poyraz

poyraz

Üye
06.09.2005
Çavuş
1.666
Hakkında

#18.07.2007 14:45 0 0 0
  • Tipik Türk kızı 1.90 boyunda, manken fiziğinde yakışıklı, kariyeri ve iyi bir eğitimi olan zengin genç erkeklerle evlenmek istediğini söyler. Bu yüzden belli bir yaşa kadar kimseyi beğenmez.

    Fakat sonunda Şifo Mehmet boyunda, tipsiz, eğitimsiz, beş kuruşsuz tiplerle evlenirler. İşin ilginç yanı, mutlu olduklarını söylerler. Aradan geçen bir kaç yıl sonra çocuk olur ve geçim derdi başlar. Ondan sonra ya kaçarlar ya da zavallı şifoya boşanma davası açarlar.

    Tipik Türk kızı kendini kaf dağının ardında görür. Hepsi kendini Cindy Crawford sanar ve bu havayla sokaklarda dolaşırlar. Her erkeğin onun için deli olduğuna ve ne derse yaptıracağına inanırlar. Onları bu ruh haline sokanlar da zavallı amele Türk erkeğidir. Halbuki bir kıza onu önemsemediğinizi hissettirirseniz bu her zaman lehinize işler.

    Tipik Türk kızı malesef aptaldır. Genel kültür düzeyleri sadece pop şarkıcılarının isimleri ve şarkı sözleriyle kısıtlıdır. Ne politika, ne spor, ne bilim hakkında bir kaç cümle bir şey söyleyebilirler. Söyleyemezler çünkü kapasiteleri buna yetmez. Bunun için çaba da harcamazlar zaten.

    Buna mukabil Türk erkeğini aptal olmakla ve kadınları seks aracı olarak görmekle suçlarlar. Onlara göre erkekler kadınların beynini keşfetmeli. Ulan ne varda neyi keşfedecek erkekler? Cristof Colomb olsa keşfedemez iddia ediyorum.

    Genel kültürü zehir gibi olan istisna kızlar vardır. Fakat bunlar da ya çirkindir, ya ruh hastasıdır. Kendi içinde sorunlarını aşamamış sürekli dışarıyı suçlayan tiplerdir.

    Ben şu ana kadar Einstein ayarında bir kadın duymadım hiç. Hele ki çevremde " Şu kadın ne akıllı ama" türünden bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. Duyduklarım genelde "Şu kadın ne kadar güzel" , "Şu kadın ne kadar uyanık" türünden nitelik içermeyen şeylerdi.

    Tipik Türk kızının gelecek kaygısı yoktur. Belli bir yaşa gelene kadar aileden geleyi parayı çatur çutur yer. Yok dershaneydi, yok kuafördü. Evlendikten sonra da nasıl olsa keriz erkek bana bakar diye düşünür ve meslek sahibi olmak için hiç bir kaygı duymaz. Ayrıca paraları da yoktur. Hayat boyu hiç para biriktirmezler.

    Sadece kısa vade de alacakları şeyler için para biriktirirler. Bunun dışında geleceğe yönelik asla para biriktirmezler. Evlendiklerinde getirecekleri tek şey çeyiz denen b.k püsür tabaklardır.

    Tipik Türk kızı niteliksizdir. Hiç bir özelliği yoktur. Ne adam gibi bir işten anlarlar, ne anlamak için çaba gösterirler. Çoğuna sekreter veya muhasebeci olmak yeter.

    Şu ana kadar hiç bir bilgisayar programcısı kadın veya elektrik prizini söküp takabilecek bir kadın-kız görmedim. Ellerinden hiç bir iş gelmez yemekten başka. Açıkçası çoğu doğru dürüst yemek bile yapamaz. Mantı yapmayı bilen kaç tane kız var acaba? Dünyanın ve Türkiye'nin en büyük aşçılarıda erkektir zaten. Tesadüfe bakınız!!

    Türk kızı espriden anlamaz. Ne gülmeyi bilir ne güldürmeyi. Gider en dandik şeylere kahkayı basar (Yolda giden adamın düşmesi gibi). İnce bir espri yapıldığı zaman hiç bir şey anlamaz.

    Gelelim güldürme olayına. İşte ondan hiç mi hiç anlamazlar. Bu yaşıma geldim hala beni adam gibi güldüren ( ince espri ile ) bir kız çıkmadı. İnsan yarım saat Cem Yılmaz izlese birşeyler kapar yahu.

    Kendi kız arkadaşları arasında adetten tutun erkeklerin bile bilmediği bir çok şeyi konuşurlar. Buna rağmen duygularını ve güdülerini hep bastırır.

    Tipik Türk kızı bilgisayardan anlamaz. Tek kullanabildiği şey chat veya muhasebe programlarıdır. ICQ ve bilimum chat programlarında türk kızının durtusu bir kalkmıştır ki sormayın.

    Gören de Bill Gates'le söyleşi yapıyorsun sanır. Çoğu da konuşmaz zaten. Aklı sıra böyle yapınca ulaşılmaz olduğunu düşünür. Oysa ki ICQ'daki "Sadece listemden mesaj al" özelliğinden haberleri yoktur. Olmasına imkan yoktur çünkü bu program onlara epey ağır gelmektedir.

    Resim yollarsın, almayı bilmez, yolla dersin "O nasıl oluyor?" der. Yani uzanıp elimle yakalasam çoğunun kafasını monitöre sokardım direk.

    Tipik Türk kızı bilimkurgu, karate ve polisiye filmlerini sevmez. Aşk filmlerine ise bayılır. Titanic gibi filmlerde hüngür hüngür ağlarlar ne hikmetse.. Bunun bir felaket filmi olduğu kısmı ise hiç hatırlanmaz. Çünkü kızın aklı başka yerde..

    - Titanik'e gitmişmiydin kız?

    - Ayy evet kızz. Çok hüzünlendik.. Hüngür hüngür ağladım inanır mısın? Hele o çocuğun geberdiği sahne varyaaaaaa..

    Onlar için spor sadece yağ bağlayınca zayıflamak için bisiklet ve bodyflex'tir. Onunda içine ederler zaten. Yanlış çalışma, aşırı yüklenme ve ağırlıktan dolayı güzelim bisiklet iki haftada hurdalık hale gelir. Ve bun sonunda bir arpa tanesi kadar zayıflamazlar.

    Bir çok kadın evlendikten sonra şişmeye başlar. Vücut biçimi bozulur. Sonra da duba gibi olurlar ve "Neden erken ölüyoruz yahu? Avrupa'da adamlar 80-90 yaşına kadar ortalama yaşıyor!" derler. Yahu o kadar kilo ile herhalde çabuk gidersin. Sağlıklı beslenmek denen şey Türk kız ve kadınlarında malesef yoktur.
#18.07.2007 14:30 0 0 0
#18.07.2007 14:25 0 0 0
#18.07.2007 13:09 0 0 0
#18.07.2007 13:04 0 0 0
#18.07.2007 13:03 0 0 0
#18.07.2007 13:01 0 0 0
  • Dinimizde ilmin önemi çok büyüktür. Dinimizin emrettiği faydalı işleri yapmak, zararlı şeylerden kaçmak için ilim sahibi olmak gerekir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Allah iman edenleri yüceltir; ilim ehlini ise kat kat yükseltir.) [Mücâdele 11]

    (De ki, hiç bilenle bilmiyen bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.) [Zümer 9]

    (Allahü teâlâdan en çok korkanlar, âlimlerdir.) [Fâtır 28]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

    (İlim Çin'de de olsa, alınız!)

    Hikmet, [fen ve sanat] müminin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın!)

    (Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye çalışınız!)

    (Bir âlim, bir yerden geçse, onun hürmetine, oradaki kabristandan 40 gün azap kaldırılır.)


    Ölü kalblerin dirilmesi
    Hazret-i Lokman, oğluna buyurdu ki: (Âlimlerle otur, hikmet sahiplerinin sözlerini dinle! Allahü teâlâ, bahar yağmuru ile toprağa hayat verdiği gibi, ölü kalbleri hikmet nurları ile diriltir.)

    İlim, cennete giden bir yol, gurbette arkadaş, yalnızlıkta sırdaştır. İlim, iki cihanda kurtuluş, düşmana karşı siperdir. İnsan için hayâ, gözler için ziyadır.

    İlim öğrenmek ve öğretmek çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ, ilim verdiği âlimlerden de peygamberlerden aldığı misak gibi, ilimlerini saklamamaları ve açıklamaları için, söz almıştır.)

    (En güzel hediye, hikmetli sözü iyi anlayıp, din kardeşine anlatmaktır.)

    (İmrenilecek iki kişiden biri, Allahü teâlânın verdiği ilim ile amel edip, başkasına öğreten, diğeri de, Allahın verdiği serveti hayra sarfedendir.)

    (İlim yolunu tutana, Allah cennet yolunu açar.)

    (Melekler, ilim talebesini sevdikleri için, kanatlarını onların üzerine gererler.)

    (Tecrübeli yaşlılarla oturup kalkın. Âlimlere sorun. Hikmet sahipleri ile beraber olun.) [Taberânî]

    (Âlim olmayan veya ilim öğrenmeye çalışmayan bizden değildir.) [Deylemî]

    (Bir âlimin, yanına oturarak, bir saat ilimle meşgul olması, bir âbidin 70 yıl ibadetinden hayırlı olabilir. ) [Deylemî]

    (İşlenen bir günah, âlime bir, cahile iki olarak yazılır. Alim, günahı için azap olunur. Cahil ise hem günahı, hem de öğrenmediği için azap olunur.) [Deylemî]

    (Allah, dünya işlerinin âlimi, âhiret işlerinin câhili olana buğz eder.) [Hâkim]

    (İlim öğrenmek, namaz, oruç, hac ve Allah yolundaki cihaddan daha kıymetlidir.) [Deylemî]

    (Bir saat ilim öğrenmek gece sabaha kadar ibâdet etmekten kıymetlidir. Bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan kıymetlidir.) [Ebu Nuaym]

    (Bir kimse, ilim öğrense, bununla amel etmese bile; bin rekat namaz kılmasından daha fazla sevap alır. Eğer öğrendiği ilimle amel eder veya başkasına öğretirse, hem bunun sevabını alır, hem de Kıyamete kadar bununla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib]

    (İlimden bir mesele öğrenmek, dünyadaki her şeyden kıymetlidir.) [Taberânî]

    (İlim öğrenmek, kadın-erkek her müslümana farzdır.) [Beyhekî]

    (Farzlarda ihmallik yapan bir derde müptelâ olur. ) [İ. Ahmed]

    Bir talebenin, ilim öğrenebilmesi ve doğru yolu bulabilmesi için, bir öğreticiye ihtiyacı vardır. Çünkü hadis-i şerifte, (İlim üstaddan öğrenilir) buyuruldu. (Tebarani) Kur'an-ı kerimde ise, (Eğer bilmezseniz, bilenlerden sorun!) buyuruldu. (Nahl 43)

    Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için de sebeplere yapışmak, bir âlimin gösterdiği yolda gitmek gerekir. Kur'an-ı kerimde (Ey iman edenler, Allahtan sakının ve Onun rızasına kavuşmak için, vesile, vasıta arayınız!) buyuruluyor. (Maide 35)

    Bu ayet-i kerimeden de bir öğreticiye ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Bir kimsenin rehberi olmazsa, şeytan ona rehber olur. Şeytan rehber olunca da, kendisine tabi olanı uçurumdan uçuruma atar. [Bu yüzden, mezhepsiz, reformcu zatları dinlememeli, sözlerine inanmamalı, kitaplarını okumamalı, yaralı aslandan kaçar gibi bunlardan uzaklaşmalıdır. Nakli esas alan, ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumalıdır. Hakikat Kitabevinin yayınladığı kitaplar, böyle kıymetli eserlerdir. Faydasını görmek için bu eserleri edeple, severek okumalıdır.]

    Muhafız ve rehbersiz çöl yollarına çıkan kimse, kendini tehlikeye atmış olur. Onun sonu, sahipsiz yetişen bir ağacın haline benzer. Ağaç, bakıp sulayan olmazsa, çabucak kurumaya mahkumdur. Hatta bu ağaç, imkan bulup büyüse de, aşılanmamış olduğu için iyi meyva vermez. Bundan dolayı talebenin dayanağı da öğretmenidir.

    Irmak kenarında yürüyen bir amanın, rehberine tutunduğu gibi, talebe de öğretmenine sarılmalı ve her haliyle onun sözünü dinlemelidir. Âlimler buyuruyor ki: (İlim talebesi, ilme ve ilim öğreten hocasına hürmet etmedikçe, öğrendiği ilmin faydasını göremez.)
#18.07.2007 13:00 0 0 0
  • Kur'an-ı kerimi, lisanı Arabi olanlar bile anlıyamaz. Hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, ayetlerin manalarını Resulullah efendimize suâl ederlerdi. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Kur'an-ı kerim Allahın metin [sağlam] ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [İbni Mace]

    Kur'an-ı kerimin, çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamıyacağı bizzat Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. Mealen buyuruluyor ki:

    (De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren, hayrete düşüren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109 - Beydavi]

    Her Arapça bilenin, Kur'an-ı kerimi anlıyacağını zannedenin büyük hata içinde olduğu yukarıdaki ayet-i kerime ve hadis-i şeriften anlaşılmaktadır. İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:

    (İmam-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri diyor ki:

    Rüyamda Allahü teâlâyı gördüm. "Senin rızana nasıl kavuşulur?" diye suâl ettim. "Kur'an okumakla" buyurdu. Ben de "Anlamadan da okunsa rızana kavuşulur mu?" diye sordum. Allahü teâlâ buyurdu ki: İster anlıyarak olsun, ister anlamadan olsun, Kur'an okuyan, bana yaklaşır, rızama kavuşur.) [K. Saadet]

    İslâm âlimlerinin en büyüklerinden, dört büyük imamdan biri olan İmam-ı Ahmed hazretleri böyle buyururken, hâlâ herkesin Kur'an-ı kerimi anlıyarak okuması gerektiğini söylemek ne büyük gaflettir. Nasıl olup da, (Kur'anı anlıyamıyorsan ezberleme!) denebiliyor? Hâlbuki Kur'an-ı kerimi ezberlemek, hafız olmak için manasını anlama şartı yoktur. Kur'an-ı kerimi hıfzetmenin sevabı çok büyüktür.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kur'an-ı kerimi okuyun ve onu ezberleyin! Allahü teâlâ içinde Kur'an-ı kerim bulunan kalbe, azab etmez.) [Şira Şerhi]

    (Kur'an hafızları ehl-i Cennetin arifleridir.) [Ebu Nuaym]

    (Hafızasında Kur'an-ı kerimden bir şey bulunmıyan, harap bir ev gibidir.) [Tirmizî]

    (Kur'anı hıfzeden kimse ölünce, Allahü teâlâ toprağa onun etini yememesini emreder. Toprak, "Ya Rabbi, senin kelamın içinde iken ben onu nasıl yiyebilirim?" diye cevap verir.) [Deylemî]

    Elbette Kur'an hafızlarının haramlardan kaçıp ibâdetleri yapması gerekir. Aksi takdirde büyük vebal altına girmiş olurlar. Bazı kimseler de, okumasını bilmiyenin evinde Kur'an bulurdurmasının uygun olmadığını söylüyorlar. Bunların sözleri de yanlıştır. Çünkü Kur'an-ı kerimi, okumasını bilmese de, bereketlenmek için evinde mushaf-ı şerif bulundurmak sevaptır. (Hindiyye)
#18.07.2007 12:51 0 0 0
  • Namazı gerek cemaatle kılalım, gerekse tek başımıza kılalım fark etmez; namazdan sonra tesbîhat yapmak Sünnet-i Seniyyedir. Tesbîhât cemaatle birlikte yapılabileceği gibi, ferdî olarak da yapılabilir.

    Cenâb-ı Hakkı zikretmek, noksanlıklardan yüce tutmak ve şükretmek namazın özüdür. Tesbîhâtta otuz üçer defa tekrar edilen "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allâhu ekber" ve "Lâ ilâhe illâllah" mübârek kelimeleri namazın çekirdekleri hükmündedir. Bu kudsî çekirdeklerin namazın içinde de yer alışı, tesbîhât kelimelerinin ibâdete ne kadar münâsip olduğunu ve mânevî hayatımız için ne büyük önemi bulunduğunu anlatır.1
    Muâviye bin Hakem es-Selemî (ra) anlatır: Resûlullah (asm), "Bizim namazımız tesbîh, tekbîr ve Kur'ân tilâvetinden ibârettir; onda dünya kelâmı konuşulmaz!" buyurdu.2
    Muhâcirlerden bazı fakîr Sahabîler bir gün Allah Resûlüne (asm) şöyle dediler:
    "Ya Resûlallah! Mal sahipleri yüksek derecelere eriştiler. Bizimle beraber namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar! Bizden ayrı bir de mallarıyla haccediyorlar, umre yapıyorlar, köle âzât ediyorlar, sadaka veriyorlar!"
    Allah'ın Resûlü (asm): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onun sayesinde sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem böylece, sizin yaptığınızı yapanların dışında hiç kimse sizden daha fazîletli olmaz!" buyurdu.
    Büyük bir müjdeydi. Ashab-ı Kirâm (ra): "Buyurunuz yâ Resûlallah; öğretiniz!" dedi.
    Resûl-ü Ekrem Efendimiz (asm): "Her namazın ardından otuz üçer defa Sübhânallah, Elhamdülillâh ve Allahu ekber dersiniz. Sonra da "Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü'l-Mülkü ve lehü'l-Hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" dersiniz; deniz köpüğü kadar bile olsa günahlarınız bağışlanır!" buyurdu.3
    Bedîüzzaman Hazretleri, namazdan sonra okunması sünnet olan tesbih, tazim, tehlil, zikir ve salavât ifâdelerinin, her türlü şerlerden Allah'a sığınma ve Allah'ın isimlerini zikretme duâlarının "velâyet-i Ahmediyenin evradı" olduğunu, yani Hazret-i Peygamberin (asm) yolu ve Sünneti bulunduğunu kaydeder.4
    Kamet ile farz namaz arasında "vesîle duâsı" yapmak sünnettir. Vesîle duâsını ezanı okuyanın ve dinleyenin hemen; kameti okuyanın ve dinleyenin de yine hemen namazdan önce ellerini kaldırarak yapmaları sünnettir.

    Sabah ve akşam namazlarından sonra kabir azabından, şeytan, nefis, dünya ve deccal şerrinden ve fitnesinden, Cehennem azabından ve sâir fitne ve kötülüklerden Allah'a sığınmak için okunan "istiâze" duâsı sünnettir. Buna ilâveten okunan zikir, salâvat ve duâlar sünnettir. Cenâb-ı Hak'tan mağfiret ve merhamet istemek; bunu yalnızca nefsimiz için değil, üzerimizde hakkı bulunan hoca ve üstadlarımız için, anne ve babamız için, talebe arkadaşlarımız için ve tüm ehl-i îman için istemek sünnettir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) için milyon kere salât u selâmda bulunmak; âl ve ashabına (ra) selam ve tebrik göndermek; ve bütün bunları yaparken sınırlı sayıları aşmak, sınırsızlık ve sonsuzluk belirten "ağaçların yaprakları kadar, denizlerin dalgaları adedince, yağmurların damlaları sayısınca" ifâdeleri ile salât, selâm ve bereket duâmızı çoğaltmak Sünnet-i Seniyye'dendir. Cennete girmeyi istemek Sünnet-i Seniyye'dendir.
    Tesbih ve zikirlerle ilgili Peygamber Efendimiz'in (asm) müjde dolu haberlerinden bir kaçı şöyledir:

    *Abdullah bin Amr (ra) demiştir ki: "Resûlullah (asm) şöyle buyurdu: "Dünyada hiç kimse yoktur ki, 'Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâh' desin de, denizin köpüğü kadar da olsa günahları kendisinden kaldırılmasın."5

    *Ebû Mûsâ el-Eş'ârî (ra) anlatmıştır: Peygamber Efendimiz'le (asm) birlikte bir gazada idik. Döndüğümüz vakit Medîne'yi gördüğümüzde Müslümanlar seslerini yükselterek tekbir getirmeye başladılar. Bunun üzerine Resûlullah (asm): "Sizin Rabb'iniz sağır değil! Hazır olmayan biri de değil! O sizin aranızda, develerinizin başları arasındadır. Yâ Abdullah bin Kays! Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana öğreteyim mi? 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billah!'tır."6

    *İbn-i Mes'ût (ra) haber vermiştir ki: Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: "Mîrâca çıkarıldığım gece İbrâhim'le (as) karşılaştım. Bana, "Yâ Muhammed!" dedi. "Benden ümmetine selam söyle ve onlara bildir ki, Cennetin toprağı güzeldir, suyu tatlıdır! Cennette ağaçlarla dolu ovalar vardır. Bunların dikili ağaçları 'Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber'dir."7

    *Ebû Zerr (ra) anlatır ki: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki: "Her kim, sabah namazından sonra diz çökmüş olarak, konuşmadan önce on defa "Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü. Lehü'l-mülkü ve lehû'l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve alâ külli şey'in kadîr." derse kendisine onlarca sevap yazılır, on günahı silinir, on derece yükseltilir, o günün tamamında her şerden emin ve emniyette olur, Şeytan'dan korunur ve o gün hiçbir günah ona ulaşarak amelini iptal etmez!"8

    *Ma'kıl bin Yesâr (ra) der ki: Resûlullah (asm) şöyle buyurdu: "Kim sabah kalktığında (namazdan sonra) üç defa 'Eûzü billâhi's-Semî'ıl-Alîmi mineşşeytânirracîm" der ve Haşir sûresinin sonundan üç âyet okursa, Allah o kimseye, o gün akşama kadar duâ ve istiğfâr etsinler diye yetmiş bin melek vazîfelendirir, o gün ölürse şehîd olarak ölür. Kim geceye girerken okursa aynı dereceye ulaşır."9

    Cenab-ı Rabb-i Rahîm, ehl-i îmân üzerinden feyiz ve bereketini eksik etmesin. Âmin.

    Dipnot:
    1- Bedîüzzaman, Sözler, S.45; 2- Nesâî, Kitab'us-Sehiv, 20; 3- Müslim, Mesâcid, 142; 4- Kastamonu Lâhikası, S.72-73; 5- Tirmizî, Daavât, 58; 6- Tirmizî, Daavât, 58; 7- Tirmizî, Daavât, 59; 8- Tirmizî, Daavât, 63; 9- Taç, 4/44
#18.07.2007 12:43 0 0 0
  • Edilen duâlardan istenilen faydaların tam olması için Ehl-i sünnet itikadında olmak ve bid'atlerden uzak durmak lazım geldiğini bildirmiştik. Bunun için bazı meşhur bidatleri bildirmekte fayda var.

    Dinde yapılan her değişiklik ve reform bid'attır. Bid'at, sonradan yapılan şey demektir. Peygamber efendimizin ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, onlardan sonra, dinde meydana çıkarılan, ibâdet olarak yapılmağa başlanan şeylerdir. Meselâ müezzinin sadece kâmet getirmesi gerekirken bunun dışında üç ihlâs okuması, tesbih çektirmesi bid'attir.

    Bid'atlerden bazıları şunlardır:

    1. Dinin küfür alâmeti dediği şeyleri zarûret olmadan kullanmak, en kötü bid'attır. Îmânın gitmesine sebep olur.

    2. Eshâb-ı kirâmı kötüleyen, bid'at sâhibi olur. Ebû Bekir ile Ömer'in hilâfete hakları yok idi demek küfürdür. Mezhepsizlik, mezheblere inanmamak, dört mezhebten birinde olmamak bid'attır. Bu, aynı zamanda Ehli sünnet itikatında olmanın şartıdır.

    3. Cenâze olduğunu bildirmek için, minârelerde salât okunması mu'teber kitaplarda yazılı değildir, bid'attır

    4.. Namazlardan sonra hemen âyet-el-kürsî okumak lâzım iken, önce Salâten tüncînâyı ve başka duâ okumak bid'attır. Namazdan sonra secde edip de kalkmak bid'attır.

    5. Namazda selâmdan sonra, üç kerre söylenen (Estagfirullah)ı müezzinin yüksek sesle söylemesi bid'at olur.

    6. Eli göğse koyarak, selâmlaşmak bid'attir.

    7. İbâdetleri, hoparlörle yapmak (Ezan okumak, namaz kıldırmak...) bid'attır. Televizyondaki, radyodaki imâma uymak câiz olmadığı gibi, bu seslerle ibâdet yapmak da sahîh olmaz. Bid'at ve büyük günah olur.

    8. Sakalın sünnete uygun ya'nî, çenedeki ile birlikte bir tutam uzunlukta olmaması, kısa olması bid'attır.

    9. (Zekeriyyâ sofrası) denilen adak bid'attır. Yahûdî âdetidir.

    10. Câmide her namazdan sonra birbiri ile müsâfeha etmek bid'attır. (Bayram günleri, câmilerde müsâfeha ederek bayramlaşmak ve namazlardan sonra, âdet etmeden, ara sıra müsâfeha etmek câizdir.

    11. Kur'ân-ı kerîmi şarkı söyler gibi okumak bid'attır. Elhân ile, ya'nî mûsikîye uyarak tecvîdi bozmak bid'at ve dinlemesi de büyük günahtır. Kur'ân-ı kerîmi, tekbîrleri ve ilâhîleri çalgı ile, ney çalarak okumak, bunun için tehlikeli bid'attır. Kur'ân-ı kerîmi güzel ses ile, tecvîd ile okumalıdır. Tegannî ile, kelimeleri değiştirip nağmeye uydurarak okumak harâmdır.( Itrî efendi, İslâm tekbîrini, segâh makâmında bestelemekle, islâmiyete bir hizmet yapmamış, dîne bir bid'at karıştırmıştır.)

    12. Kur'ân-ı kerîmi ücret ile okumak, bâtıl ve bid'attır.

    13. Dîni türk mûsikîsi, tasavvuf müziği diye bid'atler uyduruldu. Bunların bid'at olduğu, Kâdî-zâdenin (Birgivî vasıyyetnâmesi) şerhinde uzun yazılıdır.

    14. Kefenin üçten fazla parça olması bid'at olur. Meselâ kefene sarık ilâve etmek bid'at olur.

    15. Cenâzede yüksek sesle tekbîr, tehlîl, ilâhîler okumak bid'attır.

    16. Mezâr taşı üzerine âyet-i kerîme, mubârek isimler, şiir, Fâtiha kelimesini yazmak, câiz değildir. Asırlardan beri yazılıyor ise de, kötü bir bid'attır.

    17. Ölü evinden yemek, helva dağıtılması bid'attır. Birinci, üçüncü, yedinci, kırkıncı, elliikinci ve elliüçüncü gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabir başında yemek dağıtmak ve hâfızları, hocaları toplayıp, mevlid okutup yemek vermek mekrûhtur.

    18. Evliyânın kabirlerinde kandil, mum yakmak bid'attır
#18.07.2007 11:25 0 0 0
  • Kur'ân-ı kerîm okumak ve okutmak çok sevâbdır. Hattâ bunun sevâbı dedelerine, çocuklarına ve torunlarına tesîr eder. İ'tikâdı düzgün bir kimse, Kur'ân-ı kerîmi okuyup, muteber ilmihâl kitaplarında bildirildiği gibi amel ettiği, ibâdet yaptığı takdirde büyük sevâblara kavuşur.

    Kur'ân-ı kerîm okumakla alâkalı olarak sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

    "Ümmetimin en hayırlısı, Kur'ân-ı kerîmi öğrenen ve öğretendir."

    "Hoca çocuğa Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ çocuğun anasının, babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır."

    "Ümmetimin yaptığı ibâdetlerin en kıymetlisi, Kur'ân-ı kerîmi, Mushafa bakarak okumaktır."

    "Kur'ân-ı kerîm okunan evden arşa kadar nûr yükselir."

    "Kur'ân-ı kerîm okunan evin hayrı artar, sâkinlerini sıkmaz, melekler oraya toplanır, şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur'ân-ı kerîm okunmıyan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Bu evden melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar."

    "Her gece on âyet okuyan, gâfillerden sayılmaz."

    "Kur'ân okuyun! Kıyâmette şefâ'at eder."



    İmâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri buyuruyor ki:

    "Ma'nâsını anlayarak da, anlamayarak da Kur'ân-ı kerîm okuyan cenâb-ı Hakkın rızâsına kavuşur."

    Kur'ân-ı kerîm okurken, bunun Allahü teâlânın kelâmı olduğunu düşünmelidir. Kur'ân-ı kerîme dokunmak için, abdestli olmak lâzım olduğu gibi, onu okumak için de, temiz kalb lâzımdır. Allahü teâlânın büyüklüğünü bilmeyen, Kur'ân-ı kerîmin büyüklüğünü anlayamaz. Allahü teâlânın büyüklüğünü anlamak için de, O'nun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek lâzımdır. Bütün mahlûkâtın sâhibi, hâkimi olan Allahü teâlânın kelâmı olduğunu düşünerek okumalıdır.

    Kur'ân-ı kerîmi okumak, mühim sünnettir. Tecvîd ilmine uygun olarak ve hürmet ile okunan Kur'ân-ı kerîmi dinlemek farz-ı kifâyedir. Okuyanlara verilen sevâbların aynısı, dinleyenlere de verilir.
#18.07.2007 11:24 0 0 0
  • Nakli değil aklı esas alan kimse ve Mutezile fırkası, ölü için yapılan duâyı inkar etse de, duâ, ölü-diri herkese fayda verir. Allahü teâlâ, duâ edenin duâsını kabul edeceğini bildirmektedir. (Bekara 186, Mümin 60)

    Yakub aleyhisselam oğullarına, (Sizin için yakında [seher vakti] Rabbime istiğfar edeceğim) dedi. (Yusüf 98)

    Başka bir ayet-i kerime meali: (Müttekiler, seher vakti istiğfar ederlerdi.) [Zariyat 18]

    İbrahim aleyhisselam (Ey Rabbimiz, [Kıyamette] hesaba çekildiği gün, beni, ana-babamı ve bütün müminleri mağfiret et) diye duâ etmiştir. (İbrahim 41) Bu ayet-i kerimede bir müminin duâsı ile diğer müminlerin günahları affediliyor ki, böyle duâ edilmesi emredilmiştir. [Bu ayet-i kerimede, İbrahim aleyhisselam, ana-babasına duâ ettiğine göre, onların mümin olması şarttır. Eğer ana-babası kâfir olsaydı, onlar için duâ etmezdi. Bu ayet-i kerime de gösteriyor ki, Azer, İbrahim aleyhisselamın babası değil amcası ve üvey babası idi, esas basası Taruh idi.]

    Ölülere hediye!

    Yine her gün namazda Tehıyyat okurken ( Esselamü... İbadillahissalihin) diyerek müslümanlara duâ ediyoruz. Faydası olmasaydı, her tehıyyatta bunun okunması emredilmezdi.

    Duânın fazileti hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

    (Duâ, ibâdettir.) [Tirmizî, Nesâî]

    (Dirilerin de ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfar etmektir.) [Deylemî]

    (Ölmüş ana-baban için duâ ve istiğfar et!) [İbni Mace]

    (Defnedilen kardeşiniz, şimdi sorguya çekiliyor, ona duâ edin!) [Ebu Dâvud]

    (Kırk müslüman, bir müminin cenazesinde bulunup onun affı için duâ ederlerse, duâları kabul olur.) [Müslim]

    (Cenaze namazında, üç saf cemaat bulunan mümin, Cennete girer.) [Tirmizî]

    Ölü için duâ edilir, Kur'an-ı kerim okunur, sadaka verilir. Sadece onlar için namaz kılınmaz ve oruç tutulmaz; fakat bunların sevabları bağışlanır. Tahtavideki hadis-i şerif şöyle: (Bir kimse, başkasının yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz; fakat onun orucu ve namazı için fakiri doyurur.) [Nesâî]

    Hidayede (oruç, namaz, sadaka ve diğer ibâdetlerin sevabını başkalarına bağışlamak caizdir) ve Tatarhaniyyede (Sadaka veren kimse, sevabının bütün müminlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Ehl-i sünnet mezhebi böyledir) buyuruldu. (R. Muhtar)
#18.07.2007 11:22 0 0 0
#18.07.2007 08:57 0 0 0
#18.07.2007 08:34 0 0 0
#18.07.2007 08:31 0 0 0
  • Sizce şehit haberlerinin basında cok fazla yayınlanması dış kaynaklı olabilir mi ?
#18.07.2007 08:31 0 0 0
  • arkadaşlar bazı Voip servislerinden hesap actırıp 10 euro luk kontör satın aldığınızda aynı kredi kartıyla bellı aralıklarda sız işaretlemeseniz bile otomatik olarak 10 euro cakiyor kredi kartından DİKKATLİ OLUN İSTERİM
#17.07.2007 22:50 0 0 0