elma 1 adet 60
kayısı 1 adet 8
muz 1 adet 100
kiraz 100 gr 40
hurma 1 adet 15
incir 100 gr 41
incir (kuru) 100 gr 59
greyfurt 1 adet 60
portakal 1 adet 50
kivi 1 adet 34
mandalina 1 adet 50
karpuz 100 gr 19
kavun 100 gr 18
şeftali 1 adet 60
armut 1 adet 70
erik 1 adet 8
üzüm 100 gr 57
çilek 100 gr 26
Tahıllar
1 dilim beyaz ekmek 28 gr 90
1 dilim kepekli ekmek 28 gr 60
1 dilim kızarmış ekmek 15 gr 35
1 adet kruasan 200 gr 200
bisküvi 100 gr 470
mercimek (kuru) 100 gr 314
arpa (kuru) 100 gr 367
bulgur (kuru) 100 gr 371
kuskus (kuru) 100 gr 367
mısır (kuru) 100 gr 342
buğday (kuru) 100 gr 364
susam 100 gr 589
makarna (kuru) 100 gr 339
makarna (haşlanmış) 100 gr 85
pirinç (kuru) 100 gr 357
pirinç (haşlanmış) 100 gr 125
Süt ve Yumurta Ürünleri
yoğurt (yağlı) 100 gr 95
süt (yağlı) 100 gr 68
yoğurt (yağlı,meyveli) 100 gr 125
beyaz peynir (yağlı) 100 gr 275
kaşar peyniri (yağlı) 100 gr 413
parmesan peyniri (yağlı) 100 gr 440
yumurta 1 adet 80
yumurta akı 1 adet 15
yumurta sarısı 1 adet 65
Yağlar
tereyağı 28 gr 206
margarin 28 gr 204
sıvı yağ 28 gr 130
Etler
biftek (ızgara) 100 gr 278
tavuk (ızgara) 100 gr 132
tavuk göğsü (haşlanmış) 100 gr 150
kuzu (yağlı, ızgara) 100 gr 282
kuzu ciğeri (yağda) 100 gr 232
salam 100 gr 446
sosis 100 gr 295
Deniz Ürünleri
midye 1 adet 9
istiridye 1 adet 6
karides 1 adet 144
somon füme 100 gr 171
ton balığı 100 gr 121
Sebzeler
domates 1 adet 14
enginar 1 adet 10
patlıcan 1 adet 28
taze fasulye 100 gr 90
brokoli 100 gr 35
brüksel lahanası 100 gr 35
kabak 100 gr 25
havuç 100 gr 35
karnabahar 100 gr 32
kereviz 100 gr 18
salatalık 1 adet 11
marul 100 gr 15
mantar 100 gr 14
soğan 100 gr 35
bezelye 100 gr 89
taze yeşil biber 120 gr 15
patates (haşlama) 100 gr 100
ıspanak 100 gr 26
lahana 100 gr 20
Kuruyemişler
badem 100 gr 600
hindistancevizi 100 gr 603
fındık 100 gr 650
fıstık 100 gr 560
çam fıstığı 100 gr 600
ceviz 100 gr 549
patlamış mısır 100 gr 478
kabak çekirdeği 100 gr 571
ay çekirdeği 100 gr 578
Elinizi kolunuzu oynatmadan, yiyip içtiklerinizi az da olsa azaltmadan kilo vermek istiyorsanız, her zaman bulabileceğiniz tehlikeli oyuncaklar hep vardı; bundan sonra da olacak: Doğal zayıflama destekleri!
Meslek yaşamının uzunca bir dönemini kilo sorunu ile mücadeleye ayıran bir uzman olarak neredeyse yirmi yıldır bu "kerametleri kendisinden menkul" mucizelerle uğraşır dururum. Reçete ile satılan ve doğru zamanda uzman hekimler tarafından kullanıldıklarında gerçekten yararlı olan ilaçlar bu tanımın dışındadır.
Şarlatan ilaçlar "her derde deva"
Her yıl özellikle Mart ve onu takip eden aylarda kilo verme sektörü(!) şöyle bir hareketlenir. Yaza daha ince girmek isteyenler, fazla kilolarına çözüm aramaya çoktan başlamışlardır. Akla ziyan etkilere sahip bitkisel veya doğal ürünler piyasayı dolduruverir. Bunlardan bazıları mucize içeceklerdir: Birkaç günde ya da en fazla birkaç haftada size bir kaç beden küçülme garantisi verir. Hiç birinin bilimsel olarak kanıtlanmış bir etkinliği, arkasında güvenilir bir bilimsel çalışma desteği filan da yoktur. İçlerinde daha atraktif olanları, bir taraftan zayıflatırken diğer taraftan detoks yaptıranları, hatta cildi sıkılaştırıp, kırışıklık azaltanları bile vardır. Bazıları size sadece kilo kaybını değil, selülitlerinizden kurtulmayı bile vaat eder.
"Masum" lafına kanmayın
Bu şarlatan ürünlerin ortak özellikleri piyasada en çok üç-beş ay kalmaları, ertesi yıl kutu ve adlarını değiştirip yeniden ortaya çıkmalarıdır. Bir başka özellikleri de çoğu kez "ağızdan ağıza pazarlama" yöntemi ile satılmalarıdır. Şarlatan ürünlerin önemli bir pazarlanma yolu da "evden eve, kapıdan kapıya teslim" sistemidir.
Bu sistemde bırakın doktoru-eczacıyı, eczacı kalfası bile devrede değildir. Bu ürünleri kullandığınızda sağlığınızı ilkokul ya da ortaokul mezunu üç-beş günlük pazarlama kurslarından geçirilmiş insanlara emanet edersiniz. Size bu ürünlerin bir ortak özelliklerini daha hatırlatalım: Bu ürünlerin neredeyse tamamı sağlık bakanlığından değil başka resmi otoritelerden izinlidir. Bu izinler sadece ithalatçı ya da üretici firmanın sunduğu evrakların onayından ibarettir. Çoğu zaman üzerlerinde yazanlar ile gerçek içerikleri aynı değildir. Son olayda karşılaşıldığı gibi çoğu kez insan sağlığını gerçekten tehlikeye atabilecek kimyasallar (sibutramin, tiroid ekstreleri, efetramin, efetra bitkisi ekstreleri) "doğal" diye pazarlanan bu ürünlerin içine eklenmiştir. Ve nedendir bilinmez bu ürünler hep masum(!) kaynaklardan, yosunlardan, çiçeklerden, yapraklardan, meyvelerden üretilmiştir.
Ruhsatlar yeniden gözden geçirilsin
Sorunun büyüklüğünü sevgili Ayşe Arman günlerdir tüm boyutlarıyla gözler önüne sermeye çalışıyor. Bu masum ürünlerle kilosuyla birlikte sağlığını da kaybeden insanlara, konunun uzmanı doktor ve araştırmacılara, eczacılara ve ithalatçıların görüşlerine yer veriyor. Ortaya çıkan ilk sonuç, sorunun çok önemli olduğu ve bir "halk sağlığı tehdidine dönüşme olasılığı" taşıdığıdır. İkinci sonuç, "bu ve benzeri ürünlerin ruhsatlandırma süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesi"nin gerekli olduğudur. Üçüncü önemli ders, sağlığa etkili her ürünün (vitamin, mineral besin destekleri ve bitkisel ürünler dahil) sadece ve sadece eczanelerde satılmasının mecburi hále getirilmesi gereğidir. Çıkarılacak diğer bir ders de şudur: Hızlı kilo vermek isteyenler, bu hayallerini sonsuza dek ertelemeli, bunun yerine beslenme alışkanlıklarını değiştirmeli, aktif bir yaşam sürmeli ve bunları yeni bir yaşam tarzı haline getirmeyi öğrenmelidirler.
Kalsiyum ihtiyacınızı karşılarken
En iyisi doğal yoldan kalsiyum zengini besinler tüketmektir. Süt ve süt ürünleri bu alanda en güvenilir ürünlerdir. Tabletlerle alınan kalsiyum desteğinin kemik sağlığı için gerekli olan D vitamini, magnezyum, fosfor gibi besin öğelerini içermediğini bilmelisiniz. Eğer bu eksikliği süt, yoğurt, peynir, yeşil saplı sebzelerle giderirseniz daha etkili sonuçlar alacağınızdan şüphe etmemelisiniz. Demir ve kalsiyum desteklerini birlikte almamanız gerektiğini de hatırlatalım. Bu mineraller birlikte alındıklarında birbirlerinin emilimini etkilemektedir.
__________________
@Asiyan adlı üyeden alıntı: (Erkeklere benzeyen kadinlara ve kadinlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!) (Taberani)
küpe kadın ziynetidir erkeğin küpe takması caiz değildir Orijinali Göster...
(Erkeklere benzeyen kadinlara ve kadinlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!) (Taberani)
küpe kadın ziynetidir erkeğin küpe takması caiz değildir
ne amaclı taktıgı önemlidir(amacını insanlara söylediği değil yüreyinde olandır) eger cevresindekilere benzemek icinse imaj yapmak amaclıysa sana hak veriyorum ama yavuz sultan selim zamanındaki kolelerın yaptıgı gibi bende allahın kölesiyim diyipte takarsan normal
ufak bi anektot bu devirde hiçbir insan kolesi yok kulagı küpeli olan eğer ben allah ın kölesiyim diyorsan onun rızasını kazanacak başka şeylerde yapabilirsin yinede önemli olan NİYET
Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında
okuduktan sonra vatanına
ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç
kimse cevap veremediğinden dolayı
canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni
oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük
ilim sahibi olan köyün hocasına
götürürler. Hoca ve delikanlının arasında
geçen dialog şöyle devam eder.
Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma
cevap verebilecek misin?
Hoca: ALLAH'ın bir kuluyum ve
Onun izniyle sorularına cevap
verebileceğim.
Delikanlı: Emin misin? Proferserler
bile cevap veremedi bana.
Hoca: ALLAH'ın izniyle cevap vermeye çalışırım
Delikanlı: 3 sorum var
1. ALLAH yaşıyor mu? öyle ise,
şeklini bana göster
2. Takdir (kader) nedir?
3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa
neden cehenneme yollanıyor, cehennemde
ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl
yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi? (haşa)
Bu arada, aniden bizim hocamız
delikanlının başı üzerinde bir saksı
kırar.
Delikanlı canı yana yana sorar; Neden
sinirlendin ki?
Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç
soruna bir cevabım der.
Delikanlı: Hiç birşey anlamadım.
Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı
başında kırınca
Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.
Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun?
Delikanlı:Evet
Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman!
Delikanlı: Gösteremem.
Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes
ALLAH'ın varlığını hisseder ama
ALLAH'ı göremez.
Hoca: Dün gece rüyanda benim
başında saksı kırdığımı gördün mü?
Delikanlı: Hayır.
Hoca: Bugün böyle birşey ile
karşılaşacağını hiç düşündün mü?
aklından geçti mi?
Delikanlı: Hayır
Hoca: Bu işte takdir dir (kader)
Hoca: Biz neyden yaratıldık?
topraktan yaratılmış değil miyiz ?
Delikanlı: Evet böyle denir.
Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan
yapılmadı mı? isterse ateşten yaratılan şeytanı ateşin içinde cezalandıramaz mı?
__________________
alıntı
__________________
Tutuşturanlar,lugat kitabını elime,
Bilsin:Allah'tan başka bilmiyorum kelime...
Namaz, nefse ağır gelen bir ibadettir. Nefis, ondan kurtulmak, kaçınmak için akıl almaz gerekçeler uydurur. Bu işte şeytan da nefsin en büyük dostu ve yardımcısıdır. Şeytan'ın ve nefsin, kişiyi namazdan alıkoymak için icat ettikleri bahaneler gerçekten karşı konulması zor şeylerdir. Bu iki düşmanın insana en çok sözlerini geçirebildikleri çağ da insanın bedenen en güçlü, ama tecrübe ve irade bakımından en zayıf çağı olan gençlik çağıdır. Şeytan ve nefis, hayatının hiç bir döneminde kişiye, gençliğinde olduğu kadar musallat olmaz. Çoğu kimsenin namazı hep ertelemeleri, biraz daha yaşlandıkları ya da emekli oldukları zamana bırakmaları bu yüzdendir. Buna katiyyen meydan vermemek, çelik gibi bir irade ile bu çifte düşmanın karşısına dikilmek dinimiz bakımından eşsiz kazançlara vesiledir.
En makbul ibadet gençlikte yapılan ibadettit. Bedenin bütün organları sağlıklı, tüm beyin mekanizması tıkır tıkır işlerken Allah'a kulluk etmenin değeri ve derecesi çok farklıdır. Peygamberimiz (S.A.V)'in bildirdiğine göre Allah (C.C)'nün kıyamet gününde kendilerini kollayacağı, farklı muameleye tabi tutacağı yedi sınıf insandan bir sınıfı da Allah'a ibadetle büyüyen gençlerdir. Akıl ve mantık da kabul eder ki, orası burası ağrıyan, aksayan bir bedenle yapılan ibadetle, saat gibi tıkır tıkır işleyen bir bedenle yapılan ibadet aynı olmaz.
Namaz, çağımızda maddi ve ekonomik endişelerin sebep olduğu bunalımlara, 20. yüzyılın alamet- i farikası olan ve ruh ve beden sağlığını yıpratan streslere karşı da en güçlü kalkandır. Yanlız Allah'a kulluk edip, yanlız O'ndan yardım beklemek, yanlız O'na sığınmak şuuru, dünya hayatının geçici nimetlerine bel bağlamaya, yersiz bir hırs ve telaşa kapılmaya karşı en sağlam teminattır. Din büyüklerinin tecrübesiyle sabit olmuştur ki, namaz esnasında Fatiha süresini, anlamını bilerek, duyarak okumak kişiye, bütün dünya gailelerine bir sünger çekebilme cesaret ve kabiliyetini kazandırır.
Gençlikte namaz kılmak demek, bütün bu İslami hasletlere daha başında sahip olmak demektir
__________________
Cuma Namazı
Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet olmak üzere on rek'attır.Cuma günleri öğle vaktinde kılınır ve o günün öğle namazının yerine geçer. Cuma namazının farzı cemaatle kılınır. Tek başına kılınmaz.
Cuma Namazı Kimlere Farzdır
Cuma namazının bir kimseye farz olması için, müslüman, akıllı ve erginlik çağına gelmiş olmaktan başka altı şartın daha bulunması gerekir.
Cuma Namazının Farz Olmasının Şartları:
1) Erkek olmak (Kadınlara farz değildir.)
2) Hür ve serbest olmak.
3) Mukîm olmak. (Yani misafir olmamak)
4) Sağlıklı olmak. (Cuma namazına gidemeycek şekilde hasta olmamak)
5) Kör olmamak.
6) Ayakları sağlam olmak
Bu şartlar kendisinde olmayan kişiye cuma namazı farz değildir. Ancak bu durumda olan bir kimse câmiye gidip cumayı kılarsa o günün öğle namazının yerine geçer.
Cuma namazının sahih olması için de altı şart lâzımdır.
Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları :
1) Cumanın öğle vaktinde kılınması.
2) Namazdan önce hutbe okunması.
3) Cuma kılınan yerin herkese açık olması
4) İmamdan başka en az üç erkek cemaat bulunması.
5) Cuma namazını kıldıranın, devletin (yetkili makamın) görevlendirdiği veya izin verdiği bir kişi olması.
6) Cuma kılınacak yerin şehir veya şehir hükmünde olması.
Cuma Namazı Nasıl Kılınır
Cuma günü öğle vakti ezan okunduktan sonra, önce dört rek'at olan ilk sünneti kılınır. Bunun niyeti şöyledir: "Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya."
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı aynen öğle namazının dört rek'at sünneti gibidir. Sünnet kılındıktan sonra câminin içinde bir ezan daha okunur ve imam minbere çıkarak hutbe okur. Hutbe bitince ikamet getirilir ve cumanın iki rek'at farzı cemaatle kılınır. İmamın arkasındaki cemaat şöyle niyet eder: "Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama."
Farzdan sonra cumanın dört rek'at son sünneti kılınır. Bunun kılınışı da cumanın ilk sünneti gibidir. Niyeti şöyledir: "Niyet ettim Allah rızası için cumanın son sünnetini kılmaya."
Cuma namazı böylece tamamlanmış olur.
Bundan sonra dileyen dört rek'at "Zuhri Âhir=son öğle" ile iki rek'at da vakit sünneti kılar.
Son öğle namazına: "Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya" diye niyet edilir. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rek'at farzı gibi kılınmakla beraber sünnetlerde olduğu gibi dört rek'atın hepsinde fatihadan sonra sûre okunması daha iyidir.
İki rek'at vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: "Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya." Bu namaz da sabah namazının sünneti gibi kılınır.