poyraz

poyraz

Üye
06.09.2005
Çavuş
1.666
Hakkında

#29.08.2007 12:13 0 0 0
#29.08.2007 11:45 0 0 0
  • Konu: bir soru
    arkadaşlar ninelerimizin dua okuyup suya veya sekere tuza ufluyorlar. dinimizce bu su, seker veya tuz okunmuş oldugu için şifalı olurmu çünkü duanın agızdan cıkanı değil halpten olanı makbuldur yorumlarınızı bekliyorum.
#28.08.2007 14:46 0 0 0
#28.08.2007 10:40 0 0 0
#28.08.2007 10:36 0 0 0
#28.08.2007 10:34 0 0 0
#28.08.2007 10:31 0 0 0
#28.08.2007 10:30 0 0 0
#28.08.2007 10:30 0 0 0
#28.08.2007 10:29 0 0 0
#27.08.2007 13:31 0 0 0
  • Konu: BELGESELLER
    menekse ellerine saglık allah razı olsun
#25.08.2007 12:06 0 0 0
  • Bu secdenin, bizim anladığımız manada, alınlarını yere koyma şeklinde bir secde olmadığı açıktır. Secde, İlâhî emirlere itaat etmenin en ileri seviyede bir göstergesidir; tevazuun da son sınırıdır. Şu koca kâinat şu âciz Âdemoğlunun hizmetine verilmiş ve insan, büyük bir ilâhî ihsan olarak arza halife kılınmıştır. Âdem'e secde hâdisesinin hakikati, bu ilâhî takdirin melekler alemine ilân edilmesidir.

    Bu secde bir ilâhî emirdir; Âdemoğlunun melekler ve cinler üzerindeki üstünlüğünün ilânı yanında melekler için de bir ibadet teklifidir. Allah nasıl emretmişse, onlar da o şekilde secde etmekle mükelleftirler.

    Adem'e secde, bir İlâhî emrin yerine getirilmesi cihetiyle, gerçekte, Allah'a yapılmıştır.

    Biz de namaz kılarken kıbleye döneriz. Eğer Kâbe'nin yanında isek, yüzümüzü ona çevirerek ibadetimizi öylece yapar, secdeye kapanırız. Bu secdemiz görünüşte Kâbe'ye, hakikatte ise Allah'adır.
#25.08.2007 11:34 0 0 0
#25.08.2007 11:33 0 0 0
  • Zikir, hatırlama, anma demektir. Kur'an-ı Kerim ibadetlerin en kapsamlısı olan namaza zikir demektedir. Namaz kılan bir mü'min Allah'ı anmakta, zikretmektedir. Bu zikir abdestle başlar. Onun huzuruna çıkacağının şuuru içinde, Onun sevgili Habibinin (asm.) öğrettiği biçimde hazırlık yapan insan, Allah'ı yâd etmekte Onu zikretmektedir.

    Kâbe'ye teveccüh ettiğinde zikirdedir. Niyet ve tekbir zaten zikirdir. Derken Allah'ı tespih ile, hamd ile, Ondan başka ilâh olmadığını ifade ile zikir sürdürülür. Namaz kılan bir mümin bir taraftan da okuduğu sûrelerin mânâlarını düşünür. Kalbi, okuduğu sûreye göre halden hâle girer.

    Lisanla zikir namazdadır, okumak sûretiyle. Kalben zikir namazdadır; tefekkür, haşyet, ümit, muhabbet sûretiyle.

    İnsan, beden ve ruhtan ibaret olduğu gibi, âlem de şahadet ve gaybdan ibaret. Yâni, görünen ve görünmeyen âlemler. İnsanın maddesi bu âlemin maddesinden süzüldüğü için, bedenen yaptığı zikir de kâinatın zikrini temsil eder.

    Gök gürlemesinden şimşek çakmasına, yaprak hışırtısından kuş cıvıltısına kadar bu âlemi dolduran bütün sesler bir nev'i kıraattir (okuma). Kudretin söylettiğini duyururlar bize. Ve biz namazda Kur'an okumak suretiyle bu açıkça yapılan zikirlere hem iştirak eder, hem de hepsinin önüne geçeriz.
#25.08.2007 11:29 0 0 0
  • ibadet nedir - neden ibadet ederiz - ibadete neden ihtiyacımız var
    İbadet; kulun, Allah-ü Teâlâ'ya karşı tekbir, hamd, şükür gibi vazifelerini Onun emrettiği tarzda yerine getirmesidir. İnsan; Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz ihsan, ikram ve nimetleriyle beslendiğini düşünerek Ona karşı hamd ve şükür görevini yerine getirmekle sorumludur. Bu ise, ancak ibadetle olur. İbadet eden insan, bu dünya misafirhanesinde, Allah'ın emri dâiresinde oturup kalkar, yiyip içer, her türlü fiil ve hareketlerini Onun emirlerine göre tanzim eder. Allah'ın kulu olarak yaşar. Bu kulluk onu, hakiki insaniyete, gerçek şerefe kavuşturur. Zaten insanların yaratılış gayesi ibadet ile bu şerefe nâil olmaktır. Nitekim, Cenâb-ı Hak Zâriyât Sûresinde (Ayet, 56); "Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etmeleri için yarattım." buyurmaktadır. Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyuruyor:

    "Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelki insanları yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki takvâ mertebesine nail olasınız. Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki, Arz'ı size döşek, semâyı binanıza dam yapmış; ve semâdan suları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve diğer gıdaları çıkartsın. Öyle ise Allah'a misil ve ortak yapmayınız. (Bilirsiniz ki, Allah'tan başka Ma'bûd ve hâlıkınız yoktur)." (Bakara Sûresi, 21-22)

    Evet, Cenâb-ı Hak, semavatı güneş ve yıldızlarıyla, zemini deniz ve karalarıyla en mükemmel bir sûrette yarattı. İnsanın ruhuna, her biri kâinattan daha kıymetli lâtifeler yerleştirdi. Ona her tür güzellikleri seyredebilecek bir göz, yiyeceklerin ayrı ayrı tatlarını zevk edebilecek bir dil verdiği gibi, bu duygularla elde ettiği zevkleri, ilim ve irfana çevirecek bir akıl ihsan etti. Ve insana, gerek kâinattan süzülerek onun imdadına gönderilen nimetleri ve gerekse kendi vücuduna yerleştirilen maddî ve manevî ihsanları takdir edebilecek bir vicdan lütfetti.

    İnsan, kendisine hediye edilen o akıl ile, sadece bu dünya için yaratılmadığını, kendisinin, vazifesiz ve gayesiz olamayacağını idrâk eder.

    Vicdanıyla, ona yapılan bu sonsuz ihsanlara karşı Rabbine hamd ve şükretmesi gerektiğini bilir. Ubudiyetini yalnız Allah'a hasreder. Ona ortak koşmaz.

    Ve kalbiyle ancak Allah'a muhabbet eder; sevilmeye lâyık bütün yaratılmışları da yine Onun için sever.

    Faraza, insan dinen ibadetle sorumlu olmasa bile ondaki akıl, kalp ve vicdan Allah'a ibadeti ve itaati emreder. Zira, bunları ancak ibadet tatmin eder.

    Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan O Ganiyy-i Mutlak'ın bizim ibadetimize ihtiyacı olmadığı açıktır. Bilâkis, biz ibadete muhtacız.

    İster istemez varacağımız o mahşer meydanında, o dehşetli hesap gününde, Cenâb-ı Hak biz insanlara: "Ey kullarım! Ben sizleri yoktan var ettim. Sizin sonsuz ihtiyaçlarınızı yerine getirmek için bütün kâinatta olan nimetlerimi size yönelttim. Vakti vaktine ihtiyaçlarınızı yerine getirdim. Ben dünyada rahmet ve inâyetimle sizinle beraber idim. O zaman siz kiminle beraberdiniz? Şükür ve kulluk bana lâyık iken siz beni unutup şükür ve ubûdiyetinizi kimlere takdim ettiniz?" derse ne cevap vereceğiz? O mukaddes huzurda utanma ve hayâdan ortaya çıkan manevî azap, Cehennem azabından daha dehşetli olmayacak mıdır? İşte, kâfirlere; "Keşke toprak olsaydık." dedirten de bu hâlden gelen şiddetli utanç duygusu olsa gerektir.

    Evet, insan ibadetsiz olmayacağı gibi, İslâmîyet de ibadetsiz düşünülemez. Bu hakikati şöyle bir örnekle açıklayalım: Bir Müslüman köyü düşününüz. Bu köyde ezan okunmasın. Hiç kimse - ne bayram, ne cuma, ne de vakit - namazlarını kılmasın. Hiçbir fert oruç tutmasın, zekât vermesin, hacca gitmesin. O köyde yaşayanlar Kur'an okumasın, haram-helâl tanımasın, farz-vacip nedir bilmesinler. Kalplerinde Allah'ın sonsuz nimet ve ihsanlarına karşı, hiç kimsenin hatırına hamd ve şükür etmek gelmesin...

    Böyle bir köyün ahalisi, Kur'an-ı Kerim'in emirlerine, Peygamber Efendimizin (asm.) sahabelerin, evliya ve asfiyanın, müçtehitlerin, müfessirlerin, mücedditlerin hayat tarzına ters düşen bir yola girmiş olmaz mı?

    Evet, İslâm sadece teorik ve vicdanî bir sistem değildir. Kur'ân-ı Kerim'de birçok ayet-i kerimede imandan sonra hemen amel-i salih kavramı kullanılmakta ve salih amelin, imanın bir sonucu olduğu ders verilmektedir.

    Evet, peygamberlerin gönderiliş hikmeti, imanın esaslarıyla İslâm'ın şartlarını insanlara öğretmektir. Yani, onların kalplerine, başta Allah'a iman olmak üzere, bütün iman hakikatlerini yerleştirmek ve bu imanlarını kemâle erdirecek ibadet vazifelerini onlara hakkıyla öğretmektir. İnsanın imanı, ancak bu ibadetlerle olgunlaşır. Bir kulun Allah katındaki değeri, Ona karşı kulluk vazifesinde göstereceği hassasiyet nispetindedir.
#25.08.2007 11:28 0 0 0
  • Yer ve gökyüzü sayfalarına dikkatle bakan kimse açıkça anlar sonsuz bir kudret ve zenginlik sahibi birisi var. Kendisinin en küçük kalbî ihtiyacını görmekle beraber, güneş sistemindeki yıldızları da o ayakta tutuyor. Trilyonlarca canlının hemen her gün rızkını o, temin ediyor. Bitkilerin yağmur ihtiyacını o karşılıyor; denizin, derinliğindeki balıkları o besliyor.

    Aynı güç ve kudret, yüz sene önce adı bile olmayan bir insanı, yokluktan varlık âlemine çıkarıyor. Dokuz ay, anne karnında terbiye ediyor, ruhuna uygun bir elbise veriyor. Bütün hayat seyri içerisinde, tüm ihtiyaçlarını o karşılıyor. Güneşi gözüne, gıda maddelerini midesine, havayı ciğerlerine göre o terbiye ediyor.

    Bütün bu fiiller, bu nimetler inanan ve inanmayan için, itaat ve isyan eden için değişmiyor. Hava, oksijen aracılığı ile hem müminin hem de kâfirin kanını temizliyor. Bu durum, ilk insanın var olduğu günden bu yana böyle devam ediyor.

    Beşerin bütün ihtiyaçlarına cevap veren şu kâinat, insana yaptığı bu kadar yardıma karşılık, onun hiçbir şeyine muhtaç değil. Yani kâinat insandan değil, insan kâinattan istifade etmektedir. Hakikat bu iken, kâinatın yaratıcısı hakkında nasıl böyle bir soru sorulabilir?

    Evet, ibadetin anlamı, Allah'ın lütuf ve yardımıyla, rahmet ve cömertliği ile vermiş olduğu sınırsız nimetlere karşı kulun, şükür ve hamt ile karşılık vermesidir. Onu takdis ve tespih etmesidir. Kulun, bu şükür borcunu yerine getirmesine, Allah'ın muhtaç olduğu, nasıl düşünülebilir?

    Hem ibadet, kulun Allah'ın dergâhına ihtiyaçlarını arz etmesi, ona dua ile yalvarmasıdır. Bu yakarışla, insan kalbi ve ruhu her türlü elem ve kederden kurtulup, sürura ve rahata kavuşur. Buna ise-haşa-Allah değil kul, muhtaçtır.

    Hem ibadet, insanın kişisel olgunluk ve erdemine, ruhunun huzuruna, ulvî hislerinin tatmin ve yücelmesine, nefsin terbiyesine, kalbin tasfiyesine, ahlâkın güzelleşmesine, aile hayatının ahengine ve sosyal hayatta güven ortamının oluşturulmasına son derece gerekli bir unsurdur. İşte her yönüyle insana dönük olan ibadetin, her şeyin kendisine muhtaç olduğu bir zata; o zatın ibadete ne ihtiyacı var ? diye sormak; sarayın kapısı önündeki bir dilencinin, padişahın benim kendisine el açmama ne ihtiyacı var? diye sormasına benzer

    Kaldı ki, Allah insanlara ibadet yapmayı emretmeseydi, kullar, bu kadar nimet ve lütuf karşısında yine hamt ve şükretmeliydi. Dünyada, birtakım sebepler aracığı ile kendisine ihsanda bulunan Allah'a karşı, sebep perdesini yırtıp, doğrudan doğruya Ona yönelmesi, minnettarlığını ona ifade etmesi, onu yegâne mabut tanıması insanlığının gereğidir.
#25.08.2007 11:26 0 0 0
#24.08.2007 19:05 0 0 0