Vize'nin Roma dönemine ait bir sur onarım kitabesi bulunmuştur.
Burada "Aulus Pores oğlu Firmus ile Kenthes oğlu Rytes oğlu Aulus Kenthes ve Hyakinthus oğlu Rabdus idaresi altında kale burçları inşa edilmiştir." diye bir yazı bulunmaktadır ve M.S.2. yüzyıla aittir. Ayrıca burada bulunan ve bugün Edirne Müzesinde bir sunak yine Roma devrine tarihlenmektedir. Bu sunağın üzerinde Eros, koç, teke ve dana başı figürlerine rastlanmaktadır. Ayrıca yine aynı döneme ait Kral Kotis'le ilgili olarak bir kitabe bulunmuştur. Bu kral ise M.S. 48 yılında yapılan Phersal Savaşı sırasında Pompeus'un yanında yer alan kişidir. Romalıların dini inanışlarına son derece uyum sağlayan Thamata (Kara köçek)'teki Tapınak aslında orta tunç çağına ait olmasına karşın bu dönemde kullanılmıştır. Ayrıca Vize içinde Çömlektepe'de arazi üzerinde görülen Roma keramikleri, Romalıların bu bölgedeki hakimiyet unsurlarından sayılabilir. Bu döneme ait mimari kalıntılar ise çok fazla değildir. Ancak çevrede görülen izlerden burada büyük bir Dor düzeninde tapınak bulunduğunu anlamaktayız. Özellikle Ayasofya'nın güneydoğu cephesinde yer alan dor tapınak parçası ile sütun gövdeleri, sütun başları dikkat çekicidir. Ayrıca kale eteklerinde yer alan ve esası geç Roma- erken Bizans devrine ait askerlerin yıkanması için inşa edilmiş bir hamam yer almaktadır. Şarapdar (Şerbetdar) Camiinin hemen karşısında bahçe içinde yer alan bir sarnıçta hiç şüphesiz bir Roma devri eseri olarak görülmelidir. Ayrıca bu emprovize bir yapı olarak büyük ihtimalle bir sarayın altyapısıdır. İki paye dizisi üç nefe ayrılmış bu yapının içinde en dipte bir İbranice kitabe yer almaktadır. Ayrıca bu sarnıcın üzerinde bugün Türk dönemine ait bir hamamın küçük bir kısmı yer almaktadır. Sarnıcın köşeleri ise suyun etkisini azaltmak üzere yassı bir hale getirilmiştir. Ancak bu yapı da Bizans devrinde uzun bir süre lullanılmıştır. Ayrıca kalede yapılan kaçak bir kazı sonucu Roma devrine ait üç blok taş bulunmuştur. Kale kapısının kuzey-batı yönünde aynı döneme ait bir ifriz parçası, Hama sokakta koripth sütun başlığı, Mektep sokakta Lotus ve palmetli mimari eleman, Ahıl sokakta jon veya korinth düzenine ait bir sütun kaidesi vs. önemli eserler olarak görülmektedir. Ayrıca bir kulübe yapımı sırasında Çömlektepe sokakta bulunan üç oturma koltuğunda yola çıkılarak yapılan kazılar sonucu Roma devrine ait bir tiyatro ortaya çıkarılmıştır. Tiyatrodan çıkarılan mermer ve bronz heykeller Edirne müzesindedir. Halen bu çok önemli eserin kazı çalışmaları devam etmektedir. Bunların dışında başta Hadrian olmak üzere bölgede çok sayıda imparator sikkesi bulunmuştur.
Vize Roma devrinin hemen Ardından Hristiyanlığın başlamasıyla birlikte piskoposluk merkezi haline getirilmiştir. Bu psikoposluk merkezi önceleri Avrupa Metropollüğüne bağlanmıştır; Vize'nin öncelikle Bizans devrinde çok şanssız olduğu ve dış tehditler altında kaldığını biliyoruz. Özellikle Balkanlar üzerinden gelen Hunlar Bulgarlar, Slavlar ve ardından arka arkaya sıralanan Haçlılar döneminde sık sık saldırıya uğramıştır. Bu saldırılar her ne kadar 6. yüzyılda inşam ettirilen şehir surları ile kesilmeye çalışılsa da İustinianus'un tamirleri de boşa gidince Vize'yi geçen düşmanlar kendilerini İstanbul'da bulmaktaydılar. Dolayısıyla Vize ve çevresi IX. yüzyılda büyük destekler görmüştür. IX. yüzyıldaki Bizans komutanlarından Thomas'ın 821'de bağımsız olarak hareketlenmesi sonucu bir ara Bizanslılarla Bulgarlar birleşmiş ve Thomas'ın üzerine yürümüşlerdir. Thomas yenilince kendisi Edirne'ye gitmiş ve oğlunu Vize'ye göndermiştir. Anlaşılıyor ki Vize her dönemde adını duyuran çok önemli bir kent durumundadır. 867'li yıllarda ise Vize önemli askeri bir komutanlıktır. ve başında Drungarius Nicephorus yer almaktadır. Oldukça hareketli bir Bizans dönemi geçiren Vize, bu süre içinde birkaç kez elden çıkmasına rağmen, yine de Bizanslıların elinde kalmıştır.
Özellikle Bizanslıların yaşadığı sürece bir batı kalesi şeklinde vazife görmüştür.
Vize Bizans'ın elinde kaldığı süre içinde çok önemli anıtlar meydana getirmiştir. Özellikle Roma döneminde yapımına başlanan su yolları bu dönemde korunmuş ve geliştirilmiştir. Özellikle Vize çevresinde doğup gelişen ve İstanbul'a kadar giden su yolları Istranca Dağları eteklerinde tuğla kemer ve kanallarla güzergah izlemektedir. Vize'nin kendi suyu ise kent içine kadar gelen ana derenin beslenmesi sonucudur. Bu ana kola, Doğanca, Develi, Çavuşköy, Pazarlı, Karpuz Kaldıran, Dokuzoluk ve Mağaralar köy ve derelerin suyu akmaktadır. Sonra bunlar toplanarak şehre gelmektedir. Ancak kalker tabakalarından geçen su kireç ile yüklü olduğundan, insanlarda mide ve bağırsak gazı yapmakta, hatta zaman zaman bağırsak tıkanıklığı görülmektedir. Ayrıca asmakaya yolunda (Bizans Mağara Kliseleri) tepeleri çepeçevre saran doğal kayalara oyulmuş su kanalları bu önemi açıkça belli etmektedir. Vize'den İstanbul 'a giden su yolları, kanallar, kanalların kesildiği zaman ise kemerler ile devam etmektedir. Ayrıca bitişik köylerde görülen küp şeklinde toprak altında yer alan sarnıçlar Bizans devrinin ilginç su mimarisi örmekleridir. Vize içinde ise yer altında zaman zaman inşaatlar sırasında görülen su kanalları ve sarnıçlar bu kültürün uzantılarıdır. Ayrıca Vize Kalesi Bizans devrinde takviye edilmiş ve yer yer onarılmıştır. Kalenin hemen altında kalan ve su kulesi olması muhtemel olan mimari ise aslı Roma olmasına karşın asıl önemini Bizans devrinde kazanmıştır. bugün Tabakhane Deresi kenarında al kule, iki kaplama duvarı arasına yerleştirilmiş bir moloz işçilikle inşa edilmiştir. Alt kısmı tonozlu bir mahzene sahiptir ve bugün tamamen bodur ağaçlar ile kaplıdır. Hemen üzerinde yer alan ahşap kiriş noktaları bunun çok katlı olduğunu açıkça belli eder. Yaklaşık 10x15m. ölçülerindeki kulenin ortasında bir de kuyu ağzı yer almaktadır. Kulenin surlara bakan cephesinde dikdörtgen bir giriş dikkat çekmektedir. Ayrıca dereye bakan cephede mazgallar görünmesine karşın tepeden gelen suyun aktığı tarafta mazgal gözükmemektedir. Ayrıca kalenin en alt noktasında yer alan yuvarlak kulenin büyük ihtimalle bu su kulesi ile irtibatı vardır. Her halde onun korunması için yapılmış olması gerekir. Büyük ihtimalle herhangi bir saldırı sırasında şehrin suyunun kesilmesine karşın bu su kulesi büyük bir hizmet vermekteydi.Ayrıca bu su kulesinin Kale ile arasında dikdörtgen bir alt yol olması geleneği vardır ancak şu ana kadar buna rastlanmamıştır. İleride eğer bir arkeolojik bir kazı yapılırsa büyük bir ihtimalle bu kanal da bulunacaktır. Bu kule, dereden akan suyu bir kanal ile kuyuya indirmekte ve sarnıcında saklamakta, belirli bir yüksekliğe ulaştığında da kaleye aktarmaktaydı. Ancak bu kulenin daha çok 10. yy. başlarına kadar kullanıldığı, sonra ise şehir içi sarnıçlarının kullanıldığını söyleyebiliriz. Çünkü, başta Şarapdar, (Şerbetdar) Camii karşısında yer alan sarnıç tam bir Roma eseridir. Emprovize bir yapı olan sarnıcın üzerinde bu dönemde var olan bir sarayın, Bizans döneminde yine bir saray olduğu fikri ağır basmaktadır. Çünkü benzer yapılar analojisi bu fikri destekler vaziyettedir. Bunun şüphesiz en yakın benzerlerinden biri İstanbul'daki Bryas Sarayı'dır. Üç nefli ve oldukça kalın duvarlara sahip olan sarnıç, yassı hale getirilmiş köşeleriyle su baskısını azaltmaktadır. Konsantrik çift tuğla kemerler hiç şüphesiz Roma mimarisinin özelliklerindendir.
Vize:
Vize, eski Kırklareli - İstanbul yolu üzerinde bulunmakta olup, Tekirdağ'ın Saray İlçesi ile İstanbul'a sınır komşusudur. 1368 yılında Türklerin eline geçen Vize, 1912 yılında yapılan Balkan Savaşı'nda Bulgarların, 10 Ağustos 1920 tarihinde yapılan Sevr Antlaşması ile de Yunanlıların eline geçti. Kurtuluş Savaşını müteakip 01 Kasım 1922 yılında kurtarılan Vize, 1923 yılında ilçe ve belediye olarak teşkilatlandırılmıştır.
Yıldız Dağları'nın Ergene Ovası'na birleştiği yerde kurulmuş olan İlçenin,yüzölçümü 1.119 km karedir.
Vize'nin, deniz seviyesinden yüksekliği 180 m., toplam nüfusu 31.911 olup, bunun 9.803'ü İlçe Merkezi'nde, 22.113'ü ise belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçede 23 köy, l'i Merkez olmak üzere 4 belediye ve toplam 27 yerleşim birimi bulunmaktadır.
VİZE TARİHÇESİNDEN
ROMA VE SONRAKİ DÖNEMLERDE VİZE
Bugün Kırklareli şehrine bağlı küçük şirin bir ilçe olan Vize, oldukça zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Saray, Pınarhisar ilçeleri ve Midye (Kıyıköy) arasında merkez durumundadır. Öyle ki Hoca Saadettin Efendi (Cilt 2 Sayfa 168) Vize'yi "Gönül açıcı" yer olarak açıklamaktadır. Türklerin hep gönülbağı olduğunu düşündüğümüz Vize, 1357'de öncelikli olarak Padişah tarafından özel buyrukla Mihaloğlu tarafından kuşatılmıştır. Ardından Padişah şehre girmişti. Genellikle havasının güzelliği, bağ ve bahçlelerinin zenginliği, sularının bolluğu ile İstanbul-Edirne arasındaki bütün kasabaların en güzeli olarak tanıtılmıştır. (Hoca Saadettin Efendi Cilt 1 Sayfa 137) Vize Osmanlı için öyle bir önem taşır ki, 774 (1372/73) yılında Vize Sancak Beyi Şir Merd Bey, Bursa'da oturan Padişah'a, İstanbul Tekfurunun Vize çevresini yağmaladığı haberini gönderdiğinde, Padişah yol üstündeki bütün beyleri de toplayarak ikinci kez Vize'ye yürümüştü.
Tarihte değişik isimlerle anılan kent Bizya, Bizye, Bida, Biza, Vissa, Vizilli ve son olarak ta Vize olarak bilinmektedir. Trakların Astai boyunun büyük ihtimalle merkezini teşkil eden kent, özellikle Roma İmparatorluğu'nun Trak Krallığı'nın da merkezi idi.
Dil yapısı son derece karışık olan kentte, isim karmaşası da yaşanmaktadır. Bu bölgenin bilinen ilk resmi sahipleri Trakların bir kolu olan Astailerdir. Yunan mitolojisinde bu halkın daha çok Ares, Dionysos ve Artemis'i tanrı olarak ön plana çıkardıkları anlaşılmaktadır. Özellikle bu halkın avcı, savaşçı, içkiye düşkün, eğlenceyi seven insanlar oldukları düşünülürse niçin bu tanrıları sevdikleri anlaşılır.
Genel özellikleri içinde toprakla uğraşmamak yani göçebe olarak başkalarını soymak (bunun için Hermes'i en önemli tanrı ve ataları sayarlar), dövme yaptırmak, birliklerinin olaması, birbirleriyle kavga etmeleri, ölülerini veya küllerini gömerek üzerlerine toprak yığınları koymak geleneklerindendir. Aslında birçok yönleriyle Türklerin ilk atalarına benzemelerine karşın bu konuda bazı şeyleri söylemek için erkendir.
Ancak Vize adı genellikle suyunun bol olması ile ilgili olarak görülmektedir.(maalesef günümüzde İstanbul'a su sağlamak için yapımına başlanacak olan barajlar nedeniyle Vize'nin su kaynakları önemli bir tehlike altındadır.)
Trakya'nın bugün Türk sınırları içinde kalan bölümünün hiç şüphesiz en önemli merkezlerinden biri Vize'dir.
Tarihi zenginliği kadar doğal güzellikleri ile de dikkat çeken Vize'nin biraz da üzerinde bulunduğu yolun yüzlerce yıldır hemen hemen hiç değişmeden kullanılmasıdır. Ayrıca biraz ötede yer alan Midye antik kenti de sahil kasabası olması açısından Vize'ye ayrı bir zenginlik kazandırmaktadır. Kiliseden çevrilen camii, kayaya oyulmuş bir şapel, yol üstünde rastlanan antik parçalar, limandaki şehre girişi sağlayan çok kaliteli ve dik olarak inşa edilmiş tünel ile içinde ayazması bulunan Hagios Nicholas'a atfedilen Kaya Manastırı, Kalenin dışındaki en önemli anıtlardır.
Vize ise hemen hemen her dönemde yerleşime sahne olmuştur. Roma öncesi devirler daha önce bahsedildiği üzere son derece zengindir. Öncelikle Roma mimarisinin en anıtsal örneği olarak kaleden bahsetmek gerekir. Akropol'de surlarla desteklenmiş kale, tepenin eteklerine kadar surlarla çevrelenmiştir. Bu surların arasında eksik kalan bölümleri sayılmazsa tam olarak tepeyi sardığı kabul edilebilir bir görüntüdedir.
Son yirmi yılda gözle görülür bir biçimde değişken yapılaşma sonucu surlar artık uzaklardan biraz zor gözükse de günümüze kadar birçok bölümünün ulaşmış olması sevindiricidir.
Roma devrinde inşa edilen surlar, daha sonra Bizanslılar tarafından onarılarak kullanılmıştır. Yuvarlak ve kare kulelerle desteklenen surlar, zaman zaman yanlış tarihlemeler ile Traklar dönemine kadar indirilmiştir. Halbuki temelde Roma olan surlar, ancak büyük blok taşlardan itibaren Bizans devrine işaret etmektedir. İç ve dış kale olarak iki bölümde incelenebilecek olan surlardan bugün kaymakamlık binasının neredeyse yanlarına değin dış surlar içinde zaman zaman yapılan inşaatlar bol miktarda kalıntılar da çıkmaktadır. İç surlar ise Ayasofya Klisesi'nin biraz aşağısında Atatürk İlkokulunun arkasında nihayetleşmektedir. Ancak surlara ait taşların büyük kısmı özellikle 19,yüzyılın başlarında talan edilerek birçok inşaatta kullanıldığından fazlaca parçası eksiktir. Bunlardan bir kısmı bugün hala Lüleburgaz köprüsü üzerinde bulunmaktadır. Akropol'ün en üst noktasında bir kemer açıklığı surlara geçiş vermektedir. Surlar 6. yüzyılda ilk Bizans onarımına, ardından Kommenoslar ve Palaiologoslar devrinde de orta ve son dönemine işaret etmektedir.
Vize'nin özellikle Roma uygarlığında tanınması M.Ö.44 yılında Vize'nin bir eyalet durumuna gelmesiyle başlamıştır.
Kırklareli'nin doğusunda yer alan İlçe, İl merkezine 30 km mesafede bulunmaktadır. Pınarhisar, 1368 yılında I.Sultan Murat yönetiminde, Gazi Mihal tarafından Bizanslılardan alınmıştır. 1877-78 yıllarında çıkan Osmanlı-Rus savaşında işgale uğrayan yerler arasında Pınarhisar da vardır. Balkan Savaşının büyük bir bölümü Pınarhisar bölgesinde geçmiş ve 1912 yılında Bulgarlar burayı işgal etmiştir. Büyük bir vahşetin yaşandığı işgal dönemi 21 Temmuz 1913' de, Pınarhisar'ın geri alınması ile son bulmuştur. I. Dünya Harbinden sonra, 25 temmuz 1920 de bu kez Yunanlılar Pınarhisar'ı işgal etti. 8 Kasım 1922 tarihinde düşmandan geri alınan Pınarhisar, Kırklareli'ne bağlı bir bucak iken, 1911 yılında ilçe olmuş, ancak 1915 tarihinde tekrar bucak haline getirilmiştir. Pınarhisar daha sonra 1953 yılında yeniden ilçe statüsüne kavuşmuştur.
İlçenin yüzölçümü 581 km2 , denizden yüksekliği 192 m.dir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ise yağışlı ve soğuktur. Yıllık yağış oram 792 kg 'dır. İlçenin kuzey kesimleri 500-600 metreyi bulan tepeler ve kayalıklarla şekillenmiştir. Yer yer ormanlık alan mevcut olup, İlçeye bağlı 3 belediye, 13 köy ve ilçe merkezinde 4 mahalle bulunmaktadır. 1997 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfusu 22.793 olarak belirlenmiş, bunun 10.202'si İlçe merkezinde bulunmaktadır.