poyraz

poyraz

Üye
06.09.2005
Çavuş
1.666
Hakkında

#08.08.2007 12:40 0 0 0
  • @azerkesh adlı üyeden alıntı:
    ya sen ne diyosun kardeşim???
    ne alakası war şimdi...!!! doğru yolu bulmak için illaki ölümü mü hatırlamalıyız??
    çok yanlış bi düşünce...ki çoğu kişi bu düşüncenin peşinden sürüklenip gidiyor..beni üzen de bu..bazı şeleri ölümü hatırlayınca yapcaksak hiç yapmayalım
    Orijinali Göster...


    ölümü hatırlamak dünyaya haddinden fazla baglanmamak demektir. cunku dunya oyle bir yer ki biraz yukselmeye başlayınca dunyaya ne amaclı geldıgını unutuyor insan ve dahada baglandıkca bu sefer olumden korkar oluyor neydeyse olum gercegını unutmak istiyor. İşte bu gercegi (ölümü) her zaman hatırlamak için mezalık ziyaretleri şart diye düşünüyorum
#08.08.2007 12:29 0 0 0
#07.08.2007 20:04 0 0 0
  • @ranger39 adlı üyeden alıntı:
    Yaw ben kesinLikLe jiletle traş oLamıyorum,evde olursam kendimi kesiyorum,kuaförde olsam boyun kısmım sürekLi tahriş..Bende makina iLe aldırıyorum sakallarımıı
    Orijinali Göster...


    o zaman bol köpürtecen ve derini gerecen
#07.08.2007 20:00 0 0 0
  • hazreti isa zamanında ne yazıkkı incil yazılı kaynak halıne getirilemedi sorasında havarileri hristiyanlıgı yaymak için dünyanın dort bir yerine dagıldılar. yazılı bir kaynak olamdıgı içinde havariler kendi yorumaslrını kattılar (havariler gercek hristiyandılar) daha sonra kuranı kerimdeki lanetlenmiş kavim olan yahudiler havarilerin sözlerine kendi yorumlarını katarak ortaya bir cok incil cıktı ve bu inciller iznik goruşmesinde 4 e indirildi. Kur an da gercek incile en yakın incil olarak kabul eden (gercek incil değildir) "Barnaba İncili " olarak belirlenmiştir. Cünku Barnaba İncili Hz isayı Allah ın oglu olarak kabul etmez incilin değiştrilecegini belirtir ve Hz muhammed (s a v) geleceğinden haber verir
#07.08.2007 17:38 0 0 0
  • Konu: ezan
    allah razı olsun
#07.08.2007 17:21 0 0 0
  • ERKEK

    1- Bankamatiğin önüne parket
    2- Kartı sok
    3- Şifreyi gir, işlemi yap
    4- Parayı, kartı ve makbuzu al

    KADIN

    1- Bankamatiğin önüne parket
    2- Dikiz aynasında makyajına bak
    3- Kontağı kapat
    4- Kontak anahtarını çantaya at
    5- Bankamatiğin önünde çantada cüzdan ara
    6- Kartı sok
    7- Çantada şifrenin yazılı olduğu kağıdı ara
    8- Şifreyi gir
    9- Ekrandaki bütün yazıları oku
    10- İptal tuşuna bas
    11- Şifreyi yeniden gir
    12- İptal tuşuna bas
    13- Şifreyi yeniden gir
    14- Bakiye sor
    15- Parayı al
    16- Bütün yazıları yeniden oku
    17- Makbuzu al
    18- Arabaya dön
    19- Makyaja bak
    20- Sağ sinyal ver
    21-Üç santim ilerle, dur
    22- Arabadan in
    23- Bankamatikten kartı al
    24- Arabaya dön
    25- Kartı cüzdana koy
    26- Makbuzu küçük bir deftere işle
    27- Makyaja bak
    28- Geri vitese tak
    29- 1 Kilometre ilerle
    30- El frenini indir...
#07.08.2007 10:27 0 0 0
#06.08.2007 15:12 0 0 0
  • arkadaşlar kusruma bakmayın benim kaynak belirtmemem hatalıydı hakkınızı helal edin eger boncukk kardeşimiz belirtmeseydi bende burada o kaynagı belirtecektim allah ondan da razı olsun
#05.08.2007 22:45 0 0 0
#05.08.2007 22:35 0 0 0
  • Konu: İSLAM
    ellerine sağlık
#05.08.2007 22:22 0 0 0
  • OLAY-1=> O gece bayanın birisi doğum için eşiyle beraber bir taksiyle hastahaneye gidiyorlarmış.Taksi tam Eyüp şehitliğinden geçerken doğum sancıları tutan bayan kafasını sağa sola çevirmeye başlamış.İşte tam bu sırada bayanın gözü şehitliğe ilişmiş.Bayan gördüğü manzara karşısında dona kalmış.Bütün şehitler kabirlerinden kalkmış elleri semada dua ediyorlarmış.


    OLAY-2=> Aynı saatlerde Eyüp Sultan Camisinin önünde taksicilik yapan bazı kişilerin anlattıklarıda insanı hayretler içerisinde bırakıyor.
    -Taksinin içerisinde oturmuş müşteri bekliyordum.Gözüm birden Cami'nin duvarına ilişti.Duvarları nurdan varlıklar kaplamış tutuyorlardı.Mezarlıklarda yatanlar kalkmış hep beraber dua ediyorlardı.


    OLAY-3=> Enkazdan 4 gün donra çıkan bir çocuğa su ikram etmişler.Çocuk;
    -Su ve yemek ihtiyacım yok.Yaşlı bir amca bana suda yemekte verdi.


    OLAY-4=> Denizden çok büyük bir ateş topu yükselmiş.


    OLAY-5=> O gece yıldızlar bir başkaymış.Çoğu insanın anlattığı - sanki elimi uzatsam yıldızları tutacak gibiydim.
#05.08.2007 11:44 0 0 0
  • 1. Dünya ahiretin tarlası ve hidayet konaklarından bir konaktır. Kendisine, mahiyetine uygun bir ifade olarak dünya denmiştir.

    2. Bazı kimseler nefislerinde bir yakınlık hissederek ibadetlerinde ve meclislerinde Allah'a yakın olduklarını zannederler. Böylece kendilerinden başka meclislerinde bulunan herkesin bağışlanacağı fikrine saplanırlar. Eğer böyle bir kimseye, bu şekilde sû-i edebinden dolayı Allah Teâlâ, müstahak olduğu muameleyi yapmış olsaydı, hemen o anda helak olurdu.

    3. Her sâlik, bulunduğu menzil ile geçtiği makamlar hakkında konuşabilir. Kendisinin ulaşamadığı makamlar, ihata edemediği menziller hakkında ise hiçbir şekilde konuşamaz. Ancak onlara gaybî bir şekilde inanır.

    4. Allah Teâlâ ilim nurlarını insanoğlundan esirgememiştir; Allah Teâlâ cimrilik yapmaktan münezzehtir. İlim nurlarının kalplere akmamasının sebebi, o kalpleri doldurmuş bulunan bulanıklıklar ve kötülüklerdir. Çünkü kalpler kaplara benzer; bir kap su ile dolu ise, havanın o kaba girmesine imkân yoktur. Kalp mâsiva ile dolu oldukça Allah'ın celâl marifeti oraya girmez.

    5. İlimlerin içinde en şerefli olanı Allah'ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İnsan bu ilimle kemâle ulaşır. Kâmil olmanın saadetini duyar. İnsanoğlu, Allah'ın celâl ve kemâl sıfatlarının komşuluğuna ulaştığı zaman, bu komşuluğun ona büyük saadetler kazandıracağı muhakkaktır.

    6. Kalplerin ve insan basîretinin cilası zikirdir. Zikri ancak muttaki kullar yapabilirler. Bu nedenle takva zikrin kapısı; zikir keşfin kapısı, keşif ise büyük zafere açılan kapının ta kendisidir.

    7. Kalbiyle arasındaki perdeler aralanan bir kimseye, mülk ve melekûtun tecellisi görünür. Böyle bir kimse, genişliği yerle gökleri içine alan cenneti müşahede eder.

    8. İbadetlerin esası kalbin tezkiyesidir. Kalbin tasfiyesi de marifet nurunun orada doğması ile mümkündür.

    9. İman üç mertebedir: a) Halkın imanı olan mukallidlerin imanı, b) Birtakım kelâmî delillere dayanan kelâmcıların imanı, c) Yakîn nuruyla görerek iman eden ariflerin imanı.

    10. Aklî ilimlerin şer'î ilimlere zıt olduğunu ve bu ilimlerin bir arada bulunmadığını ve bulunamayacağını zanneden bir kimsenin bu zannı, basiretsizliğinden ve körlüğünden ileri gelir. Basiretsizlikten Allah'a sığınırız.

    Aklî ilimler iki kısma ayrılır: a) Dünyevî, b) Uhrevî

    Dünyevi olanlar, tıp, matematik, kozmoğrafya, sanat ve fen ilimleridir. Uhrevî olanlar ise, kalbin hâllerini, amellerin âfetini, Allah'ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İşte aklî ilimlerin bu iki grubu birbirine zıttır. Bütün gayretini bu iki kısımdan birisine sarfedip o sahada derinleşen bir kimse, genellikle öbür kısımda eksik kalır.

    11. Akılcılar tarafından inkâr edilen dinî ve gaybî birşey işittiğin zaman, onların bu inkârları sakın seni şaşırtmasın; zira şarkta bulunan bir insanın garbdaki hakikati bilmesi imkânsızdır.

    12. Etrafta ilâhî rüzgârlar esiyor; kalp gözlerini örten perdeleri açıyor. İşte bu gözler Levh-i Mahfuzda, yazılı olan birtakım hakîkatleri görürler.

    28

    13. Ehl-i tasavvuf, çalışmakla elde edilen ilimlerden ziyade ilhamla öğrenilen ilimlere meyleder. Onun için musanniflerin yazdıkları ilimlere eğilmeye, oradaki sözleri ve delilleri araştırmaya önem vermemişlerdir.

    14. Takva, çok secdeden ötürü alında iz bırakma veya oruç tutmaktan sararma veya secde ve rükûdan belin bükülme hâli değildir. Eğilen boyunda veya sarkıtılan eteklerde takva aranmaz. Takva, kalplerdeki vera' hâlidir. Güler yüzle karşıladığın kimse, seni asık bir yüzle karşılar ve bilgileriyle sana mihnet yüklerse, Allah böyle kimselerin sayılarını artırmasın!

    15. Mü'minin kalbi ölmez, ilmi, ölüm anında silinip gitmez. Kalbindeki berraklık kesinlikle sönmez.

    Hasan Basrî de bu mânâya şöyle işaret etmiştir: 'Toprak imanın merkezini yeyip bitiremez'.

    16. Bâtın ilmi Allah'ın sırlarından bir sırdır. Allah Teâlâ o sırrını dilediği kulunun kalbine ilham eder.

    17. Kur'an takvanın, hidayetin ve keşfin anahtarı olduğunu açıkça beyan eder. Takva ise, öğretmen olmadan elde edilen ilimdir.

    18. Kalbe herhangi birşey geldiği zaman, ondan önceki hakikatler kaçışır ve yerlerini son gelene bırakır.

    19. Muamele ilminin en yüksek zirvesi, nefsin hilelerine ve şeytanın desiselerine vâkıf olmaktır. Böyle bir ilme vâkıf olmak her insana farz-ı ayn'dır. Fakat ne yazık ki halk bu farzı terketmiş ve vesveselere sebep olan birtakım fuzulî ilimlerle uğraşır olmuştur. İşte bu ilimleri vesile ederek şeytan onları yoldan çıkarmaktadır.

    20. Alimlerin birbirlerine hücum ettiklerini, birbirlerine hased ettiklerini ve anlaşamadıklarını gördüğün zaman, onların dünya hayatına karşılık ahiretlerini sattıklarına hükmet! Acaba bu kişilerden daha fazla aldanan bir satıcı var mıdır?

    21. Bir kimse herhangi bir imamın mezhebinde olduğunu söyler, fakat o imamın yolundan gitmez ise, onun en büyük hasmı bağlı olduğunu söylediği imamın ta kendisidir. O imam Allah'ın huzurunda şöyle der: 'Benim mezhebim, istihraç ettiğim ahkâm ile amel etmektir. Dil ile "Ben şu mezhebe bağlıyım' demek değildir. Dil çalışmak içindir, hezeyan için değildir. O halde, madem sen benim mezhebimden olduğunu iddia ediyorsun, öyleyse neden amel ve ahlâkta bana muhalefet ettin? Oysa ona uyarak Allah'a yaklaşmayı düşündüğün mezhebin esası amel ve ahlâk idi. Bir de utanmadan benim mezhebimden olduğunu iddia ettin. Böyle bir iddia şeytanın kalbe girmesine yardım eden kapılardan biridir. Birçok âlim bu kapının açılması sebebiyle helak olup gitmişlerdir'.

    22. Ahmaklıkta en ileri gitmiş olan kimse, nefsinin faziletine en çok inanan kimsedir. Akılda en ileri olan kimseler ise, nefsini en fazla itham edenlerdir.

    29

    23. Halk tabakasından biri zina eder veya hırsızlık yaparsa, onun bu suçu ilimle ilgili konuşmasından daha hafiftir. Çünkü Allah'ın dininin inceliklerini bilmeyen bir kimsenin, bu konularda söz söylemesi zamanla kendisini küfre sürükler. Aynen yüzme bilmeyen kimsenin kendisini denize atması gibi... Böyle bir kimse ise muhakkak boğulur.

    24. İnsanların en muttakîsi ve en âlimi, insanlara aynı gözle bakmayandır. Çünkü bazı insanlara rıza ve bazı kimselere de gazab gözüyle bakmak gerekir. Eğer gazab gözüyle bakılması gereken kişiye, rıza gözüyle bakarsan onun ayıplarını göremezsin; zira rıza, insanın gözlerindeki görme hassasını zayıflatır.

    25. Allah hakkındaki zannı kötü olan ve insanların ayıplarını araştıran bir kimseyi gördüğün zaman, bil ki böyle bir insanın kalbi hastadır. Mü'min kişi ise, bütün halk nazarında kalbi sağlam olan kimsedir.

    26. Kalp, takva ve iyi amellerle süslenip, kötü sıfatlardan arınmadıkça, o kalpte zikrin hakikati bulunmaz. Aksi takdirde, zikirden dem vurmak nefsin konuşması olup, bu konuşmada kalbin dahli yoktur. Böyle olunca da şeytanın kalpten sürülmesi mümkün değildir.

    27. Ruh rabbani bir emirdir. Rabbani demek, onun mükâşefe ilimlerinin sırlarından birisi olması demektir. Bu sırrı ifşa etmek salâhiyeti hiç kimseye verilmemiştir. Çünkü Allah'ın en sevgili kulu olan Allah'ın Râsûlü dahi bu sırrı açıklamamıştır.

    28. Şehvet kalbe galip geldiği zaman, kalbin en derin hücrelerine nüfuz edemese dahi, şeytan oraya gerleşir. Kötü sıfatlardan uzak olan kalplere gelince, o kalplerde şehvet olduğu için değil, zikirden gaflet edildiği zaman şeytan o kalplerin kapısını çalar. Fakat o kalpler zikre sarıldıkça şeytan geri çekilir.

    29. Duanın şartları yerine getirilmediği zaman nasıl geri çevrilirse, zikrin şartları da yerine getirilmediği takdirde böyle bir zikir şeytanı kaçırtmaz.

    30. Şeytanlar tek tek bir araya gelerek toplanmış ordulardır. Günahların her çeşidinin bir şeytanı vardır. Her günah kendi şeytanının davetiyle işlenir.

    31. Melekût âleminde suretler sıfata tâbidir. Öyleyse kötü mânâ, kötü surette görünür. Demek ki Şeytan, köpek, kurbağa ve domuz suretinde görünür. Bu suretler mânâların etiketidirler ve mânâların doğruluğunu aksettirirler. Bu sırra binaen rüyada maymun ve domuz görmek, kötü insana işaret ettiği gibi, koyun görmek de iç âlemi geniş insana işaret eder. Her rüya bu ölçüye göre tefsir edilir.

    32. Zaruri miktar dışında uyumak, kalbi öldürür ve kurutur. Yetecek kadar uyumak, gayb sırlarının keşfine vesile olur.

    34. Allah yolunun yolcusuna gereken şey, hassalarını kontrol altına almaktır. Bu kontrol karanlık bir yere çekilip düşünmekle ve başını önüne

    30

    eğmekle, herhangi bir örtüye bürünmekle elde edilir. Bu vaziyetler hakkın sesini dinlemek ve rubûbiyet huzurunun azametine işaret etmek için alınır. Görmez misin, Allah'ın Râsûlü'ne bu vaziyetteyken nida gelmiş ve o nida 'Ey örtülere bürünen! Kalk ve uyar' demiştir?

    35. Mide ile fere, ateşe açılan kapılardan birer kapıdır. Çünkü onun aslı tatmin olup doymaktır. Zillet ve inkisar ise cennetin kapılarından birer kapıdır. Çünkü onun aslı acımaktır. Cehennem kapılarından birini kilitleyen, cennet kapılarından birini açmış sayılır. Çünkü bu ikisi, birbirinin zıddıdır. Birisine yaklaşmak öbüründen uzaklaşmaktır.

    36. Kişinin kendi nefsine hâkim olması saadetin tamamı; şehvetin ve nefsin kişiye hâkim olması ise şekavetin tamamıdır.

    37. Fazla doymak ibadetten alıkoyar, ibadeti, kalbin parlaklığını ve düşünceyi kararttığı gibi bunlara bağlı olan hayatı da dumura uğratır. Aç kalmak ise, bütün bu menfi hâlleri müsbete çevirir. Çünkü az yemek bedenin sağlığını koruduğu gibi, çok yemek ve mideyi karışık yiyeceklerle doldurmak damarlarda karışıklık meydana getirir.

    38. Dinen yasaklanmış olan tartışmanın sonucu, başkasından dinlediklerine yanlıştır diyerek itiraz etmektir. Mücadelenin sonucu ise, başkasını susturmak, aciz bırakmak, konuşmasını çürütmek ve kendisine cehalet nisbet etmektir.

    39. Nefsini Allah'ın celâl ve azametini, yer ve gökteki saltanatını düşünmeye alıştıran bir kimse için bu şekilde melekütun garip ve acaip sanatına bakmaktan duyulan lezzet; zahirî gözle cennetin bağlarına ve meyvalarına bakmaktan duyulan lezzetten daha üstündür. İşte düşünürlerin dünyadaki hâlleri budur! Acaba ahirette bütün perdeler kalktığı zaman durumları ne olacaktır?

    40. Şayet sen Allah'ın marifetine aşık değil isen mazursun! Çünkü cinsî münasebete iktidarı olmayan bir kimse evlenmeye, çocuklar da saltanat tahtına ve tacına hevesli değildirler. Şevk ancak zevkten sonra hâsıl olacak olan bir hâldir. Zevk almayan bunu anlamaz. Anlamayan da aşık olmaz. Aşık olmayan ise istemez. İstemeyen ise idrak edemez ve idrak etmeyen ise esfel-i sâ'filîn 'de bulunan mahrumlardan olur.

    41. Dinde, yücelmişlerin mertebesine erişmeyen kimselerin elinden onları sevmenin sevabı alınmış değildir. İstedikleri zaman onları severler ve bu sevgilerinden ötürü büyük sevaplara nail olurlar.

    42. Hased, helâllik istenecek bir zulüm değildir. Seninle Allah arasındaki bir günahtır. Helâllik ancak azalardan çıkıp başkasına zarar veren fiillerde vacibdir.

    43. Dünya ve ahiret, kalbin durumlarından iki durumdur. O durumların ölümden önce ve geçici olanına dünya, ondan sonraki kısmına ahiret deniliyor. Ahiret ölümden sonra olandır. Ölümden evvel acil bir şehvet veya bir payın içinde bulunduğu herşey senin için bir dünyadır.

    44. Ölüm anında insanda şu üç sıfattan başka hiçbir şey kalmaz:

    1. Kalbin dünya kirinden temizlenmesi.

    2. Kalbin Allah'ın zikriyle yakınlık kurması.

    3. Kalbin Allah sevgisiyle neş'eye garkolması.

    Kalbin temizlenmesi, ancak dünya şehvetlerinden kaçınmakla mümkün olur. Zikre yakın olmak ise, ancak çok zikir yapmakla mümkün olur. Allah sevgisi ise, ancak marifetle elde edilir. Allah'ın marifeti ise daima zikir yapılmadıkça bilinemez.

    45. Ölüm, dünyaya bağlı olanların zannettiği gibi yokluk değildir. Ölüm, sevgilinin huzuruna varman için geçmek zorunda olduğun engelden kurtulmaktır.

    46. Kibir, kulun Allah'ın azabından emin olduğunu gösterir. Azaptan emin olmak ise felâketlerin en büyüğüdür. Tevazu ise Allah'tan korkmayı ifade eder. Bu korku ise, saadetin rehberi ve âletidir.

    Kibrin ilaçlarından biri, emsal olan kimselerle toplantılarda bulunulduğu zaman onları öne geçirmek ve onların aşağısında oturmaktır. Fakat burada şeytanın bir kurnazlığı vardır. Şöyle ki: Kişi ayakkabılarının yanında oturur veya emsalleriyle arasında ne idüğü belirsiz kimseler bulunur ve böylece kendini mütevazi zanneder. Oysa böylesi, kibrin ta kendisidir. Çünkü kalbine 'lâyık olduğum yeri başkasına terkettim ve tevazu gösterdim' gibi vesveseler gelir ki işte bu vehim, kibrin ta kendisidir. Kendisine düşen vazife akranını öne alıp, onların arkasında oturarak ayakkabılığa düşmemektir.

    47. Saadetlerin esası akıl, anlayış ve zekâdır. Akıl nimetinin sıhhatli olması, Allah'ın fıtrat dünyasına büyük bir nimettir. Bu bakımdan eğer akıl, hamakat ve belâdetle ölüp dumura uğrarsa, o zaman her şeyden önce onu elde etmeye çalışman gerekir.

    48. Cin şeytanlarından emin olabilirsin. Fakat insan şeytanlarından şiddetle korun! Çünkü insan şeytanları, cin şeytanlarından iğva ve idlâl vazifesini almışlar ve böylece cin şeytanlarını istirahate göndermişlerdir.

    49. Allah'ın, kendilerine verdiği akıldan razı olmayan kimse yoktur. Fakat akılsızların en aşağılığı aklıyla övünen kişidir.

    50. Ahiret âlimleri, yüzlerindeki sükûnet, Allah'a karşı zillet ve tevazu ile bilinirler. Huni gibi açılıp kapanan ve gülerken kulaklara kadar yayılan ağızların sahipleri, hareketlerinde ve konuşmalarında hiddetli olan kimseler ise, onların bu şiddet ve hiddetleri gafletlerinden ileri gelmektedir. Böyle hareketler dünyaperestlerin âdetidir.

    51. İhtiyacı olan bir kimsenin o ihtiyaca ulaşması için ilk şart, o ihtiyacı sabahtan akşama kadar elde etmedikçe yemek yememektir.

    52. Kötü sonu hazırlayan birtakım günahlar vardır. Onlardan biri de velî olmadığı halde velilik iddia etmektir.

    53. Herkesin kalbi vardır zannedilmesin!
#05.08.2007 11:27 0 0 0
  • 1. cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol

    2.şefkat ve merhamette güneş gibi ol

    3.başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

    4.hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

    5.tevazu ve alçak gönüllülükle toprak gibi ol

    6.hoşgörüde deniz gibi ol

    7.ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol
#03.08.2007 17:16 0 0 0
  • Arkadaşlar, hiç kendi kendinize "Ben kimim? Neyim? Nereden geldim? Ne için geldim? Amacım nedir? Nereye gidiyorum? Kime borçluyum? Ne gibi ve nasıl hesap vereceğim?" diye soruyor musunuz?

    Başarı için yola çıkan ve hayatını başarılarla doldurmak isteyen insan, kendisini tanıma konusunda ne kadar başarılı olmuştur?
    Çevresinin ve kâinatın en ince ayrıntılarıyla ilgilenen insan, acaba kendi ayrıntısı ve sırlarıyla ne kadar ilgilenmektedir?
    Göklerin keşfi ve denizlerin derinlikleri için bir ömür harcayan insanoğlu, kendisini keşfetmede, kendisini tanımada ve kendi dünyasının derinliklerine inmede ne kadar çaba harcamaktadır?
    Bir başka ifadeyle; önemli işler başarmak, büyük hedeflere koşmak, bir çok keşif ve sırlara ulaşmak için çırpınan insan; kendisini ne kadar tanımakta, taşıdığı değerlerin, sırların ve emanetin ne kadar farkına varmaktadır?
    Belki günde, dünyanın ve kâinatın sırlarıyla ilgili "Bunlar Nedir? Nasıl Olmuştur? Neye Yaramaktadır? Yapan Kimdir?" gibi onlarca kez sorduğu merak dolu soruları; acaba kaç kez kendisine yöneltip; "Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Gayem nedir? Beni gönderen kimdir?" diye sormuştur?
    İnsanın öncelikle kendisini tanıması, kendisini sorgulaması ve kendisiyle ilgili bilinmezlerin peşinde olması gerekmez mi? Bu, insan olmanın önemli ve ilk şartıdır.
    "Değerli arkadaşlar, acaba fen bilimleri ve sosyal bilimler insan için ne diyor? Bu konuyu birlikte ele alıp değerlendirelim:
    Fen bilimleri açısından insan, canlıların en mükemmelidir. Hayat verici bir düzen, uyum ve planlama içindedir.
    İnsan bir tek hücreden yaratılmıştır. "Zigot" denilen gözle görülmeyen, ancak yüzlerce defa büyütülerek görülen bu hücre; kendinden binlerce ve trilyonlarca büyük bir konuma gelerek hayat için gerekli olan her türlü cihazla donatılıp dünyaya bir insan olarak gönderilmektedir.
    İnsan, çok zaman kıymetini takdir edemediği, harika bir vücudu, eşsiz bir sanat eserini ve antika bir şaheser taşımaktadır. Öyle ki, bir tek hücreyi bile yapmaktan aciz olan insan, akılları hayretle bırakan sayısız hücrelerin mükemmel işbirliği ve uyumu ile hayatını sürdürmektedir.
    Bu hücrenin, yani ceninin zamanla insan vücuduna dönüşmesi, her hücrenin belirlenen hedefe ulaşması ve hiçbir hücrenin görevini aksatmadan yüz binlerce görevi bir anda yapması, insan aklını tam anlamıyla şaşırtmaktadır.
    Hepsi aynı hücreden meydana gelen dokular; gittikleri yerlerde gören, duyan, tat alan, hisseden hücreler haline gelmekte, mide, barsak ve karaciğerde modern bir laboratuar gibi çalışmaktadırlar.
    İnsanın iç ve dış organları; birbirini koruyan, kollayan, yardımcı olan ve harika bir alışveriş sistemi üzerine kurulmuştur. İnsan vücuduna baktığımızda hiçbir organın fazlalığı görülmediği gibi, eksik bir organa da rastlanmaz. Öyle ki insan; en seri, en çabuk ve en verimli sonuç olacak bir planlamaya göre düzenlenmiştir.
    Dışarıdan alınan besinlerin yenilmesi, sindirilmesi, emilmesi ve artıkların dışarı atılması harika bir çalışmayla yürütülür ve sonuçlanır. Bu konuyu gözleyen bilim adamları şaşırmaktan kendini alamamışlardır. (Yeğin, 1980:72-75)
    İnsan beyninde 10 milyar karar merkezi vardır. Bu merkezlerin her birinde, sayıları 2000'e varan Sinaps'lar mevcuttur ve Sinaps'lardan her an yüzlerce olay cereyan eder. Ayrıca her bir Sinops, diğer milyonlarca Sinaps'tan haberdar olarak ve birbirini karşılıklı kontrol ederek çalışır. İşte beynimin, sinirlerimin böylesine göz kamaştırıcı bir "harikalar ülkesi"dir. Gözünüzü nereye çevirseniz, Ulu Yaradan'ın muhteşem sanatını görürsünüz. (Songar, 1979:30-31)
    Mehmet sence biz neden varolmuş olabiliriz?
    Bütün bu kainat niçin bize hizmet ediyor olabilir?Yani
    hayatın gayesi nedir? Ne için yaşıyor olabiliriz? dedim.

    "Sana bir soru daha sorabilir miyim, dedim.
    "Buyurun hocam, dedi.
    "Allah korusun senin aklî muhakemen yerinde olmasa da, bir hekime gitsen seni sıhhate kavuştursa, o hekime karşı nasıl bir borç altına girdiğini düşünürsün?
    "Hocam ne demek? Deli bir insanı akıllandıran bir doktora bir ömür fedâ edilir. Çünkü hekim bir hayat sunmuş oluyor.
    "Peki, gözlerin olmasa ve dünyayı hiç görmesen. Birisi gelip sana göz taksa ve görmeye başlasan, gözünü açan kişiye karşı nasıl bir minnet altına gireceğini varsayarsın?
    "Yani, ona da bir ömür verilir. Çünkü fiyatı çok fazla olmalıdır.
    "Konuyu uzatırsak, dil, ağız, burun, kulak ve özet olarak bütün organların için aynı şeyi düşünürsek, insanın borcu ne kadar olur?
    "Ooo hocam bu hesaplanamaz. Buna ömür değil, binlerce ömürler yetmez. İnsan köle olsa yine de ödeyemez bu borcu.
    Mehmet'e tekrar döndüm:
    "Peki Mehmet, dedim. Hiç bugüne kadar, şu sahip olduğun biyolojik ve psikolojik dünyanı ve onun mükemmel ve harika nimetlerini, bunların niçin ve kim tarafından verildiğini hiç düşünmedin mi?
    Peki Mehmet, dedim. Hiç bugüne kadar, şu sahip olduğun biyolojik ve psikolojik dünyanı ve onun mükemmel ve harika nimetlerini, bunların niçin ve kim tarafından verildiğini hiç düşünmedin mi?
    Veya soruyu şu şekilde sorarsak;
    İki göz, bir akıl, bir dil veya herhangi bir uzuv için, karşılığında köle gibi çalışmak göze alınır ve bu aklın gereği ise; şu mükemmel vücut sarayını ve şu muhteşem biyolojik ve psikolojik âlemi bizlere sunan, kâinatı milyarlarca nimetlerle doldurup, bize veren kudret sahibine, ne gibi ve nasıl bir borcumuzun olduğunu hiç düşünmez miyiz?
    Bütün alemi emrimize veren ve peşimizde koşturan zâtı merak edip, bilmek ve tanımak istemez miyiz?
    Hayatımıza binlerce nimetleri sunan zât, bunları hiç bedava verir mi? Bunların bir hesabı olmaz mı?
    "Bu savuma bir çare değil, dedim. Bizi bu dünyaya gönderen, bizlere bedava nimetler sunan zât bir gaye için göndermiş olmalı ve alıp götürdüğü zaman da bir hesaba çekmelidir. Çünkü, her alışverişin bir karşılığı ve bir hesabı vardır.
    Bak bu konuyla ilgili değerli bir âlim şunları ifade ediyor:
    "İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine mütemadiyen (devamlı sûrette) gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval (yok olma) ve fîrak (ayrılık) ta yuvarlanması şâhittir... Demek insan dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve sâfâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azim bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedî, dâîmî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir." (B.S. Nûrsî)

    Halit Ertuğrul
    Düzceli Mehmet kitabından alıntıdır.
    (Okumanızı tavsiye ederim.)
#03.08.2007 17:11 0 0 0
#02.08.2007 09:34 0 0 0
  • 1- Bid'at sahibi olmak

    2- Günah işlemeye devam etmek

    3- Müslüman olduğuna şükretmemek

    4- İmansız ölmekten korkmamak

    5- Zulmetmek

    6- Anaya-babaya âsi olmak

    7- Doğru olsa da çok yemin etmek

    8- Namazı öğrenmeye ve çoluk-çocuğa öğretmeye önem vermemek

    9- İçki içmek

    10- Yalan yere evliyalık taslamak

    11- Günahını küçük görmek

    12- Kendini beğenmek

    13- İlim ve ibadeti ile kendini üstün görmek

    14- Haset etmek

    15- Tecrübe etmeden bir kimseye iyi demek

    16- Yalana, gıybete devam etmek

    17- Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından uzak durmak

    18- Kâfir olsa da komşusuna eziyet etmek

    19- Dünya işleri için, çok sinirlenmek

    20- Büyü yapmak

    21- Salih olan mahrem akrabayı ziyareti terk etmek

    22- Allahü teâlânın sevdiklerini sevmemek; sevmediklerini sevmek

    23- Mümin kardeşine üç günden fazla kin tutmak

    24- Zina veya livata yapmak

    25- Açık saçık giyinmek

    26- Katillik

    27- Hırsızlık

    28- Uyuşturucu madde kullanmak

    29- Gasp

    30- Ramazan orucunu, açıktan yemek

    31- Zaruretsiz faiz vermek

    32- Haksız yere yetim malı yemek

    33- Ölçü ve tartıda hile yapmak

    34- Namazı vaktinden önce veya sonra kılmak

    35- Kalb kırmak

    36- Rüşvet almak

    37- Malın zekatını ve uşrunu vermemek

    38- Canlı hayvan ateşte yakmak

    39- Kur'an-ı kerimi öğrendikten sonra, okumasını unutmak

    40- Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek

    41- Hainlik etmek

    42- Eshab-ı kiramdan herhangi birisini sevmemek

    43- Namuslu kadına, kötü kadın demek

    44- Müslümanlar arasında söz taşımak

    45- Avret yerini açmak veya başkasının avret yerine bakmak

    46- Emanete hıyanet etmek

    47- Cimrilik

    48- Dünyaya düşkünlük

    49- Allahü teâlânın azabından korkmamak

    50- Haramı haram helalı helal bilmemek

    51- Falcıların falına inanmak

    52- Kadına, kıza yani harama bakmak

    53- Kadınların erkek, erkeklerin kadın elbisesi giymesi

    54- Ettiği iyiliği başa kakmak

    55- Allah'tan gayriye yemin etmek. Mesela çocuğumun ölüsünü öpeyim gibi

    56- Küçük günahı işlemeye devam etmek

    57- Bir namaz vaktini kaçıracak zaman kadar cünüp durmak

    58- Çalgı çalmak ve dinlemek

    59- İntihar etmek

    60- Dinini öğrenmemek


    Allah hepimizi korusun
#02.08.2007 09:26 0 0 0
  • 1- Amentü'deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah'tan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i cüziye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür.]

    2- Amel, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denmez. [Vehhabiler, (amel imanın parçasıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen kâfirdir) derler.]

    3- İman ya vardır ya yoktur, artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]

    4- Kur'an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.

    5- Allah mekândan münezzehtir. [Vehhabiler, (Allah gökte veya Arşta) derler. Bu küfürdür.]

    6- Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese kâfir derler.]

    7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.

    8- Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.

    9- Evliyanın kerameti haktır.

    10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, (Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir) derler. Halbuki Kur'anda, tamamı cennetlik deniyor.] (Hadid 10)

    11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.

    12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.

    13- Öldürülen, intihar eden eceli ile ölmüştür.

    14- Peygamberler günah işlemez.

    15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

    16- Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hz. Âdem'in, Hz. Şit'in, Hz. İdris'in peygamber olduğunu inkâr ederler. İlk peygamber Hz. Nuh derler. Liderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, (Nebi gelmez, ama resul gelir) derler. Bunun için de Resulüm diyen zındıklar türemiştir.]

    17- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.

    18- Ruh ölmez. Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir.

    19- Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların hürmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk derler. Bu yüzden Sünnilere ve Şiilere müşrik, yani kâfir derler.]

    20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hz. Mehdi'nin geleceğine, Hz. İsa'nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak
#02.08.2007 09:25 0 0 0
  • İnanmak, görmüş gibi, kabul etmek, tasdik etmek, beğenmek demektir.
    Bir insanın Müslüman olabilmesi için, iman sahibi olması, yani dinimizin emir ve yasaklarına inanması şarttır. Yalnız inanması da kâfi değildir; bu emirleri beğenmesi ve sevmesi de şarttır. Bu da bir bilgi işidir. Yapıp yapmamak ayrı, bunları kabul etmek, beğenmek ve sevmek ayrı şeydir. Yapıp yapmamak günah ve sevapla ilgili, kabul etmek ve beğenmek imanla ilgilidir. İmanın altı esası bir bütün olup, çok önemlidir. Ufak bir şüphe götürmez. İnandığı halde, birini bile beğenmemek kâfirliktir.
#02.08.2007 09:23 0 0 0