poyraz

poyraz

Üye
06.09.2005
Çavuş
1.666
Hakkında

  • İyi bir insan olmak için, dînimizin emirlerine uymak, yasakladıklarından kaçmak gerekir. Tesettürlü olmak, namaz kılmak şarttır. Bunları yapmadan huzurlu olmak imkânsızdır. İçki ve uyuşturucu, insanı bir an neş'elendirebilir. Bir anlık, birkaç saatlık veya yüz yıllık bir neş'e için, ebedî mutluluktan mahrûm kalmak akıl kârı değildir.

    Önce, kendiniz İslâm ahlâkını öğrenip amel ederseniz, mes'ele kalmaz. Ailenizin de morali düzelmiş olur. Hakikat Kitabevinin yayınlarından Seadet-i Ebediyye ve İslâm Ahlâkı kitablarında, bu konularda kâfi bilgi vardır. Severek okuyun.
#21.07.2007 21:58 0 0 0
  • Müslümanın her işi, her hareketi her düşüncesi Allah rızası için olmalıdır! Her işte Allah rızası esas alınırsa, Allahü teâlâ o kimseyi sever. Sevdiğini de bol bol mükâfatlandırır. Hadis-i kudside buyuruldu ki:

    (Benim için toplanan, benim için malını bol bol sarfeden ve benim için buluşan kimselere muhabbetim vacip oldu.) [Taberânî]
#21.07.2007 21:55 0 0 0
  • Sert mizaçlı olmak kusur değildir. Ancak dine aykırı olarak sertlik yapmak kusurdur. Hz. Ömerin sert mizacı övülmüş, takdir edilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (İki melek var, biri sert, biri yumuşak mizaçlıdır. Bunlar, Cebrail ile Mikaildir. Peygamberlerden biri yumuşak, diğeri sert mizaçlıdır. Bunlar İbrahim ile Musadır. Benim de iki arkadaşımdan biri yumuşak, diğeri sert mizaçlıdır. Bunlar, Ebu Bekir ile Ömerdir.) [Taberânî]
#21.07.2007 21:54 0 0 0
  • Tevbe edilince, zinâ dahil, her günâh affedilir. Affedilmiyen günâh yoktur. En büyük günâh şirktir, kâfirliktir. Kâfir bile müslüman olunca, bütün günâhları affolur.
#21.07.2007 21:53 0 0 0
#21.07.2007 21:51 0 0 0
#21.07.2007 21:49 0 0 0
  • Sabah namazı ezan okununca başlamaz. Vakit girince başlar. Bugün Türkiye'de sabah namazları vakit girince değil, yarım saat kadar sonra okunmaktadır. Vakit girince, sabah namazı, güneş doğana kadar kılınır. Eğer kılınamamışsa, güneş doğduktan 50 dakika kadar sonra, sünneti ile kaza edilir. Öğle vaktine 20 dakika kalıncaya kadar kaza edilir.
#21.07.2007 21:34 0 0 0
  • Akıl, din bilgilerinden bazılarını anlayamaz. Eğer anlasaydı, Peygamberlere lüzum kalmazdı.

    İnsanların işlerini, hareketlerini de Allahü teâlâ yaratmaktadır. İşleri zorla da yaptırmıyor. Zorla yaptırılan iş için hesaba çekmek de zulüm olur. Allahü teâlâ zulüm yapmaz.

    İnsanların işlerinin bir titreme gibi cebren yapılmadığı da meydandadır. İnsanda tam ihtiyar ve tam cebr olmadığı için, insanın hareketleri, bu ikisinin arasında hasıl olmaktadır.

    Her şeyi ve insanların iyi, kötü her işini Allahü teâlâ yaratıyor ise de, insanlara (İrade-i cüziyye) vermiştir. İrade-i cüziyye insandan meydana gelir. Fakat, insan bunu yarattı denilemez.

    Allahü teâlâ, insanın ihtiyari hareketini yaratmak için, insanın iradesini sebep kılmıştır. Bu şart olmasa da yaratır. Fakat bu şart ile, bu sebep ile yaratması adetidir. Peygamberlerinde ve Evliyasında bu adetini bozarak sebepsiz de yaratır. Yarattığı çok görülmüştür.

    İnsanın işleri ezeldeki takdir ile meydana geliyor ise de, meydana gelmeleri için, önce kul irade-i cüziyyesini kullanmaktadır. İşin yapılmasını veya yapılmamasını istemektedir.

    İnsanın işlerini Allahü teâlânın ezelde takdir etmesi demek, insanın neleri irade edeceğini bilmesi ve dilemesi demektir. Bunları Levh-i mahfuz'da yazmıştır. Böyle olduğu için, kulun mecbur olması gerekmez.

    Takvimlere, bir sene içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez.

    İşte Allahü teâlânın da, ezelî ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilmesi, kulların işlerine cebri bir müdahale değildir.

    Bir kimse, birisinin bir günde yapacağı şeyleri bilse ve bunları yapmasını irade etse ve hepsini bir kağıda yazsa, bunları yapacak olan kimse, o kimsenin mecburu olmaz.

    (Yapacaklarımı biliyordun ve yapılmasını istedin ve kağıda yazdın. O hâlde, bunları sen yaptın) da diyemez. Çünkü bunları kendi iradesi ile ve kendisi yapmıştır. O kimsenin bildiği ve dilediği ve yazdığı için yapmamıştır.

    Allahü teâlânın ezelde bilmesi ve dilemesi ve levh-i mahfuza yazması da, insanları mecbur etmek olmaz. Evet ezelde, levh-i mahfuza yazmıştır. Kulun yapacağını bildiği için, yapılmasını irade etmiştir. Allahü teâlânın ezeldeki bilgisi, kulun kendi iradesi ile yapacağı işe bağlıdır. Kulun işi de, Allahü teâlânın bu ilmi ve iradesi ile ve yaratması ile meydana gelmektedir. Kul, iradesini kullanmazsa, Allahü teâlâ, kulun iradesini kullanmayacağını ezelde bilir ve bildiği için irade etmez ve yaratmaz.

    İnsanların iradesi olmasaydı da, insanların işleri yalnız Allahü teâlânın iradesi ile yaratılsaydı, insanlar mecburdur denilirdi.

    İnsan, irade-i cüziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, kötülük yaratılmasını isterse günah kazanır. İnsan günah işlerse cezasını, sevap işlerse mükâfatını görür. Yani Allahü teâlâ hiç kimseye zorla günah işletmez.

    İnsan, irade-i cüziyye ile yaptığı işleri kendi yaratmıyor. Bu işlerin, hayrın ve şerrin yaratıcısı yalnız Allahü teâlâdır
#21.07.2007 21:29 0 0 0
  • Allahü teâlâ, ilmi, zulmetin temizlenmesine, cehli de günah işlenmesine sebep yaptı. İlimden iman ve taat doğmakta, cehlden de küfür ve günah hasıl olmaktadır. Taat, çok küçük olsa da kaçırmamalı, günah, pek küçük görürse de yaklaşmamalıdır!

    Üç şey, üç şeye sebeptir:

    Taat, Allahü teâlânın rızasını kazanmaya sebeptir.

    Günah işlemek, Allahü teâlânın gadabına sebeptir.

    İman etmek, şerefli ve kıymetli olmaya sebeptir.

    Bunun için, küçük günah işlemekten de çok sakınmalıdır! Allahü teâlânın gadabı, bu günahta olabilir.
#21.07.2007 21:27 0 0 0
  • Kur'an-ı kerimde şehidlik ve gazilik için iki güzellik, iki iyilik tabiri kullanılmaktadır. (Tevbe 52)

    Şehid olmasa da, cihada katılmanın, gazi olmanın sevabı büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allah yolundaki bir savaşta bir saat durmak, 60 yıl ibâdetten üstündür.) [F.Kadir]

    (Allah yolunda bir ok atan, bir köle azad etmiş gibi sevab kazanır.) [F.Kadir]

    (Bir gün nöbet tutmak, bir ay oruç tutmaktan ve gecelerini ibâdetle geçirmekten hayırlıdır.) [Müslim]

    (Allah için savaşmıyan veya bir mücahidi silahla donatmayan veya bir mücahidin çoluk çocuğuna yardım etmiyen bir belâya maruz kalır) [E.Davüd]

    (Bir mücahidi donatan, o mücahid kadar sevaba kavuşur.) [İbni Mace]

    (Cihada çıkan bir gaziyi donatan, cihad etmiş gibi ecre kavuşur.) [Buharî]
#21.07.2007 21:24 0 0 0
  • Cihad, insanları İslâm dinine çağırmak demektir. Bu da çeşitli yollarla olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Kâfirlere karşı malınızla, canınızla ve dilinizle cihad ediniz!) [R. Muhtar]

    Cihad, Allah için hizmettir. Bu hizmetin kolay tarafı yoktur. Bu, ihlas ister, müdara ister, kısaca, güzel ahlâk ister. Memurlukla mukayese edilmez. İzin, mesai, gece-gündüz mefhumu düşünülmez. Bu hizmette sıkıntıyı nimet bilmek gerekir. Çok çalışan, çok sıkıntı çeken, çok nimete kavuşur.

    Kur'an-ı kerimde cihadla ilgili ayet-i kerimelerden birkaçının meali şöyle:

    (İman edenler, [yurtlarını, mallarını bırakıp] hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler, Allahın rahmetini umarlar.) [Bekara 218]

    (Ey iman edenler! Din düşmanlarının eziyetlerine sabredin. Onlarla olan cihadda üstün gelmek için, sabır yarışı yapın. Sınır boylarında kâfirlere karşı cihad için nöbet bekleyin ve Allahtan korkun ki, kurtuluşa eresiniz) [Al-i Imran 200]

    (Hakiki müminler, Allah yolunda cihad eder, kötülenip kınanmaktan korkmaz.) [Maide 54]

    (Mal ve canlarını feda ederek din düşmanları ile, Allah rızası için cihad eden müslümanlar, oturup, ibâdet edenlerden üstündür. Hepsine de, Cenneti söz veriyorum.) [Nisa 95]

    (Mekkenin fethinden önce malını veren ve cihad edene, fethden sonra malını dağıtan ve cihad edenden daha büyük derece vardır. Allah, hepsine Cenneti vâd etti.) [Hadid 10]

    (Ey müminler, Allahtan korkun, Ona, Onun rızasına kavuşmak için vesile arayın ve Allah yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.) [Maide 35]

    (İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler ve bunları barındırıp yardım edenler, işte gerçek mümin bunlardır.) [Enfal 74]

    (Hakiki müminler şunlardır ki, Allah ve Resulüne iman ettikten sonra, imanlarında şüpheye düşmeyip Allah yolunda malları ve canları ile cihad edenlerdir.)
#21.07.2007 21:23 0 0 0
  • E'ûzü okumak, (E'ûzü billâhi mineşşeytânirracîm) demektir. Besmele okumak ise, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demektir. Resûlullah efendimiz buyurdu ki: (Kur'an-ı kerime saygı göstermek, E'ûzü okuyarak başlamakla olur ve Kur'an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir).

    Allahü teâlâya yaklaşmak isteyenler, E'uzü'ye yapışmakta, Ondan korkanlar da, E'uzü'ye sarılmaktadır. Günahı çok olanlar E'uzü'ye sığınmıştır. Allahü teâlâ, Nahl suresinin 97. âyetinde meâlen, Peygamber efendimize (Kur'an-ı kerim okuyacağın zaman E'ûzü... söyle) buyurmuştur. Bu emir şu demektir: (Allahın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve âhirette helâk olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryâd ederim de!)

    Sure okurken, Euzü ve Besmele okunur. Ayet-i kerime okurken, âlimlerin çoğuna göre, yalnız Euzü okunur. Besmele okunmaz. Sure veya ayet okumaya başlarken Eûzü okumak vaciptir. Fâtiha okumaya başlarken Besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken Besmele okumak sünnettir.

    Levh-i mahfûzda, ilk yazılan, Besmeledir.

    Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir.

    Müminler, Besmele yardımı ile, Sırâttan geçer.

    Cennet davetiyesinin imzası Besmeledir.

    Besmelenin manâsı:

    (Her var olana, onu yaratmakla iyilik etmiş ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işi yapabiliyorum. Ârifler, Onu ilah olarak tanıdı. Âlemler, Onun merhameti ile rızık buldu. Günah işliyenler, Onun rahmeti ile Cehennemden kurtuldu)

    Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerime bu üç ismi ile başladı. çünkü, insanın üç hâli vardır. Dünya, kabir ve âhiret hâlleri. İnsan, Allahü teâlâya ibâdet ederse, dünyada işlerini kolaylaştırır. Kabirde ona acır, âhirette günahlarını affeder.

    İyi işlere Besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.) [Beyhekî]

    (Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, "Bu eve girmeme imkân yok" der, dönüp gider.) [Tibyan]

    (Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ cehennemden çıkarır.)
#21.07.2007 21:21 0 0 0
  • Cuma gecesi Yasîn sûresini okuyanın günâhları affedilir.) [İsfehânî]

    (Geceleyin Yasîn okuyan, affedilmiş olarak sabaha çıkar.) [Buhârî]

    (Allah rızâsı için Yasîn okuyanın günâhları affolur.) [İbni Sünnî]

    (Her gece Yasîn okumaya devam eden şehîd olarak ölür.) [Taberânî]

    (Bir kere Yasîn-i şerîf okuyan, on kere Kur'ân-ı kerîmi okumuş sevâbına kavuşur.) [Tirmizî]

    Yasîn-i şerîf okumak bu kadar fazîletli olmasına rağmen, okuma mecburiyeti yoktur. İmâm okumuyorsa, oku diye onu sıkıştırmak doğru olmaz
#21.07.2007 21:20 0 0 0
#21.07.2007 21:19 0 0 0
  • Günahkâr müslümanın duâsı, kabule şayan değilse de, cenab-ı Hak, duâ edenin elini boş çevirmez. Duâ sebebiyle ya günahlar affolur, ya gelecek bir belâ önlenir, ya mevcut bir belâ kalkar, yahut ahırette büyük sevaba kavuşulur. (Şira)

    Günah içinde yüzen bir kimsenin dünya işleri ile ilgili duâsının kabul olması, isteklerine kavuşması, onun aleyhine olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Mümin duâ ettiği zaman, Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama, "İsteğini hemen yapma, ben onun sesini seviyorum." buyurur. Facir duâ edince de, "Bunun isteğini hemen yerine getir, ben onun sesini sevmiyorum." buyurur.) [İbni Neccar]

    (Kâfirin yaptığı duânın hemen kabul olmasını, müminin duâsının gecikmesini merak eden meleklere Allahü teâlâ buyuruyor ki: "Ben kâfire ve sesine gazab ederim. Beni anmasın, bana duâ etmesin diye hemen isteğini veririm. Mümini ve yalvarmasını severim. Benden ve beni anmaktan uzak durmaması için isteklerini geciktiririm." )
#21.07.2007 21:18 0 0 0
  • Nakli değil aklı esas alan kimse ve Mutezile fırkası, ölü için yapılan duâyı inkar etse de, duâ, ölü-diri herkese fayda verir. Allahü teâlâ, duâ edenin duâsını kabul edeceğini bildirmektedir. (Bekara 186, Mümin 60)

    Yakub aleyhisselam oğullarına, (Sizin için yakında [seher vakti] Rabbime istiğfar edeceğim) dedi. (Yusüf 98)

    Başka bir ayet-i kerime meali: (Müttekiler, seher vakti istiğfar ederlerdi.) [Zariyat 18]

    İbrahim aleyhisselam (Ey Rabbimiz, [Kıyamette] hesaba çekildiği gün, beni, ana-babamı ve bütün müminleri mağfiret et) diye duâ etmiştir. (İbrahim 41) Bu ayet-i kerimede bir müminin duâsı ile diğer müminlerin günahları affediliyor ki, böyle duâ edilmesi emredilmiştir. [Bu ayet-i kerimede, İbrahim aleyhisselam, ana-babasına duâ ettiğine göre, onların mümin olması şarttır. Eğer ana-babası kâfir olsaydı, onlar için duâ etmezdi. Bu ayet-i kerime de gösteriyor ki, Azer, İbrahim aleyhisselamın babası değil amcası ve üvey babası idi, esas basası Taruh idi.]

    Ölülere hediye!

    Yine her gün namazda Tehıyyat okurken ( Esselamü... İbadillahissalihin) diyerek müslümanlara duâ ediyoruz. Faydası olmasaydı, her tehıyyatta bunun okunması emredilmezdi.

    Duânın fazileti hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

    (Duâ, ibâdettir.) [Tirmizî, Nesâî]

    (Dirilerin de ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfar etmektir.) [Deylemî]

    (Ölmüş ana-baban için duâ ve istiğfar et!) [İbni Mace]

    (Defnedilen kardeşiniz, şimdi sorguya çekiliyor, ona duâ edin!) [Ebu Dâvud]

    (Kırk müslüman, bir müminin cenazesinde bulunup onun affı için duâ ederlerse, duâları kabul olur.) [Müslim]

    (Cenaze namazında, üç saf cemaat bulunan mümin, Cennete girer.) [Tirmizî]

    Ölü için duâ edilir, Kur'an-ı kerim okunur, sadaka verilir. Sadece onlar için namaz kılınmaz ve oruç tutulmaz; fakat bunların sevabları bağışlanır. Tahtavideki hadis-i şerif şöyle: (Bir kimse, başkasının yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz; fakat onun orucu ve namazı için fakiri doyurur.) [Nesâî]

    Hidayede (oruç, namaz, sadaka ve diğer ibâdetlerin sevabını başkalarına bağışlamak caizdir) ve Tatarhaniyyede (Sadaka veren kimse, sevabının bütün müminlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Ehl-i sünnet mezhebi böyledir) buyuruldu.
#21.07.2007 21:17 0 0 0
#21.07.2007 21:16 0 0 0
  • Lânet olsun demek, Allahın rahmetinden uzak olsun demektir. Lânet etmek, beddua etmek iyi değildir. Çünkü hadis-i şerifte, (Bir kimse lânet edince, lânet edilen buna müstehak değilse, kendine döner) buyurulmuştur. İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlâkını sen bozdun) buyurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Bir babanın duâsı, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.)

    (Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zâlime olan bedduaları, reddolmaz.)

    (Kendinize, malınıza ve çolukçocuğunuza bedduâ etmeyin! Duâların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduânız kabul olur.)

    Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.

    Diğer peygamberler, kavimlerine lânet ettikleri hâlde, Peygamber efendimiz lânet etmemiştir. Peygamber efendimiz, genel bir bedduâ, lânet etmemiştir. Fakat bazı gruplar, sınıflar için bedduâ etmiştir.

    Rahmet Peygamberi

    Bir savaşta, kâfirlerin yok olması için duâ etmesini istediklerinde (Ben lânet etmek için, insanların azab çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim.) buyurdu. Nitekim Kur'an-ı kerimde, (Seni âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik.) buyuruluyor. (Enbiya 107)

    Lânete müstehak olanlara lânet etmiştir. Hadis-i şeriflerde (Allah lânet etsin) denilen zümrelerden bazıları şunlardır:

    (Fitne çıkarana ...)

    (Rüşvet alıp verenlere...)

    (Eshabıma söğenlere...)

    (Zekât vermiyenlere...)

    (Ana-babasına lânet edene...)

    (Hanımını anasından üstün tutana...)

    (Lutilik yapana...)

    (Erkek kılığına giren kadına, kadın kılığına giren erkeğe...)

    (Zâlim âmire, açıktan günah işliyene, sünnetimi yıkan bid'atçıya lânet olsun)



    Allahın lânet etmesi

    Daha bunlar gibi kimselere lânet edildiğini bildiren hadis-i şerifler çoktur. Kur'an-ı kerimde de Allahü teâlâ, bazılarına lânet etmiştir. Mesela, (Allahın lâneti kâfirlerin üzerine olsun) buyuruluyor. (Bekara 89)

    Yine bir hadis-i şerifte, (Üç kimseye lânet olsun ki, bunlar, zâlim emir, açıkça günah işliyen fâsık ve sünnetimi yıkan bid'at ehli kimsedir.) buyurulmuştur.

    Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ Ebu Lehep için, (Onun eli kurusun) buyurduğu gibi, Ebu Lehebin oğlu Uteybe, (Tebbet yeda) suresi gelince, Resulullahın efendimize çeşitli hakaretlerde bulundu. Peygamber efendimiz çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna bir canavar musallat eyle!) dedi. Ebu Lehebin oğlu Uteybe Şama ticaret için giderken, bir gece arkadaşlarının arasında yatarken, bir arslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybeye gelince onu parçaladı.

    Bir kimse, sol eliyle yemek yiyordu. (Sağ elin ile ye) buyurdu. (Sağ kolum hareket etmiyor) diye yalan söyledi. Bir peygamber ile alay eden bu kimse için Resulullah efendimiz, (Sağ elin artık hareket etmesin) buyurdu. Ölünceye kadar sağ elini ağzına götüremedi. Yalan söylemek çok büyük günahtır. Hele Peygamber efendimize karşı yalan söylemek çok daha büyük günahtır. Dünyada elin felç olması küçük bir cezadır. Ahırette verilecek cezalar çok büyüktür.

    Peygamber efendimizin buna benzer bedduaları vardır. Diğer insanların ibret almaları ve hidayete kavuşmaları için böyle mucizeler vaki olmuştur
#21.07.2007 21:16 0 0 0
#21.07.2007 16:32 0 0 0