanmadan yapıp tamamlarsa, oyunda başarı sağlamış olur ve rakibine karşı bir oyun ilerde olur. Aynı oyun koyun, kuzu ve keçilerin ön ayaklarının dizlerinden çıkan aşık kemikleriyle de oynanır. Hatta taştan ziyade aşık kemikleriyle oynanmaktadır. Bu oyun evde, sokakta, kısacası bir araya gelen iki kişinin öncelikle tercih ettiği bir oyundur. Tüm çocuklar tarafından bilinir ve sevilerek oynanır.
    İstop : Üç veya daha çok oyuncuyla, kız ve erkek karışık oynanan bir oyundur. Çok oyuncu olursa daha neşeli olur. Her oyuncu kendine bir takma isim bulur veya kendi isimleri ile oynarlar. Ebe olan ortaya geçer ve elindeki topu havaya atarak, birinin ismini söyler. İsmi söylenen çocuk havaya atılan topu yakalamaya çalışır. Bu arada diğer çocuklar uzaklaşabilecekleri kadar uzaklaşırlar. İsmi söylenen çocuk, topu tuttuğu anda "istop" der ve bu anda herkes olduğu yerde kalır. Ebe, topu en yakın olana atıp vurmaya çalışır. Duran çocuklar hiç kımıldamazlar. Top kime değerse, o çocuk "ebe" olur. Yeni ebe de aynı şeki31de topu havaya atarak, oyunu devam ettirirler. Top hiçbir çocuğa isabet etmezse ebe çocuk topu yine alır ve havaya atarak oyunu sürdürür.
#21.05.2005 21:20 0 0 0
  • d. Düğün Geleneği
    Düğünler, süre ve uygulamalar bakımından, şehir ve köylere göre bazı farklılıklar göstermektedir. Bunun nedeni, çeşitli sebeplerle Balkanlardan gelen göçmen gruplar arasındaki kültürel farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Zaman içerisinde göçlerle gelerek Kırklareli'nin değişik bölgelerine yerleşen insanlar, beraberinde adetlerini de getirmiş ve yaşatmışlardır. Daha sonra gelenler, kendilerinden önce gelen insanların kültürleriyle karşılaşmış ve ortak bir kültür oluşturmuşlardır. Ancak bu ortak kültür, Kırklareli'nin değişik bölgelerinde farklı uygulamalar şeklinde görülür. Bu nedenle İldeki düğün adetleri yer yer farklılık göstermektedir.
    Düğün Töreni:
    Düğün telaşı en az bir hafta öncesinden başlar ve genellikle cumartesi-pazar günü olan düğünlerde, perşembe günü kızın çeyizi alınır. Bu arada yengeler sandığın üzerine oturur ve "Sandık kalkmıyor." diyerek, oğlan tarafından hediye ister. Alınan çeyiz, oğlan evine götürülür ve cuma gününün akşamı kına gecesi yapılır. Oğlan tarafı eğer aynı köyden ise kız evine o gece kına getirir. Yengelerinden biri, gelinin eline kına koyar ve giderler. Daha sonra bu kına gelinin el ve ayaklarına (annesi-babası sağ olan) bir yengesi tarafından yakılır. Gelinin yüzüne renkli bir krep örtülür. Bir darbuka eşliğinde türkü söylenir. Bu türküler gelinin evden ayrılışının, gurbete veya başka bir köye gidişinin öyküsüdür. Gelin de bu türkülerle içlenir ve ağlar.
    Sabah, gelinin kınaları öksüz bir çocuk tarafından açılır. Ellerine ve ayaklarına kına yakarken konulan paraları bu çocuk alır. Cumartesi günü öğlene doğru oğlan evine davullar, kız evine de çalgılar gelir. Akşam üstü herkes işini bitirene kadar gençler oynar. Akşam üzeri kızın ahretliğinin (sağdıç) hazırlamış olduğu "ahret çiçeği" alınmaya gidilir. Çiçekçiden alınan naylon çiçek dalının üzeri, kızların yaptığı süslerle bezenin Çiçeğin üzerine mısır patlatılıp dizilir. Kuru üzümler bir ipe dizilerek asılır. Bununla beraber bebek, sakız, sigara, kibrit, emzik, bebek oyuncağı, çikolata, şeker, balon gibi şeyler de asılır. Ayrıca küçük ampuller veya mumlar da yerleştirilerek gece yakılır. Çiçeğin saksısına bir kutu şeker yerleştirilir; çiçekle birlikte ahret kız baklava ve bir de hediye bohça hazırlar. Bütün hazırlıklar gerdek gecesi gelinle damadın zevkle yemesi için yapılır. Bu çiçek daha sonra gelin evinin bir köşesini süslemektedir. Çiçeğe karşılık, gelin kız da ahretliğe hediye bir elbise alır. Çiçeği almaya giderken, yine oyunlar oynanır ve çiçek alınarak, gelin kızın bulunduğu eve getirilir. Bu çiçek, yörede bolluk ve bereketin simgesi olarak nitelendirilmektedir. Aynı gün ve aynı zamanda, oğlan tarafı da oğlanın ahretliğine (sağdıcına) gider. Davul-zurna ile ahretlik evine gelindiğinde, ahretlik gelenleri karşılar. Yaşlılar oturur, gençler de oynar. Daha sonra ahretliğin hazırlamış olduğu baklava tepsisi ve kurbanlık bir koç, eller üstünde damat evine götürülür. Ayrıca ahretlik damat için bir başka hediye de almıştır. Cumartesi gününü pazar gününe bağlayan gecede esas düğün olur. Oyunlar karşılama, halay ve mendil havası şeklindedir. Aynı gece oğlan tarafı, kız evine davullar eşliğinde, takacakları takılarla birlikte gider. "Okuyucu" denen bir kadın teker teker gelinin başı üzerinde döndürerek, takıların kimden olduğunu yüksek sesle söyler. Bu arada gelin kız, gelinliğe adım attığından, yalnız gezdirilmez. Cinler ve perilerden korkulduğundan, yanında mutlaka biri bulundurulur.

    e.Bayram Geleneği
    Kırklareli'nde Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Mart Dokuzu ve Hıdrellez gelenekleri halk tarafından kutlanan bayramlardır. Ramazan ve Kurban Bayramları yaklaşırken evlerde temizlik yapılır, baklavalar hazırlanır. Yeni giysiler için alışveriş yapılır. Ramazan Bayramının arifesinde kuşların bile oruç tuttuğuna inanılır, herkesin oruç tutması istenir. Arife günü doğan çocuklara Arife, Arif, Ramazan Bayramında doğan çocuklara da Ramazan, Ramize, Bayram gibi isimler konur. Arife akşamı herkes banyo yapar, temizlenir ve erkenden yatar. Bayram sabahı erken kalkılır, erkekler bayram namazına gider. Erkekler bayram namazından dönene kadar evdeki kadın ve çocuklar yemek yemez, su içmez. Bayram namazı sonrasında küçükler büyüklerin ellerinden, büyükler de küçüklerin gözlerinden öper, hediyeleşme olur. Topluca yapılan kahvaltı sonrasında mezarlıklara ziyarete gidilir. Kurban bayramında, aile varlıklı ise kurban kesilir. Yaşı küçük olanlar, büyüklere ziyarete gider, el öpüp bayramlaşırlar. Bayramlarda dargınlar barıştırılır.

    f.Nevruz ( mart dokuzu ) Kutlamaları
    Nevruz, Kırklareli'nde Mart Dokuzu ismiyle bilinmekte ve 22 Mart tarihinde kutlanmaktadır. Mart Dokuzu'yla birlikte havaların iyileşeceğine inanılmaktadır. 22 Mart tarihinde, ikindi ile akşam saatleri arasında kutlamaların yapılacağı İl Merkezi'ndeki Çamlık bölgesinde kurabiye, poğaça ve diğer yiyeceklerini alan halk toplanır. Kutlama yerinde çocuklar uçurtma uçurur, genç kızlar ip atlar, salıncaklarda sallanılır, istop, körebe, ip çekme, yakar topu gibi oyunlar oynanır. Akşam ezanı sıralarında, herkes evine gitmek üzere kutlama alanından ayrılır.

    noimage

    g.Hıdrellez Kutlamaları
    Kırklareli'nde Hıdrellez kışın sonu, yazın başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Özellikle köylerde, halk takvimine göre yıl iki bölüm olarak kabul edilmektedir. Bunların biri yaz, diğeri de kıştır. 6 Mayıs ile 7 Kasım arasındaki 186 gün yaz, 8 Kasım ile 5 Mayıs arasındaki 179 gün de kış günleridir. 8 Kasım'da başlayıp 5 May ıs'ta sona eren kış günlerine ise Kasım günleri denmektedir. Hızır ve İlyas peygamberlerin buluştuğu gün olarak kabul edilen Hıdrellez, halk arasında değişik şekillerde söylenmektedir; Hıdrellez, Hederlez, Ederlez, Hiderlez, îderlez, İlkyaz gibi.

    h.Hıdrellez Kutlamaları
    30-35 yıl öncesine kadar Kırklareli halkı, 5 Mayıs günü kırlardan 41 çeşit ot toplamakta, bunları içi su dolu bir küp veya kazana koymaktaydılar. Sabah kalkınca bu suyla tüm aile bireyleri yıkanmaktaydı. Bununla ailenin temiz olacağına, cildin güzelleşeceğine ve hastalıklardan arınıp, zindelik kazanılacağına inanılırdı. Bu gelenek kısmen de olsa halen devam etmektedir. 6 Mayıs gecesi, ateş yakılıp üzerinden atlanır. Bununla, yıl içinde kazanılmış olumsuz ve kötü olan her şeyin yok olacağına inanılır. Bu ateşte hasırlar yakılmakta, böylece bit, pire ve günahlardan da arınıldığına inanılmakladır. Eski yıllarda, Hıdrelleze bir hafta kala hazırlıklar başlamaktaydı. Evlerde temizlik yapılır ve Hıdrellez pikniği için yiyecekler önceden hazırlanırdı. Ekonomik durumu iyi olanlar, 6 Mayıs günü çevirme yapıp yemek için oğlak ve kuzu almaya gayret gösterirler.
    Kırklareli'nde çok uzun yıllar önce Hıdrellezdin kutlandığı yerlere " H ı d ı r l ı k "' denilmekteydi. Kent merkezine 36 km. mesafedeki Azizbaba Köyü'nün yanında bulunan ve "Hıdırlık" denilen bölgede, 6 Mayıs günü Hıdrellez eğlenceleri yapılmaktaydı. Daha sonra Kırklareli merkezine 5 km. mesafedeki Şeytandere ve Asilbeyli Deresi kenarlarında kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. Eğlenceler 1990 yılından beri, mayıs ayının güneşli bir hafta sonunda (genellikle ikinci haftadan itibaren) Kırklareli Belediyesi'nin organize ettiği "Karagöz Kültür, Sanat ve Kakava Şenlikleri" ismiyle.
    noimage
    Şeytandere'de kutlanmaktadır. Hıdrellez kutlamalarının yapılacağı günden bir gün önce, yer kalmayacak endişesiyle, Şeytandere'ye çadırlar kurulur, yerler ayrılır. Şenlik kutlamalarında, Şeytandere'nin her iki yakasında yer bulmakta zorluk çekilmektedir. Kilometrelerce uzunluktaki bu alanda çadırlarını kuranlar, yaktıkları ateşte ızgara yaparlar, çaylarını demler, yiyip içip eğlenirler. Köprüye yakın bir yere kurulan sahnede konserler verilir, davul ve zurnalar eşliğinde çeşitli oyunlar tertip edilir.
    Kırklareli Merkez İlçede yapılan bu Hıdrellez eğlence ve kutlamalarının dışında İl'in değişik yerlerinde de Hıdrellez kutlamaları yapılmaktadır. Merkez İlçe Erikler Köyü'nde Hıdrellez sabahı güneş doğmadan kalkıp, dereden alınan su içine, akşamdan toplanan "Silkinti Otu" atılarak, banyo yapılır. 7 ve 8 Mayıs günlerinde de Hıdrellez pikniği yapılır. Kuzu ve oğlaklar çevrilir, sucuk kızartılır, köfte yapılır. Bu eğlencelere komşu köylerden de katılanlar olur.Babaeski İlçesi Karahalil Beldesi ile Büyük Mandıra Beldesi'nde Hıdrellezde yağlı pehlivan güreşleri yapılır. Bulgaristan'a 2 km. mesafedeki Demirköy ilçesine bağlı Beğendik Köyü'nde; köyün kuzey batısında Maşatlık denen yere 27 Mart (Kırklar) ve Mayıs'ın 6'sında Hıdrellez için çıkılır, ip atlanır, salıncakta sallanılarak baharın gelişi kutlanır. Babaeski İlçesi'ne 20 km. mesafedeki Yeniköy'de Hıdrelleze 40 gün kala "Kırklar" adıyla kutlama yapılır. Salıncaklarda sallanılır, yumurtalar boyanır.
    "Kırklar, manda gölde mırklar." sözleriyle hayvanların ilk kez çimene çıkması gerektiği vurgulanır. Hıdrellezde akşamdan ateş yakılıp üzerinden atlanılır. Hıdrellez sabahı erkenden kalkılıp evlere söğüt dalı asılır. Söğüt dalının evlere asılmasının veya vücudun herhangi bir yerine bağlanmasının, sağlık getireceğine inanılmaktadır. Kırklareli kent merkezine 35 km. mesafede, Bulgaristan sınırında bulunan Geçitağzı Köyü'nde de 41 çeşit ot toplanıp, bu otlar sabah erkenden dereden alınan suyun içine atılmakta ve bununla yıkanılmaktadır. Bununla astalıklardan kurtulup, sağlıklı ve zinde olunacağına inanılmaktadır. Hıdrellez kutlamalarına dair gelenekler, bugün bazı köylerde ya çok zayıflamış, ya da tamamen unutulmuştur. İl'de bugün için Hıdrellez kutlamalarını halen devam ettiren köyler; Hamdibey, Sivriler, Balaban, Düğüncülü, Taşağıl, Ertuğrul, Kuleli, Sinanlı, Nadırlı, Karahalil, Erikler Yurdu ve Karakoç köyleridir.
#21.05.2005 21:07 0 0 0
  • GELENEKLER, GÖRENEKLER ve İNANÇLAR

    Gelenek, geçmiş kuşaklardan günümüze kadar gelmiş, yaşatıldığı toplum bireyleri arasında kuvvetli bir bağ oluşturmuş veya o toplulukta eskiden kalmış olmaları sebebiyle, saygı duyulup kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel bir harekettir.
    Görenek, henüz gelenekselleşmemiş, bireylerin birbirlerinden görerek yaptıkları davranışlardır. İnanç, doğru olduğuna inanılan, dinsel içerikli düşünce ve davranışlardır


    Doğum Geleneği
    Gözünü dünyaya yeni açan bir çocuk, vücudunda pişik oluşmaması ve kokmaması için önce tuzlu suyla yıkanır. Yıkanına işlemi tamamlanınca tekrar tuzlanır. Üç günlük olan çocuk bu zaman zarfında sararırsa, sarı renginin düzelmesi için üç gün süreyle "kaldırma" denilen yıkama esnasında, yıkandığı suya darı tanesi atılır. Doğumdan sonra loğusanın yanında kırk gün süreyle bir kişi durur. Loğusanın yanında duran kişi her ihtimale karşı dışarı çıkarsa diye, odada bir Kur'an-ı Kerim, bir süpürge veya bir demir parçası bulundurulur. Bununla çocuğa cinlerin çarpmasının önlenmiş olacağına inanılır. Çocuk kırk günlük olduğunda, tekrar yıkanır ve kırk kaşıklık son durulama suyu ile durulanır. Bu yıkanmaya "kırk çıkarma" veya "kırklanma" denir. Kırkı çıkan çocuk, yakın bir komşuya "Kırk uçurmaya" götürülür. Çocuk, kırkı çıkana kadar olumsuz bir durumla karşılaşmamışsa bundan sonra da karşılaşmayacağına inanılır. Aynı günlerde yakın komşularında veya akraba arasında bir başka çocuk daha dünyaya gelmiş ise kırkları çıkıncaya kadar, her iki çocuk görüştürülmez. Çocukları kırkı çıkana kadar görüşürler ise birinin büyüyüp diğerinin büyümeyeceğine inanılmaktadır.
    Anne sütünün kaçacağına inanıldığından, loğusanın yanında bir başkası süt emzirmez. Tırnak kesimi, çocuğun kırkı çıktıktan sonra yapılır. Kesilen tırnak, babasının cebine konur ve karşılığında para alınır. Babadan alınan bu parayla çocuğa bir şeyler alınır. Çocuk 6 aylık olunca(kız ise) eline kına yakılır. İlk defa ayakta durmaya başlayıp, ilk adımını attığı zaman "tay çöreği" veya "adım çöreği" ismi altında bir kutlama yapılır. Bu kutlamada, içinde birkaç tanesinde demir para bulunan bir tepsi lokma veya kurabiye pişirilir. Çocuğun ayaklarına kurdele bağlanıp, boş bir yere çıkarılarak, mahallenin ufak çocukları toplanır ve belirli bir mesafeden çocuğa doğru koşturulur. Yarışı kazanan çocuğa para veya hediye verilir. İlk kez ayakta duran çocuğun ayaklarındaki kurdele kestirilir. Bundan sonra yapılan lokma veya kurabiyeler, orada toplananlara dağıtılır. İçinde para bulunan lokma veya kurabiye kime düştüyse o kişi, çocuğa uygun bîr hediye alır.

    Sünnet Geleneği
    Sünnet yaşı 5 ila 12 yaş arasında olduğundan, okulların tatil olduğu yaz aylarında çocuğun sünnet düğünü yapılır. Sünnet elbisesi en az bir hafta öncesinden alınır, çocuğun yatağı renkli tülbent ve kağıtlarla, ışıklarla süslenir. Sünnet düğünü cuma-cumartesi veya cumartesi-pazar olmak üzere iki gün yapılır. Bir gece önce kına gecesi yapılır. Bu gecede akrabaları, yakınları ve komşuları toplanarak çocuğu oynatır, silah tutan parmaklarına kına yakarlar. Kına yakan kişinin koluna tülbent bağlanır. Kınayı yakacak olanın anne ve babasının sağ olmasına özellikle dikkat edilir. Bununla çocuğun uzun ömürlü olması temenni edilir.
    Ertesi gün, öğlen saatlerinde bir araba konvoyu oluşturularak, sünnet çocuğu gezdirilir. Konvoyda tüm arabalara birer havlu bağlanır ve son olarak çocuk sünnet edilir. Sünnet edilme esnasında bir horoz kesilir. Çocuk yatağına yatırılınca mevlit okutulur, mevlidin sonunda orada bulunanlara pilav, ayran ve tatlı dağıtılır. Yakınları ve komşuları tarafından sünnet çocuğuna geçmiş olsun diyerek hediye verilir. Akşama kadar eğlenceler, oyunlar yapılarak, sünnet düğünü tamamlanır.

    Askere Uğurlama Geleneği
    Askere gidecek gençler, önce akraba ziyaretlerine başlarlar. Akrabaları, kendilerini ziyarete gelen gençlere çeşitli yemekler yapıp ağırlarlar. Bu ziyaretler 15-20 gün boyunca devam eder(Liman köy). Bu süre içerisinde, gençlerin boynuna kırmızı oyalı tülbent bağl anır. Toplu halde birisinin elinde bayrak, ev ev dolaşırlar ve hangi naneye gidilirse o hane tarafından yardım olsun diye gençlere para verilir. Askere gitmeye bir gün kala, topluca asker düğünü yapılır ve masrafları asker aileleri ortak karşılar(Çiğdemli, Katranca Köyü). Askerin tabanca tutacağı parmağına kına yakılır ve o gece davul-zurna eşliğinde tüm köy gençleri, kızlı erkekli oynarlar.
    Ertesi gün askere gidecek gençler evden çıkarken annesinin ve babasının, kardeşlerinin ellerini öper," Allahaısmarladık" der. Bu esnada bazı köylerde (Lüleburgaz Ertuğrul ky.) gencin başının üzerinde tuz ve un çevrilir. Evden çıkarken askerlik günlerinin su gibi geçmesi dileğiyle, asker adayının arkasından su dökülür(Beğendik köyü). Askere gidecek genç, ailesi tarafından hazırlanan asker torbasını eline aldıktan sonra, nişanlı ise vedalaşmak üzere nişanlısının evine; nişanlı değilse koy meydanına giderek, burada toplananlar ile vedalaşır. Genellikle asker babalarınca ortaklaşa kurban kesilip, dua edilerek askerler uğurlanır.

    Hıdrellezle İlgili Bazı Yöresel Uygulamalar
    Hıdrellez, evlerde temizlik yapılarak karşılanmalıdır.
    İneklerin sütü kesilmesin diye Hıdrelleze 7 gün kala kimseye peynir ve yoğurt mayası verilmez.
    Evin bereketi gitmesin düşüncesiyle kimseye ekmek mayası verilmez.
    Hıdrellezden 1 gün önce (5 Mayıs) kırlardan 41 çeşit ot, küçük taş ve kekik otu toplanır. Bunlar su dolu bir kap içine atılır ve Hıdrellez sabahı bu suyla el, yüz yıkanır (Bunu yapmakla cildin güzelleşeceğine ve hastalıklardan arınıp, zindelik kazanılacağına inanılır).
    5 Mayıs'ta 41 çeşit ot toplanıp eve gelince, evde bulunan eski hasır ve eşyalardan bir kısmının yakılmasıyla bit, pire ve günahlardan arınılacağına; yakılan bu ateşin üzerinden atlamakla da yıl içinde kazanılmış olumsuz ve kötü alışkanlıkların yok olacağına inanılmaktadır.
    Hıdrellez gecesi (5 Mayıs'ta) evin ana giriş kapısına ağaçlardan koparılan yeşil yapraklı dal konur. Özellikle kapıya asılan söğüt dalının sağlık getireceğine inanılmaktadır.
    Hıdrellez akşamı toplanan genç kızlar, bir çömleğin içine kendilerine ait bir eşyayı (boncuk, yüzük) atarlar. Hıdrellez sabahı tekrar toplanan genç kızlar, küçük bir çocuğun gözlerini bağlayarak çömlekten boncuk ve yüzükleri tek tek çektirirler. Bu sırada mani bilen kızlar da tek tek mani söylerler. Kimin eşyası hangi manide çömlekten çekilmiş ise; o genç kız, o maniyi kendine göre yorumlar.
    Hıdrellez gecesi ısırgan otu koparılıp evin önüne konur. Isırgan otu sabaha kadar yendiyse, o kişinin seneye Hıdrelleze kadar öleceğine, yenmediyse yaşayacağına inanılır.
    Hıdrellez akşamı (5 Mayıs) kadın ve kızlar ellerine kına yakarlar.
    Hıdrellez akşamı bahçede kenar ve köşelere bakılır. Şayet bakılan yerlerde toprak parıldarsa orada hazine olacağına inanılır.
    Hıdrellez akşamı ikindiden sonra bahçede bulunan gül ağacının altına insanlar isteklerinin resmini çizerler.Ev isteyen ev şekli, araba isteyen araba şekli, hayvan isteyen hayvan şekli, evlilik isteyen sevdiğini canlandıran bir resim çizer ve dilekte bulunurlar. Bunu yapmakla o yıl içerisinde isteklerinin gerçekleşeceğine inanırlar. Hıdrellez sabahı uykudan erkenden kalkılır.
    Hıdrellez sabahı anne ve babalar çocuklarını uykudan erken kaldırmak için "kalkın" demezler "uçun, uçun" derler.
    Hıdrellez sabahı insanlar uykudan yeşil dallarla uyandırılır.
    Hıdrellez sabahı erkenden kalkılıp dereden üç kez geçilir. Çim üzerindeki çiğlere el sürülüp yüzler ıslatılır.
    Boyu çok uzun olanların başına hıdrellez sabahı çubukla vurulur (Boyun daha fazla uzamaması için).
    Meyve yapmayan ağaçlar Hıdrellez sabahı baltayla korkutulur (Ağaçların korkup meyve vereceğine inanılır).
    Hıdrellez sabahı, hayvanlar yeşil dallarla dereye sulamaya götürülür.
    Hıdrellez günü, uyku uyunmaz. Uyku uyunursa bütün yıl uyunamayacağına ve işinin iyi gitmeyeceğine inanılır.
    Hıdrellez günü badana, temizlik yapılmaz. Kıra çalışmaya gidilmez.
    Hıdrellez günü un elenmez, çamaşır yıkanmaz.
    Hıdrellez günü dikiş dikilmez.
    Hıdrellez günü kavga edilmez. Kavga edilirse bir yıl boyunca kavgalı olacağına inanılır.
    Hıdrellez günü hamile kadınların salıncakta sallanmasına izin verilmez.
    Hıdrellez günü makas iple bağlanır, açılmaz. Makas kimseye verilmez, elle tutulmaz.
    Hayvanların sütünün çok olması için Hıdrellez günü süt pişirilmez, gece pişirilir. Sütü olmayan komşulara süt verilir, yayıkta ayran yapılıp komşulara dağıtılır.
    Hıdrellez günü ekmek yapılmaz.
    Bazı köylerde Hıdrellez sabahı silah atılır.
    Hıdrellez günü beyaz kelebek görülürse o yıl şans ve kısmetin açık olacağına inanılır.

    Hıdrellezle İlgili Bazı Yöresel İnanışlar
    Hıdrellez hakkında söylenen birkaç atasözü şunlardır:
    Hıdrellezde yağan yağmurun bereketli olduğunu belirtmek için; "Hıdrellez yağmurunun damlaları altın olur." denmektedir.
    Toprakla ilgili işlerin Hıdrellezde kadar yapılması gerektiği konusunda "Hıdrelleze kadar bir tutam, Hıdrellezden sonra tutam tutam." denmektedir.
    Hıdrellezden sonra yaz olacağı konusunda "Az bilirim uz bilirim, Hıdrellezden sonra yaz bilirim." denmektedir.
    Kalbi temiz olan insanların zorda kaldıklarında beklemedikleri yerlerden yardım görebileceklerini belirtmek için de "Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez." atasözü kullanılmaktadır.

    Ölüm Adetleri
    Bir kişi öldüğünde, evdeki insanlar tarafından yakında ve uzakta bulunan akraba ve yakınlarına haber verilir. Ölüm olayı, köy veya kasaba içine camiden sela okunarak haber verilir. Ölen kişinin defnine çok uzaktan gelecek olan yakınları varsa, ölenin defnedilmesi bir güne kadar bekletilebilir. Ölen kişinin ölüm anı anlaşılınca, başında ezan okunur. Daha sonra çenesi bağlanır ve göz kapakları kapatılır.Mezar kazıcıları tarafından, mezar kazılır. Bu arada evde ölen kişi yıkanmış, son kez yakınlarına gösterilmiş ve gömülecek duruma getirilmiştir. Ölenin defnedilmesi için gelen akrabaları, eş, dost ve yakınları tarafından cami hocasının önderliğinde bazı köy ve kasabalarda ölenin evinde, bazı köy ve kasabalarda ise camide cenaze namazı kılınır. Buradan da mezarlığa götürülür. (Kadınlar camiye veya mezarlığa gitmez, evde kalır.) Tabuttaki cenazenin mezarlığa götürülmesi esnasında herkes cenazeyi taşımak için birbiriyle yarışır. Daha önce hazırlanmış olan mezara gelindiğinde birinci derecedeki yakınları tarafından mezarın içine indirilen beyaz bezle kefenlenmiş ölü, yüzü kıbleye gelecek şekilde yan yatırılır.Orada bulunanlar tarafından mezar çok hızlı bir şekilde kapatılır. Mezarın üstüne baş kısmından ayak kısmına doğru ibrikle su dökülür ve ibrik mezarın yanında bırakılır. Su; temizliği, saflığı, arınmayı ifade eder.
    Ayrıca mezara su dökülmesi kabir ateşini söndüreceği inancıyla da ilgilidir. Hoca tarafından okunan duanın bitmesiyle gelenler mezarlıktan ayrılır. Mezarlıktan ayrılırken ölünün yakınlarına tekrar başsağlığı dileğinde bulunulur.Ölü camiye veya mezarlığa götürülmek üzere cemaat tarafından evden alınınca geride kalan kadınlar da Kur'an okuyup dua ederler. Bu arada helva pişirilip dağıtılır. Kiremit üzerine yakılan anberden buhur, tütsü yapılarak ölü evinin etrafında dolaştırılır. Evin etrafından geçen insanlar bu kokuyu hissedince o evde cenaze olduğunu anlar. Ölüm olayının birinci gününden itibaren yedi gün, ölü evinde Kur'an-ı Kerim okunur ve yedi gün boyunca ölünün yıkandığı yerde mum yakılır. Ölümün yedinci günü mevlit okutulur. Kırkıncı günü helva yapılıp yakınlara, konu komşuya dağıtılır. Bunlar, ölenin ruhu için yapılmış kansız kurban ikramlarıdır. Geçmişte bunlar kötü ruhların yapacağı kötülüklerden korunmak, iyi ruhların yardımını kazanmak ve ölenin ruhunun mutluluğu için yapılırken, günümüzde "Allah rızası" için yapılmaktadır. Ölümün elli ikinci gecesi de mevlit okunur. Yedinci gününde ölenin karnının şişliğine, kırkıncı günde burnunun düştüğüne ve elli İkinci günde de kemiklerinin eklem yerlerinin birbirinden ayrıldığına inanılmaktadır. Ölümünden sonraki ilk Ramazan veya Kurban bayramında, ölenin mezar taşları mezarına dikilir. Ölenin elbiseleri fakir-fukaraya dağıtılır. Sağlığında vasiyeti varsa yerine getirilmesine özen gösterilir. Bayramlarda, ölenin ruhunun, yakınlarını mezarlığa beklediğine inanılır ve her bayram, mezarı ziyaret edilip dua okunur.
    Bilinen ilk insan topluluklarından günümüze değin, her yerleşim merkezinin içinde veya yakınında mezarlık alanlar bulunmaktadır.Yine bilinen tarihin en erken dönemlerinden itibaren, insanlar ölen yakınlarının defnedildiği mezarları birtakım işaretlerle, yazıtlı veya yazıtsız dikilitaşlarla belirli hale getirmeyi mutlak surette benimsemişlerdir. Nitekim bölgedeki mezar taşlarında, orada yatan kişi genç yaşta ölmüş ise dünyaya doymamışlığı, geride bıraktıklarını çok seviyorsa, onlara özlemi anlatılmaktadır.
    Bir çoğunda da ölen kişinin mesleği belirtilmektedir. Kırklareli'nde mevcut mezar taşlarından bazı örnekler:

    Bir kuş gibi Uçtum yuvadan
    Beş yaşında ecel
    Ayırdı anadan, babadan
    Ah ederim
    Yaram derin
    Genç yaşta
    Büküldü belim
    Kara toprakmış yerim
    32'de Hak kıldı kerim

    Hey! Yolcu hey!
    Dur biraz dur.
    Hayatın sonu bak! Budur.
    Vakti gelince ecelin
    Değişmez hükmü ezelin.
    Hemşerim Hediyem İle ben
    Yuvam pürsurur şen İken
    İlk önce oğlum, sonra ben,
    Göçtük henüz pek genç iken.
    Süleyman Alalıyım ben
    Dilerim Fatiha senden.

    Batıl İnançlar
    Bilim ve mantıkla bağdaşmayan, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelen batıl inançlara şu örnekler verilebilir:


    Doğum ile ilgili inanışlar;
    Hamile kadın ekşi yerse erkek, tatlı yerse kız çocuğu doğuracağına inanılır. (Karahalil)
    Hamile kadının başı üzerine haberi olmadan bir miktar tuz bırakılır. Eğer kadın eli ile ağzına dokunursa kız, burnuna dokunursa erkek çocuğu olacağına inanılır. (Karahalil)
    Hamile kadının karnı sivri olursa oğlan, yassı olursa kız doğuracağına inanılır. (Karahalil)
    Ölüm ile ilgili inanışlar;
    Üç aylarda ölenlere, Ramazan Bayramı sabahı, bayram namazı kılınana kadar kabirde soru sorulmazmış.
    Baykuş (kukumav), kimin evinin üstünde öterse,o evden ölü çıkacağına inanılır. (Çengelli Köyü)
    Birisi ölünce mezarı üstüne hemen yağmur düşerse ardından birkaç gün devamlı yağmur yağar. (Karahalil)
    Cenaze ile gelin alayı karşılaşırsa, ardından çok ölen olur. (Karahalil)
    Durup dururken sandık çatlarsa kadın, kapı çatlarsa erkek ölür. (Karahalil)
    Süt çocukları ölürse, günahsız olduğuna ve cennete gittiğine, ahrette anasına-babasına su taşıyacağına inanılır.
    Doğumda ve lohusalık durumunda ölenlerin cennete gideceğine inanılır. (Karahalil)
    Küçük çocuklar ölünce az ağlamak gerektiğine, ağlansa bile gözyaşlarının akıtılmadan ağlanmasına, aksi halde ölen küçük çocuğun ahrette gözyaşı ile boğulacağına inanılır. (Karahalil)
    Birisi ölünce, ölünün yıkanacağı su kendi evinden değil de, uzaktan alınır. Ölünün o evden uzaklaşacağına inanılır.
    Hayvanlarla ilgili inanışlar;
    - Kargalar havada bağırarak uçarlarsa havanın bozacağına inanılır.
    - Bir evde çok karınca çıkarsa, o evde bolluk olacağına inanılır.
    - Horoz ikindi vakti kapıya doğru öterse, misafir geleceğine inanılır. (Karahalil)
    - Karıncalar toprak üstüne fazla sayıda çıkarsa, yağmur yağacağına inanılır. (İnece)
    - Köpek uluması iyiye yorumlanmaz.
    - Bitkilerle ilgili inanışlar;
    - Meyve ağaçlan çiçeklerini döktükten sonra, ikinciye çiçek açarsa kışın çok çetin geçeceğine inanılır.
    Diğer inançlar;
    - Güneş batarken kızarırsa, "Gün ardına baktı, yarın hava iyi olacak." diye inanılır.
    - Bir kişinin avucunun içi kaşınırsa, eline para geçeceğine, ayağının altı kaşınırsa, yolculuğa çıkacağına inanılır.
    - Sağ gözün seğirmesi iyiye, sol gözün seğirmesi kötüye yorumlanır.
    - Güneş batarken yemek yenmez. İnsanın kısmetinin kapanacağına inanılır.

    l.İsimler & Lakaplar
    Yeni doğan bebeklere genellikle imam tarafından isim konulması sağlanır. Bu mümkün olmazsa evin veya akrabaların büyüğü tarafından isim konur. İsim koyacak kişi abdest alır, çocuğu kucağına alarak kıbleye doğru döner ve ezan okur. Ezan bitiminde çocuğun kulağına üç kez ismi seslenir. Çocuğa konulacak isim için aile büyüklerinin de onayı alınır ve çoğu zaman isim önceden belirlenir. İnsanların birbirinden ayrılmasını, daha kolay tanınmasını sağlayan lakaplara bölgeden şu örnekler verilebilir:

    Balcılar
    Dereliler
    Kamburlar
    Korucular
    Macarlar
    Muhacırlar
    Şayakçılar
    Tokmaklar
    Böcek Ahmetler
    Bakırcıklar
    Burgucular
    Çömlekçiler
    Dikmeler
#21.05.2005 20:56 0 0 0
  • KIRKLARELİ NÜFUS YAPISI :

    2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre toplam il nüfusu 331.937dir. Nüfusun yüzde 57si şehirlerde, yüzde 43ü kırsal kesimde yaşamaktadır. İlimizde yıllık nüfus artış hızı binde 13.39dur.İlçe merkezi 79.145 olan Lüleburgaz başta yer almakta, bu ilçemizi 53.673 nüfus ile Merkez, 25.610 nüfus ile Babaeski izlemektedir. Kofçaz ve Pınarhisar ilçelerimizde nüfus azalma eğilimi göstermektedir.
    Kırklarelinin nüfus yoğunluğu 51dir. 1965 yılına kadar Kırklareli yoğunluğu ülke ortalamasının üzerinde olmuştur. Bunun nedeni ilin mübadele ve muhaceret yoluyla Balkan ülkelerinden aldığı göçtür. 1940-1945 yılları arasında II.Dünya Savaşı nedeniyle Kırklarelinin nüfusu azalmış, 1950-1955 arasında ise yeniden yurtdışından gelen göçmen aileler ile nüfus artmaya başlamıştır. 1960a kadar yüksek olan nüfus yoğunluğu bu yıldan itibaren il dışına göçün başlamasıyla beraber 1965den sonra azalmaya başlamıştır. Kırklareli bir sınır ili olması nedeniyle her dönemde Balkan ülkelerinden gelen göçmenlerin ilk yerleştikleri illerden biri olmuştur. Bu nedenle nüfusu öteden beri göç hareketlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Kırklareline topluca yerleştirilen ilk Türk göçmenleri 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rumeli üzerinden gelmişlerdir. Balkan savaşı sonunda yapılan anlaşma gereğince, Trakyada yaşayan Bulgarlarla Bulgaristanda yaşayan Türk nufus ve daha sonra Yunanistandaki Türk nüfusu karşılıklı olarak değiştirilmiştir. Kırklareli son olarak 1989 yılında Bulgaristandan gelenlerle önemli bir göç hareketi ile karşı karşıya kalmıştır. Kırsal alandan göç özellikle 1965ten sonra artmıştır. 1965-1975 arasında ilden 13.440 kişi göç etmişken, 1980-1985 arasında bu sayı 23.551e, 1985-1990 arasında 27.259a yükselmiştir. Yoğun olarak etkisi altında kaldığı İstanbul metropolüne göç vermiştir. İstanbul veya diğer illere olan göçlerde erkek nüfus hakim durumdadır. Yani bu ilden olan göç tamamen ekonomik nedenlere bağlıdır. Bu ekonomik nedenlerin içinde Kırklarelinde iş bulma olanağından çok insanların tarım topraklarının özellikle miras yoluyla küçük parçalara bölünmesi ve gelir getirecek niteliklerini yitirmesidir.

    Kırklareli 1960dan sonra yurt dışına da göç vermiştir. Bu göç daha çok kentsel kesimlerden kaynaklanmaktaydı ve nitelikli işçi göçü biçimini almıştır. Bu göçler ilde faal nüfusun iş kollarına dağılımını etkileyecek bir boyuta varmış ve 1955-1965 arasında imalat kesiminin payında bir daralma ortaya çıkmıştır. 1974e kadar ilden yurt dışına çalışmak amacıyla gönderilenlerin sayısı 5.368dir. Bu gün için il den yurt dışına göç oldukça azalmıştır. 1980-2000 yılları arasında Türkiyenin yurtdışına gönderdiği nitelikli veya niteliksiz çalışan kişi sayısı 4.000 kişi civarındadır.

    GÖÇLER
    Kırklareli bir sınır ili olması nedeniyle her dönemde Balkan ülkelerinden gelen göçmenlerin ilk yerleştikleri illerden biri olmuştur. Bu nedenle nüfusu öteden beri göç hareketlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir.
    Kırklareline topluca yerleştirilen ilk Türk göçmenleri 1877 Osm.-Rus savaşı sırasında Rumeli üzerinden gelmişlerdir
    Balkan savaşı sonunda yapılan anlaşma gereğince, Trakyada yaşayan Bulgarlarla Bulgaristan da yaşayan Türk nüfus karşılıklı olarak değiştirilmiştir. Bu değişim sonucu Trakyadan ayrılan Bulgar sayısının 100 bin olduğu sanılmaktadır. Bulgarlarda daha çok Edirne ve Kırklarelinin Istıranca (Yıldız) dağ köylerinde yaşamaktaydılar.
    Diğer taraftan Balkan Savaşı sırasında Trakyada yaşayan Rumlardan bir bölümü de Yunanistana göç etmiştir. L.Dünya savaşı sonunda bu Rumların çoğu eski yerlerine dönmüşse de Lozan Anlaşması gereğince Trakyadaki Rumlarla Yunanistandaki Türkler yer değiştirince, Rumlar yeniden Yunanistana göç etmek zorunda kalmıştır. Bunların sayıları da 400 bine ulaşıyordu. Böylece 1943-1924 arasında Trakyanın nüfus kaydı yarım milyona yaklaşmıştır. Bunların yerine, Balkanlardan göç eden Türkler yerleştirilmiştir. Bölgeye yerleştirilen Türklerin bir bölümü sonradan Anadolunun değişik yerlerinde göç etmişlerdir. Balkan ülkelerinden Trakyaya toplu göçler aralıklı olarak sürülmüştür. Bu toplu göçlerin en önemlileri 1936 ve 1950 yıllarında gerçekleşmiş, Bulgaristan, Yugoslavya ve Romanyadan gelen pek çok Türk göçmeni Türkiyeye yerleştirilmiştir.
    Trakyaya tütüncülüğün girmesi, ay çiçeği üretiminin başlaması ve yeni tarım tekniklerinin kullanılmasında bu göçmenlerin önemli rolleri olmuştur. Gerçi 1924e değin gelen ilk göçmen grupları yeri yerlerine uyum sağlamakta güçlük çekmiştir. Çünkü ormancı köylülere ovalarda, tütüncü köylülere ise ormanlık bölgelerde yada tütün yetiştirmeye elverişli olmayan yerlerde toprak verildiği olmuştur. Kırklarelinde yerleşen göçmenlerin, çevrelerine uyum sağladıktan sonra ilin tarımına katkıları büyüktür. ll. Dünya savaşının başlaması ile il deki askeri birliklerin sayısı artırılmış ve Kırklareline önemli sayıda askeri personel gelmiştir. Buna karşılık, savaş tehlikesi nedeniyle sivillerin bölgeyi terk etmeleri istenmiş bu nedenle 1940-1945 arasında il nüfusunun bir bölümü başka illere göç etmiştir. İlin 5 yılda yitirdiği nüfus 78.150 kişi idi.
    1955den sonra yurt dışından gelen göçler büyük ölçüde durmuş, buna bağlı olarak, 1950 de Kırklarelinde nüfusun %26,7 sini oluşturan, dış ülke doğumluların oranı 1960da 519,1e 1970te de %13,5e düşmüştür. Buna karşılık ildeki askeri birliklerin sayısında sık sık artırılmasına bağlı olarak ilde yaşayan başka il doğumluların oranı yükselmiştir. 1950de başka illerde doğmuş olanlar Kırklareli nüfusunun %5.2 sini oluşturuyordu.1980-1985 yıllarında ise bu oran %7,5 a çıkmıştır ki bunda en etkili rolü asker nüfusu oynamaktadır. Bunun yanında bu yıllar arasında özellikle Almanya gibi dış ülkelere çalışmaya giden diğer illerde doğmuş olan kişilerin sakin bir ortam aramaları nedeniyle Kırklareline yerleşmeleri Türkiyeye gelenler arasında çok az bir kısmı oluştursa da burayı yerleşim için seçmişlerdir.
    İlde nüfusu geçindirecek iş olanaklarının sınırlılığı buna karşılık komşu illerin ekonomisinde son yıllarda hızla bir gelişme olması ve ilin İstanbul metropoliten alanına yalnızca birkaç saatlik uzaklıkta bulunması gibi nedenlerle 1960dan Kırklarelinden il dışına göç hareketi çok hızlanmıştır. İl dışına göçün asıl kaynağı kırsal kesim olmakla birlikte ilçe merkezlerinden göç edenlerin sayısı da azımsanmayacak miktardadır.
    Kırsal alandan göç özellikle 1965ten sonra şiddetlenmiştir. 1965-1975 arasında ilden 13440 kişi göç etmişken, 1980-1985 arasında bu sayı 23551e yükselip yoğun olarak etkisi altında önemli ölçüde kaldığı Marmara Bölgesi İstanbul Metropolitenine göç vermiştir. Marmara Bölgesi içinde dağılan bu nüfus %59,7 lık değer taşırken İstanbulun toplam göç eden nüfustan aldığı pay ( Marmara Bölgesine ) %15 tir. Bunun başlıca nedeni de İstanbulun bir metropol olması, önemli ulaşım aksları üzerinde olduğu ve stratejik konumu nedeniyle gerek sanayi gerek hizmetler sektöründe oldukça yüksek iş imkanlarının olmasıdır. Yalnız burada dikkate değer bir konu vardır ki, İstanbul veya diğer illere olan göçlerde erkek nüfus hakim durumdadır. Yani bu ilden olan göç tamamen ekonomik nedenlere bağlıdır. Bu ekonomik nedenlerin içinde Kırklarelinde iş bulma olanağından çok insanların tarım topraklarının özellikle miras yoluyla küçük parçalara bölünmesi ve gelir getirecek niteliklerini yitirmesidir. Kırklareli 1960dan sonra yurt dışına da göç vermiştir. Bu göç daha çok kentsel kesimlerden kaynaklanmaktaydı ve nitelikli işçi göçü biçimini almıştır. Bu göçler ilde faal nüfusun iş kollarına dağılımını etkileyecek bir boyuta varmış ve 1955-1965 arasında imalat kesiminin payında bir daralma ortaya çıkmıştır. 1974e kadar ilden yurt dışına çalışmak amacıyla gönderilenlerin sayısı 5368di. Bu gün için il den yurt dışına göç oldukça azalmıştır. 1982-1985 yılları arasında Türkiyenin yurtdışına gönderdiği nitelikli veya niteliksiz çalışan kişi sayısı 4000 kişi civarındadır.
    Kırklarelinden göç edenler il dışında uzun bir süre çalışsalar da ille bağlantılarını tümüyle koparmamaktadırlar. Bunlardan bir bölümü çalışma yaşamlarını tamamladıktan sonra Kırklareline dönmeyi yeğlemektedirler. 1965ten sonra ilde yaşayan yaşlı nüfusun ülke ortalamasının üzerine çıkmasında bu faktör de etkili olmuştur. Bu insanları geri dönmelerini başlıca şu nedenlere bağlayabiliriz. Şehrin gürültüsü, hava kirliliği, yaşlı ancak niteliksiz kişilerin ekonomik yönden tatmin edici işler bulamamaları, kiraların ve diğer harcamaların maliyetinin yüksek olması ve akrabalık ilişkileridir.
    Kırklareli ilinin göç olmasında en önemli etken olarak asker nüfusu verirken bunun yanında görevleri nedeniyle geçici bir süre için ilde kalmak durumu ile gelen öğretmenler ve diğer kamu personeli de sayılabilir. Kırklareli son bir yıldır yine önemli bir göç hareketi ile karşı karşıyadır. Bu göç Bulgaristanın zorla Türkiyeye gönderdiği soydaşlarımızdır. 11 Ekim 1989 tarihi itibariyle Türkiyeye gelen yaklaşık 300 bin soydaşımızdan 45 bini Kırklareline yerleşmiş ancak bunun 5 bini geri dönmüştür. Kalan 40 bin kişinin 17 bini çadır kentlerde barındırılırken, geri kalan kısmı çeşitli kamu kuruluşlarının misafirhanelerinde ikamet etmektedirler. Bu nüfus içinden ancak 800 aile devlet yardımıyla normal konutlarda oturabilmektedirler. Bu tür konutlara yerleşen ailelerin en büyük sorunu olan ekonomik durumlarına devlet, bazı kamu kurumlarında iş bulmak, taksi işletmelerine izin vermek suretiyle yardımcı olmaya çalışmaktadır. Çadır kentlerde yaşayan 17 bin soydaşımızın büyük bir kısmı geçici bir süre için burada kalmakta olup, en kısa zamanda en iyi iş olanaklarına ulaşabilecekleri illere gideceklerdir. Bu iller arasında ağırlıklı olarak İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir gibi büyük illerimiz gelmektedir.
#21.05.2005 20:51 0 0 0
  • Coğrafik Konumu :
    Kırklareli yurdumuzun kuzey batısında. Marmara Bölgesi'nin Trakya kesiminde yer almaktadır. Dünyadaki konumu 41 derece,13 dakika 34 saniye ve 42 derece 05 dakika 03 saniye kuzey enlemleri ile 26 derece 54 dakika 14 saniye ve 28 derece 06 dakika 15 saniye doğu boylamları arasında yer alır. Kuzeyinde; Bulgaristan; Doğusunda; Karadeniz; Güneydoğusunda ; İstanbul; Güneyinde; Tekirdağ; Batısında ise Edirne bulunmaktadır. Yüzölçümü; 6650 km karedir.İl merkezinin rakımı 203 m.dir.

    Jeolojik Özellikleri :
    I. jeolojik zaman arazilerinin hakim olduğu ilimizin Yıldız dağları bölümü eski deniz tabanı olup sonradan kıvrılma ve kırılmalarla beraber yükselmiş bir "Masif" dağ yapısındadır.Birikim ve volkanik taş yapısı yanı sıra kireç özellikleri de görülen arazimizde bol miktarda su kaynağı mevcuttur. Önemli Fay hatlarının ilki Vize-Kırklareli yönündedir. İkincisi ise Karadeniz kıyılarımızın girinti ve çıkıntılarının da nedeni olan; İğneada-Limanköy arasında yer almaktadır. Alüvyal ovalarımız güneye doğru Ergene havzasını müteakip bir yayılma gösterir. Demirköy ve Limanköy Platoları en önemli plato yapılarındandır. Güneydeki platoları ise Yıldız dağları ile Ergene ovası arasında yer alır.

    Akarsular :
    Tüm akarsularımız "açık havzalıdır". Tümü denizlere ulaşan bu akarsular Ege'ye ve Karadeniz'e ulaşırlar. Ege'ye ulaşanlar; Ergene, Paşaköy, Soğucak, Lüleburgaz, Babaeski ve Teke akarsularıdır. Karadeniz'e ulaşanlar da ; Deringeçit,Bulanık,Pabuç dere,Kazan dere ve Rezve deresidir.

    Kıyılar :
    Genelde falezli bir yapı gösteren kıyılarımızın akarsu ağız kısımlarında plajlı ve küçük koylu bir kıyı şekli hakimdir. Yüksek burun ve alanlarda bu yapılaşmanın bir ara şekli olarak karşımıza çıkar.Ayrıca deniz ve akarsuların birikimleri ile oluşmuş lagün ve bataklıklar da mevcuttur. İğneada kumsalı 40-50 m. genişlik;10 km. kadar da uzunluğa sahip güzel bir kumsaldır.

    Karstik yapılaşmalar :
    Yıldız Dağları'nın güney eteklerinden Pınarhisar ve Vize ilçesine kadar bir kuşak halinde uzanan kireçli arazilerde yağışlarla erime sonrasında oluşan "Karstik Şekiller" oldukça ilgi çekicidir.Vize ve Pınarhisar'ın dağlık kesimlerindeki delikli taş yapılaşmaları - LAPYALAR-; Erime ile meydana gelmiş yeraltı boşlukları olan,Demirköy ilçesi Sarpdere köyü DUPNİSA MAĞARASI ve Vize ilçesinin Soğucak köyünde bazı daha küçük mağara yapılarımız da turistik ilgi çeken karstik yapılaşmalardır.

    Göller :
    İlimizde Doğal, Yapay ve Baraj göllerimiz mevcuttur. Doğal Göller daha çok Demirköy-İğneada çevresindedir. İğneada'nın kuzeyinde denize 15-20 m. yaklaşan, çevresi sazlık ve bataklık olan, kışın suları denize bağlanan Erikli gölü yanı sıra; Güneydeki Kocagöl olarak da bilinen Mert Gölü ve Saka gölleri de aynı özellikleri gösterir.Ayrıca bölgede Hamam ve Pedina adlı göller de orman içinde yer alırlar.Ayrıca Panayır iskelesi ve Kıyıköy civarlarındaki akarsu ağızlarında yazın Lagün gölleri oluşur.
    İlimizin genel jeolojik yapısının elverişli olması nedeniyle yapay göl inşası da mümkün olmaktadır.İlimizde Toprak Su Müdürlüğünce yapılmış göletleri; Pınarhisar yakınında; Ataköy,Merkeze bağlı alanda; Bayramdere ve Deveçatağı,Lüleburgaz yakınlarında da Ceylanköy göletleri olarak sayabiliriz.
#21.05.2005 20:47 0 0 0
  • Tarihi Mekanlar ve Kültürel Varlıklar
    Kırklareli tarih öncesi çağlardan beri iskana açık, önemli illerden biridir. Neolitik (Yeni Taş Çağı) dönemden (5800-4800) günümüze değin insanlar tarafından iskan edilen Kırklareli coğrafyasında, başta Osmanlı Uygarlığı olmak üzere, en erken dönemlere ait maddi kültür varlıkları her geçen gün artarak gün yüzüne çıkmaktadır. Son yıllarda artarak devam eden höyük ve tümülüs kazıları, Kırklareli'nin yakın zamanlara kadar hiç bilinmeyen erken dönemlerine dair yeni bilgileri ortaya çıkarmış ve pek çok kıymetli tarihi eseri de İl Müzesi'ne kazandırmıştır. Gerek il merkezindeki, gerekse Babaeski, Pınarhisar, Vize ve Lüleburgaz gibi ilçelerdeki kültür varlıkları ise Kırklareli'nin muhteşem bir geçmişe sahip olduğunu gösteren tarihi belgelerdir.
    Höyükler
    Geçmişte insanlar tarafından muhtelif defalar iskan edilmiş ve günümüzde çoğunlukla küçük birer tepe şeklini almış olan antik köy veya şehirlerdir. Anadolu'daki çok tabakalı höyüklere oranla, Trakya'da düz iskan olarak isimlendirilen az tabakalı küçük yerleşim birimleri çoğunluktadır. Bunlardan şu anda en çok dikkati çeken, İ.Ü. Prehistorya Bölümü adına Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında kazısı devam etmekte olan Kırklareli Aşağıpınar ve Kanlıgeçit yerleşim alanlarıdır. Yapılan çalışmalarda, Neolitik dönemden Hellenistik döneme kadar (M.Ö. 5800-300) uzunca bir zaman dilimini içeren pişmiş toprak, kemik, taş ve metal buluntular elde edilmiştir. Aşağıpınar yakınlarında bulunan Tilkiburnu yerleşim alanında da kısmi bir çalışma gerçekleştirilmiş ve burada elde edilen malzemeden, M.Ö. 4000'lere varan bir iskanın varlığı öğrenilmiştir. Yine il merkezi yakınlarında bulunan Helvacı Şaban ve Koyunbaba höyüklerinde ise yüzey araştırmaları yapılmıştır. Düz iskan yerleşim alanları yanında, çeşitli mağaralarda da tarih öncesi dönemlere ait yerleşim izlerine rastlanılmaktadır. Bunlardan en önemlisi Kırklareli Merkez İlçeye bağlı, Kayalı Köyü yakınlarındaki Bedre Mağarası'dır. Şu ana kadar detaylı bir araştırma yapılmamış olmakla birlikte, burada ele geçen pişmiş toprak malzeme M.Ö. 2. binin sonlarına kadar Mağara'nın iskan edildiğini göstermektedir.
    noimage
    Tümülüsler
    En basit tanımı ile içerisinde mezar bulunan ve insanlar tarafından oluşturulmuş küçük yığma tepeciklerdir. Kırklareli il sınırları dahilinde şu ana kadar 92 adet tümülüs tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak muhtelif dönemlerde yapılan yüzey araştırmalarında, bu sayının küçük boyutlu kümülüslerle beraber 200'den fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Hızlı bir yok edilme süreci yaşayan bu anıt mezarların, yakın zamanlara kadar 400'den fazla olduğu tahmin edilmektedir. Genel olarak tüm Trakya'ya örnek teşkil edecek çeşitliliğe sahip olan Kırklareli kümülüslerinin Tunç Çağı'nın sonlarından (M.Ö. 14.-l3. yy.), M.S. 3. yüzyılın başlarına kadar geniş bir zaman sürecinde yapımlarının devam ettiği, yapılan kazılarla tespit edilmiştir.
    Çakıllı Tümülüsü
    Dış görünüm açısından küçük, orta ve büyük boy (1.5x10/20x70 m. boyutlarında) olarak dikkat çeken tümülüsler, esasında beş grup halinde farklı muhtevaya sahiptir. Bunlardan düz mezar şeklinde olan normal gömüler yanında, lahit ve çeşitli şekillerde oda mezar türünde olan tümülüsler de bulunmaktadır.
    Dolmenler (Kapaklı Kaya Mezarlar)
    Trakya'da çok sayıda görülen kümülüslerin erken safhası olarak kabul edilen dolmenler, genel olarak Kırklareli'nin kuzey-kuzeybatı dağ yamaçlarında ve bu yamaçlara yakın ova eteklerinde sıralanmıştır. Bölgede kapaklı veya kapaklı kaya olarak da anılan dolmenler, yekpare yassı iri taşlardan, basit oda şeklinde yapılmış anıt mezarlardır. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda Edirne'nin Lalapaşa ilçesi merkez olmak üzere, bir hat halinde Kırklareli'nin Demirköy ilçesi yakınlarına kadar ulaştığı tespit edilen dolmenlerin, Erken Demir Çağı (M.Ö. 1300-800) sürecinde kullanım gördüğü anlaşılmaktadır. Bu anıtsal yapılardan bir bölümü kısmen sağlam olarak Kofçaz, Dereköy, Kadıköy, Kula, Geçitağzı, Kapaklı ve Düzorman yakınlarında bulunmaktadır.
    Menhirler (Dikili Taş)
    Megalitik (büyük taş), dikili anıtsal mezar taşlarıdır. Kırklareli ve yakın çevresinde çok sayıda görülmektedir. Çoğunlukla yakın
    dönem mezarlık alanlarında da benzer dikili mezar taşları görülmekte ise de esas kullanım süreci Erken Demir Çağı'dır. Yükseklikleri ortalama 3 metreye varan dikit örneklerini Kırklareli Merkez, Erikler, Değirmencik, Ahmetçe köyleri ile Lüleburgaz İlçesi'nde görülmektedir.Ancak Kırklareli merkezi de dahil olmak üzere, çoğu ilçe ve köylerdeki Müslüman mezarlarında bulunan dikili taşların bir bölümünün orjinal yerlerinden sökülerek getirilen menhirler olduğu düşünülmektedir.
    Merkez İlçe Taşınmaz Kültür Varlıkları Dini Yapılar
    Kadı Camii:
    Kırklareli merkezinde Ahmet Mithat İlkokulu karşısında bulunmaktadır. Emin Ali Çelebi tarafından 1577 (H.985) yılında yaptırılmış olan cami, halen kullanılmakta olup, kare planlıdır. Daha önceden yakınında bulunan bir mahkemeden dolayı Kadı Camii denilmektedir. Bir diğer adı da Emin Ali Çelebi Camii olan yapının duvar bünyesi, üç cephede düzgün yönü köfeki kaplamadır. Alt sıra pencerelerinin söveleri ve mihrabı, çok iyi bir işçilikle köfeki taşından yapılmıştır. Hafifletme kemerlerinde köfekiye hakedilmiş kabartma dilimli ve kemer sivrisine yakın rozetler, caminin tek tezyinat özelliğidir. Tavan ve çatı ahşap olup, dört mahyalı ve üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minaresi camiye bitişik olup, çok köşeli kütüklüdür.
    Beyazıt Camii:
    Kırklareli merkezinde Hatice Hatun Mahallesi'nde bulunmaktadır. İlk inşaa tarihi 16. yüzyıldır. İkinci inşa, 1593-1594 (H.1002) tarihinde Güllabi Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olup, kare planlıdır. Duvarların dış yüzleri alternatif tuğla sıkıştırman köfeki ve tuğla hatıl sıralıdır. İç tezyinatı ve çatısı ahşaptan, dört mahyalı, üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minare kaideden itibaren köfeki örgülüdür.
    Karakaşbey Camii:
    Yeni Hükümet semtinde bulunan cami, 1628 (H. 1110) tarihinde Karakaş Hacı Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olan cami kare planlı, moloz taş, ahşap çatılı bir yapıdır. Eski caminin minaresi, kesme muntazam köfeki, tek şerefeli ve külahı kurşunludur. Yeni bina betonarmedir, minaresi kütüğe kadar yıkılmış, yeniden yapılmıştır. Sonradan ek bir son cemaat kısmı ilave edilmiştir. Çatısının üzeri marsilya kiremitleri ile örtülüdür.
    noimage
    Hızırbey Camii Külliyesi
    Kırklareli merkezinde, çarşı içindedir. 1383 (H.785) yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılmış,kare planlı bir yapıdır. Duvarların dış yüzleri, kubbe kasnağı ve minaresi düzgün yönü köfeki kaplamadır. Son cemaat kısmı ve avlu duvarı sonradan ilavedir. Minaresi kesme taş ve tek şerefeli, kütük kare ve külah kurşunludur. Büyük Camii olarak da bilinen yapı ibadete açıktır.
    noimage
    Kapan Camii:
    Yeni Belediye binasının yanında bulunmaktadır. 1640 (H. 1050) yılında Karaca İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Diğer adı Karaca İbrahim Bey Camii olan yapı, halen ibadete açıktır. Bina esasen kare planlı olup, eski Müftülük binası sonradan ilave edilmiştir. Duvarların dış yüzü düzgün yönü köfeki kaplama ve taş dizileri arası tuğla hatıllıdır. Çatısı dört mahyalı olup, ahşap üzerine marsilya kiremit kaplıdır. Minaresi muntazam kesme taş örgülü, tek şerefeli ve külah kesme taşlıdır.
    Üsküpdere Camii:
    Merkez İlçeye bağlı Üsküpdere Köyü'nde bulunmaktadır. 1904 yılında yaptırılan cami, dikdörtgen mekanlıdır. Kadınlar mahfili ve son cemaat yeri bulunmaktadır. Tavanı ahşaptan olup, dört cephede sivri kemerli pencereleri bulunmakta ve minaresi tek şerefelidir.
    Namazgah: Şehrin kuzeyinde bulunan bu mekan, 1930 yılına kadar mezarlık ve namazgah olarak kullanılmıştır. Halen çamlık ve park olarak faaliyette bulunmaktadır. Namazgah ve mezarlık iken mihraplı, ezan okunacak yeri bulunan ve bayram namazlarında kalabalık bir cemaati alabilen bir mekandı. Şimdi mesire yeri olarak kullanılmakta ve içinde kimliği meçhul bir yatır bulunmaktadır.
    Kilise:
    Merkez İlçe'ye bağlı İnece Beldesi, Koyunbaba Köyü'nde bulunmakta ve kısmen sağlam durumdadır. Düzgün yönü kesme taş kaplama olup, köşe taşları çerçeveli olarak işlenmiştir. Çatı kısmı çökmüş haldedir.

    Çeşmeler

    Kayalık Çeşmesi:
    Karacaibrahim Mahallesi'nde bulunmaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Halen faal olup, suyu boldur. Haznesi arkada, kare planlı köfeki iri kesme taşlardan yapılmıştır. Yalağı bulunan, sivri kemerli ve tek cepheli bir meydan çeşmesidir.

    Büyük Cami Çeşmesi:
    Büyük Caminin Cumhuriyet Meydanı'na bakan tarafındadır. 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılan çeşme, çoğu zaman Alman Çeşmesi olarak da anılır. Neo-Klasik stilde, mermer kaplama, kare planlı ve basık sivri kemerlidir. Daha önce çarşı ortasında iken dört cephesi olan çeşme, şimdi üç cephelidir. Aynaları kendinden kemerli, üzeri tablalı ve saçaklıdır.

    Gerdanlı Çeşme:
    Tırnova Caddesi'nde Acem Geçidi Sokak'ta bulunmaktadır. 19. yüzyıl sonuna ait bu yapı, haznesi ile beraber kare plan üzerine inşa edilmiş, tamamen köfeki taştan yapılmıştır. Ön ve sağ cephesi basık sivri kemerli, diğer yüzleri düz olan, iki yüzlü yüksekçe bir meydan çeşmesidir.

    Kocahıdır Çeşmesi:
    Eski İstanbul yolu üzerinde bulunmaktadır. 19.yüzyılın ikinci yarısına ait olan yapı kare planlı ve haznesi arkadadır. Basık sivri kemerli, tek yüzlü ve saçaklıdır. Her tarafı çimento harçla sıvandığı için duvar bünyesi belli değildir.

    Kayyumoğlu Çeşmesi:
    Eski İstanbul yolunda bulunmakta olup, 1768 (H. 1182) yılında yapılmıştır. İlk inşa ve onarım kitabeleri mevcuttur. Haznesiyle beraber kare planlı, yuvarlak kemerli, tek yüzlü bir çeşmedir. Üzeri beşik örtülü, tamamen köfeki taştan yapılmış bir meydan çeşmesidir.

    Kapan Çeşmesi:
    Yeni Belediye binası yanında, Kapan Camii'nin önündedir. 1771 (H. 1185) tarihinde yapılmış olan çeşmenin altı beyit halinde Osmanlı Türkçesi'yle yazılmış inşa kitabesi bulunmaktadır. Kare planlı olan çeşme, sonradan mermer, çimento ve mozaikle onarıldığı için orijinalliğini kaybetmiştir.

    Boyacı Çeşmesi:
    Namazgah Caddesi'nde bulunan çeşme, 1771 (H. 1185) yılında yapılmıştır. Faal olan çeşmenin diğer adı Kolancı'dır. Kare planda ve haznesiyle birlikte inşa olmuştur. Taş bir meydan çeşmesi olup, sonradan çimento ile sıvandığı için orjinalliğini tamamen kaybetmiştir.

    Karaumurbey Çeşmesi:
    Karaumur Caddesi'nde bulunmakta olup, 1844 (H.1260) yılında yapılmıştır. Daha önceden dört cepheli iken, şimdi iki cepheli bir görünümde olan çeşmenin arka cephesinden Gerdanlı suyu akmaktadır. Haznesiyle kare planlıdır. Yapı bünyesi köfeki taşından olup, yuvarlak kemerli bir meydan çeşmesidir.

    Söğütlü Çeşmesi:
    Söğütçük semtinde olup, 19.yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Önceden çukur çeşme stilinde, toprak seviyesinden birkaç basamak alttaydı. Kare planlı, çimento harçlıdır. İki yüzündeki büyük gözlerden devamlı bol su akmaktadır.

    Kadı Çeşmesi:
    Kadı Camii karşısında bulunan çeşme, 1568-69 (H.976) yıllarında yaptırılmıştır. Kare planlı olup, her tarafı köfeki taşıyla kaplanmıştır. Klasik, basık sivri kemerli, tek yüzlü bir meydan çeşmesidir. Saçak silmesinden sonra yapılan ilave ile üzeri yükseltilmiş olduğundan, tonozlu küçük kubbesi görülmez.

    Paşa Çeşmesi:
    Kurupaşa Çeşme Sokakta bulunmaktadır. Yapım tarihi bilinmeyen çeşme, haznesi ile birlikte inşa edilmiştir. Basık sivri kemerli, tek yüzlü bir çeşmedir. Çimento ile onarılmaya çalışıldığı için orjinalliği bozulmuştur.

    Hapishane Çeşmesi:
    19.yüzyılın ikinci yarısında yapılan çeşme, eski cezaevinin dış köşesinde bulunmaktadır. Haznesi ile birlikte kare plan üzerine, köfeki taşından inşa edilmiştir. Yuvarlak kemerli, iki yüzlü bir meydan çeşmesidir. Ayna taşı yerine kemer içlerine, taşa kendinden ayna yerleri yapılmıştır. Çeşmeye bitişik durumdaki eski hapishane binası sonradan yapılmıştır.
#21.05.2005 20:35 0 0 0
  • noimage
    Atatürk'ün Kırklareli'ne Gelişi
    Büyük Önder Atatürk, 20 Aralık 1930 tarihinde öğlene doğru, Babaeski'nin Alpullu Kasabası'na geldi. Burada törenle karşılanan Atatürk, doğruca Şeker Fabrikası'na gitti ve öğlen yemeğini fabrika personeli ile birlikte yedikten sonra, ziyaret defterine şu cümleleri yazdı: "Alpullu Şeker Fabrikasını gezdim. Gördüğüm vaziyetten çok memnun kaldım. Müessesenin daha tevessü etmesini ve şimdiye kadar olduğundan fazla muvaffak olmasını dilerim. Memleketimizin her müsait mıntıkasında şeker fabrikalarının çoğalması ve bu suretle şeker ihtiyacının temini mühim hedeflerimiz sırasında tanınmalıdır".
    Atatürk aynı gün saat 15.00 sularında Kırklareli'ne geldi. Valiliği, Askeri Komutanlığı ve Belediyeyi (şimdiki Müze binası) ziyaret ettikten sonra, Halk Fırkası'nda yapılan toplantıya katıldı ve hatıra defterine " Kırklareli Vilayet Fırka Merkezimizde her sınıf halktan olan mümessillerle karşı karşıya geçirdiğimiz zaman, benim için çok kıymetli olmuştur. Samimi ve açık konuşmamız bende unutamayacağım intibalar bıraktı. Cumhuriyet Halk Fırkası mensuplarının Halkçılık, Devletçilik mefhumunu çok güzel, çok iyi izah eden sözler köylü ve çiftçilerin ağzından işitiliyor. İşittiklerimden pek ziyade memnunum." cümlelerini yazdı. Bu esnada toplanan halka hitaben " Kırklareli halkı ve bilhassa gençliği namına söylenen sözlerden çok mütehassıs oldum. Bundan dolayı teşekkür ederim. İzhar edilen (gösterilen) heyecanın bir ayni de bende hasıl olmuştur. Bu heyecanın derecesini layık ı ile ifade edebilmek şu anda benini için müşküldür. Allahaısmarladık arkadaşlar.." dedikten sonra, geceyi geçirmek üzere İstasyondaki özel vagonuna geçti.
    noimage
    Ertesi gün (21 Aralık 1930) Türk Ocağı'na gelen Atatürk, burada toplanan görevliler ve halk temsilcileri ile Milli siyasetin neden ve nasıl doğduğu, Türk Ocaklarının görevleri, Türklük ve kültür konularında orada bulunanların düşüncelerini de alarak, kendi görüşlerini aktardı. Bu konuşma sırasında " ... Biraz önce Ocakların siyasi ve milli birer kuruluş olduklarını söylemiştim. Bu doğrudur. Türk Ocakları bir kültür etrafında teşekkül etmiştir. Bu itibarla Türk Ocakları bu ülküsünü gerçekleştirmek için ilim, kültür ve sosyoloji alanında savaşmakla görevlidir. ... Türk Ocakları Millete tarihinin kıymetini, kendisinin asaletini, dünyaya ilk medeniyet kuran kendi cetleri olduğunu anlatmaya muvaffak olduğu gün, vazifesini yapmış olacaktır. Türklerden alini, dahi, mütefekkir yetişmez iddiaları hakikatle taban tabana zıttır. Garbe ilk medeniyeti götüren Türklerdir. Türk Ocaklarının bulundukları yerlerde, Millete milliyet, ilim fikirlerini zerk ettiklerini büyük bir memnuniyetle gördüm.... Benim kültürden anladığım, bir devleti meydana getiren toplumu, yani milleti düşünün. Bir millette kaç türlü hayat tasavvur edilebilir. Devlet hayatı, fikir hayatı, ekonomik hayat, yani ticari, zirai hayat değil mi? Her millet, devlet hayatında, fikir hayatında bir şeyler yapar. İşte bu üç hayatın toplamına kültür denir. Bizim devlet hayatımızda, bilindiği gibi Osmanlı siyaseti, gayri mütecanis unsurlardan ve maddelerden meydana gelmişti. Bunlardan bir bütün oluşturmak mümkün olmadığı için Osmanlı siyaseti yerine, yeni bir siyaset çıktı. O siyaset, milli siyaset, Türkçülük siyaseti idi. Bu siyaseti ilan edip yaygın hale getirmekle beraber, fikri, içtimai ve ekonomik hayatı da ilerletmek gereklidir. Bu üç şekil, hayattaki gelişme dereceleri birleştiği zaman, ortaya o milletin kültürü çıkar. Bazıları kültürle medeniyeti ayıramazlar. Bilindiği üzere her milletin kendine özgü bir karakteri vardır. Kültür bu özellik ve karakterle ifade edilir. Bence de en ilmi olanı, kültür ile medeniyeti bir arada yürütmektir...... Kırklareli'nde halkın çok hassas, Millet ve Memleket işlerinde çok alakalı ve heyecanlı olduğunu gördüm. Faaliyetinizi de işittim. Burada geçirdiğim iki gün zarfında edindiğim hislerle, unutulmaz hatıralarla sizlerden ayrılıyorum." ifadelerini kullandı. Atatürk, Türk Ocağı'ndaki toplantıdan ayrılırken ziyaret defterine " Kırklareli Türk Ocağı'nda çok kıymetli arkadaşlarla geçirdiğim zamanın hatırasını sönmez hislerle saklayacağım. " cümlesini yazdı.
    Büyük Önder Atatürk, Türk Ocağı binasından ayrıldıktan sonra Ziya Gökalp Okulu'nu (Vali Faik Üstün İlkokulu) ziyaret ederek, Edirne'ye hareket etti.
#21.05.2005 20:25 0 0 0