Prof.Dr. Erkan TOPUZ, 21.04.2010 tarihinde Star TV'de Uğur DÜNDAR yönetiminde hazırlanarak yayınlanan Arena programında çok önemli önerilerde bulundu.
Prof.Dr. Erkan TOPUZ'un Arena programında verdiği öneriler :
* Kırmızı eti bir gece zencefil içinde bekletilerek toksitlerden arındırın.
* Kansere karşı mutlaka Zencefil ve Zerdeçal tüketilmeli.
* Beyin tümörü hastaları her gün yarım saat yürümeli.
* Portakal, Mandalina gibi turunçgillerin kabuğunda bulunan bir madde beyin tümörlerini küçültüyor.
* Turunçgiller kabukları ile beraber mikserde çekilmeli ve toprak güveçte pişirilip günde üç çorba kaşığı yenilmeli.
* Yaban turbu ve kabak çekirdeği tüketilmeli.
* Sağlık için mutlaka karanlıkta uyunmalı.
* Defne yaprağı, enginarın dikenli yaprakları, zeytin yaprağı ve limon karışımı; baş ağrılarını gideriyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, damar sertliğini gideriyor ve diyabeti kontrol altına alıyor.
* Mide kanserine karşı, günde 2 bardak elma suyu ve meyan kökü tüketilmeli.
* Filizlenmiş patetes zehirlidir.
* Memeli hayvanların doğumundan sonraki ilk sütü şifa deposudur.
* Lösemi ve lenfoma'ya karşı deve dikeni sütü veya hapı kullanılmalı.
* Taze buğday filizi sıkılarak günde 1 çay bardağı içilmeli.
* Karahindiba tüketilmeli.
* Koyu renkli beniniz kanıyorsa ve büyüyorsa mutlaka doktora başvurulmalı.
* Florlu bir diş macunu ile dişler fırçalanmalıdır.
* Dişlerinizin ara yüzleri için diş ipi veya diğer ara yüz araçlarından faydalanınız.
* Dengeli beslenmeye dikkat edilmeli ve abur cubur yiyeceklere bir sınır konulmalıdır.
* Dişlerinizi çürüğe karşı daha dayanıklı hale getiren uygulamalardan "florlama" ve "fissür örtücüler" hakkında dişhekiminize danışınız.
* Profesyonel diş temizliği ve ağız muayeneniz için düzenli olarak dişhekiminizi ziyaret etmelisiniz.
Ağız bakım ürünlerini nasıl seçmeliyim?
Piyasada çok çeşitli ve cazip kılınan pek çok ürün olması sizi şaşırtabilir. Seçim yaparken onaylanmış ve dişhekiminizin tavsiye ettiği ürünleri satın almaya dikkat etmelisiniz. En iyi diş macunu ve en iyi fırça hangisidir sorularının cevabı, kişinin ağız durumuna göre değişebilir.
Bir diş fırçasını ne kadar kullanabilirim?
Genelde 3-4 ay kullanılabilir. Diş fırçasının bozulduğunu kıl demetlerinin birbirinden ayrılmasından, dağılmasından ve eğilmesinden anlayabilirsiniz. Sert kıllı fırçalar dişlerinize zarar verebilir. Çocuklar ise henüz doğru fırçalamayı tam olarak uygulayamadıklarından daha çabuk fırça eskitirler.
En doğru diş fırçalama tekniği hangisidir?
Öncelikle fırça 45 derecelik bir açıyla dişe yaklaştırılmalı ve dişin eni doğrultusunda ileri-geri hareketlerle fırçalanmalıdır. En son dişetinden aşağıya doğru bir süpürme hareketiyle işlem tamamlanır. Dişlerin iç yüzeyleri , özellikle ön bölgeler dar olduğundan fırça dik olarak sokularak fırçalanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bakteri plağı ve yiyecek artıklarının yoğun olduğu dişlerin arka yüzleri, arka dişler ve dil de temizlenmelidir. Genellikle sadece ön dişlerin ön yüzeyleri fırçalandığından çürükler daha çok arka bölgelerde oluşmakta , diş taşları ise çok az fırçalanan alt ön bölgede olmaktadır.
Uygun bir teknik kullanılmazsa dişler zarar görür mü?
Evet. Dişler çok sert bir tabaka olan mine ile kaplı olmasına rağmen sadece yanlış bir teknikle uygulayacağınız bir fırçadan bile büyük zarar görebilir. Hem dişin üst kısmında, hem de kökü kaplayan tabakada aşınmalara, dişetlerinde de çekilmelere yol açabilir. Bu durumda dişler çürüğe daha yatkın hale gelir. dişleri aşındıracak kadar büyük bir kuvvetle diş fırçalamaktan kaçınılmalı ve yumuşak hareketlerle fırça oynatılmalıdır.
Diş etlerinin fırçalanması neden gereklidir?
Yapılması gereken başka bir işlem de diş etlerini fırçalamaktır. 'Ama doktor, diş etlerim kanıyor...' şikayeti olsa bile fırçalamaya devam edilmelidir, çünkü diş etlerini besleyen damarlar dolaşım bozukluğu sonucunda dolgunlaşmıştır. Buna tıp dilinde 'konjestiyon' denir. Tedavi etmek için kılcal damarları açmak yani fırça yapmak gerekecektir. Böylece diş etinin damarları iyileşir ve kanama da kendiliğinden durur. Diş etinin fırçalanması, diş eti hastalıklarından korunmanın en etkin çarelerindendir.
Fırçadan başka diş temizlik araçları var mıdır?
Bunlar, elektrikli fırça, diş ipliği, kürdan, ara yüz fırçası, su püskürteci (water - pic), stimulatör... gibi araçlardır. Elektrikli. fırça ve su püskürteci ülkemizde giderek yaygınlaşmaktadır.
* Diş İpliği (Diş ipi):
Diş aralarını temizlemede sık kullanılan yararlı bir araçtır. Yanlış kullanımı diş etine zararlı olmaktadır. Diş hekiminden doğru kullanımını öğrenildikten sonra uygulanmalıdır.
* Kürdan:
Yemek yerken diş arasına giren bir et parçasını kürdanla çıkarabilirsiniz; fakat yemek daima aynı yere kaçıyorsa bu, iki diş arasında normal temas olmadığını gösterir. Böyle durumlar kürdan kullanmayı gerektirir. Kürdan uçlarının özel olarak düzlenmiş olması, ayrıca sterilize edilmesi gerekir. Bu nedenle eczanede satılanlar tercih edilmelidir.
yukarı
Ara yüz temizleyicileri ne işe yarar?
Diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda dişler arasındaki ve dişetinin altındaki artıkları temizlemek için kullanılır. Bu alışkanlığa sahip değilseniz başlamak için geç kalmış sayılmazsınız.
Dişipi kullanırken şu noktalara dikkat etmelisiniz:
* İlk kullanımda kolay kullanım amacıyla mumlu diş ipleri tercih edilir. Ayrıca florlu diş ipleri de tercih edilebilir.
* Diş ipi her iki elimizin işaret parmağına dolanarak ve baş parmağımızın yardımıyla kullanılır.
* Diş ipini dişlerinizin arasından yavaş hareketlerle ve kontrollü olarak geçirin. Dişetini yaralayacak sert ve ani hareketlerden kaçınmalısınız.
* Dişin üzerinde ipi, c harfi çizecek şekilde ileri-geri yukarı-aşağı hareket ettirerek ara yüzü temizleyebilirsiniz.
Kaşlarınıza kendi kendinize biçim vermek istemiyorsanız, profesyonel olarak boyanması, alınması veya biçimlendirilmesi için bir kuaföre gidin. Daha sonra evde makyaj yaparken, kuaförde oluşturulan çizgiyi izlerisinz.
Kaşlarınızı alırken doğal çizgiyi izleyin ve kaşlarınızın arasından, altından ve gerekiyorsa üstünden alın. Size en çok hangi biçimin uyduğunu düşünün, kaşlarınız simetrik olmazsa diye çok kaygılanmayın.
Öncelikle kaşlarınızı ters yönde kaş kaleminin fırçası ile sertçe fırçalayın. İkinci aşamada kalemle belirginleştirebilirsiniz. Doğal olamayacak kadar abartılı bir yay çizmeyin. Kaşlarınızın iç köşelerde biraz daha kalın olması, kaş kemiğine doğru incelerek ilerlemesi gereklidir. Ve üçüncü aşamada kaşlarınızı tekrar yumuşakça fırçalayın.
Kaşlarınızı vurgulamak ve kusursuz bir biçime kavuşturmak için kaş kalemi veya küçük bir fırça yardımıyla koyu renkli, pudralı far sürün.
Kaşlarınızı vurgularken saç renginizden biraz daha koyu bir renk seçin, ancak saçlarınızla kaşlarınız arasında yapay ve itici bir karşıtlık oluşturacak kadar da koyu bir renk kullanmayın.
Kirpikler
Gözkapaklarınızı lekelememek için maskarayı önce alt kirpiklerinize sürün.
Üst kirpiklerinizi boyarken gözlerinizi iyice açın, çenenizi kaldırın ve çubuğu kirpiklerin kökünden başlayıp ucuna kadar, yana doğru ilerleyecek biçimde gezdirin. Böylece kirpiklerinizin tamamı kaplanmış olur.
En çok siyah maskara beğeniliyor olsa da, insan yaşlandıkça ve cilt rengi değiştikçe siyah/kahverengi veya kahverengi maskara daha güzel görünmeye başlıyor.
Eğer maskara çubuğuyla kirpiklerinizin köküne kadar inemiyorsanız, kök çevresinde maskara artıkları bırakmamak için o bölgeyi yumuşak ve siyah renkli bir göz kalemiyle boyayabilirsiniz.
Maskara özellikle sarışınlarda kimi zaman çok ağır durabilir. Üst kirpikleri siyahla boyamak, alt kirpiklerdeyse kahverengi, mavi, hatta mürdüm maskara kullanmak kumrallarda bile çok iyi sonuç verir.
Mavi maskara gözlerinizin aklarının daha beyaz görünmesini sağlar.
Göz kalemi
Göz kalemini uygulamanın en kolay yolu, gözkapağını gerilene kadar yavaşça çekmek, ardından kalemi kirpik çizgisine koyduktan sonra gözkapağı boyunca ilerletmektir.
Sıvı göz kalemleri canlı, belirgin bir çizgi verir. Çubuk biçiminde olan ürünleri kullanabileceğiniz gibi, ıslak farı çok küçük bir fırça yardımıyla da sürebilirsiniz.
Daha yumuşak bir etki için gözlerinize kalem çektikten sonra çizgiyi parmağınızla veya bir pamuklu çubukla dağıtırsanız, buğulu ve çekici gözler elde edersiniz.
Far
Gözkapağına far sürmek kimi zaman çok zor olabilir, bu nedenle gözkapağının tamamında doğal, soluk renkli far kullanın. Bu şekilde oluşturacağınız pürüzsüz ve mat yüzeyin üstüne daha canlı renkleri uygulayabilirsiniz.
Gözün biçimini düzeltirken dikkat edilecek ikinci konu, doğal ışığın kusursuz bir gözün çevresinde hangi noktaya vuracağını düşünmektir.
Göz biçimlerini düzeltmek için öneriler:
Çukur Gözler: Gözkapağının tamamında uçuk bir far veya kapatıcı kullanın. Böylece açık renkli ve temiz bir gözkapağı yaratmış olursunuz. Maskarayı çok tutarak gözlerinizi vurgulayabilirsiniz.
Sarkık Gözkapakları: Orta ile koyu arası bir far kullanarak, gözün dış kenarıyla iç kenarı arasındaki mesafenin dış kenara yakın üçte birlik kısmına denk gelen noktadan başlayıp kirpik çizgisinden kaş kemiğine kadar bir çizgi çekin. Sonra yumuşak bir fırça alarak rengi kaş kemiği boyunca, gözün iç köşesine doğru dağıtın. Gözün dış köşesine uçuk renkli bir far sürüp gözlerinizi iyice vurgulayarak makyajı tamamlayın.
Çıkık Gözkapakları: Böyle gözlere karşıdan baktığınızda, gözden çok gözkapağı görürsünüz. Işığın vurduğu noktalara pastel gri/kahverengi tonda bir far sürerek yapay gölge yaratın, ardından kaş kemiğine açık renkli bir far sürüp kaşları öne çıkarın.
Küçük Gözler: Gözü çepeçevre göz kalemi veya farla boyamak daha küçük gösterir. Dış kirpiklerin arasına süreceğiniz uçuk renkli bir far veya kapatıcı küçük gözleri büyütür. Maskara da benzer bir etki gösterir.
Kusursuz bir göz çukuru çizgisi çekmek için, aynayı tam karşınıza alın ve üst gözkapağınızın arkasında bir fırça veya sünger kullanın. Böylece en doğal göz çevresini çizmiş olursunuz.
Gözün neresinde hangi rengi kullanacağınıza karar verirken temel kuralı unutmayın: Koyu renkler derinleştirir veya çukurlaştırır, açık renklerse sürüldükleri bölgeyi ortaya çıkarır. Dolayısıyla gözkapaklarına ve kaş kemiklerine açık renklerin, kirpik çizgilerine ve göz çevresine koyu renklerin kullanılmasında yarar vardır.
Renk önerileri
Yanlış veya doğru renk yoktur. Göz renginiz ne olursa olsun deney yapmaktan korkmayın.
Karşıt renkler göz rengini ortaya çıkarır.
Az ve öz kuralını unutmayın. Rengi azar azar ekleyin ve iyi karıştırın. Farınız az geldiğinde eklemek kolaydır, ama fazla geldiğinde silmek çok zordur.
Mavi gözlere en çok gri, leylak ve pembe tonları yakışır. Alt kirpiklerde eflatun renkli bir çizgi çok çarpıcı görünecektir. Açık renkli gözlerle koyu renkli makyaj çok güzel bir karşıtlık oluşturur.
Kahverengiler mavi gözleri vurgular.
Koyu renkli gözler, kahverengi, siyah, badem ve şeftali gibi doğal tonlarla daha iyi görünür. Siyah veya kahverengiyle krem renkleri arasındaki karşıtlık, ister çok delici, ister ağırbaşlı ve sakin gözler yaratmanız için size geniş bir aralık sunar.
Eğer koyu renkli far kullanıyorsanız, elmacık kemiklerinize düşebilecek renk parçacıklarını tutması için gözünüzün hemen altına ışık geçiren bir pudra sürün. Bu parçacıkların fondöteni bozmadan silinmesi kolaydır.
Yaşlı ciltlerde, cildin dokusunu vurgulayan koyu farlardan uzak durun. Uçuk ve parlak renkler gözleri daha iyi gösterir
İdeal ağız hijyeni dişlerimizin mikrop plağından tamamen arındırılması ile sağlanır.
Gün içerisinde, yaşamımızı sürdürmek için yiyip içtiklerimiz plağın tekrar tekrar oluşmasına neden olur. Plak olgunlaşmadan, yani yeterli mikrop nüfusuna ulaşmadan, diş üzerinden uzaklaştırılırsa dişlerimize ve diş etlerimize zarar veremez. Bu bilgi dişlerinizi günde en az 2 defa fırçalayın denilmesinin ardındaki nedendir.
Dişleriniz dört boyutludur. Ön, arka, yan ve çiğneyici yüzleri vardır. Mikrop plağı tüm yüzlere, özellikle girintili çıkıntılı yerlere yapışır. Ama insanlar genellikle sanki dişlerin sadece ön yüzleri kirlenirmiş gibi sadece oraları fırçalarlar. 40 saniye gibi süren, bu eksik fırçalama işlemi de, sadece fırçalanan bölgeleri korur. Fırçalanmayan yerlerde ise; özellikle arka dişlerin çiğneme yüzleri ve dişlerin ara yüzlerinde plak faaliyetleri bütün hızıyla devam eder. Yani bu bölgelerde çürük ve dişeti hastalığı için gerekli ortam sağlanmış olur.
İdeal hijyen, dişlerin plaktan tamamen arındınlmasıdır.
Bu genelde yapıldığı gibi 40 saniye fırçalama ile sağlanamaz. Dişlerinizin ön, arka ve çiğneyici yüzleri kaliteli yumuşak bir fırça ile yeterli süre (yaklaşık 3 dakika) fırçalanmalıdır. Bu şekilde tüm yüzlerin fırçalanması ağız-diş sağlığınızın yüzde 80′lik kısmını korur. Dişlerimizin ara yüzleri hâlâ plakla kaplıdır. Fırça kıllarının bu ara yüzlere ulaşması imkansızdır.
Dişlerimiz yan yana dizilerek bize o sevimli gülüşlerimizi bahşeder. Dirsek temasıyla dururlar ama bir blok gibi de birbirine yapışık değillerdir. Dolayısıyla şu başımızın belası dental plağımız da dişlerimizin arasına rahatça yerleşir, orada olgunlaşır; hatta buralarda daha da rahat eder. Çünkü düzenli bir fırçalama ile bile buralara ulaşılamaz. Belki çok küçük alanlardan bahsediyoruz ama konuklarımızın da gözle görülmeyecek kadar küçük olduğunu ve bizim küçük dediğimiz alanda trilyonlarca sayıya ulaştıklarını düşünürsek, bu bölgeleri ne kadar ciddiye almamız gerektiğini anlarız. Fırçanın giremediği bu ara yüzler dişlerin şekline, dizilimine göre diş ipi, ara yüz fırçası ya da özel dental kürdanlarla mekanik olarak temizlenmeli, yani plak uzaklaştırılmalıdır. Bu bilgi, fırçaladığım halde dişlerim çürüyor sızlanmasının da cevabıdır. Dişlerinizi düzenli fırçalamanıza rağmen derin çürükler, diş kaybı, dişeti çekilmesi ve kanaması gibi ileri diş ve dişeti sorunları yaşamanızın temel sebebi, bu ara yüzlerin temizlenememesi ve buradan başlayan sorunların devamıdır.
Plakla savaşımızda bir silah da diş macunudur. Fakat nedense diş macununa gereğinden fazla değer verilir. Oysa plağın diş üzerinden uzaklaştırılmasını diş fırçası ve diş ipi gerçekleştirir. Diş macunu bunu daha konforlu, daha etkin bir temizlemeye dönüştürür. Bir de içindeki flor takviyesi ile dişlerimizin gücünü artırır. Dişlerimizin sararmasını önler. Fakat ben ıssız bir adaya düşecek olsam, ağız hijyenim için de sadece iki ürün alma hakkım olsa, diş fırçası ve diş ipini alırdım. Beni kurtaran insanlara, belki sapsarı dişlerle gülümserdim, ama çürük ve dişeti sorunum olmazdı. İnsanlar daha önemli olan fırça kalitesi, şekli gibi özelliklerden çok diş macunu markası peşinde koşarlar. Tadı, kokusu hoşunuza giden flor içeren herhangi bir diş macununu kullanabilirsiniz. Ama fırça kalitesi, şekli, yumuşaklığı dikkat edilmesi gereken noktalardır. Fırça kılları paralelliğini kaybettiğinde, sağa sola yamulduğunda değiştirilmelidir.
Fırçamız çok yumuşak olmalıdır. Dişimizin üstündeki tabaka yani mikrop plağı, yapışkan bir tabakadır, ama ayakkabı çamuru gibi sert ve kazınması gerekecek kadar da değildir elbette. Dişinizin üstündeki bu yumuşak tabakayı yumuşak bir fırçayla temizlemelisiniz. Sert fırça kullanırsanız, dişinizin mine tabakasında aşınmalara neden olursunuz. Bu da zamanla hem diş etlerinize travma etkisi yapar hem de mine tabakasında gözle fark edilmeyecek minicik çentikler açılmasını sağlar. Bu çentiklerin açıldığı yerlerde mine tabakası koruyuculuğunu kaybetmiştir ve dişinizde çürük olmamasına rağmen tatlı, soğuk ve ekşi gibi etkiler karşısında sızlamalar duyarsınız. Bir taraftan da, "Dişlerimi o kadar fırçalıyorum, yine de diş etlerim çekiliyor, ağrılarım oluyor," diye hayıflanırsınız. Bu durumu iyi bir hekim hemen anlar. Bu bölgede açılan mine tabakasını özel maddelerle kapatır. Bu maddeler sık sık kontrol edilmeli, zaman içinde de bu tedavi tekrarlanmalıdır. Bu rahatsızlığın ileri düzeyde olanlarına daha ileri tedaviler de uygulanabilir.
Dişlerinizi düzenli olarak günde iki defa fırçalıyorsanız
ama yine de dişlerinizde çürük oluşuyorsa aşağıda sıraladığımız olası hatalardan birini yapıyorsunuz demektir:
Hata 1: Kısa fırçalama süresi
Diş fırçalama sürenizi çok kısa tutuyor olabilirsiniz. Normalde fırçalama süresi 3 dakikadır. Pek çok kişi bu süreyi azami 40 saniye kullanır. Bu sürede de genellikle ön dişler ve dişlerin görünen yüzeyleri fırçalanır. Ancak dişlerimizin dilimize ve damağımıza bakan yüzleri ile çiğneme yaptığımız yüzeyleri bu süreden nasibini alamaz. Oysa buralar da plakların tutunmasına elverişli yerlerdir. Hastalarıma bazen bir müzik parçası belirleyip şarkı bitene kadar dişlerini fırçalamalarını öğütlerim. Böylece kendi fırçalama süreleriyle normal fırçalama süresi arasındaki farkı görebilirler.
Hata 2: Sert fırça
Daha temiz olacağına inandığınız için dişlerinizi sert fırçayla da fırçalıyor olabilirsiniz. Bunu, "seviyorum" bahanesiyle eşinden her gün dayak yiyen kadına benzetiyorum. Sert fırça dişinize her gün bir tokat atar, dişeti bu travma karşısında geri çekilir, diş kökleri açığa çıkar. Mine tabakası da aşınır. Fırça sert olduğu için girintili çıkıntılı yerlerin temizliğinde gerekli esnekliği gösteremez ve buralarda da çürükler oluşur.
Hata 3: Diş ipi kullanmamak
Dişlerinizi yumuşak bir fırçayla 3 dakika fırçalıyorsanız ve yine de çürükleriniz varsa, diş ipi ya da özel diş
kürdanı kullanmıyorsunuz demektir. Dişlerinizin ara yüzü yeterince temizlenmediği için minik ara yüz çürükleri ile bu ihmalin cezasını çekersiniz.
Şimdi biraz olsun diş hekimlerinin ağız birliği etmişçesine "fırçalayın, fırçalayın" demesini anladığınızı sanıyorum. Sevgili okurlar, fazla kilolardan iğne ve ilaçla değil; az kalori, çok hareketle kurtulabilirsiniz. Dişlerim çürümesin, diş etlerim kanamasın, ağzım kokmasın istiyorsanız, vitaminden, gargaradan, antibiyotikten medet ummayın. Yapacağınız tek şey; diş plağını dişlerin üzerinden mekanik olarak zamanında kaldırmanızdır. Önce bu konuda anlaşalım. Merak etmeyin, bütün bilim adamları o mucizevi şeylerin peşinde koşuyor. Ama henüz bizim neslimize yetişecek bir buluş görünmüyor.
1. Diş ve diş etlerimizdeki hastalıkların nedeni yüzde 90 oranında mikrobiyal dental plaktır.
2. Mikrobiyal dental plak, mikroplar ve gıda artıklarının dişlerimiz üzerinde birikmesiyle oluşan ince, boyayıcı ajanlarla görülebilen bir tabakadır.
3. Bu plak, çürüklere ve dişeti hastalıklarına sebep olmaması için, en geç 24 saat içerisinde diş yüzeyinden fırça yardımıyla, ara yüzlerden de diş ipi ile uzaklaştırılmalıdır.
4. En geç 24 saat içinde uzaklaştırılmazlarsa, oluşan bakteriler dişe ve dişetine zarar verecek boyuta ulaşır.
5. Plak yapışkan olduğu için suyla çalkalamakla dişten uzaklaşmaz; ancak etkili bir fırçalama ile ondan kurtulabilirsiniz.
Hepsini şimdiye kadar uyguladığınız tüm diyetleri bir kenara koyun, bu listelerden oluşturduğumuz karma diyeti uygulayın
Bu yazıda sizlere dünyada kabul görmüş diyetlerin olumlu taraflarını alıp yeni bir 'karma diyet' sunuyoruz. Öncelikle bu beslenme biçimlerini de tanıyalım. Onların en iyi yönlerini öğrendikten sonra ve doktorunuza danışarak bu yepyeni diyeti uygulamaya başlayabilirsiniz Karar sizin!
AKDENİZ DİYETİ
ABD, Finlandiya, İtalya, Hollanda, Japonya, Yugoslavya ve Yunanistan'ı içine alan ve "Yedi Ülke Çalışması" diye bilinen araştırmada, diyetleri zeytinyağı açısından zengin olan Akdeniz ülkeleri insanlarının kan kolesterolü düzeylerinin ve kalp hastalıklarından ölüm risklerinin Kuzey Avrupa halklarından çok daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, tipik Akdeniz diyetinin daha çok diyet lifi içerdiği, her öğünde ekmek ya da pilav, makarna gibi tahıllı gıdaların yendiği, sarımsağın da yaygın olarak tüketildiği vurgulanmıştır. İtalya'nın Napoli kentinde yaşayan kişilerle İngiltere'nin Bristol kentinde yaşayanların sağlık durumlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada da Napoli halkının daha çok taze domates ve zeytinyağı tükettiği belirlenmiştir. Napolililerin kanlarındaki karoten ve E vitamini düzeyleri yüksek, buna karşılık kalp hastalığı riskini artırıcı özelliği bulunan "kötü kolesterol" (LDL) düzeyi düşük bulunmuştur. Bu araştırmalar, Akdeniz diyeti bileşenlerinin, özellikle de zeytinyağının sağlık üzerindeki olumlu etkilerini kanıtlamaktadır. Zeytinyağında bulunan birçok maddenin vücuttaki hücrelerin oksijenden zarar görmesini engelleyici (antioksidan) özelliği vardır.
ZEYTİNYAĞI MUCİZESİ
Günlük diyetlerindeki katı yağ miktarını azaltıp daha çok zeytinyağı tüketmeye başlayan kişilerin kanlarında kalp hastalığından koruyucu iyi kolesterol (HDL) düzeyi artmakta, kalp hastalığı riskini artıran kötü kolesterol (LDL) düzeyi ise düşmektedir. Son yıllarda kötü kolesterolden daha da zararlı bir maddenin oksitlenmiş LDL (kötü kolesterol) olduğu ortaya çıkmıştır. Zeytinyağındaki tekli doymamış yağ asidi olan oleik asit oksitlenmeye karşı dayanıklıdır. Ayrıca, zeytinde bulunan Oropein adlı maddenin de LDL' yi oksitlenmekten koruduğu bulunmuştur. Geleneksel Türk mutfağı yemeklerinden etli ve zeytinyağlı sarmalarda kullandığımız üzüm yaprağı da çok iyi bir karoten kaynağıdır. Zeytinyağlı yaprak sarmasının besin değerini incelediğimiz bir araştırmada Akdeniz diyetinin iyi bir örneğini oluşturan bu yemeğimizin hem zeytinyağı, hem de yaprak ve pirinç içermesi açısından sağlığa olan yararını bir kez daha vurgulamış olduk.
ÇİN DİYETİ
Çin'in 65 farklı bölgesinde yaşayan 6 bin 500 kişi üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, Çinliler Kuzey Amerikalılar'dan yüzde 20 daha fazla kalori aldıkları halde onlardan yüzde 20 daha zayıflar Çin'deki kalp hastalığı oranı da Amerika'dakinin onda biri. Çin'de kanser görülme oranı da düşük. Yalnızca mide, yutak ve karaciğer kanserleri biraz daha sık görülmekte. Çinliler'in Batılılara göre daha sağlıklı olmalarının nedeni, daha az yağ ve hayvansal protein almaları, buna karşılık daha çok tahıl, sebze ve soya içeren bir beslenme düzenini takip etmeleridir. 60 yıl önce Çinliler'in kalorilerinin yüzde 85′i tahıllardan, yalnızca yüzde 2'si hayvansal gıdalardan gelmekteydi. Günümüzde de modern Çin köylülerinin büyük bir çoğunluğu vejetaryendir. Temel gıdalarını hala pirinç, soya, diğer kuru baklagiller ve sebze oluşturmaktadır. Çin gıdaları Amerikan gıdalarından 7 kat daha fazla diyet lifi içermektedir.
ESKİmo DİYETİ
Balık yeme ile sağlık arasındaki ilişkinin ilk verileri Grönland Eskimolarının diyetleri incelenerek elde edilmiştir. Eskimolar günde ortalama 100 gram balık yiyor. Günlük kalorilerinin yüzde 40-45 gibi büyük bir bölümünü yağdan almalarına karşın kalp hastalıklarından ölüm oranı çok düşüktür. Bilimadamları bunu balıkta bol bulunan ve kalbi koruyan Omega 3 adlı yağ asitlerine bağlamışlardır. Araştırmacılar, günde 100 gr. balık yemenin şehir hayatı için 'zor' olduğunu göz önünde bulundurarak şunu önermektedirler: Haftada 1-2 balık yiyin, kalbinizi koruyun.
FRANSIZ DİYETİ
Fransız Mutfağı denince akla bol tereyağı, krema, peynir, yumurta ve çikolata içeren gıdalar gelmektedir. Bu gıdaların kalp hastalıklarıyla ilişkili olduğu düşünülmesine karşın, Fransa, kalp hastalıklarının dünyada Japonya'dan sonra en düşük olduğu ülkedir ve hastalık oldukça ileri yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Fransızlar Amerikalılar'dan daha çok kalori aldıkları halde şişmanlık önemli bir sağlık sorunu değildir. "Fransız çelişkisi" adı verilen bu çelişki Fransız diyetinin hangi özelliğinden kaynaklanmaktadır? Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre Fransızlar Amerikalılar'dan 2 kat fazla peynir, 4 kat fazla tereyağı tüketmekte ancak tüm yemeklerinde yağ sürülmemiş taze ekmek, tatlı olarak genellikle meyve ve peynir yemekte ve şarap içmektedirler. Yemeklerle içilen bir bardak şarabın kalbe yararı olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bol miktarda yenen peynirdeki kalsiyumun da yağla birleşerek yağın emilimini azaltacağı, böylece şişmanlığa yol açmayabileceği belirtilmektedir.
JAPON DİYETİ
Japonlar dünyada en düşük kalp hastalığı oranına ve en yüksek yaşam süresine sahip ulustur. Kanser oranı da diğer ülkelere göre çok düşüktür. Bu hastalıkların gelişmiş Batı ülkelerine oranla daha az görülmesinin nedeni olarak Japonya'da pirincin temel gıda olması, balık ve soyanın yaygın olarak tüketilmesi ve diyetin çok az yağ içermesi (enerjinin yalnızca yüzde 10′u yağdan gelmektedir) gösterilmektedir. Beslenme biçiminin sağlıkla ilişkisini ortaya çıkarmada ilk yararlanılan çalışmalar Amerika'ya göç eden Japonlar üzerindeki araştırmalardır. Göçmen Japonlar kendi ülkelerinde sağlıklıyken ABD'ye yerleştikten sonra Japonya'daki diyetlerinden vazgeçip Amerikan diyetine adapte olunca kalp hastalığı ve kanser oranının Amerikalılar'ın düzeyine ulaştığı görülmüştür. Ayrıca, bu kişilerin çocuklarında ve torunlarında da aynı hastalıklar daha sık ortaya çıkmaktadır.
MEKSİKA DİYETİ
Meksika'nın orta bölgelerinde yaşayan insanlar da tıp dünyasının ilgisini çekmiştir. Bu toplumda yüksek tansiyon ve kalp hastalığı sorunu yoktur; üstelik dünyadaki en düşük kanser oranı da bu bölgededir. Çok yüksek fiziksel aktivite vücut hareketi) kapasitesi olan Meksikalılar'ın kalorilerinin yüzde 75-80′i karbonhidratlardan, yalnızca yüzde 10′u yağlardan gelmektedir. Günlük diyetlerinin büyük bir kısmını baklagiller, kabak, mısır ve diğer sebzeler oluşturmakta ve çok az hayvansal gıda tüketmektedirler.
Hafta sonu karbonhidrat krizi, pazartesi günü başlanan diyeti bozmaya zorlar. Ama cuma günü başlanırsa ilk 2 - 3 günde cumartesi - pazar atlatılacağı için vücut doğru beslenme programına alışır.
Bugün aynanın karşısına geçerek vücudunuzdaki yağları elinizle tutup gözünüzle süzerek düşünmenizi istiyoruz. Hayatınız boyunca giderek artan miktarda yağlanmak ve sağlıksız olarak yaşamak istiyorsanız tükettiğiniz gıda maddelerine özen göstermeden istediğiniz miktarda yiyerek ve egzersiz yapmayarak yaşamaya devam edebilirsiniz. Şişmanlık sağlık problemlerinin dışında psikolojik, ekonomik ve sosyal sıkıntıları bünyesinde barındıran bir rahatsızlıktır.
Eğer sağlıklı, mutlu, psikolojik yönden kuvvetli, sosyal yönden kendinize güvenen bir insan olmak istiyorsanız yazdıklarımı uygulamalısınız. Burada yazacağım her maddeyi uygularsanız sağlıklı ve güçlü bir vücut yapısına sahip olursunuz.
Sağlık kontrolü
• Hangi yaş ve cinsiyette olursanız olun en azından tansiyon, kan, idrar değerlerini kontrol ettirmeniz gerekecektir.
• Sağlık kontrolünden sonra psikolojik olarak kendinizi doğru beslenme ve egzersiz programına hazırlamaya çalışmalı ve vereceğiniz kararı hayatınız boyunca uygulayıp sağlıklı ve zinde vücuda sahip olacağınızı düşünmelisiniz.
• Doğru beslenmeye ve egzersize başlayacağınız cuma gününe kadar ne kadar istediğiniz tatlı, börek, pasta varsa tüketmelisiniz çünkü cuma gününden sonra bunların miktarları ve zamanları sınırlandırılacaktır.
• Neden pazartesi değil de cuma günü seçilmelidir? Çünkü pazartesi günü başlanan diyetlerle vücuttaki karbonhidrat raporları 4 - 5 gün sonra tükenmekte hafta sonları karbonhidrat krizleri insanları diyeti bozmaya zorlamaktadır. Cumartesi ve pazar günleri iş veya başka bir meşguliyeti olmayan insanlar buzdolabı ve ekmek sepetlerinin etrafında dolaşacak ve sonunda iradelerine yenilerek aşırı miktarda karbonhidrat yiyeceklerdir. Cuma günü başlanırsa ilk 4 - 5 gün geçince hafta sonu atlatılacağı için diğer hafta sonuna kadar da vücut doğru beslenme programına alışacaktır.
• Diyetler yerine düzenli beslenme programı seçilmelidir. Vücudunda yağ kitlesi fazla olan bir insana diyet programı yerine doğru beslenme programları öğretilmelidir. Çünkü şişman bir insana diyet programı verilerek istenilen kiloya inmesi sağlanır, birey istediği kiloya indikten sonra eski düzensiz beslenme programına geri dönecek ve verdiği kiloları fazlasıyla geri alacaktır. İnsanların hayatları boyunca zayıf ve sağlıklı kalmak istedikleri düşünülürse doğru beslenme programlarının diyet programlarından daha iyi sonuç vereceği unutulmamalıdır.
5 dakika yürüyüş
• Doğru beslenme ve egzersiz programlarını uygulamak için kendinize zaman ayırmalı ve sevmeye çalışmalısınız. Eğer kendinizi sevmez ve vücudunuzun sağlığı için zaman ayırmaz iseniz, işinize, ailenize gerekli olan sevgiyi ve verimi veremez duruma gelebilirsiniz.
• Doğru beslenme programı nedir? Doğru beslenme programı 3 ana 2 ara öğünden oluşan, kişinin vücut yağ, kas ve su oranına göre belirlenmiş bir beslenme programıdır. Bu programın özellikleri:
• Gideceğiniz egzersiz merkezinde ölçtürmüş olduğunuz; yağ, kas ve su oranına göre çıkarılacak programları minimum 4, maksimum 6 gün uygulamalısınız.
• Her çalışmanın başında 5 dakika yürüyüş, bisiklet çalışmalarının ısınmak amacıyla yapılması yararlı olur.
• Daha sonra kas çalışmalarına geçilmelidir. Uygulanacak kas çalışmaları; kişilerin daha önce yaptıkları egzersiz programlarına, daha önce kaç defa diyet yaptıklarına, kondisyon durumlarına ve sakatlık durumlarına göre ayarlanması gerekir.
Beslenme programı
• Kas çalışmalarında büyük kas grupları her gün çalıştırılmalı ve 6 haftada bir yağ, kas, su ölçümleri yapılarak yeni programlar hazırlanmalıdır.
• Her gün hem kas çalışmaları hem de kardiovaküsler çalışmalar yapılmalıdır.
• Kas kütlesi düşük olan insanlarda kas kütlesini geliştirecek çalışmalar yapılmalıdır. Çünkü kaslar yağları yakan fabrikalardır.
• Sadece yürüyüş, koşu, bisiklet çalışmalarıyla yağ yakımı mümkün değildir.
• Sağlığınızın her şeyden önemli olduğunu düşünerek hazırlanacak programların egzersiz uzmanları tarafından yapılması gerekmektedir.
• Şişmanlıktan kurtulmak vücut yağından kurtulmak manasına gelmelidir. Kilo vermek önemli değil yağ kitlesini istenilen orana düşürmek gerçek şişmanlığın giderilmesidir.
• Egzersiz, doğru beslenme programıyla koordine edildiği ve devamlılık arzettiği zaman sonuç verecektir.
Beslenme yanlışlarınızın şişmanlık, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, diyabet, kanser gibi 21. yüzyıl hastalıklarına yakalanma olasılığınızı artırdığını gösteren kanıtlar çoğalıyor. Sorun sadece çok yemekte veya aşırı miktarda gıda tüketmekte değildir. Yanlış besin seçimleri yapmak da önemlidir.
YANLIŞ beslenmemizin pek çok nedeni var. Bunlardan ilki yaşam temposunun müthiş hızlanması, bu hız ve telaş içinde beslenmenin ıskalanmasıdır. Hızlanmış hayat, fast-food gıdaların tüketimini körüklüyor. Aşırı kalori yüklü, vitamin, mineral, flavonoid, antioksidan ve posa fakiri fast-food besinler ve atıştırmalar sağlığımızın canına okuyor.
REKLAMA KANMAYIN
Yoğun bir reklam bombardımanı tüketiciyi yanlış besin seçimlerine yönlendirmede daha etkili hale geliyor. Reklamlarla tüketimi artan yiyecekler elma, üzüm marul, lahana, fasulye veya bakla değil!.. Doymuş ve trans yağlarla yüklü, şeker ve tuz deposu, kalori zengini, sağlığa yarardan çok zarar getiren hazır-paketlenmiş besinlerin tüketimi, reklamların etkisiyle daha da artıyor. Bu tür besinlerin renkli, parlak ve etkileyici ambalajlarda sunulması ve oldukça çekici hale getirilmesi de önemli bir etken. Özellikle atıştırmalık olarak pazarlanan gofret, çikolata , bisküvi, şekerleme ve cipslerin isimleri de paketleri de müthiş etkileyicidir.
LEZZET TUZAĞI
Yanlış besinlere yönelmenin arkasında başka faktörler de var. Bunlara lezzet unsurunu da eklemek gerekiyor. Hazır gıda üreticileri, ürünlerinde sağlıktan çok lezzet faktörüne önem veriyor. Bu ürünlerde bol bol kullanılan "yağ, şeker ve tuz" üçlüsünün oluşturduğu lezzet üçgeninin içine bir kez girdiniz mi çıkmanız oldukça güçtür. Bu besinler, yağları, tuzları ya da ihtiva ettikleri şeker miktarları yükseldikçe daha kolay satılıyor. Zararlı değilseler bile sağlığa yararlı olmadıkları kesin olan bu tür besinlerin tüketimini arttıran daha pek çok etken var: Bu ürünler doğal olanlara oranla çok daha kolay bulunabiliyor ve çok daha ucuzlar. Bir simitten bile ucuza alabileceğiniz gofretler, bisküvi ve cipsler her an her yerde kolayca bulabiliyorsunuz. Üstelik bunları okul, işyeri veya köşe başlarındaki paramatik kurgulu makinalardan kolayca temin etmeniz mümkün.
BESLENME EĞİTİMİ
Eğitim noksanlığı da önemli bir etken. Okullarımızda beslenme dersi yok. Öğrencilerimize beslenmeyle ilgili herhangi bir eğitim verilmiyor. Tıp fakültelerinde bile "beslenme-sağlık ilişkisi" yeteri kadar öğretilmiyor. Kısacası ilkokuldan üniversite sonuna kadar eğitim müfredatımız beslenme konusunu "es" geçiyor. Beslenme bilgisi ve bilinci fakiri çocuklarımız ve gençlerimiz, anne baba, nine ve dedelerimiz beslenmeyi sadece karın doyurmaktan ibaret bir süreç zannediyor.
SAĞLIK İÇİN BESİN
Lezzet odaklı beslenme eğilimi besinleri birer tatmin ya da keyif aracı haline getiriyor. Sebze ve meyvelerin, tahılların, bakliyat grubunun önemini yeteri kadar bilenimiz pek az. Besinleri sadece karın doyurmak, enerji ihtiyacımızı karşılamak ve keyif almak-lezzet tatmak için tüketiyoruz. Onların gelişmemizi, büyümemizi, kırılıp dökülen yanlarımızı tamir etmemizi sağladıklarından da, yeni hücreler, dokular üretmek, sağlığımızı koruyup güçlendirmek için kullandıklarından da (ne yazık ki) habersiziz.
BESLENMENİN ANLAMI
Eğer sağlıklı ve kaliteli bir hayat sürmek istiyorsak işe nasıl beslendiğimizi sorgulamakla başlamalıyız. Kilo fazlalığı ve şişmanlıktan, kalp hastalığı, inme şeker ve tansiyondan korunmak, kansere karşı güçlü bir koruma duvarı oluşturmak için buna mecburuz. Doğru besinlere yönelmek, onları yeterli miktarda, dengeli oranlarda ve uygun bir çeşitlilik zenginliği içinde tüketmek çok önemlidir. Sağlıkla ve huzurla yaşlanmak istiyorsak karbonhidrat, protein ve yağları tanımak ve onları uygun miktarlar ve oranlarda nasıl tüketeceğimizi bilmemiz gerekiyor. Doğru protein, karbonhidrat ve yağların neler olduğunu öğrenmemiz ihtiyacımızdan fazla enerji yüklenmememiz, antioksidan vitamin, mineral ve posa zengini gıdalara yönelmemiz bir zorunluluk haline geliyor. Beslenmek karın doyurmaktan daha fazla anlamlar taşıyan sihirli bir kelimedir. Sağlığımızı yanlış kötü veya iyi yönde etkileyen en önemli seçim yaşam tarzı seçimidir. Beslenmeyi ciddiye alın!
ÖNEMLİ BESLENME YANLIŞLARI
Kolalı, meyveli ve şekerli içecekleri fazla tüketmek
Hazır tatlı-tuzlu-yağlı atıştırmaları sık yemek
Doymuş yağların (margarin, tereyağı ve diğer hayvansal yağlar) yoğun olduğu besinlere yönelmek
Tuz ve şeker yüklü gıdalara ağırlık vermek
Fast-food ürünlere (burgerler, patates kızartması) öncelik vermek
Aşırı miktarda besin tüketmek
Tek yönlü beslenmek
Öğün atlamak
DİKKAT
Beslenirken bunları unutmayın
1- Ne zaman nerede ve ne yiyeceğinizi şansa bırakmayın. Düzgün bir yeme düzeniniz olsun.
2- Yiyeceklerinizin enerji miktarlarını dikkate alın. Aşırı kalori yüklü gıdalardan uzaklaşın.
3- Tuzlu, yağlı ve şekerli gıdalardan uzak kalın.
4- Doğal besinleri tercih edin. Hazır gıdaları seçerken etiketlerini (içeriklerini ve son kullanım tarihlerini) dikkatle inceleyin.
5- Sofradan doymadan kalkmayı alışkanlık haline getirin.
6- Aşırı gıda tüketmeyin. Fazla yemenin 21. yüzyıl hastalıklarını hazırlayan iki temel faktörden biri olduğunu (diğeri hareketsizlik ve tembelliktir) unutmayın.
7- Ana ve ara öğünleri atlamayın. Ara öğünlerde sağlıklı atıştırmalar tüketmeye özen gösterin.
8- Diyet tuzaklarına yakalanmayın. Diyette olmaktan, diyet yapıp zayıflamaktan, özel diyetlerle form tutmaktan fayda ummayın. Bugün, bu hafta veya bu ay "diyette olma"nın bir başka gün, hafta veya ayda "diyet yapmamak" anlamına geldiğini hatırlayın.
9- Yatağa girerken veya gece uyanınca bir şeyler atıştırmayı bırakın.
10- Stresli, endişeli, üzgün veya kızgınsanız yemeğe başlamayın.
Çalışan kadınların en üyük şikayetlerinden biri, şartlarının diyetlerde tarif edilen yiyecekleri hazırlamaya ve yemeye uygun olmayışı. Biz de bu diyetimizde onları düşünerek kolay bulunabilir yiyeceklere yer verdik.
1.GÜN
Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su
Sabah
1 fincan şekersiz çay
300 gr. light yoğurt
3-4 adet grissini
Öğle
1 kase sebze çorbası
4 yemek kaşığı etli sebze yemeği
300 gr. light yoğurt
1 adet meyve
Ara öğün
300 gr. light yoğurt
1 fincan şekersiz çay
Meyve (muz,çilek ve elma)
Akşam
1 kase sebze çorbası
60 gr. et (ızgara tavuk ya da kırmızı et olabilir)
300 gr. light yoğurt
Yatmadan önce
1 bardak papatya çayı
3 adet kuru mürdüm eriği (çekirdeksiz)
2.3.4.5.6. ve 7. günler
Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su
Kahvaltı
1 fincan şekersiz çay
İçine tahıl ya da yulaf ezmesi
eklenmiş 300 gr. light yoğurt
Öğle
1 kase sebze çorbası
300 gr. light yoğurt
İstediğiniz kadar meyve(karpuz,kavun,kivi)
Ara öğün
300 gr. light yoğurt
1 fincan şekersiz çay
İstediğiniz kadar meyve
( muz,çilek ve elma)
Akşam
Balık (ızgara,buğulama ya da fırında pişmiş)
Salata ( 1 kaşık zeytinyağı eklenmiş)
1 bardak meyve suyu ve 2 dilim kepekli ekmek
Özellikle 2 kilo fazlası olanlar düşünülerek hazırlanmış bu diyet, günde 1.000 kalorilik bir enerji alımına dayanıyor.Ancak iki kilodan daha fazla vermek isteyenlere bu programı tavsiye etmiyoruz, çünkü 7 günden sonrasına dayanmak zor.
7 gün boyunca izlenecek diyet listesi
Sabah
1 kayısı, 1 şeftali, 1 fincan çilek, yarım elma, yarım litre maden suyu ve arzuya göre 3-5 kaşık tatlandırıcı kullanarak bir kase meyve salatası hazırlayın. İşte hazırladığınız bu salatanın yarısı sabah kahvaltınızı oluşturacak.
Ara öğün
Meyve salatasının diğer yarısı
Öğle
2 köfte ya da 60 gr. et veya tavuk (ızgara)
1 kase yoğurt
1 inci dilim ekmek
1 kase salata ( 1 tatlı kaşığı yağla tatlandırılmış)
Ara öğün
3-4 adet kepekli kraker ya da bisküvi
Akşam
4 yemke kaşığı etli bir sebze yemeği
2 ince dilim ekmek
1 kase yoğurt
1 adet meyve
Özellikle günün belli saatlerinde yendiğinde ekmek şikinlik yapıyor, sebze kalçalarınıza hücum ediyor, et ise göğüslerinize... Sadece ne yediğinizi değil, neyi ne zaman yediğinizi de dikkate alarak uygulanan bu rejimle hem favori yemekllerinizden vazgeçmek zorunda kalmayacak hem de zayıflamyı başaracaksınız.
Günün hangi saatinde hangi besin?
Vücudunuzun tam olarak hangi devrelerde geçtiğini ve hangi besinlerin onu nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, aşağıdaki açıklamaları mutlaka okuyun!
Saat 6.00- 9.00
Vücudunuzda neler oluyor?
* Sabah erken uyanaların hizmetine ikl olarak lipazlar giriyor.En önemli hazım işlemini sağlayan emzimler olarak bilinen lipazlar, besinlerin içinde bulunan yağlara, yani lipidlere adeta saldırıyorlar. Bunlar lipazlar sayesinde bölününüyor ve kullaıma hazır tutuluyorlar.
* Hemen hemen aynı sıralarda proteolizler göreve başlıyor. Bu enzim grubu, proteinlerin parçalanmasında önemli bir yer tutuyor.
* Üçüncü önemli sabah erkeni ise insülin hormonu. Bu saatlerde özellikle çok salgılanıyor. Ve aynı şekilde bu saatlerde insülinin gün içinde ne kadar salgılanacağı da tespit ediliyor. Bunun etkisine göre ya tüm gün açlık hissi oluyor ya da yeme isteği tüm gün normal düzeyde kalıyor.
Nelere ihtiyacınız var?
Biraz yağ şart. Aynı şekilde hafif karbonhidratlar da. Bunlar art arda bünyeye sokulan ve insülin derecesini düzeyde tutan karbonhidratlar. Kepekli ekmek, biraz yağ ve peynir bunun en mükemmel kombinasyonu. bir yumurtayı da kahvaltınıza ekleyebilirsiniz. Aynı şekilde yulaf ezmesi ve menemen de tercih edilebilir.
Nelerden kaçınmalı?
Şeker (özellikle kahve ve çaydaki), reçel, bal, pasta ve buna benzer kurabiyeler. Bu yiyecekler sabah alındığında insülin salgılama dönemini ve miktarını etkiliyor.
Saat : 12.00-14.00
Vücudunuzda neler oluyor?
Protelizler sabahki yoğunlukta olmasa da halen işbaşındalar. Bunmlara diyastazlar da ekleniyor. Bu enzimlerin hepsi besinleri hazmetmenize yardımcı olarak biliniyor. Görevleri nişasta ve glikozu bölmek. Aynı zamanda protein deposu olarak da görev yapıyorlar.
Nelere ihtiyacınız var ?
Vücudunuzun acil bir şekilde albümine ihtiyacı var. Fazla olmamak kaydıyla biraz yağı da işin içine katabilirsiniz. Ancak karbonhidratları geri plana atmalısınız. En ideal kombinasyon ise bir parça et veya balığın yanında hafif bir garnitür. Örneğin tavuklu yağsız makarna, somon balığı ve pilav veya kuzu etiyle yapılmış taze fasulye olabilir.
Nelerden kaçınmalı?
Ekmek. özellikle de kalın sandviçler. Bunları aşırı şekilde aldığınız takdirde hem hazmı zorlaştırıyor, hem de metabolizmanızı uyutuyor. Tatlılar da öğle yemeği sırasında uzak durmanız gereken besinler arasında yer alıyor.
Saat 16.00
Vücudunuzda neler oluyor?
İnsülin doruk noktalarına ulaşıyor. Uygun olmayan besinler alındığında protein depoları parçalanıyor, enerji ve moral düzeyiniz aninden sıfıra düşüyor.
Nelere ihtiyacınız var ?
Bu saatlerde tüm günahlarınızı işleyebilirsiniz.Canınız dondurma mı çekiyor? Aşırıya kaçmadan rahatlıkla yiyebilirsiniz. Taze meyvelere ise sınır dahil koymuyoruz.
Saat 18.00-19.00
Vücudunuzda neler oluyor?
Hazmı kolaylaştıran belli başlı yardımcı enzimler yavaş yavaş çekiliyor. Saat 19'dan sonra ise bu enzimlerden bir şeyler beklemek pek de yerinde değil. Bu saatten sonra yenilenlerin yağ depolarına gitmeye mahkum.
Nelere ihtiyacınız var ?
Eğer çok aç değilseniz, akşamları hiçbir şey yememeniz daha yerinde olur. Siz iyisi mi kolay hazmedilir ve hafif besinleri küçük porsiyonlar halinde yemeye özen gösterin. Örneğin az yağlı balık, deniz ürünleri, sebze ve taze salata en uygun olanlar. Bunlar aynı zamanda sizi doyuracak ve gereksiz yağların depolanmasını da engellecek besinler.
Nelerden kaçınmalı?
Akşam saatlerinde özellikle yağlı kebap cinsi et yemeklerinden ve içkiden uzak durmalısınız.
Alternatifli yemek tarifleri
Gün boyunca deneyin, tadına varın, doyun ve zayıflayın. Alternatifli tariflerimiz size bir iki gün boyunca yetebilir.
Daha sonrası için ise yukarıda verdiğimiz bilgilerden ve tariflerimizden yola çıkarak siz de kendinize benzer özellikte ve benzer besin değerinde yiyecekler hazırlayabilirsiniz.
Kahvaltı
Salamlı peynirli tost
İki dilim kepek ekmeğini hafif kızartın. bir dilimine çok ince bir tabaka margarin sürün. ve üzerlerine birer dilim yağsız salam koyun. Dilimleri kapatın ve peynir rendeleyin. Ardından bir dakikalığına fırında ısıtın. Lezzetli ve hızlı!
Susamlı peynirli ekmek
İkinci kahvaltı seçeneği olarak susamlı peynirli ekmeği deneyebilirsiniz. Bunun için 70 gr. susamlı ekmeğin üstüne 10 gr. yağ ve 10 gr. peynir sürün. Kahvaltınız hazır.
Öğle
Naneli tavuk
250 gram tavuk etini 15 dk. boyunca sık sık çevirerek ızgara yapın. Bir tencerenini içine 1 çay kaşığı yağı eritin. Ardından içine on tane nane yaprağını atın ve hafif kahverengi olana kadar karıştırın. Bu karışımı ızgara yaptığınız tavuğun üstüne sürün. Afiyet olsun!
Sebzeli tonbalığı
Diğer alternatifimiz de sebzeli ton balığı. 50 gram kırmızı biberi dörtgen şeklinde doğrayın ve bir yemek kaşığı zeytinyağıyla kızartın. Ardından 3 tane dörde bölünmüş domatesi ekleyin ve istediğiniz şekilde baharat koyun. 200 grm tonbalığını da karışıma ekledikten sonra 10 dk. düşük ateşte pişirin. Garnitür olarak yanına haşlanmuş patates koyabilirsiniz.
İkindi
Armutlu, çikolatalı muz
Bir armudu dilimleyin ve bir kasenin dibine sıralayın. Üstüne bir yemek kaşığı pudraşekeri ve rendelenmiş 30 gr. çikolata serpin. İki bıçak ucu tarçın da eklersiniz ve 5 dk. fırına atarsınız tatlınız tam kıvamında olur.
Karamelli elma tatlısı
ikinci lezzetli tatlı önerimiz karamelli elma tatlısı. bunun hazırlamak için 250 gr elmayı dilimleyin, rendelenmiş limon kabuğu ve bir portakalın suyuyla beraber bir tencereye koyun. 50 gram pudraşekeri, biraz tarçın ve 5 cl. su ekleyin. Elmalar şeffaf bir renk alana kadar pişirin.
Akşam
Tavada mantar
Bir tavanın içinde 10 gr. margarini ve bir yemek kaşığı zeytinyağını eritin. 100 gram mantarı ekleyin, tuzlayın ve iyice pişirin. Üstüne biraz dereotu serperek servis yapın.
Enginar
ikinci seçeneğimiz de lezzetli bir sebze olan enginar. bir enginarın yapraklarını yapraklarının ayıkladıktan sonra iyice temizleyin ve dilimler halinde kesin. Bir çay kaşığı margarini tencerenin içinde erittikten sonra enginar dilimlerini içine atın, tuzlayın ve yarım limon suyu ekleyin. Bir çay kaşığı pudraşekerini de üstüne serpin. Tencerenin kapağını kapatın ve yedi dakika kadar pişirin. Ardından kapağın açın ve süzün.
1 yumurta sarısı, 1 çay bardağı demlenmiş çay, 1 çorba kaşığı badem yağı ve 2 damla limon suyunu bir kapta karıştırın. Saç diplerinize sürüp masaj yaparak iyice yedirin. 10-15 dakika bekleyip şampuanla yıkayın.
Saçların Parlak Görünmesi
1 yumurta sarısı ile 2 çorba kaşığı zeytinyağını karıştırın.Saç diplerine sürüp masaj yapın ve 10 dakika bekleyin. Bu uygulamayı tüm saçınıza aynı anda da yapabilirsiniz. Tüm saça uyguladığınızda başınıza bone geçirerek bekleyin. Sampuanla yıkayıp durulayın. Saçlarınızın parlak ve sağlıklı bir görünüm kazandığını göreceksiniz.
Yıpranmış Saçlar İçin
Bir adet muz
Birkaç damla badem yağı
Yapılışı:
Muzu badem yağıyla karıştırın ve saçlarınıza masaj yaparak uygulayın. 15 dk kadar saçınızda bıraktıktan sonra, maden suyuyla durulayın. Ardından şampuanlayıp saçkremi sürün.
Saçımıza her mevsim özen göstermek gerek. Ancak yazın güneş, kum, denizden zaten yıpranarak çıkan saçlarımız kış aylarında da isli ve ağır havadan etkileniyor. Bu yüzden canlılığını yitiren saçlarımız için kış aylarında daha farklı bir bakım uygulamamız gerekiyor. İşte kış aylarında daha canlı saçlara sahip olmak için bazı ipuçları:
* Piyasada pek çok farklı markanın bakım ürününü bulabilirsiniz. Onarıcı bakım kremi, şampuan ve kürler saçlarınızın temel yapısını güçlendirmeye yardımcı olur. Saçlarınızı şampuan ve ılık suyla yıkayıp duruladıktan sonra henüz nemli olan saçlarınıza bakım kremini uygulayın. İşlemin saçınıza nüfuz etmesi için birkaç dakika beklerken saçınız yumuşak bir havluya sarılı olsun. Eğer konsantre kür veya ampul kullanıyorsanız, kutu üzerinde belirtilen dozun dışına çıkmayın. İşlemi saçınıza uygularken saç derinize parmak uçlarınızla uzun uzun masaj yapın. Böylece yaptığınız bakım saçınıza daha iyi etki eder.
* Evde hazırlayacağınız bu maskeyle de saçlarınızı canlandırabilirsiniz. 1 yumurta, 1-2 kaşık zeytinyağı, bir kaç damla limonu kırdığınız 1 tane bepanthen ampülle karıştırın. Bu karışımı saçlarınıza iyice yedirerek uygulayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra ılık suyla iyice yıkayın. Bu maskeyi ayda bir kere uygulamanız yeterli.
* Kışın daha çok saç kurutma makinası kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu da saçlarımızda kuruluğa yol açabilir. Saçınızın nemini kaybetmişse, saç uçlarınıza ayrı önem vermelisiniz. Düzenli olarak saçlarınızı ucundan kestirmek ve saç maskesi uygularken özellikle uç kısımlara yedirmeye çalışmak önemlidir. Maskenin etkisini arttırmak için saçınızda maskeyi bekletirken bone giymeli ve bekleme süresini kalorifer yanı gibi evinizin sıcak bir köşesinde geçirmelisiniz.
* Kışın saçlarınız daha mat bir görüntüye sahip olacaktır. Bu nedenle saçlarınızı boyatıyorsanız renk seçiminizde bunu göz önünde bulundurmalısınız. Ayrıca kuaförünüze giderken besleyici ve bitkisel özlü bir saç boyası götürmeye dikkat edin.
* Şapka ve bere takıyorsanız saçınızın nemli ya da ıslak olmamasına özen göstermelisiniz. Ayrıca şapkanız başınıza uygun ölçüde olmalı, kesinlikle başınızı sıkmamalı ve saçlarınızı ezmemeli.
Bakım Maskesi - Yüz Beyazlatıcı - Cilt Bakım Maskesi
Gerekli Malzemeler :
2 yemek kaşığı taze fasulye unu
1 yumurta akı
2 damla lavanta yağı
Hazırlanışı ve Kullanım Şekli :
Tüm Malzemeleri karıştırarak, macun kıvamına getirin. Göz çevresi ve dudaklardan kaçınarak sürün. 15-20 dk bekledikten sonra ılık su ile durulayarak çıkarın. Nemlendiricinizi sürün. Bu maske cildi ölü hücrelerden arındırır, siyah noktaları, akneleri ve yağ bezelerini iyileştirir, gözenekleri açar ve sıkılaştırır. Ayrıca cildin rengini açar.
Cilt Beyazlatıcı Maske 2
Bu maske çok pratik ve çok ekonomik.
Gerekli Malzemeler :
1/2 domates
Un
Hazırlanışı ve Kullanım Şekli :
Domatesi yıkayın ve kabuğunu soyun. Blendırda suyunu çıkardıktan sonra süzgeçten geçirin ve yeteri kadar unla macun haline getirin. Maskeyi göz çevresinden ve dudaklardan uzak tutarak yüzünüze uygulayın. 5 dk sonra ılık su ile durulayarak çıkarın. Bu işlemi haftada üç kez uygulayın. Bu maske cildinizi nemlendirir, rengini açar, gözenekleri temizler, çil ve yara izlerini hafifletir.
Maskeler, cildi güçlendiren klasik güzelleştiricilerdir. Kozmetik ürünlerinin hem pahalı olması, hem de bazı ciltlerde alerjiye yol açması, son yıllarda doğal ürünlere olan talebi artırıyor.
* Normal ve kuru cilt için elma maskesi: Kabuğu soyulan bir elma, ince ince rendelenir ve 1 yemek kaşığı dolusu krema ile iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 10 dakika etkilemeye bırakıldıktan sonra ılık su ile durulanır.
* Yağlı cilt için çökelek maskesi: 4 yemek kaşığı dolusu çökelek, 10 ml adaçayı, destile suyu, 10 ml gülsuyu, 1 kahve fincanı ılık süt mikserde iyice karıştırılır. Yüze ve boyuna uygulanarak 30 dakika etkilemeye bırakılır.
* Yağlı cilt için zencefil kompresi: 1 bardak zeytinyağı hafifçe ısıtılır, 1 yemek kaşığı dolusu öğütülmüş zencefil yağa iyice karıştırılır ve 1-2 saat bekletilir. Bu karışımın emdirildiği bez parçaları yüze uygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.
* Kuru cilt için buğday kırması maskesi: 100 gr kırılmış buğday, krem haline gelebilecek ölçüde zeytinyağı ile mikserde karıştırılır. Yüzde 15 dakika etkilemeye bırakılır.
* Olgun cilt için havuç maskesi: 1 yumurta sarısı, yarım tatlı kaşığı zeytinyağı ve bir tatlı kaşığı dolusu havuç suyu iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye sürülerek, 20-30 dakika etkilemeye bırakılır.
* Yağlı cilt için salatalık maskesi: Soyulmuş salatalıktan kesilen 5 kalın dilim mikserde püre haline getirilir, 2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 2 tatlı kaşığı susam yağı, 1 yumurta sarısı iyice çırpılır ve hepsi mikserde iyice karıştırılır. Yüze ve boyuna uygulanarak, 45 dakika etkilemeye bırakılır.
* Kuru cilt için avakado maskesi: Olgun bir avokado meyvesi kabuksuz olarak çatalla ezilir ve yarım tatlı kaşığı bal, bir tatlı kaşığı elma sirkesi ile iyice karıştırılır. Bu karışım daha sonra bir yumurta sarısı ile karıştırılır ve içine 3 yemek kaşığı dolusu zeytinyağı eklenir. Cilde 20-30 dakika uygulanması yeterli olur.
* Olgun cilt için yeşil çay maskesi: Bir bardak su kaynatılır ve 5 dakika bekletilir. 1 yemek kaşığı dolusu yeşil çay eklenerek, 5 dakika demlendirilir, süzülür ve soğumaya bırakılır. Bu arada, 3 yemek kaşığı bademyağı ve 1 yemek kaşığı dolusu çiçek balı iyice karıştırılır. Yeşil çay bu karışıma yavaş yavaş eklenirken karıştırmaya devam edilir. Maske, yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.
Doğal maskeler
Maskeler, cildi güçlendiren klasik güzelleştiricilerdir. Kozmetik ürünlerinin hem pahalı olması, hem de bazı ciltlerde alerjiye yol açması, son yıllarda doğal ürünlere olan talebi artırıyor. Canlı ve sağlıklı bir cilde sahip olmak için, maskenizi evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz. İşte doğal ürünlerden hazırlayabileceğiniz birkaç pratik besleyici maske formülü:
* Normal ve kuru cilt için elma maskesi: Kabuğu soyulan bir elma, ince ince rendelenir ve 1 yemek kaşığı dolusu krema ile iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 10 dakika etkilemeye bırakıldıktan sonra ılık su ile durulanır.
* Yağlı cilt için çökelek maskesi: 4 yemek kaşığı dolusu çökelek, 10 ml adaçayı, destile suyu, 10 ml gülsuyu, 1 kahve fincanı ılık süt mikserde iyice karıştırılır. Yüze ve boyuna uygulanarak 30 dakika etkilemeye bırakılır.
* Yağlı cilt için zencefil kompresi: 1 bardak zeytinyağı hafifçe ısıtılır, 1 yemek kaşığı dolusu öğütülmüş zencefil yağa iyice karıştırılır ve 1-2 saat bekletilir. Bu karışımın emdirildiği bez parçaları yüze uygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.
* Kuru cilt için buğday kırması maskesi: 100 gr kırılmış buğday, krem haline gelebilecek ölçüde zeytinyağı ile mikserde karıştırılır. Yüzde 15 dakika etkilemeye bırakılır.
* Olgun cilt için havuç maskesi: 1 yumurta sarısı, yarım tatlı kaşığı zeytinyağı ve bir tatlı kaşığı dolusu havuç suyu iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye sürülerek, 20-30 dakika etkilemeye bırakılır.
* Yağlı cilt için salatalık maskesi: Soyulmuş salatalıktan kesilen 5 kalın dilim mikserde püre haline getirilir, 2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 2 tatlı kaşığı susam yağı, 1 yumurta sarısı iyice çırpılır ve hepsi mikserde iyice karıştırılır. Yüze ve boyuna uygulanarak, 45 dakika etkilemeye bırakılır.
* Kuru cilt için avakado maskesi: Olgun bir avokado meyvesi kabuksuz olarak çatalla ezilir ve yarım tatlı kaşığı bal, bir tatlı kaşığı elma sirkesi ile iyice karıştırılır. Bu karışım daha sonra bir yumurta sarısı ile karıştırılır ve içine 3 yemek kaşığı dolusu zeytinyağı eklenir. Cilde 20-30 dakika uygulanması yeterli olur.
* Olgun cilt için yeşil çay maskesi: Bir bardak su kaynatılır ve 5 dakika bekletilir. 1 yemek kaşığı dolusu yeşil çay eklenerek, 5 dakika demlendirilir, süzülür ve soğumaya bırakılır. Bu arada, 3 yemek kaşığı bademyağı ve 1 yemek kaşığı dolusu çiçek balı iyice karıştırılır. Yeşil çay bu karışıma yavaş yavaş eklenirken karıştırmaya devam edilir. Maske, yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.