Kafam bulanmış,kalbime kara bulutlar çökmüş,
Gözlerim nemli
Belliki yağmur yağacak solgun yanaklarıma.
Saat on ikiyi vurduğunda karanlık bir güneş doğar
Sevda yüklü kalplere
İşte o zaman uzun bir yolculuk başlar
Dalga dalga hasret yayılan ayak seslerinin çekildiği caddelere.
Cadde cadde umutlar yayılır sokak boyu,
Sessizliğe bürünen ölüm koklulu şehre.
Kokusu menekşe,kokusu karanfile benzeyen sevgili,
Ama hiçbir çiçek sen kokmaz sevgili,kokamaz!
Dokunsa gözlerin gözlerime,dokunsa ellerin ellerime,
Ellerinin dokunduğu ellerimi yastık yapsam yüzüme
Ve çeksem kokunu içime,çeksem kokunu içime
İçim sen dolsa,bayram etse sana firar eden kalbim!
Bu gece kokunu düşledim sevgili,sen koktu sevda.
Sevda katillerinin aklandığı,seven gönüllerin suçlandığı
Bir yola girmişsin kalbim
Benden habersiz!
Sen,gül olup sevgili için açarken
Sevgiliden habersiz
Sevgili diken olup yaralamış seni kalbim
Sevdadan habersiz.
Başımı döndersem sana doğru
Sevda rüzgârını estirir misin bana doğru?
Güneş'i alıp da doğduğu şafaktan
Gözlerini koyar mısın yerine aşkla bakan!
Dün müydün sen yok olup gitmek isteyen!Yoksa yarın mısın umutla beklenen?Bir türlü karar veremedim!Sesime ses olsan yükselsen yükselsen beni sarıp sarmalasan.Yansam yansam ateş olup korumla seni yaralasam.Sonra sevdamla yarana merhem olsam.Canımı canına beden yapsam,tek yürek atsak!
Bedenimi siper etsem deliliğine,
Fırtına olup kopsan ismini her söylediğimde.
Nefes gibi çekip beni içine
Bir daha bırakmasan,hapsetsen kalbine!
Ruhumu sana verdim tenime ayrılık düştü.Nefes olup içime dolduğunda ciğerlerim çürümüştü.Ay'sız gecenin,Güneş'siz gökyüzünün,yağmursuz bulutun nasıl anlamı yoksa sensiz kalan ben(in)de o kadardır atan kalbindeki ızdırabı.
Soğuk bir rüzgâr esiyor bu sıcak yaz akşamında
Kendi ateşimde üşüyorum,ısınamıyorum bir türlü küllenmiş harımda!
Yangın yangın bağırmak istiyorum sesim kaçıyor benden uzağa,
Alçaklık ediyor isyanlarıma,bağıramıyorum doyasıya!
Ağlamak istiyorum gururdan arınmış,kibirden uzak,
Delicesine,haykıra haykıra,hıçkıra hıçkıra,
Ama ben ağlamayı bilmemki!Aslında biliyorum da,
Bütün gözyaşlarımı tüketmişim doğarken tek damlada,
O günden beri de yüzüm gülmemiş mutluluklara.
Hani diyorlar ya;''doğarken akıtılan her damla gözyaşı yaşanacak mutlulukların habercisidir''
Bendeki tam tersi olmuş;bütün mutluluklarımı karıştırmışım gözyaşlarıma
Ve akıtmışım bir seferde Anamın avuçlarına!
Anam beni kucaklarken şevkatle,ben acıları avuçlamışım birkaç damla gözyaşımda
Yani anlayacağınız;o birkaç damla gözyaşıyla silinmez bir imza atmışım kaderime.
Adımı geceden almışım,soyadım yolunu kaybetmiş,
Aranıp durur sürekli baba soykütüğündeki yerini!
Kusura bakma babacığım,bu kaderin bir suçlusu da sensin
Bana umut dolu bir hayat hediye edemedin!
Hadi buna da kader deyip geçtim,
Geçtim de kara talihimin önüne geçemedim
Olsun be,bizim yazımız da böyle olsun,
Bu dünyada herkesin yüzü gülecek diye bir kural yokki!
Biri gülerken diğeri ağlar,kimisi oynarken mutlulukları,
Benim gibiler de oynatır kafayı
Aslında bir tarafından baktığında bu da güzel birşey,
Akıllı olup da dünyanın kahrını çekeceğime,
Deli olurum ki akıllı dünya benim kahrımı çeksin.
Adım yok,soyadım kayıp,
Söylediğim herşey olmuş ayıp,
Acıyı da mutluluktan sayıp
Alaycı bir tebessüm ettim kaderime.
Ben bu gece ağlamak istiyorum,tutma gözyaşlarımı kirpiklerim,kapanma göz kapaklarım
Benim bu gece canım acıyor,ıslansın yanaklarım,dolsun avuçlarım.
Yıldızların hüküm sürdüğü gökyüzü krallığında küçük bir yıldız varmış.Bu yıldız diğer yıldızlardan biraz farklıymış;bütün yıldızlar karanlık geceyi ışıklarıyla aydınlatırken bu küçük yıldız bir türlü parlayamıyormuş!Ne yapsa ne etse de yıldız olmayı başaramıyormuş.Gökyüzünün bir köşesinde kendi karanlık dünyasında sessiz ve sevgisiz bir hayat sürüyormuş.Karanlıklar içinde kaldığından dolayı da onu hiçbir gök tanrısı farkedemiyormuş.
Gökyüzünü bulutlar kaplayıp da yağmur yağmaya başladığı geceler bütün yıldızlar güzelliklerinin yağmur damlalarına karışıp yeryüzüne düşmesinden korktukları için ışıklarını söndürüp gökyüzünden kaybolurlarmış.Gökyüzünde sadece bu küçük yıldız kalırmış.Nasıl olsa sönecek bir ışığı yok,nasıl olsa kaybolacak bir güzelliği yok ya,saklanmazmış ne bulutlardan ne de yağmur tanelerinden ve ağlarmış yağmur yağarken.Gök tanrıları ağladığını görmesinler diye de yağmur tanelerine karıştırırmış gözyaşlarını ve salarmış yeryüzüne,gök tanrıları görmeden.
Karanlık yıldızın gözyaşlarının düştüğü yerler ışıl ışıl parlarmış,rengârenk çiçekler açar,kırmızı güller bitermiş.Ama bu gözyaşlarının bir de laneti varmış;eğer bir insanın gözlerine düşerse yıldızın çektiği acı o insanı en çok seveni yakarmış.
Gözlerin,gökyüzünün en parlak yıldızı gözlerin.
Gözlerin,acımın tuzu gözlerin,
Beni benden alan sana mahkûm eden gözlerin,
Ah o gözlerin,sevdamın ışığı gözlerin.
Mecnun'un gerçek hikâyesini bilir misin?Yani Leyla'dan önceki Mecnun'u tanır mısın?Tanımıyorsun değil mi!Elbetteki tanımazsın,sen Leyla'dan sonraki Mecnun'u gördün hep.Ben sana gerçek Mecnun'u anlatayım da dinle,dinle ki çöllerin yalın ayaklı,koca yürekli Mecnun'unu biraz tanı:
Sabırsızlığı başının eksik olmayan belasıydı,olduğu yerde hiç durmazdı,hayatın bir türlü bitmeyen telaşıydı.Sakardı,durmadan kendi başını yakardı.Canı sıkıldığında ortalığı toza dumana katar,sonra da kendi suçunun üstüne yatardı.Uykuyu çok severdi,ayakta uyur,gözleri kapalı gezerdi.
Suratını astığı zaman yüzündeki çirkinlik öfkeye dönerdi.Gözleri ateş püskürür,yüreğindeki karanlık diline yansır ve silahtan sıkılmış kurşun gibi karşısındakini yaralardı.Düşünmezdi hiç,sözlerinin açtığı yaraları yani bencildi.
Onun için gerçek olan bugündü,dünü hatırlamazdı,yarını beklemezdi.Vakit gözetmezdi,saat tutmazdı yani onun için zaman diye birşey yoktu.Aman dilemezdi,YARATAN bilmezdi.Cennete inanmaz,cehennemden korkmazdı.
Sonra bir gün Leyla'yı gördü.Sabırsızdı,sabrı öğrendi.Bekledi,bekledi,bekledi.Onun zarar görmemesi için çok dikkat etti,düşünmek en büyük mahareti oldu.İnsanlardan uzaklaştı,suyla-toprakla-gökyüzüyle dertleşti,cansızlara can verdi,kendi canından geçti.Gözleri hep arar oldu,uykuyu unuttu.Geceleri haram bildi,gündüzleri Güneşin ışığını karanlığa gömdü.
Yüzü o kadar güzelleşti ki!Her gören ona aşık oldu,ama o kaçtı.Kalbinin kapılarını tek bir kişiye açtı,yandı,yandı tutuştu.Yüreği yandıkça bedeni üşüdü,bedeni üşüdükçe gözleri karardı.Talihi karaydı,sevdiği dilindeki yaraydı,sustu.
Onun için bugün diye birşey kalmamıştı,dünlerde yaşar,yarınlara umutla koşardı.Zaman geçmezdi,beklemek en büyük erdemiydi.Sevdiğini birkez olsun görebilmek için her saniye dua ederdi,bütün acılarında YARATAN'a sığınırdı.Cennet gözünde yoktu,sevdiğine kavuşabilmek için cehenneme razıydı.Leyla onun için herşeyin anlamıydı.
Ben sana Mecnun'u anlattım,sen de bana Leyla'yı anlat.Ama hiç bilmediğim Leyla olsun,Mecnun'u haketsin.
Bir şiir yazmalıyım sana,gözyaşı tadında,
Ama bir o kadar da güzel olmalı,sevda kıvamında.
Dokunmalı yüreğine,biraz da yaralamalı,
Ama incitmemeli,düşündürmeli.
Bir şiir yazmalıyım sana,nasıl olacaksa!
Bir liman düşün,hiç bir geminin uğramadığı,
Bir deniz düşün,martıların uçmadığı,
Ya da yalnızlar rıhtımında ayak sesinin duyulmadığı
Bir Dünya düşün.
Düşüne biliyor musun bunları!
Ben daha ağırını düşünüyorum,
Sen düş oluyorsun,ben sana düşüyorum.
Yalnız,yapayalnız,üşüyorum.
Sana canım demeye korkuyorum,
Canım çok yanıyor,sana kıyamıyorum.
Gülüm desem,Güller elimde soluyor
Dalında daha güzel duruyor,
Eee koparılmadan nasıl benim Gülüm olabilir ki?
Kıyamıyorum,yüreğime dikenlerini batırıyorum,
Susuyorum,sessizce kanıyorum.
Acıyor artık kalem tutan ellerim,
Mürekkep denizinde boğuluyor yüreğim
Sanki Titanik'i batıran buzdağı benmişim gibi suçlanıyorum
Kelimeler desen,idama giden askerlerim,
Bak sayende bir de Hitler ilân edildim!
Tarihte kara bir leke gibiyim.
Ama bunun suçlusu sensin,
Yüreğimde sevda soykırımı yaptın.
Gözlerin geldikçe aklıma,
Gözlerim küsüyor kalbime,
Beyaz umutlar beslemiştim ben sana,
Sevda rüzgârlarında uçurtma yapıp
Kalbimi tutuşturmuştum ellerine.
Oysa şimdi
Sevdalılar sokağında
Güvercinler artık bakmıyor falıma.